31 Ocak 2021 Pazar

 Duhan 40-42:

  •  Unutmayın ki, bütün hesapların görüleceği o karar günü, herkesin buluşacağı gündür. O gün dostun dosta faydası olmaz. Allah(cc)'ın merhametine mazhar olanlar dışında, kimseye de yardım edilmez. O gerçekten Aziz'dir, Rahim'dir.

 Duhan 37-39:

  •  Yoksa onlar ,günaha batıp gitmiş, bu yüzden de helak ettiğimiz Tubba kavminden daha mı iyiler? Bakın! Biz gökleri ve yeri ve iki arasındaki herşeyi oyun olsun diye yaratmadık. Bunların hepsinin yaradılış amacı vardır. Ne varki bir çok insan bunu kavrayamıyor.
    (
     Zımnen:  Ahireti  inkâr,  bu  kâinat  misafir­hanesinin  ve  onun  şerefli  konuğu  insanın  ya­ratılışının anlamsız ve amaçsız olduğunu  iddia etmek demektir.  Böyle bir akıl,  hayatı  oyun,  dünyayı  lunapark  olarak  algılar.  Böyle  bir  algı  sahibi  kendisine  "oyun  çocuğu"  rolü  biçiyor  demektir.  Oysa  hayat  bir  sınav,  dünya  bir  sı­nav  alanıdır  (Bkz:  60/Mülk:  2).  Krş.  72/Hicr:  85.  Bu âyet, 35-36.  âyetlerde anlatılan inkarcı akla  cevaptır. Mİ

    )

30 Ocak 2021 Cumartesi

 Duhan 34-36:

  •  Şimdi bir takım insanlar diyorlar ki:' Biz bir kere öldük mü, iş biter, artık dirilmemiz mümkün değildir. Ama siz dirilme iddaanızda ısrarcı iseniz, daha önce gelmiş/geçmiş atalarımızı diriltin de görelim'.
    (
    Yani,  “atalarımızı yeniden hayata döndürün ve bir öteki dünyanın var olduğuna! tanıklık yapmalarını sağlayın." Bu müstehzi talep,  inkarcıların 43:22 ve 23'de zik­redilen  şu  sözleriyle  aynı  mahiyettedir:  “Biz  atalarımızı  bir  inanç  üzerinde  bul­duk  ve  ancak  onların  izinden  giderek  doğru  yolu  buluruz!”  Böylece,  sonuçta, atalarının  öteki  dünyaya  inanmadıkları  gerçeği,  onlar  için,  bugüne  kadar  hiç kimsenin  hayata  geri  dönüp  yeniden  dirilme  hakikatini  teyid  etmediği  gerçeği kadar etkili ve  ikna  edici bir delildir.ESED
    )

 Duhan 32-33:

  •  Ve Biz onları bilerek(عَلَى عِلْمٍ) bütün diğer toplumlara üstün kıldık ve onlara sınav olduğu ayan beyan belli olan mucizeler verdik.
    (
    Yani, bütün müfessirlere göre, kendi zamanlarının bütün toplumlarından;  çün­kü  o  dönemde  İsrailoğulları  tek  Allah'a  ibadet  eden  biricik  topluluktu:  onların kölelikten kurtulmaları kıssasına Kur’an'ın sık sık atıfta bulunmasının sebebi budur. Allah'ın  “onları bilerek üstün kılması”mn vurgulanması, onların daha sonra­ki dönemlerde ahlakî olarak bozulacaklarını ve böylece O'nun rahmetinden ko­yulacaklarını  önceden  bilmesi anlamına  gelir (Zemahşerî ve  Râzî).ESED
    )

 Duhan 30-31:

  •  Böylece israiloğullarını zelil eden,aşağılayan o işkenceden, firavunun işkencesinden kurtardık.Doğrusu firavun haddini aşan, büyüklük taslayan zorbanın teki idi.

29 Ocak 2021 Cuma

 Duhan 28-29:

  •  İşte sonunda olan oldu ve (onların geride bıraktıklarını) başka bir topluluğa miras bıraktık. Onlara ne gök ağladı ne de yer!. Onlara mühlet te verilmedi.
    (
     Zımnen:  Firavunlaşan  her  zorba,  kendisini  yerin  göğün vazgeçemeyeceği  biri  zanneder. Mİ

    That is, "When they were the rulers, they were known for their glory and grandeur: hymns were sung of their praise, flatterers flattered them to such an extent as if the whole world was devoted to them for their excellences and indebted to them for their favors and there was none more popular in the world than they. But when they fell there was none to shed a tear on their fall; rather the world felt relieved that a cause of distress had been removed. Obviously, they had neither done any good to the people that the dwellers of the earth might weep on them, nor anything for the sake of Allah's pleasure that the dwellers of the heavens might grieve over their ruin. As long as Allah continued to give them rope by His will, they enjoyed life as they pleased; but when they transgressed all limits in their crimes, they were cast aside like so much rubbish. ET

    )

 Duhan 22-27:

  •  Sonunda (onların düşmanlığından bezdiğinde) :' Bunlar gerçekten günaha batmış bir topluluk (artık onları sana havale ediyorum)' diye Rabbine seslendi. (Ve Allah(cc)) :' Sen kullarımla geceleyin ilerle. Tabi, onlar da mutlaka sizi takip edeceklerdir. Ve denizi (seninle firanun ve adamları arasında) öylece bırak, zaten onlar boğulmaya mahkum bir topluluktur' dedi.
    (Böylece onlar yok oldular) ve arkalarında nice bahçeler, çeşmeler, ekin tarlaları, yurtlar ve hoşlandıkları nice rahatlık ve kolaylıklar bırakıp  gittiler.

28 Ocak 2021 Perşembe

 Duhan 17-21:

  • Doğrusu, Biz onlardan önce firavun kavmini de sınamış ve onlara çok seçkin bir elçi göndermiştik.  Elçi, onlara :' Ey Allah(cc)'ın kulları, sözlerime kulak verin! (أَنْ أَدُّوا إِلَيَّ عِبَادَ اللَّهِ) Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.Sakın Allah(cc)'a baş kaldırmayın, zira ben size apaçık bir delil getiriyorum. Ve bana yaptığınız bütün hakaretlerden(أَن تَرْجُمُونِ) sizin de benim de Rabbim olan Allah(cc)'a sığınıyorum. Ve bana inanmıyorsanız, hiç olmaz ise yolumdan çekilin (bana engel olmayı kesin)' dedi.
    (
    Klasik müfessirlerin büyük çoğunluğu  (mesela  Taberî,  Zemahşerî,  Râzî,  Beydâ-1 vî),  bu  ifadenin  iki  şekilde  anlaşılabileceğine  işaret  ederler:  Ya,  “bana  teslim olun,  ey Allah'ın kulları C ibâd)” şeklinde,  ki Mısırlılar'a (bütün insanlar “Allah'ın kulları”  olduğu  için)  Hz.Musa'nın  kendilerine  tebliğ  etmek  üzere  olduğu  ilahî mesajı  kabul  etmeleri  çağrısını  kasdeder;  yahut  “Allah'ın  kullarını  bana  teslim edin”,  yani  Mısır'da  köle  olarak  tutulmuş  olan  İsrailoğulları'm  şeklinde. ‘İbâdekelimesinin telaffuzunun hem hitap/seslenme halini (münâdâ bih/vocative) hem de  nesne/belirtme (mef'ûl bih/accusative)  halini  kapsıyor olması,  bu  her iki yo­rumu  da mümkün  kılmaktadır.ESED

    Bence, birinci yorum daha doğru, zira devamında -ben size gönderilmiş bir elçiyim- diyor. Başka bir çok surede, Musa(as)'ın Firavun ve kavmine gönderildiği defalarca belirtilmişti. Dolayısıyla, -Ey Allah(cc)'ın kulları mısırlılar! bana teslim olun, kulak verin- şeklinde bir çeviri daha gerçekçi geliyor.

    Lafzen,  “beni  taşlamanızdan.” Racem e fiilinin  hem  “taşlama/taş  atma”  şeklinde­ki maddî anlamda,  hem de “laf atma”  yahut “hakaret etme”  şeklinde mecazî an­lamda  kullanıldığı  gözönünde  tutulmalıdır.ESED


    )

27 Ocak 2021 Çarşamba

 Duhan 13-16:

  •  Nerde düşünüp ders alacak insan! Onlara daha önce hakikatı apaçık ortaya koyan elçiler gelmedi mi? Ama onlar sırt çevirdiler ve :' Buna birileri öğretmiş (o da gelip bize anlatıyor), deli bu!' dediler. Onlara vaad ettiğimiz azabı bir süreliğine kaldırsak ta, yine eski hallerine geri dönerler! Ama , onlar , o en amansız ve karşı konulmaz bir güçle yakalayacağımız gün, hak ettikleri cezayı da göreceklerdir.

 Duhan 9-12:

  •  Ama nerde!, insanlar hala şüphe içindeler ve işi hafife alıp oyalanıyorlar. Öyleyse, kara bulutların gökyüzünü kaplayacağı o günü bekleyin!. Bütün insanları saracak o bulut. Ve o gün,onlar :' Bu acı bir azab!, Rabbimiz bu azabı üzerimizden kaldır, biz artık inandık' diyecekler.
    (
    Lafzen,  “şüphe  içinde  eğleniyorlar”:  yani,  Allah'ın  varlığının  mümkün  olduğunu yan-gönüllü  kabul etmeleri,  şüphe ve istihzanın bileşiminden ibarettir (Zemahşe- rî)  —Allah'ın  varlığı  gerçeğinden  şüphe  duyulması  ve  İlahî  vahyin  hafife  alınıp küçümsenmesi.ESED
    )

26 Ocak 2021 Salı

 Duhan 5-8:

  •  Katımızdan buyrulan bir emir olarak Kuran'ı gönderen Biziz. Bu Rabbinin bir rahmetidir. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir. Çünkü O, bütün göklerin ve yerin Rabbidir ve her iki arasındakilerin de, bundan kesin emin olabilirsiniz( hiç şüphe edecek bir şey yok)!.
    Allah(cc)'tan başka ilah yoktur ve hayatı veren de , ölümü veren de O'dur. Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelmiş/geçmiş toplulukların da Rabbi O'dur.
    (
    Evet, burada, konunun akışı itibarıyla Kuran'dan bahsediliyor ve bir önceki ayetlerdeki --onda-- kelimesi için Kuran'a karşılık geldiği yorumu da,  daha gerçekçi görünmekte. Kuran, Allah(cc)'ın emriyle, insanlara, onları uyarmak ve doğru yolu göstermek için, büyük bir rahmet olarak gönderilmiştir. Onsuz, insanoğlunun doğru yolu bulması imkansızdır.
    )

 Duhan -1-4:

  •  Ha-mim. İşte size gerçekleri açıkça ortaya koyan bir Kitap. Onu kutlu bir gecede indirmeye başladık. Ki, zaten, baştan beri insanoğlunu uyaran da Biziz. Onda(فِيهَا), her iş net bir şekilde açıklığa kavuşturulmuştur.
    (
     فِيهَا için bir çok tefsirci Kuran'ın inmeye başladığı geceyi ifade ettiğini söyler, fakat , konunun akışı itibariyle daha çok Kuran'ın kendisini ifade ettiğini sanıyorum.

    Kur’an  vahyi,  insan  bilincinin  şafağından  başlayarak  bugüne  kadar  gelen  bütün ilahı vahiylerin  devamı ve zirvesidir.  Onun temel hedefi,  her zaman,  insanı mad­dî  ihtiraslarına  ve  zevklerine  köle  olmaması  ve  böylece  manevî  değerlere  karşı duyarlılığını  kaybetmemesi yolunda  uyarmaktır.ESED

    )

25 Ocak 2021 Pazartesi

Duhan -1:
(Diyanet çevirisi)
  •  1. Hâ. Mîm.

    2. Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,

    3. Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır.

    4. Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.

    5. (Yani)katımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz, peygamberler göndermekteyiz.

    6. Senin Rabb'inin acıması gereği olarak (gönderdiyimiz elçilere o gece emirlerimizi bir bir açıklar,vahiylerimizi bildiririz) .Doğrusu o işitendir ,bilendir.

    7. Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.

    8. O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

    9. Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

    10. Şimdi sen, göğün, açık bir duman çıkaracağı günü gözetle.

    11. Duman insanları bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.

    12. (İşte o zaman insanlar:) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler).

    13. Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.

    14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.

    15. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.

    16. Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.

    17. Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi geldi.(Şöyle diyerek)

    18. "Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir resûlüm"

    19. Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    20. Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.

    21. Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.

    22. Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.

    23. Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.

    24. Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

    25. Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler,çeimeler,

    26. Ekinler, güzel konaklar,

    27. Ve zevkü sefa sürdükleri nice nimetler!

    28. İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.

    29. Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

    30. Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.

    31. Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.

    32. Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.

    33. Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.

    34. Onlar (müşrikler) diyorlar ki:

    35. "İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

    36. " Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin."

    37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.

    38. Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

    39. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    40. Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.

    41. O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.

    42. Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.

    43. Şüphesiz zakkum ağacı,

    44. Günahkârların yemeğidir.

    45. O, karınlarda maden eriyiği kaynar.

    46. Sıcak suyun kaynaması gibi .

    47. (Allah zebânilere emreder): Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!

    48. Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!

    49. (Ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!

    50. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.

    51. Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar.

    52. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

    53. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.

    54. İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.

    55. Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.

    56. İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır).

    57. (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.

    58. Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.

    59. (Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.

24 Ocak 2021 Pazar

 --------------------------
Sonuç
  Zuhruf  süresi
  •  Evet, nice topluluklar tarih sahnesinden gelmiş geçmiş, onlara gönderilen peygamberlere inanmamışlar , hatta onları öldürmeye kadar varan karşı çıkmalar olmuştur. Temelde bütün topluluklarda bir --Yüce Yaratıcı-- inancı vardır. Fakat buna ek uydurma inançlarla ve çıkarlara dayalı bir din anlayışı ile hayatları günah hasadından başka bir şey olmayan nice topluluklar müstahak oldukları karşılığı hem bu dünyada görmüşler hem de diğer tarafta göreceklerdir. Ne nakli ne de akli hiç bir delile dayanmayan hurafelerle ömürlerini geçiren körler  ve  sağırlar düzelmemişler doğru yola girmemişlerdir. Firavun örnekleri, İbrahim(as) kavmi, İsa(as) kavmi hep klasik örneklerdendir. Köre gördürmek, sağıra işittirmek, apaçık sapıklığa dalıp gitmişe doğru yolu göstermek imkansızdır. Nitekim gerçek inanana yakışan Allah(cc)'ın mesajına sımsıkı sarılmak ve doğru yol üzere ilerlemektir. Günü geldiğinde Allah(cc) onlara gerekeni yapacaktır. Hakikatın ne olduğunu Allah(cc) biliyor, Allah(cc)'ın mesajları hoşuna gitmeyenler oyalana dursun bakalım, her şey kaydediliyor ve herkesin birbirine düşman olacağı O gün hesaba çekilecekler ve hakikate umursamaz tavırlarının sonucunu sonsuz cehennem azabı olarak göreceklerdir.

23 Ocak 2021 Cumartesi

 Zuhruf 88-89:

  •  Allah(cc), (elçilerinin ve onların izinden gidenlerin) şöyle seslendiklerini biliyor:' Ya Rabbi!, Bunlar inanmamakta direnen bir topluluk (ve hiç bir zamanda inanacak gibi değiller)'.
    Dolayısıyla, onlara pek aldırmadan, kendilerine selamet dileyerek siz yolunuza devam edin. Nasıl olsa günü geldiğinde öğrenecekler!.
    (
    Ne sağıra zorla işittirebilir, ne körü zorla gördürebilir, ne de sapıklığa boğulup gitmişe doğru yolu gösterebilirsiniz! Niyeti olmayanı teneşir paklar, o zaman öğrenir, ama bir hayli geç olur!
    )

 Zuhruf 87:

  •  Eğer kendilerine 'sizi kim yarattı?' diye sorsan, 'Allah(cc)' derler. O halde nasıl oluyor da O'nu tek ilah kabul etmekten uzak duruyorlar?.

 Zuhruf 86:

  •  Müşriklerin Allah(cc)'tan başka yalvarıp ilahlaştırdıkları sahte tanrılarının hiç bir şefaat yetkisi yoktur. Ancak bilerek ve ilme dayalı olarak hakka şahitlik edenler (bu yetkiye sahip olacaktır)
    (
    Râzî,  sadece söz ile  “hakikate şahitlik yapma”nın, Allah'ın birliği ve benzersizliğine gönülden bir bağlanmanın sonucu değilse, faydasız ol­duğunu  söyler.ESED
    )

 Zuhruf 83-85:

  •  Öyleyse bırakın onları, kendilerine vaad edilen güne kavuşuncaya kadar daldıkları batıl bataklıklarda oyalansın, eylenip dursunlar. Gökte de , yerde de tek ilah O'dur. Yanlız Allah(cc)'tır hikmet sahibi ve her şeyi bilen.
    Göklerin , yerin ve iki arasındaki her şeyin sahibi Allah(cc)'tır, Kıyamet saatinin bilgisi de O'nun katındadır. Ve sonunda hepiniz (yapıp/ettiklerinizin hesabını vermek için) O'nun huzuruna çıkarılacaksınız.

22 Ocak 2021 Cuma

 Zuhruf 81-82:

  • De ki:' Faraza Rahmanın bir çocuğu olsaydı, ona ilk ibadet eden ben olurdum'. Göklerin ve yerin Rabbi, egemenlik tahtının sahibi Rabb, onların isnad ettikleri her türlü sıfattan kesinlikle münezzehtir. 

 Zuhruf 78-80:

  •  Size hakikatı ilettik, fakat çoğunuzun hoşuna gitmedi. Yoksa hakikatın ne olduğuna sizin karar verdiğinizi mi sanıyorsunuz? Hakikate Allah(cc) karar verir. Veya gizli kapaklı çevirdiklerinizi bilmediğimizi mi sanıyorsunuz?  Yanıbaşınızdaki elçilerimiz her şeyi kaydediyor.
    (
    Bu  ayet,  Hristiyanların  Hz.  İsa'nın  “Allah'ın  oğlu”  ve  dolayısıyla  ilah(î  tabiatlı) olup  olmadığı  konusunda  yüzyıllar  süren  karmaşık  tartışmalarına  bir  telmihtir.Bu  tartışmalar,  çoğunlukla  ilk Hristiyan düşünürlerden bazılarında,  önde gelen­leri  arasında  İskenderiye  Patrik'i Arius'un da  (M.S.  280-336)  bulunduğu  tevhidci kelamcılar (unitarian theologians) tarafından başta şiddetle muhalefet edilen es­ki,  Mitraistik  ağırlıklı  kadîm  kavram ve  kültlere  karşı var olan  bilinçaltı  bir eği­limden kaynaklanmıştır. Ancak politik ağırlıklı İznik Konsil'inde (M.S.  325), o za­mana kadar samimî Hristiyanların hakim çoğunluğu tarafından benimsenen Arius'cu  görüşler,  “sapkın”  görülerek  mahkum  edilmiş  ve  Hz.  İsa'nın  uluhiyeti doktrini,  İznik  Akidesinde  (Nicene  Creed)  Hristiyanlık  inanç  sisteminin  temeli olarak  resmen formüle  edilmiştir. ESED
    )

21 Ocak 2021 Perşembe

 Zuhruf 74-77:

  •  Fakat hayatları günah hasadından başka bir şey olmayan suçlular ise, içinde sürekli kalmak için cehennem azabını boylamıştır. Çektikleri azab hiç eksiltilmeyecek ve orada bütün ümitlerini yitirmiş olarak kalacaklardır. Biz onlara asla haksızlıkta bulunmuş değiliz, aksine kendilerine haksızlık eden yine kendileridir. 'Ey (cehennem bekçisi) Malik! Artık Rabbin canımızı alıp işimizi bitirsin' diye feryat ederler. 'Hayır! siz burada kalıcısınız' der Malik.

 Zuhruf 69-73:

  •  Ey ayetlerimize iman edenler ve kayıtsız şartsız Bize teslim olan kullarım; Siz ve eşleriniz, sevinç ve mutlulukla girin cennete!.Orada, altın tepsilerle aralarında kupalar dolaştırılacak, canlarının çektiği herşeyi ve gözleri kamaştıran her türlü hazzı bulacaklar. İşte siz oraya, kalıcı bir şekilde yerleşeceksiniz. İşte yaptıklarınızın semeresi olarak maliki olduğunuz cennet böyledir. Bu yaptıklarınızın meyvelerini bolca görecek ve onları tadacaksınız.

20 Ocak 2021 Çarşamba

 Zuhruf 67-68:

  •  Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket edenler dışında bütün dostlar o gün birbirine düşman olacaklar. Onlara Allah(cc) şöyle seslenecek:' Ey Benim Kullarım! Bugün artık (akibetiniz hakkında) korkmanızı gerektirecek bir şey yok, herhangi bir şekilde (geçmişle ilgili) üzülecek te değilsiniz'.
    (
    In other words, only those friendships will remain unaffected which are based on righteousness and piety in the world; all other friendships will turn into enmities, and those who are cooperating with one another in deviation, tyranny and wickedness today, will on the Day of Resurrection, put the blame on others and try to escape. This subject has been treated repeatedly at many places in the Qur'an so that every person in this very world may fully realize with whom it would be beneficial for him to cooperate and with whom it is harmful.  ET

    Dünyada birbiriyle dost olan kimseler, kıyamet günü kendisi için dostluk yaptıkları şeylerin azaba bir sebep olduğunun ortaya çıkmasıyla birbirleriyle olan alakalarını keserler, düşman hâle gelirler.ŞE


    )

 Zuhruf 65-66:

  •  Fakat daha sonra aralarında görüş ayrılığına düşüp farklı gruplara bölündüler. Vay haline o zalimlerin, kendilerini acı bir azabın içine çektiler. Yoksa onlar hiç farkında olmadıkları bir anda kıyametin ansızın kopmasını mı bekliyorlar?

19 Ocak 2021 Salı

 Zuhruf 63-64:

  • İsa(as) halkına hakikatin bütün kanıtlarıyla geldiğinde :' Ben, size hikmet ile, üzerinde ayrılığa düştüğünüz bazı şeyleri açığa kavuşturmak üzere geldim. Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinizin farkına varın ve bana itaat edin. Allah(cc), şüphesiz sizin de , benim de Rabbimdir. Öyleyse O'na kulluk edin, zira tek doğru yol budur' dedi. 
    (
    Taberî'ye  göre  “...  şeylerin  bir  kısmı”  şeklindeki  kısıtlayıcı  ifade,  yalnızca  inanç ve ahlak alanıyla ilgilidir, çünkü halkının dünyevî problemleri ile ilgilenmek Hz. İsa'nın görevleri  arasında  değildi.  Bu  düşünce,  Sinoptik İncil'lerde bize  sunulan Hz.  İsa'nın öğretilerinin tasvirinden (ama bütünlükten uzak -fragmentary- oldu­ğu  kabul  edilen  bir tasvirinden)  doğan  Hz.  İsa  imajı  ile çakışmaktadır.ESED

     înnehu'daki  zamirin  öznesi  Hasan,  Katade  ve Said b. Cübeyr'e göre Hz.  Kur'an, ibn Abbas ve  öğrencisi  Mücahid'e  göre  Hz.  isa'dır  (Taberî).  Fakat  bu  ikinci  görüş  için,  takdiri  bir  mu-zaf  [nüzul)  ilavesi  şarttır.  Böylesine  bir  takdi­rin  delili  yoktur.  Dolayısıyla  bu  "uzak  bir  te-vil"dir  (ibn Aşur).  Kaldı  ki  ilk  muhataplar ya­şarken  gerçekleşmeyen  bir  şey,  onlar  için  Son  Saat'in bilgisi olamaz.  Oysa ki âyette vuku bu­lan  bir  şeyden  söz  edilmektedir.  O  da  Kur'an  ya da Nebi'dir.  Buna,  "Vuku bulan şey babasız doğmuş  olan  İsa'nın  kendisidir"  şeklinde  bir  itiraz ileri sürülebilirse  de,  baştan beri sûrenin ekseni Kur'an vahyidir.  Bir çok peygambere ve olaya  atıf  yapılmakta,  fakat  her  seferinde  söz  vahye  getirilmektedir.  Buraya  kadar  bu  ver­kaç  yöntemi  8  kez  kullanılmıştır.  Son  olarak  âyetin  "işte  bu  dosdoğru  yoldur"  şeklindeki  son cümlesi,  âyetin başı hakkında yeterli  delil  sayılmalıdır,  ikinci  yoruma  bazı  hadisler  delil  gösterilmişse  de  âyet  asıl  olandır.  Dolayısıyla  âyet  uyan  değil  kendisine  uyulan  olmalıdır.  Bu  konuda  Buhârî,  Müslim,  ibn  Hanbel,  Ebu  Davud  ve  daha  başkalarının  naklettiği  sahih  senetli  haberlerden,  Hz.  isa'nın  yeniden  döne­ceği   meselesinin,   ilk   kuşakların   gündemini   meşgul  eden  konulardan  biri  olduğu  anlaşılır,  başkası  değil.  Mİ

    )

 Zuhruf 61-62:

  •  Bakın bu ilahi kelam(إِنَّهُ) kıyametin geleceğini bildiren bir araçtır, dolayısıyla, bu konuda şüpheye kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol ancak budur. Şeytanın sizi ayarmasına da izin vermeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.
    (
    Müfessirlerin büyük bir kısmı innehû'deki  hû zamirinin  (“o”)  Hz.  İsa'ya yönelik olduğunu  söylemelerine ve bu  nedenle yukarıdaki ifadeyi  “o  (Hz.  İsa,)  Son Sa- at'i  [yani  Son  Saat'in  geleceğini]  bildiren  bir  araçtır”  şeklinde  yorumlamalarına rağmen bazı  otoriteler -mesela Katâde,  Haşan Basrî ve  Sa‘îd b.  Cubeyr (ki  hep­si  de Taberî,  Beğavî ve  İbni  Kesîr'de nakledilmiştir)- zamiri Kur’an'a  irca etmiş­ler ve  ifadeyi  benim yaptığım çeviride yansıtıldığı  şekilde  anlamışlardır.  Yukarı­daki bağlamda  Son  Saat'in özellikle  zikredilmesi,  insanın Allah'a  karşı  nihaî so­rumluluğunu  ve  bundan  dolayı  ibadetin yalnız  O'na  yapılması  gerektiğini  vur­gulamak  içindir:  o  halde  bu  ara  pasaj,  mantıkî olarak,  Hz.  İsa'nın  ilahlaştırılma- sına  ilişkin  değinmeden  sonra  gelir.ESED
    )

18 Ocak 2021 Pazartesi

 Zuhruf 59-60:

  •  (İsa(as)'a gelince) o kendisini peygamberlikle onurlandırdığımız ve israiloğulları için bir örnek kıldığımız bir kulumuzdu. Hem dileseydik, içinizden bir kısmınızı melekler yapar aranızda yaşar giderlerdi.
    (
    Bu âyet de, müşriklerin melekleri ilâh edin-melerini  ret  için  gelmiştir.  Kur’ân,  bir  insan  olmakla  birlikte,  meselâ  Hz.  İsa’nın  Allah’ın izniyle  ölüleri  diriltebildiğini,  çamurdan  yapılmış  bir  kuş şekline  hayat  üfleyebildiğini,  ama  bununla  birlikte  O’nun  da  Allah’a  ibadet  eden  bir  kul  olduğunu  nazara  vermektedir.  Mekkeli  müşrikler ise, böylesi harikaları ancak meleklerin gerçekleştirebileceğine inanıyorlardı. Oysa, mü’minlerin seçkinleri veya ileri gelenleri meleklerin seçkinlerinden,  avam  mü’minler  avam  melek-lerden  daha  üstündür.  Dolayısıyla  Allah  (c.c.),  yeryüzünde halife olarak melekleri değil, insanı tensip  buyurmuştur.  Bu  sebeple  de  meleklerin  insanlar tarafından ilâhlaştırılıp, kendilerine ibadet edilmesinin hiçbir gerekçesi olamaz.AÜ
    )

 Zuhruf 57-58:

  •  Meryem(as)'ın oğlu ( İsa(as)' da ) zikredilince, senin kavmin, küçümseyerek bu misali bir hiç yerine koydu. ' Bizim tanrılarımız mı, yoksa O' mu üstün ?' dediler.Sırf muhalefet olsun diye bunu yapıyorlar. Maalesef, onlar kavgacı ve tartışmacı bir toplum olup çıktılar.
    (
     Mekke’de ileri gelen bazı müşrikler, putlara ve meleklere tapmalarına mazeret olarak zaman zaman Hıristiyanların Hz. İsa’yı (a.s.) ilâhlaştırmalarını öne sürerlerdi. Kur’ân, Hz. İsa’nın sadece Allah’a ibadet eden bir kul, bir rasûl olduğu gerçeğini  açıklayınca  da  bundan  hoşlanmadılar ve  “Biz  meleklere  tapıyoruz,  Hıristiyanlar  ise  bir  insana.  Şimdi  bizim  tanrılarımız  mı  üstün,  yoksa  onlarınki  mi?”  diyerek,  Allah  Rasûlü  ile  mücadeleye devam ettiler. Kur’ân’ın O’nun ilâhlaştırılmasını reddettiğini duyup bildikleri halde, sırf  mücadele  olsun,  kavga  olsun,  düşmanlık olsun diye böyle yapıyorlardı.AÜ

    Musa'ya  da  İsa'ya  da  itiraz  eden  bir  inkarcı  muhatap  kitle  bu.  Fakat  Firavun'a  hiç   sesleri   çıkmıyor.Mİ

    Her zamanda, geçmiş zamanda insanlara hakikatı haykıranlar da dahil olmak üzere, hakkı haykıranlara hep karşı çıkılmış.Fakat bu karşı çıkanlar ne geçmiş firavunlara, ne de güncel firavunlara pek dil uzatmazlar! Çıkarları uyuşmuyor çünkü! Hep aynı olmuş! Inşallah, Yüce Rabbim, beklemeden güncel firavuncuklara da, ve takipçileri de dahil olmak üzere, hak ettiklerini, ibretlik olacak şekilde yarın verir!, ertelemez. Ne olursun Yüce Rabbim! tam zamanı bundan daha iyi bir ibret vesikası olamaz gelecek ve bugünkü nesillere. Kimseye -bak birşey olmuyor- dedirtme, Ey Rabbim!.

    )

17 Ocak 2021 Pazar

 Zuhruf 55-56:

  •  Ve nitekim Bizim gazabımızı üzerlerine çektiklerinde, hak ettikleri cezayı verdik ve topunu suda boğduk. Ve onları geçmişin (acı bir) hatırası ve ibret vesikası kıldık.

 Zuhruf 51-54:

  •  Derken (sıkıştığı bir anda) firavun kavmine :' Ey kavmim!, Mısırın hakimiyeti bana ait değil mi? Bütün bu nehirler benim ayaklarımın altında akmıyor mu? Görmüyor musunuz? Ben ne demek istediğini bile anlatamayan şu zavallı adamdan daha iyi değil miyim? Hem ona neden mal/mülk/servet verilmemiş, ya da beraberinde saf saf dizilmiş melekler yok?' diye seslendi.
    Firavun böylece halkını ahmaklaştırdı ve onlar da firavuna boyun eğdiler. Çünkü onlar aldatılmış, ayartılmış bir topluluktu.
    (
    Diyecek bir şey yok! hep aynı!
    )

16 Ocak 2021 Cumartesi

 Zuhruf 46-50:

  •  Nitekim elçilerimizden Musa(as)'ı , delillerimizle birlikte firavun ve ileri gelenlerine gönderdik. Musa(as) onlara :' Ben Alemlerin Rabbinin elçisiyim' dedi. Fakat önlerine mucizevi delillerimizi sununca, hemen onunla alay etmeye başladılar. Halbuki onlara birbirinden büyük mucizevi deliller gelmesine ve belki dönerler diye çeşitli azaplara çarptırılmalarına rağmen, olmadı. Azabı görünce Musa(as)'a: ' Sen ey büyücü!, seninle yaptığı sözleşme hatırına, Rabbine bizim için yalvarıver; kesin artık doğru yola gireceğiz' dediler. Ama azabı kaldırır kaldırmaz hemen sözlerinden döndüler.
    (
    Önceki ayetlerden konunun gelişi itibariyle, körlere bir şey göstermek, sağıra bir şey işittirmek nerdeyse imkansızdır, onlarla zaman kaybetmeye değmez, peygamber bile olsanız, sizi bilirler ama söylediğinizi kabul etmezler. Hased ve dünyalık çıkarlar sizi firavun ya da onun takipçisi yapar ve artık siz o kör ve sağırlar grubuna girmişinizdir, size her şey nafile! Sıkıştıkları zaman: 'tamam siz doğrusunuz ama..' ile başlayan sözleri demek binlerce yıl hep aynı kalmış, çünkü malzeme aynı; insan!. Bu tür insanlardan hiç bir cacık olmaz! Ey yüce Rabbim!, günümüz firavun ve takipçilerininin de, sonraki ve günümüz insalarına ibretlik  olacak şekilde, sonlarını getiriver. Sen herşeye kadirsin.
    )

15 Ocak 2021 Cuma

 Zuhruf 45:

  •  Ve senden önce gelmiş geçmiş elçilere (ve onların samimi takipçilerine) sor ve soruştur bakalım, hiç Rahman'dan başka tapılacak ilah kabul etmiş miyiz!. (Asla!)
    (
    Resullerden  maksat  onlara  verilen  kutsal  kitaplardır.  Bu  âyet  bütün peygamberlerin halis tevhidi anlattıklarına delildir.SY
    )

 Zuhruf 43-44:

  •  O halde sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl, şüphesiz ki, sen doğru yol üzeresin. Ve bu vahiy sen ve halkın için bir şeref ve itibar kaynağı olacaktır. Ama zamanı gelince (herkes vahye karşı tutumundan dolayı) hesaba çekilecektir.
    (
    Bunun anlamı şudur: Hesap Günü bütün peygamberlere mecazî olarak toplum- larından  nasıl  bir karşılık gördükleri  sorulacaktır (karş.  5:109) ve  onlara  tâbi  ol- duklannı  itiraf edenler,  kendilerine  tebliğ edilen  vahyi manevî ve sosyal  planda esas  almalanndan  -veya  almamalarından-  dolayı  hesaba  çekileceklerdir:  ve böylece  Muhammed'in  (s)  izleyicilerine  vaad  edilen  “üstünlük”,  onların  sadece inandıklarını bildirmelerine  değil,  fiilî davranışlarına bağlı  olacaktır.ESED
    )

 

14 Ocak 2021 Perşembe

 Zuhruf 40-42:

  •  Öyleyse, sen (Ey Nebi, veya ey muhatap) sağıra işittirebilir, körü gördürebilir ve apaçık bir sapıklık içinde boğulup gitmişe doğru yolu gösterebilir misin?
    Biz seni vefat ettirip yanımıza alsak bile, hiç kuşkusuz onlara hak ettikleri cezayı veririz, veya onlara vaadettiğimiz cezayı sana da gösteririz, hiç şüphesiz, Biz onlara dilediğimizi yapabilecek güçteyiz.
    (
    It means to say: "Pay attention to those who are inclined to listen and have not closed their eyes to the realities, and do not consume yourself in showing the way to the blind and making the deaf to hear, nor consume yourself with the grief as to why your near and dear ones are not coming to the right path, and why they are making themselves worthy of Allah's torment."  ET

    This thing can be understood fully only by keeping in view the background in which it was said. The disbelievers of Makkah thought that the person of the Prophet Muhammad (upon whom be Allah's Peace) had become a source of trouble for them. If they could somehow get rid of him, matters would become normal. On the basis of this evil thought they were holding consultations day and night and planning to kill him. At this, Allah addresses His Prophet so as to tell them indirectly: "It doesn't make any difference whether you remain among them or not: if you live, you will see them meet their doom with your own eyes; if you are recalled from the world, they will be sent to their doom in your absence, because they cannot in any case escape the consequences of their misdeeds. "  ET

    That is, "You should not worry as to what punishment do those who are resisting and opposing the truth with injustice and dishonesty receive and when, nor should you worry whether Islam flourishes during your lifetime or not. For you this satisfaction is quite enough that you are on the Right Path. Therefore, you should go on fulfilling your mission unconcerned about the results, and leave it to Allah whether He defeats falsehood in front of you or after you. " ET

    )

13 Ocak 2021 Çarşamba

 Zuhruf 38-39:

  •  Ta ki huzurumuza gelinceye kadar!. Huzurumuza çıktıklarında arkadaşına:' Keşke seninle aramda doğu ile batı arası kadar mesafe olsaydı! Meğer sen ne kadar kötü bir arkadaşmışsın!'.
    O gün bunu öğrenmeniz size bir fayda sağlamaz, çünkü siz birlikte günah işlediniz, şimdi de sonucuna birlikte katlanın.
    (
    Yani, “dünyevî azapta olduğu gibi, yalnız başınıza azap çekmeyeceğinizi bilmek sizi avutmayacaktır” (Zemahşerî, Râzî,  Beydâvî).  Bu hitap ikili değil,  çoğul şekil­de ifade edildiğinden hayatları boyunca kendi şeytanî dürtüleri - “öteki kişilikle­ri”-  tarafından “Allah'ı anmaya karşı duyarsız kalmaya zorlanmış” olan bütün gü­nahkarları  kapsar.  Yukarıdaki ayet,  daha  geniş  anlamda bütün kötü fiillerin,  ne zaman ve nerede  işlenmiş  olurlarsa olsunlar,  bir tek zincirin  halkaları olduğunu ve  bir  kötülüğün  zorunlu  olarak  başka  bir  kötülüğe  yol  açtığım  gösterir:  karş. 14:49  - “ve  o  Gün  bütün  suçluları  zincirlerle,  bukağılarla  birbirlerine  bağlanmış (mukarranîn) görürsün”-  ki bu  ifade 64.  notta  açıklanmıştır.  Ayrıca m ukarransıfat fiili, karin (bu sûrenin 36 ve 38.  ayetlerinde ve  41:25'de  “öteki kişilik” şek­linde  çevrilmiştir)  ile  aynı  fiil  kökünden (karan e) türemiştir.  Ve  bunun  yukan- daki  ayette  işaret edilen bütün kötü  fiillerin  “birlikteliği”ne yeni bir atıf olduğu­na  inanıyorum.ESED
    )



 Zuhruf 37:

  •  Bu şeytanlar, onu Allah(cc)'a giden yoldan alıkoyar ve buna rağmen onlar doğru yol üzerinde olduklarını sanırlar.
    (
    Doğru yol, Allah’ın Kur’ân’la ortaya koyduğu yol, hidayet de bu yolda yürümek demektir. Bu bakımdan,  bu  yolda  gitmeyen  her  kim  olursa  olsun ve kendisini ne kadar doğru yolda sanırsa sansın,  dalâlette,  yani  doğru  yolun  dışındaki yollardadır. Kur’ân, dalâlette oldukları halde, bu şekilde doğru yolda olduklarını sananları, sürekli yanlış  yaptıkları  halde  doğru  yaptıklarını  zan-nedenleri şiddetle  ikaz  eder:  (Ey  Rasûlüm,)  de  ki:  “Yaptıklarıyla  en  çok  kayba  uğrayanların kimler olduğunu size haber verelim mi? Onlar, (dünya hayatını yegâne hayat edinen ve) dünya hayatındaki bütün çalışmaları, (özellikle âhiret-leri  hesabına)  boşa  giden,  fakat  buna  rağmen güzel  işler  yaptıklarını  zannedenlerdir.”  (Kehf  Sûresi/18: 103–104.)AÜ

    )

 Zuhruf 36:

  •  Kim Rahman'ın uyarı dolu mesajını görmezden gelip, gözardı ederse, ona bir şeytan musallat ederiz ki, o da onun uydusu haline gelir.
    (
    Âyette  sözü  edilen  şeytan,  cin  veya  insan  şeytanı olabilir. Her iki tür şeytanlar da, düşünce  ve  hayatlarında  Allah’a  yer  vermeyenlere  ve  diledikleri  gibi  bir  hayat  yaşamak  isteyenlere  yakın  durur  ve  onları  sürekli  günaha  sürüklerler.  “Bana  arkadaşını  söyle,  sana  kim  olduğunu söyleyeyim.”   atasözü,   bu   noktada   hem   bir   gerçeği  ifade  etmekte,  hem  de  konuya  açıklık getirmektedir.AÜ

    Veya:  "kör  davranırsa"  (Ferrâ).  'Aşa(
    يَعْشُ),  dili­mizde  "tavuk  karası"  adı  verilen  gece  görüş  bozukluğudur.  Vahye  gece  gibi  karanlık  bir  akılla  bakanın,  vahyin  gösterdiği  hakikati  gö­remeyeceği  imasını  taşır.  Zımnen:  Baktığı  ne  kadar  doğru  olursa  olsun,  yamuk bakan  doğru  göremez.  Kusurlu  bakış  bakılan  üzerinde  hiç­bir kalıcı etkiye  sahip  değildir,  sadece sahibini aldatır.  Vahyin  mesajını  bulandırmak,  muh­kemine   müteşabih   müteşabihine   esrarlı'bir   şifre  ve  bulmaca  muamelesi  yapmak  da  bu  çerçevede  değerlendirilmelidir.  Tavuk  karası  bakışın  çağrıştırdığı  bir  başka  nükte  de,  âyet­lere  darı muamelesi yapıp onu anlamak yerine didiklemektir.  Vahye  yamuk  bakan,   şeytanî   bir öteki kişiliğin uydusu olmakla cezalandınlir.  Manevî  şizofreni  adım  verebileceğimiz  bu  inançsızlık  hastalığı,  sahibini  güdülerinin  ve  bilinçaltının  nesnesi  haline  getirecektir  (Krş:  81/Fussilet:  25).   Bu  âyet  insanın  nasıl   Şey­tan'ın  yörüngesine  girip  onun  uydusu  haline  geldiğini  ifade  etmektedir. Mİ

    )

12 Ocak 2021 Salı

 Zuhruf 33-35:

  •  Eğer bütün insanlar tek bir şeytani toplum haline gelmiyecek olsaydı, Rahmanı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, tırmanacakları merdivenlerini, kapılarını ve üzerine kurulacakları koltukları hep gümüşten yapardık, onları altın'a , mücevhere boğardık. Fakat bütün bunlar dünyanın gelip geçici zenklerinden başka bir şey değildir. Halbuki, Allah(cc)'a karşı sorumluluk duyanları Ahirette Rableri katında (sınırsız) mutluluklar beklemektedir.
    (
    “İnsan zayıf yaratılmış olduğu”ndan (4:28),  sahip olacağı büyük bir servetin onu her  türlü  ruhî ve  ahlakî  endişeden uzaklaştırabileceği  ve  ona  tamamen  bencil, kibirli ve  insafsız/acımasız  bir kişilik  kazandırabileceği,  “tabii bir  kanun” dur.ESED

    Şayet insanlar kâfirleri bolluk ve refah içinde görüp, kendilerindeki dünya sevgisi yüzünden küfre rağbet edecek ve küfür üzere tek ümmet hâline gelecek olmasalardı, onlara bütün bu imkânları verirdik.
     Ayette “büyük insanın” ahiret açısından büyük olduğuna, dünyadaki büyüklüğe itibar edilmediğine bir delâlet vardır.
    Ayrıca, aynı gerekçe ile insanların iman üzere tek ümmet olmaması için sayılan imkanların sadece mü’minlerin elinde kılınmadığını da hissettirmek söz konusudur.
    Bütün bu imkânlar, aslında ahirette verilecek imkânlar yanında azıcık bir nimetlenmektir. Ayrıca çoğu kere de bu imkânların verildiği kimseler, başka açıdan ızdırap içinde olurlar. Tamamen geniş imkânlar içinde kedersiz yaşayan çok az kişi vardır. Ayetin devamı meselenin bu yönüne işaret eder:ŞE

    )

11 Ocak 2021 Pazartesi

 Zuhruf 31-32:

  •  Ve şunu da söylediler:' Bu Kuran, şu iki şehirden önde gelen büyük bir adama indirilmeli değil miydi?'.
    Senin Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyor? Bu dünyada geçim araçlarını onlar arasında bölüştüren, onların bazısını başkalarına yardım etmeleri için diğerlerinin üstüne çıkaran Biz'iz. Rabbinin rahmeti onların dünyalık yığabilecekleri servetlerinden çok daha hayırlıdır.
    (
    The above verse of surah Az-Zakhraf points to a very important reality. It says that individuals possess different abilities, capacities and affinities so that they may work for and with one another. If everyone had the same sort of qualities and abilities then nobody would work for nobody, or everyone would be doing the same thing. This is to facilitate division of labour to get work done in a society. But those with greater abilities are not permitted to rule over or subjugate others with lesser abilities. For the Quran, every human being is equal and the difference is only as far their abilities are concerned.LUQ
    )

 Zuhruf 28-30:

  •  Bu sözü, ardından gelecek nesiller arasında baki kalsın ve bu sayede (hatırlayıp) hakka dönsünler diye bıraktı.
    Doğrusu, kendilerine hak ve onu ortaya koyacak bir elçi gelesiye kadar, bu (insanları) ve onların atalarını kendilerince yaşamalarına izin verdim. Ve nihayetinde hak kendilerine geldi, fakat onlar :' Bu bir büyü, ve biz onu kesinlikle reddediyoruz' dediler.
    (
    Yani Allah,  vahyedilmiş  bir mesaj  aracılığıyla  doğru ile yanlışın  anlamım açıkla­madan  önce,  onlara  herhangi  bir  ahlakî  sorumluluk  yüklemedi.  Bu,  öncelikle, Hz.  Peygamber'in  müşrik  çağdaşlarına  ve  onların  uzun  müddet  içinde  yaşadık­ları  refaha/zenginliğe  atıftır (karş.  21:44):  ancak daha geniş  anlamayla bu  pasaj, iyi  ile  kötü  arasında  nasıl  ayrma yapacakları  kendilerine  açıkça  gösterilmedikçe Allah'ın  insanları  yapabilecekleri yanlışlardan  dolayı  asla  sorumlu  tutmayacağı­na  işaret eder ESED
    )

10 Ocak 2021 Pazar

 Sabah duasi:40.

  • Rabbimiz! Bizim kalblerimizi ve cihanın dört bir bucağındaki bütün kullarının kalblerini imana, yakine, İslâm’a ve ihsana açmanı diliyoruz. Gökte ve yerdeki kulların arasında bizim için vüdd (hüsn-ü kabul) halket.. Senin yüce dinine hizmet etme mülahazalarıyla çıktığımız bu yolda işlerimizi kolaylaştır, umduklarımıza nail eyle ve üzerimize düşen vazifeleri yüzümüzün akıyla yerine getirmeyi nasip et. Ey her zaman gizli ve sürpriz nimetleriyle bizleri lütuf sağanakları altında sırılsıklam hâle getiren yüce Mevlamız! Bazılarını az-çok sezip korktuğumuz ve bazılarını da hiç fark edemediğimiz için endişe bile duymadığımız tehlikelerden dünyada ve âhirette bizi emin eyle.. şu kısacık fani hayatta altından kalkamayacağımız belalara maruz kalmaktan, kabrin ağır imtihanından, Cehennemin kasıp kavuran ateşinden, yüce Zatın, Rahman ve Rahim isimlerinin hakkı için bizi sıyanet buyur, ey günah ve kusurlarla âlûde kullarını çokça bağışlayan Gaffar ve ey günahkarların hata ve isyanlarını setreden Settar!

 Zuhruf 26-27:

  •  Bir zamanlar, İbrahim(as) da babası ve halkına şöyle demişti:' Şunu bilin ki, ben şu sizin taptıklarınıza inanmıyorum. Ben sadece beni yaradana inanırım, bana doğru yolu gösteren de O'dur'.
    (
    Yani,  sadece  ataların geleneği ile  desteklenip  meşrulaştırılan ve  sadece  belli bir çevrede geçerli olan dinî görüşlerin körü körüne benimsenmesinin ve onlar akıl ve/veya  İlahî vahiy  ile  çelişse  bile  geçerli  sayılmasının  kabul  edilmezliğini.  Hz. İbrahim'in  hakikati  araştırması  Kur’an'da  defalarca  söz  konusu  edilmiştir,  özel­likle  de  6:74 vd.  ile  21:51  vd.ESED

    Kur'an "ille de atalar"  diye tutturan inkarcı muhataplarını  suçüstü  yapıyor.  Zımnen  diyor  ki:  İbrahim  sizin  en büyük atanız,  neden  onun  yolunu  bıraktınız?  Eğer  iddianızda  samimi  ol­saydınız,   büyük  atanız  İbrahim'i   örnek  alır,  onun  gibi babanızın gittiği yolu  sorgulardınız! Mİ

    )

 Zuhruf 25:

  •  Ve neticede, onlardan intikamımızı aldık. Bakın işte, hakikatı yalanlayanların sonu nasıl olur görün!.

