30 Haziran 2021 Çarşamba

 Nahl 84-85:

  •  Ama gün gelecek, her ümmetten bir tanık çıkaracağız. O gün, hakkı inkara şartlanmış olanlardan (bilgisizlik gibi) hiç bir mazeret kabul edilmeyecek, af dilemeleri de asla kale alınmayacaktır. Ve kötülüğe-haksızlığa şartlanmış olanlar, kendilerini bekleyen azabı karşılarında bulduklarında, o azabın kendileri için (hiç bir mazeretle) hafifletilmeyeceğini ve kendilerine de artık mühlet verilmeyeceğini hemen anlayacaklar.

 Nahl 82-83:

  • Bütün bunlara rağmen, yine de yüz çevirirlerse, sana(size) düşen apaçık tebliğden başkası değildir. Aslında onlar Allah(cc)'ın nimetlerinin pekala farkındalar, ama yine de tanıyıp doğrulamaya yanaşmıyorlar. Zira onların çoğunluğu düzelmez bir biçimde küfre batmış bulunuyorlar.
    (
     Yani,  yararlandıkları pek çok nimetin farkında oldukları halde,  Allah'ın onlarda- ki  yaratıcı  kudretini  doğrulamaya  yanaşmıyor  ve  böylece  dolaylı  olarak  O'nun varlığını  inkar  etmiş  oluyorlar.  Çeviride bizim kâfirûn tabirine verdiğimiz karşı­lık (“on m az biçim de küfre  batmış kimseler")  sözcüğün başında yer alan ve  kü­für  fiilindeki  ısrar ve  niyetliliği  vurgulayan el harf-i  tarifinin  (belirtme  takısının) varlığına  dayanmaktadır.ESED
    )

29 Haziran 2021 Salı

 Dua saati: 115. Allah’ım! Senden, bizlere iç ve dış fetihler nasib bu-yurmanı, bu fetihlerin müyesser olabilmesi için şânına layık nusretlerle bizlere el uzatmanı diliyoruz. Allah’ım! “İlahî yardım ve zaferin geldiği zaman”ın anla-tıldığı Nasr sûresinin sırrını Senden diliyoruz, bu sır hürme-tine bizlere fetihler müyesser eyle!Allah’ım! “Biz sana aşikâr bir fetih ve zafer ihsan ettik. Bu da Allah’ın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlaması, sana yaptığı ihsan ve in’âmı tamamlaması, seni dosdoğru yola hidâyet etmesi. Ve sana şanlı bir zafer vermesi içindir.” buyurduğun Fetih sûresinin sırrını da bizlere bahşetmeni di-liyor ve dileniyoruz. Bu sûrenin ihtiva ettiği “Allah’ın Fethi”, nusret ve yardımı; büyük başarıyı yaşatması; fevz u necâta erdirmesi; Mü’minleri mağfiret buyurması ve inananlara sekîne indirmesi gibi in’âm ve ihsanların yüzüsuyu hürme-tine, bizleri bu sırra erdir, geçmişte yaşattığın nimetleri bir de bizlere yaşat!Allah’ım! Vaadinde “Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak vaad buyurur ki: Daha önce müminleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak” buyurduğun ayetin sırrını bağışla bizlere.. Ve biz zayıf ve kimsesiz kullarına, bu vaadini gerçekleştir.. Bizler böyle bir ihsana nail olmaya layık değilsek de, Sen, böyle bir ihsanı ve dahasını vermeye ehilsin.. Bu lütfunu ne olursun, bizden esirgeme.. Rabbimiz! Senden talep ettiğimiz yukarıdaki lütufları, ona olan ihtiyacımızdan dolayı, tez zamanda bizlere ihsan bu-yurmanı bekliyor ve diliyoruz.

 Nahl 80-81:

  •  Allah(cc) sizin için evlerinizi bir huzur ocağı yaptı. Davarların derilerinden de gerek göçtüğünüz gerek konakladığınız zamanlar için taşınması kolay evler nasip etti. O davarların yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından bir süreliğine yararlanacağınız giyilecek, döşenecek ve kullanılacak eşyalar yapma imkanı verdi.
    Allah(cc) yarattığı şeylerin bir kısmında size gölgelikler , dağlarda da sizin için barınaklar yaptı. Sizi sıcaktan (ve soğuktan) koruyacak elbiseler, ve sizi savaşta koruyacak zırhlar var etti.
    Böylece Allah(cc) üzerinizdeki nimetlerini tamamlar ki, O'na teslimiyetle itaat edesiniz.
    (
    The Qur'an has not mentioned protection from cold for either of the two reasons: (1) Because the use of garments in the summer season is a symbol of cultural perfection and obviously there is no need to mention the lower stages of culture. Or (2) the use of garments in hot countries has specially been mentioned because the main use of garments there is for protection from the hot pestilential furious wind. Therefore, one has to cover one's head, neck, ears, and the whole of ones body to protect it from the hot wind which would otherwise scorch one to death.ET
    )

28 Haziran 2021 Pazartesi

 Nahl 79:

  •  Pek, gökyüzünde boşlukta uçup duran kuşlara hiç bakmıyorlar mı? Onları orda tutar Allah(cc)'tan başkası değildir. Şüphesiz ki, bunda iman edecekler için çok deliller vardır.

27 Haziran 2021 Pazar

 Nahl 78:

  •  Sizi analarınızın karnından hiçbir şey bilmezken çıkarıp, şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu , duyma-düşünme yeteneği bahşeden yine Allah(cc)'tır.
    (
    Bu âyet insan suretinde  doğmanın insan ol­maya  yetmediğini,  işitme-görme  ve  akletme  yeteneğini  kullanarak  insanın  beşerlikten  in­sanlığa doğru tekamül etmesi gerektiğini ifade eder. Mİ

    )

 Nahl 77:

  •  Şimdi göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah(cc)'a mahsustur. Nitekim, Kıyametin kopması da sadece bir göz açıp kapamak gibi veya daha kısa sürede olacaktır. Unutmayın ki, her şeyi yapmaya kadir olan yanlız Allah(cc)'tır.

26 Haziran 2021 Cumartesi

 Nahl 76:

  •  Ve yine Allah(cc) şu iki insanı örnek veriyor; onlardan biri elinden hiç bir iş gelmeyen dilsiz ki, efendisinin üstünde bir yük, hangi işe gönderilse olumlu bir sonuç alınamıyor. İşte böyle biri, doğru ve hakça olanın yapılmasını emreden ve kendisi de doğru yolda yürüyen bir kimseyle bir tutulabilir mi?
    (
    Yani,  sadece kendisi dürüst ve erdemli biri olmakla kalmayan,  ama aynı  zaman­da  doğru  yaşama  tarzını  başkalarına  emredecek  güce  ve  yetkiye  de  sahip  olan biri.  Böylece,  birinci  meselin  konusu  özgürlük  ile  kölelik yahut  daha  genel  bir tanımlamayla  bağımsızlık  ile  bağımlılık  arasındaki  karşıtlık  iken;  ikinci  meselin konusu,  dilsizlik ve yetersizlik, ehliyetsizlik ile dürüstlük,  adalet ve yeterlilik ara­sındaki karşıtlıktır.  Bu  her iki meselin de,  sonuç  olarak  işaret ettikleri anlam  ay­nı yöndedir.ESED
    )

25 Haziran 2021 Cuma

 Nahl 75:

