30 Haziran 2022 Perşembe

 Bakara 168-171:

  •  Ey insanlar, yeryüzündeki helal ve temiz olan şeylerden yararlanın, şeytanın izinden de gitmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Size yanlızca kötülüğü, gayr-i meşru olanı ve bilmediğiniz şeyleri Allah(cc)'a yakıştırmayı telkin eder. Ama onlara :' Allah(cc)'ın indirdiğine uyun' dendiğinde, onlar :' Hayır!, Biz sadece atalarımızdan gördüğümüze inanırız' derler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve hidayetten nasip almamış iseler!. İşte bu;  hakikatı inkara şartlanmış olanların durumu, çobanın haykırışını işiten ama onu yanlızca bir ses ve çağrı şeklinde algılayan sürünün durumuna benzer. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler ve kördürler, zira akıllarını kullanmazlar.
    (
     Bu, Allah tarafından açıkça bildirilenlerden daha fazla emir ve yasağın O'na key­fî olarak izafe edilmesine işaret etmektedir (Zemahşerî).  Bazı müfessirler (mese­la, M enâr II,  89  vd.'da  Muhammed  Abduh)  bu  ifadenin  kapsamına,  Kur’an'da veya  sahih  Hadislerde  lafzen,  açık  olarak  belirlenmediği  halde  bazı  Müslüman alimlerin kendiliklerinden sübjektif kıyas yöntemleri ile çıkardıkları ve sonra  “Al­lah'ın  emirleri”  diye  ortaya  koydukları  sayısız  farazî  “hukukî”  talimatı  da  dahil etmişlerdir.  Bu  pasaj  ile öncekiler arasındaki  bağlantı  açıktır.  165-167.  ayetlerde Kur’an  “Allah'a ortak koşulan varlıklara  inanmayı  tercih edenleri’den söz etmek­tedir:  bu,  aynı  zamanda,  bu  kimselere  dinî ve  itikadî mahiyette buyruklar çıkar­ma  hakkı  izafe  etmeye ve ayrıca,  yalnızca  geçmişten kaynaklanması dışında bir anlamı olmayan  geleneklere  dinî bir geçerlilik yüklemeye  işaret eder (bkz.  son­raki ayet).ESED

     Bu,  lafzen,  şu  şekilde ifade edilebilecek olan vecîz  (elliptic) cümlenin biraz  ser­best  bir  çevirisidir:  “Hakikati  inkara  şartlanmış  olanlann  hali,  çığlık  ve  bağırış- dan  başka birşey  duymayan  çığırtkanın  haline  benzer.” N a‘k a fiili,  çoğunlukla, çobanın  sürüsünü  güderken  çıkardığı  belli  bir  anlamı  olmayan bağırtılan  tasvir etmek  için  kullanılır.ESED

    That is, "Satan makes people believe that these superstitious customs and restrictions upon food and drink are a part of religion and have been enjoined by Allah, although there is no authority to show that they are from Him."

    The only authority they have for their superstitious practices is that these have been the customs of their forefathers, and the foolish followers consider this a good authority.

    This parable has two aspects:

    (1) That these people are like those herds of cattle which merely hear the call and cry of the drovers and move about at the sound of their call without understanding the meaning of their words.

    (2) That preaching before them is like preaching to the cattle which only hear the sounds but do not comprehend the meaning and the implication of the words that are spoken to them. The words used are comprehensive and cover both the aspects.ET



    )

29 Haziran 2022 Çarşamba

 Bakara 167:

  •  Ve sonra o batıla tabi olanlar ; ' Keşke dünyaya ikinci kez dönme fırsatımız olsa da, onların bize sırt döndüğü gibi, biz de onlara sırt dönsek'. Böylece Allah(cc) onlara yaptıkları tüm işleri derin bir pişmanlık kaynağı olarak gösterecek ve onlar ateşten de çıkamayacaklar.
    (
    This helpless end of the ring-leaders and misguiders and their followers has been specially mentioned here to warn the Muslims to be very careful in selecting and electing their leaders and guides. The former communities weal astray because they followed wrong leaders and evil guides. The Muslims should, therefore, learn a lesson from their end and discriminate between leaders and misleaders and should not follow the latter. ET

    )

28 Haziran 2022 Salı

 Bakara 165-166:

  •  Nitekim, insanlar arasında öyleleri var ki, Allah(cc)'tan başkasını Allah(cc)'a denk tutarlar ve tıpkı Allah(cc)'ı severcesine onu severler. İman edenlerin ise Allah(cc)'a olan sevgileri çok daha kuvvetlidir. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman görecekler ki, bütün kuvvet Allah(cc)'ındır ve Allah(cc), azabı en şiddetli olandır. O gün haksız yere kutsananlar, kendilerine tabi olanları tanımamazlıktan gelecek ve onlara tabi olanlar bütün ümitleri paramparça olmuş şekilde , kendilerini bekleyen azabı çekeceklerdir.

27 Haziran 2022 Pazartesi

 Bakara 164:

  •  Kuskusuz, göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün birbirini takip edişinde, insanlara faydalı yüklerle denizlerde akıp giden gemilerde, Allah(cc)'ın onu gökten indirerek ölü toprağa can verdiği ve her çeşit canlının çoğalmasını sağladığı yağmurlarda, rüzgarların değişiminde, ve gökle yer arasında kendilerine tayin edilmiş güzergahlarda akıp giden bulutlarda,  düşünüp akledenler için bir çok deliller/mesajlar vardır.
    (
    Bu  ayet,  Kur’an'ın,  “akıllarını  kullananlar”a,  kainatı  kuşatan  bilinçli,  yaratıcı  bir Gücün  birçok tezahürü  olarak  tabiatın  her  gün  gösterdiği  olağanüstülükleri  ve insanın kendi yeteneğinin ürünlerini (“denizlerde seyreden gemiler”  gibi) gözet­lemeleri  için yaptığı  çağrılardan biridir. ESED

    Âyetin   sonu,   Allah'ın   vahyi   ithafıdır:   Kur'an düşünen topluma ithaf edilmiştir.  Bu iş için  bahşedilen  akıl,  eşya  ve  olaylardaki  âyet­leri  (kanunları)  okuyan  ruhanî  bir melekedir. MI

    Anyone who does not look around like an animal but makes an intelligent observation of the great system of the universe that is working day and night before his very eyes, and is not blinded by prejudice or obduracy, can see many a sign pointing to the Reality. He will certainly see that it is being ruled only by the All-Powerful, All-Wise Sovereign. He can also understand that Allah alone is the God of the whole universe and that there is absolutely no room for any kind of interference or partnership, for no one else has any quality or power or authority to entitle him to the claim of Godhead.   ET


    )

 Bakara 163:

  •  İlahınız tektir ve O'ndan başka ilah ta yoktur. O rahman ve rahimdir.

