Nisa 87-88:
- Allah(cc) - ki kendisinden başka ilah yoktur- (geleceği) hakkında hiç şüphe olmayan Kıyamet günü hepinizi bir araya toplayacaktır. Kimin sözü Allah(cc)'ın sözünden daha doğru olabilir ki!. Allah(cc) onları suçlarından dolayı dışladığı halde, münafıklar hakkında nasıl mütereddit olabilirsiniz?. Allah(cc)'ın sapıklık içinde bıraktığı kimseyi siz mi doğru yola getireceksiniz?. Oysa, Allah(cc)'ın sapıklık içinde bıraktığı kimseye asla bir çıkış yolu bulamassınız!.
(
Lafzen, “Allah’ın onları kazandıklarından dolayı baş aşağı ettiğini görerek.” Bu münafıkların kimliği konusunda, hemen hemen tümü tarihsel nitelikte olan çok çeşitli varsayımlar vardır. Bazı müfessirler, bu ayetin Hicret'ten sonraki ilk yıllarda Medine'deki münafıklara işaret ettiğini düşünürler; diğerleri ise (mesela Taberî) İbni ‘Abbâs tarafından ifade edilen görüşü tercih ederler. Ona göre bu ayet, Hicret'ten önce İslam'ı zahiren kabul eden, ama Kureyş müşriklerini gizlice desteklemeye devam eden bazı Mekkelilere işaret etmektedir. Ancak bana göre, yukarıdaki ayetin “tarihsel” yorumları araştırmaya hiç gerek yoktur, çünkü onu genel muhtevası içinde kolayca anlayabiliriz. Önceki ayet Allah'ı konu almakta ve hem O'nun birliğini ve vahyedilen mesajında mevcut olan açık hakikati, hem de Kıyamet Günü yargılanmanın kesinliğini vurgulamaktadır. “O halde” diye devam eder bu yorum; “Allah'ın mesajının gerçekliğini sözde kabul etmiş görünen ama yine de hak ile bâtıl arasında dürüstçe bir seçim yapmak istemeyen insanların ahlakî konumları hakkında nasıl mütereddit olabilirsiniz?”.ESED
Münâfıkların içleri dışlarından başka olduğu ve farklı yerlerde farklı durumlar alabildikleri için, onlar hakkında karar verecek kimseler ihtilaf ederler. O münafıklarla akrabalık, kabile birliği, ticari ortaklık, arkadaşlık gibi bağlar da müminleri etkileyebiliyordu.Allah onlara Hz. Peygamber (a.s.m), İslâm ve müslümanlarla iç içe olma imkânı verdiği, onlar da zahiren müslüman göründükleri halde, birtakım hesaplarla, kalblerinden eski küfür ve inkârlarına döndükleri için, onlar hakkında “başaşağı, tepetaklak olma” tabiri, hallerini ifade edecek en mükemmel tabirdir.Bellidir ki Allah onları münafık olarak “başaşağı” yaratmış değildir. Fakat onlar, iman tarafında olmaları için, bunca kuvvetli sebepler varken, irade ve tercihlerini hep inkâr tarafına kullanınca, bütün işleri güçleri, kazandıkları oyönde olunca, kendilerinin ısrarla istedikleri durum meydana gelmiş, varlığa koyduğu kanuna göre de Allah dalaletlerine izin vermiş ve yaratmıştır.Oysa münâfıkları keşfetmek zor değildir: Uhrevî hayır ile dünyevî çıkarları çatıştığında âhireti bırakıp o çıkarı tercihleri, İslâmiyetleri ile menfaatleri karşı karşıya gelince İslâma hizmet ve fedâkarlık tarafında yer almamaları kesin bir ölçüdür. Allah bu ölçüyü kullanmayı hatırlatıp, münâfıklar yüzünden müminlerin birbirlerine düşmelerini menediyor.SY
)
Nisa 85-86:
- Kim (Allah(cc) rızası için) yerinde ve doğru bi işe aracılık eder, katkıda bulunursa, o işin getirisinden ona da bir pay vardır, kim de kötü bir işe aracılık eder, kötü bir neticeye sebebiyet verirse, sorumluluğunun hesabını verecektir. Zira, Allah(cc), her şeyin karşılığını verendir. (Barış) selamı ile selamlandığınızda, ya çok daha uygun ve yerinde bir selamla, ya da hiç olmassa aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah(cc) her şeyin hesabını tutmaktadır.
Nisa 83-84:
- Onlara güven ve korkuya (savaş veya barışa) dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. Halbuki, onu Resul'e veya aralarındaki kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara iletselerdi, işin içyüzü ortaya çıkardı. Allah(cc)'ın size lutuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyup gitmiştiniz. O halde sen, Allah(cc) yolunda mücadele et. Nihayetinde, sen kendinden sorumlusun. Müminleri de teşvik et. Allah(cc), hakikatı inkar etmekte ısrarcı olanların gücünü kırmaya muktedirdir. Çünkü, Allah(cc) iradesinde güçlü, cezalandırmasında da şiddetlidir.
Nisa 80-82:
- Kim elçiye itaat ederse, Allah(cc)'a itaat etmiş olur. Yüz çevirenlere gelince, Biz seni onlara bekçi olarak yollamadık. Onlar :' Biz sana itaat ediyoruz' derler, ama yanından uzaklaştıklarında, onlardan bir kısmı, gecenin karanlığında, senin dile getirdiğin inançlardan farklı şeyler tasarlarlar. Allah(cc) onların tasarladıkları şeyleri kaydediyor. O halde sen kendi işine bak ve Allah(cc)'a güven. Zira hiç kimse Allah(cc) kadar güvene sahip olamaz. Onlar, hiç bu Kuran'ı anlamaya çalışmazlar mı?. Eğer o, Allah(cc)'tan başkasından gelmiş olsaydı, onda bir çok tutarsızlıklar ve çelişkiler bulurlardı.
(
Bu gibi yerlerde münâfıkların ve zayıf inançlı kişilerin hataları dile getirilirken, bu yanlışların kaynağının, Hz. Muhammedin Allah‟tan gelen bir elçi ve Kur‟ân‟ın, Allah‟ın kitabı olması konusundaki şüpheleri olduğu bildirilir. Allah Teâla onları Kur‟ân‟ı iyice incelemeye dâvet ediyor. Gerçekten, iyi düşünen insan şu hakikati anlamakta gecikmez: 23 yıl gibi uzun bir dönemde, çok çeşitli durumlar sebebiyle ve son derece farklı konularda yavaş yavaş tamamlanan bir metnin içinde tutarsızlık olmaması mümkün değildir. Bir insan ne kadar akıllı olursa olsun bunu başaramaz. Öyle ise bu kitap ancak Allah‟ın eseri olabilir.SY
)
Nisa 78-79:
- Nerede olursanız olun, ölüm gelip sizi bulacaktır, yıldızlara yükselmiş bile olsanız!. Güzel şeylerle karşılaştıklarında -bu Allah(cc)'tandır- derler, fakat bir kötülükle karşılaştıklarında -bu senin yüzündendir- diye sitem ederler. De ki:' Hepsi Allah(cc)'tandır'. Fakat bu adamlara ne oluyor ki, söz anlamamakta ısrar ediyorlar. Başınıza gelen her güzel şey, Allah(cc)'tandır, fakat her kötülükte kendinizdendir. Biz , seni bütün insanlara elçi olarak gönderdik. Ve buna, şahit olarak Allah(cc) yeter.
(
Yani, onlar, başlarına gelen kötülüklerin kendi eylemlerinin veya önlerindeki çeşitli yollar arasında yanlış seçim yapmalarının bir sonucu olabileceğini anlamazlar; tersine, onu başkalarının hatalarına atfetmeye çalışırlar.ESED
Bu ifade ile “hepsi Allah'tandır” şeklindeki önceki ifade arasında bir çelişki yoktur. Kur’ânî dünya görüşünde Allah, bütün hadiselerin nihaî kaynağıdır. Sonuçta, insanın karşılaştığı her iyilik ve başına gelen her kötülük, son tahlilde Allah'ın iradesinin bir eseridir. Ancak insanın “kötü kader” saydığı her şey, gerçekte, nihaî sonuçlan itibariyle kötü değildir; zira “mümkündür ki nefret ettiğiniz bir şey sizin için iyi olabilir, ve yine mümkündür ki sevdiğiniz bir şey de sizin için kötü olabilir: Allah bilir, ama siz bilmezsiniz” (2:216). Böylece, zahirî birçok “kötülük”, çoğu zaman, bir sınavdan ve İlahî kaynaklı bir olgu olan, sıkıntı çekerek ruhsal olgunluğa erişme aracından başka bir şey olmayabilir ve mutlaka başına kötülük gelen kişinin yanlış bir seçiminin veya yanlış fiilinin sonucu olması gerekmez. O halde, açıktır ki bu ayetin sözünü ettiği “kötülük” veya “kötü kader” sınırlı bir muhtevaya sahiptir, çünkü kelimenin a h la k î anlamında kötülüğe işaret etmektedir; yani, kişinin eylemlerinden veya davranışlarından kaynaklanan azaba. Bu da, Allah'ın bütün mahlukatı için koyduğu ve Kur’an'm “Allah'ın metodu” (sünnetullâh) olarak tanımladığı sebep-sonuç kanunu ile uyum halindedir. Bu gibi sıkıntılar için insan yalnızca kendini suçlamalıdır. Zira “Allah hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz” (4:40).ESED
)
Nisa 77:
- Kendilerine :' Ellerinizi (savaçtan ve şiddetten) çekin!, salatı ikame edip, zekatı da yerine getirin' denilenlere bir baksanıza!. Ama onlara, -Allah(cc) yolunda savaşın- denildiğinde, bazısı, Allah(cc)'tan korkması gibi, hatta daha da büyük bir korkuyla, insanlardan korkmaya başlar ve ' Ey Rabbimiz, neden bize savaşmayı emrettin? Keşke bize biraz daha mühlet verseydin' derler. De ki:' Bu dünyanın keyfi ve hayatı çok kısa ömürlüdür, ama ahiret, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olanlar için çok daha iyidir, ayrıca hiç bir kimseye de kıl payı kadar haksızlık yapılmaz'.
Nisa 74-76:
- Öyleyse, bu dünya hayatını ahiret hayatı ile takas etmek isteyenler, Allah(cc) yolunda savaşsınlar. Allah(cc) yolunda savaşan herkese, ister öldürülsün, ister galip gelsin, zamanı geldiğinde büyük bir ödül ihsan edeceğiz. Size ne oluyor da, Allah(cc) yolunda ' Ey Rabbimiz, Bizi zalim olan şu beldeden kurtar, ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder' diyen güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaş mıyorsunuz?. İman edenler Allah(cc) yolunda, inkarcılar da, şeytani güçlerin yolunda mücadele ederler. O halde, şeytanın dostlarına karşı mücadele edin. Unutmayın ki, şeytanın hilesi pek zayıftır.
Nisa 71-73:
- Ey iman edenler, ister küçük gruplar halinde, ister toplu halde, savaşa giderken tehlikelere karşı hazırlıklı olun. Aranızda mutlaka, geride kalanlar olacak ve o zaman başınıza bir felaket geldiğinde :' Onlarla birlikte bulunmamamız Allah(cc)'ın bir lutfudur' diyecekler. Ama, Allah(cc)'tan bir zafer size ihsan edildiğinde, bu kimseler, kuşkusuz - sanki sizinle onlar arasında bir sevgi/bağlılık problemi yokmuş gibi- ' keşke onlarla birlikte olsaydık ta, bu büyük başarıdan biz de bir pay kapsaydık' diyecekler.
(
Son iki âyet, nifakın sonunda varıp demir atacağı limanın çıkarcılık olduğunu haber veriyor. MI
)
Nisa 69-70:
- Kim Allah(cc)'a ve Resul'une itaat ederse, Allah(cc)'ın kendilerine lutuflarda bulunduğu, peygamberler, sıddıklar (وَالصِّدِّيقِينَ), şahitler(الشُّهَدَاء) ve salih (وَالصَّالِحِينَ) kimselerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaşlıktır. Bu ihsan ve ikram, Allah(cc)'ın lutfudur. (Bu ihsan ve ikrama mazhar olanların kadrini) Allah(cc)'ın bilmesi yeter.
(
The Quran has not used the term “ شَہِيْدٌ ” (shaheed) for those who give their lives in the way of god. Such a man has not been described by the Quran as “ شَہِيْدٌ ” (shaheed). Even a man alive, as well as a dead man can be “ شَہِيْدٌ ” (shaheed). Anybody who by practical example, gives evidence of “ ما اَمَنَ بِہٖ ” (ma amana behi), what he believes, is a “ شَہِ يْدٌ ” (shaheed), whether it is through life, or wealth, or with any other thing, and stays steadfast with it for his entire life. To give one’s life in the way of God is the biggest evidence
of one’s belief.ELQ
Bu âyet, insanlara lider ve rehber olabilecek dört sınıf insandan bahsetmektedir. Bunların başında nebîler, sonra sıddîklar, sonra şehîdler (şahitler), sonra da (hususi bir manâda) salihler gelir. Âyetteki (tam hidayet) nimeti, bu dört sı-nıf için de geçerlidir. Bu âyet, Fatiha Sûresi’nde geçen Kendilerine nimet verilenlerin kimler oldu-ğunu açıklamakta ve Kendilerine nimet verilen-ler, Allah’ın dosdoğru yoluna (Sırat-ı Müstakîm) tam ulaştırılmış, yani hidayet edilmiş insanlar ol-duklarından, nimetten kasdın tam hidayet oldu-ğunu ortaya koymaktadır.AÜ
)
Nisa 64-68:
- Zira, Biz her peygamberi, ancak, Allah(cc)'ın izniyle kendisine tabi olunsunlar diye gönderdik. Eğer onlar, kendilerine kötülük ettikten sonra sana gelip te Allah(cc)'tan af dileselerdi, ve - peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi - kesinlikle Allah(cc)'ı tevbeleri kabul etmeye hazır ve merhametli bulacaklardı. Ama hayır!, Rabbine andolsun ki, onlar aralarında ihtilafa düştükleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü, içlerinde hiç bir burukluk duymaksızın, sana tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça iman etmiş olmazlar. Fakat Biz, onlara :' Canlarınızı feda edin' ya da ' Yurtlarınızı terk edin' diye emretmiş olsaydık, çok azı dışında, bu emri tutmazdı. Ama ögütleneni yapsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu, ve bu onları daha dirençli yapardı. O zaman Biz de onlara katımızdan muhteşem bir ödül verirdik ve onları dosdoğru bir yola yöneltirdik.
Nisa 60-63:
- Sana ve senden önce indirilenlere inandıklarını söyleyenlere bir baksana!. Şeytani güçlerin hakimiyetine teslim olmakta beis görmüyorlar. Halbuki, şeytanın kendilerini derin bir sapıklığa yöneltmek istediğini görerek onu inkar etmeleri emrolunmuştu. Böylece, kendilerine ne zaman :' Allah(cc)'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin' denilirse, bu münafıklar nefretle senden yüz çevirirler. Fakat, yapıp ettiklerinden dolayı başlarına bir musibet geldiğinde halleri ne olacak? Sonra sana gelecekler ve Allah(cc) adına yemin ederek:' Bizim amacımız sadece doğruyu yapmak ve uyumu sağlamaktı' diyecekler. Ama, Allah(cc) onların kalplerindeki her şeyi biliyor. Şu halde onları kendi hallerine bırak!. Onlara öğüt ver ve içine düştükleri durumu net bir şekilde açıkla.