  •  Allah(cc) size şu iki insan örneğini veriyor; bir tarafta bir şahsın kölesi olan ve hiç bir güç ve yetkisi olmayan aciz bir adam, öbür tarafta kendisine tarafımızdan bol rızık ve imkan verdiğimiz bir zat ki, o maldan dilediği gibi gizli/acık harcıyor. Hiç bunlar bir olabilir mi? Bütün hamdlar Allah(cc)'a yakışır, ama onların çoğu bunun dahi farkında değiller.
    (
    Buna  verilecek  cevabın  “hayır”  olduğu  açıktır.  Bu  kıyaslamanın  taşıdığı  anlam  da açıktır:  misaldeki bu iki tür insan bir tutulamazsa, peki öyleyse,  her haliyle diğer ya­ratıklara -ya da insan aklıyla kavranabilen yahut tasavvur edilebilen tabiat güçlerine- bütünüyle bağımlı bir yaratık, var olan her şeyin mutlak yaratıcısı, sınırsız ve kavran­maz kudret sahibi Allah'la nasıl bir tutulabilir; kudret ve nüfuzca O'nunla nasıl kıyas­lanabilir? (Bu  istidlal tarzı sonraki meselde de  devam  ettirilip geliştirilecektir.).ESED

    Yani  "özgürlüğün  Allah'ın  en  büyük  ihsanı  olduğunun dahi..."  Burada karşılaştırılan iki sı­nıfın,  hürler ve  köleler,  iradeliler ve  iradesizler  olduğu açık.  Buradaki hamd de, Allah'ın insana verdiği  özgür iradenin hamdi  olsa gerektir.Mİ

    In the preceding verse, the mushriks were told not to make comparisons between Allah and His creatures, for there is nothing like Him. As the bases of their comparison were wrong, their conclusions were also misleading. In this verse appropriate similitudes have been cited and right comparisons have been made to lead them to Reality.
    Between the last question and "May God be praised! " there is a gap which is to be filled with the help of the latter. When the question was posed, obviously the mushriks could not say that the two men were equal. So some of them would have admitted that they were not equal, while the others would have kept quiet for fear that in case of admission, they would have to abide by its logical conclusion, that is, the admission of refutation of the doctrine of shirk. Therefore, the words, "May God be praised !" have been put in the mouth of the Prophet in answer to both kinds of the response to the question. In the first case, it would mean: "May God be praised! you have admitted at least so much" . In the second case, it would mean: "May God be praised! you have kept quiet in spite of all your obduracy and have not had the audacity to say that both were equal.".ET


    )

24 Haziran 2021 Perşembe

 Nahl 72-74:

  • Size kendi cinsinizden eşler vareden, onlardan da çocuklar ve torunlar veren, ve sizi temiz ve hoş şeylerle rızıklandıran Allah(cc)'tır. Durum bu iken, insanlar kalkıp yine de asılsız, boş şeylere inanıp, Allah(cc)'ın nimetlerine karşı nankörlük yapacaklar öyle mi?
    Allah(cc) bırakıp, onlar için göklerden ve yerden herhangi bir rızık sağlayamayan ve zaten buna gücü de yetmeyecek şeylere mi tapacaklar?
    Öyleyse, sakın Allah(cc)'la başkaları arasında benzerlik kurmaya kalkmayın. Çünkü, Allah(cc) herşeyin aslını biliyor, ama siz bilmiyorsunuz.
    (
    Yani,  “Allah'ı başka  herhangi  bir  şeyle  ya  da  kimseyle  kıyaslayarak  yahut  O'nu öyle  olur  olmaz  kavramlarla tanımlamaya çalışarak  O'na  karşı saygısızlıkta bu­lunmayın.  Çünkü her tanımlama,  son tahlilde,  başka nesne ya da  nesnelere nisbet yahut  kıyas yoluyla tanımlanan  şeyin niteliklerini  belli  bir sınırlandırma  içi­ne  sokmak  demektir;  Oysa,  Allah  “İnsanların  tasavvur  yoluyla  varacakları  her türlü  tanımlamanın ötesindedir”.ESED

     Zımnen:  Başka  bir  şeyi  Allah'a  benzetme­yin!  Yaratan  ile  yaratılan  varlıklar  arasındaki  mahiyet  farkına  atıf.  Aralarında  illet  benzerli­ği bulunmayan  iki  şey  arasında  kıyas  yapmak  yanlıştır.  Nitelikleri  farklı  iki  varlık  arasında  yapılacak  kıyasın  sonucu  yanlış  olur.  Gerek  Allah'ın   yaratılmışlardan   herhangi   bir   şeye   benzetilmesi   yoluyla,   gerekse   yaratılmışlar­dan  herhangi  birinin  Allah'a  benzetilmesi  yo­luyla  işlensin,   şirkin  her  çeşidi  âyette  ifade  edilen  sapmasının  sonucudur.  Bu  nedenledir  ki,  bir üstteki âyet  "onlara"  hitap  ederken bu­rada   hitap   "size"   dönüşerek,   hedef   kitleye   müslim-gayri  müslim  herkes  dahil  edilmiştir.  Mİ


    )

23 Haziran 2021 Çarşamba

 Nahl 70-71:

  • Ve sizi Allah(cc) yarattı, günü gelince de öldürecek; ve içinizden kimileri o en düşkün oldukları yaşa kadar yaşatılıyor. Ama unutmayın ki, Allah(cc) herşeyi hakkıyla bilir ve sınırsız kudret sahibidir.  Ayrıca, Allah(cc) rızık yönünden bir kısmınızı bir kısmınıza üstün kıldı. Peki, kendilerine fazla rızık verilenler , emirleri altında çalışan kimselere servetlerini ortak etseler de onlarda onlarla eşit olsa ya! (Buna razı olurlar mı?) Hal böyleyken, Allah(cc)'ın nimetlerini nasıl inkar ediyorlar?
    (
    It will be worthwhile to give deep thought to the meanings of this verse, for some modern commentators of the Qur'an have founded strange economic theories and systems on it. Their interpretation is an instance of perverting the meaning of the Qur'an by isolating verses from their context and treating it as a separate whole in order to formulate a new philosophy and law of Islamic Economics. In their opinion the verse implies this: Those people to whom Allah has given more provisions than others, should share these equally with their servants and slaves: otherwise they shall be guilty of ingratitude to Allah in regard to the wealth with which He had blessed them. This commentary on the verse is obviously wrong and far-fetched because in the context it occurs there is no mention at all of any law of economics. The whole passage in which this verse occurs deals with the refutation of shirk and proof of Tauhid. The same themes are continued in the subsequent verses. There seems to be no reason why an economic law should have been inserted here, which would have been absolutely irrelevant, to say the least. On the contrary, when the verse is considered in its context, it becomes quite obvious that it is no more than the statement of a fact to prove the same theme that is contained in this passage. It argues like this: "When you yourselves do not make your servants and slaves equal partners in your wealth-which in fact is given to you by Allah-how is it that you join other gods with God in your gratitude to Him for the favors with which He has blessed you. You know that these gods have no powers to bestow anything on anyone, and, therefore, have no right in your worship of Allah, for they are after all His slaves and servants.".ET
    )

22 Haziran 2021 Salı

 Nahl 68-69:

  •  Rabbin bal arısına :' Dağlardan,ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler(kovan) edin. Sonra meyvelerin hepsinden ye ve Rabbinin senin için tuttuğu yollara koyul' diye ilham (vahyetti) etti. Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir sıvı (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Bütün bunlarda düşünüp ders çıkarak insanlar için bir çok  ibretler vardır.
    (
    Burada,  “vahyetti” (evhâ) ifadesi,  Allah'ın bu  küçük  kanatlı varlığa verdiği,  mü­kemmel bir geometrik plan içinde şaşmaz oranlara dayalı altıgen,  prizmatik bal­mumu  hücrelerinden müteşekkil bal peteğini -o  hem  mekan,  hem  de  malzeme bakımından son derece ekonomik,  dolayısıyla son derece rasyonel mimarlık ha­rikasını- yapma hüner ve insiyakına  dikkat çekiyor.  Ayetin devamında bahsedi­len,  bitki  özsularmın  arının gövdesinde  bala  dönüşmesiyle  bütünlenen  bu  olgu “sünnetullahın”  tabiattaki  çarpıcı tezahürlerinden birini teşkil etmektedir.ESED
    )

21 Haziran 2021 Pazartesi

 Dua saati:114.