26 Haziran 2022 Pazar

 Bakara 161-162:

  •  Hakikatı inkara şartlanmış olanlar ve bu hal üzere ölenlere gelince; Allah(cc)'ın, meleklerin ve tüm insanlığın lanetine uğrayacak olanlar onlardır. Onlar bu lanetin içinde kalıcıdırlar ve onların ne azabı hafifletilecek ne de soluk almalarına imkan verilecektir.
    (
     Bu  âyet  159.  âyetin  tefsiridir.  Orada  üstü  kapalı  olarak  gelen  ibare  burada  açılmaktadır.  "Allah'ın laneti"  ifadesi ilâhî rahmetten  dışla­mayı  ifade  eder.  Fakat  devamındaki  âyetten  anlaşılacağı  gibi burada lanet  "cehennem"  an­lamındadır.MI

    The literal meaning of the word kufr is "to conceal". By and by it came to be used for the concealment of the Truth and then for its rejection, as the antonym of imam n. Iman means to believe, to accept and to admit, and kufr means to disbelieve, to reject and to oppose. According to the Qur'an, one shall be guilty of kufr.

    (1) If one does not believe in Allah at all or refuses to accept Him as the Supreme Authority or as one's Master and that of the entire Universe or as the only God of worship, or

    (2) If one professes to acknowledge Allah but refuses to accept His commandments and Guidance as the sole source of the knowledge of Truth and of Law, or

    (3) If one accepts on principle the Guidance of Allah, but refuses to accept the authority of the Messengers whom Allah has sent with His Commandments and Guidance, or

    4) If one accepts a particular Messenger (or Messengers) and rejects others according to one's whim or prejudices, or

    (5) If one discards the whole or any part of the Islamic creed, or its code of life, or the teachings of the Messenger, or

    (6) If one accepts all these things in theory but discards the Commandments of God deliberately in practice and persists in this conduct and leads a life of rebellion instead of submission.

    All the above modes of thought and action are rebellion against Allah and are kufr according to the Qur'an. Besides the above usages, the Qur'an sometimes uses the word kufr in the sense of ingratitude as an antonym of shukr. Shukr means that one should be grateful only to Him Who has bestowed the blessing, should appreciate His favour,.should use and spend the blessing only according to His Will, and should submit to Him completely and faithfully like a loyal servant. On the contrary, kufr or ingratitude is that one should either refuse to acknowledge the favour of one's benefactor, and should regard it as a result of one's own ability, or as a favour and result of the influence of another one, or should depreciate the blessing bestowed by Him and waste it, or should use the blessing against His Will, or should adopt an attitude of rebellion against him inspite of His favours and blessings. Such an attitude of kufr is generally described as ingratitude, disloyalty, rebellion and treason.ET

    )

25 Haziran 2022 Cumartesi

 Bakara 159-160:

  • İndirmiş olduğumuz apaçık delilleri ve safi hidayet kaynağı olan ayet ve delilleri Biz insanlar için Kitap'ta ortaya koyduktan sonra gizleyenler varya, Allah(cc)'ın laneti onların üzerinedir ve  bütün lanet edecilerin laneti de onların üzerinedir. Fakat tövbe edip, durumu düzelten ve hakikatı ortaya koyan başka!, işte onların tevbesini Ben kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çok esirgeyenim.
    (

    إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ وَأَصْلَحُواْ وَبَيَّنُواْ

    Tevbenin şartları; öncelikle tevbe etmek, sonra yapılan yanlışı düzeltmek ve sonra da yapılan yanlışı ve haksızlığı beyan etmektir. Kuru kuru -tevbe ettim- demenin bir anlamı yoktur.

    )

24 Haziran 2022 Cuma

 Bakara 158:

  •  Unutmayın ki, Safa ve Merve Allah(cc)'ın sembollerindendir. Böylece , hac veya umre için mabede gelenlerin bu ikisi arasında gidip gelmelerinde bir mahsur yoktur. Zira, eğer kişi, yapması gerekenden daha fazla hayır yaparsa, bilsin ki, Allah(cc) şükre bol karşılık verendir, her şeyi bilendir.
    (
     Lafzen,  “Allah'ın sembolleridir.”  Mekke'de,  Kâbe'nin  hemen  yakınında  bulunan Safâ ve Merve adındaki iki alçak kayalık tepe arasındaki sahanın,  Hz.  İbrahim'in Allah'ın  buyruğu  ile  Hâcer'i  ve  bebek  yaştaki  oğlu  Hz.  İsmail'i  çölde  terkettiği (bkz.  yukarıdaki 102.  not) ve  anne Hâcer'in bundan  dolayı  acı ve  ızdırap  çekti­ği mekan olduğu  rivayet  edilir.  Susuzluktan  kıvranan  ve  çocuğunun hayatından endişeye kapılan Hâcer,  iki kaya  arasında  koşup duruyor ve yardım  için Allah'a yalvarıyordu.  Sonunda  Hâcer'in Allah'a  güveni ve  sabrı,  hem kendisini  hem  de çocuğunu  susuzluktan  ölmekten  kurtaran bir su kaynağının -bugüne  kadar ge­len ve Zemzem Kuyusu diye bilinen suyun- keşfiyle mükâfaatlandırıldı. Hâcer'in bu şiddeüi imtihanının ve Allah'a  güveninin anısıyla  Safâ ve  Merve,  İslam önce­si  zamanlarda  bile  imanın  ve  sıkıntılara  göğüs  germenin  sembolleri  olarak  gö­rülmeye başlandı:  ve bu özellik,  Safâ ile Merve'nin neden sabır ve Allah'a güven erdemlerini konu  alan  ayetler  içinde  zikredildiğini  de  açıklamaktadır  (Râzî).ESED

    The running between Safa and Marwah (the two hills) near the Ka'bah was one of the rituals taught by Allah to Abraham in connection with Hajj. But afterwards when the people began to associate false gods with Allah, they built temples on Safa and Marwah and dedicated these to two idols, Asaf and Na'ilah, and went round them in reverence to them. When the Arabs embraced (slant, a question arose whether running between Safa and Marwah was one of the original rituals of Hajj or whether this had been invented by the worshippers of false gods and whether they would not be guilty of practising shirk by running between the two hills.

    Besides this, a Tradition related by Hadrat 'A'ishah says that the people of Madinah had an old aversion to running between Safa and Marwah even before they accepted Islam for they were devotees of Manat and did not worship Asaf and Na'ilah. Therefore, now when the Ka'bah was made the qiblah, Allah removed their misunderstanding concerning the running between Safa and Marwah and told them that this ritual had really been connected with Hajj ever since the time of the Prophet Abraham and was not the invention of the ignorant people after hire.   ET

    )

23 Haziran 2022 Perşembe

 Bakara 154-157:

  •  Allah(cc) yolunda öldürülenlere -ölü- demeyin, onlar diridirler ama siz farkında değilsiniz. Kesinlikle sizlere, korkuyla, açlıkla, mal, can ve verim kaybıyla  ile kendinizi ortaya koyabilme fırsatı(وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ) vereceğiz. Ama, sabredenleri müjdele. Onların başlarına bir şey geldiği zaman :'إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ' derler.  İşte onlar, Rablerinin sürekli destek ve bağışlamasına mazhardırlar. Doğru yolda olanlar da onlardır.
    (
    These words are to be uttered merely with the tongue, but we whould believe sincerely from the core of our hearts that "We belong to Allah and to none else." Thus, if anything is sacrificed in the way of Allah, if is spent rightly because it has gone to His service to Whom it really belonged."
    "We shall certainly return to Him" :"We shall not live here for ever but shall have to leave this world one day. Thus, sooner or later we must die and go to Allah. It is, therefore, far better to fight in His way and lay down our lives for His sake than to pass our lives in self-seeking and self-worship and then die of some disease or accident." ET

    )

22 Haziran 2022 Çarşamba

 Bakara 153:

21 Haziran 2022 Salı

 Bakara 151-152:

  •  Nitekim size kendi aranızdan bir peygamber yolladık. Sizlerin kendinizi geliştirip potansiyelinizi ortaya koymanızı(وَيُزَكِّيكُمْ) sağlıyor, size Kitap'ı ve Hikmet'i öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri öğretiyor. Şu halde, Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın Bana nankörlük yapmayın.
    (
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_5.html
    )

20 Haziran 2022 Pazartesi

 Bakara 149-150:

  •  Dolayısıyla her nereden yola çıkarsan çıkın, yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin. Bilin ki, bu emir Rabbinden gelen bir hakikattır ve Allah(cc) yaptıklarınızdan habersiz değildir. Tekrar, her nereden yola çıkarsanız cıkın, yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o yana çevirin ki, onlar içerisinde zulümde  direnenler hariç, insanların size karşı kullanacakları bir delilleri olmasın. Sakın onlardan korkmayın, yanlız Bana karşı sorumluluk bilinciyle davranın ki, size karşı olan nimetimi tamamlayım, size de doğru yolu bulasınız.

19 Haziran 2022 Pazar

 Bakara 147-148:

  •  Hakikat Rabbinden gelendir. O halde sen, şüpheye düşenlerden olma. Her toplumun kendine göre yöneldiği bir kıblesi/istikameti vardır. O halde, siz iyilikte yarışın. Nihayetinde ,siz nerede olursanız olun, Allah(cc) tümünüzü biraraya toplayacaktır. Şüphesiz, Allah(cc) her şeye kadirdir.
    (
     Lafzen,  “herkesin...  bir istikameti vardır.” Hz.  Peygamberin Ashâbı ile sonraki  dö­nemlerde  yaşamış  hemen  hemen  bütün  klasik  müfessirler  bunu,  çeşitli  dinî top­luluklara ve  onların ibadetlerindeki farklı  “Allah'a yöneliş” biçimlerine bir atıf ola­rak görürler.  İbni Kesîr, bu ayet ile ilgili yommunda,  bunun,  5:48'de yer alan “her biriniz  için  [farklı]  bir  sistem ve  [farklı]  bir hayat  tarzı  tayin  ettik”  ibaresi  ile  içsel bağlantısını  vurgular.  “Her  toplumun”  Allah'a  teslimiyetini  ifade  ederken  “kendi istikametine doğru yöneleceği” ifadesi, ilk olarak, insanın namazda Allah'a yaklaş­ma niyetinin çeşitli zamanlarda ve çeşitli toplumlarda farklı biçimler aldığına (me­sela, Hz.  İbrahim'in kıble olarak Kâbe'yi seçmesi, Yahudilerin Kudüs'e öncelik ver­meleri,  ilk dönem Hristiyan kiliselerinin doğuya yönelmeleri ve Kur’an'ın Kâbe ile ilgili  buyruğu);  ikinci  olarak,  namazın  hangi  yöne  doğru  kılındığının  -sembolik anlamı ne kadar önemli de olsa- inancın özünü teşkil etmediğine işaret eder; çün­kü Kur’an,  “gerçek erdemlilik,  yüzünüzü  doğuya  veya  batıya  çevirmeniz  ile  ilgili değildir”  (2:177) ve “Doğu da Batı da Allah'ındır”  (2:115 ve  142) buyurmuştur.  So­nuç olarak, Kâbe'yi Müslümanlann kıblesi olarak tayin eden vahiy, ne öteki itikad- ların  mensupları ile bir tartışmanın konusu yapılmalı,  ne  de  onların Kur’an vahyi­nin gerçekliğine  inanmamalan  için bir sebep  teşkil etmelidir (M enârll,  21  vd.)ESED

    There is a subtle gap between the first sentence and the second, which has been left for the reader to fill. Everyone who wants to offer his Prayer must turn his face to one or the other direction. But the real thing that matters is not the direction of the face at prayer but those virtues which are to be gained by offering the prayer. Hence the thing that really matters is the spirit and real purpose of the Prayer and not any particular direction or place. ET


    )

18 Haziran 2022 Cumartesi

 Bakara 145-146:

  •  Kitap ehli, onlara her türü delili getirsen de , senin kıblene yönelmezler. Zaten onlar birbirlerinin kıblesine de yönelmezler. Ve eğer sana ilim geldikten sonra, onların kıblesine uysaydın, kendine zulmetmiş olurdun. Kitap ehli, onu (yöneldiğiniz kıble olan Kabe'yi) kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanır bilirler. Fakat , onların bazısı hakikatı bildikleri halde, örtbas ederler.
    (
    This Arabic idiom is employed when one knows something with certainty and has absolutely no doubt about its identity. The metaphor has been derived from the fact that none can make any mistake in recognizing one's own children. Here it has been used to show that the learned people of the Jews and Christians knew it as a fact that the Ka'bah was built by the Prophet Abraham, just as they knew their own children. They also knew that the Holy Temple at Jerusalem was built by the Prophet Solomon some 1,300 years after the Ka'bah was built by the Prophet Abraham. The Ka'bah, therefore, had priority and superiority over the "Temple" and the Jews and the Christians should have no difficulty in recognizing and acknowledging it as the qiblah in the light of the above historical facts.  ET
    )

17 Haziran 2022 Cuma

 Bakara 144:

  •  Biz senin yüzünü sık sık gökyüzüne çevirdiğini görüyoruz ve şimdi sizi tam tatmin edecek bir kıbleye döndürüyoruz.Artık yüzünü Mescid-i Haram'a çevir, siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o yana döndürün. Doğrusu kendilerine daha önce vahiy tevdi edilmiş olanlar , bu emrin Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu çok iyi bilirler, ve Allah(cc) onların yaptıklarından habersiz değildir.

