31 Mayıs 2016 Salı

Dua saati:65. Ey Rabbimiz ve ey yegâne İlahımız!Zihinlerin idrakinden âciz olduğu yücelerden yüce Zâtın, ulvî sıfatların, birbirinden güzel isimlerin hakkı için ve Efen-dimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sel-lem) hürmetine sinelerimizi tertemiz hâle getirerek pürnur eyle.. her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağı olan muhabbetine mazhar kıl ve ‘mustafeyne’l-ahyar’ diye tavsif buyurduğun seçkinlerden seçkin kulları-nın evsafıyla bizleri de donat.. her zaman ve her yerde işiten kulağımız, gören gözümüz, hisseden kalbimiz ol ve nezdin-deki ilm-i ledünden bizleri de hissedar eyle!Ey merhameti hayallerimizin sınırlarını aşkın Merhametli-ler Merhametlisi! Biz nâçar ve kimsesiz kullarına da şefkatle muamelede bulun!
Zikir zamanı:cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı: kalplerin keşfi, gazali
..
 Söylendigine göre Pers hükümdarlarindan biri oglunu okutup yetistirmek üzere bir muallim tutar. Sahzade terbiye ve fazilet yönünden beklenen amaca ulasinca muallim bir gün onu karsisina alir. Kabahatsiz, sebepsiz yere aci bir sekilde döver. Sahzade muallime karsi kin baglar.

Babasi ötüp tahta kendisi geçince muallimi huzuruna çagirarak ona; «Falan gün beni kabahatsiz ve sebepsiz yere agir bir sekilde dövmenin sebebi ne idi?» diye sorcr.

Muallim ona su cevabi verir, «Ey Pâdisâh, bilmis ol ki fazilet ve terbiye yönünden arzulanan seviyeye ulasinca babandan sonra tahta çikacagini anlamistim. Bu yüzden hic kimseye zülmetmeyesin diye sana dayagin ve zulmün acisini tattirmak istedim.»

Bunun üzerine Padisah ona: Allah (C.C) hayrini versin demis, sonra kendisine bahsis verilmesini emrederek birakmistir.
Günün hadisi: Ebü Katâde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah'la beraber bir gece boyu yürüdük. Cemaatten bazıları:

"Ey Allah'ın Resülü! Bize mola verseniz!" diye talepte bulundular. Efendimiz:

"Namaz vaktine uyuya kalmanızdan korkuyorum" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Bilâl: "Ben sizi uyandırırım!" dedi. Böylece Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilâl de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyuyakaldı.

Güneşin doğmasıyla Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) uyandı ve:

"Ey BiIâI! Sözün ne oldu?" diye seslendi ve Hz. Bilâl: "Üzerime böyle bir uyku hiç çökmedi" diyerek cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm:

"AIIah Teâlâ Hazretleri, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey BiIâI! Halka namaz için ezan oku" buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, kafileye cemaatle namaz kıldırdı."
Bakara süresi: 15. (Bil‘akis) Allah onlarla alay eder ve onlara mühlet verir (de), azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

16. İşte onlar, hidâyete karşılık dalâleti satın alanlardır. Fakat ticâretleri (onlara) kâr getirmemiştir. (Onlar, o zarardan kurtulmak için) doğru yolu bulmuş kimseler de değillerdir.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Dua saati: 62. Yüce Allahım! Sen Zatıyla kâim olup başkasına muh-taç olmayan yegâne varlıksın ve Senden başka her şey Se-nin kayyumiyetine (ayakta tutmana) muhtaçtır. Yine Sen sıfât-ı sübhaniyen (mukaddes ve münezzeh sıfatların) ile her şeyi kuşatansın ve bütün kevn ü âlem Senin bu ihata dairen içinde bulunmaktadır. Esma-i hüsnası (güzellerden güzel isimleri) ile kainat üzerinde tecellilerde bulunan ve bü-tün eşya, tecellilerinin değişik karelerinden ibaret olan Zat-ı Ecell-i A’lâ da Sensin.Rabbimiz! Bizi nezdinden göndereceğin bir ruh ve Senin muhabbetine ulaştıracak bir marifetle te’yîd buyur.. kalbi-mizde dolaylı ya da doğrudan Senin rızana ulaştırmayan/ulaştırmayacak olan sevgiler varsa onları da sil süpür.. tat-mak, görmek gibi havâss-ı zâhiremizi, hayal, hafıza gibi havâss-ı bâtınamızı ve kalbe bağlı duygularımızı, Senin em-rine muhalefetten muhafaza eyle!Rabbimiz! Bütün bunları dilenirken yine Senin gazabın-dan rızana sığınıyor, cezalandırmandan rahmaniyet ve rahîmiyetine iltica ediyoruz; ne olur, göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa bizi nefislerimizle başbaşa bırakma!
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
 Namazlarinin suurunda olmayan namaz kilicilarin vay haline!» (Maun - 4-5)


Görülüyor ki, Ulu Allah (C.C), mü'minlerden; «Namazi dosdogru kilanlar» diye bahsederken münafiklardan sadece «namaz kilanlar» diye bahsetmektedir.
Bunun sebebi, namazi kilanlar çok olmakla birlikte «namazi dosdogru» kilanlarin az oldugunu belirtmektir.

Siradan gaafiller isledikleri amelleri, gelenege uymak için isler ve ibadetleri Allah (C.C)'a takdim edilecegi gün «Kabûl edilir mi, edilmez mi?» diye düsünmezler.



Rivayete göre, nirekim Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:


Içinizden öyleleri vardir ki, kildiklari namazlarin sadece üçte biri, veya dörtte biri veyahut beste biri yahud da altida biri... (Peygamber (S.A.S.)'imiz onda bire kadar çikmistir) yazilir.»




Peygamber (S.A.S.)'imiz bu hadisi ile namazlarin ancak suurlu olarak kilinanlarinin yazilacagini açiklamak istemistir.
Günün hadisi:Abdullah İbnu Fudâle, babası (Fudâle'den) naklen anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselam)'ın bana öğrettikleri arasında: "Beş vakit namaza devam edin!" emri de vardı. Ben: "Bu beş vakit, benim meşguliyetlerimin bulunduğu anlardır. Bana (bunların yerine geçecek) cami (kapsamlı) bir şey emret, öyle ki onu yaptım mı, benden beş vakit namaz borcunun yerine geçsin!" dedim. Bunun üzerine: "Öyleyse Asreyn'e devam et!" buyurdu. Bu kelime bizim dilimizde yoktu. Bu sebeple: "Asreyn nedir?" diye sordum. "Güneş doğmazdan önceki namazla güneş batmazdan önceki namaz" buyurdu."
Bakara süresi:13. Onlara: “İnsanların (mü’minlerin) îmân ettiği gibi îmân edin!” denildiği zaman ise: “Biz, sefihlerin (beyinsizlerin) îmân ettiği gibi mi inanıyoruz?”(4) derler. Dikkat edin! Muhakkak ki sefih olanlar ancak onlardır, fakat bilmiyorlar.
 (4) “Nifaklarının (iki yüzlülüklerinin) îcâbıyla bu sözlerinde de münâfıklık yapıyorlar.Zîrâ bu sözlerinin zâhirinden (dışından): ‘Biz dîvâneler değiliz, nasıl sefihler (akılsızlar) gibi olacağız?’ diye bir ma‘nâ çıkar. Bâtınından (iç yüzünden) ise: ‘Nasıl ekserîsi fukarâ ve nazarımızda sefih olan mü’minler gibi olacağız?’ diye diğer bir ma‘nâ çıkıyor.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 91)


14. Ve îmân edenlerle karşılaştıklarızaman: “(Biz de) îmân ettik!” derler. Şeytanlarıyla (reisleriyle) baş başa kaldıkları zaman ise: “Gerçekten biz sizinle berâberiz; biz (onlarla) ancak alay edicileriz!” derler.

29 Mayıs 2016 Pazar

Dua saati:59. Rabbimiz! Günahlarımızdan ve hatalarımızdan dolayı bize azap etme! Senin azabına uğrayarak helak olma endi-şesinden dolayı tir tir titriyoruz; bahtına düştük, ne olur, bizi azabından koru ve bize dünyada ve âhirette afv ü âfiyet ver. Ey yüceler yücesi Allahımız! Senin kapından başka sı-ğınacak yerleri olmayan biz muhtaç kullarını içine yuvar-landığımız bir takım yakışıksız amellerden dolayı muâhaze etme.. dönüp dolaşıp Sana gönül bağlamış kullarına musal-lat olmak isteyen vatan, millet, insanlık ve din düşmanlarına fırsat verme.. bizi hem Senin hem de yüce habibin Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât)’ın asla dokunulamayan ve zarar verilemeyen himayene dâhil eyle ve yürüdüğümüz yolumuzu her biri birer takva âbidesi hâline gelmiş müttakî önderlerin yollarıyla birleştir.Ey ihsanda bulunup kullarını mevhibeleriyle donatmak-la hazinelerinden hiçbir şey eksik olmayan yüce Rabbimiz! Bizi de günahların zarar veremeyeceği sağlamlıkta bir sada-kat, yüzünü sadece Sana çevirmekle huzur bulan bir kalb ve yalnızca Cemal-i bâ-kemaline ulaşmak
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Hasan-ül Basrî buyurdu. «Mü'min nefsine hâkim olub onu Allâh adina hesaba çeken kimsedir. Dünyada nefsini hesaba çekenlerin hesablasmasi kolay geçer. Nefs muhâsebesi yapmadan hayat geçirenlerin. Kiyamet Günü hesaplasmasi çetin olur»

Arkasindcn sözlerine devam eden Hasan-ül Basrî nefsi muhasebesini söyle açikliyor.

«Mü'min ansizin, nefsinin hosuna giden bir davranisla karsi karsiya gelince içinden «Vallahi sen benim hosuma gidiyorsun, sana ihtiyacim da var, fakat seninle aramda engel var» iste bu emelden önce hesâb germektir.

Sonra sözüne söyle devam etmistir: Bazen bir seyde ifrata varir da içinden «Bu davranisi niye isledim? Yemin ederim ki, buna karsi geçerli bir mazeretim yok. Allah'in izni ile bu davranisi bir daha yapmamaya yemin ediyorum» diyerek yanlis hareketi karsisinda pismanlik belirtir.
Günün hadisi:  Âsım İbnu Süfyan es-Sakafi (radıyallâhu anh)'nin anlattığına göre, bunlar Selâsil gazvesine gitmişler. Fakat fiilen gazveye iştirak edememişlerdi. Bunun üzerine kendilerini Allah yoluna verdiler. Sonra Hz. Muâviye (radıyallâhu anh)'nin yanına döndüler. Hz. Muâviye'nin yanında Ebü Eyyüb el-Ensârî ve Ukbe İbnu Âmir vardı. Âsım:

"Ey Ebü Eyyüb! dedi. Bu sene gazveyi kaçırdık. Bize, (bunun telafisi için bir çare) haber verildi. Buna göre, kim dört mescitte namaz kılarsa, günahları affedilirmiş."

Ebü Eyyüb:

"Ey kardeşimin oğlu! dedi. Ben sana bundan daha kolayını haber vereyim. Ben Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu sözünü işittim: "kim emredildiği şekilde (mükemmel olarak) abdestini alır, emredildiği şekilde namazını kılarsa, önceden yapmış olduğu (kusurlu) ameli sebebiyle affolunur. " Ey Ukbe! (Resülullah'ın tebşiri) böyleydi değil mi?"

Ukbe: "Evet!" dedi."
Bakara süresi: 8. İnsanlardan öyleleri de vardır ki, kendileri inanan kimseler olmadıkları hâlde: “Allah’a ve âhiret gününe îmân ettik” derler.

9. Allah’ı ve îmân edenleri aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki sâdece kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.

10. Kalblerinde bir hastalık (nifak) vardır, Allah da hastalıklarını artırmıştır. Ve (îmanları hakkında) yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için (pek) elemli bir azab vardır.(3)

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Dua saati:57. Ey bilinmesi gerektiği ölçüde bilmekten fersah fersah uzak bulunduğumuz yüce Rabbimiz! Bizi marifet denizinin derinliklerine daldır; daldır ki, kalblerimiz saffet bulsun, yo-lumuzun sonu da vuslat olsun! Bizi nurunla rızıklandır.. şek ve şüphenin karanlık vadilerinden uzaklaştır.. zahirimizi ve batınımızı ilahî inayetinle te’yîd buyur ve bizi cismaniyetinin altında kalıp da ezilenlerin elîm akıbetine maruz bırakma!Ey kullarının dualarına her zaman mukabelede bulunan yüceler yücesi Rab! Bizim dualarımızı da kabul et.. bizi dün-yada da, ukbada da kaybedenlerden eyleme.. her türlü bela ve musibetlerden sıyanet buyur ve umduklarımızın ötesinde sürpriz lütuflarınla sevindir!
Zikir zamanı:cevsen  71-75 okundu.
Günün kitabı: kalplerin keşfi, gazali
..
Abdullah Ibni Ömer bir gün Haccâc'in aleyhinde konusan birini duydu ve adama «Acaba Haccâc burada olup sözünü duyabilse onun hakkinda böyle konusur muydun?» diye sordu, adam «Hayir» diye cevap verdi. Bunun üzerine Abdullah da dedi ki, «Biz bu hareketi Peygamber'imizin sagliginda münafiklik sayardik. Peygamberimiz Dünyada iki çesit dil kullanan Allah Kiyamet Günü de iki dilli yapar» buyuruyor. Yine Peygamberimiz «Insanlarin en kötüleri, berikine bu yüzü ile ve ötekine öbür yüzü ile giden iki yüzlülerdir» buyuruyor

Hasan-ül Basri'ye «Bazilari bizim münafikliktan endisemiz yok diyorlar, ne dersin» diye sorarlar. Hasan onlara su cevabi verir. «Vallahi münafiklikla hiç bir ilgin olmadigini bilmen, benim için yeryüzünün altin ile dolup tasmasindan daha sevimlidir» der.

Yine Hasan-ül Bas-rî : «Dilin kalple, için disla ve girisin çikisla uyusmamasi münafiklik alâmetlerindendir.» demistir.

Adamin biri Huzeyfe'ye «Ben münafik olmaktan korkuyorum» der. Huzeyfe de ona su karsiligi verir; «Sen münafik olsan, münafikliktan korkmazdin. Çünkü münâfik, nifaktan emin olur.»

Ibni Ebu Müleyke der ki; «Peygamber'imizin yüz otuz (bir rivayete göre yüz elli) sahebi ile karsilastim, hepsi de münafikliktan korkuyorlardi.»

Rivayete göre bir gün Peygamber'imiz bir gurup sahâbi ile birlikte oturuyordu. Birinin sözü geçti ve onu cok övdüler. Bu arada sözü edilen edam çikageldi. Yeni abdest almisti, abdest suyunun damlalari yüzünden akiyordu, nalinlari da elindeydi, alninda secde izi vardi.

Sahabiler «Sana sözünü ettigimiz adam iste, ya Rasûlallah» dediler. Peygamber'imiz «Ben onun yüzünde seytan lekesi görüyorum.» buyurdu.

Adam geldi, selâm vererek sahâbilerin yanina oturdu. Peygamber'imiz ona dedi ki, «Allah için senden istiyorum, dogru söyle. Buraya gelirken içinden (Bunlarin arasinda benden iyisi yok) diye geçirdin mi?» Adam «evet» diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber'imiz (S.A.S.) duâ ederken söyle buyurdu:

«—Allâh'tm, bildigim ve bilmediklerim için senin afvini dilerim.»

Sahabiler O'na «Korkuyor musun, yâ Rasûlallah» diye sordular. Peygamber'imiz onlara su cevabi verdi. «Emin olmam için ne sebep var ki. kalbler Allah'in iki parmagi arasidadir, onlari diledigi tarafa çevirir.»
Günün hadisi: İmam Mâlik (radıyallâhu anh)'e ulaştığına göre, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "İstikamet üzere olun. (Bunun sevabını) siz sayamazsınız. Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır. (Zâhirî ue bâtînî temizliği koruyarak) abdestli olmaya ancak mü'min riayet eder."
Bakara süresi: 6. Şübhesiz ki inkâr edenler yok mu, onları korkutsan da korkutmasan da kendileri için birdir; îmân etmezler.(1)

7. Allah, onların kalblerine ve kulaklarına (küfürlerindeki inadları yüzünden) mühür vurmuştur.(2) Gözlerinin üzerinde ise bir perde bulunur. Ve onlar için (pek) büyük bir azab vardır.

27 Mayıs 2016 Cuma

Dua saati:55. Ey merhameti sonsuz Rabbimiz! Bizim ve cihanın dört bir bucağındaki bütün kullarının sinelerini imana ve İslâm’a açmanı; hakikat ile aramıza giren bütün perdeleri de kaldırmanı diliyoruz. Rabbimiz! Şayet, Senin bu masum kullarına düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların hakkı, hakikati tanıyıp hi-dayete ermelerini murad buyuruyorsan, onları en kısa za-manda sırat-ı müstakîme ulaştır; kalblerini iman ve İslâm istikametinde yumuşat ve hem bizi hem de onları razı ve hoşnut olduğun amelleri işlemeye muvaffak eyle!Ey kudreti sonsuz ulu Rabbimiz! Yüce dinini bugün de bir kere daha yücelt.. müslümanları nusretinle te’yîd buyur.. bizim ve inanan kardeşlerimizin mağlubiyeti için gayret gös-terenleri, bu menfur isteklerinde fiyaskoya uğrat.. boyun-larındaki tasmayı, ayaklarındaki prangayı kulluklarının en büyük alâmeti sayan bu âciz ve fakir kullarını, kardeşlerimizi ve arkadaşlarımızı da azîz kıl ve tutup kaldır!
Zikir zamanı: cevsen  71-75 okundu.
Günün kitabı:
Kalplerin keşfi, gazali

"Hz. Nuh (A.S) ölmek üzere iken iki oglunu yanina çagirarak onlara su nasihatte bulunur, «size iki seyi emreder ve iki seyden sakinmanizi isterim. Allah (C.C)'a ortak kosmaktan ve büyüklük taslamaktan uzak durunuz. Emrettigim sey'ere gelince birincisi "Lâ ilâhe illallah'"i dilinizden düsürmeyin. Cünki göklerde ve yerde olen her sey terazinin bir kefesine; "Lâ ilâhe illallah'" cümlesi de öbür kefesine konsa ikincisi agir basar.
Günün hadisi:Hz. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam mescidde yitiğini ilan etti ve: "Kim kızıl deveyi gördü?" dedi. Bunu işiten Aleyhissalâtu vesselâm: "Bulamaz ol! Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir, (gayesinden başka maksadla kullanılamaz)!" buyurdular."
Bakara süresi:2. İşte bu, o Kitab’dır ki, onda şübhe yoktur. Takvâ sâhibleri için bir hidâyettir.

3. Onlar ki, gayba inanırlar, namazı hakkıyla edâ ederler(2) ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler.


4. Yine onlar ki, sana indirilene (Kur’ân’a) ve senden önce indirilenlere (diğerkitablara) inanırlar. Onlar, âhirete de kat‘î olarak îmân ederler.(3)


5. İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler, kurtuluşa erenler de işte ancak onlardır.(4)

26 Mayıs 2016 Perşembe

Dua saati:54. Ya Rab! Sen lütufta bulunanların en güzelisin; bizi de umduklarımıza nâil eylemeni istirham ediyoruz. Başla-rımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdırdığın nimetlerden dolayı evvel-âhir bütün hamd ü senalar Sana, bizim gibi liyakatsiz gönülleri iman ve İslâm’la şerefyâb kıldığın için bütün minnet ve şükran hislerimiz yine Sanadır; bizi iman ve İslâm’la şereflendirdiğin gibi ihsanla ve daha ötesiyle de donatmanı diliyoruz. Ey kudreti sonsuz olduğu gibi rahmeti de sonsuz olan bi-ricik Rabbimiz! Biz âciz bendelerini, ihsanda bulunduğun lütufları geri almak suretiyle ikaba maruz bırakma.. bizi de o nimetlere karşı kör ve nankör durumuna düşmekten sıyanet buyur.. bize hoşnutluğunun mahrumiyetini yaşatma! Ya Rab! Ulu dergâhının önüne geldik; Sana hatalarından dolayı uzak düşüp de hatasını anladıktan sonra içi neda-metle köpüren bir ihtiyaç sahibinin lisanıyla sesleniyoruz. Dileklerimizi de sevenlerin sevdiklerinden istemesi türün-den sayacağını ümid ederiz. Yaptığımız duaları, artık bütün bütün çaresiz kalmış muzdarr bir kulunun duası gibi kabul buyur ve nezd-i uluhiyetine yakınlık gibi payeler üstü bir payeyle taltif ettiğin kullarının gözlerindeki hicabı kaldırdı-ğın gibi, Hak ve hakikatle bizim aramıza girmiş perdeleri de kaldır!
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Ulu Allah mü'minlere tecelli ederek «Benden ne isterseniz dileyin» diyecek, mü'minler de «Senin rizâni» diyecekler."

Mü'minlerin Ulu Allah (C.C)'i müsahede ettikten sonra, O'nun Rizâsini dilemeleri, Allah'in rizasi en üstün gaye oldugu içindir.

Kulun Allâh (C.C)'dan hosnutlugu konusunu daha sonra ele alacagiz. Allâh (C.C)'in kuldan razi olmasi ise, diger bir mânâdadir ki. Allâh (C.C)'in kulu sevmesi konusunda söylediklerimize yakindir. Bunun iç yüzünü açiklamak caiz degildir. Çünki kullarin idrâki O'nu kavrayamaz. Bunun hakkindan gelebilenler kendi idrakleri ile yetinsinler.

Sözün kisasi, Allâh (C.C)'i müsahede etmekten üstün bir derece yoktur. Mü'minlerin Allâh (C.C)'in rizâsini dilemeleri, O'nun cemâlini devam üzere müsahedeye sebep oldugu içindir. Onlar Allâh (C.C)'i müsahede etme nimetine erince O'nu ana ülkü ve en uzak arzu olarak degerlendirmisler ve ne diledikleri sorulunca sadece bu durumunun devamini dilemislerdir. Allâh (C.C)'in rizâsinin perdelerin kalkisina sebep teskil edecegini bilmislerdir.

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

"Orada onlar (cennetlikler) ne dilerse vardir. Bizim katimizda daha fazlasi da vardir."

(Kaf - 35)

Bir tefsir âlimine göre «daha fazla» faslindan, cennetliklere Allah (C.C.) tarafindan üc bagis gelir. Birincisi, cennetlerde benzeri bulunmayan bir ilâhi armagandir. Nitekim Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Onlar icin isledikleri iyiliklerin mükâfati olarak ne göz kamastirici bagislar saklandigini kimse bilemez.»

(37).

Ikincisi, onlara Allah (C.C.) katindan verilen selâmdir. Bu, hediyeden daha üstün bir mükâfatdir. Nitekim Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— O esirgeyici Allâh'dan sözlü bir selâmdir.»

(Yasin - 58}

Üçüncüsü de. Ulu Allah (C.C): «Ben sizden hosnutum» diye buyurur. Bu hediyeden ve selâmdan daha üstün bir bagistir. Nitekim Ulu Allah (C.C.) buyurur:

"Allah'in Rizâsi ise en büyüktür. "

(39)


Yâni, Allah (C.C)'in hosnutlugu içinde yüzdükleri nimetlerden daha üstün bir bagistir. Bu Allah (C.C)'in Rizâsinin fazileti ve kulun rizâsinin da mahsûlüdür.
Günün hadisi:Hz. İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh'ın şöyle söylediğini işittim:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı dinledim diyordu ki: "Hakkımda, hıristiyanların Meryem oğlu Ìsa'ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben bir kulum. Benim için "Allah'ın kulu ve elçisi deyin."
Asr süresi:2. Şübhesiz ki insan, gerçekten hüsrandadır!

3. Ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler vebirbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâdır.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Dua saati:53. Ey her şeyi bilen Alîm Rabbimiz! Bizi nezd-i uluhi-yetinden göndereceğin ilham hüzmeleriyle doyur! Ve ey kullarını cezalandırmakta acele etmeyen hilm sahibi Halîm Rabbimiz! Bu tahammülü az kullarını, sinelerini sabr-ı ce-mille doldurmak suretiyle teyîd buyur! Ve ey yaptığı bütün işlerinde sayılamayacak kadar hikmetler bulunan Hakîm Rabbimiz! Yakîne susamış şu kullarının kapalı gözlerini de icraatındaki yüce ve derin hikmetlere aç! Ya Hayy u ya Kayyum! Ey gerçek hayatın Sahibi ve her şeyin varlık ve devamı Kendisine muhtaç bulunan Rabb-i Rahîm! Vicdanlarımızda sürekli Zat-ı Akdesini yâd etmeye bizi muvaffak kıl ve bütün latifelerimizi zikrinle ihya buyur.. bir an bile olsa doğruluktan ve doğru yoldan bizi cüdâ dü-şürme!
Zikir zamanı: cevsen  71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Ibni Abbas buyurur ki; «Iki görüsten hangisinin dogru oldugu hakkinda tereddüde düsersen, sana sevimli geleni birak ve nefsine agir geleni tercih et.»

Bu hükmün sebebi sudur: Basit olanin ulasilmasi kolay, yeri yakin zahmeti az, verimi kisa vadeli oldugu için, insan ona meyleder ve nefis onu siddetle arzular. Buna karsilik zor isin gerçeklesmesi çetin, ulasilmasi uzak ve verimi zaman alici oldugu için nefis ona karsi isteksiz davranir ve yorgunluguna katlanmaktan hoslanmaz.

Hz. Ömer buyurur ki; «Su nefisleri gemleyiniz, çünki o sizi kötü amaçlara götüren bir kilavuzdur. Süphesiz ki, bu hak agir ve aci, bâtil ise hafif ve hostur. Kötülüge yanasmamak, onu isleyip tevbe ile gidermekten daha kolaydir. Nice bakis sehvet tohumu eker ve nice ani lezzet uzun süreli kedere yol açar.»

Lokman-i Hekim der ki, «Yavrum, en basta sana nefsinden sakinmayi ögütlerim. Çünki her nefsin arzusu ve havasi vardir. Bunlarin dediklerine uyacak olursan azmaya devam ederek daha da çogunu isterler. Çakmak tasinda ates nasil sakli durursa arzular da nefiste öylece saklidir, eger onu çakarsan ates parlar, kendi haline birakirsan gizli kalir.»
Günün hadisi: Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bana dediler ki: "Ey Ebu Zerr! Senin evden çıkıp Allah'ın kitabından bir ayet öğrenmen, senin için yüz rek'at namaz kılmandan daha hayırlıdır. Keza gidip ilimden bir bab (mevzu) öğrenmen -ki bu babla amel edilsin veya edilmesin- senin için bin rek'at namaz kılmandan daha hayırlıdır."
Beyyine süresi:5. Hâlbuki (onlara) ancak, dinde ihlâslı (samîmî) kimseler, hakka yönelmişler olarak O’nun (rızâsı) için yalnız Allah’a kulluk etmeleri, namazı hakkıyla edâ etmeleri ve zekât vermeleri emrolunmuştu. İşte bu ise, doğru dindir!

6. Şübhesiz ki kitab ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, Cehennem ateşindedirler; orada ebedî olarak kalıcıdırlar. İşte mahlûkātın en şerlisi ancak onlardır!

7. Şübhesiz ki îmân edip sâlih ameller işleyenler var ya, işte mahlûkātın en hayırlısı (da) ancak onlardır!

8. Onların Rableri katındaki mükâfâtı, altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleridir; orada ebedî olarak devamlı kalıcıdırlar. Allah onlardan râzı olmuştur ve (onlar da) O’ndan râzı olmuşlardır. İşte bu (karşılık), Rabbisinden korkan kimseler içindir.

24 Mayıs 2016 Salı

Dua saati:51. Allahım! Semi’ ve Alîmsin, her sesi işiten ve ilmiyle her şeyi kuşatan yalnız Sensin; Sen yakarışlarımızı da du-yar, gizli-açık bütün hâllerimizi de bilirsin. Dualarımızı kabul buyur ve beklentilerimizi boşa çıkarma.. ihtiyaçlarımızı gider ve ne olur bize terkedilmişlik hüsranını yaşatma!Rabbimiz! Senden Cennetini dileniyoruz. Ona yaklaştı-racak kavlî ve fiilî vesileleri yerine getirmeye bizi muvaffak kıl. Cennetini istediğimiz gibi rızanı da arzuluyoruz; rahme-tinle ve fazlınla muamele buyur ve bizi Senin hoşnutluğunu kazanmış bahtiyarlardan eyle! Bize imanın hakikatini yakîn derecesinde öyle duyur ki, gönüllerimiz sadece Senin me-habetinle dolsun ve haşyet duygumuz da yalnızca Sana karşı olsun! Rabbimiz! Bizi korktuklarımızdan emin eyle ve duamıza icabette bulunarak istediklerimizi ihsan et. Kıymetlerini bi-lemediğimiz için hiç ihtiyaç hissetmediğimiz ve rahmet hazi-nenden dilenmediğimiz nimetleri bile bize lutfeden Cömertler Cömerdi! İşte şimdi, ihtiyacımız olan şeyleri Senden dileni-yoruz. Verenlerin en güzeli Sensin ve biz de Senin nezd-i rububiyetinden gelecek lütuflara her zaman muhtacız.
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Peygamber'imiz bir gün sahabilere:

« Müslüman kimdir, bilir misiniz» diye sorar. Sahâbiler «Allâh (C.C) ve Resulü bilir» diye cevap verirler. Peygamber'imiz «Müslüman, eli ve dili île müslümanlari incitmeyendir» buyurur. Sahâbiler «Peki, mü'min kimdir?» diye sorarlar.

Peygamber'imiz «Mü'minlerin kendisine mallari ve canlari konusunda güvendikleri kimsedir» diye buyurur. Sahâbiler «Peki, Muhacir kimdir?» diye sorarlar. Peygamber'imiz «Kötülükten kaçman ve sakinandir» diye buyurur.

Sahâbilerden biri «Yâ Rasûtallah , peki Islâm nedir?» diye sorar. Peygamber'imiz ona «Kalbini Allâh (C.C)'a teslim etmen, gerek elinle ve gerek dilinle müslümanlari incitmemendir» diye cevap buyurur.


Mücâhid der ki: «Cehennemliklere öyle bir uyuz musallat edilir ki, her birinin vücûdunu kasimaktan derisi soyulup kemikleri meydana çikar. Bu arada «Ey falan oglu filân, bu kasinti canini acitiyor mu» diye bir ses duyulur. Adam «Evet» diye cevap verir. Gizli ses de ona «Bu eziyet, müslümanlara çektirmis oldugun acinin karsiligidir» diye cevap verir.
Günün hadisi:Ebu'd-Derda radıyallahu anh anlatıyor: "(Bir gün) Resülullah aleyhissalâtu vesselâm yanımıza çıkageldi. Biz o sırada fakirlikten söz ediyor ve korkumuzu dile getiriyorduk.

"Fakirlikten mi korkuyorsunuz? Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun! Mutlaka dünya malı üzerinize akıtılacaktır. Öyleki, sizden birinin kalbini (haktan başka istikametlere) sadece ve sadece dünyalık meylettirecektir. Allah'a yemin ederim! Ben sizleri, gecesi ve gündüzü apaydın olması bakımından eşit olan tertemiz kalplere sahip olarak bırakıyorum!" buyurdular."

Ebu'd-Derda devamla der ki: "Vallahi, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm doğru söyledi. Vallahi o bizi, gecesi ve gündüzü aydınlık olması bakımından eşit olan tertemiz kalplere sahip olarak bırakmıştı."
Fecr süresi:15. Fakat insan, Rabbi kendisini (varlıkla) imtihân edip, ona ikramda bulunduğu ve ona ni‘met verdiği zaman, bunun üzerine: “Rabbim bana ikrâm etti!” der.

16. Hâlbuki onu (yoklukla) imtihân edip de rızkını kendisine daralttığı zaman: “Rabbim bana ihânet etti!” der.

17. Hayır! (Siz) doğrusu yetime ikrâm etmiyorsunuz!

18,19,20. Ve yoksulu yedirmeye, birbirinizi teşvîk etmiyorsunuz! Hem mîrâsı, helâl haram demeyen bir yiyişle yiyorsunuz! Ve malı, aşırı bir sevgi ile seviyorsunuz!

21,22. Hayır! Yer (çarpıla çarpıla) un ufak olarak dümdüz edildiği zaman! Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği (zaman)!

23. O gün Cehennem de getirilir; insan o gün (günahlarını) hatırlar; artık o hatırlama(nın faydası) ona nereden olacak?

24. (O zaman insan:) “Keşke ben, (bu ebedî) hayâtım için önceden (dünyada iken iyi ameller) yapsaydım!” der.(1)

25. Artık o gün, O’nun (Allah’ın) azâbı gibi, hiç kimse azâb edemez!

26. Ve O’nun bağı gibi, hiç kimse bağ vuramaz!

27. (Allah, mü’min kuluna ise:) “Ey nefs-i mutmainne (kâmil bir îman sâhibi olarak huzûra ermiş olan nefis)!”

28. “(Hem) râzı olan, (hem) kendisinden râzı olunan (sen Rabbinden, O da senden râzı) olarak Rabbine dön!”

29. “Artık (sâlih) kullarımın arasına katıl!”

30. “Ve (onlarla) Cennetime gir!”

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Dua saati:
49. Ey ululardan ulu Rabbimiz! Bizi, Senin azamet ve   ululuğun karşısında kulluk hakikatini kavramış, yüzü her zaman yerde olanlardan eyle.. buudları ölçülemeyecek ka-dar geniş olan ihsan ü atâ hazinelerinden ve hadd ü hesabı olmayan bereket kaynağı fazlından bize de bol bol lütufta bulun!Ey her şeyin yegâne sahibi yüce Rabbimiz! Dostluğun-la şerefyab kılarak lütufta bulunduğun kulların gibi, bize de teveccühte bulun; Sana düşmanlık edenleri mahrum ettiğin şekilde bizi de nimetlerinden mahrum etme; Sen mü’minlerin dostu ve yardımcısı, Senden talepte bulunan-ların isteklerini is’af eden biricik kerem sahibisin! Zaten Se-nin keremin sadece hâlis mü’minlere, teveccühün de eb-rar ve mukarrebîne mahsus değildir; Sen her şeyi kuşatan rahmetinle dilediğini ihsan ve ikrama boğarsın... Evet, Sen lütuflarında sınır olmayan cömertler cömerdi, kullarının bü-tün ihtiyaçlarını görüp onları başkalarına el açma zilletinden kurtaran Ganiy-yi Hakîkî ve merhamet şualarıyla bütün varlığı sarıp sarmalayan yüceler yücesi Rahîm ü Aliyy’sin.
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
 haram yemek

Ulu Allâh (C.C.) buyuruyor ki:



«— Ey imân edenler, karsilikli riza ile yapilcn bir ticarete dayanmaksizin birbirinizin malini mesrü olmayan yollarda aranizda yemeyin»

(Nisa Sûresi - 29)



Âyette gecen «gayri mesru yollardan» ifâdesinden ne kasdedildigi hakkinda çesitli görüsler vardir. Kimi bu ifadeden maksat «faizdir», kimi «kumardir,» kimi «zorla ev soymadir», kimi «hirsizliktir», kimi «emanete hiyanettir,» kimi «yalanci sâhitliktir» ve kimi de «yalan yere yemin ederek baskasinin malini almaktir» der.

Ibni Abbas «Suradaki maksad, karsiliksiz olarak ele geçirilen her çesit maldir» der.

Ileri sürüldügüne göre yakardaki âyet indikten sonra sahâbiler baskasinin evinde bir sey yemekten kaçinmaya basladilar da üzerine:





«Amanin, topalin, hastanin ve kendinizin evinizden, babanizin, arsanizin, kardesinizin, kiz kardesinizin, amcalarinizin, dayilarinizin, anahtari eli nize verilmis, yakin dostlarinizin evlerinden yemek yemenizin hiç bir mahsuru yoktur.» mealindeki âyet inmistir (Nur - 61).


Bazilarina göre de maksat, «hileli sözlesmeler»dir. Bu husûsdaki en yerinde Söz Ibni Mes'ûd' un «Bu yasak, ne yürürlükten kalkmis ve ne de Kiyamete kadar yürürlükten kalkacak olan muhkem bir hükümdür.» seklindeki ifadesidir.
Cünki «gayri mesru yollardan mal yemek, haksiz yere ele geçirilen her seyi içine alir, isterse zorla el konma, hiyanet, hirsizlik, kumar ve kandirma gibi zulüm yolu ile olsun, isterse hileli sözlesme gibi aldatma ve dolandirma yolu ile olsun. Bazi âlimlerin «Bir insanin kendi malini haram yerlerde harcamasi da bu âyetin muhtevasi içine girer» seklindeki sözleri de bu görüsü destekler.

Âyetin «ticaret yolu ile olmaksizin» ifâdesi, dil bilgisi yönünden «istisna-i munkati («bagimsiz istisna) dir. Cünki ticâretin hiç bir mânâda «gayri mesru yollar» ile ilgisi yoktur. »Ticaret» her ne kadar karsilikli tavizlere dayali sözlesmelere mahsus ise de borç ve hibe gibi münasebetler de baska deliller ile ona eklenmistir. Âyetteki «karsilikli riza» ifadesi «hosnutlukta, gönüllü olarak» demektir.

Âyette malin sirf «yenmesinden» söz edilmesi, siniflayici bir kayit degil, en çok bilinen faydalanma sekli öldügünden dolayidir, «yetimlerin mallarim gayri mesru sekilde yiyenler, karinlarinda yanan atesten baska bir sey yemezler» mealindeki âyetin üslûbu da bu incelige dayanir.

Bu bahisdeki hadisler çoktur, biz bir kismini hatîrlatalim. Ebû Hureyre'nin rivayet ettigine göre Peygamber'imiz {S.A.S.) buyuruyor ki:





«— Allah (C.C) paktir ve sirf pâk olani kabul eder. Allah (C.C): «Ey Peygamberler, temiz seylerden yiyin ve iyi ameller isleyin» buyurmus. Allah (C.C) peygamberlere ne emretti ise mü'minlere de onu emreder. Keza «Ey mü'mînler, size verdigimiz riziklarin pâk olanlarindan yiyin» buyurmustur. (Muminun 51 - Bakara 172).



Bir adam düsünün ki, uzun müddet yoldadir, üstü basi toz toprak, kir içindedir. Bu durumda iken ellerini göge kaldirarak «Yâ Rabbi, ya Rabbi» diye duâ eder, oysa ki, yedigi, içtigi, giydigi haramdir. Hep haram ile beslenmistir, böylesinin duasi hiç kabul olunur mu?»


Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: . .



«Helâli aramak, her müslümanin üzerine farzdir.»


Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:




«— Helâli aramak, farz ibadetlerin hemen ardindan gelen bir farzdir.»


Peygamber'imiz bir gün «Helâl yiyen, sünnete uygun amel isleyen ve
kimseye kötülügü dokunmayan kimse cennete girer» buyurdu. Bunun üzerine sahâbiler «Yâ Rasûlellah , böyleleri bugün ümmetin içinde çoktur» dediler, Peygamber'imiz «Benden sonraki devirlerde de olacaktir» buyurdu.



Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Dört sey sende varsa dünyada elde edemedigin hic bir sey sana zarar vermez. Bunlar; emâneti korumak, dogru konusmak, iyi huy ve helâl lokmadir.»



Peygamber'imiz {S.A.S.) buyuruyor ki:



"Kazanci temiz, kalbi dagru dis görünüsü serefli, insanlara kötülügü dokunmaz olan kimseye ne mutlu, ilmî ile amel eden. malinin ihtiyaçtan fazlasini dagitan ve lüzumsuz yere konusmaz olanlara ne mutlu!"



Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



"Ya Sa'd' Yiyecegini pâk eyle ki, duasi kabul edilenlerden olasin. Muhammed'in (S.A.S.) varligini kudret elinde tutan Allâh (C.C)'in adina yemin ederek söylüyorum ki, midesine haram lokma indiren kulun ibadeti kirk gün kabul olmaz. Eti haram ile beslenen kula cehennem atesi daha lâyiktir."


Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



"Emânete riâyet etmeyenin dîni yoktur, onun ne namazi ve ne de zekâti kabul olunur. Kim haram bir mal elde eder de bu yoldan (meselâ) bir gömlek giyerse o gömlegi sirtindan atmadikça namazi kabul edümez. Hiç süphesiz, Allâh (C.C)´i sirtinda haram gömlek bulunan "kimsenin namazini veya baska bir amelini kabul etmekten yüce ve uludur."



Ibni Ömer (R.A.) der ki; «Peygamber'imîz : «kim on dirheme bir elbise satin alsa da bu on dirhemin bir dirhemi haram olsa elbise üzerinde oldukça, Allâh (C.C) onun namazini kabul etmez» buyurmustur. Sonra iki parmagini kulaklarina tikayarak bu sözleri Peygamber'imizden duymadiysam, her iki kulagim sagir olsun» dedi.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Bir kimse çalinmis bir mali bile bile satin alsa, onun günah ve ayibina ortak olur.»



Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:



«— Nefsimi kudret elinde tutan Allâh (C.C)'in adina yemin ederek söylüyorum ki, herhangi biriniz agzina haram lokma koyacagina, eline ip alip daga çikmasi ve odun kesip sirtinda tasiyarak ekmegini kazanmasi daha hayirlidir.»


Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



"Kim haram mal biriktirip sonra da sadaka olarak dagitsa, hiç bir sevap kazanamaz ve vebali de boynunda olur."




Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Kim haramdan mal kazanir da onunla köle âzâd eder veya yakinlarina iyilik ederse vebâti üzerinde olur.»



Peygcmber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Allâh (C.C), aranizda rizkinizi bölüstürdügü gibi huylarini da bölüstürmüstür. Allâh (C.C), dünyayi sevdigine de sevmedigine de verir, fakat dini yalniz sevdigine verir. Buna göre Allâh (C.C), dini kime verirse onu seviyor demektir.»

Nefsimi kudret elinde tutan Allâh (C.C)'a yemin ederek söylüyorum ki, kulun kalbi temiz ve dili dogru olmadikça müslüman olamaz, komsusu zararindan emin olmadikca da mü'min olamaz.»

Sahâbiler «Zarardan kasdin nedir, yâ Rasûlallah » diye sorarlar. Peygamber'imiz sözlerine söyle devem eder:

«— Zararindan kasdim, onun hiyanet ve zâlimliligidir. Haram yollardan kazanarak sadaka verenin sadakasi kabul olunmaz. Böyle bir maldan yapilan hayir da kabul olunmaz.

Insan böyle bir mali arkada birakarak ölürse ona cehennem azigi olur. Allâh (C.C), kötüyü kötü ile degil, kötüyü iyi ile giderir, pislik pisligi gideremez.»

Peygamberimize insanlarin cehenneme girmesine en cok sebeb olan seylerin neler oldugu soruldu. Peygamberimiz : «dil ve edep yeri» diye cevap verdi. Insanlarin cennete girmesine en cok vesile olen seylerin ne oldugu soruldu. Peygamber'imiz «Allâh (C.C) korkusu ile huy güzelligi» diye cevap yerdi.




Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Kiyamet Günü su dört seyden hesaba çekilmedikçe kulun ayaklari kaymaz:

1 — Ömrünü nerede harcadigindan,

2 — Gençligini nerede yiprattigindan,

3 — Malini nasil kazanip, nerelerde harcadigindan,

4 — Ilmi ile ne yolda amel islediginden.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



"Dünya yesil ve tatlidir. Kim orada helâlden mal kazanip yerinde harcarsa Allah (C.C) ona sevap verir ve cennetine koyar. Kim orada helâl olmayan yollardan mal kazanip yanlis yerlerde harcarsa. Allah (C.C) onu azab yurduna atar. Allah (C.C) ve Rasûl'ünün malina göz diken nicelerine Kiyamet Günü cehennem atesi vardir."



Böyleleri için Ulu Allah (C.C) buyurur ki:


">




«Allah kime hidâyet vermisse, o dogru yoldadir, kimi saptirmissa O'ndan baska koruyucu bulamaziar. Onlari biz, Kiyamet Günü, kör, dilsiz ve sagir olarak Mahser'e getiririz. Onlarin yeri cehennemdir, oranin atesi hafifledikçe alevlerini arttiririz.»

(Isrâ Sûre-i Celilesi; 97)



Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Haram ile beslenen kan ve et. Cennete giremez, anlar cehenneme yakisirlar.»




