30 Eylül 2022 Cuma

 Enfal 41-42:

  • Şunu bilin ki, savaşta ganimet olarak ele geçirdiklerinizin beşte biri Allah(cc)'a ve Resulune, dolayısıyla yakınlara, yetimlere, muhtaçlara ve yolda kalmışlara aittir. (gözetmeniz gereken ölçü budur) Allah(cc)'a ve o hakkın batıldan ayrıldığı , iki topluluğun savaşta karşı karşıya geldiği gün kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız (bu paylaşıma uyarsınız). Zira Allah(cc) herşeyi yapmaya kadirdir.
    O zaman siz vadinin yakın ucunda, onlarsa vadinin uzak ucundaydılar, kervan sa sizden hayli aşağıdaydı. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz zamanı bu kadar isabetli tutturamazdınız. Fakat Allah(cc) olması gereken mukadder bir işi gerçekleştirmek için böyle yaptı ki; helak olan hakkın açık bir müdahalesi ile helak olsun, hayatta kalan da yine hakkın açık bir müdahelesi ile hayatta kalsın. Zira Allah(cc) her şeyi işiten her şeyi bilendir.

29 Eylül 2022 Perşembe

 Enfal 38-40:

  • İnkarcılara şunu da ilet ki; eger direnmeyi bırakırlarsa geçmişte olup bitenlerden ötürü kendileri bağışlanacaktır. Ama geçmişteki hatalı tutumlarına geri dönecek olurlarsa, o zaman geçmişte kendileri gibi olanların başına gelenler ortada! Ve artık zulum ve baskı ortadan kalkıncaya ve din yanlızca Allah(cc)'a adanıncaya kadar onlarla savaşın. Ama eğer direnmeyi bırakırlarsa bilin ki, Allah(cc) onların yapıp/ettikleri her şeyi görmektedir.  Bütün bunlara rağmen onlar yine de hakikatten yüz çevirirlerse, şunu bilin ki, Allah(cc) sizin velinizdir. O ne yüce ne üstün bir Veli'dir, ne güzel ne eşsiz bir Yardımcı'dır.
    (
    Yani,  O,  onların saiklerini,  güttükleri  amaç ve niyetlerini bilmektedir ve hak  et­tikleri karşılığı  kendilerine verecektir.ESED

    Here the war aim of Islam, which had previously been declared in 11: 193, has been repeated. This aim has two aspects-- the negative and the positive. On the negative side, the aim of war is to abolish (fitnah), and on the positive, it is to establish Allah's Way completely and in its entirety. This is the only objective for which it is lawful, nay, obligatory for the believers to fight. There is no other object for which fighting is lawful, and it does not behoove the believers to resort to fighting for any other objective. ET


    )

28 Eylül 2022 Çarşamba

 Enfal 35-37:

  •  Ve ayrıca onların Mabed'te inandıkları şey, ıslık çalma ve el çırpmak gibi boş şeylerden başka bir şey değil. Nihayetinde hakkı inkarınızın karşılığı olarak tadın bakalım azabı!. Şüphesiz ki, onlar mallarını insanları Allah(cc) yolundan çevirmek için harcıyorlar, daha da harcayacaklar, ta ki bu harcadıkları onlar için derin bir ızdırab olasıya kadar ve sonra da yenilip gidecekler. Ve sonunda inkarcıların toplanacağı yer cehennem olacak. Böylece Allah(cc) kötü olanı iyi olandan ayıracak ve kötü olanların hepsini toplayıp cehenneme tıkacaktır. İşte kaybedenler onlardır.

27 Eylül 2022 Salı

 Enfal 32-34:

  •  Ve bir de şöyle diyorlardı:' Ey Allah(cc)'ım, eğer bu gerçekten senin katından indirilen bir hak ise, başımıza gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azap ver bize de (görelim!)'. Ne var ki, Allah(cc), sen (ey peygamber) onların arasında iken onları bu şekilde cezalandırmak istemedi, ayrıca, Allah(cc) onları hala af dileyebilecekleri bir safhada cezalandırmak ta istemedi. Fakat şimdi, kendilerin oranın gerçek sahibi olmadıkları halde, Mescidi Haramdan inananları alıkoymaları yüzünden, Allah(cc)'ın onları cezalandırmaması için ne gibi bir güvenceleri var ellerinde?.Kaldı ki, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlardan başkası o mabedin bakıcısı olamaz. Fakat çoğu bunun bile farkında değiller.
    (
    Bu sûrenin vahyedildiği H.  2.  yılda Mekke henüz  düşman  Kureyşlilerin elindeydi ve  hiçbir  Müslümanın  oraya  girmesine  izin  verilmiyordu.  Kureyşliler,  Hz.  İbra­him'in soyundan gelmiş  olmalarına  dayanarak kendilerini,  Hz.  İbrahim tarafından tek  Allah'a  adanmış  ilk  mâbed  olarak  inşa  edilmiş  olan  Kabe'nin  (Mescid-i  Ha- râm'ın — bu  konuda bkz.  2.  sûre,  102.  not)  bakıcılığıyla  görevlendirilmiş sayıyor­lardı.  Kur’an bu  iddiayı da, tıpkı Hz.  İbrahim'in soyundan gelmiş  olmayı “seçilmiş kavim”  olmanın  dayanağı  olarak ileri  süren İsrailoğulları'nın iddialan gibi,  redde­diyor,  yalanlıyor.  (Bu  bakımdan  karş.  2:124 ve  özellikle  “Benim  ahdim  zalimleri içine  almaz”  şeklindeki  son  cümle.)  Belirsiz  ve  bulanık  bir  biçimde  Allah'a  olan inançları  hâlâ  devam ediyor gibi  olsa  da,  Kureyşliler Hz.  İbrahim'in  tevhîdî inan­cını  bütünüyle  terk  etmişler,  bu  yüzden  de,  Hz.  İbrahim'in  inşa  ettiği  mâbedin (beyt) bakıcılığı  konusundaki  manevî haklarını  aslında  kaybetmişlerdi.ESED

    )

26 Eylül 2022 Pazartesi

 Enfal 30-31:

  • Yine hatırlayın ki, hakikatı inkara şartlanmış olanlar, sizin elinizi kolunuzu bağlayıp engellemek, veya öldürmek veya da yurdunuzdan kovmak için türlü tuzaklar kuruyorlardı. Onlar size tuzaklar kurarken, Allah(cc) ta onların tuzaklarını boşa çıkardı. Çünkü Allah(cc) bütün o tuzak kuranların üstündedir. Ve kendilerine ne zaman ayetlerimiz ulaştırılsa, :'Biz (bunları önceden de ) işitmiştik. Biz kendimiz de bu tür sözler düzebiliriz. Bunlar eskilerin masallarından başka bir şey değil!' derler.
    (
    Bu  ayetin ilk cümlesi,  Hz.  Peygamber ve ashâbına hicretten önce Mekke'de  reva görülen  zulüm ve  baskıya  ilişkin  bir gönderme  ise  de  genelleyici  bir  ifade  tarzı içinde verilen bu sonuç bölümü,  insanlığın dinî tarihi boyunca her çağda  tekrar­lanan  bir  olguya,  yani  İlahî vahyi  inkar  edenlerin,  onu  tebliğ  edenlere karşı  her zaman  -ya  bilfiil ve  fizikî  olarak ya  da  horgörü  ve  alay yoluyla  psikolojik plan­da ve mecazî olarak- onları zayıf ve  etkisiz bırakmak ya da büsbütün yok etmek yolunda  düzen ve tertip peşinde oldukları/olacakları  gerçeğine  işaret  ediyor.ESED

    )

25 Eylül 2022 Pazar

 Enfal 27-29:

  •  Ey iman edenler, Allah(cc) ve resulune karşı haince davranmayın!, size tevdi edilen emanete bilerek ihanet etmeyin!. Ve şunu bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız size bir ayartma aracıdır (فِتْنَةٌ), katında en büyük ecir olan Allah(cc)'tır. Ey iman edenler, eğer Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranırsanız, O size iyi ile kötüyü ayırt etmenize yarayacak bir anlayış(فُرْقَاناً) verir, günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah(cc) büyük lütuf sahibidir.
    (
     Kelimenin  "ergitme  potası"  [el-fetnu)  mâ­nasından yola çıkarak:  Evlat ve servet sizin potanızdır,  Allah o potada  sizin cevherinizi cüru­funuzdan  ayınr:  siz  cürufa  değil  cevhere  çık­maya  bakın!  Bunun  için  de  terbiyenin  ateşin­den geçmek lazım. Altın ateşlerde sınanmadan gerdanlara   takılmıyor.   Kişinin   çocukları   ve   malı kendini saflaştıran bir "pota"  olma istida­dı  taşıyor.  Buradan  çıkan  sonuç  şudur:  Ebe­veynler  çocuklarını   terbiye  ettiklerini   düşü­nürler,  fakat  çocukları üzerinden  kendileri  ter­biye  edilirler.  İşte  âyette  ifade  buyurulan  mal  ve  evladın  kişi için fitne  olma  gerçeği budur. MI