16 Haziran 2022 Perşembe

 Bakara 142-143:

  •  İnsanlar arasındaki bir takım darkafalı düşüncesizler:' Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?' diyecekler. De ki:' Doğu da Batı da Allah(cc)'ındır. O dileyeni/dilediğini doğru yola iletir'. İşte böylece sizin dengeli bir toplum olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Resul de size örnek ve model olsun. Ve elçiye uyanlar ile gerisin geriye dönenler arasında net bir ayrım yapmak için, senin daha önce yöneldiğin yönü kıble olarak tayin ettik. Hiç şüphesiz bu olay, Allah(cc)'ın yol gösterdikleri hariç, herkes için zor bir sınavdı. Allah(cc) sizin imanda ısrarınızı kesinlikle zayi etmeyecektir. Elbette ki, Allah(cc) insanlara karşı çok şefkatli ve merhamet kaynağıdır.

15 Haziran 2022 Çarşamba

 Bakara ara özet-3:

  •  Allah(cc)'ın mescidlerinde, ibadet edilmesini engellediler ve onların tahrib olmasını sağladılar.
  • Allah(cc)'a olur/olmaz isnadlarda bulundular.
  • Halbuki yürekten inanıp tasdik edebilecekleri bir çok mucize/ayet varken, onlar yine de olur/olmaz isteklerde bulundular. (-Allah(cc) neden bizle konuşmuyor?-)
  • Kendi inandıkları gibi inanmayanları asla kabullenmezler.
  • İbrahim(as) neslinden geliyor olmak bir ayrıcalık değildir. Halbuki hanif olan İbrahim(as)'ın dinine uymaları gerekiyordu. Eğer onları takip ediyorlarsa, ne İbrahim(as),  ne İsmail(as), ne Yakup(as), ne de İshak(as)  yahudi veya hristiyan değildi.

14 Haziran 2022 Salı

Bakara ara özet-2:

  •  İsrailoğulları, yukarıda sayılan genel münafık karakterlerini sergileyerek, kendilerine indirilenden uzaklaşıp, kendi uydurduklarına inanmaya ve tapmaya başlayarak yahudileştiler ve benzer davranış tarzları hristiyanlarda da ortaya çıkarak dinlerini bozdular. Neler yaptılar özetleyelim;
    • Basit çıkarlar karşılığı hakikatı inkar ettiler, halbuki sadece, Allah(cc)'a karşı sorumluluk hissi duymaları gerekiyordu. Hakkı batılla örtüp bile bile hakkı gizlediler.
    • İnsanlara sözde iyiliği emrediyor, fakat kendileri aynı şeyi yapmıyorlardı.
    • Allah(cc) onları bir zamanlar bütün milletlere üstün kıldığı halde, onlar bunu unuttular ve hurafelere daldılar.
    • Onlara zulmedenlere karşı Allah(cc)'ın bir çok yardımını hemen unuttular. Bir çok seferler Allah(cc)'a isyana etmelerine rağmen, Allah(cc)'ın rahmet ve merhameti ile af edildiler, ama sapkınlıkları ile kendilerine zarar vermeye devam ettiler.
    • Bozgunculuk ve taşkınlık çıkarmayın dendiği halde, onlar dinlemeyip, saldırganca tutumlarını devam ettirdiler.
    • Allah(cc)'ın onca verdiği nimetleri unutarak, daha aşağılık isteklerde bulundular, ve bundan dolayı alçaklık ve yoksulluk mührü kendilerine vuruldu.
    • (Tabi, iman edenlerden ve bu yahudi ve hristiyanlardan ve sabiilerden, iman edip salih amel işleyenlerin Allah(cc) indinde yerleri ayrıdır ve hak ettikleri karşılığı bulacaklardır.)
    • Allah(cc) karşı sorumluluk bilinci taşıyın dendiği halde, her zaman sözlerinden döndüler.
    • Allah(cc)'ın buyruklarını hep zorlayarak, nerdeyse yapmamaya çalışıyorlardı.
    • Allah(cc)'ın kelamını işitip kavradıkları halde, bile bile onu tahrif ettiler. Bunların arasında ilahi kelamla pek ilgilenmeyenler de vardı, ve onlar da çeşitli kuruntularla ve zanla hareket ediyor, kendi uydurduklarına inanıyorlardı.
    • Kendilerinin doğru olduguna inanıp Allah(cc)'a iftira atıyorlardı.
    • Allah(cc), onlardan şunları sözünü almıştı;
      • Allah(cc)'tan başkasına kulluk etmeyin
      • Anne-babaya, yakınlara,öksüzlere ve biçarelere ne yapılması gerekiyorsa yapınız
      • İnsanlara ne söylenmesi gerekiyorsa onu söyleyin
      • Salatı sıkı sıkı takip edin
      • Zekatı yerine getirin
      • Birbirinizin kanını dökmeyin
      • Birbirinizi yurdunuzdan çıkarmaya çalışmayın
    • Bütün bunlara rağmen onlar, halklarından bir kısmını yurtlarından söküp, onlara karşı nefret ve günahkarlıkta yarıştılar, hem onları esir alıp hem de sonra kurtarmak için fidye istediler. Ahiretlerini feda edip geçici dünya hayatını satın aldılar.
    • Ne zaman bir elçi onlara hoşlarına gitmeyen bir şey getirse, küstahça başkaldırdılar, kimini yalanladılar, kimini öldürdüler. -Biz zaten bileceğimizi biliyoruz- dediler.
    • Allah(cc)'ın lütfunu dilediği kuluna bahşetmesini kıskanarak, hakikatı inkar edip boş gurura kapıldılar.
    • Allah(cc)'ın onca nimetine karşı hep haince bir davranış tarzı sergilediler.
    • Kendilerine hakikat haykırılınca, -dinledik ama itaat etmiyoruz- dediler.
    • Herkesden daha hırsla hayata bağlandılar, hatta müşriklerden bile daha hırslı davrandılar, dünya hayatı ve şaşası onları bütüledi, onlara kalsa, bin yıl yaşamak istediler.
    • Zaten onların çoğu iman etmezler ve fasıktırlar.
    • Sanki gerçeği bilmiyorlarmış gibi, Allah(cc)'ın kitabına sırt döndüler, kendi önderlerinin uydurduğu yalan ve desiselerin peşine takıldılar. 
    • Sırf hasedlerinden dolayı, İmanı inkarla değiştirdiler ve yoldan saptılar. Salatı ikame edip, zekatı gerçekleştireceklerine inkarı yeğlediler.
    • Kendilerinden başkasını da cennete sokmazlar, halbuki muhsin olarak Allah(cc)'a yönelenden başkası kurtulamaz.

13 Haziran 2022 Pazartesi

 Bakara ara özet:

  • Bakara süresi, medinede inen ilk süre olması özelliği ile genelde müslümanlara hitap ediyor ve geldiğimiz ayet itibari ile, başlangıçtaki münafık tanımı ve özellikleri, yahudi ve hristiyanlar üzerinden örneklendirilerek, özetle; siz de yahudileşmeyin, hristiyanlaşmayın deniliyor. Şimdi münafıkların özellikleri ile başlayarak ilk bölümü özetleyelim.


    Münafıklar ;
    •  Sanki Allah(cc) onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine de perde çekmiş gibidirler, onları uyarsan da uyarmasan da birdir, iman etmezler.
    • Bir kısmı -Allah(cc)'a ve ahiret gününe inandık- derler ama onlar mümin değildirler. Allah(cc)'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar, halbuki sadece kendilerini aldatırlar. Kalpleri hastalıklıdır ve sanki Allah(cc) ta onların hastalığını arttırmıştır.
    • Onlara -Yeryüzünde yozlaşmaya ve çürümeye yol açmayın- dendiğinde ; -Biz sadece düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışıyoruz- derler. Halbuki bunu yapan kendileridir, idrak etmezler. -Siz de diğer insanların iman ettiği gibi edin- dendiğinde; -Şu dar kafalılar gibi mi?- diyerek gerçek iman sahipleriyle alay ederler.
    •  Bu münafıklar gerçek iman sahipleri ile karşılaştıklarında - Biz de sizin gibi iman ettik- derler, ama kendi şeytan kisveli arkadaşları ile beraberken -Biz onlarla alay ediyoruz- derler. Onlar hidayet karşılığı sapıklığı aldılar, doğru yola gelmeye de niyetleri yoktur.
    • Sağırdır, dilsizdir ve kördürler. Ne doğruyu duymak, ne hakikatı haykırmak ne de gerçekleri görmek isterler.
    • Onlar çakan yıldırımlar içinde korunmak için kulaklarını tıkayan kişi kadar ahmakça davranırlar.
    • Onlar , Allah(cc) 'la olan sözleşmelerini bozanlardır. Allah(cc)'ın korunmasını emrettiği bağları koparırlar ve yeryüzünde ahlaki çürümeye sebep olurlar.
    • İblis onların fikir babasıdır. (İblis'in Adem(as)'ı görünce gösterdiği kıskançlık ve isyan örnektir)

12 Haziran 2022 Pazar

 Bakara 140-141:

  •  Yoksa siz:' İbrahim(as), İsmail(as), Yakup(as), İshak(as) ve onların nesillerinden gelenlerin yahudi veya hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?'. De ki:' Siz mi daha iyi bilirsiniz, Allah(cc) mı?. Allah(cc) tarafından kendisine verilen bir delili/şahitliği örtbas edenden daha zalim kim olabilir? Ama Allah(cc) yaptıklarınızdan gafil değildir'. O toplumlar şimdi geçip gittiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Siz onların yaptıklarından dolayı sorgulanacak değilsiniz.
    (
    This question was addressed to their scholars, who were not ignorant of the fact that Judaism and Christianity with their special rituals, etc., were the products of a later age. In spite of this they were under the delusion that the Truth was confined to their own sects, and they kept their common people under the delusion that salvation depended on those beliefs, ways and regulations, which had been invented, long after the Prophets, by their own rabbis and priests, spiritual leaders and interpreters. Whenever they were confronted with the question: "To which of these sects of yours did Abraham, Isaac, Jacob and other Prophets belong?", they would never answer this directly. For they could not claim that those Prophets belonged to their particular sect as they knew that history proved that claim to be absurd. But, in spite of this established fact, they could not admit it in clear words that the Prophets were neither Jews nor Christians, because this would have automatically refuted their claims. ET

    )

11 Haziran 2022 Cumartesi

 Günün kitabı: kalplerin keşfi, gazali
..
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:


"Zâlimlere meyletmeyiniz ki, cehennemi boyLamayasiniz. Zaten Allah'dan baska yardimcilariniz yoktur. Sonra O'ndan yardim göremezsiniz."

(Hûd Sûre-i Celilesi. 113)


Bir tefsir âlimi yukardaki âyet hakkinda sunlari yaziyor, «Bütün dil âlimleri âyette gecen «rükün» kelimesinin azlikcokluk farki söz konusu olmaksizin kayitsiz sartsiz olarak «meyil ve siginma» mânâsina geldiginde görüsbirligi içindedirler.

Abdurrahman Zeyd. «Buradaki Ruk'un» yardakçilik etmektir. Bu da zâlimlerin küfrüne karsi ses çikarmamaktir» der.

Ikrime {R.A.) ise onlara meyil göstermeyin yasaginin «Onlar ile hiç bir sekilde isbirligi yapmayiniz» demek oldugunu belirtir.

Anlasiliyor ki âyetle umumî olarak müsriklerle fasik müslümanlara meyil etmek yasaklanmistir.

Nisabûrî tefsirinde der ki, «muhakkikler bu âyette yasaklanan "meyil gösterme" nin «zalimlerin tutumundan memnun olma, onlarin yolunu baskalarina karsi övmek ve güzel göstermek ve onlarin her hangi bir haksiz davranisina ortak olmak» demek oldugunu belirtiyorlar. Bu görüsü ileri sürenlere göre, her hangi bir zarari önlemek üzere veya geçici de olsa belirli bir yarar saglamak amaci ile zâlim yetkililere basvurmak âyette yasak onan «meyil göstermek» mefhûmuna girmez.

Nisabûrî diyor ki «Bence bu görüs, yasama ve ruhsat yoludur, zâlimlerin hepsi ile uzak kalmak iktiza eder, Allah (C.C) kuluna kâfi degilmidir?

Ben de derim ki Nisaburi [r.a.) dogru söylemistir, zâlimlere meyletme maddesini kökünden kesmek evlâdir. Bu husus bu zamanlardaki kötülükten nehiy, iyilige emir mümkün olamiyor. Halbuki zâlimlere meyletmede nice aldanma ve aldatmalar vardir. Bazi bakimlardan davranislari zulüm sifatini kazananlara belli belirsiz meyil göstermek, insani bu sekilde cehennemin atesine yakalanmaya sürüklüyorsa zulüm ve haksizligin içine batmis, kimseler son derece meyletmek, onlarin çevresine katilmaya, yardakçilari olmaya can atmak, onlarla semimi ahbapliklar kurup kötülüklerinde davranis ortakligina girismek, verdikleri nisan ve rütbeleri takinmaktan iftihar duymak, onlarin geçici saltanatinin parlakligina kamasan gözlerle bakmak, aslinda basak tanesinden daha dayaniksiz ve sivrisinek kanadindan daha güçsüz olduklari halde geçici olarak ellerinde bulunan ihtisama imrenmek, eger bütün bunlar, böylesine yürekten taraftar olmaktan ileri gelmiyorsa, bunlar hakkinda ne demeli, istenen de...


Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— insan dostunun dinindendir. Buna göre herkes kimleri dost edindigine iyi baksin.»


Rivayet olunur ki Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyurmustur:


«— Iyi bir sohbet arkadasi misk saticisi gibidir, sana misk vermese bile üzerine kokusu bulasir. Kötü bir sohbet arkadasi körük çekene benzer, tutusturdugu ates seni yakmasa bile üzerine dumani bulasir.»


Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:


«— Allah'dan baskalarini dost edinenler, agdan yuva yapan örümcek gibidirler. Oysa ki, eger bilseler, hiç süphesiz örümcek yuvasi yuvalarin en çürügüdür»


(Ankebût Sûre-i Celilesl - 41)



Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:



«— Bir zengine zenginliginden- dolayi saygi gösteren kimse dininin üçte birini kaybetmistir.»



Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:


«— Fâsik övüldügü zaman Allah (C.C) gadaba gelir ve bu yüzden Ars titrer.»



Ulu Allah (C.C) buyuruyor ki:



"O gün biz herkesi teker teker imami ile çagirinz. Kitabi sagdan verilenler yok mu? Onlar kitablarini okurlar ve en ufak bir haksizliga ugratilmadiklarini görürler»

  Dua saati:106. Ey her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahî izâfî güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Basar ve basiretimin önündeki günah ve is-yan perdelerini kaldır; doğruları görmeme ve eşyanın haki-katını bilmeme mani olan bütün engelleri def’et.. şu dünya hayatında, gönlümü güzellik duygularıyla mamur kıl.. bana her zaman güzel kalmanın yollarını göster.. ve beni yeniden diriltileceğim mahşer gününde rezil rüsvâ eyleme!

10 Haziran 2022 Cuma

 Bakara 139:

  •  De ki:' Allah(cc) sizin de rabbiniz, bizim de rabbimiz olduğu halde, O'nun hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Biz O'na muhlis kulları olarak gönülden bağlandık'.

9 Haziran 2022 Perşembe

 Bakara 137-138:

  •  Eğer onlar sizin inandığınız gibi inanırlarsa, işte asıl o zaman doğru yola girmişlerdir, yok eğer bundan kaçınırlarsa, o zaman ayrımcılık çıkarıp sapan onlar olurlar. Onlara karşı size Allah(cc) yeter. Zira O' dur herşeyi işiten ve bilen. (De ki): 'Allah(cc)'ın vurduğu boya!, Kim Allah(cc)'tan daha güzel boya vurabilir ki?. İşte biz, bunun için yanlız O'na kulluk ederiz'.

8 Haziran 2022 Çarşamba

 Bakara 136:

  •  Deyin ki:' Biz Allah(cc)'a, bize indirilene, İbrahim(as), İsmail(as), İshak(as), Yakup(as) ve onların soyundan gelenlere indirilene, Musa(as) ve İsa(as)'ya verilene ve bütün diğer peygamberlere Rab'lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırt etmeyiz. Biz Allah(cc)'a teslim olmuş kimseleriz'.
    (
    "We do not discriminate against any of them" means that we believe in all the Prophets of Allah and reject none. It is obvious that all the Prophets who came from Allah brought the same Truth and invited the people to the same Guidance and Right Way. Hence anyone who follows the Truth must accept all the Prophets. Those who accept one Prophet and reject the other really reject even the one whom they profess to accept. Had they followed the universal Guidance taught by Moses, Jesus and other Prophets, they could not have rejected any other Prophet (i.e. Muhammad, Allah's peace be upon him). As a matter of fact, they were not following the teachings of any Prophet, but merely professing to accept their own Prophets just because their fathers did so. Thus their real religion was prejudice, race-worship and blind imitation of their forefathers. ET

    )

7 Haziran 2022 Salı

 Bakara 135:

  • Bir de :' Yahudileşin  veya hristiyanlaşın ki, doğru yolu bulasınız' dediler. De ki:' Biz, hanif olan İbrahim(as)'ın dinine uyarız.O, Allah(cc) şirk koşanlardan değildi'.
    (
     Zımnen:  Onlar Tevrat ve İncil'e,  Hz.  Musa  ve Hz.  İsa'yı  gönderen Allah'a  çağırmak yerine kendilerine   çağırdılar.   Burada   "Yahudileşin"   ya da "Hıristiyanlaşın" biçiminde çevirdiğimiz kelimeleri   "Yahudi  olun"   ya  da   "Hıristiyan   olun"  şeklinde  çevirmek  de  mümkündür.  Lâ­kin bu tür bir çeviri âyetin amacına uygun düş­memektedir.  Çünkü  1)  Onlar  burada  Müslü­manları  Tevrat'a  ya  da  incil'e  imana  davet  et­mediler,-  zaten  Tevrat'a  ve  İncil'e  iman  etmek  Müslüman  olmanın  şartlarından biridir.  2)  Hz.  Musa ve Hz.  İsa'ya inanmaya  da  davet  etmedi­ler,-  çünkü  Musa  ve  İsa  Kur'an'ın  tasdik  ettiği  ve  Müslümanların  iman  ettiği  iki  peygamber­dir.  Onları inkâr eden de Müslüman olamaz.  3)  Kitap  ehli  söz  konusu  çağrıyı  Hz.  Musa ve Hz. İsa'ya  tabi  olmaya  da  yapmamaktadır.  Çünkü,  Kur'an  zaten  Hz.  Peygamber'i  onların  yoluna  uymaya  çağırmıştır  (73/En'âm:  90).  İşte  bütün  bunlardan  dolayı  Yahudilerin  ve  Hıristiyanla­rın çağrısı bir kitaba,  bir şeriata,  bir peygambe­re  değil  "yahudileşmeye"  ve  "hıristiyanlaşma­ya"  çağrıdır.  Fâtiha'nın  diliyle:  "gazaba  uğra­yanların"  ya  da  "sapıtanların"  yoluna  çağrı.  MI

    In order to understand the true significance of this answer, two things should be kept in mind.

    (1) Judaism and Christianity were born long after the death of Abraham. Judaism, with its special rituals, peculiar regulations, etc., took its birth and name some tour hundred years before Christ. As to "Christianity", it took its name and adopted its special creed and form long after the recall of Jesus. Thus it is clear that their claim that one must become a Jew or a Christian in order to obtain guidance was historically untenable. For in that case, Abraham, Jesus and all the other Prophets and all the good people who had passed away long before the birth of Judaism and Christianity could not be counted among the right-guided persons for the simple reason that these "religions" did not exist at the time they lived. Thus, it was obvious that the Jews and Christians could not say that these Prophets were not right-guided, nor could they claim that they followed Judaism or Christianity. As a corollary to this, true Guidance did not, even according to them, consist of the particular features which divided them into two distinct religions, but it was that eternal universal way which has been shown by all the Messengers of Allah and which has always been followed by the good people of all ages.