Peygamber'imiz {S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Haramdan meydana gelerek gelisen her et parcasi cehenneme daha lâyik olur. Haram ile beslenen vücûd cennete girermez.»
Günün hadisi:Zeyd İbnu Sâbit (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh), (irtidâd edenlere karşı yapılan) Yemâme Savaşı sırasında beni çağırttı. Gittim. Yanında Hz. Ömer (radıyallahu anh) oturuyordu. Ebu Bekir bana:

"- Bak! Ömer, bana gelip: "Kurrâ'nın da katılmış bulunduğu Yemâme

savaşları şiddetlendi. Ben her yerde kurrâları tüketeceğinden, onlarla birlikte Kur'ân'ın da çokça zâyi olacağından korkuyorum. Bu sebeple Kur'ân'ın cem'edilmesini emretmeni uygun görüyorum!" dedi. Ben kendisine:

"- Resûlullah'ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?" diye cevap verdim. Ancak Ömer (radıyallahu anh):

"- Bunda hayır var!" diye ısrar etti. Ben her ne kadar bu meseleye yanaşmak istemedi isem de Ömer, taleb ve müracaatlarının peşini bırakmadı. Sonunda Allah, Ömer'de aklını yatırdığı şeye benim de aklımı yatırdı. Ben de meselenin gereğine aynen Ömer gibi inanmaya başladım."

Zeyd devamla der ki: "Ebu Bekir (radıyallahu anh) bana yönelerek şunu söyledi:

"- Sen genç, akıllı bir kimsesin, hiç bir hususta sana karşı bir itimadsızlığımız yok. Üstelik sen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a vahiy katipliği yaptın, nâzil olan vahiyleri yazdın. Şimdi Kur'ân'ın peşine düş ve onu cem'et!"

Zeyd (radıyallahu anh) der ki: "Allah'a yemin olsun, Ebu Bekir bana dağlardan birini taşıma vazifesi verse bu teklif ettiğin işten daha ağır gelmezdi. Kendisine itiraz ettim:

"- Siz, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsınız?" dedim. Ebu Bekir (radıyallahu anh) beni ikna için:

"- Vallahi bu, hayırlı bir iştir!" dedi, taleb ve müracaatlarının peşini bırakmadı. Öyle ki, sonunda Allah, Hz. Ebu Bekr'in aklını yatırdığı gibi bu işe benim aklımı da yatırdı.

Artık Kur'ân'ın peşine düştüm. Onu kumaş parçaları, hurma yaprakları, düz taş parçaları ve ezberlemiş olanların hâfızalarından toplamaya başladım. Tevbe süresinin son kısmını Huzeyme -veya Ebü Huzeyme- el-Ensâri'nin yanında buldum. Bu kısmı ondan başkasının yanında bulamamıştım.

(Cem ettiğim) sahifeler Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)'in yanında idi. Vefat edinceye kadar da orada kaldı. Sonra Hz. Ömer (radıyallahu anh)'e intikal etti. Allah ruhunu kabzedinceye kadar onun yanında kaldı.

Sonra Resûlullah'ın zevce-i pâkleri Hafsa Bintu Ömer İbni'l-Hattâb (radıyallahu anhümâ)'a intikal etti ve onun yanında kaldı."
Mutaffifin süresi:29. Şübhesiz ki o suç işleyen (kâfir)ler, bir kısım îmân edenlere (dünyada iken) gülerlerdi.

30. Ve onların yanlarından geçtiklerinde, (alay ederek) birbirlerine kaş göz işâreti yaparlardı.

31. Âilelerine döndükleri zaman da (onlarla alay etmekten) zevk duyan kimseler olarak dönerlerdi.

32. Ve onları gördüklerinde: “Şübhesiz bunlar gerçekten sapıtmış kimseler!” derlerdi.

33. Hâlbuki (o kâfirler), onların üzerine muhâfızlar olarak gönderilmemişlerdi.

34. İşte bu gün de, îmân edenler kâfirlere gülerler!

35. Tahtlar üzerinde seyredecekler!

36. Kâfirler, yapmakta olduklarıyla cezâlandırıldılar mı? (Evet!)

22 Mayıs 2016 Pazar

Dua saati:48. Ey güzel isimlerinden birisi de ‘Mü’min’ olan ve kul-larına her zaman emniyet va’deden yüceler yücesi Rabbi-miz! Biz âciz kullarını da korktuklarımızdan emin eyle.. ih-tiyacımız olan şeyleri lutfet.. bizi, ihsan ü atân ile lütuflara boğduktan sonra onlardan mahrum etmek suretiyle ceza-landırma...Allahım! Senden hoşnutluğunu talep ediyoruz. Bir kere ‘Ben sizden razı oldum’ dedikten sonra, ne olur daha bize gazabınla muamele etme.. hâdiselerin mahiyet-i nefsi’l-emriyelerine muttali olabileceğimiz şekilde gözlerimizi hakka’l-yakîn ufkuna aç.. bizi tevekkül ve teslim mevhibele-rinle öyle donat ki, sadece Sana karşı mehafet ve mehabet hisleriyle dolalım; dolalım da Senden başka hiç kimseye karşı bir korkumuz olmasın.. başka yerlere değil, sadece Se-nin ulu dergâhına yönelelim ve başka kapılarda değil yal-nızca Senin kapında dilencilikte bulunalım. Ya Râb! Senin hududu olmayan merha metine sığınıyor ve “bazı yüzlerin ağardığı, bazılarının da karardığı” o deh-şetli mahşer gününde bizi yüzü ağaranlardan eylemeni ve ebrar ve mukarrebînin seyyidi olan Efendiler Efendisi’nin sancağı al tında biraraya gelen dostlarının arasına almanı diliyoruz.
Zikir zamanı:cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Anlatildigina göre Abdullah Ibni Selâm (R.A.) bir gün odun yüklü alarak çarsidan geçiyordu. «Niye böyle yapiyorsun, senin buna ihtiyacin yok.» diyenlere «nefsimden kibiri kovmak istedim» diye cevap verir.

Kurtubî tefsirinde:

«Gizlenmesi gereken zinetleri bilinsin dîye ayaklarini yere sert basmasinlar» (Nur Sûresi - 31) mealindeki âyet hakkinda denir ki; «kadinlar bu hareketi böbürlenmek erkeklere gösteris olsun diye yaparlarsa davranislari haramdir.»

Ayni sekilde erkeklerin de calim satmak gayesi ile yere sert basmalari da haramdir, cünki büyüklük taslamak büyük günahlardandir.»
Günün hadisi: Huzeyfetu'bnu'l-Yemân (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bize iki hadis irad buyurmuştu. Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Buyurmuştu ki: Emanet (din, adalet duyguları) insanların kalplerinin derinliklerine (yaratılışlarında, fıtrî meyiller olarak) konmuştur. Sonradan Kur'ân-ı Kerîm indi. (İnsanlar kalplerine konmuş olan bu fıtrî temâyüllerin) Kur'ân ve hadiste te'yîdini buldular. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize bu emanetin kalplerden kalkmasından da bahsetti ve buyurdu ki: "Kişi uykuda imiş gibi farkında olmadan kalbinden emanet alınır. Geride, benek izi gibi bir iz kalır. Sonra ikinci sefer, yine uykuda imişcesine, kişi farkında olmadan kalbindeki emânet duygusundan bir miktar daha alınır. Bunun da, kalpte bir kabarcık izi gibi bir izi kalır, yâni şöyle ki, ayağın üzerinden bir kor parçasını yuvarlayacak olsan değdiği yerleri kabarmış görürsün. Ne var ki, içinde işe yarar bir şey yoktur. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bir çakıl tanesi aldı, onu ayağının üzerinde yuvarladı. (Ve sözüne devam etti:)

"Emanet bu şekilde peyder pey azalmaya devam eder, o hâle gelinir ki artık) alış verişe giden insanlarda (itimad, güven, doğruluk ve) emanet tamamen kaybolur. Hatta dürüstler "falanca kabilede dürüst insanlar varmış" diye parmakla gösterilirler. Bazan da, kalbinde zerre miktar iman olmayan bir kimsenin "ne civanmerd, ne kibar, ne akıllı kişi" diye övüldüğü olur." (Huzeyfe devam etti:)

-Ben öyle günler gördüm ki, hanginizle alış veriş yaptığıma aldırmazdım. Muhâtabım Müslüman idiyse, bana karşı hile yapmasına dindarlığı mâni olurdu. Muhatabım Yahudi veya Hıristiyan idiyse, onu da, âmiri(nden vâliden gelen korku ve disiplin) bana hile yapmaktan alıkoyardı. Fakat bugün sizden sadece falanca falanca ile (gönül huzuruyla) alış veriş yapabilirim."
Insan süresi:26. Gecenin bir kısmında da O’na secde et (akşamla yatsı namazını kıl) ve gecenin uzun bir bölümünde O’nu tesbîh et (teheccüd namazı kıl)!

27,28. Şübhe yok ki şunlar (kâfirler), âcil olanı (çabuk geçen dünya hayâtını) seviyorlar da, önlerindeki ağır bir günü (kıyâmeti) bırakıyorlar. Onları biz yarattık ve mafsallarını (birbirine) sımsıkı bağladık. Dilediğimiz zaman da, (onları helâk eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

29. Şübhesiz ki bu bir nasîhattir. Artık isteyen Rabbine doğru bir yol tutar.

30. Hem, Allah (sizin serbestçe istemenizi) dilemedikçe, (siz) isteyemezsiniz!(1) Muhakkak ki Allah, Alîm (herkesin hâlini bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.


31. O, dilediği kimseyi rahmetine dâhil eder. Zâlimlere gelince, onlar için çok elemli bir azab hazırlamıştır.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Dua saati:46. Allahım! Senden, yerde ve gökteki bütün kullarının kalblerinde bizim için bir sevgi zemini hazırlamanı diliyo-ruz. Nezdinde armağanların en güzeli olan kurbet payesine mazhar olmuş enbiya ve mürselîne teveccühte bulunduğun gibi bizi de teveccüh ve hüsn ü kabul mevhibelerinle donat.. bizimle cinnî ve insî şeytanların; şu geçici dünya hayatında, onların saptırma, dalâlet yollarına çekme, tesvîl (ayartma) ve tezyîn (süslü gösterme) arzularının arasını meşrık ve mağrip arasındaki mesafe kadar uzak tut!Rabbimiz! Kapında durup acz u fakrla beraber reca duy-gusuyla dilendiğimiz şeyleri bize lutfedeceğine inanıyoruz. Sen, Raûf ve Rahîmsin; ne olur, umduklarımızı boşa çıkar-ma!
Zikir zamanı:cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Abdullah Ibni Selâm (R.A.) der ki; «Ulu Allah (C.C) insanlari yaratip ayaklari üzerine dogrulduklari zaman baslarini Allah (C.C)'a kaldirarak «Yâ Rabb'i, sen kim ilesin» diye sordular. Ulu Allah (C.C) da: «Hakki verilinceye kadar mazlumun yanindayim» buyurdu.

Veheb Ibni Munebbih (R.A.) der kî: «Zorbanin biri bir kösk yapar, etrafina sûr çeker. Bu arada yasli bir kadin gelerek köskün yakininda barinabilecegi bir küçük kulübe kurar.

Bir gün zorba atina binerek gelir, köskün çevresini gezer. Bu arada yasli kadinin kulübesi gözüne ilisir. «Bu kimindir» diye sorar, kendisine kulübenin yasli ve yoksul bir kadinin barinagi oldugu söylenir.

Zorbanin emri ile kulübe derhal yikilir, kadin gelince kulübesinin yikildigini görür. «Kulübemi kim yikti» diye sorar, kendisine «Kral onu görünce yiktirdi» diye cevap verilir.

Bunun üzerine kadin basini göge kaldirarak der ki, «Yâ Rabb'i, ben burada yoktum, peki sen neredeydin?!»

Bunun üzerine Ulu Allah (C.C) Cebrail (A.S)'e: "içindekiler ile birlikte köskün altini üste getirmesini emreder". Cebrail (A.S) de aldigi emri derhal yerine getirir.»

Söylendigine göre Bermekilerin ileri gelenlerinden biri oglu ile birlikte zindana atilinca ogul babaya, «Babacigim, onca saltanattan sonra zincire vurulduk, zindana düstük» der. Babasi ogluna, «Yavrum, mazlumun bedduasi geceleri yürüdü, biz farkinda olmadik ama Allah (C.C)'in gözünden kaçmadi» der.
Günün hadisi:Ebu Cuheyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Selman'la Ebu'd-Derda (radıyallahu anhüma)'yı kardeşlemişti. Selman bir defasında Ebu'd-Derdâ'yı ziyaret etti. Evde, Ebu'd-Derdâ'nın hanımını düşük bir kıyafet içinde buldu. "Bu halin ne?" diye sordu, kadın: "Kardeşiniz, Ebu'd-Derdâ'nın dünya ile alakası kalmadı" diye açıkladı.

Ebu'd-Derda geldi ve Selman (radıyallahu anh)'a yemek getirerek: "Buyur, ye!" dedi ve ilave etti: "Ben orucum!". Selman: "Hayır sen yemezsen ben de yemem" dedi. Beraber yediler. Akşam olunca Ebu'd-Derdâ (Selman'dan gece namazı için müsaade istediyse de, Selman: "Uyu" dedi. Beraber uyudular. Bir müddet sonra Ebu'd-Derda namaza kalkmak istedi. Selman tekrar: "Uyu!" dedi. Uyudular. Gecenin sonuna doğru Selman "Şimdi kalk!" dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Sonra Selman şu nasihatta bulundu: "Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin de hakkı var. Her hak sâhibine hakkını ver." Ertesi gün Ebu'd-Derdâ, durumu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e anlattı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Selman doğru söylemiş" buyurdu.
Nuh süresi:24. “Böylece birçoklarını gerçekten dalâlete düşürdüler. (Rabbim!) O zâlimlere, (mü’minlere kurdukları o tuzaklarda) şaşkınlıktan başka bir şey artırma!”

25. (Onlar) günahları yüzünden (tûfanda) boğuldular da ateşe sokuldular; kendilerine Allah’dan başka yardımcılar da bulamadılar.

26. Ve Nûh dedi ki: “Rabbim! Yeryüzünde o kâfirlerden hiçbir kimseyi bırakma!”

27. “Çünki sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete düşürürler, hem günahkâr ve azılı kâfirden başkasını doğurmazlar (çocuklarını da öyle yetiştirirler).”

28. “Rabbim! Bana, ana-babama, evime mü’min olarak girene, (bütün) mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara mağfiret eyle! Zâlimlere de helâktan başka bir şey artırma!”

20 Mayıs 2016 Cuma

Dua saati:44. Allahım! Evvel Sen, Âhir Sen, Zâhir Sen, Bâtın Sen, her şeyin ilmi nezdinde olan yegâne Alîm de Sensin. Bah-tına düştük, ne olur, Doğu ile Batı’yı birbirinden uzak tut-tuğun gibi, inadı, lüzumsuz yere ısrarı ve arzularına uymak suretiyle İblis ve avenesine benzemeyi de bizden fersah fer-sah uzak kıl. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz günahları, Senin mukaddes sevgine mazhar olmuş kullarının günahları (gibi) kabul et.. Senin inayetinle bizden sâdır olmuş şayet bir kısım hasenât varsa, onları da kendi hata ve kusurla-rıyla Senin sevginden mahrum kalmışların hasenatı gi bi değerlendirme.. âkıbetimizi ihlâsa mazhar olmuş kullarının akıbeti gibi eyle.. ümid ettiğimiz hususlarda da bizi haybet ve hüsrana uğratma, ey her isteyene veren ve Kendisini ih-sanda bulunmaktan hiçbir şeyin engelleyemeyeceği lütuf ve kerem Sahibi...
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Rivayete göre her yerde kargasalik çikardigi için «Israilogullarinin serserisi» diye söhret kazanan bir adam «îsrailogullarinin Âbidi» diye isim yapan bir zât ile karsilasir, âbidin basi üzerinde kendisini devamli olarak gölgesi altinda tutan bir bulut dolasmaktadir.

Serseri onun yanina varinca içinden «Ben Israilogullarinin Serserisi, bu adam ise Israilogullarinin âbididir. Eger onun yaninda oturursam. belki Allah (C.C) bana merhamet eder» diye düsünerek âbidin yanina oturur.

Âbid de içinden «Ben Israüogullarinin âbidi, bu ise Israilogullarinin serserisidir. Nasil olur da yenimde oturur» diye düsünerek onu hor görür ve ona «Kalk git yanimdan» der.

Bunun üzerine Allah (C.C) o günün Peygamber'ine «Onlara yeni amel islemeye baslamalarini söyle. Çünki ben serseriyi afvettim ve âbidin de isledigi amelleri sildim.» diye bildirir.

Baska bir rivayete göre de: "âbidin basi üzerinde gezen bulut, serserinin basi üzerine geçer."

Bu hikâye sana Allah (C.C)'in kullarinin kalblerine baktigini açikça ögretir.
Günün hadisi:90 - Yine İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "İsrailoğulları bir kısım günahlar işlemeye başlayınca âlimleri onları bu işlerden menettiler. Ancak onlar dinlemediler, vazgeçmediler. Zamanla âlimler de onlarla oturmaya, dayanışmaya ve beraber içmeye başladılar. Allah da bunun üzerine, berikinin dalâletini öbürüne katarak, biriyle diğerinin küfrünü artırdı. "Dâvud'un ve Meryem oğlu İsâ'nın diliyle onları lânetledi..." (Maide, 78).

Sonra, ayakta bulunan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oturarak sözünü tamamladı: "Hayır, nefsimi kudret elinde tutan Zat'a yemin ederim, onları hak adına kötülüklerden men etmezseniz (siz de rızaya eremezsiniz).
Mearic süresi:40,41. Doğuların ve batıların(1) Rabbine (Zâtım üzerine) yemîn ederim ki, şübhesiz biz (onların) yerine onlardan daha hayırlılarını getirmeye elbette gücü yetenleriz ve biz (kudretinin) önüne geçilenler değiliz!

 (1) Güneş, senenin her bir gününde birbirine yakın farklı yerlerden doğduğu için âyette “doğular” denilmiştir. Aynı zamanda dünyanın yuvarlak olması ve her yerin doğu ciheti bulunmasıyla Allah, güneş gibi bir ni‘meti her memlekete, gerçekte izâfî olan kendi doğularından ihsân eder. (Beyzâvî, c. 2, 290)


42. (Ey Habîbim!) Artık onları bırak, va‘d olunageldikleri günlerine kavuşuncaya kadar (bâtıla) dalsınlar, oynasınlar!(2)
 (2) “En âdî raiyetin (halkından olan en sıradan birisinin) en âdî muâmelelerini (sıradan işlerini) ihmâl etmeyen bir Hâkim-i Hafîz (herşeye hükmeden ve muhâfaza eden Allah), hiç mümkün müdür ki, raiyetin en büyüklerinden en büyük amellerini muhâfaza etmesin, muhâsebe etmesin (hesâba çekmesin), mükâfât ve mücâzât (cezâ) vermesin! Hâlbuki o Zât’ın izzetine (şerefine) ve gayretine dokunacak ve şe’n (şânı) ve merhameti hiç kabûl etmeyecek muâmeleler, o büyüklerden sudûr ediyor (çıkıyor). Burada cezâyaçarpmıyor. Demek, bir mahkeme-i kübrâya (en büyük bir mahkemeye) bırakılıyor.” (Zülfikār, 10. Söz, 7)


43. O gün kabirlerden sür‘atle çıkarlar; sanki onlar, dikili taşlara (putlara) akın ediyorlardır.

44. Gözleri öne düşmüş bir hâlde kendilerini bir zillet kaplar. İşte bu, tehdîd olunup durdukları gündür!

19 Mayıs 2016 Perşembe

Dua saati:42. Ey her şeyin zimamı yed-i kudretinde bulunan Yüce Rabbimiz! Biz zayıf ve âciz kullarını, olmuş ya da olması muhtemel her türlü tehlikeli durumdan ve Senin sevip razı olmadığın bütün hâllerden, fikir sapmalarından ve düşünce inhiraflarından muhafaza buyur.. ululuğunun nurunu insî, cinnî şeytanların ve durmadan kötülüğü salık veren nefs-i emmarenin şerleriyle bizim aramızda perde yap! Rabbimiz! Bütün gü nahlardan ve o günahlara götüren yollara düş mekten yine Senin rahmet ve inayet iklimine sığı-nıyoruz. Münezzeh ve mualla yakınlığını lutfederek payeler üstü payelere erdirdiğin kurbet kahramanlarına hatırlattığın hakikatleri, hata, günah ve isyan mülahazaları zihinlerimize hücum etmeden önce, bize de hatırlat ve sakındırıp menet-tiğin ne varsa hepsini bize çirkin göster; onların yalancı tat-larını kalblerimizden izale buyur!
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
 Ariflerden biri buyurdu ki; «Karsina çikan her hangi bir mevzuda dogrunun hangi tarafta oldugunu kestiremezsen, hangi tarafin nefsinin arzusuna daha yakin geldigine bak ve ziddini yap.»

Bu mânâda Imam-i Safiî su siiri söylemistir.

«isin iki tercih arasinda dönüp durur.

Ve egri ile dogrunun neresi oldugunu kestiremezsen;

Nefsinin arzusuna karsi çik, çünki nefsin arzusu

insanlari kötü olana dogru sürükler.»

Ibni Abbas buyurur ki; «Iki görüsten hangisinin dogru oldugu hakkinda tereddüde düsersen, sana sevimli geleni birak ve nefsine agir geleni tercih et.»

Bu hükmün sebebi sudur: Basit olanin ulasilmasi kolay, yeri yakin zahmeti az, verimi kisa vadeli oldugu için, insan ona meyleder ve nefis onu siddetle arzular. Buna karsilik zor isin gerçeklesmesi çetin, ulasilmasi uzak ve verimi zaman alici oldugu için nefis ona karsi isteksiz davranir ve yorgunluguna katlanmaktan hoslanmaz.

Hz. Ömer buyurur ki; «Su nefisleri gemleyiniz, çünki o sizi kötü amaçlara götüren bir kilavuzdur. Süphesiz ki, bu hak agir ve aci, bâtil ise hafif ve hostur. Kötülüge yanasmamak, onu isleyip tevbe ile gidermekten daha kolaydir. Nice bakis sehvet tohumu eker ve nice ani lezzet uzun süreli kedere yol açar.»

Lokman-i Hekim der ki, «Yavrum, en basta sana nefsinden sakinmayi ögütlerim. Çünki her nefsin arzusu ve havasi vardir. Bunlarin dediklerine uyacak olursan azmaya devam ederek daha da çogunu isterler. Çakmak tasinda ates nasil sakli durursa arzular da nefiste öylece saklidir, eger onu çakarsan ates parlar, kendi haline birakirsan gizli kalir.»
Günün hadisi:71 - Yine Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Bil ki, ben, hem uyurum, hem namaz kılarım; oruç da tutarım, kadınlarla evlenirim de, Ey Osman, Allah'tan kork, zira ehlinin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bâzan oruç tut, bâzan ye. Namaz da kıl, uykunu da al"
Mülk suresi:6. Rablerini inkâr edenler için de Cehennem azâbı vardır. O ne kötü varılacak yerdir!

7. Oraya atıldıkları zaman, onun şiddetli homurdanmasını işitirler; çünki o kaynıyordur!

8. Nerede ise öfkeden çatlayacak!(3) Nezaman oraya bir topluluk atılsa, (Cehennemin) bekçileri onlara: “Size (bu azâbı haber veren) bir korkutucu gelmedi mi?” diye sorar.

9. (Onlar) derler ki: “Evet! Gerçekten bize bir korkutucu geldi, fakat biz yalanladık ve (onlara): ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir; siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz!’ dedik.”

10. Ve derler ki: “Eğer (biz) işitir veya akıl eder olsaydık, bu alevli ateş ashâbı arasında bulunmazdık!”

11. Böylece günahlarını i‘tirâf ettiler. Öyleyse o Cehennemlikler (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun!

12. Şübhesiz ki görmeden Rablerinden korkanlara gelince, onlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfât vardır.

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Dua saati: 40. Rabbimiz! Bizim kalblerimizi ve cihanın dört bir buca-ğındaki bütün kullarının kalblerini imana, yakine, İslâm’a ve ihsana açmanı diliyoruz. Gökte ve yerdeki kulların arasında bizim için vüdd (hüsn-ü kabul) halket.. Senin yüce dinine hizmet etme mülahazalarıyla çıktığımız bu yolda işlerimizi kolaylaştır, umduklarımıza nail eyle ve üzerimize düşen va-zifeleri yüzümüzün akıyla yerine getirmeyi nasip et. Ey her zaman gizli ve sürpriz nimetleriyle bizleri lütuf sağanakları altında sırılsıklam hâle getiren yüce Mevlamız! Bazılarını az-çok sezip korktuğumuz ve bazılarını da hiç fark edemediğimiz için endişe bile duymadığımız tehlikelerden dünyada ve âhirette bizi emin eyle.. şu kısacık fani hayatta altından kalkamayacağımız belalara maruz kalmaktan, kab-rin ağır imtihanından, Cehennemin kasıp kavuran ateşin-den, yüce Zatın, Rahman ve Rahim isimlerinin hakkı için bizi sıyanet buyur, ey günah ve kusurlarla âlûde kullarını çokça bağışlayan Gaffar ve ey günahkarların hata ve isyan-larını setreden Settar!
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı: yeni umit dergisi,
..
Hz. Peygamber Dönemi (s.a.s) Münafıklarının Özellikleri
Prof. Dr. Muhittin Akgül
AddThis Sharing Buttons4037
Kur'ân-ı Kerîm'in üzerinde önemle ve sıklıkla durduğu, nitelikleriyle alâkalı geniş bilgiler sunduğu, karakter ve iç dünyalarına dikkat çektiği, haklarında isimleriyle anılan bir sureyi (münâfikûn) indirdiği bir topluluk da münafıklardır. Hattâ bunlar, nitelikleri açısından, Kur'ân'ın, ehl-i kitap, müşrik ve kafirlerden daha fazla ve sıklıkla üzerinde durduğu bir kesimdir. Bazen itikadî-amelî olmak üzere tasnif edilerek ele alınan münafıklık, bu makalede sadece itikad açısından ele alınacaktır. Bu mânâda münafıkların, Hz.Peygamber'le (sallallahu aleyhi ve sellem) münasebetleri, Resûlullah'ın bunlara nasıl davrandığı, onların zararlarından nasıl korunduğu ve onları topluma yeniden kazandırmak için başvurduğu Nebevî yöntem kısaca incelenecek, böylece farklı zamanlardaki Müslümanların, bunlarla olan münasebetlerinde dikkat etmeleri gereken prensiplere işaret edilecektir."Münâfık" kelimesi Arapçada, iki tarafı açık dehliz/tünel anlamına gelen en-nefeku veya köstebek deliği anlamındaki "en-nâfikatu" kelimesinden gelir. Bu kelimenin nifakla olan ilişkisine gelince; tünelin bir tarafından girilip diğer tarafından çıkılması veya köstebeğin, yuvasına bir taraftan girip diğer taraftan çıkması gibi, münâfık da Müslümanlığa bir taraftan girip, diğer taraftan çıkmaktadır.1 Yani münafık, inandığında sabit kalmayıp, işine geldiğinde Müslüman, gelmediğinde bir inançsız gibi davranıp, bir zaman sonra yeniden küfrünü gizleyerek, inandığını iddia etmesinden böyle bir isimle müsemma olmuştur.2 Istılâhi mânâsına gelince; küfrünü gizleyip, inanmış gibi gözüken kimseye denir.3Nitekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) münafığın bu hâlini, veciz bir şekilde şöyle beyan buyurmuştur: "Münafığın durumu iki sürü arasında gidip gelen bir koyuna benzer."4 Yani münafık, kâfirlerle mü'minler arasında gel-git yapan ve birinde karar kılamadığı için iki tarafça da kabul görmeyen bir tiptir. Bazen mü'minlerin yanında bulunduğundan kâfirlere yaranamaz; gerçek bir mü'min olamadığından da mü'minlerin vicdanlarında güvenilmez bir konumda kalır.İnanmadığı hâlde inanıyor görünmek, akide ve düşüncelerinde münkir olmasına rağmen farklı bir tavır ve kanaat sergilemek, her zaman duruma göre hareket edip sürekli ikiyüzlü davranmak demek olan nifak; ferdî, içtimaî bir riyakârlık ve bir ruh hastalığıdır. Bu hastalığı taşıyan mürâî ve münafık, her zeminde ayrı bir tavırda bulunur, her yerde farklı bir görüntü sergiler ve o rengârenk davranışlarıyla âdeta birkaç hayatı iç içe birden yaşar. Münafığın gerçek renginin ne olduğunu, ne türlü bir düşünce ve kanaat taşıdığını kestirmek çok zor; hattâ imkânsızdır.51. Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) devrinde nifak hareketinin başlangıcıAslında herhangi bir düşünce, ideoloji, davâ, siyâsî veya fikrî hareket başa­rıya ulaştığı zaman, nifâk ortaya çıkmaya başlar. Tarih açısından da bilindiği üzere Hz. Pey­gamber (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde nifâk, Müslümanların değişik sıkıntılara maruz kaldıkları ve son derece zayıf ve korumasız oldukları Mekke'de değil, Medine'de ortaya çıkmaya başlamış6 ve toplumu derinden etkiler hale gelmişti. Zira Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ilk müslümanlar, Mekke'de herhangi bir güç ve otoriteye sahip değillerdi. Müslüman olmak, maddî açıdan bir avantaj sağlamadığı gibi, tersine zor da bir işti. O zamanda Müslüman olmak demek, herkesi hattâ en yakınları bile karşısına almak demekti. Evet gücü elinde bulunduran Mekke'nin önde gelenleri, hem Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) açıktan karşı duruyor, tehditler savuruyor, hakaretler ediyorlardı, hem de oldukça acımasız bir şekilde özellikle de zayıf ve korumasız Müslümanlara akla hayale gelmedik işkenceler yapıyorlardı.Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'ye hicretiyle şartlar yavaş yavaş değişmeye başladı. Henüz hicret etmeden Medine'de kendisine Evs ve Hazreç gibi güçlü destekçiler buldu. Müslümanlar orada yeterli bir desteğe kavuşmadan ve bu konuda onlardan tam emin olmadan topyekün bir hicrete teşebbüs etmedi. Şartlar oluşunca ve Allah Teâla'dan hicretle ilgili izin de çıkınca merkez Medine oldu. Bu arada aynı şehirde bulunan bir kısım kimseler, ya cehâlet ve ahmaklıklarından, ya kin, öfke ve inatlarından ya da henüz müslümanları ve Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün hüviyetiyle tanıyamadıklarından inanmıyorlardı. Hattâ bunlardan bir kısmı, Resûlul­lâh'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'ye gelmesiyle, otorite ve iktidarlarının önüne ge­çildiğini düşündüler. Ancak bu kimselerin, herkesin gönülden bağlandığı ve sevdiği Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem), muhâcir ve ensârdan meydana gelen ve önemli bir güç haline gelen Müslümanlara açıktan düşmanlıklarını ve İslâm'ı inkârlarını göstermeleri kolay değildi. İslâm'ın gün geçtikçe yayıldığını ve güçlendiğini gören ve her gün kendilerinden olan kimselerin azaldığına şâhit olan bu karanlık düşünceli insanlar, sinsi sinsi düş­manlığa başladılar. Ancak bu düşmanlıkları da, gizliden gizliye yapıyor, dış görünüşleri itibariyle inanmış gibi gözüküyorlardı. İşte bu insanlar, daha baştan Müslümanlara hep kötülük düşünmüş ve Resû­lullâh'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) da en büyük düşman görmüş münafıklardan başkası değildi.2. Münafık ve imanMünâfıklar, müslümanların inanç ve ibâdetlerine görünüşte hep iştirak etmeye çalışır, onların içinde görünür, namaz saflarında onlarla beraber bulunur; ancak el altından da her türlü entrikayı çevirmekten geri durmazlardı. Ortamın aleyhlerine olduğu, cesaret bulamadıkları ve mü'minlerin görebilecekleri yerlerde, küfrü gerektiren özelliklerini mümkün mertebe gizlemeye büyük bir özen gösterirlerdi. Bu hâlleriyle onlar, ilâhî takdir gereği İslâm toplumunun bir parçasıymış gibi kabul edilir, İslâm toplumundan dışlanmazlardı. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de bütün muamelelerinde onları toplumun bir parçası olarak görür, ne inanç ve ne de ibadetlerde onları dışlamaz, nifaklarını bildiği hâlde deşifre etmezdi. Aslında gönüllerinde, kalblerinde Allah'a imanları yoktu. Fakat buna rağmen rahatlıkla inandıklarını iddia eder, böylece mü'minlerle mümkün oldukça beraber görünmeye, aynı değerleri paylaştıklarını göstermeye çalışırlardı. Nitekim Yüce Beyan onların bu durumunu: "Öyle insanlar da vardır ki 'Allah'a ve âhiret gününe inandık.' derler; oysa iman etmemişlerdir." (Bakara 2/8) mealindeki âyetiyle haber vermiştir.Münafıkların bir de inanmayanlarla, Peygamber ve İslam düşmanlarıyla beraber olduklarında taşıdıkları ikinci bir görünümleri vardı ki, zaten asıl görünümleri budur. Nitekim Allâmu'l-Ğuyûb olan Allah u Teâlâ, onların bu ikinci karakterlerini, mü'minlerle karşılaştıklarında inandıklarını, kendi takımlarıyla kaldıklarında ise onlardan olup, mü'minlerle alay ettiklerini bildirir. (Bakara 2/14).Nitekim bu âyetle ilgili bir sebeb-i nüzul rivayeti vardır: Bir gün münâfıkların başı Abdullah b. Übey ve arkadaşları, ashaptan bir grupla karşılaştıklarında, Abdullah b. Übey kendi arkadaşlarına: "Bakınız ben şu gelenleri başınızdan nasıl da savacağım." demiş ve yaklaştıkları zaman Hz. Ebûbekir'in (r.a.) elini tutmuş: "Merhaba Temim oğlullarının efendisi, Şeyhu'l-İslâm, Resûlullâh'ın, mağarada arkadaşı olan, kendini ve malını Resûlullâh'a vermiş bulunan!" demiş, sonra Hz. Ömer'in (r.a.) elini tutmuş: "Merhaba Adiyy oğullarının efendisi, dininde kuvvetli, nefsini ve malını Resûlullâh'a vermiş bulunan Hz. Fârûk!" demiş ve sonra Hz. Ali'nin (r.a.) elini tutmuş: "Merhaba Resûlullâh'ın amca oğlu ve damadı, Resûlullah'tan sonra bütün Hâşimoğullarının efendisi!" demiş. Onun inanmadığı hâlde aldatmaya çalıştığı bu iki yüzlülüğü karşısında Hz. Ali kendisini tutamayarak ona: "Ey Abdullah! Allah'tan kork, münâfıklık etme; çünkü münâfıklar, Allâh'ın en kötü kullarıdır." deyince, bu defa Abdullah İbn Übeyy: "Dikkatli ol, Ey Hasan'ın babası! Benim hakkımda böyle mi söylüyorsun? Allah'a yemin olsun ki, bizim îmânımız, sizin îmânınız gibi ve bizim tasdikimiz, sizin tasdikiniz gibidir." demiş ve böylece ayrılmışlar. Ayrılır ayrılmaz Abdullah b. Übey arkadaşlarına dönerek: "Nasıl yaptım gördünüz ya! İşte siz de bunları görünce böyle yapınız." demiş; onlar da: "Sağol! Sen bizim içimizde hayatta oldukça senden hep böyle bol bol istifade ederiz." diyerek kendisini övmüşler. Duruma şahit olan Müslümanlar daha sonra olanları Resûlullâh'a haber vermiş ve bununla ilgili olarak yukarıda meâli verilen âyet nâzil olmuştur.7Hattâ münafıklar zaman zaman Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek, sanki inanıyormuş gibi: "Yâ Resûlellah! Bizim için Allah'tan mağfiret talep et!" bile diyorlardı. Bir defasında böyle bir istek karşısında Resûlullah bunu kabul etti. Ancak Cenab-ı Hakk, Resûlü'nü ikaz ederek, münafıklar için af dileyip dilememesinin müsavi olduğunu, yetmiş defa da istiğfarda bulunsa, Allah'ın onları affetmeyeceğini ve onların fasıklar olduğunu (Tevbe 9/80) beyan buyurdu.8Hatta Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) münafıkların başı Abdullah b. Übey b. Selûl hastalanınca ziyaretine gitti. Bu ziyaret esnasında Übey, Resûlullah'tan öldüğünde namazını kıldırmasını ve kabri ba­şında duâ etmesini istedi. Daha sonra da Resûlullah'a, kendisine kefen olsun diye, gömleğini istetmek üzere birisini yolladı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de ona gömleğini gönderdi. Bu­nun üzerine Hz.Ömer: "O pis, necis kimseye, gömleğini niçin veriyorsun? deyince, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Benim gömleğim, ondan, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi savuşturamaz. Fakat umulur ki; Cenâb-ı Hakk bu sayede o münafıkların bin adedini İslâm'a girdirir." buyurdu. Zîra münafıklar Übeyy'den ayrılmazlardı. Onlar Übey'in, bu gömleğin peşinde olduğunu ve ondan bir fayda umduğunu görünce, o gün onlardan bin tanesi Müslüman oldu.9Abdullah b. Übey öldüğünde, oğlu ölüm haberini Resûlullah'a ulaştırınca, oğluna: "Namazını kıldır ve onu defnet!" dedi. Bu defa oğlu: "Yâ Resûlallâh, eğer sen onun na­mazını kılmazsan, hiç bir Müslüman kılmaz!" dedi. Bunun üze­rine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) namazını kıldırmak için ayağa kalkınca, Hz. Ömer de ayağa kalktı ve namazı kıldırmasın diye, Resûlullah ile kıblenin arasına geçerek durdu. Bunun üzerine: "Onlardan ölen hiçbir kimsenin cenaze namazını kılma ve kabri başında dua etmek üzere durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resûlü'nü tanımadılar ve yoldan çıkmış olarak öldüler." (Tevbe 9/84) âyeti nazil oldu.Resûlullâh'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bir münafık olan Abdullah b. Übey'e göm­leğini vermesiyle ilgili ve aynı zamanda münafıklarla münasebeti açısından şunları düşünebiliriz: Abdullah b. Übey'in oğlu Abdullah, Resûlullah'a yakın ve samimi bir mü'mindi. Onun hatırına babasına böyle bir iyilik yapmıştı. Belki de bir gayr-ı metluv vahiy olarak Resûlüne: "Sen ona gömleğini verdiğinde, bu, münafıkların binlercesinin İslâm'a girmesine vesile olur." müjdesini vermişti. Nitekim yukarıda da belirtildiği gibi onların binlercesi Müslüman oldu. Bir de Resûlullâh'ın genel olarak vasıflarına baktığımızda, onun şefkat ve merhametinin ön plânda olduğunu görürüz. Demek ki Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Allâh Teala'nın emrine uyarak, onun na­mazını kılmaktan kaçınmış, re'fet, rahmet ve şefkatini izhâr etmek için de, ona gömleğini vermiştir.10Anlaşıldığı üzere münafık, gerçekte hiçbir şeye inanmadığı hâlde, konjonktüre göre "Allah ve ahiret inancım tamdır." diyerek kendine mü'min süsü verir ve her zaman mü'minleri kendince aldatmaya çalışır. Ancak aslında aldanan kendisidir.Ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), onların gerçek mânâda mü'min olmayıp iki yüzlü olduklarını bildiği hâlde, onları asla İslâm toplumunun dışına itmemiş, münafık olduklarını yüzlerine vurmamış, mescidden dışlamamış, Müslümanların beraber oldukları yerlere girmelerini engellememiştir. Belki de O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bu vahiy buudlu siyasetinden dolayıdır ki, pek çok münafık bu iklimde erimiş, organize olma imkânı bulamamış, gördükleri sevgi ve müsamaha ikliminde ya kendi karanlık dünyalarıyla baş başa kalmış; ama çevrelerine zararları engellenmiş veya zamanla mü'min olma şerefine ermişlerdir. Münafıkların sayılarıyla ilgili kesin bir rakamın verilememesi, onların tam olarak bilinmemesinden ve Hz.Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) de bununla ilgili bir beyanının olmamasındandır. Ancak bunun yanında gerek Kur'ân ve gerekse Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) o kadar teşhis edici iç ve dış özellik saymıştır ki, firaset sahibi mü'minler, bu özellikler sayesinde onları tanımış, zararlarından korunmaya dikkat etmiş ve bu zararlar asgariye indirilmiştir. Münafıklara karşı güdülen bu Nebevî siyaset, bizler için de önemli mesajlar ihtiva etmektedir.113. Münafık ve ibadetİnancın ibadetle sıkı bir münasebeti vardır. Zîrâ ibadete sevk eden şey, insanın inancıdır, imanıdır. Münafıkta, gerçek mânâda iman olmadığından, yaptığı ibadetleri kendisi için bir yüktür. Fakat mü'min görünmek için de kendisini, başkalarının yanında bazı şeyleri yerine getirmek mecburiyetinde hisseder. Böyle bir münafığın ne namazı, ne zekâtı, ne de diğer ibadetleri hakiki değil, sadece göz boyama kabilindendir ve gösteriş maksatlıdır. Asr-ı saadette Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ve diğer insanlara görünmek gayesiyle ibadetlerini yerine getiren bu kişileri Kur'ân ağır bir dille eleştirir.Onların bu durumunu anlatan Mâun Sûresi, mahşer ve hesap gününe inanmadıklarını, yetimleri şiddetle itip kaktıklarını, muhtaçları doyurmayı teşvik etmediklerini, namaz diye kıldıkları ibadete ihtimam göstermeyip, aslında bunu sadece bir gösteri maksatlı yaptıklarını (Mâûn 107/1-7) haber verir.Başka bir yerde de münafıkların ibadet diye kıldıkları namazın vasfına dikkat çeker, namaza kalkarken üşene üşene kalktıklarını, bunu da mü'minlere gösteriş gayesiyle yaptıklarını (Nisa 4/142) beyan ederek, bununla hem mü'minlere bu kişileri tanıma adına doneler verir, hem de bu türlü davranışlardan mü'minlerin uzaklaşmasını ister.Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) de münafığın namazla olan bu münasebetini şöyle dile getirir: "İşte bu, münafığın namazıdır. Oturur, güneşi gözetler, güneş şeytanın boynuzları arasına gelince yani batmaya yaklaşınca, yerinden kalkar ve dört kere yeri gagalar gibi başını yere değdirir. O sırada da Allah'ı çok az zikreder."12Evet, namaz özellikle de cemaatle kılınan namaz ve bunun için mescide içten gelen bir arzu ile devam etme, mü'min ve münafığı tanıma adına önemli bir ölçüdür. Asr-ı Saadet'te cemaate katılmayana, iyi bir gözle bakılmazdı. Böyle bir çekinceden dolayı da münâfıklar, içten olmasa da zorlana zorlana mescide devam ederlerdi. İnanç; dolayısıyla içten gelen bir istek olmadığı için de bu, onlar için bir angarya sayılırdı. Bunun bir yansıması olarak da namaza isteksiz, üşene üşene gelir ve çoğu zaman da geç gelir, hemen erkenden ayrılırlardı. Fakat ne Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de diğer mü'minler, onların bu durumlarını bildikleri hâlde, açıktan yüzlerine vurmaz, zâhire göre hüküm verilir genel prensibince onların dış görünüşlerine göre hüküm verir, gelmelerine engel olmaz, münafık olduklarını açıktan söylemezlerdi. Zîrâ ibadetten dışlanmamaları, gelmelerinden; uzaklaştırılmaları, içerde bulunmalarından daha selametliydi.Münafığın ibadetiyle(!) alâkalı diğer bir husus da, yaptıkları ibadetler karşılığında bu dünyadan elde edecekleri âcil bir menfaat beklentisi içinde olmalarıdır. Halbuki ibadetin neticesi uhrevi, sebeb-i ise rıza-i İlâhî'dir. Ancak böyle bir imana sahip olmadıklarından, bekledikleri menfaati göremediklerinde, hemen uzaklaşıyor ve İslâm'ı terk ediyorlardı. Onların bu durumunu şu âyet mealen mükemmel bir şekilde tasvir eder:"İnsanlardan öyleleri vardır ki; Allah'a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir. Dünyayı da âhireti de kaybeder. İşte besbelli olan hüsran budur." (Hac 22/11).4. Münafık ve yaldızlı sözler Münâfık, iki yüzlü bir tiptir ve bu, onların ayrılmaz bir karakterini oluşturur. Nitekim onlar Resûlullâh'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yüzüne karşı öyle tatlı dilli konuşurlardı ki, görenler gerçekten onları Peygamber âşığı zannederdi. Ancak yanından ayrılır ayrılmaz, hemen asıl hüviyetlerini açığa vurur, yeryüzünde fitne ve fesat çı­karmaya devam ederlerdi. Kur'ân, onların bu durumlarını mealen şu şekilde anlatmaktadır:"İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. Üstelik sözünün özüne uyduğuna Allah'ı da şahit gösterir. Hâlbuki gerçekte o düşmanların en yamanıdır. Senin yanından ayrılınca, ülkede fesat çıkarmaya çalışır, Ürünleri ve nesilleri mahvetmek için uğraşır. Allah, elbette fesadı (bozgunculuğu) sevmez. O adama: 'Allah'tan kork da fesat çıkarma!' denildiğinde, Kendini benlik ve gurur kaplar ve bu, onu daha fazla günaha sürükler. Böylesinin hakkından Cehennem gelir. Gerçekten ne fena yataktır o Cehennem!" (Bakara 2/204-206).Nitekim Allah Resûlü de (sallallahu aleyhi ve sellem) münafıkların övücü sözler söylemelerini, medhiyeler dizmelerini ve yağcılık yapmalarını, şu veciz ifadeleriyle haber vermiştir: "Âhirzamanda, dinle dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek. Bunlar, insanlara iyi görünüp, onları aldatmak için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki, koyun postu yanlarında kaba kalır. Dilleri de baldan daha tatlıdır. Ancak kalbleri kurtlarınkinden daha vahşidir…"13 Başka bir beyanlarında da: "Ümmetim hakkında en çok korktuğum kimseler, ağzı güzel laf yapan münafıklardır."14 buyurmuşlardır.Burada münafığın aslında iyi bir takiyye yaptığı görülmektedir. Sevmediği hâlde sever gibi görünme, kabul etmediği hâlde kabul eder gibi durma, inandırıcılık ve samimiyetini göstermek için de bir sürü yalan ve gizli kalıpların arkasına sığınma, onun ayrılmaz bir parçasıdır.5. Münafık ve yalan Yalan, münâfığın âdeta silâhı gibidir. Yalan olmadan varlıklarını sürdüremezler. Çünkü münafık, sıkıştığı zaman kendisini ko­ruyacak bir zırha ihtiyaç duyar. O zırh da yalandır. Münafıklar, Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı çoğu defa yalana baş vururlardı. Yanına gelir inanmadıkları halde inandıklarını söy­lerlerdi. (Münafikûn 63/1).Münafık, konuşurken yalan söyler; verdiği bir sözden işine geldiği zaman döner; güvene hıyanetle mukabelede bulunur; haince düşmanlık duygularını dostça tavırlar içinde icra eder. Bunun içindir ki o, münkirden daha tehlikelidir. Çünkü mü'min gibi düşünüyor görünerek en yakına harem dairesine kadar sokulur, yüzünüze güler; fakat ilk yakaladığı fırsatta yılan gibi ısırır ve akrep gibi de sinsice zehrini akıtır.Evet, münafığın belirleyici özelliklerinden birisi, yalancı olmasıdır. Münafığı tanıma adına önemli ölçüler veren Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), münafığın konuştuğunda yalan söylediğini, emanet edildiğinde ihanet ettiğini, söz verdiğinde, sözleşme ve ahitleşme yaptığında uymadığını, düşmanlık yaptığında ölçüyü aşarak haksızlık yaptığını, kavgaları büyüterek büyük düşmanlıklara dönüştürdüğünü bildirir.156. Münafık ve hile Münafık, mü'minle mücadeleden ümidini kestiğinde hilelere başvurur. Böylece açıktan yapamadığını, farklı kisvelere bürünerek, değişik renklere girerek yapar; böler ve parçalar, toplumda kargaşanın yolunu açar, şaşkınlıklara sebep olur. Dıştan bakıldığında, yaptıkları toplumun yararına şeylerdir. Ancak arkasında sinsi plânlar yatmakta ve tolumun başına çoraplar örmektedir.Asr-ı Saadette Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı münâfıkların yaptıkları bu hilelerden birisi hicret esnasında yapılan mescidin yanında, ilâve bir bina yaparak mescit(!) ilân etmeleriydi. Bununla onlar, Müslümanlar arasına ihtilâflar sokarak, içten parçalamayı hedefliyorlardı. Burayı tamamladıktan sonra, Resûlullâh'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) orada namaz kılmasını talep ettiler. Böylelikle buraya, bir meşruiyet kazandırmış olacaklardı. Ancak Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu taleplerini erteledi, daha sonra da vahiy inerek, bu binanın yapılmasındaki asıl maksadın, mü'minleri bölüp parçalamak ve buradan inananları tarassud olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Resûlullah, ashâptan bazı kimseleri göndererek, bu fesat yuvasının yıkılmasını emretti.16 Kur'ân-ı Kerîm konuyu dört âyette ele almış ve detayla üzerinde durmuş, münafıkların tuzağını başlarına geçirmiştir. (Bkz: Tevbe 9/107-110).7. Münafık ve iftiraMünafığın önemli bir özelliği de, mü'minlere iftira atmaktır. Bununla kendince mü'minleri gözden düşürecek, insanlar nazarında kötü gösterecek ve zayıflatacaktır. Bu konuda o kadar ileri gitmişlerdir ki, normal bir mü'mine değil, Ma'sum Nebi Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) kadar işi vardırdıkları olmuştur. Onlar bu konuda tarassut eder, fırsatları kollar, yeri geldiğinde de yapacaklarını yaparlar. Ancak her defasında Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) engin merhamet iklimiyle karşılaşmış ve iyi muamele görmüşler; böylelikle toplumun dışına atılmamış, boyunlarının vurulmasının gerektiği yerde bile affedilmişlerdir.Asr-ı Saadet'teki iftiralardan biri, belki de en büyüğü Ma'sum Nebi'nin ma'sume eşi ve mü'minlerin annesi olan Hz. Âişe'ye (r.a.) attıkları çirkin iftiraydı. İslâm tarihinde ifk hâdisesi diye bilinen bu olayda atılan bu çirkin ve büyük iftirayı fırsat bilen münâfıklar, bunu kendi emelleri doğrultusunda kullanmak istediler. Hz. Âişe Validemiz'in ordudan geri kalmasını, sonra da Hz. Saffan ile beraber arkadan gelmesini kötüye yorumlayarak, bunu her tarafta yaymaya başladılar. Toplum bu hâdiseyle çalkalanıp durdu. Hattâ bazı zayıf Müslümanları da buna inandırmada başarılı oldular. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) son derece üzgündü. İş, içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Ve sonunda Cenâb-ı Hakk, vahiyle bu hâdisenin gerçek yüzünü ortaya koyarak, münâfıkların bu konudaki plânlarını açığa çıkardı. (Nûr 24/11-17).Bu âyetlerle münafıkların iftiraları; Aişe Validemiz'in de iffet ve muallâ konumu tescillenmiş oldu. Aynı zamanda münafıkların, gerektiğinde hiç kimsenin tereddüt etmediği/edemeyeceği Allah Resûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) bile iftira edebilecekleri, dolayısıyla her dönemdeki mü'minin bu türden hâdiselere muhatap olabileceği ve iftiralar karşısında nasıl davranmaları gerektiği gösterilmiş oldu.8. Münâfık ve iki yüzlülükYukarıda da işaret edildiği gibi münafık, her zaman değişkenlik gösteren bir tiptir. Ne zaman, nasıl davranacağı, hangi şartlarda ne karar vereceği kestirilemez. Bunun için de geleceği, onun üzerine bina ederek inşa etmek imkânsızdır. Onların bu iki yüzlülüklerinin farklı tezahürlerini Asr-ı Saadet'te de görmekteyiz. Meselâ Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına geldiklerinde, beraberce savaşa çıkmaya hazır olduklarını söy­lerler. Ancak savaş emri geldiğinde ise sözlerini unutmuş gibi davranır ve kaçarlardı. (Bkz: Nisa 4/81).Düşmana karşı topyekûn savaş emredildiğinde, onların maddî imkânları yerinde olduğu hâlde, savaşa çıkma­yarak, buna da kendilerince değişik sudan bahâneler uydurup, evde oturmayı tercih etmişlerdi. (Tevbe 9/86-87).Münâfıklar, kendileri savaşa katılmadıkları gibi, katılanları da engellemeye ve korkutmaya çalışırlardı. (Âl-i İmrân 3/156). Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında cereyan eden Uhud Savaşı'nda münâfıklar, müslümanları terk ederek kaç­mışlardı. Onlar, savaşa katılmaya çağrıldıkları hâlde, savaşın yapılacağını tahmin etmediklerini söylemişlerdi. (Âl-i İmrân 3/166-167). Yine Müslümanların çok zor durumda kaldıkları, içten Ya­hudilerin, dıştan da müşriklerin tehdidiyle yüz yüze geldikleri Hendek Savaşı'nda da münâfıklar, aslî hüviyetlerini ortaya koyarak, Müslümanların yalnız kalmasına, onların morallerinin yıkılmasına çalışmışlar ve mazeretler beyân ederek ordudan ayrılıp gitmişlerdi. (Ahzâb 33/9-15).Netice itibariyle Kur'ân-ı Kerîm, münâfıklardan bazılarını ifşâ etmiş ve on­ların küfrüne hükmetmiştir. Ne var ki Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara, din­den dönen mürtedlerin hükmünü uygulamamış, aksine ken­dilerine Müslüman muâmelesi yap­maya devam etmiştir. Yüce Allah'ın, münâfıklarla ilgili beyân ettiği özellikler, genel olup, belli birtakım şahısları tayin edici değildir. Bu ifadelerle hedeflenen, onları caydırmak ve uyarmak, kötü gidişlerini göstererek aralarında tevbe etmeye müsait olanların dönüşlerine fırsat vermektir.Kısaca münâfıklara ait işaret edilen bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Medine'de ortaya çıkan nifâk hareketi, Müslümanların baş belâsı olmuştur. İki yüzlü, hilekâr, yalancı vb. bütün kötü vasıflara sahip bu insanlar, inandıklarını söyledikleri hâlde, her durumda Müslümanları arkadan vurmuş; onların aleyhlerine olacak her hâdisenin içinde yer almış ve İslâm'ın en büyük düşmanı olmuşlardır. Ancak Resûlullah, onların nifakla­rını yüzlerine vurmamış; yumuşak davranmış ve ina­nacaklarını arzu etmiştir.Gösterilen bu engin hoşgörüye aldırış etmeyerek açıktan isyan bayrağını çeken, toplumun altını üstüne getiren, İslâm düşmanlarıyla açıktan birleşen nifak şebekelerine karşı da Yüce Allah, Hz.Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) açıktan mücadele etmeye, önleyici ve güçlü tedbirler almaya yönlendirmiştir. (Tevbe 9/73)
Günün hadisi:69 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in zevce-i pâklerinin hâne-i saâdetlerine bir gurub erkek gelerek Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terketmeyeceğim" dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Bilâhere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim: namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu.
Tahrim süresi:6. Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun! Onun üzerinde sert, şiddetli, Allah’ın kendilerine emrettiğine isyân etmeyen ve neemrolunurlarsa yapan melekler (zebâniler) vardır.

