29 Şubat 2020 Cumartesi

Hud 82-83:
  •  Sonunda emrimizin vakti gelince, o ülkenin altını üstüne getirdik, ve üzerlerine tabakalar halinde kızgın erimiş taşlar yağdırdık, ki her bir taşın kimin üzerine gideceği Rabbinin katında belirlenmiş. Bu tür bir azab, her dönem ve her yerde zalimlerden uzak değildir!.
    (وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ مَنْضُودٍ ->  anlam olarak مَنْضُودٍ  -> tabakalar halinde (in layers), Lut(as)'ın sözde karısının geriye bakıp taşlaştığını söyledikleri yerde alınmış (Sodom-Zohar yolu üstünde) ibretlik bazı fotoğraflar için tıklayın Lot's wife)
Hud 81:
  •  Elçilerimiz:' Ey Lut(as), Biz Allah(cc)'ın elçileriyiz, sana asla dokunamazlar. Artık ailenle gecenin bir vaktinde yola çık. Aranızdan kimse arkasına dönüp bakmasın (bıraktıklarınıza takılıp kalmayın), karın hariç. Kavminin başına gelecek olan, onun başına da gelecektir. Helakları için tayin edilmiş vakit te sabah vaktidir. Sabaha ne kaldı ki!(أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ)'.

28 Şubat 2020 Cuma

Hud 78-80:
  •  (Delikanlı suretinde geldiklerini haber alan) halkı, çirkin arzularının dürtüsüyle Lut(as)'ın evine koşuşturdular. Zaten uzun süredir aynı çirkin işleri yapıp duruyorlardı. Lut(as):' Ey Kavmim!, İşte kızlarım, onlar daha uygundur. Allah(cc)'tan korkmaz mısınız?. Misafirlerimin yanında beni rezil etmeyin! Sizin içinizde hiç aklı başında adam kalmadı mı?' dedi.
    Onlar da:' Sen de çok iyi biliyorsun ki, bizim senin kızlarınla bir işimiz yok! Bizim niyetimizin ne olduğunu sen de çok iyi biliyorsun!'.
    Lut(as):' Keşe size karşı gücüm yetseydi veya sırtımı dayanabileceğim güçlü bir dayanağım olsaydı!' dedi.
Hud 77:
  •  Ve sonrasında (melek) elçilerimiz Lut(as)'a gelince, onlar için endişelenerek kaygıya kapıldı ve :'Bugün zor bir gün olacak!' dedi.
    (هَٰذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ)

27 Şubat 2020 Perşembe

Hud 71-76:
  •  Bu sırada İbrahim(as)'ın hanımı da yanlarında ayakta durmuş onları dinliyordu. Birden kendisinde hayız alameti hissetti ( ve gülümsedi). Biz de onu İshak(as)'la ve ardından Yakup(as)'la müjdeledik.
    Karısı da:' Vay başıma gelenlere!, ben yaşlı bir kadın ve şu kocam da ihtiyar bir adamken nasıl çocuğumuz olacak? Doğrusu çok şaşılacak bir şey bu!'.
    Melekler:' Sen Allah(cc)'ın işine mi şaşıyorsun? Allah(cc)'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun ey hane halkı!. Şüphesiz Allah(cc), çok büyük lütf-u ihsan sahibi olarak, her türlü hamde ve yüceltmeye layıktır!'.
    Sonunda İbrahim(as)'ın endişesi geçip te müjdeyi de alınca, (bu kez de) Lut(as) kavmi hakkında bizimle tartışmaya girişti. Çünkü İbrahim(as), ince ruhlu, yumuşak başlı, çok içli, merhametli, bütün kalbiyle Allah(cc)'a yönelmiş ve Allah(cc)'a teslim olmuş biriydi.
    Melekler:' Ey İbrahim(as)!, Bu tartışmadan vazgeç! Artık Rabbinin hükmü verilmiş ve hatta icraata konulmuş bulunuyor. Onların başına artık geri çevrilmesi imkansız bir azabın gelmesi kesindir'.
    ( İbrahim(as)'ın zaten Hz. Hacer'den olma İsmail(as) oğlu vardı, dolayısıyla melekler çocuk müjdesini, İbrahim(as)'a değil, çocuğu olmayan Hz. Sara'ya veriyorlar.)

26 Şubat 2020 Çarşamba

Hud 69-70:
  •  Bir zaman da, (semavi) elçilerimiz İbrahim(as)'a müjde ile geldiler ve :' Selam sana(سَلَامًا)' dediler. İbrahim(as) da:' Size de selam(سَلَامٌ)' dedi ve fazla geciktirmeden, misafirlerine kızartılmış dana eti ikram etti.
    Ama misafirlerin yemeğe el uzatmadıklarını görünce, kuşkulandı ve korkuya kapıldı. Onlar:' Korkmana gerek yok! Biz Lut(as) kavmi için gönderildik' dediler.
    (İbrahim(as)'ın gösterdiği endişe ve korkunun sebebi neydi acaba? Müfessirler farklı yorumlar yapmışlar. Gelenlerin melek olduğunu anlamadı desek, bir peygamber kendisine gelen melekleri nasıl anlamaz?, Ama anladıysa neden yemek sundu? Nihayetinde meleklerin bir şey yemeyecekleri aşikar değil mi? , Nezaketen sunmuş olabilir, nihayetinde misafire ikram çok önemli. Yemedikleri zaman da kötü bir niyetle geldikleri yorumunu yaparak endişeye kapılmış olabilir. Veya gelenlerin melek olduğunu biliyordu, nezaketen ikramda bulundu fakat gelişen tavır ve diyalogda, onların kötü bir haber getirdikleri endişesi İbrahim(as)'ı korkuttu, melekler de belki ondan dolayı kendilerinin Lut(as) kavmi için orada olduklarını(--biz meleğiz, bizi tanımadın mı--, gibi bir diyalog yok) söylüyorlar.Doğrusunu Yüce Rabbim bilir.)

25 Şubat 2020 Salı

Hud 65-68:
  •  Fakat onlar deveyi hunharca katlettiler. Salih(ad) da:'  Siz bir üç gün daha evinizde barkınızda yaşaya durun bakalım!,(ardından ne olur göreceğiz) Bu işin şakası yok artık!'.
    Ve nihayetinde, hükmümüzün zamanı gelince, Salih(as) ve beraberindeki iman edenleri, azaptan ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz ki, senin Rabbin kavi ve azizdir(mutlak güç sahibi , her işte üstün ve mutlak galipdir).
    Zulmü alışkanlık haline getirmiş olanları ise, o korkunç ses yakalayıverdi de, yaşadıkları yerde çöküp kaldılar!. Sanki orada hiç yaşamamış gibi silinip gittiler.
    Evet, Semud kavmi Rabbini inkar etti ve neticede yıkılıp yok oldu gittiler!.

24 Şubat 2020 Pazartesi

Hud 63-64:
  •  Salih(as):' Ey kavmim!, Bir düşünsenize, ya ben, Rabbimden gelen kesin bir delile dayanıyorsam, ve Allah(cc), bana tarafından bir nübüvvet lütfetmişse? Hem ben bu durumda, kalkıp (verilen bu görevi yerine getirmeyerek) Allah(cc)'a isyan etsem, O'nun cezasından beni kim kurtarabilir? Sizin de bana hiç bir faydanız olmaz, olsa olsa ziyanımı arttırırsınız!'.
    Ve ekledi:' Ey kavmim!, İşte size mucize olarak Allah(cc)'ın devesi! Bırakın onu Allah(cc)'ın mülkünde yayılsın, yesin içsin. Sakın kötü bir maksatla ona el sürmeyin!. Yoksa çok geçmez, size bir azab iniverir'.
    (Esed: Müfessirler,  bu  dişi  devenin  mucizevî bir yapıda olduğunu  belirten çeşitli  men­kıbeler  anlatmaktadırlar.  Bu  tür  menkıbeleri  ne  Kur’an,  ne  de  sahih  hiçbir Ha­dis  doğrulamadığı  için,  bunların birtakım duyarlı Müslümanları  hayal  ürünü  dü­şünce ve  anlayışlara  sevk  eden,  ayetteki nâkatullâh  (Allah'ın  dişi  devesi)  tabi­rinden  türetildiğine  hükmetmemiz  gerekir.  Oysa  Reşid  Rıza'nın (M enâr VIII, 502) belirttiği gibi bu tür fantastik düşüncelere yol açan eğer devenin Allah'a iza­fe  edilmesi  ise,  aslında  bu,  sadece  sözü  geçen  hayvanın herhangi bir kişiye  ait olmadığına ve dolayısıyla bütün bir toplumun onu  korumakla yükümlü  olduğu­na  işaret  içindir;  nitekim,  aynı  ayette  “Allah'ın  arzı”  şeklinde  benzer  bir  deyim daha  vardır  ki  bu  da  her  şeyin  Allah'a  ait  olduğunu  ifade  içindir.  Hz.  Salih'in Kur’an'da muhtelif yerlerde sözü geçen bu sahipsiz hayvana iyi davranılması yö­nündeki özel ısrarı,  müteakip ayetlerin de gösterdiği gibi,  zayıf gördüğü  herke­se,  her varlığa karşı kaba ve küstah davranmakta kendilerine gurur payı çıkaran ve  yeryüzünde  bozgunculuk yaparak kötülüğü  yayan  bu  kavmin kaba  kuvvete dayanan  tahakkümüne  yönelmiştir.  Başka  bir ifadeyle,  bu  savunmasız  hayvana karşı  seçecekleri  davranış  tarzı,  onlann  kalplerinin  değişmesine  bir  “işaret”  ya­hut (54:27'de  açıklandığı gibi)  “onlar  için bir imtihan”  olacaktı.)
Hud 62:
  •  Onlar da:' Ey Salih(as), Doğrusu sen aramızda gelecek vaadeden saygın biriydin. Bizi , ne diye atalarımızın taptığı ilahlardan vazgeçirmeye çalışıyorsun? Doğrusu biz bu fikirden çok ciddi şüpheleniyor, kaygılanıyoruz'.
Hud 61:
  •  Semud kavmine de kardeşleri Salih(as)'ı elçi olarak gönderdik. O da:' Ey kavmim!, Yanlız Allah(cc)'a kulluk edin, çünkü sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Sizi topraktan yaratan ve orada yaşayıp, orayı imar etmenizi sağlayan Allah(cc)'tır. O halde Allah(cc)'tan bağışlanma dileyin ve O'na yönelerek tevbe edin. Çünkü Rabbim, kullarına çok yakın ve onların tevbe ve dualarını kabul edendir'.

23 Şubat 2020 Pazar

Hud 58-60:
  •  Ve böylece hükmümüz vaki olunca, Hud(as) ve beraberinde iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet eseri olarak kurtardık, onları pek ağır bir azaptan selamete çıkardık.
    Evet, işte Ad kavmi!, Rabbinin ayetlerini bile bile reddettiler. Bununla da kalmayıp Allah(cc)'ın kendilerine gönderdiği peygamberlere asi oldular ve hakka karşı çıkan her inatçı zorbanın isteklerine uydular. Hem bu dünyada hem de ahirette lanetle anılıp Allah(cc)'ın rahmetinden uzaklaştırıldılar. Evet, Ad kavmi! Rablerini tanımayıp inkar yolunu tuttular. Neticede yıkıldı gitti Hud(as)'ın kavmi Ad!.
    (Kendi çıkarları uğruna, hakka ve hakikate karşı çıkan inatçı zorba zalimlere uyup onların peşlerinden gidenler, bu ayetleri okuyunca ne okuduklarını zannediyorlar acaba? Masumlara zulmedip, bunu da alkışlayan yardakçılarına, Yüce Rabbim günü gelince aynı muameleyi yapacağını farketmiyorlar mı? Bir önceki ayetlerde geçen Yüce Rabbimin, sırat-ı müstakim üzere olması (إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ) neyi ifade ediyor? Herşeye kadir olan Allah(cc), herşeyi yapabileceği yerde, söylediklerine dikkat edilmesini, çünkü söylediklerini, söylediği şekilde yapacağını, kişiye, zamana, duruma göre değiştirmeyeceğini mi söylüyor? Yoksa bunları okuyunca, --eskilerin masalları-- diyenler gibi, hikaye niyetine mi okuyorlar? Peygamber efendimiz(sav), saçlarını ağarttığını söylediği bu sure, onlara hikaye kıvamında mı geliyor? Ey Yüce Rabbim!, göster bunları hikaye gibi görenlere ne olduklarını!. Amin.)

22 Şubat 2020 Cumartesi

Hud 53-57:
  •  Onlar:
    ' Ey Hud(as)!, Bize (peygamber olduğuna dair) açık bir delil, bir mucize getirmedin. Bu yüzden, senin bir tek sözüne bakarak ilahlarımızı bırakacak ve sana inanacak değiliz'.
    '--Seni ilahlarımızdan biri fena çarpmış-- demekten başka sözümüz yok sana!'.
    Hud(as) da:
    'Allah(cc) şahidimdir, siz de şahit olun ki, ben, sizin Allah(cc)'a koştuğunuz ortaklarınızdan hiç birini tanımıyor ve kabul etmiyorum'.
    'Eğer bu sizi sıkıyorsa, haydi, bir araya gelin bana istediğiniz tuzağı kurun, hiç göz açtırmayın, hiç süre de tanımayın! Ama unutmayın ki, ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah(cc)'a dayanıp güveniyorum. Hiç bir canlı yoktur ki, mukadderatı Allah(cc)'ın elinde olmasın. Muhakkak ki, Rabbim, hakimiyetini icrada, her hüküm ve tasarrufunda, mutlak doğru, mutlak adildir(إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ)'.
    'Eğer haktan yüz çevirirseniz (siz bilirsiniz), başka ne diyeyim!. Zira size ulaştırmakla yükümlü bulunduğum buyrukları size tebliğ ettim. Rabbim dilerse, sizi yok edip, sizin yerinize başka bir topluluk getirir. Ama siz Allah(cc)'a hiç bir şekilde zarar veremezsiniz. Muhakkak ki, Rabbim herşeyi görüp gözetmekte ve kaydetmektedir'.

21 Şubat 2020 Cuma

Hud 50-52:
  •  Ad kavmine de soydaşları Hud(as)'ı gönderdik. O da:
    ' Ey kavmim, yanlız Allah(cc)'a kulluk edin. Zaten sizin Allah(cc)'tan başka ilahınız yoktur. Şu halinizle, şirk koşmaktan ve Allah(cc)'a iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz.'
    ' Ey kavmim, ben bu tebliğimin karşılığında sizden bir şey de istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan, beni yaratan Allah(cc)'tır. Birazcık düşünsenize'.
    ' Ey kavmim,haydi Rabbinizden af dileyin, sonra O'na tevbe edin, O'na yönelin ki, size gökten bolca rahmet ve bereket yağdırsın, gücünüze güç katsın. N'olur, yüz çevirip suçlu durumuna düşmeyin!'
Hud 25-49:
  •  (Evet, Nuh(as), kavmini Allah(cc)'a inanmaları ve ona göre davranmaları konusunda uyarmış ve çabalamıştı. Fakat, onlar inkarda inad ettiler ve sırf etrafında fakir ve zayıf kimseler var diye onları da hor gördüler. Dahası sertleştiler ve tutumlarını daha da katılaştırdılar. Nuh(as)'ın inananları, Allah(cc)'ın indireceği azabtan kurturmak için yaptığı çalışmalarla  alay etmeleri ise ayrı bir konu!. Toplumu yetmiyormuş gibi, Nuh(as)'ın oğlu da daha önceden Nuh(as)'ın onu inananlardan bilmesine rağmen, iki yüzlülük yapıp son anda inkarcılara takılması daha da başka bir konu!. Ayetlerde de hatırlatıldığı gibi, aklını kullanmamakta ısrar eden, sadece anlık menfaatleri peşinde koşanların, berrak bir akılla Hakikatı görmesi imkansız, hatta inandığını söyleyen, öyle görünen biri bile,peygamber çocuğu bile olsa, an gelir, menfaati gereği yanlış seçim yapıp sapar. Tek çıkar yol, Kuran'da sıkça tekrarlanan Allah(cc)'a teslim olmak ve her an ve koşulda O'nun yardım ve rehberliğini istemek. Allah(cc) bizi bize bırakmasın!, yardımcımız olsun ve bizim doğru yoldan ayrılmamıza izin vermesin, bizi,şaşırıp sapmamıza yol açacak ağır imtahanlara tabi tutmasın. Amin.

20 Şubat 2020 Perşembe

Hud 49:
  •  Bütün bunlar, görüp yaşamadığınız ve hakkında kesin bilgi sahibi olmadığınız haberlerdi. Bundan önce ne sen ne de senin halkın bunları bilmiyordunuz. Öyleyse, sabredin. Hayırlı akibet, Allah(cc) karşı sorumluluk bilinci ile davrananlarındır.
    (Evet, sonunda kazananlar, hep Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranarak sabredenlerindir. Daha önce geçen ayetlerde de , inananları her zaman kurtarmanın Allah(cc)'ın üstüne aldığı bir hak olduğu belirtilmişti. Allah(cc)'dan daha çok vaadinde duracak başka kim var?)
Hud 48:
  •  Bunun üzerine Nuh(as)'a:' Ey Nuh(as), sana ve seninle beraber olanlara ve onların soyundan gelecek olan insanlara katımızdan selamet, emniyet ve bereket vardır. Ayrıca inanmayan topluluklar da olacaktır ki, onlara dünyada bir süre tutunup geçinmelerine fırsat  vereceğiz ki, ardından kendilerine tarafımızdan çok acı bir azab dokunacaktır' denildi.
Hud 47:
  •  Nuh(as) da:' Ey Rabbim, Senden, hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadığım bir şey istemekten Sana sığınırım. Çünkü beni bağışlamaz ve bana acıyıp esirgemezsen, şüphesiz, kaybedenlerden olurum' dedi.

19 Şubat 2020 Çarşamba

Hud 45-46:
  •  Ve sonrasında, Nuh(as) Rabbine yakarıp, dedi ki:'  Ey Rabbim!, oğlum da benim ailemdendi, evladımdı. (Mümin olarak aileme katılanları kurtaracağına dair) Senin vaadin haktır ve Sen Hakimler Hakimi'sin'.
    Allah(cc) :' Ey Nuh(as), o senin ailenden sayılmazdı. Çünkü o salih amel dışında herşeyi yaptı. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan şeyi Ben'den isteme. Cahillerden olmaman için sana öğüt veriyorum'.
    (Suat Yıldırım: Cenab-ı  Allah‟ın  bu  buyruğundan  kasdı  şudur:  “Senin  bu  oğlun,  kurtarmayı vaad  ettiğim  aile  fertlerinden  değildi.  Çünkü  kâfir  idi.  Kâfir  senin  ailenden sayılmaz. Zira müminle kâfir arasında velâyet yoktur.)
Hud 44:
  •  Nihayet denildi ki:' Ey Yer! suyunu yut, Ey Gök! suyunu tut', sular çekildi ve hüküm infaz edilmiş oldu. Sonunda gemi yüksek bir tepenin(Cudi) üstüne oturdu ve 'Kahrolsun o zalim topluluk!' denildi.

18 Şubat 2020 Salı

Hud 42-43:
  •  Derken, gemi dağlar gibi dev dalgaların arasında yol alırken, o anda karada kalan oğluna Nuh(as):' Yavrucuğum! gel bizimle birlikte gemiye bin de, o inkarcıların yanında kalma!' diye seslendi.
    Oğlu:' Şöyle büyük bir dağa sığınırım da, o beni sulardan korur' dedi.
    Nuh(as):' Bugün Allah(cc)'ın helak emrinden koruyacak hiç bir güç yoktur. Ancak, O'nun merhamet ettiği kurtulur' derdemez, birden araya dalgalar girdi ve oğlu boğulup gitti.
    (Evet, peygamber çocuğu da olsan, eğer Allah(cc) dışında birinin yardım edebileceğini veya koruyacağını zannediyorsan, sonun belli!)
Hud 40-41:
  •  Nihayet hükmümüz vaki olup ta, yeryüzünde heryerden sular fışkırmaya başlayınca, Nuh(as)'a :' Her hayvan türünden, erkek ve dişi, birer çift ile haklarında helak hükmü verilmiş olanlar hariç aileni ve bir de iman edenleri gemiye al' diye vahyettik. Zaten beraberinde iman eden çok az sayıda insan vardı. Nuh(as) dedi ki:' Gemiye binin!, Onun yüzmesi de , durması da Allah(cc)'ın adı iledir(بِسْمِ اللَّهِ). Gerçekten Rabbim bağışlayıcıdır, esirgeyicidir'.
    (Nuh tufanı ile ilgili, hemen hemen bütün kültürlerde anlatıla gelen kıssalar vardır. Detaylarda birbiriyle tutarsız bir çok anlatımlar olmasına rağmen, temelde çok aşırı gitmiş insanların içinde, çok az sayıda insanın gemi ile tufandan kurtuluşu anlatılır. Bakınız: https://www.britannica.com/topic/flood-myth )

17 Şubat 2020 Pazartesi

Hud 38-39:
  •  Nuh(as) gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler de ne zaman yanından geçseler, onunla alay ediyorlardı.
    Nuh(as) da:' Şimdi siz bizimle alay ediyorsunuz, ama gün gelecek alay etmenin ne oldugunu size göstereceğiz!'.
    Ve ekledi:' Artık rezil rüsvay edecek azabın kimin üstüne geleceğini, ayrıca Ahiretteki kalıcı azabın da kimin üzerine ineceğini yakında göreceğiz'.
Hud 36-37:
  •  Derken Nuh(as) şöyle vahyettik:' Artık kavminden, daha önce inananlar dışında, hiç kimse iman etmeyecek. Öyleyse, o inanmakta direnenlerin yaptıklarından dolayı kederlenme. Sen, bizim gözetimimiz ve vahyimiz doğrultusunda, gemiyi yap ve o zalimler lehine Ben'den bir ricada bulunma, çünkü onlar boğulacaklardır'.
Hud 35:
  •  (Ey Resulum) yoksa onlar :' Bütün bu kıssaları kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki:' Eğer ben uydurduysam günahı bana, ama (hiç değilse) sizin işlediğiniz günahtan uzağım'.

16 Şubat 2020 Pazar

Dua saati:68. Ey merhameti sonsuz yüce Rabbimiz! Biz âciz ve pürkusur kullarını sevmediğin ve hoşnut olmadığın vadi-lerde dolaşmaktan muhafaza buyur.. Senin yüce nezdinde mâlâyaniyat sayılan ne kadar meşguliyet varsa bizi onlar-dan uzak tut.. ne şekilde ârız olursa olsun, bütün bulanık düşüncelerden ve kirli hayallerden de zihinlerimizi ve kalb-lerimizi koru.. enbiyâ ve mürselîn efendilerimizi donattığın gibi, onların yürüdükleri yollarda yürümeye azmetmiş bu bendelerini de sürpriz mevhibelerinle donat!Ey her şeye gücü yeten ve kullarına onların şah damarından daha yakın olan Rabbimiz! Gidecek başka hiçbir kapısı olmayan ve işlerini yoluna koyabilecek yegâne güç ve kuvvet sahibi olarak sadece Seni bilip Seni tanıyan bir düzine çaresiz olarak yine kapına geldik ve yine bize yar-dımcı olmanı diliyoruz. Ne olur, bizi göz açıp kapayıncaya kadar hatta daha az bir zamanda bile nefislerimizle başbaşa bırakma.. nurunla tecellî buyurup, Sana ulaşan yolları bize de göster.. fazlınla bizi öyle çepeçevre kuşat ve öyle iğnâ bu-yur ki, Senden başka hiçbir kimseye en ufak bir ihtiyacımız kalmasın; kalmasın da Senin hakîkî dostların gibi biz de her zaman başkalarına karşı müstağnî yaşayabilelim.Ya Rab! Sana dilbeste olmuş ve Rasûlünü gönülden tas-dik etmiş şu kullarını Yüce Nebî’nin risalet davasını omuz-lamaya muktedir sâbit kadem insanlar hâline getir.. (getir ki, ufkumuzu Sadece Senin nâm-ı celîlini ve Rasûlünün yâd-ı cemilini âfâk-ı âleme ulaştırma gaye-i hayali tutsun ve kalbimiz yüce dinine hizmet etme düşüncesinden baş-ka bütün yüklerden kurtulsun.) Aynı zamanda bizi bu ağır ve zor yolda inayetinle takviye buyur, buyur ki Senin işaret ettiğin istikâmette yürümeye muvaffak olabilelim.. bâtın ve zahirimizi, sevdiğin kullarının evsâf-ı hasenesi ve nezd-i ulu-hiyetinde hoşnutluğa mazhar olmuş amelleriyle güzelleştir.. ulûhiyet ve rubûbiyetinin esrârından bizim üzerimize de sa-ğanak sağanak yağdır!

15 Şubat 2020 Cumartesi

Sabah duasi:(05.08.16)
  • Sabah duasi : 38. Allahım! Biz, Senin müslüman kulların, mahzun ve kederli olarak huzuruna geldik. Sen’den sıkıntılarımızı gidermeni, gam ve hüznümüzü de izale buyurmanı dileniyoruz.. dileniyoruz zira Sen kapına koşanları hiç bir zaman eli boş geri çevirmezsin. Ya Rab! O sahip bulunduğun en güzel isimlerin ve en ulvî sıfatların hakkı için günahlarımızı mağfiret buyurmanı, ku sur ve ayıplarımızı örtmeni, bizi sevip razı olduğun amelleri işlemeye muvaffak kılmanı, Sana gönül bağlamış bütün müslüman kullarını haddini aşıp saldırganca davranan, düşmanlık duygularıyla oturup kalkan ve her zaman komplo peşinde koşan insanlık mahrumlarına karşı nusretinle te’yîd buyurmanı istirham ediyoruz. Gelip başımıza çöreklenen her türlü üzüntü, tasa, keder ve sıkışıklık hâllerinden kurtulmamız için bize nezdinden bir fereç ve mahreç, bir çıkış yolu gönder.. varıp Sana ulaşan dosdoğru yolu göster ve bize takva elbisesini giydir. Çünkü düşenlerin günahlarını bağışlama şanına yaraşan yegâne zât Sensin.

14 Şubat 2020 Cuma

Hud 33-34:
  •  Nuh(as):' O azabı ben değil, dilerse Allah(cc) getirir. Hem onu getirecek olursa, asla mani de olamassınız!'.
    Ve ekledi:' Eğer, Allah(cc) nihayetinde sizin helakınıza hükmetmiş ise, ben sizin iyiliğinizi arzu edip size öğüt versem de zaten hiç bir faydası olmayacak!. Sonuçta,  Rabbiniz O'dur ve dönüp dolaşıp O'nun huzuruna çıkarılacaksınız!'
Hud 32:
  •  Onlar da:' Ey Nuh(as), konuyu fazla uzattın! iyice sıktın (hem ikna da olmadık). Madem, doğru söylüyorsun, şu tehdit edip durduğun azabı getir de görelim!' dedi.
Hud 28-31:
  •  Nuh(as):' Ey kavmim!, bir düşünün, ya ben Rabbimden gelen apaçık ve kesin delile dayanıyorsam, ya Allah(cc) bana katından hususi bir rahmet vermiş te siz bunu göremiyorsanız? Ne yapalım, siz istemeden zorla size kabul ettirecek halimiz yok !' dedi.
    Ve ekledi:' Hem, Ey kavmim!, bu tebliğimden ötürü sizden bir şey de istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan Allah(cc)'tır. Hem sonra ben o iman edenleri yanımdan da kovamam. Elbette onlar da Rablerine kavuşacak ( ve Allah(cc) onlar neyi haketmiş ise onlara verecektir). Ama, maalesef, öyle görünüyor ki, siz bilgisizce davranmakta devam edeceksiniz!'.
    Devamında:' Hem, Ey kavmim!, eğer onları kovacak olsam, bana Allah(cc)'a karşı kim yardım edebilir? Bir düşünsenize!'.
    ' Hem, ben -Allah(cc)'ın hazineleri benim elimdedir- demiyorum ki! Gaybı falan da bilmem!. Bir melek olduğumu da söylemiyorum!. Kendinizce küçümseyip hor gördüğünüz o inananlar hakkında: -Allah(cc) onlara hiç bir hayır, hiç bir meziyet de vermez- de diyemem!. Onların içlerinde ne var ne yok, kalplerinden ne geçiriyorlar , bütün bunları en iyi bilen Allah(cc)'tır. Aksine davranırsam, hiç şüphesiz ben de zalimlerden olurum'.

13 Şubat 2020 Perşembe

Hud 27:
  • Fakat, inanmamakta direnenlerin önde gelenleri:' Bize göre, sen de bizim gibi etten kemikten birisin(بَشَرًا), bizden bir farkın yok ki? Hem sonra senin peşinden sana takılanlar, bu toplumun en düşük kimseleri, hem sizin bize karşı bir üstünlüğünüz de yok ki! Aksine biz sizin birer yalancı olduğunuzu düşünüyoruz!' dedi.
Hud 25-26:
  •  Doğrusu biz vaktiyle de, Nuh(as)'ı kendi kavmine göndermiştik ve o şöyle dedi:' Bilesiniz ki ben sizi apaçık uyarmaya geldim. Sakın Allah(cc)'tan başkasına kulluk etmeyin. Fakat siz bu gidişle, korkarım ki, gayet acı bir azaba uğrayacaksınız'.
Hud 24:
  •  Bu iki zümrenin durumu, bir tarafta körler ve sağırlar, diğer tarafta gören ve işitenler gibidir. Hiç bunlar birbirine benzer mi? Düşünüp ders almak gerekmez mi?
Hud 23:
  •  Buna karşılık, iman edip, salih ameller işleyenler ve Rablerine karşı gönülden bağlananların varacağı yer cennettir ve orada sonsuza kadar kalacaklardır.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Hud 19-22:
  •  O zalimler ki, insanları Allah(cc) yolunu çevirip, onu eğri ve dolambaşlı göstermeye çalışırlar ve Ahireti de inkar ederler.
    Onlar dünyada da paçayı kurtaramazlar (لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ), Allah(cc)'tan başka da onlara yardım edebilecek yoktur. Ama, Ahirette azabları ise kat kattır. Çünkü onlar işitip, anlamaya ve görmeye çalışmazlar.
    İşte bunlar kendilerine yazık etmişler ve o uydurdukları şeylerin de onlara bir faydası olmayacaktır.
    Ahirette ise, en büyük kaybeden kendileri olacağından hiç şüpheniz olmasın!.

11 Şubat 2020 Salı

Hud 18:
  •  Kendi uydurdukları yalanı Allah(cc)'a yakıştırandan daha zalim kim olabilir?  Bu tipler, Hesap günü Allah(cc)'ın huzuruna çıkarılacaklar ve şahitler:'  Rableri hakkında yalan uyduranlar işte bunlardı' diyecekler. Unutmayın ki,
    Allah(cc)'ın laneti zalimlerin üzerinedir (أَلَا لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ).
    ( لَعْنَةُ terimi -> 
     لَعَنَ (laa’un): to distance from somebody due to displeasure, to shun somebody {R}.
    لَعْنَتٌ  (la’anat) from Allah would mean for a man to be deprived of the happiness of life. Obviously this deprivation will be the result of living against the laws of Allah.
    لَعْنَتٌ  (la’nat) would mean to be deprived of the good things of life due to the natural result.
    اَللَّعِيْنُ  (al-laeen): scare crow {T}.
    Dolayısıyla, zalimler Allah(cc)'ın o engin rahmetinden dışlanmışlardır.
    Bir önceki ayette de vurdulandığı gibi varacakları yer ateştir, hiç süpheniz olmasın! )
Hud 17:
  • Rabbi tarafından kesin delile (Kuran) dayanan, peşinden de o delili destekleyen diğer bir çok şahitleri bulunan, daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa(as)'nın kitabı ile de desteklenen kimse, yanlız dünya hayatını arzu eden kimse gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kuran'a inanırlar. Kim de onu örgütlü bir şekilde inkar ederse(يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الْأَحْزَابِ) varacağı yer ateştir, hiç şüpheniz olmasın!. Çünkü, O Rabbinizden gelen hakikatın ta kendisidir. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
    (Evet, Kuran'a ve Onun getirdiği mesaja karşı örgütlenerek inkara kalkışanın sonu ateştir. Özellikle bu düşmanlık için örgütlenmenin de belirtilmiş olması dikkat çekici. Bunların kaçışı veya dönüşü yok. )

10 Şubat 2020 Pazartesi

Hud 15-16:
  •  Kim dünya hayatını ve onun şan/şöhret ve şaşası peşinde ise, ona yaptığının karşılığı verilir. Hem onlar (yapıp ettikleri ve niyetlerine bakılarak) magdur da edilmezler.
    Böylelerinin Ahiretteki tek kazançları ateştir. Onların dünyada yaptıkları bütün işleri heder olup gitmiştir (Ahiret adına, hiç bir işe yaramaz).
Hud 13-14:
  •  Veya :'Kuran'ı kendisi uydurdu' mu diyorlar!. De ki:' Eğer bu söylediğinize siz de inanıyorsanız,  o zaman siz de Kuran gibi hiç olmassa on sure getirin, görelim!. Hem Allah(cc)'tan başka yardım edebilecek kim varsa onları da çağırın'.
    Eğer onlar sizin yardım çağrınıza cevap vermiyorlarsa (kimse size bu konuda yardım edemiyorsa), bu Kuran'ın Allah(cc) katından indiğine inanmanız gerekmez mi? Ki, O'ndan başka ilah yoktur. O halde, O'na kayıtsız şartsız teslim olacak mısınız?

9 Şubat 2020 Pazar

Hud 12:
  •  Bir de,  :'Onunla bir hazine indirilse ya!' veya :' Beraberinde bir melek gelse ya!' gibi söylemlerle, belki senin için daralır da, sana indirilen vahyin bir kısmını kulak ardı edersin diye ümit ediyorlar. Sen sadece bir uyarıcısın, her şeyi çekip çeviren Allah(cc)'tır.
Hud 9-11:
  •  Ayrıca, eğer insana katımızdan bir rahmet tattırır, sonra o nimeti geri alırsak, son derece derin bir umutsuzluğa ve nankörce bir tutuma saplanır kalır.
    Yine, başına gelen bir sıkıntıdan sonra, kendisine bir nimet tattırırsak, bu sefer de:' Musibetler yok olup gitti!' diyerek, küstahça bir şımarıklığa kapılır.
    Fakat, (her iki durumda da) sabredip, ıslah edici ameller işleyenler başkadır. Onlar için çok büyük bir mağfiret ve mükafat vardır.

8 Şubat 2020 Cumartesi

Hud 7-8:
  •  Hem Allah(cc), yerleri ve gökleri altı  aşamada yarattı. O'nun kudret makamının (en büyük tecellisi olan) hayat, su üzerine kaimdir. Bütün bunlar, sizi sınayıp, hanginizin daha tutarlı ve dengeli davranacağınızı(أَحْسَنُ عَمَلًا) ortaya koymak içindir. Durum bu iken, onlara desen ki:' Öldükten sonra yeniden diriltileceksiniz', o inatla inanmamakta direnenler :' Bu, kesinlikle büyüleyici bir vehimden başka bir şey değil!' diyecekler.
    Ayrıca, onlara vereceğimiz azabı belirli bir vakte kadar ertelesek de, bu sefer :' Hani!, bu azabın gelmesini engelleyen ne!'. İyice bilin ki, o azab başlarına indiği zaman, hiç bir güç onları kurtaramaz ve o alay edip durdukları şey kendilerini tümüyle kuşatır kalır.
    ( أَحْسَنُ عَمَلًا  -> daha önceki çalışmalarda da, görüldüğü gibi h-s-n -> sadece güzel amel anlamına gelmiyor, fakat daha çok tutarlı ve dengeli oluşu ifade ediyor, bundan dolayı da güzel. )
Hud 5-6:
  •  Baksanıza , gerçek niyetlerini nasıl da gizlemeye çalışıyorlar!. Ama, onlar ne yaparsa yapsın, Allah(cc) gizlediklerini de açığa vurduklarını da çok iyi biliyor. Allah(cc) gerçek niyetiniz ne çok iyi bilendir.
    Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah(cc)'a bağlı olmasın. Allah(cc) her canlının hayatını geçirdiği yeri de , ölüp gideceği yeri de bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitapta yazılmıştır.

7 Şubat 2020 Cuma

Hud 1-4:
  •  Elif-Lam-Ra. Bu (Kuran) öyle bir kitaptır ki, tam hüküm ve hikmet sahibi, herşeyden haberdar olan yüce Allah(cc) tarafından gönderilmiş, ayetleri en güzel delillerle desteklenerek en güzel şekilde açıklanmıştır. Ki böylece, Allah(cc)'tan başkasına kulluk etmeyesiniz.
    (Ey Peygamber) De ki:' Ben sizi cennetle müjdelemek ve cehennemle uyarmak için, Allah(cc) tarafından gönderilmiş bulunuyorum. Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve pişmanlık ile Allah(cc)'a yönelin ki, Allah(cc) ta sizi belirlenmiş bir süreye kadar nimetleri ile yaşatsın (يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا) ve daha faziletli hayat sürenlere (ذِي فَضْلٍ) bol bol ihsan da bulunsun. Ama böyle yapmaz da yüz çevirirseniz, tepenize inecek o müthiş günün azabından korkarım. Allah(cc)'adır dönüşünüz. O herşeye hakkıyla güç yetirendir'.
    (Bir önceki Yunus süresinde bulunan çok ağır uyarılardan sonra , bu süre de uyarılarla başlıyor.
      حَسَنًا ile ilgili -> ” (al-husn): Muheet says that “ حُسنُْ ” (husn), or beauty means for all limbs to be in the right proportion, and generally the word “ حسين ” (haseen), or beautiful, is used for things which are pleasing to
    the eye due to their balanced proportions. As such “ حُسنٌْ ” (husn) means the right proportion and symmetry, and is the opposite of “ ءٌْ􂹡” (so’a) which means unbalanced or bad. This is why this word has come against “ فسََادٌ ” (fasaad) in 28:77, which means disproportion. Thus, الَْاِحْسَانُ “ ” (al-ehsaan) means to make some proportion right. That is, if in society, there has been a decrease or insufficiency in somebody’s capability or strength, to make up for it is called “ ”احِْسَانٌ (ehsaan). See heading (Ain-D-L) in which “ عَدْلٌ ” (adl) and “ احِْسَانٌ ” (ehsaan) have been discussed in
    detail. Raghib says that “ احِْسَا ن ” (ehsaan) is of two types. One is to make up for the deficiencies and correct the balance, and the second to make one’s own character balanced, or to create “ حُسنٌْ ” (husn) in it.
    Raghib says that “ عَدْ لٌ ” (adl) is to give whatever you have and take only which is your right. On the other hand “ احِْسَانٌ ” (ehsaan) is to give more than you are required to give and take less than what is you right.
    This means that in ehsaan, the purpose is not to focus on what is due, but on creating a balance. 
    A Quranic society is based on “ عَدْلٌ ” (adal) and “ احِْسَانٌ ” (ihsaan), that is, justice and balance. In this society every individual gets full return for his labor, and no excess is committed against anyone.
    Individuals in such a society decide to take only that which is enough to meet their needs and leave the rest (of the resources) for the sustenance of mankind at large (2:219). The rest will be for such people who due to some reason cannot earn their livelihood, or whose return for labor cannot be enough to meet their needs. To complete their shortcoming is called “ احِْسَانٌ ” (ihsaan). This “ احِْسَانٌ ” (ihsaan) is no favor to anyone, neither is it some sort of charity, but the act of creating a balance. The individuals of such society decide that the returns for their labor will be available to all. All this (the resources) is under the administrator of this system and is used for the sustenance of every individual of society who needs it. This is why the Quran along with ordering “ عَدْلٌ ” (adal) and “ احِْسَانٌ ” (ihsaan) has ordered to abstain from فحَْشَاء“ ” (fahsha) and “ مُنْکَر ” (munkar) ( فحَْشَاء“ .( 16:90 ” (fahsha) means miserliness, and “ مُنْکَر ” (munkar) means the excuses that human intelligence cooks up, which instigate a man to accumulate for himself whatever he can by whatever means.(LUQ)
      فَضْلٍ ile ilgili -> Raghib says “ فَضْ ل ” (fazl) means for something to be more than average.   As such “ فَضْلٌ ” (fazal) generally means wellbeing and happiness of life which the momineen have been instructed to acquire (62:10).(LUQ) 
    )

6 Şubat 2020 Perşembe

Hud 1:

(Diyanet çevirisi:)

  •  1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.

    2. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.

    3. Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. Eğer bu emrolunanları yaparsanız), Allah sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım."

    4. Dönüşünüz yalnız Allah'adır. O, her şeye kadirdir.

    5. Bilesiniz ki, onlar Peygamber'den, (düşmanlıklarını) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler (gönüllerinden geçeni gizlerler). İyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi, Allah onların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir.

    6. Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.

    7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir" derler.

    8. Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka "Onun gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.

    9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.

    10. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette "Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o (bunu derken) şımarıktır, kibirlidir.

    11. Ancak (musibetlere) sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.

    12. Belki de sen (müşriklerin:) "Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekîldir.

    13. Yoksa, "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.

    14. Eğer (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?

    15. Kim, (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.

    16. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.

    17. Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.

    18. Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde) Rablerine arz edilecekler, şahitler de: İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerinedir!

    19. Onlar, (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardır.

    20. Onlar yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir; onların Allah'tan başka (yardım isteyecekleri) dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardı.

    21. İşte onlar kendilerini ziyana uğrattılar. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.

    22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

    23. İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar.

    24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla ibret almıyor musunuz?

    25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım.

    26. Allah'tan başkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum."

    27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz."

    28. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından (bildirilen) açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?

    29. Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.

    30. Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah'tan (onun azabından) kim korur? Düşünmüyor musunuz?

    31. Ben size: "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum, gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir" diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum."

    32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir!

    33. (Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz (Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz.

    34. Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'na döndürüleceksiniz."

    35. (Resûlüm!) Yoksa, "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu uydurduysam günahım bana aittir. Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan uzağım."

    36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.

    37. Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!

    38. Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!

    39. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."

    40. Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: "(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.

    41. (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."

    42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.

    43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.

    44. (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.

    45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."

    46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.

    47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!

    48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.

    49. (Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.

    50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.

    51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?

    52. Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin.

    53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.

    54. Biz "Tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış!" demekten başka bir söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım."

    55. "O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!"

    56. "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır."

    57. "Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir."

    58. Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.

    59. İşte Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.

    60. Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.

    61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir.

    62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz.

    63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız.

    64. Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar.

    65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.

    66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir.

    67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

    68. Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak kılındı.

    69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.

    70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! (biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik.

    71. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.

    72. (İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi.

    73. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.

    74. İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.

    75. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.

    76. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!

    77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi.

    78. Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lût): "Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu!" dedi.

    79. Dediler ki: Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.

    80. (Lût:) Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.

    81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?

    82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.

    83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir.

    84. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.

    85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.

    86. Eğer mümin iseniz Allah'ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim.

    87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!

    88. Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.

    89. Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir.

    90. Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.

    91. Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.

    92. (Şuayb:) "Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah'tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah'ın emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.

    93. Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim."

    94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

    95. Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu.

    96. Andolsun ki Musa'yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    97. Firavun'a ve onun ileri gelenlerine Fakat onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri doğru değildi.

    98. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları (çekip) ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir!

    99. Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır!

    100. (Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır.

    101. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.

    102. Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!

    103. İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatın) hazır bulunduğu bir gündür.

    104. Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.

    105. O geldiği gün Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.

    106. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki.

    107. Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.

    108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardır. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur.

    109. O halde onların tapmakta oldukları şeylerden (bu şeylerin onları azaba götürdüğünden) şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.

    110. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik; fakat onda ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette onların arasında hüküm verilmişti (ve işleri de bitirilmişti). Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

    111. Şüphesiz Rabbin, onların her birinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onların yapmakta olduklarından haberdardır.

    112. O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.

    113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz!

    114. Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

    115. (Ey Muhammed!) Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.

    116. Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.

    117. Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk etmez.

    118. Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler.

    119. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.

    120. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.

    121. İman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapın! Biz de (gerekeni) yapmaktayız!

    122. Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!

    123. Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.

5 Şubat 2020 Çarşamba

--------------------------
Sonuç
  Yunus 
süresi:
  •  Düşünen ve akleden her insan , kibir, önyargı gibi tavırları bir tarafa bırakırsa, Allah(cc)'ın bunca bahşettiği nimetleri görecek ve O'na gönülden inanacaktır. Dünya bir imtahan sahasıdır ve herkes, dönüp dolaşıp Allah(cc)'ın huzuruna varacak ve yapıp/ettiklerin sonucunu görecektir. Allah(cc), gerçek inananları hem dünyada hem de ahirette zayi etmeyecek ve onları mutlu sona erdirecektir, geçmiş kavimlerde bu hep böyle olmuştur.  İnatla inanmamakta direnenlerin sonu da aynı olmuş ve onlar hem bu dünyada hem de ahirette kendilerine yazık etmişlerdir. Nihayetinde Allah(cc), inanmayanlar la, gerçek inananı ayıracak ve nihayi hükmünü Ahirette bütün insanlara gösterecektir. Dolayısıyla, inanan insana düşen, sabırla inancında devam etmek, Allah(cc)'ın kitabı ve gönderdiği elçilerinin yolunda ve onların rehberliğinde ilerlemek ve inanmayanlara ve zalimlere kulak vermemektir. Herkes ne yaparsa, kendisine yapar ve hiç kimse başkasının yaptığından sorumlu değildir. Nihai hüküm Allah(cc)'a aittir ve Allah(cc) hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

4 Şubat 2020 Salı

Yunus 108-109:
  •  De ki:' Ey İnsanlar!, işte size Rabbinizden hakikatin bilgisi gelmiş bulunuyor. Kim doğru yolu tercih ederse, kendi lehine yapmış olur, kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Ben sizin yaptıklarınızdan ve üzerinizde sorumlu biri değilim'.
    Sen de, sana indirilene uy ve Allah(cc) hükmünü verinceye kadar sabret!. Zira hüküm verenlerin en hayırlısı Allah(cc)'tır.
    (Daha öncede belirtildiği gibi, burada muhatap Peygamber efendimiz(sav) gibi hep tefsir edilse de, Kuran'ı kendine muhatap alan herkes, bu söylenmesi ve yapılması gerekenlere de muhataptır.)

    أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

3 Şubat 2020 Pazartesi

Yunus 103-107:
  •  Sonuçta, elçilerimizi ve inananları (ötekilerin başlarına gelecek beladan) kurtarırız. Bize yaraşan ve her zaman sergilediğimiz muamele olarak müminleri kurtarmak bizim üstümüze haktır.
    De ki:' Ey insanlar!,
    • Eğer benim inancımdan bir şüpheniz varsa, Allah(cc)'tan başka bu inandıklarınıza ben asla inanacak değilim. Ben sadece , hepinizin ölümü elinde olan Allah(cc)'a inanırım ve bana emredilen de, müminlerden olmamdır.
    • Yönünüzü, her türlü sapmadan uzak olarak dosdoğru dine dönün ve sakın Allah(cc)'a şirk koşmayın. 
    • Allah(cc)'ın peşisıra, size ne fayda ne de zarar verebilecek varlıklara yalvarıp yakarmayın!. Eğer bunu yaparsanız, o zaman siz de zalimlerden olursunuz. 
    • Eğer Allah(cc), size bir darlık musallat olmasına izin verirse, onu Allah(cc)'tan başka giderecek yoktur.
    • Eğer sizin için bir hayır diledi ise, Allah(cc)'ın lütf u keremini engelleyebilecek te yoktur.
    • Allah(cc), lütf u keremini kullarından dilediğine ulaştırır.
    • Allah(cc), Gafur (kullarının hatalarını ve günahlarını çok bağışlayan) ve Rahim (kullarına karşı hususi rahmet ve merhameti bol olan) dir.

2 Şubat 2020 Pazar

Yunus 101-102:
  •  Onlara de ki:' Yerde ve gökte olup bitenlere şöyle bir bakın!'. Ne var ki, inanmaya niyeti olmayanlara bu ayetlerin ve uyarıların ne faydası olabilir ki?.
    O halde, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların başına gelen felaketlerden farklı bişey mi bekliyorlar? De ki:' Öyleyse bekleyin bakalım!, ben de bekliyorum, görelim ne olacak!'
    (İşte aklını kullanmayan insan, bunca delile ve uyarıya rağmen, kendini iğrençlikten kurtarıp doğru yola yönelmezse, aptalca bir şekilde yaptığının doğru olduğunu ve sonunun iyi olacağına inanır. Bir noktadan sonra, bekleyip, böylelerinin sonunu izleyip görmekten başka yapacak bir şey yoktur.)
Yunus 98-100:
  •  Yunus(as) kavmi dışında, (bütün bireyleriyle topyekün) iman eden ve imanları kendilerine fayda veren bir topluluk daha çıksaydı ya!. Onlar iman ettiklerinde başlarına gelecek aşağılayıcı bir azabı kaldırdık ve onlara bir süre daha dünya hayatında yaşamalarına mühlet verdik.
    (İşte bunun gibi) eğer Rabbin dilemiş olsaydı, yeryüzündeki bütün insanlar külliyen iman ederdi. Hal böyleyken, insanları iman edinceye kadar zorlamaya gerek yok!.
    Hem Allah(cc)'ın izni olmadan kimse iman edemez. O, akıllarını kullanmayanları ise, pisliğe mahkum eder.
    (Evet, insanlık tarihinde, Yunus(as) kavmi dışında topyekün gönderilen peygambere inanıp kurtulan başka bir topluluk olmamış. Allah(cc), her zaman insanların hür iradeleri ile ve akıllarını kullanarak iman etmelerini istemektedir. Taklidle değil, başka çıkarlar için değil, sadece hür iradesi ve aklıyla inanıp, hakikati görmesi istenmiştir. Aklını kullanmayan ve bu yönde isteksiz olan ise, sadece kendini düşürdüğü iğreçliklerle dünya hayatını geçirir. )

1 Şubat 2020 Cumartesi

Günün sözü:
  •  Kim Allah'tan korkarsa Her şey ondan korkar, kim de Allah'tan korkmaz, Allah onu her şeyden korkan bir kişiliğe büründürür. (Geylani Külliyatı: Abdülkadir Geylani)
Yunus 93-97:
  •  Derken, İsrailoğullarını güzel ve emin bir yere yerleştirdik, onlara temiz, helal ve sağlıklı rızıklar lütfettik. Ama ne zaman kendilerine hakikatın bilgisi (vahiy yoluyla) geldi, aralarında çekişmeye ve ihtilafa düşmeye başladılar. Allah(cc), ihtilafa düştükleri her konuda Kıyamet günü elbette hükmünü verecektir.
    Bütün bunlardan sonra, (Ey insanoğlu), sana indirdiğimiz vahyin doğruluğundan şüphen varsa, sizden önceki çağlarda yaşamış insanlara inen vahyi okuyanlara sor. Şüphesiz ki, Rabbinden gelen haktır. O halde, artık şüphecilerden olma.
    Sakın, Allah(cc)'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa kendini kaybedenler safında bulursun.
    Haklarında Allah(cc)'ın hükmü kesinleşmiş olanlar, önlerine her türlü mucize serilse de, gayet acı bir azabı görmeden artık iman etmezler.
    (Evet, insanların dünyada, hem de din konusunda ihtalafa düşmeleri, Razi'nin de yorumunda belirttiği gibi,  bir bakıma normaldir, fakat nihai hükmü Allah(cc), Ahirete bırakmıştır. İnsana düşen, okuyup anlamaya çalışmak, eski gönderilen kitaplarda da indirilen temel kaidelerin aynı olduğunun farkına vararak, Allah(cc)'ın ayetlerini yalanlamaya kalkmamakdır. Aksini yapmak, insanın kaybedenler safına geçmesine sebep olur.)