    (2) It also meant to warn the Jews and the Christians that both practised shirk and had, therefore, swerved from the way of Abraham, who did not associate any other object with Allah in his worship, his reverence, his submission and his obedience to Him. They could not deny this because their own Scriptures bore testimony to it.  ET

    )

6 Haziran 2022 Pazartesi

 Bakara 130-134:

  •  Kişiliksiz tipler hariç, kim İbrahim(as)'ın inanç sisteminden yüz çevirebilir ki? Biz onu dünyada seçkin kıldık, ahirette ise kesinlikle salih kullarımız arasında olacaktır. Rabbi ona :'Teslim ol' dediğinde, o da:' Bütün alemlerin Rabbine teslim oldum' dedi. İşte ibrahim(as) oğullarına bu dini tavsiye etti. Yakub(as) da öyle yaptı:' Evlatlarım!, Bakın, Allah(cc) size en saf ve temiz inancı bahşetti. Öyleyse O'na teslim olmadan ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin' dedi. Evet, siz , ey İsrailoğulları, Yakub(as)'un son nefesini vermeye yaklaşırken oğullarına :' Ben gittikten sonra siz kime kulluk edeceksiniz?'  diye seslendiğine şahitsiniz. Onlar da:' Senin tanrına, ataların İbrahim(as), İsmail(as) ve İshak(as)'ın tanrısına, O tek tanrıya kulluk edecek ve O'na teslim olacağız' demediler mi? Şimdi o toplumlar gelip geçtiler, onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size, ve siz onların yaptıklarından dolayı yargılanacak değilsiniz!.

5 Haziran 2022 Pazar

 Bakara 127-129:

  •  Yine bir zamanlar İbrahim(as) ve İsmail(as), Mabed'in temellerini yükseltirken (يَرْفَعُ) şöyle dua ettiler:' Ey Rabbimiz, bunu kabul et, Sensin herşeyi bilen, herşeyin duyan. Ey Rabbimiz, bizi sana teslim olanlardan kıl, bizim soyumuzdan sana teslim olacak topluluklar çıkar, Bize ibadet yollarını göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz yanlız sensin tevbeleri kabul eden, rahmet dağıtan. Ey Rabbimiz, soyumuzdan senin mesajlarını iletecek, vahyi ve hikmeti öğretecek ve onları geliştirip onlardaki potansiyeli ortaya çıkaracak(وَيُزَكِّيهِمْ) bir elçi çıkar. Çünkü sensin yanlız kudret ve hikmet sahibi'. 
    (
    “Bizim  soyumuzdan”  ifadesi,  Hz.  İbrahim'in,  ilk  oğlu  olan  Hz.  İsmail'e  işaret eder ve bu işaret Hz. İsmail'in soyundan gelen Peygamber Muhammed'e (s) do­laylı bir atıftır.ESED
    Ve iz yuessisu (tesis  ederken) yerine yerfe'u (
    يَرْفَعُ) gelmesi,  Hz.  İbrahim'in Kabe'nin ilk banisi  de­ğil,  ihya  edicisi  olduğunu  gösterir.  O,  yıkılanı  yeniden yükseltmiştir .MI

    https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_21.html

    Z-K-W ز ک و
    زَکَاالْمَالُ وَالزَّرْعُ “ ” (zaka al-maal az-zar’o), “ يَزْکُوْ ” (yazku), “ زُکُوّ اً ” (zukuwwa), “ ازَْکیٰ ” (azka): for crops or animals to grow, to develop, to increase, to prosper.
    اَزْکیٰ لٰلهُّ الْمَالَ وَزَّکَاه “ ” (azka allahu-lmala wazzakkahu): Allah gave prosperity and multiplied wealth.
    زَکَا الرَّجُلُ يَزْکُوْ “ ” (zakar rajuluh yazku): someone prospered and his abilities developed. His life became happier, rich and blossomed in all respects.. {Taj-ul-Uroos and Ibn Qateebah, Al-qartain. Vol. I page 62}
    Therefore, the basic meanings of “ زَکَ ” (zaka) are to develop, propsper, grow and blossom in all respects.
    Raghib has stated this verse to prefer this meaning:
    18:19 …find out which is the best food and bring some that
    satisfy your appetite … فَلْيَنْظُرْ اَيهََّا اَزْکیٰ طَعَام اً
    i.e. to select the food which has better overall nutritional value.
    الَزَّکٰوة “ُ ” (az-zakaat) means to develop, to grow, to increase, to blossom {T}. It may also mean purity, probably in order to let the trees grow properly you have to pare the branches, etc, but this is not its basic meaning. In the Quran itself, in the same verse “ اَزْکٰی ” (azka) and “ اطَہْرَُ ” (at-har) have been used
    separately in 2:232. Here “ اطَہْرَُ ” (at-har) is for purity and “ اَزْکٰی ” (azka) for development. Purity is a negative virtue, i.e to stay away from impurities, but “ زکوٰة ” (zakat) is a positive virtue, that is to blossom, to grow, to increase, to progress, to realize potentials, etc.
    Muheet writes with reference to Baizaai that the meaning of “ اَلزَّکِیَّ ” (azikki) is to grow with a view to enhance all around abilities, one who develops his potentials from one stage of life to later part of life.
    There is an implicit element of self-development and continuous evolvement in this term.
    اَرْض زَکِيَّۃ “ ” (ardun zakiyyah): lush green pasture which is very fertile and has abundant potential for
    growth.
    ازَْکیٰ “ ” (azka) means very beneficial {M, F}.
    زَکَ اً“ ” (zaka) means the figure which is a pair {M, F}

    The Quran refers to the following term repeatedly in many places e.g. (2:83, 2:177):

    Establish Salah and provide Zakaah اَقِيْمُوْ الصَّلٰوةَ وَ اَتوُْا لزکَّوٰة

    Indeed these are the two basic pillars of the Quranic System which lay the foundations. For the detailed meaning of this term, see heading (Sd-L-W). You will find that its meaning is to establish a Quranic social order within the defined permanent values so that the individuals living within the society have the QES-Norway Lughat-ul-Quran All Volumes Page 277 of 419
    option to attain the aim of defined and explained self-development. The question is what then is the purpose of establishing such a social order? The aim is to “ ايتائ زکوٰة ” (eetayi zakat) i.e. to provide selfdevelopment.
    In other words, to provide the opportunity and environment to the mankind with requisite means for their individual and collective growth and development. This development and growth include both aspects: the nurturing of man’s corporeal being and the development of his Self (personality). ET

    )

4 Haziran 2022 Cumartesi

 Bakara 126:

  •  Hani İbrahim(as) şöyle dua etmişti:' Rabbim!, burayı emin bir bölge kıl. Onun sakinlerinden Allah(cc)'a ve ahiret gününe inananları türlü rızıklarla rızıklandır'. Allah(cc) ta:' Her kim hakikatı inkar etse bile, onun kısa bir süre zek ü sefa içinde yaşamasına izin veririm. Ama sonunda onun varacağı yer ateş azabıdır ki ne kötü bir duraktır o' buyurdu.
    (
     Hz.  İbrahim  duasında  dünyevi rızkı yalnız Allah'a  ve  âhirete  iman  edenler,  bir  başka  ifa­deyle  "tevhid ve adalete"  tabi olanlar için iste­mişti. Allah,  onun bu düşüncesinin ilâhî kanu­na  uygun  olmadığını,  rızkın  dünyada mü'min-kâfir  demeden tüm insanlara verileceğini  ifade  ederek  onu  tashih etti.MI