7. Ey inkâr edenler! Bu gün (artık) özür dilemeyin! (Siz) ancak yapmakta olduklarınızın cezâsını çekiyorsunuz.

17 Mayıs 2016 Salı

Dua saati:39. Ey her şeyin perçemini elinde tutan ve bütün kapıla-rın anahtarları sadece Kendi nezdinde bulunan Yüceler Yü-cesi Rab! Senden, bizi masivanın bütün kayıtlarından azat etmeni ve en hayırlı kapıları biz muhtaç kullarına açmanı diliyoruz. Bu pürkusur bendelerini sadece Sana, hem de en mükemmel bir şekilde kullukta bulunmaya muvaffak kıl.. Rahmet ve inayet tecellilerinle ihtiyaçlarımızı gidererek Sen-den başka her şeyden ümidimizi kes (kes ki, aradıklarımızı sadece Senin kapında arayalım).. içimizde şeytanın ve her zaman kötülüğü emredip duran nefislerimizin taleplerine karşı bir ürperti uyar.. bizi hükmünden ve icraat-ı sübha-niyenden hoşnut, sağanak sağanak yağdırdığın lütuflarının şükrüyle gerilmiş, Zatını ve isimlerini yadetmekten engin bir haz duyan ve Sana kavuşmaya karşı her zaman iştiyakla dopdolu olan kullarından eyle!Rabbimiz! Engin rahmetine iltica ediyor ve bizi başka değil, sadece, ulu dergâhının önünde yana yakıla içini dö-ken, yüzünü yalnızca Sana dönen, Senin emir buyurduğun yolda yürüyen ve bütün bunlarla sadece ve sadece Senin hoşnutluğunu murad eden kulların hâline getirmeni istir-ham ediyoruz!
Zikir zamanı: cevsen  71-75 okundu.
Günün kitabı:Geylani külliyatı, abdülkadir geylani
..
  oyun eğlence ve süslerle uğraşmak aklı başında kimselerin değil cahil çocukların işidir. Allah size bildirmiştir ki dünya aklı eksik olan cahillere aittir . sizi oyun için yaratmadığını da bildirmiştir . Dünya ile oyalanan kimse ise oyun oynuyor demektir . ahireti bırakıp Dünya ile yetinen kimse karşılığı olmayan bir şeyi yeterli görmüştür . dünyanın size sunduğu her seyi elinize aldığınızda, yılana akrebe ve zehire dönüşür.

Günün hadisi:  Ebu umame Radıyallahu An demiştir ki Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu :' Ey Ademoğlu ihtiyaç fazlası olan malını tasadduk etmen senin için daha hayırlıdır . cimrilik edip onu elinde tutman senin aleyhinedir . ihtiyaç miktarı kadar mala sahip olmaktan dolayı Allah huzurunda sorumlu tutulmaz ve kinanmazsın.  harcamaya kendinden ve geçmeni üstlendiğin aile fertlerinden başla'
Munafikun suresi:1. (Ey Resûlüm!) Münâfikūn (o münâfıklar) sana geldikleri zaman: “Şâhidlik ederiz ki, muhakkak sen, gerçekten Allah’ın Resûlüsün!” dediler. Allah da biliyor ki, şübhesiz sen, elbette (Allah’ın) peygamberisin! Bununla berâber Allah şâhidlik eder ki, doğrusu münâfıklar gerçekten yalancıdırlar.

2. (Müslüman olduklarına dâir) yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) Allah yolundan alıkoydular. Muhakkak ki onların yapmakta oldukları şey, ne kötüdür!

3. Bu, şübhesiz onların îmân edip sonra inkâr etmeleri yüzündendir; bunun üzerine kalbleri mühürlenmiştir; artık onlar (hakkı) anlamazlar.

4. Onları gördüğünde cüsseleri hoşuna gider. Ve konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Sanki onlar (duvara) dayanmış keresteler gibidirler! Her (kuvvetli) sesi (nifaklarından dolayı) aleyhlerinde sanırlar. Onlar düşmandır; artık onlardan sakın! Allah onları kahretsin! (Haktan) nasıl çevriliyorlar?

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Dua saati:37. Ey bütün cebbar ve gaddarları azamet ve ululuğuy-la dizginleyip durduran ve bize, yüce dinimiz İslâm’a ve kemerbeste-i ubudiyetle ona yürekten bağlanmış müslü-manlara kinle, nef retle düşmanlık besleyenleri kudretiyle çepeçevre kuşatan Yüceler Yücesi Rab!Sen’den, sırf Sana inandıkları için, inanan kullarına ada-vet besleyen insafsız ve yola gelmez kimselerin ağızlarına gem vurmanı, ellerine kelepçe geçirmeni, ayaklarına zincir takmanı diliyoruz.. biz masum ve garip kullarına merhamet buyur da, bize karşı kin ve nefret duygularıyla oturup kal-kan hasetçilerin menfur emellerine ulaşmalarına müsaade etme.. bizi nusretinle te’yid buyur.. Tâhâ ve Yâsin hakkı için, Peygamberlerin Efendisi yüzü suyu hürmetine, bütün şerlerden ve şerirlerden Senin Hâfiz (koruyup kollayan, hi-maye eden) isminle ve sevdiğin kullarını siyanet edip koru-duğun diğer isimlerinle bizi de muhafaza buyur!
Zikir zamanı:cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı: geylani külliyatı, abdülkadir geylani
..
 a münafık! bu markalama ikiyüzlülükle yapmacık zorlama davranışlarla eremezsin . Sen şan , şeref sahibi olmayı, Halk içinde itibar görmeyi ve eli öpülen biri olmayı arzuluyorsun . Sen dünyada da ahirette de kendin için ve yetiştirip Sana uymasını emrettiğin kimseler için uğursuz birisin. sen gösterişcisin, deccalsin, insanların mallarını gasp ediyorsun. Hiç kuşkusuz senin duaların kabul olunmayacak ve sıddıkların gönüllerinde sana yer verilmeyecek. Allah seni bilgine rağmen saptirdi. toz kalktığında altında at mı var eşek mi göreceksin. Toz kalktığı zaman Allah'ın erlerini atlar üzerinde kendini ise onların arkasında uyuz bir eşek üzerinde göreceksin. şeytan ve iblislerin pisliği bozgunculuğu Seni yakalayacak . kalplerinizden Allah'a yakınlık kapısının kapanmamasına çalışın. Akıllı olun ! siz sağlam bir temel üzerinde duruyorsunuz . Allah'ın hukmunu ve ilmini bilen size de onun yolunu gösterecek olan bir mürşidin sohbetinde bulunun. kurtuluşu bulmayan kimse kurtulamaz . ilmiyle amel eden alimlerin sohbetinde bulunmayan kimse Köksüz bir bitki gibidir. hakkın sohbetinde bulunan kimselerin sohbetinde bulunun. Her biriniz gece Karanlık çökü , insanlar uyuyup sesleri kesilince kalksın abdest alsın iki rekat namaz kılsın ve şöyle desin:' Ey Rabbim , bana,  zatına yaklastirilmis, olan iyi kullarından bir kulu goster de , o bana senin yolunu göstersin kılavuzum olsun'

Günün hadisi:  kab ibn-i Malik Radıyallahu anh demiştir ki Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu :' mala düşkün ve makam ve mevki Tutkun bir insanın dinine verdiği zarar , bir koyun sürüsü içine bırakılmış 2 aç kurdun sürüye verdiği zarardan daha çoktur'
Haşır süresi:18. Ey îmân edenler! Allah’dan sakının! Ve her nefis, yarın (kıyâmet günü) için ne takdîm ettiğine (ne hazırladığına) baksın! Ve Allah’dan sakının! Çünki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdâr olandır.

19. Allah’ı unutan; bu yüzden (Allah’ın da) onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın!(1) İşte onlar, fâsıkların ta kendileridir!

15 Mayıs 2016 Pazar

Dua saati:  Allah'ım! bize, sana ve Seçkin kullarına (havas) karşı saygılı olmamızı nasip eyle . sebeplere sarılıp güvenmekle sınama bizi. seni Tevhid ve sana tevekkül etmeyi ve seninle Yetinmeyi Bizde de kalıcı kıl.  bizi söylediklerimizle yaptıklarımızla sınama ve sorumlu tutma. bize lütuf ve Keremiyle, affın ve hoşgörün ile muamele eyle . Amin..
(Abdulkadir geylani, geylani külliyatı)
Zikir zamanı: cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:Geylani külliyatı, abdülkadir geylani
..
 saçma sapan konuşmayı dedikodu yapmaya ve Sahip olduğunuz malları ziyan etmeyi bırakın! komşularınızla arkadaşlarınızla ve tanıdıklarımızla sebepsiz yere oturmayın . Çünkü bu boş iştir . yalan ve Gıybet genellikle iki kişi arasında olur . günahta iki kişi arasında işlenir . biriniz kendinin veya ailesinin ihtiyacı gibi zorunlu bir sebep olmadıkça evinden dışarı çıkmasın . söze sen başlamamaya çalış . senin sözün Vereceğin cevap olsun. birisi sana bir soru sordu o zaman verilecek cevap senin için de onun için de yararlı ise cevapla yoksa soruyu cevaplama.
Günün hadisi:  Abdullah İbn'i amr Radıyallahu anhümâ demiştir ki:'  kendimize ait kulübeyi gözden geçirirken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımızdan geçti o esnada bize:'  bu mecburiyetiniz nedir' diye sordu cevaben :' yıkılmak üzere olan şu kulubeyi tamir ediyoruz ' . Bunun üzerine buyurdular ki :' ecelin bu meşgul olduğunuz işten daha acil ve daha seri olduğunu düşünüyorum (yani dünyalık şeylerden daha acil ahiret işleri vardır)'..
Mücadele suresi:7. (Ey Habîbim!) Görmedin mi ki şübhesiz Allah, göklerde ne var, yerde ne varsa bilir. Üç kişinin gizli bir konuşması olsa, mutlakā dördüncüleri O’dur! Beş (kişi) olsalar, mutlakā altıncıları O’dur; bundan daha az ve daha çok da olsalar, (ve her) nerede bulunsalar, mutlakā O, onlarla berâberdir. Sonra kıyâmet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Şübhesiz ki Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.(1)

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Dua saati:34. Ya Rab! Bizi Cehennem ateşinden koru ve ebediyet yurdu olan Cennetinle şereflendir.. varlığını Seni sevmeye adamış ve nezdinde sevgiye mazhar olmuş sevgililerin dost-luğuyla sevindir.. Seyyidü’l-Mürselîn ve Şefîu’l-Müznibîn olan Nebiy-yi Muhterem’e komşu eyle.. Sana kavuşup, Se-nin cemâl-i pâkini müşahede ihsanıyla bizleri şerefyâb kıl.. Senden bize hep merhametinle muamele etmeni diliyoruz.. Biz muhtaç kapıkullarını refîk-i a’lâya al ve nimetlerinle pa-yeler üstü payelere er(iştir)dirdiğin nebilerin, sıddıkların, şe-hitlerin ve salihlerin maiyyetiyle şâd eyle.
Zikir zamanı:cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Abdullah Ibni Amr'in rivayet ettigine göre. Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



"Hz. Nuh (A.S) ölmek üzere iken iki oglunu yanina çagirarak onlara su nasihatte bulunur, «size iki seyi emreder ve iki seyden sakinmanizi isterim. Allah (C.C)'a ortak kosmaktan ve büyüklük taslamaktan uzak durunuz. Emrettigim sey'ere gelince birincisi "Lâ ilâhe illallah'"i dilinizden düsürmeyin. Cünki göklerde ve yerde olen her sey terazinin bir kefesine; "Lâ ilâhe illallah'" cümlesi de öbür kefesine konsa ikincisi agir basar.

Gökler ile yeryüzü bir araya gelerek bir çember teskil etse de bu çemberin üzerine "Lâ ilâhe illallah'" cümleleri konsa, çember üzerine binen agirligin altinda kirilir. Ikinci olarak da sik sik «sübhanellâhi velhamdülillâhi» deyiniz. Çünki bu cümle canli - cansiz her varligin duasidir ve canlilarin rizki bu duâ sayesindedir."



Hz. Isâ (A.S.) der ki. «Allah (C.C)'in Kitabi'ni ögrenen ve zorba olarak ölmeyen kimseye ne mutlu!»



Anlatildigina göre Abdullah Ibni Selâm (R.A.) bir gün odun yüklü alarak çarsidan geçiyordu. «Niye böyle yapiyorsun, senin buna ihtiyacin yok.» diyenlere «nefsimden kibiri kovmak istedim» diye cevap verir.

Kurtubî tefsirinde:

«Gizlenmesi gereken zinetleri bilinsin dîye ayaklarini yere sert basmasinlar» (Nur Sûresi - 31) mealindeki âyet hakkinda denir ki; «kadinlar bu hareketi böbürlenmek erkeklere gösteris olsun diye yaparlarsa davranislari haramdir.»

Ayni sekilde erkeklerin de calim satmak gayesi ile yere sert basmalari da haramdir, cünki büyüklük taslamak büyük günahlardandir.»
Günün hadisi:Aleyhissalatu vesselâm hastalandığı zaman O'nu, (başı) dizimin üstünde baygın vaziyette gördüm. Bir ara kendine geldi. Gözlerini evin tavanına dikti ve sonra: "Ey Allah'ım! Refik-i A'la'da (bulunmayı tercih ederim)" dedi. Bu sözü işitince ben (kendi kendime): "Demek ki (makamı gösterildi) ve bizimle olmayı tercih etmiyor" dedim. Bunun, sıhhatli iken bize söylediği şu hadis olduğunu anladım: "Hiçbir peygamber cennetteki makamını görmeden kabzedilmez, sonra yaşamaya devam veya öbür dünyaya gitme hususunda muhayyer bırakılır."
Hadid suresi:7. Allah’a ve Resûlüne îmân edin ve sizi üzerine vekiller (tasarruf sâhibleri) kıldığı şeylerden (Allah yolunda) sarf edin; işte sizden îmân edip, (Allah yolunda) sarf eden kimseler var ya, onlar için (pek) büyük bir mükâfât vardır.

8. Peygamber sizi Rabbinize îmân etmeniz için da‘vet ettiği hâlde, size ne oluyor ki Allah’a îmân etmiyorsunuz? Hâlbuki (Allah, ruhlar âleminde sizden) sağlam sözünüzü almıştı; eğer (gerçek) mü’minler oldu iseniz (ahdinize uyun ve samîmâne îmân edin)!

9. O, sizi karanlıklardan nûra çıkarması için, kuluna apaçık âyetler indirendir. Şübhesiz ki Allah, size karşı elbette Raûf (çok şefkat eden)dir, Rahîm (çok merhametli olan)dır.

10. Hem size ne oldu ki Allah yolunda sarf etmeyeceksiniz? Göklerin ve yerin mîrâsı zâten Allah’ındır (hepsi sonunda O’na kalacaktır). Fetihten evvel, içinizden (Allah yolunda) sarf eden ve savaşanlar, (diğerleriyle) bir olmaz! İşte onlar, derece i‘tibâriyle sonradan sarf eden ve savaşanlardan daha büyüktürler. Bununla berâber, Allah hepsine de en güzeli (Cenneti) va‘d etmiştir! Çünki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdârolandır.

11. Kimdir şu kimse ki, Allah’a karz-ı hasen (güzel bir borç) ile borç versin de(2) (Allah da) onu kendisine artırsın! Ayrıca onun için (pek) değerli bir mükâfât vardır.

13 Mayıs 2016 Cuma

Dua saati:32. Allahım! Şayet Senin hıfzın ve riayetin olmasaydı biz mutlaka helâk olurduk.. tenezzül buyurup da bizi nimetle-rinle donatmasaydın o zaman da hüsrana uğrardık. Ey bütün eksik sıfatlardan berî, yüceler yücesi Rab! Biz kapı kulların eğer Sana itaat edebilme gibi bir paye ile mü-şerrefsek, bu tamamen Senin lütuf ve inayetinin eseridir. Bütün verdiklerinden dolayı minnet Sana; iman ve İslâm nimetinden dolayı hamd ve şükran da yine Sanadır. Rabbimiz! Senden, bundan sonra da her zaman yar ve yardımcımız olmanı istirham ediyor, bizi yolların en sağlam ve en şaşırtmaz olanına hidayet buyurmanı diliyoruz. Sen bizim hem velîmiz, hem de biricik vekîlimizsin. Hem ne gü-zel vekîlsin!
Zikir zamanı:cevsen 71-75 okundu.
Günün kitabı:kalplerin keşfi, gazali
..
Cerir'in rivayet ettigine göre Leys der ki: «Adamin biri Hz.Isa (a.s)'ya arkadas olur, ona «Senin yaninda sana yoldas olabilir miyim» diye teklif eder. Teklifinin kabul edilmesi üzerine yola koyulurlar, bir nehrin kenarina varinca yemek molosi için otururlar, yanlarinda üç çörek vardir. Ikisini yerler, birisi kalir, bu arada Hz.Isa (a.s) nehre varip su içmek üzere kalkar, su içip dönünce üçüncü çöregi bulamaz. Adamaa «çöregi kim aldi» diye sorar, adam «bilmiyorum» diye cevap verir.

Yemekten sonra arkadasi ile birlikte yola koyulur. Yolda iki yavrulu bir geyik görürler. Hz.Isa (a.s) yavrulardan birini çagirir, yavru Hz.Isa (a.s)'nin daveti üzerine yanina gelince onu keser, etinin bir kismini kizartarak yerler.

Yemekten sonra Hz.Isa (a.s) geyik yavrusunun kalintilarina «Allah (C.C)'in izni ile canlanip kalk» der, yavru da derhal canlanip kalkarak oradan uzaklasiverir.

Bu olay üzerine Hz.Isa (a.s) yoldasina, «Sana az önceki mucizeyi gösteren Allah (C.C) için soruyorum, çöregi kim aldi?» der. Adam yine «bilmiyorum» diye cevap verir.

Bir müddet sonra bir nehrin yanina varirlar. Hz.Isa (a.s) adamin elinden tutarak su üstünde yürürler, karsiya geçerler. Nehri asinca Hz.Isa (a.s) «Az önceki mucizeyi sana gösteren Allah (C.C) hakki için sana soruyorum, üçüncü çöregi kim aldi» diye sorar, adam yine «bilmiyorum» diye cevap verir.

Bir müddet sonra bir çöle varirlar ve otururlar. Hz.Isa (a.s) bir yere kum ve toprak yigar, meydana gelen yigma Allah (C.C)'in izni ile «altin ol» der, yigin da altin olur Hz.Isa (a.s) altin yiginini üçe bölerek adama «üçte biri benim, üçte biri senin, öbür üçte biri de çöregi alanin» deyince adam «çöregi alan bendim» diye gerçegi itiraf eder.

Bunun üzerine Hz.Isa (a.s) «Altinin hepsi senin olsun» diyerek ondan ayrilir.
Adam altinin basinda dururken çölde yanina iki yolcu gelir. Gelenler kendisini öidürüp altini olmak ister, adam «Onu aramizda üçe bölüsürüz, simdi önce biriniz sehre varip yiyecek bir sey alsin» diye teklif eder. Adamin teklifi kabul edilerek gelenlerden biri sehre gönderilir.

Sehre giden adam yolda giderken «Niye altini onlar ile bölüseyim, alacagim yiyecege zehir katar, onlari öldürürüm, böylece altinin hepsi bena kalir» diye düsünür ve dedigi gibi yapmak üzere sehirden aldigi yiyecege zehir katarak döner.

Altinin yaninda kalanlar da «Niye ona altinin üçte birini verelim, dönünce onu öldürür ve altini ikimiz paylasiriz» diye Konusurlar. Adam dönünce onu öldürürler, fakat yiyecegi yeyince de kendileri ölür, böylece altin çöl ortasinda ve her üçünün ölüsünün yambasinda sahipsiz kalir.

Bu sirada Hz.Isa (a.s)'nin yolu olay yerine yeniden ugrar, durumu görünce yanindakilere «Iste dünyâ budur, ondan sakinin» der.