  • Ya Rab! Bizleri, dünyanın dört bir yanında insanlı-ğın hizmeti için adanmışlık duygusu içinde koşuşturan kar-deşlerimizi, bacılarımızı, erkeğiyle ve kadınıyla dostlarımızı nusretinle teyid buyur! Teyid buyur da İslam’ın ve Müslü-manların izzetlerini koru! Din-i mübin-i İslam’ın zelîl olarak algılanmasını ve onu temsil eden insanların perişaniyetini arzu edenleri de, planlarını tersyüz etmek suretiyle zelil ve perişan kıl!Rabbimiz! Bize, kardeşlerimize, dostlarımıza, insanlığa kurtuluş reçetesi sunan dinimize ve bu güzel dini en güzel şekilde temsil gayreti içinde olan Müslümanlara inayetinle sahip çık ve inananları katından bir güçle teyid buyur! Senin bu masum kulların hakkında kötülük düşünüp onlara zarar vermek isteyenleri emellerine ulaştırma.. tuzak kuranların tuzaklarını başlarına çevir.. komplo peşinde olanları mak-satlarının aksiyle tokatla..Ey Hâfiz ve Hafîz Rabbimiz! Ne olur, bizleri ve zikri geçen kardeşlerimizi, dostlarımızı, dinimizi ve bütün müslümanları her türlü şerden ve zarardan muhafaza buyur. İnananları başarısız kılma ve dinimizin ap-ak vechesini kara gösterme arzusuyla yanıp tutuşanların, plan üstüne plan yapanların ve bu uğurda kötü düşüncelerini fiiliyata dökenlerin hakla-rından gel, onları Sana havale ediyoruz..

 Nahl 66-67:

  • Ve muhakkak ki, sizin için sağmal hayvanlarda da çıkarılacak ders vardır. Hayvanın karnında, bedeninden atılacak artıklarla kan arasından salgılanan ve içenlere lezzet ve ferahlık veren süt içiriyoruz size.
    Hurma ve üzümden hem sarhoşluk verici hem de güzel/yararlı gıdalar elde edersiniz. Şüphesiz ki, bunda aklını kullananlar için dersler vardır.
    (
    Bu  âyet,  içkinin  haram  edilmesinden  (bkn.  Maide Sûresi/5 : 90–91, not 19) çok önce inmiş-tir. Âyette sarhoşluk veren içkiden sonra ayrıca güzel ve temiz gıdadan bahsedilmesi, içkinin temiz ve gıda olmadığına bir işarettir. Yine, sütün zikredildiği  âyetten  sonra  gelen  bu  âyette  içki, fışkı ve kana, temiz ve güzel gıda ise süte karşılık olacak şekilde kullanılmaktadır. Böylece âyet, o  dönem  Arap  toplumunda  âdeta  vazgeçilmez  âdet  haline  gelmiş  bulunan  içki  kullanımının yasaklanması yolunda zihinleri hazırlamaktadır. Bu  hususta  düşünüp  akletmeye  çağrı  yapılmışolması  da,  konu  üzerinde  düşünülmesi  ve  gıda seçiminde akl-ı selime göre hareket edilmesi için bir teşvik manâsı taşımaktadır.AÜ

    )

20 Haziran 2021 Pazar

 Nahl 65:

  •  Gökten su indirip, onla kupkuru ölü toprağı yeniden canlandıran Allah(cc)'tır. Şüphesiz bunda da, işiten bir toplum için elbette alınacak dersler vardır.

 Nahl 64:

  •  Biz sana bu Kitabı, insanların üzerinde ihtilafa düştükleri meseleleri açıklığa kavuşturasın diye indirdik, ve ayrıca iman edenler için, bu Kitap, bir hidayet rehberi ve rahmettir.

19 Haziran 2021 Cumartesi

 Nahl 63:

  •  Allah(cc) şahittir ki, sizden önceki bir çok topluma da elçiler gönderdik. Fakat , şeytan onlara yapıp ettiklerini güzel gösterdi. Şeytan, şimdi de onlara kılavuzluk yapıyor. Ve onları çok acıklı bir azap bekliyor.

 Nahl 62:

  •  Ayrıca kendi hoşlanmadıklarını da Allah(cc) yakıştırıyorlar, hem de en güzel akibete, kendilerin layık olduğunu dillerine dolamışlar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, onların eline geçecek olan ateştir ve ateşe, en ön safta gireceklerdir.

18 Haziran 2021 Cuma

 Nahl 60-61:

  •  İşte böyle kötü sıfatlar, ahirete inanmayanlara yakışır, en yüce sıfatlar ise Allah(cc)'a. O, Aziz ve Hakim olandır. Şimdi Allah(cc), bu dünyada yapıp ettikleri kötülüklerden dolayı insanları henem cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar erteliyor. Süreleri dolduğunda sonlarını bir an olsun, ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler.

17 Haziran 2021 Perşembe

 Nahl 58-59:

  •  Onlardan birine bir kız çocuğunun dünyaya geldiği haberi verilince, öfkeden ve üzüntüden, yüzü mosmor kesilir. Müjdelendiği bu kötü haberin utancıyla eşinden dostundan saklanmaya çalışır.Şimdi ne yapsın: Hor,hakir,itilip kakılan bir bela olarak onu hayatta mı bıraksın, yoksa toprağa mı gömsün, ne yapsın? diye kara kara düşünür!. Yazıklar olsun, ne kadar kötü bir düşünce tarzı güdüyorlar!.
    (
    Yani,  bu seçeneklerin her ikisi de kötüdür,  çarpıktır:  çocuğu sürekli bir hor görme nesnesi,  bir  zillet kaynağı  olarak muhafaza etmek de,  müşrik Arapların sıkça yap­tıkları gibi, canlı canlı toprağa gömmek de. İslam öncesi Arabistan'ında kadına kar­şı benimsenen aşağılayıcı,  hor  görücü tutumu  dile getiren bu  pasaj -tarihsel olay­lara,  anane ve geleneklere ilişkin Kur’ânî referansların hemen hepsinde görüldüğü üzere- burada  işaret edilen  özel toplumsal  olguyu ve bunun  neticesi  olarak  orta­ya  çıkan  çocuk  kıyımı  hadisesini  de  aşan  çok  daha  geniş  bir  anlam  taşımaktadır. Öyle görünüyor ki, bütün bu pasajın en can alıcı noktası “kendileri için [sanki bu­na  güçleri  yetermiş  gibi]  hoşlarına  gideni  [seçmek  isterler]”  cümlesidir;  bunun  an­lamı  şudur: kendi hoşlarına  gitmeyen  şeyleri  (öm.  bizzat  kendilerince  aşağılanan kız  çocuğunu)  Allah'a  yakıştırmaya  o  kadar teşneyken,  insanın  O'na  karşı  mutlak olarak sorumlu olduğu anlayışını benimsemekte isteksizdirler; çünkü böyle bir an­layış,  kendilerini birtakım manevi/ahlakî sınırlar içinde tutmaya zorlamak süreriyle onların haz ve rahat yönündeki  eğilimlerine ters  düşmektedir.  Böyle mutlak ya da nihaî  bir  manevî/ahlakî  sorumluluk  fikrine  karşı  çıkınca,  insiyaki  olarak  kıyamet fikri,  ölümden  sonra  dirilme  fikri  karşısında  da  duralamaktadırlar;  ve  dolaylı  yol­lardan da olsa bir kere,  Allah'ın  ölüyü diriltmeye  kâdir olduğu  inkara kalkışılınca, bunun ardından O'nun her şeye gücü yeten Tek İlah olduğu gerçeğinin inkarı gel­mekte ve bu  inkar batağına bir kere saplananlar artık giderek birtakım hayal ürü­nü  güçlere,  varlıklara,  ya  da  etkilere  “tanrısal  nitelikler yakıştırma”ya  başlamakta­dırlar.  Yukarıdaki ara pasaj  bütün bunlara,  İslam  öncesi Arapların inanç ve  ana­nelerine atıfta bulunmak  suretiyle işaret ederken,  söylem, bütün bir Kur’an'ın çev­resinde  dönüp  durduğu  temaya,  yani Allah'ın  birliği,  eşsiz-ortaksız  olduğu  ve  her şeye gücü yeter olduğu konusuna böylece bir kere daha dönmektedir.ESED