    )

3 Haziran 2022 Cuma

 Bakara 125:

  •  Yine bir zamanlar Biz Mabed'i insanların tekrar tekrar yöneleceği bir hedef ve kutsal bir sığınak yapmıştık. Öyleyse, İbrahim(as) için belirlenen yeri ibadet mahalli edinin. Nitekim, Biz İbrahim(as) ve İsmail(as)'e :'Mabed'imi onu tavaf edecekler için , onun yakınında tefekküre dalacaklar için , ve namazda rüku ve secde edecekler için temiz tutun' buyurmuştuk. 
    (
     Burada  kasdedilen  Mâbed (el-beyt)  -kelime  anlamıyla,  “[İbadet]  Ev(i)”-   Mek­ke'de bulunan Kâbe'dir.  Kur’an'ın başka yerlerinde  ondan “Eski Mâbed” (el-bey-tu'l-'atîk)  ve  sık  sık  da  “Dokunulmaz/Kutsal  İbadet  Evi” (el-mescidu'l-harâm)olarak  söz  edilmiştir.  Kâbe'nin  prototipinin  Hz.  İbrahim  tarafından  Tek  Allah'a adanan  ilk Mâbed  olarak  (bkz.  3:96)  inşa  edilmiş  olduğu  ve  bu  nedenle  bütün Müslümanlar  için  bir kıble ve  yıllık  olarak tekrarlanan hactiın  hedefi olarak  se­çildiği  rivayet  edilir.  Ayrıca  İslam  öncesi  dönemlerde  bile  Kâbe'nin,  kişiliği  ile her  zaman Arap  düşüncesinin  ön  saflarında  yer  almış  olan  Hz.  İbrahim'in  hatı­rası  ile  özdeşleşmiş  olduğu  kaydedilmektedir.  Çok  eski Arap  geleneklerine  gö­re, Hz. İbrahim'in  Sâra'yı teskin etmek için Mısırlı cariyesi Hâcer'i ve ondan olan çocuğu  Hz.  İsmail'i  Kenan'dan  getirdikten  sonra  bıraktığı  yer,  işte  sonradan Mekke  olarak  bilinen  bu  yerdi.  Deve  sırtındaki  bir  bedevi  için  (ki  Hz.  İbrahim de  onlardan biri  idi)  yirmi veya  hatta  otuz günlük  bir yolculuğun hiçbir  zaman olağan  dışı  bir  şey  olmadığı  gözönüne  alınırsa  bu  imkansız  değildir.  Tevrat'ta (Tekvîn  xii,  14)  Hz.  İbrahim'in  Hâcer'i  ve  Hz.  İsmail'i  terk  ettiği  yerin  “Birşebe kırları”  (yani,  Filistin'in  en  güney  ucu)  olduğu  şeklindeki  ifade,  ilk  bakışta Kur’an'daki bilgi ile çelişmektedir. Ancak,  eski kentli Yahudiler için “Birşebe kır­ları”  teriminin Filistin'in güneyindeki  Hicaz  da  dahil  bütün  çöl  alanlannı  kapsa­dığını  gözönüne  alırsak  bu  zahirî  çelişki  ortadan  kalkar.  Hâcer  ve  Hz.  İsmail, terk edildikleri yerde  şimdi Zemzem Kuyusu olarak bilinen su kaynağını keşfet­tikten sonra daimi olarak oraya yerleştiler.  Güney Arabistan'ın (Kahtanî) Curhum kabilesine  mensup bir bedevî aileler grubunun zamanla oraya yerleşmesini teş­vik  eden,  belki  de  bu  su  kaynağı  olmuştu.  Hz.  İsmail,  sonradan  bu  kabileye mensup bir kızla  evlendi ve  böylece muşta ‘ribe (“Araplaşmış”)  kabilelerin  atası oldu — onlar İbranî bir baba  ile  Kahtanî bir anneden  gelmeleri  sebebiyle  böyle adlandırıldılar.  Hz.  İbrahim'e gelince,  onun Hâcer'i ve Hz.  İsmail'i sık sık ziyaret ettiği rivayet edilmiştir.  İşte bu  peryodik ziyaretlerinden birinde Hz.  İsmail'in de yardımıyla  Kâbe'nin  ilk  binasını  inşa  etmişti.  (İbrahimî  geleneğin  daha  detaylı açıklamaları  için  bkz.  Sahîh-i  Buhârî'nin Kitâbu'l-İlnii,  Taberî'nin Tarîhu'l-Ümenii,  İbni  Sa‘d,  İbni  Hişâm,  Mes'ûdî'nin Murûcu'z-Zebebi,  Yâkût'un Mu'ce-mu'l-Buldâriı ve  diğer  ilk  dönem Müslüman tarihçiler).ESED
    )

2 Haziran 2022 Perşembe

 Bakara 124:

  •  Ve şunu hatırlayın, Rabbi , İbrahim(as)'ı buyrukları ile bir takım cenderelerden geçirdikten(ابْتَلَى) sonra İbrahim(as)' da bunları yerine getirince, ona :' Seni insanlara önder yapacağım' dedi. İbrahim(as):' Benim neslimden de çıkar!'. Allah(cc):' Sözüm (senin neslinden de olsa da) zalimler için asla geçerli değildir'.
    (
     Klasik müfessirler, bu buyrukların (kelimât,  lafzî anlamı  “kelimeler”) neler olduk­ları konusunda birçok spekülasyona başvurmuşlardır.  Ancak  Kur’an onları  belir­lemediği  için,  burada  kasdedilenin,  sadece  Hz.  İbrahim'in  Allah'tan  aldığı  her buyruğa  tam bir teslimiyet  içinde uyması  olduğunu  kabul  etmek  zorundayız.ESED

    Bu  âyetin  ilk  muhatabı  olan  Hz.  Peygam­ber  için  taşıdığı  mâna  elbette  çok  farklıdır.  Maddede ve  mânada  atası  olan Hz.  İbrahim'in  adım  adım  izini  takip  eden  Rasulullah,  Mek­ke'de  çektiği  sıkıntı ve  ödediği ağır bedelin  ar­dından  tıpkı  İbrahim  gibi  insanlığa  önder  ve  örnek  seçilmiştir.  İlginçtir  ki  Kur'an'da  yal­nızca  iki  insan  için  "güzel  örnek"  ifadesi  yer  alır:  Biri  Hz.  İbrahim,  diğeri  de  Hz.  Muhammed'dir  (109/Mumtehane:  4;  106/Ahzab:  21).  MI


    )

1 Haziran 2022 Çarşamba

 Bakara 122-123:

  •  Ey israiloğulları!, size verdiğim nimetleri ve bir zamanlar sizi cümle aleme üstün kılmış olduğumu hatırlayın. Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse kimsenin cezasını çekemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye kimsenin şefaati fayda etmez, hiç kimse de bir taraftan yardım  görmez.