    )

24 Eylül 2022 Cumartesi

 Enfal 24-26:

  •  Ey iman edenler, size ne zaman hayat verecek bir işe çağırırsa, Allah(cc) ve resulune icabet edin ve şunu bilin ki, Allah(cc) kişi ile kalbi arasına müdahele etmektedir. Ve sonunda O'nun huzurunda toplanacaksınız. Ve kötülük yönündeki öyle bir ayartıya karşı uyanık olun ki, ötekileri dışta tutarak sadece zalimlere musallat olmaz. Ve bilin ki, Allah(cc) azapta çok çetindir. Ve şunu da hatırlayın ki, siz bir zamanlar yeryüzünde ezilen bir azınlıktınız. İnsanların sizi etnik temizliğe tabi tutmalarından endişe ederdiniz. Böyleyken, O size sığınak oldu, yardımıyla güçlendirdi, size temiz ve hoş rızıklar bahşetti ki, sonunda şükredesiniz.
    (
     Burada  “kötülük yönündeki  ayartı”  ifadesiyle  aktanlan fitn e terimi geniş  bir kav­ramlar kümesini kucaklamaktadır:  “ayartma”,  “imtihan”,  “deneme”, ya da “kişinin sınanıp  denendiği  bir bela”  gibi.  Ayrıca nisbeten birbirine yakın  bu  anlamlar  di­zisinin bir uzantısı olarak:  “fesad/karışıklık”  (3:7 ve 6:23'de olduğu  gibi),  “ihtilaf’ yahut  “çekişme” (gruplaşmalara yol açan ya da insanın gruplaşmalar içindeki yerini  tayin  eden  bir  “imtihan”  fikrini  bünyesinde  taşıdığı  için);  keza  “zulüm”  ve “baskı”  (insanın  yoldan  çıkmasına,  manevî  değerlere  olan  inancını  yitirmesine yol  açabilecek  bir  bela  ya  da  musîbet  olduğu  için —fitn e bu  anlamda  2:191  ve 193'de geçiyor) ve nihayet  “kargaşalık/fesad”,  “birbirine düşme”  ve  “kardeş  kav­gası”  (bütün bir toplumu  ya  da  cemaati  şaşkınlığa  ve  giderek  başıbozukluğa  ve anarşiye  sürüklediği  için).  “Kötülük  yönünde  ayartı”  ifadesi,  bütün  bu  anlamları kucaklar  göründüğü  için,  yukarıdaki  akış  içinde  en  uygun  karşılık  olarak  geldi bize:  Yalnızca,  ruhî/manevî gerçekleri  açıkça ve kesin olarak inkar edenlerin  bu ayartıyla  karşı  karşıya bulunmadıkları,  fakat  başka  şartlarda  iyi  ve dürüst olanla­rın da kendilerini doğru yoldan  uzaklaştırabilecek  her şeye  karşı  belli  bir sürek­lilik içinde ve bilinçli  olarak korunmadıkları takdirde  bu  ayartının kurbanı  olabi­lecekleri fikri  de  bu  karşılığın  isabetli  olduğunu  göstermektedir.ESED

    Söz  geliminden:  "..içinizden  kötülüğe  kar­şı  aktif olmayan  pasif iyileri  de kuşatacaktır". Zımnen:  Pasif  iyi  aktif  kötünün  destekçisidir.  İbn  Cinnî  le  tusibenne  olarak  okumuştur.  Bu  durumda   anlamı   şöyle   olur:   "...o   içinizden   yalnızca  bilinci  alt  üst  olmuş  kimselere  mut­laka musallat  edilecektir"  [îtkân  II,  230). MI

    "That mischief" refers to those collective evils that are not confined to individuals but are so widespread that a large number of persons in a locality become addicted to these at the same time. In such a case, it is not the wrongdoers alone who are seized by the scourge of Allah but also those few people who arc involved in those evils. This is because they put up with life in such evil surroundings.

    In order to illustrate this, let us consider the case of a town from the point of view of its sanitary conditions. If filth lies scattered at a few places, its evil effects remain confined to that particular locality or localities and only those people who keep their houses or persons dirty suffer from the consequent diseases. But if filth gets scattered all over the town and there is no one to prevent it and restore sanitary conditions, then the air, the water and the soil will all be contaminated and become so poisonous as to cause the outbreak of an epidemic in the whole town. Obviously it will not discriminate between those who scattered the tilth and those who refrained from it, but will affect all the people who live in those surroundings. The same is the case of moral impurity, corruption and obscenity. If these evils are found in some persons individually but the fear of the good people of the society keeps them under check, the evil effects remain confined to the wrongdoers alone. On the other hand, if the collective conscience of the society becomes so weak that it cannot keep the evil suppressed, and the wrongdoers, the indecent and the unmoral people become so bold that they begin to commit their filthy acts openly, that mischief takes the forth of an epidemic of immorality. Then even those good people who remain content with their own individual goodness and adopt a passive attitude towards the widespread evils, fall victims to the consequent scourge because they did nothing to prevent the spread of the epidemic.

    In this way Allah impresses upon the Muslims the importance of the mission of reform and guidance for which the Messenger had risen and to which he was inviting them, as if to say, "There is life for you as individuals and as Community in this work. If you do not sincerely exert for its achievement and for the eradication of evils, an epidemic of evils will break out which will involve in its scourge all of you, even though there may be some among you who might. not have been guilty of either the commission of those evils or of their spread; nay, they might have been leading good lives as individuals" . The same thing has already been enunciated in VII :164. And this may be regarded as the fundamental principle of that war which has been permitted by Islam for the reform of the people in general.  ET


    )

23 Eylül 2022 Cuma

 Enfal 20-23:

  • Ey iman edenler, Allah(cc)'a ve resulune itaat edin, ve artık O'nun mesajını işitmiş olduğunuz halde O'ndan yüz çevirmeyin. Böylece, dinleyip kulak asmadıkları halde, 'işittik' diyenler gibi olmayın. Gerçek şu ki, Allah(cc) katında yaratıkların en bayağısı, aklını kullanmayan, sağırlar ve dilsizlerdir.
    (إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِندَ اللّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ)
    Çünkü Allah(cc) onlarda iyi bir hal görseydi, onların duyup işitmelerini sağlardı, kaldı ki, duyup işitmelerini sağlasa bile, onlar o dikbaşlı tavırları ile, kuşkusuz yine yüz çevirirlerdi.
    (
     Yani:  Onların  sapması  kaderleri  değil  ter­cihleridir.  Parmaklarıyla  kulaklarını  tıkayan­lar,  gerçeği  duymamayı  mazeret  olarak  suna­mazlar.MI

    This exposes the attitude of the hypocrites, who heard the Truth with their ears, yet did not accept and believe in it: they professed to believe but did not obey the Commands.
    That is, "Those who do not listen to the Truth and do not utter it with their tongues, are deaf and dumb concerning the Truth."
    As those hypocrites had no love for the Truth and no desire to work in its cause, they would have turned their backs from the Battle at the first critical juncture, even if Allah had helped them to obey the Command and march to the battlefield. Thus their company would have proved to be harmful rather than useful.ET

    )

22 Eylül 2022 Perşembe

 Enfal 19:

  •  (Ey inananlar!) zafer mi istiyordunuz? işte size zafer!. Eğer şimdi (günahtan) kaçınmak istiyorsanız, bu sizin kendi iyiliğinizedir. Yok eğer, (günaha) geri dönerseniz, Biz de (yardım vaadinden) geri döneriz. Bu durumda topluluğunuzun size bir yararı olmaz, velev ki sayıca çok olsanız da!. Çünkü bilin ki, Allah(cc) (ancak gerçek ) müminlerle beraberdir.
    (
     Bu ayetin inananlara mı, yoksa onların Bedir'deki hasımlarına, yani,  müşrik Ku- reyşlilere  mi  hitab  ettiği konusunda  müfessirler  arasında  ittifak yoktur.  Râzî gi­bi bazı  müfessirler bunun müminlere bir öğüt olduğu  görüşünü benimsemişler ve ayeti yukarıda aktarıldığı gibi anlamışlar; bir kısmı da bunun Kureyşlilere yö­neltilmiş  bir  tehdit  olduğunu  ileri  sürmüşlerdir.  Bu  son  görüşü  benimseyenler, görüşlerini  doğrulamak  için  ayetin  ilk  cümlesinde  geçen feth  (lafzen,  “açık­lık/açma”)  sözcüğüne,  linguistik  açıdan  pek  de  aykırı  düşmeyen  “hüküm”  ya da  “karar”  anlamını  vermişler  ve  ayeti  şöyle  aktarma  yolunu  seçmişlerdir:  “[Ey inkarcılar,]  Bir  hüküm  mü  bekliyordunuz!  —İşte  size  varıp  erişti  karar.  Artık (bundan böyle)  [Allah'a ve  O'nun Elçisi'ne  karşı  savaşmaktan]  kaçınırsanız,  bu sizin  kendi  iyiliğinize  olur;  yok  eğer  dönüp  de  yine  savaşmaya  kalkarsanız,  o zaman  Biz  de  dönüp  sizi  yine  bozguna  uğratırız.  Ve  topladığınız  ordunun  da size  hiçbir yararı  olmaz,  velev ki  sayıca  çok  da  olsa;  çünkü,  bilin ki, Allah  ina­nanlarla  beraberdir!”  Bu  çift  yönlü  aktarımdan  da  anlaşılacağı  gibi,  yorumlar arasındaki  fark daha çok feth (“hüküm” yahut “zafer”)  sözcüğünün ve fie h (“or­du”  yahut  “cemaat”)  sözcüğünün  çift  yönlü  mecazî  anlamları  arasında  yapılan tercihlere  dayanmaktadır.  İkinci  sözcük  ele  alındığında,  bu  sözcüğün  zihinde ilk  çağrıştırdığı  şey  “bir  grup”  yahut  “toplanmış,  bir  araya  getirilmiş  insanlar” oluyor ki,  bu  da  az  çok tâife ya  da cem aatın  anlam  alanı  içine  düşüyor.  Böy­le  olunca,  artık  bu  sözcüğün  hem  “bir  ordu”yu  hem  de  “bir  topluluğu”  işaret amacıyla kullanılmaması  için bir sebep kalmıyor  ortada.  Bunun  gibi, n e‘û d ifa­desi de iki yönde anlaşılabilir: yani, ya “Biz de sizi tekrar bozguna uğratırız” yö­nünde,  ya  da  bizim tercih  ettiğimiz  biçimde:  “Biz de  [yardım vaadimizden]  ge­ri döneriz”  yönünde;  tabii  ilkinde  inanmayanlara,  İkincisinde  ise  inananlara  hi­tab  ederek. ( ‘A dâ  fiilinin  “sözünden  döndü”  anlamındaki  kullanımı  için  bkz. Tâcu'l-Arûs ve  Lane V,  2189.)  Yukarıda  sözü  geçen  her  iki  yorum  da  linguis­tik  olarak  doğrulanabilir  olmakla  birlikte,  sözkonusu  ayetten  önceki  bölümün sonraki bölüm gibi  inananlara  hitab ettiğine bakılırsa,  bizim burada benimsedi­ğimiz  (ve  İbni Kesîr'e göre Ubeyy b.  Ka'b tarafından  da  desteklenen)  yorumun bu  anlatım  örgüsü  içinde  daha  uygun  olduğu  söylenebilir.  Dolayısıyla,  yukarı­daki ayet,  bizce,  inananlar inançlarına,  doğru yoldaki eylemlerine sadık kaldık­ları  sürece  Allah'ın  onlarla  birlikte  olacağı;  onlar  gerçek  müminler  olmadıkça, gelecekte  ne  kadar  büyük  bir  topluluk  oluştururlarsa  oluştursunlar  güçsüz  ve mukavemetsiz kalacakları yolunda Müslümanlara yapılmış bir uyarı, bir hatırlat­ma  durumundadır.ESED

    )

21 Eylül 2022 Çarşamba

 Enfal 15-18:

  •  Ey iman edenler toplu olarak hakikatı inkarda direnenlerle karşılaştığınızda, arkanızı dönüp kaçmayın. Savaş takdiği olarak düşmanı vurmak için geri çekilme, veya diğer bir birliğe katılmak durumları hariç, böyle bir günde kim arkasını döner giderse, mutlaka o Allah(cc)'tan bir gazaba uğrayacak ve varacağı yer de cehennem olacaktır. Orası ne kötü bir varılacak yerdir!. Onları siz öldürmüyorsunuz, velakin onları Allah(cc) öldürüyor. (oklarınızı) attığınızda da atan siz değildiniz, Allah(cc)'tı. Zira , O müminlerdeki en güzel potansiyeli ortaya çıkarmak için böyle yaptı. Nitekim, Allah(cc) her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. İşte bu her zaman böyledir. Allah(cc) inkarda direnenlerin tuzaklarını hep boşa çıkarır.
    (
    Bazı  rivayetlere  göre,  savaş  başlarken  Hz.  Peygamber yerden bir  avuç  kum-ça- kıl  ya  da  toprak  alarak  düşman  tarafına  doğru  savurdu,  bununla  sembolik  ola­rak onların yaklaşan felaketlerini işaret etmiş oluyordu.  Ne var ki,  bu kabil riva­yetlerin  hiç birisi, Hadis ilminin geçerli ölçüleriyle  “sahih”  (güvenilir)  olarak  ta­nımlanan  standart  sıhhat  derecesini  göstermedikleri  gibi,  yukarıdaki  ayete  de tatminkar  bir  açıklama  getirmemektedirler  (bkz.  İbni  Kesîr'in  bu  ayetle  ilgili açıklaması.  Keza MenârlX, 620 vd.). Ra mâ (lafzen,  “attı” ya da “fırlattı”) fiili “ok atmak” yahut  “mızrak/kargı vb.  atmak”  anlamına da geldiğine göre,  bu ayet Hz. Peygamber'in  aktif olarak savaşa  katıldığına  işaret  sayılabilir.  Bir başka  yoruma göre,  bu,  Hz.  Peygamber'in  ashabıyla  birlikte gösterdikleri  büyük  cesaret  ve yi­ğitlik sayesinde düşmanlarının kalplerine  “korku salmalan”  olarak da  anlaşılabi­lir.  Hangi açıklama tarzı benimsenirse benimsensin, yukandaki ayet,  Müslüman­ların,  kendilerinden  çok  kalabalık  ve  çok daha  iyi  teçhiz  edilmiş  Kureyş  ordu­suna  karşı  elde  ettikleri  zaferi  yalnızca  Allah'ın  yardım ve  inayetine  borçlu  ol­duklarını  işaret  etmekte  ve  bütün  zamanlar  için  müminleri,  (ayetin  devamında sözü geçtiği gibi,  bir “sınav” olmak üzere ulaştırıldıkları) başarıları kendilerinden bilip  yersiz  bir biçimde gurura kapılmamalan yönünde uyarmaktadır.ESED


    )

20 Eylül 2022 Salı

 Sabah duasi: 80.Ya Rab! Andolsun ki, Sen bizleri huzurundan boş çevirirsen, sığınacak başka hiçbir melceimiz ve necâtımıza vesile olabilecek hiçbir çaremiz yoktur. Ey fazlı ve lütfu bir nehir gibi sürekli çağlayıp duran ve ey kullarının günahları ne kadar büyük olursa olsun onları mağfiret buyuran merhameti sonsuz Rabbimiz! Gaffâr ism-i celîlin yüzü suyu hürmetine bizi de günahlarımızdan arındırıp tertemiz, arı-duru bir kıvama erdirmeni.. Kerîm ve Latîf isimlerinin hatırına bu kapıkullarını da ihsan ve atâ sağanaklarıyla sırılsıklam hâle getirmeni.. kurb-u huzurundan uzak kalmaya sebep olabilecek her türlü mani ve engeli Seninle aramızdan kaldırıp uzaklaştırmanı.. nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin tecellî dalgalarıyla, beşeriyetimizden kaynaklanan karanlık noktaları ve boşlukları aydınlatıp kapatmanı.. zâhir ve bâtın hislerimizi istila eden seviyesizlikleri, nâhoş huyları, kaba ve çirkin sıfatları bir daha geri dönmelerine imkan kalmayacak şekilde silip süpürmeni... ve bizi dünya ve âhirette rezil rüsvâ bir duruma düşmekten korumanı istirham ediyoruz. Dualarımızı kabul buyur Rabbimiz! 

 

19 Eylül 2022 Pazartesi

 Enfal 12-14:

  •  Hani , Rabbim melekler vasıtasıyla :' Mutlaka sizinle beraberim' mesajını iletmişti ve meleklere:' İman edenleri (Benim şu sözlerimle) yüreklendirin; Hakkı inkara kalkanların kalplerine korku salacağım, öyleyse ey iman edenler onların boyunlarına vurun ve parmaklarını kırın (etkisiz hale getirin)' buyurdu. Bu onların Allah(cc) ve elçisine karşı konuşlanmış olmalarından dolayıdır. Ve her kim Allah(cc) ve resulune karşı kendini konumlandırırsa bilsin ki, Allah(cc)'ın cezalandırması çok şiddetlidir. İşte bu sizin için ey inkarda direnenler! Ayrıca size cehennemde ateş azabı da var!.
    (
     Bundan sonraki hitap da inananlaradır (Râzî). Surenin 10.  ayeti açıkça göstermek­tedir  ki,  meleklerin  yardımı  sadece  manevî  mahiyettedir,  psikolojik  plandadır. Kur’an'da  hiçbir yerde  meleklerin maddî anlamda  bilfiil  savaşa katıldıklarına de­lalet eden herhangi bir delil  yoktur.  Yukarıdaki  ayet hakkındaki yorumunda Râzî bu  hususu  tekrar tekrar  belirtmektedir.  Çağdaş  müfessirlerden  Reşid  Rıza  da,  bu savaşta  ya  da  Hz.  Peygamber'in  diğer savaşlannda  meleklerin  fiilen  kavgaya  ka- tıldıklan yolundaki menkıbevîgörüşü ısrarla reddediyor (bkz. MenârlX, 612 vd.). Biz burada muhtelif yerlerde köşeli  parantezler içinde yaptığımız açıklayıcı  ilave­lerimizde  daha  çok Râzî'nin bu  bölüm hakkındaki yorumlarına dayandık.ESED

    )

18 Eylül 2022 Pazar

 Enfal 11:

  •  Hani katından bir güvence olarak, sizi bir iç huzurun kuşatmasını sağlamış, gökten üzerinize su indirmişti ki, onunla sizi arındırsın, şeytanın kirli vesveselerinden sizi kurtarsın, kalplerinizi kuvvetlendirip adımlarınızı sağlamlaştırsın.
    (
    On the eve of the Battle of Badr, there was a rainfall, which helped the Muslims in three ways. First, they got an opportunity of storing water in reservoirs. Secondly, it made the sandy ground hard in the upper part of the valley where the Muslims were camping and they could move about with steady footsteps. Thirdly, it created difficulties for the army of the disbelievers who were camping in the lower part of the valley for the rain-water gathered there and made the ground marshy and their feet sank into the mud. ET

    )

17 Eylül 2022 Cumartesi

 Enfal 9-10:

  •  Yardım için Rabbinize yakardığınızda, O da:' Size birbiri ardına inen bin melekle yardım edeceğim' diyerek cevap vermişti. Allah(cc), bunu ancak size bir müjde olsun ve kalplerinizdeki bütün endişeler gitsin diye yaptı. Zira yardım ancak Allah(cc) katındandır. Çünkü, Allah(cc) azim ve hakimdir ( her işte mutlak galip ve her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler vardır).

16 Eylül 2022 Cuma

 Enfal 5-8:

  •  Nitekim pek yerinde ve gerekli bir iş için Rabbin seni evinden çıkardığı vakit, müminlerden bir kısmı bundan pek hoşlanmamışlardı. Gerçek apaçık meydana çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sevkedilmişler gibi, senle bu konuda tartışıyorlardı. Allah(cc) iki topluluktan birine sizi galip kılacağını vadettiğinde, siz silahsız olan topluluğun sizin olmasını istiyordunuz. Halbuki, Allah(cc), kelamıyla hakkı üstün kılmak ve şirkin belini kırarak kafirlerin ardını kesmek istiyordu ki, o suçlu mücrim grup hoşlanmasa da, hak olan islam yücelsin, batıl olan şirk te ortadan kalksın.

15 Eylül 2022 Perşembe

 Enfal 2-4:

  •  Müminler şu kimselerdir ki; her ne zaman Allah(cc)'tan söz edilse kalpleri titrer, O'nun ayetleri okunca imanları güçlenir ve daima Rablerine güvenirler. Onlar Kuran'ın temel düsturlarını sıkı sıkı takip ederler (يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ) ve kendilerine verilen rızıktan cömertçe harcarlar. İşte onlardır hakkıyla iman edenler ve Rableri katında büyük bir onur, bağışlanma ve çok değerli bir rızık onları beklemektedir.
    (
    Salatı ikame etme, genelde namaz kılma olarak çevrilmesine rağmen, burada bir kez daha anlaşılacağı gibi, gerçek iman edenlerin belirtisi namaz kılmak olamaz. Zira bir çok münafık veya münafık karakterli, görünürde, değişik sebeplerle, namaz kılıp, en büyük günahları, en büyük zulumleri rahatlıkla işlerler. Gerçek mümin, Kuran'ın temel düstürlarını sıkı sıkı takip edendir, diğerlerine ise Kuran zaten  eskilerin masallarıdır.
    )

14 Eylül 2022 Çarşamba

 Enfal 1:

  •  Sana cihadın bahşettiği getiriler(الأَنفَالِ) hakkında soruyorlar. De ki:' Cihadın bahşettiği getirilerin tamamı Allah(cc)'a ve resulune aittir'. Şu halde, Allah(cc)'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve aranızdaki ilişkileri düzgün tutun. Allah(cc)'a ve resulune de itaat edin, tabii gerçekten inanıyorsanız!.
    (
    لُ ْف َّلنَا (an-nafl): every act that is more or addition to the mandatory.
    enfal, ganimetten farklı olarak, extradan verilen veya alınan zorunluluğun dışındaki deger olduğuna göre (bahşiş gibi), cihad sayesinde bahşedilen bazı getirileri ifade ediyor olmalı. Yoksa direk ganimet te kullanılabilirdi.

    Âyette,  “harp  ganimetleri”  şeklinde  tercüme  edilen kelimenin aslı enfal, tekili nefldir ki, küçükten  büyüğe,  kuldan  Allah’a  ‘ilâve  itaat  ve  ibadet (nafile)’, büyükten küçüğe, Allah’tan kula ‘fazladan  mükâfat’  manâsına  gelir.  Âlimlerin  çoğunluğu, bu âyette enfalden kastın savaş ga-nimetleri  olduğu  üzerinde  müttefiktir.  Bununla  birlikte,  ileride  gelecek  olan  41’inci  âyette  doğrudan ganimet kelimesi kullanıldığı için, enfalin daha  geniş  bir  manâya  geldiği  üzerinde  de  durulabilir  ki,  nitekim  üzerine  at  sürmeden,  ordu  sevketmeden ve savaşmadan elde edilen ganimetler anlamındaki fey de (Haşr Sûresi/59: 6), buna dahil  görülmüştür.  Kanaat-i  âcizanemce,  Allah  yolunda yapılan her türlü hizmete terettüp edebilecek dünyaya yönelik herhangi bir kazanç da, Allah’ın  rızası  ve  Cennet  dışında  ek  bir  kazanç  olması  hasebiyle  enfal  kelimesinin  kapsamına dahildir.  Fakat  bu  âyette  hususî  manâda  harp  ganimetleri anlamında kullanılmıştır.Bir  mü’min,  bütün  davranışlarında  Allah’ın rızasını  gözetir;  o,  İslâm  yolunda  hizmet  eder-ken  ve  gerektiğinde  bu  hizmetin  bir  boyutu  olarak savaşırken de aynı maksadı takip eder ve ‘Allah’ın  Kelimesi’ni  yüceltmeyi  hedefler.  Mal,  mevki, makam, mansıp, şöhret gibi dünyaya ait hiçbir gaye onun kalbinde yer bulamaz. Allah’ın ona  vereceği  mükâfat  Cennet’tir  ve  mü’minden  hoşnut veya razı olmasıdır. Dolayısıyla mü’min, Allah  yolunda  hizmet  karşılığında  herhangi  bir  dünyevî  beklentiye  giremez  ve  savaşta  da  ganimet  peşinde  koşamaz.  Ganimet,  savaşın  an-cak dünyaya bakan ek bir mükâfatıdır ki, o da öncelikle  Allah’a  ve  Rasûlü’ne  aittir;  dolayısıyla mü’minlere düşen, onlar nasıl bir taksim yaparsa ona razı olmaktır. Bu bakımdan, âyet-i kerime, ta baştan mü’minlerin kalbini buna ayarlamakta ve  bir  yandan  ganimet  için  savaşılamayacağınıvurgularken, diğer yandan, savaşta herhangi bir mü’min ganimet olarak bir iğne bile almış olsa, bunu  önce  komutanına  veya  devlete  teslim  et-mesi ve bundan sonra yapılacak taksime de razıolması gerektiğini öğretmektedir.AÜ


    Enfâl:  "Kişinin alması gereken miktara ilave olarak  fazladan  aldığı  şey"  ya  da  "vermesi  ge­reken  miktara  ilave   olarak   fazladan   verdiği   şey".  Bu  niteliğinden  dolayı  farz  namazlar  dı­şındaki  namazlara  da  "nafile"  adı  verilmiştir.  Enfâl,  büyüğün  küçüğe  merhamet  ve  şefkati­nin  ifadesidir.  Bu  bağlamda  "cihat  sayesinde  elde edilen lütuf ve nimet"  vurgusu taşır.  Şöy­le   sorulabilir:   Niçin  "ganimetler"   anlamına   gelen  ğanâim  değil  de  "bağış  ve  bahşiş"  anla­mına gelen enfâl7. Ayrıca bir de "zahmetsiz sa­vaş  gelirleri"  anlamına  gelen  ve  fey'  adı  veri­len  bir  kalem  vardır  ki,  fey'  hukuku  Haşr  6-7'de  dile  getirilmiştir  (İlgili  notlara  bkz).  Bu  sualin  cevabı,  âyetlerin vermek istediği  dersle  doğrudan  alâkalıdır.  Teknik  olarak  ganimet­lerden  söz  edilmeye  41.  âyetle  başlanacaktır.  Burada  ise  konunun  ahlâkî  boyutu,  Allah-in-san  ilişkileri  açısından  ele  alınmaktadır.  Esa­sen  mü'minler  tarafından  savaşta  elde  edilen  mallar,  bir  ganimet  değil  bir  tazminat  ve  tah­silattır.  Çünkü  onlar  Müşrikler  tarafından  va­tanlarını  terke  zorlanmışlar,  onlar  da yurtları­nı  terk  ederken  tüm  mallarını  Mekke'de  bı­rakmışlardı  (Krş:  91/Hac:  40). MI

    )

13 Eylül 2022 Salı

 Enfal suresi:
(Diyanet çevirisi)

  • 1. Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.

    2. Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.

    3. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir.

    4. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.

    5. (Onların bu hali,) müminlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.

    6. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.

    7. Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.

    8. (Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.

    9. Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.

    10. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.

    11. O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su (yağmur) indiriyordu.

    12. Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! diye vahyediyordu.

    13. Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.

    14. İşte bu yenilgi size Allah'ın azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.

    15. Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).

    16. Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!

    17. (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

    18. Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar.

    19. (Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.

    20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.

    21. İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın.

    22. Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

    23. Allah onlarda bir hayır görseydi elbette onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.

    24. Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.

    25. Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı şiddetlidir.

    26. Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz tanınan az (bir toplum) idiniz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz da şükredesiniz diye Allah size yer yurt verdi; yardımıyla sizi destekledi ve size temizinden rızıklar verdi.

    27. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.

    28. Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.

    29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

    30. Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.

    31. Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

    32. Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.

    33. Halbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.

    34. Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellîleri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez.

    35. Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. (Ey kâfirler!) İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın!

    36. Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır.

    37. (Bu toplama) Allah'ın murdarı temizden ayıklaması (mümini kâfirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını diğer bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir. İşte onlar ziyana uğrayanların kendileridir.

    38. İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir!

    39. Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.

    40. Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!.

    41. Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulüne, onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.

    42. Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.

    43. Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.

    44. Allah, olacak bir işi yerine getirmek için (savaş alanında) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Bütün işler Allah'a döner.

    45. Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki başarıya erişesiniz.

    46. Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

    47. Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve (insanları) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (kâfirler) gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

    48. Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben Allah'tan korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir, dedi.

    49. O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı ve techizat üstünlüğü değildir).

    50. Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Tadın yakıcı cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!

    51. İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir.

    52. (Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir.

    53. Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.

    54. (Evet bunların durumu), Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı; biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Hepsi de zalimler idiler.

    55. Allah katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar iman etmezler.

    56. Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra her defasında hiç çekinmeden ahidlerini bozan kimselerdir.

    57. Eğer savaşta onları yakalarsan, ibret almaları için onlar ile (onlara vereceğin ceza ile) arkalarında bulunan kimseleri de dağıt.

    58. (Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.

    59. İnkâr edenler yakayı kurtardıklarını sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) âciz bırakamazlar.

    60. Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

    61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.

    62. Eğer sana hile yapmak isterlerse, şunu bil ki, Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve müminlerle destekleyendir.

    63. Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.

    64. Ey Peygamber! Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter.

    65. Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.

    66. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

    67. Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

    68. Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.

    69. Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yeyin. Ve Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah bağışlayan, merhamet edendir.

    70. Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah kalplerinizde hayır olduğunu bilirse, sizden alınandan (fidyeden) daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    71. Eğer sana hainlik etmek isterlerse (üzülme, çünkü) daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı sana imkân ve kudret vermişti. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

    72. İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının dostlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların mirasından hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.

    73. Kâfir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.

    74. İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.

    75. Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah'ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir. 

12 Eylül 2022 Pazartesi

 --------------------------
Sonuç
  Bakara   süresi
  • Bakara süresi ilk özetler
     https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_13.html
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_14.html
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2022/06/blog-post_15.html


    Münafıklar ve onların davranış tarzları, yahudi ve hristiyanlar üzerinden örneklendirilerek anlatıldıktan sonra, münafığın zıttı olan müttakiler hakkında ve onların nasıl bir hayat sürmeleri üzerine detaylı ayetler inmiştir. Müttaki, temel olarak Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranan kişidir. Toplum hayatında, aile ilişkilerinde, ticarette, vb.  her alanda nasıl davranılmalı, sorunlar nasıl çözülmeli detaylandırılmıştır. Temel olarak, Allah(cc)'a ve ahiret gününe inanan kimse, Kuran'ın temel düstürlarına sıkı sıkı sarılarak kendisindeki ve etrafındakilerin gerçek potansiyelini ortaya çıkaracak işler yapmalı ve sadece Allah(cc)'tan yardım beklemelidir. Nihayetinde Allah(cc) kuluna kaldıramayacağından fazla yük yüklemez.

11 Eylül 2022 Pazar

 Bakara 285-286:

  •  آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ
    كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ
    اَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ
    وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا
    غُفْرَانَكَ رَبَّنَا
    وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
    لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا
    هَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ
    رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
    رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا
    رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ
    وَاعْفُ عَنَّا
    وَاغْفِرْ لَنَا
    وَارْحَمْنَآ
    أَنتَ مَوْلاَنَا
    فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

    (
    Elçi ve o'nunla birlikte olan mümin­ler,  Rabbi  tarafından  o'na  indirilene  ina­nırlar:  Hepsi,  Allah'a,  meleklerine,  vahiy­lerine  ve  elçilerine  inanırlar;  O'nun  elçi­lerinden hiç biri  arasında  aynm yapmaz­lar ve:“İşittik  ve  itaat  ettik.  Bize  mağfiret  et  ey Rabbimiz,  zira  bütün  yolculukların  varış yeri  Sensin!”  derler.
    Allah  hiç  kimseye  taşıyabileceğin­den daha fazlasını yüklemez:  kişinin yap­tığı her iyilik kendi lehinedir,  her kötülük de  kendi  aleyhine.”
    Ey Rabbimiz!  Unutur veya  bilmeden  ha­la  yaparsak  bizi  sorgulama!
    Ey  Rabbimiz!  Bizden  öncekilere  yükle­diğin gibi bize de ağır yükler yükleme!Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yük­leri  bize  taşıtma!” “Günahlarımızı  affet,  bizi bağışla ve  rahmetini  yağdır üstümüze!  Sen Y üce  Mevlâmızsın, hakikati inkar eden topluma karşı  bize  yardım  et!
     
    )

 Bakara 284:

  •  Göklerdeki ve yerdeki herşey Allah(cc)'ındır. Aklınızdan geçeni açıklasanız da, gizleseniz de Allah(cc) sizi ondan dolayı hesaba çekecektir. ve Sonra  O, dilediğini affedecek, dilediğine de azap edecektir. Zira Allah(cc) herşeye kadirdir.