    )

16 Haziran 2021 Çarşamba

 Nahl 57:

  •  Ayrıca kızları Allah(cc)'a yakıştırırken, - ki O tüm bunlardan münezzehtir, yücedir- pek sevdikleri (erkek) çocuklarını ise kendilerine isterler.
    (
    İslam  öncesi Arapları,  Lât,  Menât,  ‘Uzzâ  gibi  tanrıçalarla  (bkz.  53:19-20  ile  ilgili 13-  not) dişi olarak tasavvur ettikleri meleklerin “Allah'ın kızları” olduklanna ina­nıyorlardı.  Bu  tür inançlan kökten  reddeden  Kur’an,  Allah'ın  her türlü  eksiklik­ten uzak olduğunu (subhânehû) ve dolayısıyla,  kendini ya da cinsini devam et­tirmek anlamında ancak yaratıklara yakıştırılabilecek “döl”  ya da  “soy” kavramı­nın  içinde  taşıdığı  tamamlanmamışlık  vasfından  da  bütünüyle  münezzeh  oldu­ğunu  ifade  etmektedir  (karş.  6:100 ve  ilgili  87-88.  notlar).  57-59.  ayetleri kapsa­yan bu  ara  bölüm aşağıda  66.  notla  açıklanmaktadır.ESED

    )

 Nahl 56:

  •  Üstelik bir de kendilerine verdiğimiz rızıktan, hakkında hiç birşey bilmedikleri şeylere de pay ayırıyorlar. Allah(cc) şahittir ki, bütün bu uydurup durduğunuz şeylerden sorguya çekileceksiniz.
    (
    Bu âyetin pek çok manâsı vardır. Meselâ:•   Putlar,   şahıslar,  müesseseler,  gök  cisimleri,  ruhlar  gibi  şeylerde İlâhî  güç  tanıyor  ve  on-lara  yaratıcılık  ve  hayatlarını  tanzim  yetkisi  veriyorlar.•   Allah’tan   başka otoritelere, Allah’ın kendileri-ne bahşettiği geçimliklerle ilgili olarak meşrû-yu gayr-ı meşrû, gayr-ı meşrûyu meşrû kılma yetkisi tanıyorlar.•   Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah için  bir  pay  ayırıp,  kendi  bâtıl  iddialarınca “Bu  Allah’a  ait;  şu  da,  (O’nun  yanısıra  ma’-bud  edindiğimiz)  ilâhlarımızın!”  diye  bölüş-türmede bulunuyorlar.AÜ

    Klasik müfessirlerin çoğuna göre,  bu ifade,  müşrik Arapların -6 :136'da sözü ge­çen-  tanmsal  ürünlerinden  ve  hayvanlanndan  bir  kısmını  tanrılarına  adama âdetleriyle  ilgilidir;  ve  bu  tanrılar  tamamen  hayal  ürünü  olduğundan  burada, “haklarında hiçbir şey bilmedikleri”  sözüyle tanımlanmaktadır.  Bununla birlikte, yukarıdaki  ifade,  6:136  üzerine  120.  notumuzda  da  belirttiğimiz  gibi,  çok  daha geniş,  çok  daha  genel  bir  anlam  taşımaktadır:  bir  kere,  bu  sûrenin  önceki  üç ayetiyle,  yani  bu  ayetlerde  ifade  edilen,  Allah'tan  başka  güçlere  ve  etkilere  Al­lah'ın  yaratıcılık  vasfından  bir  pay (nasîb)  ve  dolayısıyla  bunlara  insan  hayatı üzerinde belirleyici  bir rol yakıştırmak tavnyla doğrudan  bağlantılıdır.  Bu  görüş, yukarıdaki  ayete  ilişkin  yorumun  son  cümlesinde  (astrolojik  spekülasyonlara özel  bir atıfta  bulunan)  Râzî  tarafından  da desteklenmektedir.ESED

    )

15 Haziran 2021 Salı

 Nalh 53-55:

  •  Hem size nimet namına ne verilmiş ise hepsi Allah(cc)'tandır. Kaldı ki, ne zaman başınız sıkışsa, O'na yalvarır yakarırsınız. Ama sonra o sıkıntınız giderilinci, bir kısmınız hemen Rablerine ortak koşmaya başlar. İşte bunca nimete şükür yerine , böyle nankörlük yapıyorlar. Şimdi bir süreliğine eğlenin bakalım, yakında başınıza gelecek akibeti öğrenirsiniz!.

 Nahl 51-52:

  • Allah(cc) buyurdu ki:' İki ilah edinmeyin! O ancak tek ilahtır. O halde yanlız Benden korkun'.  Zira, göklerde ve yerde olan herşey O'nundur. Kulluk ve itaat da daima O'na olmalıdır. Hal böyleyken, tutup yine de , başkasına karşı mı sorumluluk bilinci ile davranarak ondan sakınacaksınız?

14 Haziran 2021 Pazartesi

 Nahl 48-50:

  •  Allah(cc)'ın yarattığı bütün herşeyi görmüyorlar mı , nasıl da gölgeleri bir sağa bir sola salınarak, nasıl da Allah(cc)'a teslim olmuş(وَلِلّهِ يَسْجُدُ) bir şekilde O'na boyun eğiyorlar?
    Gökler ve yerdeki bütün canlılar ve melekler, Allah(cc)'a boyun eğmiş ve teslim olmuşlardır. Onların hiçbirisi büyüklük taslamaz. Üstlerinde egemen olan Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emredilmiş(مَا يُؤْمَرُونَ) se onu yaparlar.
    (

    Lafzen,  “ve  mutlak  şekilde  tâbi  olarak”  yahut  “teslim  olarak.”  “Boyun  eğme” (secde) terimi burada,  açıktır ki, yaratılmış  canlı cansız her şeyin Allah'a karşı ya da  Allah'ın koyduğu  doğal  yasalara  karşı  fıtrî,  içsel  boyun-eğmişliğini  dile  geti­ren  sembolik bir tabirdir.  ESED

    Yani,  Allah'ın  onların  yapılarına  yerleştirdiği  saiklere  uymak  zorundadırlar  ve böyle  olduğu  için  de,  günah  işlemeye  istidatları yoktur.  Oysa,  insan  bu  bakım­dan tamamen ve temelden farklıdır.  Yaratılış olarak günah ve erdemden bağışık olan  “hayvan ve melekler”in aksine  insan, terimin ahlakî anlamıyla,  serbest ira­de  üzere  yaratılmıştır:  doğmyla  eğri  arasında seçim yapabilir ve  dolayısıyla  gü­nah  işleyebilir;  ama günah  işlerken  bile,  Allah tarafından konulmuş bulunan ve Kur’an'da sünnetullâh (“Allah'ın yolu”) olarak tanımlanan evrensel yasaların,  ev­rensel  gerçeklerin  dışına  çıkamaz;  “göklerde  ve yerde var olan  her  şey ve  her­kes isteyerek y a   d a  zorunlu  olarak Allah'ın  önünde  eğilmektedir”  şeklindeki Kur’ânî ifade (13:15) bu  hususu  dile  getirmektedir.ESED

    )

13 Haziran 2021 Pazar

 Nahl 45-47:

  •  Şer tuzakları kuranlar, Allah(cc)'ın onları yerin dibine geçirmeyeceğinden, ya da kendilerine hiç tahmin etmedikleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırken Allah(cc)'ın ansızın onları yakalamayacağından bu kadar eminler mi? Onlar Allah(cc)'ı aciz bırakamazlar.
    Ya da, onları içten içe çürütüp ortadan kaldırmayacağından(عَلَى تَخَوُّفٍ) da mı eminler?
    Şunu da unutmayın ki, Rabbiniz çok şefkatli,çok merhametlidir.
    (
    Tahavvuf teriminin  anlamlarından  biri  de  “tedricî  eksilme/çürüme"  ya  da  “yavaş,: yavaş yok olma”dır (Lisânu'l-‘Arab,  havefe maddesi;  ayrıca Taberî ve Zemahşerî);j yukarıdaki anlam örgüsü içinde terim hem toplumsal, hem de manevî/ahlakî çağ- : rışımlar vermektedir:  yavaş  yavaş  ahlakî  değerlerin  çözülmesi,  gücün,  toplumsal: insicamın,  huzur ve  emniyetin ve  sonunda hayatın  kendisinin silinip yok olması.ESED

    )

12 Haziran 2021 Cumartesi

 Nahl 43-44:

  •  Senden önce de gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım insanlardan başkası değildi. Bu konuda yeteri kadar bilgiye sahip değilseniz, önceki vahyedilmiş kitaplara mensup kimselere sorabilirsiniz. Biz onları da hakikatın açık belgeleri ve hikmek yüklü sayfalarla göndermiştik. Biz sana da bu Kuranı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara apaçık anlatasın ve açıklayasın(لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ), onlarda bu sayede düşünüp ders çıkarırlar.
    (
    Âyet,  Kur’ân  indirildikten,  yani  ondan  her-hangi  bir  âyet,  âyetler  grubu,  sûre  geldikten  sonra  ondaki  ve  onlardaki,  nihaî  olarak  bütün  Kur’ân’daki   gerçeklerin,   va’d   ve   tehditlerin,   hükümlerin   insanlara   açıklanması   gerektiğini beyan  buyurmakta  ve  bunu  da  öncelikle  Kur’-ân’ın kendisine indirildiği zâta, yani Peygamber Efendimiz’e yüklemektedir. Şu halde, Kur’ân’ın insanlara tebliği sadece onu okumak değil, oku-mak, anlatmak ve açıklamaktır. Elbette Peygam-ber Efendimiz (s.a.s.), bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir. İşte  Sünnet,  Kur’ân’ın  mücmelini  (özet ve özlü ifadelerini) tafsil eder (açar), müp-hemini (kapalısını) tefsir eder, Kur’ân’da umumî ifadelerle gelen bazı hükümleri tahsis eder (o hü-kümlerin hangi şartlara bağlı, kim ve ne ile ilgili olduğunu beyan buyurur), mutlak, yani bir kayıt-la kayıtlanmadan gelmiş hükümlerini takyit eder (kayıtlandırır).  Aynı  zamanda  Sünnet,  Kur’ân’ıhayat hayat yapma yoludur.AÜ

    Tebyin,  hem  "iletme,  duyurma,  bildirme",  hem de "tarif etme" ve "uygulamalı olarak gös­terme"   anlamında   "açıklama"dır.   Kur'an'da   beyyene fiili kimi yerde bu en geniş çağrışımla­sın49  ve  belki  onlar  da  bu  sayede  düşü­nürler. 45  Yani  şimdi,  entrikaya  dayalı  düzenler  kuran  kimseler Allah'ın  kendilerini  yerin  dibine  geçirmeyeceğinden,  ya   da  azabın  hiç  farkında  olmadıkları  bir  noktadan  ge­lip   kendilerini   bulmayacağından   emin­ler,  öyle  mi?  46  Veya  (gündelik  telaşeyle)  dolaşıp  dururken,  kendilerini  asla  savuş­turmayacakları  bir   (belanın)  yakalama­yacağından?  47  Yahut  da,  bir  süreç  içeri­sinde  içten  içe  çözülmeye  mâhkum  edip  ortadan  kaldırmayacağından...50     Şunu   da   unutmayın   ki   Rabbiniz,   elbet   çok  şefkatli,  pek  merhametlidir.  48  İMDİ  onlar,  Allah'ın  yarattığı  çevrele-rıyla,  kimi  yerde  ise  sadece  "duyurma-iletme"  anlamıyla kullanılmıştır.  Mesela 98/Âl-i İmran 187  ve  108/Mâide  15  gibi  âyetlerde,  hep  kitap  ehliyle ilgili  olarak "gizleme" [hafâ) ve  "sakla­manın"  (keteme)  zıddına  "eksiksiz  iletme,  du­yurma"  anlamına kullanılır.  Fakat tüm  dil oto­ritelerinin  de  ifade  ettiği  gibi,  tebyin,  sözü  de  içine alan fakat ondan daha kapsamlı bir anlam taşır [Esâs-, Lisân ve Müfredat). Bu sûrenin 39. âyetinde ve başka âyetlerde  (Msl.  104/Nisâ:  26,  108/Mâide:  75  vd.) Allah'a  izafe  edilen  beyyene  fiili, 64. âyette (ayrıca İbrahim:  4) yine aynı an­lam içeriğiyle Hz. Peygamber'e izafe edilir. İlgi­li  âyetler  birlikte  okunduğunda,  Hz.  Peygam­ber'in   beyan   ve   tebyin   misyonunun   sadece   "iletmekle"  sınırlı olmadığı,  uygulamaya konu olan  talimatlarm  nasıl  uygulanacağını  bizzat  göstermenin  de bu misyona  dahil  olduğu görü­lecektir.  Zaten  vahyin  onu  "güzel  örnek"  ola­rak nitelemesi bunun teyididir (106/Ahzab: 21). Mİ

    Bu pasajın işaret etmek istediği iki husus vardır:  ilki,  36.  ayette beyan edilen ifa­deyle bağlantılı  olarak,  Allah'ın şu  ya  da bu  dönemde  her ümmete,  her uygarlı­ğa  peygamber  gönderdiği  ve  dolayısıyla  belli  başlı  hiçbir  insan  topluluğunun, hiçbir ümmetin  İlahî yol gösterme  rahmetinden yoksun  kalmadığı  hususu;  İkin­cisi  ise,  inkarcılann,  Muhammed'in  (s),  “ölümlü  bir  insan”  olduğu  için  Allah'ın elçisi  olamayacağı  yolunda  sıkça  dile  getirdikleri  itiraza  cevap  olarak  Allah'ın bütün peygamberlerini ölümlü  insanlardan seçmiş  olduğu hususu.  (Peygamber­ler de dahil,  hiçbir kulun  doğaüstü güçler ve niteliklerle donanmış olmadığı yo­lundaki Kur’ânî öğreti hk. bkz.  6:50 ve 7:188 ve bunlarla ilgili notlar; ayrıca 6:109 hk.  94.  not.)ESED

    Muheet’s compiler says “ٌانَيَب” (bayaan) is something with logic or reasoning which clarifies a matter. The Quran uses “ٌنْيَبَت” (tabyeen) against “ٌمْتَک” (katam) in 3:186 and 2:159. “ٌمْتَک” (katam): to hide something. As such, “ٌنْيِيْبَت” (tabyeen) would mean to highlight something, make it evident. At another place this word has been used against “ٌاءَفْخِا” (ikhfaa) which means to hide, as in 5:15. At the same place, the Quran has been called “ٌنْيَبُاب مَتَک”   (kitabun mubeen) which means the life format which makes the hidden truths evident. It is also understood as the life’s manual which contains clear truths, which are not related to this physical world and are beyond Man’s comprehension. They are revealed to the Messenger by God through Revelation. To reveal the truth this way, is called “ٌنَاْيِبَت” (tibyaan). LUQ


    )

11 Haziran 2021 Cuma

 Nahl 41-42:

  •  Zulüme uğradıktan sonra, Allah(cc) uğrunda hicret etmek durumunda olanlara gelince; dünyada onları en uygun şekilde yerleştiririz , fakat onlar için Ahiret mükafatı çok daha iyidir. Keşke (ısrarla inkar eden) insanlar bunu bilseydi; Onlar hak yolda sabrederler ve yanlız Allah(cc)'a dayanıp güvenirler.
    (
    İlk  ağızda  “bildi”  anlamına gelen ‘alim e fiili aynı zamanda  “öğrendi”  ya  da  “gö­rüp anladı"  anlamını da taşımaktadır;  Beğavî,  Zemahşerî ve Râzî'nin de belirttik­leri gibi, lev kânûya'lem ûn ibaresindeki  “onlar”  zamiri  önceki  pasajlarda geçen inkarcılara  ilişkindir;  bu  nedenle,  çevirideki  “bir  anlayabilselerdi!”  sözü  burada, sonraki  nesne  cümleciğiyle  kendiliğinden  aşikar  bir bağlantı  sağlayacak  biçim­de açık  olarak ifade  edilmiştir.ESED
    )

10 Haziran 2021 Perşembe

 Nahl 40:

  •  Biz bir şeyin olmasını dilediğimiz zaman, ona 'Ol' dememiz yeterlidir. O da hemen oluş sürecine girecektir.
    (
    Âyetin  ve  benzer  ifadelerin  anlamı  için  bkn.  Bakara Sûresi/2: 117, not 101. Burada, şu önemli noktayı ilâve edebiliriz:Mutlak kudret sahibi olan Cenab-ı Allah (c.c.), eşyayı  onunla  hiçbir  fizikî  teması  olmadan  ve  o  kadar kolay, o kadar süratle yaratır ki, bu yaratma bir “ol!” sözünden ibarettir. Ayrıca, Kadir-i Mut-lak  Zat  yaratıklarına  sonsuzca  yakın  olmasına mukabil,  onlar  O’na  sonsuzca  uzaktır.  O,  sınır-sız büyüklüğüne rağmen, en küçük yaratığı bile asla  önemsiz  görmez;  onu  sanatının  mükemmel  güzelliğinden asla mahrum bırakmaz. Varlıkların meydana  gelişindeki  sonsuzca  kolaylığa  rağmen kâinattaki mükemmel düzen, bu Kur’ânî gerçeğe şahitlik etmektedir. Aşağıdaki temsilî mukayese, yaratılıştaki kolaylığı, Cenab-ı Allah’ın  yaratık-larıyla  olan  münasebetini  ve  onlardaki  tecellisini  kavramak için bir fikir verebilir:Güneş,  Cenab-ı  Allah’ın  Nûr  ismine  kesif  ve  katı  bir  ayna  olmakla  birlikte,  her  varlığa  ken-disinden daha yakın denecek ölçüde yakın olup, onlar  üzerinde  ışık,  renk  ve  ısı  verme  gibi  yol-larla  tesiri  vardır.  Buna  karşılık,  yerdeki  her  nesne,  güneşten  milyonlarca  kilometre  uzakta  olup,  onun  üzerinde  hiçbir  tesirleri  yoktur  ve  ona yakınlık da iddia edemez. Bir nesne, ne ka-dar şeffaf, dolayısıyla güneşin tesirlerine ne ka-dar  açık  ise,  onun  güneşle  münasebeti  o  ölçüde  fazla  olur.  Bu  nesnenin  bir  atom  kadar  küçük  veya  atmosfer  kadar  geniş  olması,  bu  münase-bete  tesir  etmez.  Bir  okyanus  ve  bu  okyanus-taki bir damla, bir gezegen ve yeryüzündeki bir atom, atmosfer ve bir hava molekülü, güneşten aynışekilde  istifa  eder  ve  bunların  her  biri  gü-neşe ayna olur, güneşi koynunda barındırır. Eğer güneş canlı, şuurlu ve irade sahibi olsaydı, onun damladan  okyanusa,  bir  atomdan  bir  gezegene,  bir  hava  molekülünden  atmosfere  sistemindeki  bütün tesir, tecelli ve tasarruflarını bir “ol!” em-riyle yaptığını söyleyebilirdik.İşte,  gökler  okyanusunda  ışık  veren  bir  ka-barcık, Cenab-ı Allah’ın Nûr isminin tasarruf ve tecellilerine  küçük  ve  katı  bir  ayna  olan  güneş, Cenab-ı  Allah’ın  yaratıklarıyla  olan  münasebe-tini  ve  onlardaki  tasarrufunu  anlamamıza  bir  misal teşkil etmektedir. Nurlar Nûru, Nûrun Ya-ratıcısı, Nûru Nur Yapan ve İlmine ve Kudreti-ne nisbeten güneşin yeryüzü kadar kesif olduğu Cenab-ı Allah (c.c.), yaratıkları O’ndan sonsuzca uzak olsa da O, her bir varlığa kendisinden daha yakındır ve her şeyi o kadar kolaylıkla yapar ki, sanki bu yapma bir “ol!” emrinden ibarettir. Bü-yük–küçük, şeffaf–kesif  hiçbir  şey  O’nun  kud-retinden  ve  emrinden  hariç  değildir  ve  olamaz.  (Ayrıca bkn. Yâ–Sîn Sûresi/36: 83, not 27.).AÜ
    )

9 Haziran 2021 Çarşamba

 Nahl 38-39:

  • Bir de :'Allah(cc) ölüp gitmiş birini asla diriltmeyecektir' diye vargüçleri ile yemin ediyorlar. Hayır!, bu söz haktır ve Allah(cc)'ın vaadidir. Ne var ki, insanların çoğunluğu buna kavrayamıyor. Oysa ki, ihtilafa düştükleri konuları onlara açıkça göstermek için bunu yapacaktır. Ayrıca, bir de ısrarla hakkı inkar edenlerin ne kadar yalancı olduklarını ortaya çıkaracaktır.
    (
    In v. 39 those two things have been stated which rationally and morally require that there must be Resurrection and Life-after-death, that is: (1) to reveal what the reality was, and (2) to reward or punish people in accordance with the right or wrong stand they took about it in this world. It is common knowledge that since the creation of Man on the Earth there have been many differences regarding the Reality which have been sowing dissension between families, nations and races. These have also led to the formation of many different societies, cultures and creeds on different theories. In every age millions of the torch-bearers of each of these theories have been putting at stake their all-life, property, honor-to propagate and defend their favorite theory. Nay, there has always been such a bitter conflict between them that each group tried to annihilate the other, who, in his turn, stuck to it to the last. This being the case, common sense demands that such far-reaching and serious differences should be cleared some time or other, so as to decide with certainty what was right and what was wrong, who was in the right and who was in the wrong. Obviously, it is not possible to lift the curtain from the Reality in this world so as to reveal things in their true perspective. This is because the system on which this world has been created does not allow this. Therefore, there should be another world to fulfill this demand of common sense.

    This is not the demand of common sense alone but also of the moral sense, which requires that the partners in this conflict should be rewarded or punished according to right or wrong, just or unjust part they played in it. For, some of these committed cruelties on the others, who had to make sacrifices for their cause. Then each one should also bear the responsibility for formulating and practicing a moral or immoral philosophy which influenced millions and billions of others for better or worse. Moral sense demands that there should be a time for the moral consequences to take their due course. As this is not possible in this world there should be another world for the purpose.ET

    )

8 Haziran 2021 Salı

 Nahl 36-37:

  •  Gerçek şu ki, Biz her toplum içinden, ' Allah(cc)'a kulluk edin, şeytani güçlerden uzak durun' (mesajıyla gönderilen) bir elçi çıkardık. Allah(cc) o geçmiş topluluklardan bir kısmını hidayetiyle doğru yola yöneltti, bir kısmı da sapıklık içinde bırakılmaya müstahak oldular. O halde , şimdi yeryüzünde bir dolaşın bakalım, hakkı yalanlayanların sonu ne olmuş bir bakın!.
    Şimdi, siz (sen) o ısrarla hakkı yalanlayanların doğru yola erişmelerini isteseniz de, bilin ki, Allah(cc) sapıklık içinde kalmalarına hükmettiği kimseleri doğru yola eriştirmez ve böyleleri (Kıyamet günü de) kendilerine yardım edecek kimse bulamayacaklar.
    (
     Âyet,  hidayetin  Allah  vergisi,  buna  karşılık dalâletin  (sapıklık)  ise  bir  istihkak,  yani  bizzat  insanın hak etmesinin neticesi olduğunu açıkça beyan buyurmaktadır. Kişiyi sapıklığa müstahak kılan sebepler ise zulüm, açıktan ve çekinmeden günah  işleme,  kibir  ve  yanlışta  bile  bile  ısrar etme gibi hususlardır. (Bakara Sûresi/2: 26; Nisâ Sûresi/4: 168–169; İbrahim Sûresi/14: 27, vs.).AÜ

    )

7 Haziran 2021 Pazartesi

 Nahl 35:

  •  Bir de Allah(cc)'a şirk koşanlar :' Eğer Allah(cc) dileseydi, ne biz ne de atalarımız, O'ndan başka hiç bir şeye kulluk etmez, hem de O'ndan başkasının sözüyle hiç bir şeyi haram kılmazdık' diyorlar. Onlardan öncekiler de böyle davranmıştılar. Bu durumda, elçilere düşen apaçık tebliğden başka nedir?
    (
    That is, "Your argument" is not a new one but the same old one which had always been offered by erroneous people who went before you. Today you arc, like them, excusing yourselves for your deviation and evil conduct, saying that it is the will of God. You know that this is a lame excuse that has been invented to delude yourselves, and to escape from admonition."

    This answer also contains a subtle retort to the objection of the disbelievers that the Qur'an consisted merely of old stories of the ancients (v. 24). They meant to imply that the Prophet had nothing new to offer. So he was repeating the same old stories that had been repeated over and over again since the time of Prophet Noah. The retort is this: "If the Holy Prophet was not presenting anything new but was reciting the old stories of the ancients, you yourselves are not putting forward any new excuse in defense of your evil deeds, but the same old excuse that was put forward by the people who went before you.".ET

    )

6 Haziran 2021 Pazar

 Nahl 33-34:

  •  Hakikatı inkar edenler ille kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin nihai yargısının biran önce gerçekleşmesini mi bekliyorlar?  Onlardan öncekiler de böyle yaptılar ve (helak edildiklerinde) Allah(cc) onlara zulmetmedi, aksine onlar kendilerine yazık ettiler. Yapıp ettikleri o kötülükler dönüp dolaşıp kendilerini buldu(فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُواْ) ve o alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.
    (
    This is to admonish the unbelievers to this effect: "Why are they still hesitating to accept the Message which is very simple and clear ? We have tried every method to present each aspect of the Truth clearly with arguments and brought witnesses thereof from the whole system of the universe, and have left no room for any man of understanding to stick to shirk. Now what they are waiting for is nothing more than this that the angel of death should come before them: and then they will accept the Message at the last moment of their lives. Or, do they wait for the scourge of God to overtake them and make them accept the Message?".ET
    )

5 Haziran 2021 Cumartesi

 Sabah duasi:
Allahım bizi bize döndür.
Bizi kapında durdur.
Allahım bizi, senin için sende ve seninle eyle.
Bizi sana hizmetle bahtiyar eyle.
Almamız da vermemiz de senin için olsun.
İçimizi senden başkasının sevgisine mekan olmaktan temizle, nehyettiğin yerleri bize gösterme. Emrettiğin yerlerde bizi, bize kaybettirme.
Zahirimizi (dışımızı) sana masiyetten (günah işlemekten), batınımızı (içimizi) da şirkten koru.
Bizi nefislerimizin elinden al, kurtar sana ulaştır.
Bütün fiil ve hareketlerimiz yalnız senin için olsun.
Yalnız sana güvenelim, sana dayanalım.
Senden başkasına asla güvenmiyelim, dayanmayalım.
Senden gafil olma bedbahtlığından bizi uyandır.
Bizi, sana taat, ibâdet, ve münacat elbiseleri ile giydir.
Kalblerimize ve özlerimize sana yakınlık zevkini tattır.
Nasıl ki gök ile yer arasını ayırdı isen, günahlarla bizim aramızı da aynen öylece ayır.
Bizi günahlardan uzak tut.
Nasıl ki gözün siyahı ile beyazının arasını biri birine yakın etti isen, aynen onun gibi, bizi de sana kulluğa, sana taate yakin et.
Günahlarla bizim aramızı aç. Tıpkı, sana masiyet bahsinde, Yûsuf aleyhisselâm ile Züleyha’nın arasını açtığın gibi.
Allahım! Bizi gaflet uykusundan uyandır.
Bizim kimimizi, kimimizden faydalandır.
Bizi yalnız kendinle meşgul eyle.
Taki nefislerimiz islah olsun. Nefislerimize sana gelen yolu göster.
Ömrümüzün kalan kısmını, senin yolunda meşguliyetle geçirelim!
(Amin)

 Nahl 30-32:

  •  Takva sahiplerine :' Rabbiniz ne indirdi?'  denildiğinde :' Hayır (indirdi)' derler. Bu dünyada yerinde ve tutarlı davranış sergileyenlere(لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ), aynı şekilde Allah(cc)'ın ihsanı vardır. Ahiret yurtları ise daha da hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne de güzel!. Zemininden ırmaklar akan Adn cennetlerine girecekler ve orada istedikleri herşeyi bulacaklardır. Allah(cc) takva sahiplerini işte böyle mükafatlandırır. Meleklerin tertemiz bir şekilde canlarını aldığı bu kimselere :' Selam size, yaptıklarınıza karşılık , buyrun, girin cennete!' denilecektir.
    (
    Geçen sürelerde ve burada da vurgulandığı üzere, takva sahibi, yerinde ve tutarlı davranış (لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ ) sergileyendir ve bu dünyada bile Yüce Rabbim ona yine yerinde ve tutarlı bir şekilde ihsanda bulunacaktır. Fakat asıl güzellikler onları ahirette beklemektedir. Yani Yüce Rabbim, dünyada da hasene işleyenleri zebil etmeyecek, onlara ihsanda bulunacaktır. Engin rahmet ve merhametiyle Yüce Rabbim, kullarından istediği yerinde ve tutarlı davranış sergilemelerinin karşılığını dünyada hangi nimetle verebilir ki? O muhteşem mükafat ahirettedir, fakat dünyada da zebil etmeyecek, ettirmeyecektir. İhsanda bulunana, gerçek mükafatı ahirette olmak üzere, dünyada da  ihsanda bulunacaktır.
    )

4 Haziran 2021 Cuma

 Nahl 27-29:

  •  Sonra, Allah(cc) onları kıyamet günü rezil rüsvay eder ve :' Hani, nerde o uğruna mücadele verdiğiniz ortaklarım!' der. Kendilerine ilim nasip edilenler de:' Gerçekten her türlü rezillik ve sefalet, bugün hakkı ısrarla inkar edenlerin başınadır' derler.
    Melekler böyle ısrarcı inkarcıların canlarını, kendilerine yazık ederlerken alır ve onlar (nihayetinde hesap vermeye çağrıldıklarında) :' Kötü bir şey yapmak istememiştik biz!' diyerek mazeret uydurmaya çalışırlar. Fakat, onlara :' Hayır!, yapıp ettiğiniz her şeyi Allah(cc) eksiksiz biliyor, şimdi girin bakalım o sonsuza kadar kalacağınız cehenneme!' denilecektir. Ne kadar kötü o kibir abidelerinin kalacağı yer!.
    (
    Zımnen,  “ve  sizi,  bunları  yaparken  güttüğünüz  amaçlara  göre  yargılayacaktır.” Allah'ın  vahyedilmiş  mesajlar  yoluyla  teklif ettiği  doğru  yol  bilgisini,  büyüklük duygusu  içinde  bilerek  hafife  alıp  “eskilerin  masalları”  diyerek  (bkz.  yukarıda 22-24.  ayetler)  bir  kenara  attıkları  gözönünde  bulundurularak,  böylelerinin  bil­mezlikten  gelmelerinin,  hakikatten  habersiz  olduklarını  ileri  sürmelerinin  kâle alınmayacağını îma  eden bir ifade.ESED

    )

3 Haziran 2021 Perşembe

 Nahl 26:

  •  Onlardan önce gelip geçmişler de (ilahi mesaja ve o mesajı getirenlere karşı ) bir çok tuzaklar ve entrikalar kurgulamışlardı. Ama Allah(cc) onların bu tuzaklarını temelinden çökertti ve bütün o kurguladıkları kendi başlarına çöktü ve azabın nereden geldiğini anlayamadılar bile!.

2 Haziran 2021 Çarşamba

 Nahl 22-25:

  •  Sizin ilahınız bir tek İlahtır. Ne var ki ahirete inanmayanların kalbi bu gerçeği boş bir kibir yüzünden kabule yanaşmıyorlar. Hiç kuşkusuz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da tam olarak Allah(cc) bilmektedir. Kesin olan şu ki, Allah(cc) kendisini büyüklük duygusuna kaptıranları asla sevmez. Böylelerine :'Rabbiniz ne indirdi?' diye sorsanız; ' Eskilerin masalları!' derler. Böyle yaparak, Kıyamet günü kendi günahlarının yükünün tamamını, yoldan çıkardıkları kimselerin yükünü de kısmen üzerlerine almış olurlar. Ne kadar kötü bir yük!.
    (
    Âhiret’i  inkâr  etmek,  ya  insan  duyularının ötesindeki âlemleri, varlığın metafizik boyutunu inkâr  etmekten  veya  insanın  kendi  üstünde  bir  varlığın  önünde  hesap  vermeyi  kibirine  yedire-memesinden kaynaklanır. Birinci durum da yine beşerî gurura, yani insanın kendi idrak ve bilgisi-ne duyduğu güvenden ileri gelen gurur ve kibire dayanır. Âhiret’i inkâr da, çok defa Allah’ı inkârıberaberinde  getirmektedir.  Bunun  diğer  türlüsü  de doğrudur; yani Allah’ı, mutlak üstün bir var-lığı  inkâr  Âhiret’i  inkâra  da  sebep  olmaktadır. Bu  gerçek,  İslâm’da  iman  esaslarının  birbiriyle  derinden  bağlantılı  olup,  birbirini  gerektirdiğini ortaya  koyar.  Dolayısıyla,  bu  esaslardan  birine  inanmak diğerlerine inanmayı da gerektirir.AÜ

    Kimseye  kimsenin  suçunun  ve  günahının yüklenemeyeceği  (En’âm  Sûresi/6:  164),  İslâmî bir  düsturdur.  Fakat  “Sebep  olan,  yapan  gibidir.” kaidesince, iyi veya kötü bir işe sebep olan, bir  insanı  iyi  veya  kötü  bir  işe  yönelten,  o  iş-ten  gelecek  sevap  veya  günaha  ona  olan  katkı-sı  nisbetinde  ortak  olur.  Peygamber  Efendimiz  aleyhissalâtü  vesselâm,  bir  hadis-i  şeriflerinde bu düsturu şöyle beyan buyurmaktadırlar: “Kim İslâm’da güzel bir yol, bir çığır açarsa, bu açma işiyle birlikte daha sonra o yolda gidenlerin sevap ve mükâfatı, o yolda gidenlerden eksiltilmemek üzere o kişiye verilir. Kim de İslâm’da kötü bir yol, bir çığır açarsa, bu açma işiyle birlikte o yol-da  gidenlerin  vebali,  gidenlerden  eksiltilmemek  üzere onun sırtına yüklenir.” (Müslim, “Zekât”, 69; İbn Mace, “Mukaddime”, 203).AÜ

    Bu  âyetle,  En'âm  sûresinin  164.  âyeti  ara­sında  herhangi  bir  çelişki  bulunmamaktadır.  Bu   âyette   saptıranların  yüklendikleri   kısmi   vebal,  gerçekte kendi eylemlerinden  doğan  so­nucun vebalidir,  "başkasının"  günah yükü  de­ğil.  Buradaki  vurgu  açıktır:  Başkalarını  saptı­ran biri  tüm  sorumluluğu  cahilliklerinden  do­layı sapanlara yıkamayacağı gibi,  sapan biri de tüm  sorumluluğu  kendisini  saptıranlara  yıka­maz.  Çünkü  onlar  körü  körüne  berikileri  ta­kip  etmiş,  akıllarını  kullanmamış,  kendileri­ne  söylenenlerin  doğruluğunu  araştırmamış­lardır.  Dolayısıyla  sapmalarının  sorumluluğu­nun  bir  kısmı  kendilerini  saptıranlara  aitse,  bir kısmı  da  kendilerine  aittir. Mİ

    Zira sapanla saptıran ortaktırlar; birisi öbürünü saptırmış,  öbürü  de  onun saptırmasına  boyun  eğmiştir. Öyleyse günahı ikisi beraberce yükleneceklerdir.«Saptırmanın-bilgisizce olması» saptırılana dönük bir keyfiyettir.  Yani  uydukları  yolun  sapıklık  olduğunu  bilmeden sapmışlardır, demektir. Bu da tek başına iyi niyetin yetersizliğini,  ihlâsla  beraber,  doğrunun  tesbiti  için gayret sarfetmenin gerekli olduğunu gösterir.VKO

    Onlar Allahın indirdiğine “öncekilerin masalları” ifadesini, insanları yoldan çıkarmak, dalalete sevk etmek için söylediler. Böylece dalaletlerinin günah yüklerini tam olarak sırtlandılar. Çünkü başkalarını saptırmaları, kendilerinin dalalette iyice kökleşmelerinin bir sonucudur.
    Kendi günah yüklerine ilâve olarak, saptırdıklarının da günahlarından bir kısmını yüklenecekler. Bu, onların dalaletine sebebiyet verme günahıdır.
    Ayetteki “biğayri ilm” yani “bilgisizlikleri yüzünden” kaydı, yoldan saptırılanların hâlidir. Yani bunlar kendilerini yoldan çıkaranların dalalet üzere olduklarını bilmemişler, cahilce onlara uymuşlardır. Bu da gösteriyor ki, onların cehaletleri kendileri için bir özür olmayacak. Çünkü araştırma yapmaları, hak yolda olanla batıl yolda olanı ayırmaları gerekirdi.ŞE






    )

1 Haziran 2021 Salı

 Nahl 20-21:

  •  Onların Allah(cc)'tan başka yalvarıp yakardıkları, hiç bir şey yaratamaz, hatta onlar kendileri yaratılmıştır. Ölüdür onlar, diri değil!. ( ve dolayısıyla kendilerine hayat verecek birine muhtaçtırlar) Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
    (
    The words employed here to refute man-made deifies clearly indicate that these deities were deceased prophets, saints, martyrs and pious and other extraordinary beings buried in their graves and not angels, jinns, devils or idols. For the angels and devils are alive: therefore, the words, "They are dead, not living" cannot apply to them, and it is out of the question to say about idols of stone or wood that "They do not know at all when they shall again be raised to life" in the Hereafter. As regards the objection to this version that there were no such deities in Arabia, this is based on the lack of knowledge of the history of the pre-Islamic period. It is well known that there was a large number of Jews and Christians living among many clans of Arabia, who used to invoke and worship their Prophets, saints, etc. It is also a fact that many gods of the mushriks of Arabia were human beings, whose idols they had set up for worship after their death. According to a Tradition cited in Bukhari on the authority of Ibn ' Abbas, "Wadd, Sua`, Yaghuth, Ya`uq, and Nasr were pious human beings, whom the succeeding generations had made gods." In another Tradition, related by Hadrat 'A'ishah, Asaf and Na'ilah were human beings. There are also traditions to the same effect about Lat, Munat and 'Uzza. So much so that according to some traditions of the mushriks, Lat and `Uzza were the beloved ones of Allah who used to pass His winter with Lat and summer with `Uzza. But "Allah is absolutely free from such (absurd) things they attribute to Him.".ET

    )