9 Ocak 2021 Cumartesi

 Zuhruf 23-24:

  •  İşte böyle; Biz senden önce hangi topluma bir uyarıcı gönderdiysek, oranın refah içinde şımarmış seçkinleri:'Biz atalarımızdan böyle gördük, ve onların yolundan gidip, onları takip edeceğiz' dediler.
    (O peygamberler de):' Peki, ben size atalarınızın gittiği yoldan daha doğrusunu göstersem de mi (yine o yolda gideceksiniz)?' dediler. Cevapları şu oldu:' (Siz ne derseniz deyin) Sizinle gönderildiğini söylediğiniz şeylerin gerçekliğini peşinen reddediyoruz'.
    (
    Râzî,  bu  pasaj  ile  ilgili  yorumunda  şunları  söyler:  “Kur’an'da  başka  hiçbir  ayet olmasaydı bile,  bu  ayetler,  [bir Müslüman'ın]  başka  bir kimsenin  dini  görüşleri­ni körü körüne, hiç sorgulamadan kabul etmesinin yanlışlığını (ibtâlu'l-kavl b i’t-taklîd) göstermeye  yeterdi:  Çünkü  Allah,  [bu  ayetlerde]  sözkonusu  hakikat  inkarcılarının bu  tavırlarını ne  akıllarıyla  ne  de  vahyedilmiş  bir metnin  açık  otori­tesine  dayanarak  oluşturmadıklarını,  yalnızca  atalarının  ve  kendilerinden  önce gelip  geçmiş  olanlarm  görüşlerini  körü  körüne  kabul  etmekle  yetindiklerini açıklığa kavuşturmuştur: ve Allah bütün bunları itham edici ve aşağılayıcı bir dil­le  işlemiştir.”ESED
    )


8 Ocak 2021 Cuma

 Zuhruf 21-22:

  •  Yoksa onlara daha önceden bir Kitap vermişiz de ona dayanarak mı bunları yapıyorlar?.
    Hayır! Sadece şunu uyduruyorlar:' Biz babalarımızı bu şekilde inanırken gördük, biz de onları takip ediyoruz'.
    (
    Here, the point worth consideration is why the well-to-do people of every community only have resisted the Prophets and upheld the imitation of their forefathers in every age. Why have they alone been in the forefront to oppose the Truth and to endeavor to maintain the established falsehood and to beguile and incite the common people against them ? Its basic causes were two:

    (1) The well to-do and affluent people are so absorbed in making and enjoying the world of their own that they are not inclined to bother themselves about the useless debate (as they assume it to be) between the Truth and falsehood. Their love of ease and mental lethargy renders them so heedless of religion and conservative that they want the established order, no matter whether it is based on truth or falsehood, to retrain in force so that they do not have to take the trouble of thinking about the new order at all for themselves.

    (2) Their interests become so dependent on the established order that when they get the first glimpse of the order presented by the Prophets they start feeling that if it came, it would not only put an end to their leadership but also would deprive them of the freedom to consume the lawful and commit the unlawful. ET

    )

 Zuhruf 19-20:

  •  İşte onlar, Rahman'ın kulları olan melekleri dişi olarak atfettiler. Yoksa onların yaradılışına tanık mı oldular? Elbette bu uydurdukları not edildi ve günü geldiğinde sorguya çekilecekler.
    Bir de kalkmış:' Eğer Rahman dileseydi, biz asla onlara tapmazdık' diyorlar, ki bu konuda hiç bir bilgileri olmadığı halde! Onlar sadece zanna kapılıp uyduruyorlar.
    (
    Veya:  "Eğer  Allah  dileseydi  bizim  onlara  tapmamıza   mani   olurdu".   Savrulmuş   aklın   Allah'a  iftira  anlamına  gelen  kader  inancı. Mİ

    This was their reasoning from destiny to cover up their deviation and error, and this has been the argument of the wrong-doers in every age. They argued that their worshiping the angels became possible only because Allah allowed them to do so. Had He not willed so they could not have done it; and then it had been a practice with them for centuries and no torment from Allah had descended on them, which meant that Allah did not disapprove of their this practice.  ET

    )

7 Ocak 2021 Perşembe

 Zuhruf 17-18:

  •  Ama onlardan birine, Rahmana layık gördükleri (kız çocukları) müjdelenince, yüzü öfkeyle mosmor kesilir ve yutkunur dururlar :' Bu ne şimdi! süs püsle uğraşıp, kendini dahi koruyamıyacak bir çocuk ha!'.
    (
    Evet, Sümerlerden kalma ve daha sonra Roma ve Yunan mitolojilerinde iyice geliştirilen melekleri Yaratıcının kızları gibi dişi gösterme, onların dişi heykellerini yapma ve bunun kültürlerdeki yansımaları bu inanç!. Bu heykelcilik ve ikonoloji ile kiliseye iyice yerleşmiş ve inanç kültürünü iyice yozlaştırmıştır.
    )

 Zuhruf 15-16:

  •  Bir de kalkmış, kullarından bir kısmını O'nun parçası(جُزْءًا) saydılar (ve babalık atfettiler). Gerçekten insan çok nankördür. Nasıl yani, O kızları kendine ayırmış, erkek evlatları da size mi vermiş? öyle mi düşünüyorsunuz?
    (
    Lafzen,  “O'na  [bazı]  kullarından (ibâd) bir  parça  isnad  ederler”:  karş.  6:100  ve ilgili  notlar. Cüz’ ismi  (lafzen,  “parça”)  burada  açıkça,  “çocuk”  kavramında  işa­ret edildiği gibi, “Kendinden bir parça”yı gösterir:  ifadeyi yukarıdaki şekilde  çe­virmemin sebebi budur.  Diğer taraftan, eğer cü z ’ ismi lafzî anlamıyla alınırsa yu­karıdaki  cümle  (Râzî'nin  de  belirttiği  gibi)  daha  genel  bir anlam  kazanır:  yani “onlar, O'nun ulûhiyyetinden bir parçayı O’nun tarafından yaratılan bazı varlık­lara  yakıştırırlar.” Ama  ayetin Allah'a  “soy/çocuk” isnad edilmesine açıkça  işaret eden  siyâkı-sibâkı,  benim  çevirimin  daha  uygun  olduğunu gösterir.ESED
    )

6 Ocak 2021 Çarşamba

 Zuhruf 11-14:

  • Gökten belli bir ölçüye göre su indiren de O'dur. Neticede, o su ile ölü toprağa hayat veriyoruz. İşte kabirlerinizden de bu şekilde hayat verilmiş olarak çıkarılacaksınız. Çift çift bütün varlık türlerini(الْأَزْوَاجَ) yaratan da O'dur, sizin için (denizlerde) gemilerden, (karada da) ehli hayvanlardan binekler var eden de. Onlara rahatça binip yerleşesiniz ve üzerlerine binip yerleştiğinizde, Rabbinizin nimetini hatırlayarak şöyle diyesiniz:' Her türlü  kusur ve yakışıksız nitelemelerden münezzehtir O Allah(cc)' ki, bu bineği bizim faydamıza verdi, yoksa biz böyle bir şeye muvaffak olamazdık. Ve şüphesiz biz, sonunda mutlaka Rabbimize döneceğiz'. 
    (
    Lafzen,  “bütün  çiftleri.”  Bazı müfessirler, ezvâc terimini bu bağlamda  “türler”  ile eş  anlamlı görmüşlerdir  (Beğavî,  Zemahşerî,  Beydâvî,  İbni Kesîr):  Yani,  yukarı­daki  ifadeyi,  Allah her türlü  eşyayı,  varlığı  ve  olguyu  yaratandır  anlamında  al­mışlardır.  Diğerleri  (mesela Taberî),  bu  ifadede bütün varlıklar evreninde  aşikar olan  çift-kutupluluğa  bir  atıf görür.  İbni  ‘Abbâs  (Râzî tarafından  nakledildiğine göre) bunun genelde “tatlı ve acı, beyaz ve  siyah,  dişi ve erkek”  gibi karşıtlıkla- n ve genelde karşıtlık kavramını gösterdiği kanaatindedir.  Râzî buna  bir ilavede bulunur ve  varlıklar âlemindeki  her  şeyin  “yüksek  ve  alçak,  sol  ve  sağ,  ön  ve arka,  geçmiş  ve  gelecek,  varlık ve  sıfat vb.  gibi”  bir  tamamlayıcıya  sahip  olduğunu,  oysa  Allah'ın  -yalnız  O'nun-  benzersiz  olduğunu  ve  “karşıt”  veya  “ben­zer” veya  “tamamlayıcı”  olarak tanımlanabilecek her şeyden uzak bulunduğunu söyler.  Bu  nedenle,  yukarıdaki  cümle,  “Hiçbir  şey  O'na  denk  tutulamaz”  ifade­sinin (112:4)  bir yankısıdır.ESED
    )

 Zuhruf 10:

  •  Yeri sizin için bir beşik yapan ve üzerinde (geçiminizi kazanma) yolları var eden O'dur. Umulur ki, doğru yolu (seçer ve) izlersiniz.
    (
    Başka yerlerde, yer hakkında firaş denilirken burada mehd(beşik) denilmiştir. Böylece  beşiğinde rahat  eden  bebek  gibi,  yeryüzünün  insanlar  için  döşendiği anlatılmıştır. Oysa gerçekte yerküre, en hızlı bir uçaktan daha fazla bir hızla uzayda dönmektedir. İçindeki sıcaklık, madenleri ve taşları bile eritecek güçtedir. Nitekim bazan volkanik püskürmeler de bunu hatırlatmaktadır. Allah böylesine büyük bir varlığı,  kapsadığı  bitmek  tükenmek  bilmez  imkânlarıyla,  insanlığın  emrine vermekteki nimetlerini hatırlatmak istiyor.SY

    )

 Zuhruf 9:

  •  Eğer onlara sorsan; bu gökleri ve yeri kim yarattı diye, mutlaka şöyle cevap verecekler:' onları aziz ve hakim olan yarattı'.
    (
    Buradaki --onlar- kim acaba; güncel inkarcılar mı, yoksa Kuran'da kıssaları anlatılan inkarcılar mı? Her ikisi de olabilir. Geçmiş inkarcılar sa, evet onlar şu an bu dünyadan gelip geçtiler ve şu an artık biliyorlar, Aziz ve Hakim olan kim!. Fakat güncel inkarcılar ise, onlardan bir kısmı -evet bunca yer/gök kendiliğinden yaratılmış olamaz-- diyorlar, yani Aziz ve Hakim bir yaradanı kabul ediyorlar ama içlerinde bir takım cahiller de ona bile inanmıyor, kendi uydurdukları teorilerle nasıl oluyor bu gökler/yerler açıklamaya çalışıyorlar. Bakalım ilerleyen ayetler de anlayabilecekmiyiz..
    )

5 Ocak 2021 Salı

 Zuhruf 6-8:

  •  Daha önce gelmiş geçmiş topluluklara da nice peygamberler gelmişti. Ama gelen her peygamber ile alay ettiler. Bu sebeple Biz, (bugünkü inkarcılardan) çok daha kuvvetli olan nice toplulukları helak ettik. Nitekim onların ibretlik kıssaları daha önce anlatılmıştı.
    (
    Hemen her peygamberin inkarcı  muhatapla­rı,  nebilerine  karşı  şu  dört  taktiği  uygulamış­lardır:  1)  Suskunluğa  mahkûm  etme,  2)  alaya  alma,  3)  iftira  etme,  4)  fiilî  saldırı. Mİ
    )

 Zuhruf 5:

  •  Siz haddi aşan ve Allah(cc)'ın size verdiği kabiliyet ve melekeleri boşa harcayan bir topluluksunuz diye, bu şerefli, öğüt ve talimat dolu Kitap'ı geri çekip, sizi başıboş kendi halinize mi bırakalım?
    (
    Burada,  Hz.  Peygamber  (a.s.)‟ın  risaletinin  başlangıcından,  bu  sûrenin indirildiği  yaklaşık  on  yıllık  bir  sürecin  sonuna  kadarki  dönemin,  bir  cümlede 815özetlendiğini  görüyoruz.  Toplumlarda  yerleşmiş  nice  bozuklukları  düzelten, hastalıklarını, şefkatle tedavi eden, onları daldıkları bataklıktan kurtaran;  cehalet, zulüm ve karanlıktan aydınlığa çıkaran peygamberlerini öldürmeye teşebbüs edecek kadar vahşilikte ileri giden o zalimlere böyle hitab ediliyor. Allah Teâla onlara şunu demek istiyor: “Sizi bu halde bırakmak Benim rahmet ve keremimle bağdaşmaz. Ne kadar serkeşlik etseniz de Ben sizi boğulmaya, helâk olmaya terketmem". Allah insanlardan vazgeçmez.SY

    Yukandaki belagat gereği  olan som,  kendi  cevabı­nı  olumsuz  olarak  kendisi  vermekte  ve  Allah'ın vahiyleri  aracılığıyla  günahkar­ları  “uyarmak”tan  asla  vazgeçmeyeceğine  ve  tevbeleri  daima  kabul  edeceğine işaret etmektedir.ESED

    )

 Zuhruf 1-4:

  •  Ha-Min. İşte size gerçekleri apaçık ortaya koyan bir Kitap (değerini bilin!). Biz onu düşünüp akleder ve gerekli dersleri çıkarırsınız diye açık net bir arapça ile okunur bir Kitap kıldık. O, katımızda bulunan ve kuşkusuz kadri pek yüce olan, çok aşkın, her türlü şüphe ve değişiklikten tümüyle uzak ve hikmek yüklü Ana Kitap'tandır.
    (
    Ana  Kitap’tan  maksat  Levh–ı  Mahfuz’dur  (Bürûc Sûresi/85: 22); Levh-i Mahfuz için bkn: En’âm  Sûresi/6:  59,  not  12;  Ra’d  Sûresi/13:  39,  not  13;  İsrâ  Sûresi/17:  14,  not  10.  Levh–ıMahfuz,  son  derece  yüce  ve  yaratılmışlar  açı-sından da ulaşılmazdır. Bu sebeple Allah (c.c.), insanlar  onu  anlasın  ve  hayatlarını  ona  göre  tanzim  etsinler  diye  onu  Arapça  okunur  bir  kitap  halinde  Rasûl–i  Ekrem’e  vahyetmiştir.  O,  Levh–ı Mahfuz’da tafsil edilmemiş ve insanların ulaşamayacağı  bir  halde  iken  insanların  konu-şup  anladığı  bir  dilde  indirilmesi,  “insan  aklına İlâhî  tenezzüller”  olarak  nitelenmiştir. Şu  halde  insana  düşen,  bütün  bu  hususlar  üzerinde  ve  Kur’ân  üzerinde  düşünüp,  onu  hayatına  hakim  kılmasıdır.AÜ

    Hâ-Mîm'de  zaten  yemin  mânası   bulunduğu   için,   âyetin   başındaki   vaVa "değerini bilin"  anlamı vermek daha uy­gun görünmektedir(Bkz:  Elmalılı). Mİ

     Veya:  "açık  ve  anlaşılır  bir  hitab".  'Arabiy-yerı'in türetildiği  'arab "açık ve anlaşılır lisan­la  konuşan"  mânasına  gelir.  Kur'an'ın Arapça oluşu hem  lafzen hem  zımnen anlaşılabilirliği ifade  eder.Mİ

    )

4 Ocak 2021 Pazartesi

Zuhruf -1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Hâ. Mîm.

    2. Apaçık Kitab'a andolsun ki ,

    3. Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık.

    4. O, katımızda bulunan Ana Kitap'ta (levh-i mahfuzda) mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır.

    5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim?

    6. Daha önceki milletlere nice peygamberler göndermiştik.

    7. Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı.

    8. Biz bunlardan daha zorba olanları da helâk ettik. Nitekim öncekilerde örneği geçmiştir.

    9. Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan; "Onları şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah yarattı" derler.

    10. O, size yeri beşik kılmış ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size yollar yaratmıştır.

    11. Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O'dur. Biz onunla (kupkuru), ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de böylece (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.

    12. Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar vâr etti.

    13. Ki,böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin ni'metini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.

    14. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz (demelisiniz).

    15. Ama onlar, kullarından bir kısmını, O'nun bir cüzü kıldılar. Gerçekten insan apaçık bir nankördür.

    16. Yoksa Allah, yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı?!

    17. Onlardan biri, Rahmân'a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelenince, hiddetlenerek yüzü simsiyah kesilir.

    18. Süs içinde yetiştirilip savaş edemeyecek olanı mı istemiyorlar? (Onları Allah'ın parçası mı sayıyorlar?)

    19. Onlar, Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Acaba meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.

    20. Ve dediler ki: Rahmân dileseydi biz onlara tapmazdık. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.

    21. Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar?

    22. Hayır! "Sadece, biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz" derler.

    23. Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız, derlerdi.

    24. Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu getirmişsem (yine mi bana uymazsınız)? deyince, dediler ki: Doğrusu biz sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz.

    25. Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?

    26. Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: Ben sizin taptıklarınızdan uzağım.

    27. Ben yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir.

    28. Bu sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, insanlar (onun dinine) dönsünler.

    29. Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.

    30. Fakat kendilerine hak gelince: Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz, dediler.

    31. Ve dediler ki: Bu Kur'an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?

    32. Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.

    33. Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.

    34. Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).

    35. Ve onları zinetlere boğardık. Bütün bunlar sadece dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret ise, Rabbinin katında, Allah'ın azabından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsustur.

    36. Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.

    37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    38. O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsın! der.

    39. Zulmettiğiniz için bugün (nedâmet) size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta ortaksınız.

    40. (Resûlüm!) Sağırlara sen mi işittireceksin; yahut körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?

    41. Biz seni onlardan alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız.

    42. Yahut onlara vâdettiğimiz azabı, sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gücümüz yeter.

    43. Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.

    44. Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

    45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân'dan başka tapılacak tanrılar (edinin diye) emretmiş miyiz?

    46. Andolsun biz Musa'yı âyetlerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına göndermiştik de Musa: Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim, demişti.

    47. Onlara âyetlerimizi getirince, bunlara gülüvermişlerdi.

    48. Onlara gösterdiğimiz her bir âyet (mucize) diğerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye onları azaba uğrattık.

    49. Bunun üzerine dediler ki: Ey büyücü! Sana verdiği ahde göre bizim için Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola gireceğiz.

    50. Fakat biz onlardan azabı kaldırınca, sözlerinden dönüverdiler.

    51. Firavun kavmine seslendi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hâla görmüyor musunuz?"

    52. "Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?"

    53. "Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardımcı melekler gelmeli değil miydi?"

    54. Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.

    55. Böylece bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık, hepsini suda boğduk.

    56. Onları, sonradan gelenlerin geçmişi ve bir ibret örneği kıldık.

    57. Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.

    58. Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur.

    59. O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

    60. Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.

    61. Şüphesiz ki o (İsa), kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdoğru yoldur.

    62. Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.

    63. İsa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

    64. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.

    65. Ama aralarından çıkan guruplar, bir ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!

    66. Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?

    67. O gün, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar (bile) birbirlerine düşman kesilirler.

    68. Ey kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.

    69. Onlar âyetlerimize inanan ve müslüman olan (kullarım)idiler.

    70. Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz!

    71. Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve siz, orada ebedî kalacaksınız.

    72. "İşte yaptıklarınıza karşılık size miras verilen cennet budur."

    73. " Orada sizin için bol bol meyveler vardır, onlardan yersiniz" denilir.

    74. Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklar.

    75. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde kurtuluştan ümit kesmişlerdir.

    76. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zalim kimselerdir.

    77. Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin! diye seslenirler. Mâlik de: Siz böyle kalacaksınız! der.

    78. Andolsun biz size hakkı getirdik, fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.

    79. Yoksa (müşrikler) bir işe kesin karar mı verdiler? Doğrusu biz de kararlıyız!

    80. Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri de) yazmaktadırlar.

    81. De ki : Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk edenlerin ilki olurdum!

    82. Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah onların vasıflandırmalarından yücedir, münezzehtir.

    83. Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.

    84. Gökteki İlâh da, yerdeki İlâh da O'dur. O, hakîmdir, her şeyi bilendir.

    85. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek de O'na mahsustur. Siz O'na döndürüleceksiniz.

    86. Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

    87. Andolsun onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette "Allah" derler. O halde nasıl (Allah'a kulluktan) çeviriliyorlar?

    88. (Resûlullah'ın:) "Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir" demesini de( Allah biliyor)

    89. Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu.

3 Ocak 2021 Pazar

 --------------------------
Sonuç
  Şura  süresi

  •  Evet, bütün çağlarda gelen bütün peygamberler hep aynı temel prensipleri teblig etmiştir ve her dönemde de, dünyevi çıkar ve beklentiler sebebiyle onlara karşı çıkanlar olmuştur. Gerçek inanan kula yakışan, tıpkı peygamberler gibi, onların yolundan gitmek ve Allah(cc)'ı anlatmaktır. Bunun dışında herkes yapıp/ettiğinin neticesini alacaktır. Gerçek inananlar bu yolda, birbirleriyle dayanışma içinde olurlar ve işlerinde istişareyi temel alırlar ve Allah(cc)'a güvenleri de tamdır. Nihayetinde kim ahiret için çalışırsa, onun ahirette kazancı kat kat artar, kim de dünya için çalışıyorsa, dünyalık nasibi kadar kazanır, fakat ahirette hiç bir nasibi olmaz.
    En temel gerçek te, her ne olursa olsun, bütün işler döner dolaşır Allah(cc)'a varır ve nihai hükmü de O verir.
    Yüce Rabbim, bizleri de O'nun doğru yolundan ayrılmayan kullarından eylesin.

2 Ocak 2021 Cumartesi

 Şura 51-53:

  •  Hiç bir beşerle(insanla) Allah(cc)'ın yüzyüze konuşması olacak şey değildir. Ancak O, kalbe gelen ilahi bir ilham ile, ya da bir perde arkasından (seslenerek) ya da dilediği şeyi vahiy yoluyla ileten bir elçi(melek) aracılığıyla konuşur. O, şüphesiz mutlak yücedir ve her hüküm ve icraatında bir çok hikmetler vardır.
    İşte (Ey Nebi) , sana da emrimizden bir hayat bahşeden mesaj vahyettik. Sen daha önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin(تَدْرِي). Fakat onu şimdi bir nur kıldık ki, kullarımızdan dilediğimizi (ve dileyeni) doğru yola yöneltelim. Ve şüphe yok ki sen de insanları dosdoğru bir yola yönelteceksin; göklerdeki ve yerdeki her şeyin asli sahibi olan Allah(cc)'ın yoluna.
    Şunu da iyice bilin ki, bütün işler eninde sonunda Allah(cc)'a döner ve nihai hükmü O verir.
    (
    D-R-Y د ر ی
    دَرَيْتُہ“ ” (dareetah): I now know about him (21:109).
    ادَْرَاه بہَٖ “ ” (adra’o bi): told him about him {T}.
    دِرَايۃَ “ٌ ” (diraayah) means to find out by some effort or tact or to find about something which is doubtful.This is the reason that this word is not used for Allah {T}.
    Ibn Faris says its basic meanings include intending and to demand or ask for. It also means “to be sharp”.
    As such “ مِدْریً ” (midrun) mean a comb, because its teeth are pointy and sharp. This means “ٌ ”رَايۃَ(dirayah) contains the meaning of sharpness as well as intention.
    Raghib says that wherever Quran says “ مَاادَْرَاکَ ” (ma adraaka) which means “do you know?”, or “has somebody made you aware?” It always follows with an explanation. For example see 97:2. But wherever it says “ مَايُدْريِکَْ ” (ma yudreeka) which means “what tells you?” does not follow with an
    explanation. Instead, “ لَعَلَّ ” (la-al) or perhaps has been said and the subject at hand has been discussed (see 42:17, 33:63, 80:3). This means that after “ مَاادَْرَاکَ ” (ma adraaka), knowledge (about the thing) has
    been positively given, but after “ مَايُدْريِکَْ ” (ma yudreeka) it is said that “ لَعَلَّ ” (la’al) perhaps it can be so.
    Surah Al-Baqrah says:
    97:2 What do you know about lailat-ul-qadr? وَمَا اَدْرَاکَ مالَيْلَةُ الْقَدْرِ
    After this “ لَيْلَۃُ الْقَدْرِ ” (lailat-ul-qadr) has been explained.
    It is the converse in surah Ash-Shura:
    42:17 What do you know? Perhaps the time for the revolution is near. ومَايُدْرِيْکَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيْبٌ
    These examples explain the difference of “ مَا اَدْرَاکَ ” (ma adraaka) and “ مَايُدْريِکَْ ” (ma yudreeka).


     "Bildi"  anlamına gelen  derâ fiili  sıradan bir bilmeyi  değil,  özüne vakıf  olup hakikatine  er­meyi  ifade  eder  (Râğıb).  Kast  edilen,  iman  ve  kitap  hakkında  dirayet   sahibi  olmaktır   (İbn   Aşur).Mİ

    )

1 Ocak 2021 Cuma

 Şura 49-50:

  •  Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah(cc)'a aittir. O dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları verir, yahut, dilediğine hem kız hem erkek çocukları verir, ya da dilediğini de kısır bırakır. Çünkü O her şeyi bilendir ve sınırsız mutlak güç sahibidir.
    (
    Bu  pasajın amacı,  insanın başına  gelen her şeyin,  derinliğine ve  hikmetine  tam va­kıf olunamayan İlahî iradenin bir sonucu olduğu gerçeğini vurgulamaktır:  ayetin sibakında  insan hayatının bu genel ve  sürekli fenomeni -doğacak çocuğun erkek ve­ya kız olacağının ve sağlıklı doğup doğmayacağının bilinememesi- çerçevesinde  bu gerçek anlatılmaktadır-, diğer taraftan, Allah'ın dünyevî mutluluk ve mutsuzluk İhsan etmesi,  insanın  kendi  “görev ve  sorumluluğu”  terimleriyle tanımlanıp ölçülemez.ESED

    Bütünü  bilen  sadece  O'dur.  Sizin  bilmediğinizi  O  biliyor.  Kime  ne  vereceğini,  ne  kadar vereceğini de O biliyor.  Parçada kötü gibi   duran   bütünde   mükemmel   durabilir.   Zımnen:  Ey  insan!  "O'nun  bir  bildiği  vardır"  de,  O'na  teslim  ol,  kurtul! Mİ

    That is, 'If the people who are involved in disbelief and polytheism do not believe even after the admonition, they may not, for the truth is the truth. The kingdom of the earth and heavens has not been entrusted to the so-called kings and despots and chiefs of the world nor has any prophet, saint, god or goddess any share in it, but its Master is One Allah alone. His rebel can neither succeed by his own power, nor can any of the beings whom the people look upon as owners of divine powers by their own folly, come to their rescue and aid." ET

    This is a manifest proof of Allah's Sovereignty being absolute. No man, whether he be posing as owner of the highest worldly authority, or regarded as owner of great spiritual powers, has ever been able to produce children for himself according to his own choice and desire, not to speak of providing children for others. The one whom Allah made barren could not have children through any medicine, any treatment, any amulet or charm. The one whom Allah gave only daughters could not get a single son by any device, and the one whom Allah gave only sons could not have a single daughter by any means. In this matter everyone is absolutely helpless. So much so that before the birth of a child no one could know whether a son was taking shape in the mother's womb or a daughter. Even after seeing all this if some one posed to be all-powerful in God's Kingdom, or regarded another as a possessor of the powers, it would be his own shortsightedness for which he himself will suffer, the truth will not change at all.  ET

     Allah insanlara meşietinin muktezasına göre evlat verir. Bir kısmına sadece erkek veya sadece kız verir. Bir kısmına hem erkek hem kız verir. Bir kısmına da hiç vermez.
    Önce kız çocuğunun nazara verilmesi, muhtemelen neslin çoğalması için onların daha ziyade olması sebebiyledir.
    -Veya ayetin sevk edildiği mana, insanın değil, Allahın meşietinin taalluk ettiğinin gerçekleştiğine delâlet içindir. Kız vermesi de böyledir.[1>
    -Veya kelâm belâ hakkında idi. Arablar ise kız çocuğunu böyle telakki ediyorlardı.
    -Veya kız babalarının kalplerini hoş etmek için önce onlardan başlanmıştır.
    -Veya ayet sonlarındaki fasılaları muhafaza için böyle gelmiştir. “Zükûr” kelimesinin “ez-zükûr” şeklinde gelmesi de bundandır.ŞE




    )