10 Eylül 2022 Cumartesi

 Bakara 282-283:

  •  Ey iman edenler, ne zaman bir vade ile borç verir veya borç alırsanız onu yazı ile tesbit edin, içinizden bir yazıcı onu tarafsız olarak kaydetsin. Ve hiç bir yazıcı, onu Allah(cc)'ın öğrettiği gibi yazmayı reddetmesin, öylece olduğu gibi yazsın. Borçlanan taraf taahüdünü kaydettirsin. Allah(cc)'a, Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun ve taahhüdünden bir şey eksiltmesin. Ve eğer borç altına girenin akli veya bedeni bir zaafiyeti varsa, veya kendisi işlemi kaydettirebilecek durumda değilse, onun menfaatini kollamakla görevli olan kimse, onu tarafsız olarak kaydetsin. Ve içinizden iki erkek şahit tutun. Ve eğer iki erkek bulunmassa, kabul edebileceğiniz kimselerden bir erkek ve iki kadın sahit tutun ki, eğer biri unutursa diğeri hatırlayabilsin. Ve şahitler çağrıldıklarında şahitlik yapmayı reddetmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her anlaşma maddesini vade tarihi ile yazmaya üşenmeyin. Bu Allah(cc) nazarında daha adil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sonra sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygundur. Ama eğer aranızdaki muamele, birbirinize hemen devredeceğiniz hazır mallar ile ilgili ise, onu yazmamanızda sizin için bir mahsur yoktur. Ve birbirinizle bir alışveriş yapacağınız zaman da bir şahit bulundurun, ancak bundan ne yazıcı ne de şahit bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verici bir iş yaparsanız unutmayın ki bu sizin için günahkarca bir davranış olacaktır. Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun, zira sizi bu yolla eğiten Allah(cc)'tır ve Allah(cc) herşeyin tüm bilgisine sahiptir.
    Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı bulamassanız, alınmış taahhütler/rehinler ile yetinebilirsiniz.Ancak birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın, ve Allah(cc)'a, Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Ve şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin. Zira onu gizleyen kalben vebal altındadır. Ve Allah(cc) yaptığınız her şeyin tüm bilgisine sahiptir.
    (
     Bir  erkek  şahidin  yerine  iki  kadının  ikame  edilmesi  hükmü,  kadının  ahlakî ve­ya  aklî melekeleri  ile  ilgili bir husus  değildir:  Bu  farklılık,  genel  olarak kadınla­rın  ticarî  usullere  erkeklerden  daha  az  aşina  olmaları  ve  bu  nedenle  bu  konu­larda hata yapmaya daha yatkın olabilmeleri gerçeğinden dolayıdır.ESED

    Bu  ibare  öyle  sanıldığı  gibi  iki  kadını  bir  erkeğe  denk  saymak  değildir.  Âyet  haksızlığı  önleyip  adaleti  sağlama  konusundaki  titizlikle  alâkalıdır.  Bu,  kadının  ticaret  ve  ticari  anlaş­malar  konusundaki  bilgisizliğinden  kaynakla­nabilecek  muhtemel  hataları  önleyici  bir  ted­birdir.  Zaten  tadille,  "unutma,  yanılma,  şaşır­ma,  haktan  sapma"  anlamlarının  tümüne  bir­den  gelir.   Sözgelimi  iki  kadından  biri  unut-muşsa,  doğal  olarak  şahit  ikiden teke  düşecek,  sonuçta  şahitlik  yapan  iki  kadın  değil  tek  ka­dın olacaktır.  Kur'an bire iki  oranını şahitlikte nisap olarak belirlemez. Zira Nisa  15 ve Nûr 4¬ 8'de  zina   dâvasında  cinsiyete  bakılmaksızın  dört  şahit  istenir.  Talak  2'de  boşanma  için  iki  şahit  istenir.  Hatta  âdil  yargılamayı  sağlamak  için  bazı  durumlarda  erkeğin  değil,  sadece  ka­dının  şahitliği  kabul  edilir.  Bunların hiç  birin­de  de  cinsiyet  belirtilmez.  Burada  da  maksat  şahitlik  yapacak  kimsenin  cinsiyeti  değil,  hat­ta  şahitlik  bile   değil,   vadeli  borçlanmalarda  mağduriyeti   önlemektir.   Borç   vermeyi   aşırı   teşvik eden vahyin verilen borçların tahsili ko­nusunu  ihmal  etmesi  düşünülemezdi.  MI

     Bu âyet Kur'an'ın en uzun âyetidir.  "Deyn  âyeti"  veya  "Müdâyene âyeti"  olarak isimlen­dirilir.  Sanki bunda, gelecek çağların en büyük probleminin  ekonomik   alanda  olacağına  bir  işaret  vardır.  İbn  Abbas'tan  rivayetle  İbn  Ke-sir'de yer alan kayda göre bu âyet faiz yasağın­dan  sonra  henüz  olmamış  hurmaları  daha  da-lmdayken satın alma yoluyla gerçekleşen tica­ri  akde  izin veren  âyettir. MI



    )

9 Eylül 2022 Cuma

 Bakara 280-281:

  •  Eğer borçlu güç durumda ise, rahatlayıncaya kadar ona mühlet verin. Şunu da bilin ki, borcu bağışlamak sizin için daha hayırlıdır. Allah(cc)'a döneceğiniz, sonra herkesin kazancının kendisine eksiksiz geri verileceği ve hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı Hesap gününü aklınızdan çıkarmayın.
    (
    This verse empowers an Islamic court of law to compel the creditors to give more time to the debtors for the payment of debts, if they are in such straitened circumstances that they cannot pay back their debts. Under certain circumstances, the court is entitled to write off the debt altogether or a part of it. A Tradition says that a man suffered loss in his business and came heavily under debt. When his case was taken to the Holy Prophet, he made an appeal to the people to help him out of it. Accordingly, the people made monetary contributions, but even then he could not clear all his debts. Then the Holy Prophet addressed the creditors and told them that they would have to be satisfied with whatever was collected for the payment of their debts. The jurists have explained that the house in which a tnan lives, his utensils, clothes and tools of trade can in no case be confiscated. ET

    )

8 Eylül 2022 Perşembe

 Bakara 277-279:

  •  Dolayısıyla iman edip, salih amel işleyen ve Kuran'ın temel dusturlarına sımsıkı sarılarak (وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ)  kendini geliştirerek potansiyelini ortaya koyanların (وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ) mükafatı Rableri katındadır. Onlara ne bir korku vardır, ne de üzüleceklerdir. Ey iman edenler, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mevcut faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Eğer böyle yapmassanız, Allah(cc) ve resulune karşı savaş açmış olursunuz. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir, ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

7 Eylül 2022 Çarşamba

 Bakara 275-276:

  •  Faiz yiyenler, şeytanın çarptığı kişi gibi davranırlar. Çünkü onlar :' Alış-veriş te bir tür faizdir' derler. Halbuki, Allah(cc) alış-verişi helal, faizi haram kılmıştır. Dolayısıyla, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faizden hemen vazgeçerse, evvelki kazançlarını koruyabilir ve onun hakkında karar vermek Allah(cc)'a kalır. Faize geri dönenler gelince; içinde süresiz kalacakları ateşe mahkum olanlar işte böyleleridir. Allah(cc) faizli kazançları bereketten mahrum eder, ama karşılıksız yardımları kat kat arttırarak bereketlendirir. Allah(cc) inatçı nankörleri ve günahta ısrar edenleri sevmez.
    (
    Ribâ (“faiz”)  kavramı  ile  ilgili  bir  tartışma  için  bkz.  nüzul  sırasına  göre  bu  teri­min ilk defa  kullanıldığı 30:39, not 35. R ibânın yasaklanması konusunu ele alan bu  pasajın  Hz.  Peygamber'e inen  son vahiylerden  olduğuna  inanılmaktadır.  Fa­iz  konusu,  mantıksal  olarak,  karşılıksız yardım  konusunu  ele  alan  önceki  uzun pasaj  ile  bağlantılıdır.  Çünkü  ilki,  ahlakî  olarak  İkincisinin  tam  zıddıdır:  — ger­çek  yardım,  herhangi  bir  maddî  karşılık  beklemeksizin  bir  şey  vermeyi  ifade eder;  halbuki  faiz,  borç verenin mukabil  bir emek sarfetmeksizin kazanç  sağla­ma  beklentisine  dayanmaktadır.ESED

     Kur'an  faizle  borç  para  vereni  akli  dengesi bozuk bir insana benzetmektedir. Başkalarının  emeğini ve  kazancını  yattığı  yer­den  sömüren faizci,  öylesine  bir hırs  ve  isteri­ye tutulmuştur ki,  onun gözünü hiçbir şey  do-yuramaz.  Çünkü  o,  aklıyla  değil  güdüleriyle  hareket  etmektedir. MI

    Riba:  Sözlükte artma,  yükselme,  fazlalaş­ma,  nema,  yükseğe  çıkma,  bedeni  serpilip  ge­lişme  anlamlarına  gelir.  Faiz,  taşan,  kabaran  anlamlarına  gelir.  Aslında  ribaya  "faiz"  den­mesi,  kanaatimizce  19.  yüzyıldaki  buhran  sı­rasında  devletin  riba  ile  borçlanmasına  karşı  oluşacak  dînî  tepkileri bloke  etmek için  düşü­nülmüş  bir  semantik  hile  idi.  Bu  ribalı  borç­lanmanın Osmanlı için  sonun başlangıcı  oldu­ğu  tarihi bir hakikattir.MI

    The Qur'an likens the money-lender to a madman. Just as a madman loses his sense on account of his disordered intellect, so the money-lender is so mad for money-making that he divorces himself from commonsense. He is so senselessly foolish and impudent that he does not mind how his selfishness and greed are cutting at the very root of human love, brotherhood and fellow-feeling, and destroying the common good of mankind. He does not care at all that he is gaining prosperity at the expense of many. That is how he behaves like a madman in this world. In the next world he will rise like a madman at the time of Resurrection, for, in the Hereafter a person will rise in the same condition in which he dies here. ET



    )

6 Eylül 2022 Salı

 Bakara 272-274:

  •  (Ey peygamber ve muhatap, ) insanları hidayete erdirmek senin işin değil, zira ancak Allah(cc) dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Ve yanlız Allah(cc)'ın rızasını kazanmak şartıyla başkalarına her ne iyilik yaparsanız bu kendi yararınızadır. Çünkü yapacağınız her iyilik size olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık yapılmayacaktır. Ve Allah(cc) yoluna tamamen kendilerini adamış oldukları için yeryüzünde (rızık arama niyeti ile) gezip dolaşamayan muhtaçlara yardım edin. Onların durumunun farkında olmayan, onları zengin zanneder, çünkü istemekten çekinirler. Ancak sen onları bazı özelliklerinden tanıyabilirsin; insanlardan arsız bir şekilde istemekten sakınırlar. Ve onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah(cc) hepsini bilir. Servetlerini Allah(cc) rızası için gece/gündüz, gizli/açık  harcayanlar , mükafatlarını Rableri katında göreceklerdir. Onlara ne korku vardır, ne de üzüleceklerdir.
    (
     Lafzen,  “onların hidayeti senin üstüne  vazife  değil” —yani,  “sen yalnızca Allah'ın mesajını  onlara  aktarmaktan  sorumlusun,  onların  buna  gösterecekleri  tepkiden değil”:  Burada  kasdedilen  insanlar,  önceki  ayetlerde  sözü  edilen  muhtaçlardır. Öyle  görünmektedir ki,  Medine'ye  hicretinden  sonraki  ilk günlerde  Hz.  Peygam­ber, kendi toplumu arasında yaygın olan büyük bir yoksulluk ile karşı karşıya ge­lince,  arkadaşlarına  “karşılıksız yardımın yalnız  Müslümanlara  yapılması”  tavsiye­sinde bulundu.  Bu tavsiye yukarıdaki ayetin nüzulü  ile hemen düzeltildi (bu  me­alde  birçok  Hadis,  Taberî,  Râzî  ve  İbni  Kesîr  tarafından  nakledilmiştir,  aynı  za­manda M enârlll,  82 vd.).  Diğer bazı  Hadisler'e göre (başka kaynaklar gibi  Neseî ve  Ebû  Dâvûd  tarafından  da  kaydedilmiş  ve  bütün  klasik  müfessirler  tarafından nakledilmiştir)  Hz.  Peygamber,  bunun  üzerine  müminlere,  karşılıksız  yardımları, kişinin  inancına  bakmaksızın  ihtiyaç duyan herkese  vermelerini  açıkça  emretti. Sonuç  olarak  müfessirler  arasında,  yukarıdaki  Kur’an  ayetinin -tekil  olarak  ifa­de edilmiş olmasına ve Hz. Peygamber'e hitab ediyor görünmesine rağmen- bü­tün  Müslümanlar  için  geçerli  olan  bir  talimat  olduğu  konusunda  tam  bir  ittifak vardır.  Özellikle  Râzî  ondan  şu  ilave  sonucu  çıkarmaktadır:  Karşılıksız  yardım -yahut onu askıya alma tehdidi- hiçbir zaman inançsızları İslam'a çekmenin bir aracı olarak  kullanılmamalıdır.  Çünkü,  imanın geçerli olması  için derunî bir tat-minin ve serbest bir seçimin ürünü  olması gerekir.  Bu, yukarıdaki 256.  ayetle de uyumludur:  “Dinde  zorlama yoktur.”ESED

     Yani,  kendilerini  tamamen  iman  yolunda  çalışmaya  -imam  yaymak,  tebliğ  et­mek  veya  bedenen  ve  fikren  savunmak  şeklinde-  verenlere  veya  zamanlarını Allah'ın mesajında yüceltilmiş olan ilim tedrisine,  insanoğlunun iyiliği için uğraş­maya ve benzeri ulvî hedeflere adayanlara, yahut da bu  hedefler uğrunda çaba­larken  şahsî  veya  maddî  sıkıntılara  dûçâr  olan ve  bu  sebeple  kendilerini  koru­yamayacak  durumda  bulunanlara.ESED

     Yoksula  yar­dım,  o kadar hasbi ve o denli karşılık beklenti­si  olmadan  yapılmalıdır  ki,  değil  kişisel  men­faat  ve  minnet  altına  alma,  onun  sapık  buldu­ğunuz  inanç  ve  düşünce  dünyasına  müdahale  için  bir  araç  olarak   dâhi   kullanılmamalıdır.   Çünkü  hidayet  Allah'tandır.  Hidayet  kişinin  kendisine  iyilik  yapanın  hatırı  için  onun  iste­diği yola girmek değil; hakkın hatırına,  kişinin  özgür  iradesiyle  Allah'a  teslim  olmasıdır. MI

     Hayır  için  yapılan  herhangi  bir  harcama­nın  getirisini  belirleyen  şey,  harcamanın  ken­disine yapıldığı kimseden  daha çok harcamayı yapan kimsenin niyet,  tavır ve davranışlarıdır. Çünkü,  bu  hayır  ve  iyilikten  en  kazançlı  çı­kan taraf,  alan değil veren taraftır.  Başkalarına  iyilik  yapan  biri,  aslında  bilerek  ya  da  bilme­yerek  en  çok  kendine,  kendi  öz  benliğine  iyi­lik  yapmaktadır.  MI

    In this verse a misunderstanding of the Muslims has been removed. At first they hesitated to give monetary help to their non-Muslim relatives and other non-Muslims. They thought that monetary help to Muslims alone was in the Way of Allah. Here they have been told that they have not been made responsible for thrusting Guidance upon the unbelievers: their responsibility ends when they have conveyed the Truth to them. It lies with Allah to bestow (or not to bestow) the light of perception. The Muslims, therefore, should not hesitate to fulfil the needs of the non-Muslims just because they have not accepted the Guidance. If they fulfil the need of anyone to please Allah, He will give them their reward. ET

    This refers to the people who devote themselves wholly to the service of Islam and are, therefore, unable to earn their livelihood. There was a regular band of such volunteers of Islam known as Ashab as-suffah. They numbered about 400 and were always at the beck and call of the Holy Prophet, who had imparted to them the knowledge of Islam and trained them for its service. They imparted their acquired knowledge to others and went on different missions and expeditions under the instruction of the Holy Prophet. Obviously, such people specially deserve help because they are whole-time workers of Islam and have no spare time to earn their livelihood. ET

    )

5 Eylül 2022 Pazartesi

 Bakara 269-271:

  •  Dilediğine hikmet bağışlar ve her kime hikmet bağışlanmışsa doğrusu ona en büyük servet verilmiş demektir. Ama derin kavrayış sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz. Çünkü başkaları için ne harcarsanız ve neyi adarsanız, Allah(cc) onu mutlaka bilir. Ve (hayırda bulunmayı engelleyerek) zulmedenler kendilerine yardım edecek kimse bulamazlar. Yardımları açıktan yapmanız güzeldir, ama muhtaca gizlice vermeniz sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın bir kısmını bağışlar. Allah(cc) yaptığınız her şeyden haberdardır.

    (
     Hikmetin çok geniş manâ yelpazesi varsa da, özet olarak o, yaratılışın, hayatın, bütün kâinatta geçerli sistemin, hakim bulunan İlâhî kanunların gayesini ve işleyişini kavramaktır; bu arada bilhas-sa beşerî hayat adına, “Ben kimim? Bu dünyadaki varlığımın  gayesi  nedir?  Nereden  geldim,  nereye  gidiyorum?  Bu  dünya  yolculuğunda  rehberim  kimdir? Ölümün benden istediği nedir?” gibi so-ruların tatmin edici cevabıdır. Ayrıca, eşyanın ve hadiselerin gerisinde yatan gerçek sebep ve hede-fin, yani bir bakıma Kader veya bunun bilgisidir. Kur’ân, bütün bu konularda gerçek bilgi kayna-ğı, Sünnet de onu bize açıklama ve hayata tatbik etme  sistem  ve  prensipleri  olduğu  için,  Rasûlül-lah’ın sünneti-i seniyesi, bütünüyle hikmettir.Şeytan’ın  va’d  ve  korkutmalarına  kanan  ehl-i  dünya  nezdinde  hikmet  ve  akıllılık,  dünya  ha-yatında  refahı  yakalama,  bunun  için  çalışıp  çabalama ve biriktirmedir. Oysa Allah, mü’minleri öncelikle Âhiret’e yönlendirir ve Âhiret’e yönelik çok büyük bir mükâfat karşılığında dünyada fa-kirlere vermeyi ve yardımlaşmayı emreder.AÜ

    Bu  âyette  "hikmet",   insanın  benliğinde  muhkem  bir  meleke  hâline  gelen  ve  iradesine  hâkim  olan  ve  bu  yolla  eyleme  dönüşen  bilgi­yi   doğru   kullanarak   isabetli   hükme  ulaşma  melekesidir.  Lafız  bizi  mânaya götürür,  mâna­nın ifade ettiği şey hakikat, hakikatin dayandı­ğı şey ise hikmettir. Adına "muhakeme"  deni­len yeti  sayesinde insan  olgularla ilkeler,  haki­katle hayat,  idealle reel arasındaki altın  denge­yi bularak azami faydayı  elde  eder.  Bu ve buna benzer  kullanımlarda  dinî  emirlerle  o  emirle­rin muhatapları ve uygulandığı hayat  arasında­ki tam isabete  tekabül  eder.  Âyette hikmetten "verilen  bir  şey"  olarak  söz  edilmektedir.  An­cak  âyetin  sonu bunun herkese  değil  doğuştan  bahşedilen bazı yeteneklerini geliştirenlere ve­rileceğini ihtar  eder.  İndirilen hükümlere  veri­len hikmetle bakan biri,  bu  sayede eylemlerini "sâlih amel"e dönüştürür.  Bu da sahibini mut­luluğa götürür.  Âyetin hemen öncesinde de  di­le  getirdiğimiz husus  göz  önüne  alınacak  olur­sa  bu  âyetteki  hikmeti  şöyle  tanımlayabiliriz: Allah'ın  ve  şeytanın   telkinlerini   birbirinden   ayıracak,   insanın   kendi   lehine   ve   aleyhine   olan şeyleri birbirinden seçip ayırarak onu doğ­ru ve isabetli hükme ulaştıracak selim bir akıl, bilgi  ve  tecrübeye  dayalı  "muhakeme  yetene­ğedir (Krş:  70/Hûd:  1,  not 2).  Bu yetenek kime verilmişse  "gerçek şu ki,  ona sınırsız bir servet verilmiştir".  Hikmetle  iki cihan hazineleri  ka­zanılır,   fakat  cihanın  tüm  hazineleriyle  hik­met  satın  alınmaz.  İbn  Abbas,  hikmeti  şöyle  tarif  eder:  Hikmet  Kur'an'ı  kavramaktır. MI

    Hikmetin  kişiye  Allah  tarafından  veril­mesinden murat, hikmet terazisinin her iki ke­fesi  olan  selim  akıl  ve  sahih  bilgiye  ulaşacak  yolların  kişinin  önüne  açılmasıdır.MI


    )

4 Eylül 2022 Pazar

 Bakara 267-268:

  •  Ey iman edenler, kazandığınız temiz ve helal şeylerden ve topraktan sizin için bitirdiğimiz ürünlerden başkaları için infak edin. Size verildiğinde göz yummadan ve içinize yatmaksızın almayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. Şunu iyi bilin ki, Allah(cc) ganidir, hamiddir (kimseye ihtiyacı yoktur ve bütün övgülere layıktır). Şeytan sizi fakirlikle korkutur, sizi cimriliğe ve çirkin şeylere teşvik eder. Oysa, Allah(cc) size bağışlama ve lütfunu vaad ediyor. Allah(cc) kudret ve egemenlikte sınırsızdır ve her şeyi bilendir.
    (
    It implies that Allah Who does not standing need of anything or anyone enjoins the people to spend the best things in His Way not for Himself but for their own good. As He Himself has all the praiseworthy attributes and all the excellent qualities. He does not approve of anyone who has a low character. He Himself is so generous that He is always showering His blessings on His creatures; therefore He does not love the narrow-minded, mean people who pick out worthless things for charity. ET

     Allah yolunda infakın en büyük  engeli insandaki  açlık  ve  yoksulluk  korkusudur:  Açlık  çekeni  bir  ekmek  doyurur,  açlık  korkusu  çe­keni  dünya  doyuramaz.  Cimrilik  işte  bu  kor­kunun  sonucudur.  Bu  korkunun  kaynağında  ise  Allah'a  güvensizlik  yatar. MI


    )

3 Eylül 2022 Cumartesi

 Bakara 266:

  •  Sizden herhangi biriniz hiç arzu eder mi ki; kendisinin hurmalığı ve üzüm bağı olsun, bahçede dereler akıyor ve içinde her türlü ürün yetişiyor, derken kendisine ihtiyarlık çöküyor, elleri ermez bakıma muhtaç çocukları da var. Ama ateşli bir kasırga kopuyor ve bağını kasıp kavuruyor. (Bu olsun ister misiniz?) İşte Allah(cc) ayetlerini size böyle apaçık bildiriyor ki, düşünüp ders alasınız.
    (
     İnsanın  başkaları  için  yaptığı  karşılıksız  yardımın  ödülü,  içerisinde  her  tür  meyvenin  yetiştiği   bir   bahçeye   benzetiliyor.   Gösteriş   için  iyilik  yapmak,  yapılan  iyiliği  başa  kak­mak ve gönül incitmek de "samyeli"ne benze­tiliyor.  Âhiret  hayatı  da,  insan ömrünün  hası­latını  derleme  dönemi  olan  ihtiyarlığa  benze­tiliyor.   İnsan,   sonunda  cennet  getirecek  bir  iyiliği,  kötü  niyet  ve  ahlâkî  olmayan  tavırla  tamamen  boşa  çıkarıp  sam  çalmış  bir  bahçe  gibi  kendi  elleriyle  mahvedebiliyor. MI

    That is, "It is quite obvious that you do not like the earnings of your whole life to be consumed at that critical period of your old age when you need them very badly and when there is no more chance for you to earn anything afresh. Exactly the same shall be your condition when you enter into the Life-after-death without any provision for it. You shall then realize all of a sudden, like the old man of the parable, that the earnings of your whole life were left behind in the world and were as useless for you in the other world as the consumed garden to the old man. Besides this, you shall find yourself as helpless as the old man of the parable because in the Life-after-death there would be no more chance for you to earn anything for the Next World. If you do not practise charity etc., in this world in the way it has been enjoined, but spend your whole life and its energies for the interest of this world only, you will meet, at your death, with the same critical and helpless situation as the old man of the parable met. He lost his only garden, the earnings of his whole life and the support of his old age at that period of his life when he himself was unable to plant a new garden, and his children were unable to do anything because of their tender age." ET

    )

2 Eylül 2022 Cuma

 Bakara 265:

  •  Servetlerini Allah(cc) rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak  (içlerindeki imanı kökleştirme adına) harcayanların durumu ise, verimli topraklar üzerindeki bahçe gibidir. Bir sağanak vurur ürün iki misli artar, sağanak olmadığı zaman da hafif yağmur düşer oraya. Ve Allah(cc) yaptığınız herşeyi görür.
    (
    Bu   tür   biri   başkaları   için   "cennet"tir.   Cennetini yüreğinde taşıyan bu kişi,  elde etti­ği  her  değerin  hakkını  verir  ve  onu  kat  kat  üretir. Toprağı çok verimli bir bahçe gibi,  aldı­ğı yağmura ürün vererek  şükreder.  Bu yağmu­run çok ya  da  az olması,  onun verimliliğinden bir  şey  kaybettirmez.  Çünkü  o,  verimliliğini  daha çok dışardan  değil kendi  özünden almak­tadır.  Onun  imkanı  imanıdır.  O,  yapacağı  bir  iyilik   için   "imkanım  yok"   demez.   Bilir   ki   imanı  tükenmeyenin  imkanı  tükenmez.  Yine  bilir  ki,  gönül  tarlasına  muhabbet  tohumunu  alın  teri,  yürek  teri,  zihin  teri  ve  gözyaşıyla  ekenler,  hasat  zamanı  bu  tarladan  bire  yedi  yüz kaldırırlar.  Bütün bunları yaparken,  birile­rinin  görüp  görmediği  umurlarında  bile  değil­dir.  Çünkü  Allah'ın  gördüğünden  emindirler.  MI
    )

1 Eylül 2022 Perşembe

 Bakara 263-264:

  •  Gönül alıcı bir söz ve başkasının eksiğini gizlemek, peşinden incitmenin geldiği bir yardımdan daha hayırlıdır. Ve Allah(cc) gani'dir(hiçbir şeye muhtaç değil), halim'dir. Ey iman edenler, servetini gösteriş ve övgü için harcayan, Allah(cc)'a ve ahiret gününe inanmayan kişinin yaptığı gibi, iyiliğinizi başa kakarak ve muhtaç kişinin duygularını incilterek yardımlarınızı değersiz hale sokmayın. Onun hali, üzerinde birazcık toprak bulunan kayanın hali gibidir; bir sağanak vurunca onu sert ve çıplak bırakıverir. Bu gibilerin yaptıkları işlerden hiç bir kazançları olmaz. Zira Allah(cc) hakikatı reddeden bir toplumu hidayete erdirmez.