(
Klasik müfessirler, 60-64. ayetlerde, Hz. Peygamber zamanında zahiren ona tâbi olduklarını ikrar eden ama aslında onun getirdiği öğretiye inanmayan Medine münafıklarına bir atıf olduğunu düşünmüşlerdir. Fakat bana göre bu pasaj,muhtemel tarihî nüzul sebebinin ötesine uzanmaktadır. Çünkü çok sık karşılaşılan bir konu olan inancın psikolojik cephesi problemine değinmektedir. İnsan kavrayışının uzanabildiği alanın ötesindeki bir gerçekliğin (ğayb, sûre 2, not 3'de açıklandığı anlamda) varlığına tam olarak kani olmayan insanlar, kural olarak, değer yargılarını kişisel tercihlerinden ve ahlakî olarak kuşkulu arzularından ayırmakta zorlanırlar ve bunun sonucunda, çoğunlukla, “şeytanî güçlerin isteklerine boyun eğerler.” Onlar, vahye (bu durumda Kur’an'a) dayalı ahlakî öğretilerin bir kısmının “belli bir doğruluk payı” taşıdığını gönülsüzce itiraf etseler de bunlar kendi kişisel mizaçlarının telkin ettiği arzular ile çatıştığında, bu öğretilerden içgüdüsel olarak uzak dururlar ve böylece, kelimenin en derin dinî anlamıyla n ifâk suçu işlemiş olurlar.ESED
)
Nisa 58-59:
- Allah(cc) size emanet edilen şeyleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasından hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah(cc) size ne de güzel öğüt veriyor. Allah(cc) kesinlikle her şeyi işiten, her şeyi görendir. Ey iman edenler, Allah(cc)'a, peygambere ve aranızda otorite sahibi olanlara itaat edin, ve herhangi bir alanda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah(cc)'a ve peygambere götürün, tabi gerçekten Allah(cc)'a ve peygambere inanıyorsanız!. Bu sizin için en hayırlısı ve yapılması gereken en doğru şeydir.
Nisa 57:
- İman edip salih amel işleyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız ve orada ebedi kalıcıdırlar. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve onlar , orada sonsuz mutluluğa(ظِلاًّ ظَلِيلاً) erişirler.
(
Zill kelimesinin aslî anlamı “gölge”dir; böylece zilleri zalîlen ifadesi, “en ziyade gölge eden gölge” olarak çevrilebilir: Yani, “koyu bir gölge.” Ancak eski Arapça kullanımında zili kelimesi, aynı zamanda, “örtü” veya “sığınak” ve mecazî olarak “koruma” (Râğıb); ayrıca, “bir rahatlık, keyif ve bolluk durumu” (karş. La- ne V, 1915) veya kısaca “mutluluk” anlamlarında kullanılmıştır -z ili zalîl terkibinde ise “sonsuz mutluluk” anlamını ifade eder (Râzî)- ki bu, “cennet” teriminin mecazî anlamlarıyla da uyumlu bir karşılıktır.ESED
)
Nisa 56:
- Ayetlerimizi inkarda ısrar edenleri, zamanı gelince ateşe mahkum edeceğiz. Ve derilerinin her yanıp soyulmasında, yenileri ile değiştireceğiz ki, azabı derinden hissetsinler. Şüphesiz Allah(cc) aziz ve hakim'dir.
Nisa 53-55:
- Yoksa onlar Allah(cc)'ın hükümranlığına ortak falan olduklarını mı zannediyorlar? Eğer öyle olsaydı, insanlara zerre bir şey vermezlerdi. Yoksa, onlar Allah(cc)'ın lutfundan insanlara bahşettiği nimetlerden dolayı hased mi ediyorlar? Oysa Biz, İbrahim(as) ailesine vahiy ve hikmet bahşettik, ve onlara büyük bir hukumranlık nasip ettik. Aralarında gerçekten ona inanan da vardı, ondan yüz çeviren de. İşte bunlara kavurucu ateş olarak cehennem yeter!
Nisa 49-52:
- Baksana o kendini temize çıkaranları!. Onların temiz olduklarını idda etmeleri neye yarar ki!. Ancak Allah(cc) dilediğini temize çıkarır ve onlara kıl kadar haksızlık yapılmaz. Bak nasıl da Allah(cc) adına yalan uydurup O'na iftira ediyorlar. Bu da onlara günah olarak yeter! Baksana o kendilerine kitaptan nasip edilenlere, ne kadar batıl şey varsa onlara ve şeytani güçlere inanıyorlar ve hakikatı inkarda direnenleri, iman etmiş olanlardan daha doğru yolda görüyorlar. İşte onlar Allah(cc)'ın lanetlediği kimselerdir. Allah(cc)'ın lanetlediğine yardım edip onu kurtaracak birini de bulamassın.
(
Yani, kendilerini “Allah'ın seçkin halkı” olarak gören ve bu nedenle peşinen (a priori) Allah'ın rahmetini hak etmiş sayan Yahudilerin ve Hz. İsa'nın kendisini insanoğlunun günahlarından dolayı “onlar adına feda ettiği”ne inanan Hristiyan- larm. Burada, aynı zamanda bu tesbit ile bundan önceki ayette şirke yapılan atıf arasında bariz bir ilişki vardır. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar, aslında Allah'tan başka hiçbir gücün varlığına inanmazlarken belli bazı insanlara çeşitli derecelerde ilahî veya yarı-ilahî vasıflar izafe ederler: Hristiyanlar, Hz. İsa'yı Allah'ın insan şeklindeki bir tezahürü konumuna yücelterek ve bir azîzler hiyerarşisine açıktan açığa tapınarak; Yahudiler ise, yaptıkları hukukî (fıkhî) yorumların kutsal metinlerin buyruklarından daha üstün olduğuna inandıkları büyük Talmud bilginlerine kanun-koyma gücü izafe etmek sûretiyle (karş. bu konuda 9:31). Elbette bu kınama, aynı zamanda, kutsal addedilen şahsiyetlere tapınma günahını işleyen ve yalnızca Allah'a gösterilmesi gereken saygı ve bağlılığı onlara gösteren Müslümanlar için de geçerlidir. Sonuç olarak, “kendilerini temiz sayanlar” ibaresi, bu bağlamda, kendilerini tek Allah'a inanıyor sayan (çünkü, birden çok tanrıya bilinçli olarak tapınmayan), ama yine de terimin en derunî anlamıyla şirk günahına saplanmış bulunan herkesi kapsar.ESED
)
Nisa 47-48:
- Ey Kitap Ehli, şimdi sahip olduğunuz hakikati tasdik edici olarak indirdiğimiz vahye inanın ki, ümitlerinizi boşa çıkarmayalım ve sona erdirmeyelim, tıpkı Sebt'i ihlal eden o toplumu lanetlediğimiz gibi; zira Allah(cc)'ın iradesi mutlaka icra edilir. Şüphesiz, Allah(cc) dilediği kimselerin (şahsi) günahlarını (إِثْمًا) bağışladığı halde, Kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Zira, Allah(cc)'a ortak koşanlar korkunç bir günah işlemiş olur.
(
A-Th-M أ ث م
اَلْاَثِمَة “ ” (al-athimah) is used for a female camel that gets tired and hence walks very slowly.
الَْمُوَاثمٌِ “ ” (al-mowathim) is used to define a camel that can’t go any further because of exhaustion.
Hence the term“ اِثْمٌ ” (ithmun) basically means
- Exhaustion,
- Sadness,
- Loss of energy,
- Slow tread,
- Weakness.
Ibn Faris says it means “delay” or “to stay behind”.
The Quran uses “ اِثْمٌ ” (ithmun) and “ عُدْوَانٌ ” (a’dwanun) for ‘crime’. It refers to all acts which cause weakness in man and weaken his will to act and thus render him unable to traverse through life. To see the relevant elaboration of the word, please see the heading Ain-D-W where the difference between these
two words has been illustrated. For this, the Quran has given the example of “ خَمْرٌ ” (khamrun) and “ ”مَيْسِرٌ
(mayasirun) which means drinking and gambling, respectively. Here it says that though these do have their benefits, their use weakens human body and mind, and the damage caused is far more than their benefits.
مْرٌ “ ” (khamrun) (intoxicating items) are well known for their debilitating effect on the human body; that is why it is said that heavenly wine will not have any “ تاَثيِْمٌ ” (tathimun) - intoxication.
The word “ مَيْسِرٌ ” (mayasirun) comes from the word “ يُسْرٌ ” (yosrun) meaning “with ease”. Thus “ ”يُسْرٌ
(yosrun) is all earning acquired without due effort. How one becomes lethargic and unable to do hard work due to such income is widely known. Those who earn by claiming interest are also called “ ”اَثِيْمٌ
(athimun) 2:276.
Under the heading Ain-D-W, it has been said that “ عُدْوَانٌ ” (a’dwanun) also means such crimes that have a contagious effect. In other words, other people in society are also affected by it. As such, “ اَثِيْمٌ ” (athimun) would mean such crimes whose effect is confined to the doer. For example, a man takes opium and lies down quietly. It is obvious that his act affects only him and no one else. But the Quran says even that is a crime, because the purpose of life is to grow and develop. As such, anything which causes weakness is a crime, even if it is self-induced. According to the Quran, it is also a crime to hurt oneself deliberately. Suicide is also murder (of self) and hence falls in the category of “ اَثِيْمٌ ” (athimun).
Similarly, if someone acquires wealth without working hard (no matter how he gets it) and he doesn’t even hurt anybody in doing so, even then it is “ اَثِيْمٌ ” (athimun) (a crime) because by not working, his faculties will be weakened and according to the Quran, that, too, is a crime.
These, then, are the basic meanings of “ اَثِيْمٌ ” (athimun).
With the passage of time, people also started to use this word to describe ordinary crime. Some say that it means such act which takes time in producing a result. This, too, is included in its basic meanings, like slowness, delaying in producing result, producing result slowly, like the use of drugs.
Raghib says that “ اَثِيْمٌ ” (athimun) and “ ذَنَبْ ” (zanab) differ because “ ذَنَبْ ” (zanab) can occur unwittingly as well as deliberately but “ اَثِيْمٌ ” (athimun) is only with intent. But the definition of “ بطُْوً ” (buto’an) i.e. to take time is always included in its connotation.
)
Nisa 46:
- Yahudileşenlerden kimileri, (vahyedilen) sözlerin anlamlarını çarpıtırlar. ' İşittik ama karşı çıkıyoruz' ve ' Dinleyin ama kulak asmayın' ve 'Asıl sen bizim sözlerimize kulak ver' derler, ve böylece dilleriyle oyun oynarlar, ve (sahih) itikatın yanlış olduğunu idda etmeye çalışırlar. Halbuki onlar, 'İşittik ve itaat ediyoruz' ve 'Bizi dinle, bize katlan' deselerdi, bu onların gerçekten yararına ve daha dürüstçe bir davranış olurdu. Ama hakikatı inkar ettiklerinden dolayı Allah(cc) onları lanetledi. Zira onların inandıkları, basit bir kaç şeyden ibarettir.
(
Klasik olarak, --yahudileşenler israiloğullarıdır-- denip olay tümüyle başkasına yıkılır, bu tipler, öyle ya -sütten çıkmış ak kaşık!-. Bence burada genel bir eğilim anlatılıyor ve , müslüman olduğunu söyleyenler arasında da, günü kurtarmak için, bir takım söylemlere inansa veya inanır gibi görünse de, temelde genel kavramlara, bir çoğu kalben inanmıyor gibi, çünkü eylemleri onu gösteriyor. Nihayetinde kişinin eylemleri, kalbindeki gerçek inancını ortaya serer. Nihayetinde yahudileşme bir fiil olarak, iki yüzlülüğün, kendi işine gelene inanıp, işine gelmeyeni de evirip çevirip uyduran kişiliği ifade ediyor ve bu sadece israiloğullarına özgü değil, nihayetinde her toplumda bol miktarda bunlardan bulunuyor maalesef. Bunların çoğunlukta olduğu toplumlar da, Allah(cc)'ın rahmetinden uzak oluyorlar, lanetleniyorlar, belleri doğrulmuyor. Bunlar kim; artık herkes etrafa bakınsın, görür bir yığın.
)
Nisa 44-45:
- Kendilerine ilahi kelamdan bir pay verilenlere bir baksanıza! Kendileri sapıklığı tercih etmeleri yetmiyor gibi, sizin de doğru yoldan sapmanızı istiyorlar. Allah(cc) sizin düşmanlarınızı çok iyi biliyor. Veli olarak Allah(cc) yeter, yardımcı olarak ta Allah(cc) yeter.
Nisa 43:
- Ey iman edenler, sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de - seyahat (gibi yıkanmayı güçleştiren haller) hariç - yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Fakat hastaysanız, ya da yolculuk yapıyorsanız veya ihtiyaç giderdikten sonra yahut kadınlarla birlikte olmuşsanız ve üstelik su da bulamıyorsanız, o zaman temiz bir toprak alıp yüzünüzü ve ellerinizi onunla hafifçe ovun. Unutmayın ki, Allah(cc) tarifsiz bir affedici, eşsiz bir bağışlayıcıdır.
Nisa 40-42:
- Kuşkusuz Allah(cc) kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Doğru ve yerinde yapılmış bir iş varsa, onu kat kat arttırır, katından da büyük bir ödül bahşeder. Asıl, her toplumdan bir şahit getirdiğimiz ve Seni de onların aleyhine şahit gösterdiğimiz zaman halleri ne olacak? O gün hakikati inkar edenler ve Peygambere karşı çıkanlar yerin dibine geçmeyi temenni ederler, fakat onlar hiç bir şeyi Allah(cc)'tan gizleyemezler.
Nisa 37-39:
- (Ayrıca) cimrilik eden ve insanlara da cimriliği tavsiye eden ve Allah(cc)'ın lutfundan kendilerine verdiğini saklayanları da (sevmez). Biz de bu inkarcı nankörlere, alçaltıcı bir azab hazırladık. Ve, mallarını gösteriş için harcayanları da! Bunlar gerçekte, Allah(cc)'a ve ahiret gününe iman etmezler. Arkadaşı şeytan olanın ne kötü arkadaşı var! Bunlar Allah(cc)'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah(cc)'ın onlara verdiğinden infak etselerdi ne olurdu? Ama, Allah(cc) onları çok iyi biliyor.
Nisa 36:
- Yanlız Allah(cc) kulluk edin ve O'ndan başka kimseye ilahlık yakıştırmayın. Anne-babanıza, yakın akrabanıza, yetimlere ve muhtaçlara, kendi çevrenizden olan komşulara ve uzak komşulara, yanınızdaki ve yakınınızdaki arkadaşlara, yolcuya ve eliniz altındaki (idareniz altındaki) sahip olduklarınıza iyilik (ne yapılması gerekiyorsa - إِحْسَانًا -) yapın.Allah(cc), kendini beğenenleri ve böbürlenenleri sevmez.
(
Yani, “onlar ister sizin cemaatinize, isterse başka cemaatlere ait olsunlar.” “Kendi çevrenizden" (z i’l-kurbâ) ifadesinin kişinin gerçek akrabalarına değil de mensup olduğu cemaate işaret etmesi, “yakın akrabalar”ın aynı cümlenin başlarında zaten zikredilmiş olmasından açıkça anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber, bir müminin, inançları ne olursa olsun komşularına karşı sahip olduğu ahlakî sorumluluğu sıkça vurgulamıştır; ve onun bu konudaki tavrı şu sözlerinde özetlenmiştir: “Her kim Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsa komşularına iyilik yapsın." (Bu- hârî, Müslim ve diğer hadis kitapları).ESED
)
Nisa 35:
- Eğer eşlerin arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailelerinden birer hakem tayin edin. Eğer iki tarafta anlaşmazlığı gidermek isterse, Allah(cc) onları uzlaştırır. Unutmayın ki, Allah(cc) herşeyi bilen, herşeyden haberdar olandır.
Sabah duası:
- Dua saati: 95. Allahım! Kalblerimizi muhabbet, mehafet, Sana ve yüce
katındaki güzelliklere karşı şevk u iştiyak hisleriyle dol-dur.. bizi
Habîbin Hazreti Muhammed Mustafa (sallalahü aleyhi ve sellem) ve ulu
Zatına yakınlıkla payelendirdiğin kurbet kahramanlarının maiyyetiyle
şereflendir.. fazlından ve rahmetinden dileniyoruz; takva ile serfiraz,
seçkin ve ha-yırlı kullarınla beraber, Firdevs cennetlerini, bizim de
men-zilimiz, makarrımız ve ikâmetgâhımız eyle!Kullarını bağışlamayı,
onların günahlarını setretmeyi, on-ları hep rahmet ve iyiliklerle
sevindirmeyi Zatına layık bir şekilde çok seven yüceler yücesi Rabbimiz!
Lütf u keremin-le, bizim gözyaşlarımıza da merhamet buyurup,
dualarımıza icabet etmeni, sürçmelerimizi, tökezlemelerimizi,
kapaklan-malarımızı mağfiret buyurmanı, kusurlarımızı yarlığamanı,
hatalarımızı görmezden gelmeni diliyoruz.
Nisa 34:
- Erkekler kadınları koruyup gözetmekle sorumludur. Çünkü Allah(cc) erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır. Bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar. Salih kadınlar hem Allah(cc)'a itaat eden, hem de Allah(cc)'ın koruduğu iffeti (eşlerinin yokluğunda da ) koruyan kadınlardır. Sadakatsizlik etmesinden çekindiğiniz kadınlara gelince, onlara önce öğüt verin, sonra yatakta yanlız bırakın, nihayet (geçici süre) ayrılın (veya dövün). Daha sonra size itaat ederlerse, aşırı giderek onlar aleyhine bir yol benimsemeyin. Allah(cc) gerçekten yücedir, büyüktür.
Nisa 33:
- Herkes için geriye bıraktığı mirastan pay alabilecek mirasçılar tayin ettik; ebeveynler,akrabalar ve kendileriyle sözleştikleriniz. Öyleyse onlara paylarını verin, zira Allah(cc) herşeye şahittir.
Nisa 31-32:
- Uzak durmanız gereken büyük günahlardan kaçınırsanız, (küçük) kusurlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir meskene yerleştiririz. O halde Allah(cc)'ın kimilerinize diğerlerinden daha fazla bağışladığı nimetlere imrenmeyin. Erkekler kendi kazançlarından bir fayda sağlarlar, kadınlar da kendi kazançlarından. Bu nedenle lutuflarından size bahşetmesini Allah(cc)'tan dileyin. Şüphesiz Allah(cc) her şeyi bilendir.
Nisa 29-30:
- Ey iman edenler, birbirinizin mallarını haksız yollarla, karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa, heba etmeyin (yemeyin), ve kendinize kıymayın. Zira, Allah(cc) sizin için bir rahmet kaynağıdır. Bunu düşmanca bir niyetle ve zulum için yapana gelince, Biz onu ateşin azabına mahkum edeceğiz, zira bu Allah(cc) için çok kolaydır.
(
Yukarıdaki cümleciğin başındaki illâ edatına alışılmış karşılığı olan “hariç” veya “olmadıkça” anlamları verildiği takdirde ibareyi şu şekilde çevirmek gerekecektir: “Karşılıklı anlaşmaya dayanan ticar(î bir faaliy)et olmadıkça.” Ancak bu formül birçok müfessiri şaşırtmıştır. Çünkü lafzî anlamıyla alındığında yukarıdaki ibare, karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaretten doğan haksız kazançların, “birbirinizin mallarını haksız yollarla heba etmeyin” şeklindeki genel yasaklamanın dışında tutulduğu intibaını vermektedir. Bu, Kur’an'ın öngördüğü ahlakî çerçeve ışığında kabulü mümkün olmayan bir varsayımdır. Müfessirlerin çoğunluğu, bu güçlüğü aşabilmek için, illâ edatının bu bağlamda “ama” anlamına geldiği ve dolayısıyla yukarıdaki cümleciğin şu şekilde anlaşılması gerektiği görüşünü ifade etmişlerdir: “Ama karşılıklı anlaşmaya dayalı yasal ticaret yoluyla birbirinizin mallarından yararlanmanız sizin için meşrudur.” Ne var ki bu yorum, hayli zorlama ve sunî olması dışında, “yasal ticaret”in burada neden başka birinden ekonomik menfaat sağlamanın tek meşru aracı olarak sayıldığını açıklayamamakta- dır. Nitekim Râzî'nin bu ayet ile ilgili yorumunda haklı olarak belirttiği gibi, “hediye, vasiyet, kanunî miras, sadaka, mehir veya uğranılan zararlardan dolayı alınan tazminat gibi araçlar yoluyla ekonomik kazanç sağlamak daha az meşru değildir; öyleyse ticaret dışında, [meşru] servet edinmenin pek çok yolu vardır.” O halde neden burada yalnızca ticaret vurgulanmıştır —üstelik, özel olarak ticarî konularla ilgili olmayan bir bağlamda? Bana göre, bu bilmecenin gerçekten tatminkar bir cevabı ancak illâ edatının dilbilimsel bir analizi yoluyla elde edilebilir. Bu edat, alışılmış “hariç” veya “olmadıkça” anlamları dışında bazan -K âm ûsve Muğnîde de işaret edildiği gibi- sadece “ve” bağlacı anlamına da gelmektedir; aynı şekilde, eğer önüne negatif bir cümlecik gelirse, “ne” veya “ve ne de” (ve-lâ) ile eşanlamlı olur. Mesela 27:10-ll'de olduğu gibi, “Benim katımda elçiler için korku yok, ... kimse için de (illâ). "Şimdi illâmn bu özel kullanımını konumuz olan pasaja uygularsak şu karşılığı elde ederiz: “Ne de karşılıklı anlaşmaya dayanan ticaret yoluyla [onu yapamazsın]”, veya sadece “hatta karşılıklı anlaşmaya dayanan ticaret yoluyla da olsa”, ki bu karşılıkta anlam daha bir belir: ginlik kazanmış olur. Müminler, başka bir kimsenin mal varlığını haksız şekilde tüketmekten alıkonulmuşlardır, bu başka kişi -zayıf taraf olarak- şartların baskısıyla böyle bir haksızlığa veya sömürülmeye razı olsa bile. Ayrıca, benim tercih ettiğim karşılık, müminlere başkasının mal varlığına imrenmemeyi tavsiye eden 32. ayetle de mantıkî bir bağlantı içindedir.ESED
)
Nisa 26-28:
- Allah(cc) bütün bunları size açıklamak, öncekilerin doğru hayat tarzlarına sizi yöneltmek ve size bağışlayıcılığıyla yaklaşmak istiyor. Zira Allah(cc) her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Allah(cc) size bağışlayıcılığı ile yaklaşırken, kendi ihtirasları peşinde gidenler ise sizin doğru yoldan sapmanızı istiyorlar. Allah(cc) yükünüzü hafifletmek ister, zira insan zayıf yaratılmıştır.
Nisa 25:
- Aranızdan her kim, içinde bulunduğu şartlar sonucu, hür bir mümin kadınla evlenecek durumda değilse, onu, meşru şekilde sahip olduğunuz mümin genç kızlardan biri ile evlendirin. Allah(cc) imanınız ile ilgili her şeyi bilir. Her biriniz diğerinin bir benzeridir. O halde, fuhuş yapmayan, dost edinmeyen ve meşru evlilik bağını gözeten kadınlarla sahiplerinin iznini alarak evlenin ve mehirlerini kendilerine uygun bir şekilde verin. Onlar evlendikten sonra, gayri meşru bir şekilde davranırlarsa, hür evli kadınların tabi olduğu cezanın yarısı ile cezalandırılırlar. Bu (evlenme ruhsatı) günah işlemekten korkanlarınız içindir. Fakat sabretmeniz ve (bu tür evliliklerden kaçınmanız) sizin için daha hayırlıdır. Allah(cc) çok affedici, rahmet kaynağıdır.
Nisa 24:
- Meşru şekilde nikah yoluyla sahip olduklarınız dışında, bütün evli kadınlar (iffetini koruyan kadınlar -وَالْمُحْصَنَاتُ -) size haramdır. Bu üzerinize farz olan Allah(cc)'ın buyruğudur. Bunların dışında kalan bütün kadınlar, kendilerine mal varlığınızdan bir kısmını vermeniz ve gayri meşru bir şekilde değil de, evlilik yoluyla almanız kaydıyla helaldir. Kendileri ile evlenmek istediğiniz hanımlara mehirlerini verin. Ama bu meşru yükümlülük üzerinde anlaştıktan sonra, başka bir şey üzerinde serbestçe anlaşmanızda bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah(cc) herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Nisa 22-23:
- Babalarınızın daha önce evlenmiş olduğu kadınlarla evlenmeyin, ama geçmişte olanlar geçmişte kalmıştır. Bu kesinlikle utanç verici, çirkin bir şeydir, ve kötü bir yoldur.
Anneleriniz,kızlarınız,kız kardeşleriniz, halalarınız ve teyzeleriniz, kız ve erkek kardeşlerinizin kızları, süt anneleriniz ile süt kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri, kendileri ile gerdeğe girmiş olduğunuz eşlerinizden olma üvey kızlarınız - ki onlar sizin evlatlıklarınızdır - size haram kılınmıştır. Fakat, gerdeğe girmemiş iseniz, kızları ile evlenmenizde mahsur yoktur. Ve kendi sulbunuzden gelen oğullarınızın eşleri de size haramdır. Aynı anda iki kız kardeşi de almanız size yasaklanmıştır. Ama geçmişte olanlar geçmişte kalmıştır. Zira, Allah(cc) çok bağışlayıcı, rahmet kaynağıdır.