22 Eylül 2022 Perşembe

 Enfal 19:

  •  (Ey inananlar!) zafer mi istiyordunuz? işte size zafer!. Eğer şimdi (günahtan) kaçınmak istiyorsanız, bu sizin kendi iyiliğinizedir. Yok eğer, (günaha) geri dönerseniz, Biz de (yardım vaadinden) geri döneriz. Bu durumda topluluğunuzun size bir yararı olmaz, velev ki sayıca çok olsanız da!. Çünkü bilin ki, Allah(cc) (ancak gerçek ) müminlerle beraberdir.
    (
     Bu ayetin inananlara mı, yoksa onların Bedir'deki hasımlarına, yani,  müşrik Ku- reyşlilere  mi  hitab  ettiği konusunda  müfessirler  arasında  ittifak yoktur.  Râzî gi­bi bazı  müfessirler bunun müminlere bir öğüt olduğu  görüşünü benimsemişler ve ayeti yukarıda aktarıldığı gibi anlamışlar; bir kısmı da bunun Kureyşlilere yö­neltilmiş  bir  tehdit  olduğunu  ileri  sürmüşlerdir.  Bu  son  görüşü  benimseyenler, görüşlerini  doğrulamak  için  ayetin  ilk  cümlesinde  geçen feth  (lafzen,  “açık­lık/açma”)  sözcüğüne,  linguistik  açıdan  pek  de  aykırı  düşmeyen  “hüküm”  ya da  “karar”  anlamını  vermişler  ve  ayeti  şöyle  aktarma  yolunu  seçmişlerdir:  “[Ey inkarcılar,]  Bir  hüküm  mü  bekliyordunuz!  —İşte  size  varıp  erişti  karar.  Artık (bundan böyle)  [Allah'a ve  O'nun Elçisi'ne  karşı  savaşmaktan]  kaçınırsanız,  bu sizin  kendi  iyiliğinize  olur;  yok  eğer  dönüp  de  yine  savaşmaya  kalkarsanız,  o zaman  Biz  de  dönüp  sizi  yine  bozguna  uğratırız.  Ve  topladığınız  ordunun  da size  hiçbir yararı  olmaz,  velev ki  sayıca  çok  da  olsa;  çünkü,  bilin ki, Allah  ina­nanlarla  beraberdir!”  Bu  çift  yönlü  aktarımdan  da  anlaşılacağı  gibi,  yorumlar arasındaki  fark daha çok feth (“hüküm” yahut “zafer”)  sözcüğünün ve fie h (“or­du”  yahut  “cemaat”)  sözcüğünün  çift  yönlü  mecazî  anlamları  arasında  yapılan tercihlere  dayanmaktadır.  İkinci  sözcük  ele  alındığında,  bu  sözcüğün  zihinde ilk  çağrıştırdığı  şey  “bir  grup”  yahut  “toplanmış,  bir  araya  getirilmiş  insanlar” oluyor ki,  bu  da  az  çok tâife ya  da cem aatın  anlam  alanı  içine  düşüyor.  Böy­le  olunca,  artık  bu  sözcüğün  hem  “bir  ordu”yu  hem  de  “bir  topluluğu”  işaret amacıyla kullanılmaması  için bir sebep kalmıyor  ortada.  Bunun  gibi, n e‘û d ifa­desi de iki yönde anlaşılabilir: yani, ya “Biz de sizi tekrar bozguna uğratırız” yö­nünde,  ya  da  bizim tercih  ettiğimiz  biçimde:  “Biz de  [yardım vaadimizden]  ge­ri döneriz”  yönünde;  tabii  ilkinde  inanmayanlara,  İkincisinde  ise  inananlara  hi­tab  ederek. ( ‘A dâ  fiilinin  “sözünden  döndü”  anlamındaki  kullanımı  için  bkz. Tâcu'l-Arûs ve  Lane V,  2189.)  Yukarıda  sözü  geçen  her  iki  yorum  da  linguis­tik  olarak  doğrulanabilir  olmakla  birlikte,  sözkonusu  ayetten  önceki  bölümün sonraki bölüm gibi  inananlara  hitab ettiğine bakılırsa,  bizim burada benimsedi­ğimiz  (ve  İbni Kesîr'e göre Ubeyy b.  Ka'b tarafından  da  desteklenen)  yorumun bu  anlatım  örgüsü  içinde  daha  uygun  olduğu  söylenebilir.  Dolayısıyla,  yukarı­daki ayet,  bizce,  inananlar inançlarına,  doğru yoldaki eylemlerine sadık kaldık­ları  sürece  Allah'ın  onlarla  birlikte  olacağı;  onlar  gerçek  müminler  olmadıkça, gelecekte  ne  kadar  büyük  bir  topluluk  oluştururlarsa  oluştursunlar  güçsüz  ve mukavemetsiz kalacakları yolunda Müslümanlara yapılmış bir uyarı, bir hatırlat­ma  durumundadır.ESED

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder