31 Ocak 2020 Cuma

Yunus 90-92:
  •  Ve nihayetinde, İsrailoğullarını denizden geçirdik. O esnada firavun ve ordusu, tam bir taşkınlık ve düşmanlık içinde peşlerinden geliyordu. Nihayet tam sular onu boğmak üzere iken, firavun: ' İman ettim!, İsrailoğullarının inandığı ilahtan başka ilah yokmuş. Ben de kayıtsız şartsız O'na inananlardanım' dedi.
    'Şimdi mi? Halbuki bundan önce isyan etmiş, bozgunculardan olmuştun!'. Biz de, senin bedenini denizden çıkarıp  karaya bırakacağız ki, sonraki nesillere ibret olsun!. Fakat , maalesef, insanların çoğu bu ibretlik olaylara karşı ısrarla aldırmaz bir tavır sergiliyor.

30 Ocak 2020 Perşembe

Yunus 88-89:
  •  Musa(as):' Ey Rabbim, Sen, gerçekten firavun ve ileri gelenlerine bu dünyada muhteşem bir debdebe ve server verdin, ki Ey Rabbim, bunla insanları senin yolundan saptırıyorlar! Onların içlerine sıkıntı üstüne sıkıntı ver, bütün servetlerini mahvet! Belli ki, Sen onlara acı veren bir azap vermedikçe , onlar iman etmeyecekler' diyerek dua etti.
    Allah(cc):' Duanız kabul edildi. Öyleyse, siz ikiniz, sabır ve sebatla doğru yolda devam edin, ve sakın cehalete gömülüp gitmiş kimselere uymayın' diye buyurdu.

29 Ocak 2020 Çarşamba

Yunus 87:
  •  Musa(as) ve kardeşine:' Mısırda evler hazırlayın ve evlerinizi namazgah edinin. Namazınızı ve kulluğunuzu hakkıyla ifa edin ve inananları da (Allah(cc)'ın yardımıyla) müjdeleyin' diye vahyettik.
    (Evet, zalimler iyice azınca yapılacak tek şey, bir köşeye çekilip Yüce Rabbime yalvarıp yakarmak ve O'nun verdiği mühletin bir an önce dolması için ızdırarla niyazda bulunmak, ki Musa(as) bir sonraki ayetlerde de görüleceği gibi, bunu yapıyor.)
Yunus 83-86:
  •  Firavun ve onun ileri gelenlerinden korkuları sebebiyle çok az kişi Musa(as)'a inandılar. Çünkü, Firavun, o ülkede çok zorba bir hakimiyet kurmuş ve hak-hukuk tanımaz biri olmuş çıkmıştı.
    Musa(as):' Ey kavmim, eger hakikaten Allah(cc)'a iman etmişseniz, eğer bütün varlığınızla O'na teslim olmuşsanız (müslüman), yanlız O'na dayanıp güvenin' diye ögüt verdi.
    Onlar da:' Yanlız Allah(cc)'a dayanıp güvendik, Rabbimiz, bizi şu zalim topluluğun işkencelerine maruz bırakarak, onlar için bir imtahan unsuru yapma. Bizi, rahmetinle, şu kafirler guruhundan kurtar(نَجِّنَا)' diye dua ettiler.
    (
    Burada iman eden çok az kişi, muhtemelen mısırlılardan. Zira israiloğulları zaten işkence altında ve zulüm görüyorlar ve Musa(as)'ın önderliğini kabul etmişlerdi. Onlar genel olarak, sürü psikolojisi ile Musa(as)'ı takip ediyorlardı. Ama bu çok az inanan kişi mısırlılardan olmalı, çünkü firavunun ve adamlarının onlara işkence yapmasından korkuyorlar. İsrailoğulları ise, bir topluluk olarak Musa(as)'ın peşinde idi, inançlarındaki zayıflık ile olsa gerek, onca mucizenin içinden geçip firavundan kurtulduktan sonra, 40 gün gibi kısa bir sürede tekrar puta tapar konuma gelmeleri enteresandır.
      نَجِّنَا  x-->  ن ج و   ->  to be protected from something that is dangerous, Some say that it has been derived from “ٌ نجَْوَ ة ” (najwah) which means “high place” or “height”. Raghib says that “ نَجَاءٌ ” (naja’a) actually means for something to be separate: come apart. -> Her ne kadar kurtar, koru gibi çevrilse de, burada kasdedilen daha çok ayırmak gibi gözüküyor. Yani :'Bizi, rahmetinle, şu kafirelerden ayır' (kim inanan kim değil ortaya çıksın) )

28 Ocak 2020 Salı

Yunus 79-82:
  • Firavun:' Ülkede ne kadar yetenekli büyücü varsa hepsinin toplayın!' diye emir verdi.
    Büyücüler gelince, Musa(as):' Ortaya atacağınız ne varsa atın! Hünerinizi görelim!' dedi.
    Onlar iplerini ve değneklerini atınca, Musa(as):' Bütün yaptığınız büyüden ibaret!, Allah(cc) hepsini boşa çıkaracak ve batıl olduğunu ortaya koyacaktır. Çünkü Allah(cc), bozguncuların işlerine düzen ve kalıcılık vermez' dedi.
    'Günaha batıp kalmışlar hoşlanmasa da, Allah(cc) , hüküm ve icraatıyla gerçeği ortaya serecektir!' diye de ekledi.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Yunus 75-78:
  •  Sonra, onların ardından, Musa(as) ve Harun(as)'ı firavuna ve onun ileri gelen yetkililerine gönderdik ama onlar da kibirlenip inanmayı reddettiler ve sürekli günaha batmış kalmış bir topluluk olarak kalmakta ısrar ettiler.
    Tarafımızdan gerçek ulaşınca:' Bu besbelli ki bir büyü!' dediler.
    Musa(as):' Size gelen gerçeği böyle mi değerlendiriyorsunuz?  Bu mu sihir! İyi de sihirbazlar bunu başaramazlar ki!'.
    Onlar da:' Sen, bizi atalarımızın izinde gitmekten döndüresin ve böylece ülkede üstünlük ve hakimiyet ikinize kalsın diye mi bize geldin? Yok öyle, size asla inanmayacağız!' dediler.
    (Evet, hasta akıllar, kendi gerçek amaçlarını ve düşüncelerini,  sanki başkası da öyle düşünüyormuş gibi ortaya sererler. Kendileri yalan söyler, başkasına yalancı der, kendileri çalar, başkasına hırsız der, kendileri iftira atar, başkasına iftiracı der, kendileri haindir başkasına hain der; işte bunlar hasta akıllar ve artık onlar kanser gibi dönülmez noktadadırlar, ondan dolayı da mühürlenmiştir herşeyleri, aynı firavun gibi, önünde yarılan denizi bile görmez dalar içine, yeter ki elinden o saltanatı gitmesin, ama sonu malum! )
Yunus 74:
  •  Sonra Nuh(as) ardından, herbiri kendi halkına olmak üzere bir çok elçiler gönderdik. Onlar , kavimlerine apaçık delillerle gittiler, ne var ki kavimleri o elçilerin getirdiği hakikatı yalanlamakta ısrar ettiler ve kendilerine gösterilen mucizelere de inanmadılar. Haddi aşanların kalplerini işte böyle mühürlüyoruz.

26 Ocak 2020 Pazar

Yunus 71-73:
  •  Onlara, Nuh(as) kıssasını aktar, hani , O kavmine şöyle demişti:' Ey kavmim!, aranızda olmam ve size Allah(cc)'ın ayetlerini hatırlatmam zorunuza gidiyorsa, şunu bilin ki, ben Allah(cc)'a dayanıp güvendim. Siz de toplanın, iyice düşünüp taşının, ilahlarınıza da danışın! içinizde kalmasın! Sonra ne karar verdiyseniz bana karşı, mühlet falan vermeyin hemen uygulayın, size  dert olmasın!'.
    'Eğer tabi, yüz çevirirseniz, ben zaten sizden bir ücret istemiyorum ki!.  Benim ücretimi takdir etmek sadece Allah(cc)'a aittir ve bana emredilen de , Allah(cc)'a tam teslim olmuş müslümanlardan olmamdır'.
    Bütün bunlara rağmen, Nuh(as)'mı yine de yalanladılar ve Allah(cc) da Nuh(as) ve beraberindekileri kurtardı ve onları yeryüzüne mirasçı yaptı, ama Allah(cc)'ın ayetlerini yalanlamayı bir alışkanlık edinenleri suda boğdu. Onca uyarıya rağmen sonları nasıl oldu bir bakın!.
Yunus 68-70:
  •  Bir de kalkmış :' Allah(cc) , çocuk edindi' diyorlar. Haşa, Allah(cc) bundan münezzehdir ve hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa herşey Allah(cc)'ındır. Bu konuda hiç bir deliliniz yok! fakat, hala Allah(cc) hakkında bilmediğiniz şeyleri mi konuşup duruyorsunuz?.
    De ki:' Şüphesiz, Allah(cc) hakkında türlü türlü şeyler uydurmayı bir alışkanlık haline getirenlerin kurtuluşa ermesi imkansızdır'.
    İşte dünyada geçinip gidiyorlar ,ama sonra dönüş, Allah(cc)'adır ve yapıp/ettiklerinden dolayı şiddetli bir azaba çarptırılacaklardır.

25 Ocak 2020 Cumartesi

Yunus 67:
  •  Sizin için, bağrında dinlenip sukunet bulasınız diye geceyi, işlerinizi görüp gözetesiniz diye de gündüzü yaratan Allah(cc)'tır. İşte bunda dinleyip ders almak isteyen insanlar için nice deliller vardır.
Yunus 65-66:
  •  Bu itibarla, hakkı inkar edenlerin sözleri seni üzmesin, çünkü kudret ve üstünlük bütünüyle Allah(cc)'a aittir. Allah(cc) herşeyi işiten ve hakkıyla bilendir.
    Unutmayın ki, yerde, gökte her ne varsa, herşey Allah(cc)'ındır. Allah(cc)'tan başka ilahlara kulluk edenler de gerçekte o putlara tabi olmazlar, onlar sadece zanna tabi olurlar ve kendi keyif ve menfaatlerine göre (يَخْرُصُونَ) konuşuyorlar.
    ( يَخْرُصُونَ   ->   x> خ ر ص  -> to guess, to lie, to form an idea, to guess without knowing something one is uncertain of, (Raghib says that to say something by guessing, even if it is true, is still an act of uncertainty) -> sadece varsayımlara veya kendi uydurduğumuz fikirlere göre konuşma ve fikir ortaya atma)

24 Ocak 2020 Cuma

Yunus 62-64:
  •  İyi bilin ki, Allah(cc)'a yakın olanların korkmaları (خَوْفٌ) için bir sebep yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir(يَحْزَنُونَ) de. Onlar hakkıyla iman etmişlerdir ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci (يَتَّقُونَ) ile davranırlar. Onlar için hem bu dünya hayatında hem de Ahirette müjde vardır. Allah(cc)'ın vaadlerinde bir değişme olmaz. İşte budur çok büyük kazanç ve çok büyük başarı.
    خَوْفٌ ->  خ و ف  -> to be scared, to be afraid, fearing from s.t. or s.o. for what might happen from it/him. -> havf, haşyet'ten farklı olarak, bir şey hakkında bilgisizlikten veya belirsizlikten dolayı ondan korkmayı ifade eder. Dolayısıyla, Allah(cc)'a yakın olanlar (أَوْلِيَآءَ ٱللَّهِ) için bu bir imtahan dünyasıdır ve herşey Allah(cc)'ın bilgisi dahilindedir ve ayrıca herkes yapıp/ettiğinin karşılığını Ahirette görecektir. Dolayısıyla,  onların belirsizlikten dolayı korkmalarını gerektirecek bir şey yoktur.Nahl süresinde de(16:49,50) belirtildiği gibi, yerdeki ve gökteki herşey ve melekler, Allah(cc)'tan havf ederken, insanlar Allah(cc)'tan haşyet ederler( veya etmelidirler). Yani , kendisine muhakeme yeteneği verilmiş tek canlı olan insan, bilip öğrenmek ve bununla Allah(cc)'ın yüceliği ve büyüklüğü karşısında akibetinden korkmalıdır. Fakat, yerdeki ve gökteki herşey ve melekler, muhakeme yeteneği olup, bununla Allah(cc)'ı bilip, öğrenecek kabiliyetleri olmadığından havf ederler.
     
    يَحْزَنُونَ  ->  ح ز ن  -> related  to sorrow, to grieve, to mourn (Ibn Faris says that this root contains an element of hardness, harshness, and intensity)       Yukarıdaki havf'tan farkı;  havf, gelecek için korku ve kaygı içerirken, hüzün, artık olmuş bitmiş bir şeyden kaynaklanan kayıp ve korkudur ve genelde dünyalık kayıp ve kaygılar (özellikle de ekonomik) içindir.
      يَتَّقُونَ ->   و ق ي -> to guard, to preserve, to take good care of, the causing of oneself to be wary or aware, being consciously cautious, the state of being on one's guard or actively watching out. -> Takva, bilinçli olarak birinin koruması veya izlemesi altında oldugunuz şuuru ile davranma şeklinde tanımlanabilir. İzlenen, izleyene karşı bu şuurla ve sorumluluk bilinci ile davranır.

    )

23 Ocak 2020 Perşembe

Yunus 61:
  •  Hangi koşullarda olursan ol ve Kuran'dan hangi mesajı dile getirisen getir, ayrıca hangi ise girişirseniz girişin ve ne zaman ve mekanda olursanız olun, Allah(cc) sizin bütün yapıp/ettiklerinize şahittir. Nitekim, ne yerde ne de gökte zerre miktarınca bir şey Allah(cc)'ın bilgisinden saklı kalamaz. Ne bundan da küçüğü ne de büyüğü, hepsi Allah(cc)'ın apaçık takdirinde kayıtlıdır.
Yunus 58-60:
  •  De ki:' Allah(cc)'ın ihsanı ve cömertliği ile sevinin, ki bu dünyalık olarak biriktirdiğiniz her şeyden daha hayırlıdır.
     Ayrıca, Allah(cc)'ın size ihsan ettiği rızıklardan bir kısmını helal bir kısmını haram saymanıza ne diyelim?. Allah(cc)' mı sizin böyle yapmanıza izin verdi? yoksa siz Allah(cc)'a iftira mı ediyorsunuz?'
    Uydurdukları yalanları Allah(cc)'a mal edenler, Kıyamet günü ne yapacaklarını zannediyorlar? Gerçekten Allah(cc) insanlara karşı büyük lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu bu nimete şükretmezler.

22 Ocak 2020 Çarşamba

Yunus 57:
  •  Ey insanlar!, işte size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere ise bir hidayet kaynaği ve rahmet gelmiştir.
    (Kuran nedir sorusuna çok mükemmel bir cevap:
      - öncelikle bütün insanlar için bir öğüt
      - kafalarında sorular olan, kafaları karışık insanların sorularına cevap olarak  şifa
      - inananlara doğru yol haritası ki, mutlu sona ulaşabilsinler
      - yine inananlara büyük bir müjde olması itibariyle rahmet
    En temelde, ön yargısız insan Kuran'dan öğüt alır ki, doğru yanlış nedir daha iyi ayırt edebilsin, Kuranın bu özelliği herkese açıktır. Öğüt almak isteyen herkes yararlanabilir. İkinci aşmada, öğütle kafasında bir şeyler oluşmaya başlayan insan, bu sefer de bir çok soru işaretlerine ve ikilemlere takılır. Bu hastalıkların ilacı da Kuran'dadır.Bu ilk iki aşama bütün insanların yararlanabileceği özelliklerdir. Bir bakıma bu iki aşamayı geçen ve artık inanan insan, yoluna doğru devam edebilmesi için sürekli rehberliğe ihtiyaç duyar, bu da yine Kuran'dır. Bu rehberlikle ilerleyen ise sonunda rahmete ulaşır. Bu müjde de yine Kuran'dadır.
    )
Yunus 55-56:
  •  İyi bilin ki, yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah(cc)'ındır. Yine iyi bilin ki, Allah(cc)'ın vaadi haktır. Fakat insanların çoğu bunun farkında bile değildir.
    Hayatı veren de, öldürüp geri alan da Allah(cc)'tır. Hepiniz sonunda dönüp dolaşıp Allah(cc) huzuruna çıkarılacaksınız.
    (Zalimler bütün dünyayı ele geçirseler de, her şeye sahip olduklarını sansalar da, Yüce Rabbim hatırlatıyor:' Her şey Benim ve geri alacağım! Sahip olduklarınızı fidye olarak vermeyi planlasanız da, yapamassınız ve kabul edilmez, çünkü kimin malını kime veriyorsun!')

21 Ocak 2020 Salı

Yunus 53-54:
  •  Bir de çıkmış :' Bütün bunlar gerçek mi?' diye seni sorguluyorlar. De ki:' Kesinlikle! Rabbim hakkı için bu gerçeğin ta kendisidir ve siz bundan yakayı kurtaramazsınız'.
    Haksızlık yapan herkes,  bütün dünya onun olsa ve hesaptan kurtulmak için, hepsini fidye olarak   vermek isterdi. O gün azabı görünce, korkudan nutukları tutulur ve içten içe duydukları pişmanlığı bile açığa (وَأَسَرُّوا النَّدَامَةَ) vuramazlar. O gün insanlar arasında adaletle hükmedilir (بِٱلْقِسْطِ‌ۚ) ve kimseye en küçük bir haksızlık dahi yapılmaz.
    ( س ر ر  -> to hide (sır, esrar perdesi vb. hep aynı kökten geliyor..)
      ن د م  -> the regret that is over change of opinion over a matter which has now become irredeemable
    (nedamet aynı kökten).

    الَسرُّوُرُْ “ ” (as-sururu), “ الَحُْبوُْ ر ” (hubur) and “ الَفْرَحَُ ” (al-farah) are almost similar words but “ الَسرُّوُرُْ ” (assurur) is the happiness which remains in the heart and “ الَحبُوُرُْ ” (hubur) is the happiness which gets reflected through one’s face. These are both good traits but “ فَرَحٌ ” (farah) is that happiness which produces false pride, and hence is bad(Lughat-ul-Quran).

    “ قِسْط ” (qist) and “ عَدْلٌ ” (adal) both mean justice but the fine difference in them is that عَدْلٌ “ ” (adal) would mean to do justice between two men, “ قِسْط ” (qist) would mean to fulfil someone’s rights in a fair manner. )

20 Ocak 2020 Pazartesi

Yunus 48-52:
  •   Onlar ise:' Madem doğru söylüyorsunuz! söyleyin bakalım bu vaad ne zaman gerçekleşecek?' deyip duruyorlar.
    De ki:' Ben kendim bile, Allah(cc)'ın dileği dışında ne bir zararı savma, ne de bir fayda sağlama imkanına sahip değilim. Her ümmete tanınmış bir süre vardır. Vadeleri gelince, onu ne bir saat ileri, ne bir saat geri alabilirler'.
    Ve ekle:' Bir düşünün! Onun azabı bir gece vakti veya gündüzün ansızın geliverse, ne yaparsınız! Günaha gömülüp gitmişler bunu neden acele isterler ki?'
    Olan olduktan sonra mı iman edeceksiniz?  Ama o gün onlara denecek şudur:' Şimdi mi? Artık çok geç!, Hani siz bu cezanın hemen gelmesini istiyordunuz!(işte geldi bakın!)'.
    Daha sonra onlara:' Tadın bakalım şu daimi azabı!.Dünyada iken yaptıklarınızla neyi kazanmışsanız, ondan başkasının karşılığını görecek değilsiniz ya!'.
Yunus 47:
  •  Her ümmet için bir elçi tayin edilmiştir ve ancak, onlara elçi gelip (hakikatı tebliğ ettikten sonra) , onlar hakkında bütünüyle adaletle hüküm verilir ve asla haksızlık ta yapılmaz.

19 Ocak 2020 Pazar

Yunus 46:
  •  Onlara vaddetiğimiz bu tehditlerin bir kısmını sen hayattayken sana da göstersek veya sen öldükten sonra gerçekleştirsek ne farkeder! Nasıl olsa sonunda dönüşleri Allah(cc)'adır ve Allah(cc), onların yapıp/ettiklerine şahittir.
    (Her ne kadar ilk muhatap , Peygamber efendimiz(sav) gibi görünse de, her zamanın muhatabına bir mesaj; Dünyada herşeyi yapıp paçayı kurtarmış gibi görünenlere aldanmayın, belki cezalarının bir kısmı dünyada da verilir, hemen veya sonra, fakat kesin olan bir şey var ki, sanki bir saatlik bir ömürmüş gibi geçip giden şu dünya hayatı sonunda, Allah(cc)'ın huzurunda ne yapacaklar, herşeyi bilen ve şahit Allah(cc) huzurunda paçayı neyle kurtaracaklar; 'Beni kandırdılar' orda kabul edilebilir bir cevap değil!)
Yunus 45:
  •  Kıyamet günü Allah(cc) onların hepsini bir araya toplayacak. Dünyada gündüzün bir saati kadar kalmış gelecek onlara ve herkes birbirini bilecek. Allah(cc)'ın huzuruna çıkacakları gerçeğini yalan sayanlar ve doğru yola yönelmemekte ısrar edenler o gün hepten kaybetmiş olacak.
    (Evet, Allah(cc) huzurunda herkesin kaç numara olduğu ayan beyan herkesce anlaşılır olacak demek ki.)

18 Ocak 2020 Cumartesi

Yunus 42-44:
  •  İçlerinden seni dinlemeye gelmiş gibi görünenler var, ama hele bir de hiç düşünüp akletmiyorlarsa, sağırlara sen mi duyuracaksın?
    İçlerinden sana bakıyormuş gibi görünenler de var, ama üstelik bir de basiretleri kapalıysa, körleri sen mi doğru yola ileteceksin?
    Şurası bir gerçek ki, Allah(cc) hiç bir kuluna zulmetmez, ama insanlar kendi kendilerine zulmederler.
    (Evet, burada her ne kadar muhatap, Peygamber efendimiz(sav) miş gibi görünse de, her çağda, Allah(cc)'ı anlatanlara, sanki onları dinliyormuş ve anlıyormuş gibi yaklaşan prototipler çıkacaktır, ki çıkıyor, çıktı. Bu tiplerin asıl gayesi, anlayıp öğrenmek ve doğru yola girmek değil, kendi dünyalık menfaatlerine fayda sağlayabilecek bir imkan varmı, onu araştırmak ve onun peşinde koşmak! Böyle tipler de ilk durakta beraber olduklarını satarlar ve inerler!Böyle tiplerin iki temel problemi olduğu ortaya çıkıyor; birincisi akıllarını kullanmayı başaramamışlar, ikincisi de basiretleri kapalı!. Akıl nasıl bir şeyi kavrayabilme (to comprehend, grasp) kapasitesini ifade ediyorsa, basiret te , gözün bir şeyi görebilmesi için güneş ışığına ihtiyacı olduğu gibi, aklın doğru sonuca ulaşabilmesi için onu kullanabilme istek ve arzusunu ifade eder. Gözünüz olsa da, kaparsanız, gerçekte karşınızda duran bir şeyi bile, güneş ışığı olsa da, göremessiniz. O zaman aklı örten ve doğruyu görmesini engelleyen ne? Yani basireti ne kapatıyor? Çıkar, kibir, hased vb. kişisel hastalıklar olmasın? Diğer bir soru; Ya da basireti nasıl açabiliriz?. Görmemizi sağlayacak bir ışığa, gerçeği aydınlatan ve ortaya seren bir kaynağa ihtiyaç var; bu da ancak Allah(cc)'ın mesajı olabilir, yani sarılabileceğimiz ve güvenebileceğimiz tek kaynak Kuran.  
     ع ق ل -> kök olarak, kötü bir şeyin olmasına engel olan şey (to prevent one from doing the wrong thing),
      ب ص ر -> kök olarak,  bir şeyi görebilme, algılayabilme, anlamlandırabilme  yeteneği (to be able to see, to be endowed with reason, be rational, reasonable)
    )

17 Ocak 2020 Cuma

Yunus 38-41:
  •  Yoksa :'Onu (Muhammed(sav)) uydurdu' mu diyorlar? De ki:' Öyleyse, Kuran'daki bir sürenin benzerini getirin, görelim! Allah(cc)'tan başka çağırabileceğiniz birileri varsa onlardan da yardım alın! Samimi iseniz, görelim bakalım yapabiliyor musunuz!'
    Hayır! onlar Kuran'ın özünü kavramadan ve yorumuna tam vakıf olmadan, O'nu yalanlıyorlar. Daha öncekiler de kendilerine gelen kitapları yalanlamışlardı. Bakın o zalimlerin sonları nasıl oldu!.
    Onlar içinde bu ilahi vahye inanacaklar olduğu gibi, sonuna kadar inanmayacaklar da vardır. Allah(cc) , o fitne/fesat çıkaranları çok iyi biliyor.
    Eğer yalanlamaya devam ederlerse, de ki:' Benim yaptığımın faydası/zararı bana ait, sizin yaptığınız da size!, Benim yaptıklarımla sizin, sizin yaptıklarınızla benim hiç bir ilişiğim olamaz!'.
Yunus 37:
  •  Bu Kuran'ın Allah(cc) tarafından gelmeyip başkası tarafından uydurulmuş olması imkansızdır. O , kendinden önce gelen ilahi kitapları (asli halleri ile) doğrulayıcı ve Alemlerin Rabbi'nden geldiğinde şüphe olmayan bütün kitapların dayandığı ana esasları açıklayıcıdır.
    (
    Maududi elaborated like this:
    (1) The Qur'an confirms that which had been revealed before and presents the same fundamental principles and teachings which were taught by the Prophets who came before Muhammad (Allah's peace be upon him). Had he invented the Qur'an, he would have made additions to the truths of the former books in order to make himself conspicuous.
    (2) The Qur'an explains in detail and amplifies the fundamental principles and teachings contained in "the Book", that is, the Scriptures brought by the former Prophets, and adds more evidence and explanations to it so that it may be better understood and practiced. (Tafhim al-Qur'an)

    )

16 Ocak 2020 Perşembe

Çalışma 36:
  •  Onların çoğu aslında sadece zanna (ظَنًّا) takılıp gitmektedirler. Zan ise, hakikat adına bir şey ifade etmez. Hiç şüphesiz Allah(cc), onlar ne yapıyorlarsa hepsini hakkıyla bilmektedir.
    ( ظَنًّا comes from  ظ ن ن  ->  is a conclusion or a proposition which is suspected to be true due to preliminary supporting evidence, but for which no proof or disproof has yet been found. )

15 Ocak 2020 Çarşamba

Çalışma 35:
  •   De ki:' Sizin Allah(cc)'a ortak koştuğunuz ilahlarınız arasında, hidayete ulaşmanızda size rehberlik edecek var mı?  Sadece Allah(cc), hidayete ulaştırabilir. O zaman söyleyin, sizi hidayete ulaştırabilecek rehberliği yapana mı tabii olmak daha hayırlı, yoksa kendisi rehberlik edilmedikçe hiç bir şey yapamayacak olana mı tabii olmak daha hayırlı? Size ne oluyor? nasıl böyle yanlış hükümlerde bulunuyorsunuz?'
Çalışma 34:
  •  De ki:' Sizin Allah(cc)'a ortak koştuğunuz ilahlarınız arasında, varlığı baştan yaratıp, sonra (ölümlerinin ardından) tekrar yaratabilecek varmıdır? Sadece Allah(cc), baştan yaratıp,(ölümlerinin ardından) yeniden yaratabilir. Böyle iken nasıl oluyordu boş ve tutarsız inançlara takılıp kalıyorsunuz?(فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ)'
    (  تُؤْفَكُونَ   root:    أ ف ك  -> delution, a firm and fixed belief based on inadequate grounds not amenable to rational argument or evidence to contrary, not in sync with regional, cultural and educational background )

14 Ocak 2020 Salı

Çalışma 31-33:
  •  Sorun onlara:' Size yerden ve gökten kim rızıklandırıyor? Ve kim sizin gözleriniz ve kulaklarınız üzerinde mutlak söz sahibi? Kim ölüden diri, diriden de ölü çıkaran? Kim bütün işleri çekip çeviren, kainatı yöneten?'. Onlar : ' Allah(cc)' diyecekler. Ve de ki:' Öyleyse neden Allah(cc)'a karşı sorumluluk şuuru içinde davranmıyorsunuz?'.
    İşte, bütün bunları yapan Allah(cc)'tır, sizin gerçek Rabbiniz. Hakikat terkedilirse, ötesinde sapıklıktan başka ne kalır? Öyleyse, hakikatı nasıl oluyor da gözardı ediyorsunuz?
    İşte böylece yoldan iyice çıkmışlar hakkında Allah(cc)'ın :' Onlar inanmayacaklar !' hükmünün manası ve doğruluğu ortaya çıkmış oluyor.

13 Ocak 2020 Pazartesi

Çalışma 28-30:
  •  Gün gelir, onların hepsini bir araya toplayıp, Allah(cc)'a şirk koşanlara:' Siz ve Allah(cc)'a ortak koştuklarınız, haydi herkes yerine!' diye emrederiz. Artık müminlerle onları birbirinden ayırmış, onlarla Allah(cc)'a  şirk koştuklarının arasını açmışızdır. Şirk koştukları şöyle der:' Zaten siz hiç bir zaman bize tapmıyordunuz ki! Sizinle aramızda şahit olarak Allah(cc) yeter. Sizin bize taptığınızdan bizim hiç haberimiz yoktu!'.
    Orada herkes, dünyada iken ne yapıp/ettiyse onu karşısında bulur. Artık hepsi gerçek sahipleri olan Allah(cc)'a döndürülmüş ve dünyada iken şirk koştukları herşey onları yüzüstü bırakıp  ortalıktan kaybolmuştur.
Çalışma 27:
  •  Kötülük yapmakta ısrar edenler ise, yaptıkları kötülüğün tam karşılığını misli olarak görecekler ve kendilerini bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah(cc)'a karşı savunacak kimseleri de olmayacak ve yüzleri sanki zifiri  bir gecenin karanlığı sıvanmış gibi kapkara kesilecektir. İşte bunlar cehennem ehlidir ve orada daima kalacaklardır.

12 Ocak 2020 Pazar

Çalışma 26:
  •  Allah(cc), sorumluluk bilinci ile , sürekli iyi ve yararlı işler yapanları, mükafatların en güzeli ve hatta daha fazlası ile ödüllendirecektir. Onların yüzlerine ne bir leke bulaşır ne de başlarını eğecekleri bir zillete maruz kalırlar. İşte onlar cennetliklerdir ve orada daima kalacaklardır.

Çalışma 24-25:
  •  Bu fani dünya hayatı şuna benzer: Allah(cc) gökten yağmur indirir, derken o yağmur insanların ve hayvanların yiyerek beslendikleri mahsulleri bol bol yetiştirir ve etrafa yayar, yeryüzü renk renk ve çeşit çeşit meyve ve mahsullerle dolar taşar. Bahçe sahipleri de bütün o mahsulleri hasat etmeyi düşündükleri sırada, gece veya gündüz ansızın Allah(cc)'ın hükmü gerçekleşir ve daha dün sanki o güzellikler orada yokmuş gibi her şey yerle bir olur.
    İşte Allah(cc) düşünüp ibret alacaklar için ayetlerini böyle açık bir şekilde belirtiyor.
    Allah(cc) ise, Selam(her bakımdan emniyet ve esenlik ) yurduna çağırır ve kim dilerse onu doğru yola iletir.

11 Ocak 2020 Cumartesi

Çalışma 22-23:
  •  Sizi karada olsun denizde olsun gezdirip dolaştıran Allah(cc)'tır. Öyle ki, gemilerle açıldığınızı bir düşünün; gemiyi uygun bir rüzgar alıp yolcuları götürdüğü bir zaman, gemidekiler sevinç ve güvenlik içinde iken, bir fırtına çıkar ve gemiyi dalgalar her yandan kuşatır; ölüm korkusu çepeçevre kendilerini sardığında, gemidekiler  hemen dinlerine sımsıkı sarılıp Allah(cc)'a yönelirler ve :' Eğer bizi bu felaketten kurtarırsan, şükreden kullarından olacağız' deyip yalvarıp yakarırlar.
    Ne varki, Allah(cc) o felaketten onları kurtarır kurtarmaz, tekrar hiç bir hukuk tanımadan yeryüzünde taşkınlık ve tecavuze geri dönerler. Ey insanlar!, bütün yaptığınız taşkınlıklar ve tecavuzler kendi aleyhinizedir. Yanlızca bu dünya hayatının doyumları peşindesiniz, fakat unutmayın ki, sonunda Allah(cc)'a döneceksiniz, o zaman da , dünyada iken yapıp ettikleriniz bir bir önünüze dökülüp sorguya çekileceksiniz, haberiniz olsun!
    (İşte bütün sıkıntı bu; kaç süredir (Mekki sürelerin hemen hemen tamamında) üzerinde tekrar tekrar durulan konu; Ahiret inancı; yani yapıp/ettiklerinizin birgün faturasını size ödetecek biri var, ona göre davranın. Sanki yapılanların faturası hiç ödenmeyecekmiş gibi davranılırsa, o zaman insanda hiç limit kalmıyor zulüm, tecavuz ve taşkınlıkta sonuna kadar gidiyor. Bu cıkarımı tersten okursak ta; eğer biri zulüm,tecavuz ve taşkınlıkta hiç bir sınır tanımıyorsa, o kişi kendisine birisinin bunların hesabını soracağına inanmıyor demektir, diyebilir miyiz?)

10 Ocak 2020 Cuma

Çalışma 21:
  •  Ve ne zaman, kendilerine dokunan bir sıkıntının ardından bu tiplere Allah(cc)'ın rahmetinden bir parça tattırılsa, derhal Allh(cc)'ın ayetleri konusunda tuzak tezler kurgulamaya başlarlar.
    De ki:' Allah(cc), o tasarladığınız tuzakları, daha uygulamaya koyamadan başınıza geçirir. Haberiniz olsun, bütün o hile ve tuzaklarınız bir bir elçilerimizce kaydediliyor.
Çalışma 19-20:
  •  İnsanlar , daha önce aynı duygu, düşünce ve ideali paylaşan tek bir topluluk idiler, fakat sonradan ayrılığa düştüler. Şayet, Allah(cc)'ın nihai hükmü Ahirete bırakma şeklinde bir vaadi olmasa idi, ihtilaf ettikleri konularda hüküm çoktan verilmiş ve azap tepelerine inmiş olurdu.
    Bir de kalkmış:' O peygambere Rabbi tarafından bambaşka bir mucizevi alamet indirilse ya!' diyorlar. De ki:' Gayb alemi Allah(cc)'ındır. Gaybı bilmek O'na mahsustur. Madem öyle!, siz bekleye durun bakalım! Ben de sizinle beraber bekleyeceğim'.

9 Ocak 2020 Perşembe

Çalışma 17-18:

  •  Hem kendi uydurduğu yalanları Allah(cc)'a yakıştıran ya da Allah(cc)'ın ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şurası bir gerçek ki, günaha gömülüp gitmişler asla iflah olmazlar.
    Bir de, Allah(cc)'ı bırakıp, kendilerine ne zararı ne de faydası olacak şeylere ibadet ediyorlar! ve :' bunlar bizim Allah(cc) katında şefaatçılarımız / kayırıcılarımızdır' diyorlar.
    De ki:' Göklerde ve yerde Allah(cc)'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber vereceğinizi sanıyorsunuz?' Allah(cc), her türlü kusur ve zayıflıktan kesinlikle uzak ve Kendisine koşulan her türlü şirkten mutlak manada münezzeh ve yücedir.

8 Ocak 2020 Çarşamba

Çalışma 15-16:
  •  Hal böyle iken, bir de ne zaman ayetlerimiz apaçık deliller olarak kendilerine okunduğunda, Allah(cc)'a kavuşma inanç, ümüt ve beklentisi içinde olmayanlar derler ki:' Bize bundan başka bir söylemle gel! veya değiştir bunu!'
    De ki:' Onu benim değiştirmem sözkonusu bile olamaz, ben sadece vahyedilene uyuyorum. Çünkü ben Rabbime karşı gelecek olursam, çok dehşetli bir günün azabından korkarım' ve şunu da belirt ki:' Eğer Allah(cc) öyle dileseydi, ben onu size okumazdım, sizin de ondan haberiniz olmazdı. Ayrıca onca senedir aranızda yaşıyorum (hiç böyle bir söylemle geldim mi? ya da yalan söylediğimi hiç gördünüz mü?), bir düşünün!'.
    (Evet, yapıp/ettiklerinin faturasını birgün ödeyeceğini düşünmeyen prototipler, kırk yıl da olsa bin yıl da olsa aralarında yaşamış bir zararını görmedikleri, aksine onların faydasına çalışmış veya çalışan insanlara, bir dakika içinde; kandırılmış, yalancı, hain vb. ne kadar uydurabildikleri lakap varsa takıp, onları afaroz etmeye kalkıyorlar, onlara yapabilecekleri ne kadar zulüm varsa yapmaya çalışıyorlar. Kendilerini dehşetli bir günün azabı bekliyor, haberleri yok!
Çalışma 13-14:
  •  Gerçek şu ki, sizden önce yaşamış nice toplulukları zulme saplanıp kalınca helak ettik, oysa ki, onlara da apaçık delillerle ve mucizelerle peygamberler gelmişti ve onlar yine de inanmamışlardı. Suça gömülüp giden toplumları işte bu son bekliyor.
    Onların ardından, bir de siz nasıl davranacaksınız görelim diye, sizi onların yerine geçirdik.

7 Ocak 2020 Salı

Çalışma 11-12:
  • Eğer Allah(cc), insanın faydasına olan şeyleri elde etmek istediği hızda ve çabuklukta, müstahak oldukları şerri de çabucak verseydi, sonlarını getirecek hüküm hemen infaz edilirdi.Fakat, Allah(cc)'a kavuşma arzusu,ümidi ve beklentisi içinde olmayanları, belli bir süre kendi hallerine bırakırız da, taşkınlıkları içinde gayesiz ve başıboş sürüklenmeye devam ederler.
    Zaten, insana bir sıkıntı dokunmaya görsün, yatarken, oturup kalkarken her an, Allah(cc)'a yalvarır yakarır durur. Sıkıntısı giderilince de, sanki başına gelen bu sıkıntıdan dolayı Allah(cc)'a yalvarıp yakaran o değilmiş gibi, umursamaz ve nankörce bir tavır takınır. Kendilerine verilen tüm imkanları boşa harcayanların yaptıkları, işte böylesine cazip görünür.

6 Ocak 2020 Pazartesi

Çalışma 9-10:
  •  Buna karşılık, iman edip salih ameller işleyenleri ise, bu imanlarından dolayı Rableri, içlerinde nimetler dolu cennete ulaşan yollara yöneltecektir.
    Onların o cennetteki dua ve nidası(دَعْوَا) :'Ey Allah(cc)'ım, sınırsız kudret ve izzetinle ne yücesin(سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ)' sözüdür ve birbirlerine iyi niyet ve temennileri de hep :'Selam!' dır ve 'Bütün hamd, Alemlerin Rabbi Allah(cc)'adır(أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ)' diyerek bitirirler.
    (Cennete varan yolda ilerlemek için eylem (عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ) gerekirken, cennete varıldıgında orda sadece nida(دَعْوَا) var. (دَعْوَا -> Ibn Faris says it means to incline towards oneself through talk or voice). Dua, dava, iddaa aynı kökten.)
Çalışma 7-8:
  •  Ahirette Allah(cc)'a kavuşmayı ummayan ve sadece dünya hayatı ile yetinip onda tatmin arayanlar ve gönderilen onca delil ve mucizeye gafletle bakanların, işledikleri şirk ve isyan sebebiyle varacakları yer ateştir.

5 Ocak 2020 Pazar

Çalışma 5-6:
  •  Güneşi parlak bir ışık kaynağı(ضِيَاءً), ay'ı da aydınlık(نُورًا) kılan, yılların sayısını ve hesabını tutabilesiniz diye onları belirli şekilde hareket ettiren Allah(cc)'tır. Şüphesiz, bütün bunları boşuna yaratmadı. Bilip anlayacak kimselere ayetleri işte böyle açıklıyor.
    Gece ile gündüzün birbiri peşi sıra sürekli gelmesinde, Allah(cc)'ın yerde ve gökte yarattığı herşeyde, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için nice mucizeler ve deliller vardır.

    (The difference will only be between “ضِيَاءً” (zia) and "نُورًا” (noor) if they are used against each other at one place. That difference is that “ضِيَاءً” (zia) is self-evident and illuminates other things(LUQ).)
Çalışma 3-4:
  •  Gerçek şu ki, sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratandır, sonra  kudret ve egemenlik makamına geçip varlığı yöneten de O'dur. Allah(cc)'ın izni olmadan kimse şefaatçı olamaz. İşte Rabbiniz Allah(cc) budur, dolayısıyla sadece O'na ibadet edin. Bunu düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?
    Hepinizin dönüşü O'nadır  ki bu Allah(cc)'ın kesin vaadidir. Hiç bir şey yokken herşeyi yaratan ve bunu Ahirette tekrarlayacak olan Allah(cc)'tır ki; iman edip salih amel işleyenlere en küçük bir haksızlık olmadan mükafatları verilsin ve ısrarla yalanlayanlara da kaynar su ve acıklı bir azap tattırsın.

4 Ocak 2020 Cumartesi

Çalışma 1-2:
  •  Elif-Lam-Ra
    İşte bunlar o hikmetli kitabın ayetleridir.
    İçlerinden birine:' insanları uyar ve iman edenleri müjdele' diye vahiy göndermemiz insanlara tuhaf mı geliyor? Onun için mi kafirler:' Belli ki bu sihirbazın teki!' diyorlar.
Çalışma 1:

Yunus süresi:
 (Diyanet çevirisi:)


1. Elif. Lâm. Râ. İşte bunlar hikmet dolu Kitâb'ın âyetleridir.
2. İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?
3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz!
4. Allah'ın gerçek bir vâdi olarak hepinizin dönüşü ancak O'nadır. Çünkü O, mahlûkatı önce (yoktan) yaratır, sonra da iman edip iyi işler yapanlara adaletle mükâfat vermek için (onları huzuruna) geri çevirir. Kâfir olanlara gelince, inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve elem verici bir azap vardır.
5. Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır.
6. Gece ve gündüzün değişmesinde (uzayıp kısalmasında) Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (Onu inkâr etmekten) sakınan bir kavim için elbette nice deliller vardır!
7. Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak.
8. İşte onların, kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer, ateştir!
9. İman edip güzel işler yapanlara gelince, imanları sebebiyle Rableri onları nimet dolu cennetlerde, alt tarafından ırmaklar akan (saraylara) erdirir.
10. Onların oradaki duası: "Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!" (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise "selâm" dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
11. Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı beklemeyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız.
12. İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.
13. Andolsun ki sizden önce, peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdiği halde (yalanlayıp) zulmettiklerinden dolayı nice milletleri helâk ettik; zaten onlar iman edecek değillerdi. İşte biz suçlu kavimleri böyle cezalandırırız.
14. Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).
15. Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.
16. De ki: Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım, Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?
17. Öyleyse kim Allah'a karşı yalan uydurandan veya onun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir! Bilesiniz ki suçlular asla onmazlar!
18. Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve: Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır, diyorlar. De ki: "Siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir."
19. İnsanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve işleri bitirilirdi).
20. Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilse ya! diyorlar. De ki: Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin (bakalım) ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
21. Kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) bir sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet (esenlik) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzağı vardır. De ki: Allah'ın tuzağı daha süratlidir. Şüphesiz elçilerimiz kurduğunuz tuzakları yazıyorlar.
22. Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah'a halis kılarak: "Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.
23. Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.
24. Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.
25. Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.
26. Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
27. Kötülük yapanlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır. Onları Allah'a karşı koruyacak hiç kimse yoktur. Onların yüzleri sanki karanlık geceden bir parçaya bürünmüştür. İşte onlar da cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
28. Onların hepsini biraraya toplayacağımız, sonra da Allah'a ortak koşanlara: "Siz ve koştuğunuz ortaklar yerinizde bekleyin" diyeceğimiz gün artık onların (putlarıyla) aralarını tamamen ayırmışızdır. Ve onların ortakları, (putları) derler ki: "Siz, bize ibadet etmiyordunuz.
29. Bu yüzden bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik."
30. Orada herkes geçmişte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları şeyler (bâtıl tanrıları) da onları terkedip kaybolmuştur.
31. (Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?
32. İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?
33. İşte böylece Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki "Onlar inanmazlar" sözü gerçekleşmiş oldu.
34. (Resûlüm!) De ki: (Allah'a) ortak koştuklarınız arasında, (birini yokken) ilk defa yaratacak, arkasından onu (ölümünden sonra hayata) yeniden döndürecek biri var mı? De ki: Allah ilk defa yaratıp (ölümden sonra) onu yeniden (hayata) döndürür. O halde nasıl saptırılırsınız!
35. De ki: Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki: "Hakka Allah iletir." Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz?
36. Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir.
37. Bu Kur'an Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab'ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o âlemlerin Rabbindendir.
38. Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah'tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep beraber) onun benzeri bir sûre getirin.
39. Bilakis, onlar ilmini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine asla gelmemiş olan (Kur'an'ı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Şimdi bak, zalimlerin sonu nasıl oldu!
40. İçlerinden öylesi var ki ona (Kur'an'a) inanır, yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları en iyi bilendir.
41. (Resûlüm! ) onlar seni yalanlarlarsa de ki: Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.
42. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat sağırlara -üstelik akılları da ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?
43. Onlardan sana bakan da vardır. Fakat -hele (gerçeği) göremiyorlarsa- körleri sen mi doğru yola ileteceksin?
44. Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.
45. Allah'ın onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar. Allah'ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.
46. Eğer onları tehdit ettiğimiz (azabın) bir kısmını sana (dünyada iken) gösterirsek (ne âlâ); yok eğer (göstermeden) seni vefat ettirirsek nihayet onların dönüşü de bizedir. (O zaman onlara ne olacağını göreceksin). Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.
47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.
48. Doğru iseniz bu vaad (azap) ne zamandır? diyorlar.
49. De ki: "Ben kendime bile Allah'ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.
50. De ki: (Ey müşrikler!) Ne dersiniz? Allah'ın azabı size geceleyin veya gündüzün gelirse (ne yaparsınız?). Suçlular ondan hangisini istemekte acele ediyorlar!
51. Başınıza belâ geldikten sonra mı O'na iman edeceksiniz, şimdi mi? (Çok geç). Halbuki onu (azabın gelmesini) istemekte acele ediyordunuz?
52. Sonra o (kendilerine) zulmedenlere, "Ebedî azabı tadın!" denilecek. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?
53. "O (azap) bir gerçek midir?" diye senden haber istiyorlar. De ki: Evet, Rabbime andolsun ki o şüphesiz gerçektir ve siz âciz bırakacak değilsiniz.
54. (O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabı gördükleri zaman için için yanarlar. Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.
55. Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın vâdi haktır, fakat onların çoğu bilmez.
56. O hem diriltir hem de öldürür ve yalnız O'na döndürüleceksiniz.
57. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
58. De ki: Ancak Allah'ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.
59. De ki: Allah'ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir kısmını da haram bulmanıza ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?
60. Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü (âkıbetleri) hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
61. Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın.
62. Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.
63. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır.
64. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah'ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
65. (Resûlüm) Onların (inkârcıların) sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet (ve üstünlük) Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
66. İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalnız Allah'ındır. (O halde) Allah'tan başka ortaklara tapanlar neyin ardına düşüyorlar! Doğrusu onlar, zandan başka bir şeyin ardına düşmüyorlar ve onlar sadece yalan söylüyorlar.
67. O (Allah), geceyi içinde dinlenesiniz diye sizin için yaratan, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibretler vardır.
68. (Müşrikler:) "Allah çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O bundan münezzehtir. O'nun (çocuğa) ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Bu hususta yanınızda herhangi bir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
69. De ki: Allah hakkında yalan uyduranlar asla kurtuluşa eremezler.
70. Dünyada bir miktar geçim (sağlarlar), sonra dönüşleri bizedir; sonra da inkâr etmekte oldukları şeylerden ötürü onlara şiddetli azabı tattırırız.
71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin."
72. "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu."
73. Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; âyetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!
74. Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.
75. Sonra onların ardından da Firavun ve toplumuna Musa ile Harun'u mucizelerimizle gönderdik, fakat onlar kibirlendiler ve günahkâr bir toplum oldular.
76. Katımızdan onlara hak (mucize) gelince: "Bu elbette apaçık bir sihirdir" dediler.
77. Musa: "Size hak geldiğinde onun için (hep böyle) mi dersiniz? Bu bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar iflâh olmazlar" dedi.
78. Onlar dediler ki: Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? Halbuki biz size inanacak değiliz.
79. Firavun dedi ki: Bilgili bütün sihirbazları bana getirin!
80. Sihirbazlar gelince Musa onlara: Atacağınızı atın, dedi.
81. Onlar (iplerini) atınca, Musa dedi ki: "Sizin getirdiğiniz sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez."
82. "Suçluların hoşuna gitmese de Allah, sözleriyle gerçeği açığa çıkaracaktır."
83. Firavun ve kavminin kendilerine işkence etmesinden korkuya düştükleri için kavminden bir gurup gençten başka kimse Musa'ya iman etmedi. Çünkü Firavun yeryüzünde ululuk taslayan (bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi.
84. Musa dedi ki: Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın.
85. Onlar da dediler ki: "Allah'a dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğu için deneme konusu kılma!
86. Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar!"
87. Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.
88. Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri), insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver (ki iman etsinler).
89. (Allah): İkinizin de duası kabul olunmuştur. O halde siz doğruluğa devam edin ve sakın o bilmezlerin yoluna gitmeyin! dedi.
90. Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma haline gelince, (Firavun:) "Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım!" dedi.
91. Şimdi mi (iman ettin)! Halbuki daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.
92. (Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan bir çoğu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler.
93. Andolsun biz İsrailoğullarını güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz nimetlerden rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü onların, aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir.
94. (Resülüm!) Eğer sana indirdiğimizden (bu anlattığımız olaylardan) kuşkuda isen, senden önce Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyanlara sor. Andolsun ki, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphecilerden olma!
95. Allah'ın âyetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana uğrayanlardan olursun.
96. Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar,inanmazlar.
97.Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır.
98. Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.
99. (Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?
100. Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar.
101. De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)" Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.
102. Onlar, kendilerinden önce gelip geçmiş toplumların (acıklı) günlerinin benzerlerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: Haydi bekleyin! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
103. Biz, sonra peygamberlerimizi ve aynı şekilde iman edenleri kurtarırız. İnananları üzerimize bir borç olarak kurtaracağız.
104. De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz, (bilin ki) ben Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam, fakat ancak sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emrolundu."
105. "Ve (bana) hanîf (Allah'ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma, diye (emredildi)."
106. Allah'ı bırakıp da sana fayda veya zarar vermeyecek şeylere tapma. Eğer bunu yaparsan, o takdirde sen mutlaka zalimlerden olursun.
107. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir.
108. De ki: Ey insanlar! Size Rabbinizden Hak (Kur'an) gelmiştir. Artık kim doğru yola gelirse, ancak kendisi için gelecektir. Kim de saparsa, o da ancak kendi aleyhine sapacaktır. Ben sizin üzerinize vekil değilim. (Sadece tebliğ etmekle memurum).
109. (Resûlüm!) Sen, sana vahyolunana uy ve Allah hükmedinceye kadar sabret. O hakimlerin en hayırlısıdır.

3 Ocak 2020 Cuma

--------------------------
Sonuç
  İsra 
süresi:
  •  İniş sırasıyla mekke dönemi sonuna gelinen bir dönemde inen  surede diğer şimdiye kadarki geçen sürelerdeki gibi, sağlam bir Ahiret inancı oluşturma gerekliliği ve sonuçları üzerinde duruluyor. Bir yaratıcıya inananın, hemen ardından inanması gereken ikinci önemli unsur; yaratılanların bir gün gelip yapıp/ettiklerinin cezasını veya mükafatını göreceklerini iyice algılamalarıdır. Yüce Allah(cc), herkesin kaderini ve varacağı sonu, kendi gayret ve çabasına bağlamıştır, kimse kimsenin günah veya sevabını yüklenemez. Allah(cc), bütün yarattıklarına, bir imtahan vesilesi olarak, türlü türlü nimetler verir veya alır, bu O'nun ihsanı ve lutfundandır. Musa(as) verilen on emir de belirtildiği gibi, bir inananın yapması gereken ve dikkat etmesi gereken hususlar bildirilmiştir. Daha önceki ilahi kitaplar da indirilen bu hususlar Kuran'da da aynı şekilde sıralanmaktadır. Nihayetinde Allah(cc), herşeyi etraflıca ve farklı usluplarla beyan ederek, kullarında sağlam bir Allah ve Ahiret inancı oluşması gerektiğini buyuruyor. Doğru bir Allah(cc) inancı inşaa edemeyen kimse, gelen vahiy karşısında sürekli mesnetsiz argumanlar ileri sürerek ayak direyecek ve kendine yazık edecektir. Böyle kimselerin doğru bir Ahiret inancı da edinmeleri zordur.  Nihayetinde herkes, bilinçli olarak kendi takındığı tavir ve karakterine göre davranacaktır. İnadla kendi dünyevi menfaatleri için hakikati inkar edenler, temelde yapıp/ettiklerinin faturasını kimsenin ödetmeyeceğini ve her yaptıklarından sıyrılabileceklerini, devekuşu misali, kendilerine inandırmışlardır. Ne kendilerinden ne de insan soyundan bir ümitleri vardır; tek hedef olarak öne sürdükleri dünyevi menfaatleri ve onlara ulaşma hırsı ve sonunda toprak olup gitmek, mesele bu kadar basittir onlar için. Tarih bu gerçege şahittir; ne firavunlar gelmiş geçmiş, ne Musa'lar onlara tebliğ etmiş ama sonuç hep inanmayanların helakı olmuştur, tabii Ahirette varacakları yer ise esas büyük hazin sondur. Nihayetinde, elçilerin görevi müjde ve uyarıdır. Aklı olan ve onu kullanan, Allah(cc)'ın vahyi karşısında, O'na boyun eğer ve  yüceliğini bilir ve Allah(cc) ne demişse onun muhakkat olacağını da bilir.
    Bunca nimetten sonra, kula düşen; Allah(cc)'a sonsuz hamd etmek, sürekli O'nu anarak O'nun yüceliğini ilan etmektir.   

2 Ocak 2020 Perşembe

Sabah duasi: 77.
  •  Ya Rabbe’l-âlemîn ve ya Ekrame’l-ekramîn ve ya Erhame’r-râhimîn! Ey engin rahmet ve merhamet sahibi Rahman ü Rahîm Rabbimiz! Senden başka dertlerimize derman olabilecek, hastalıklarımıza şifa verebilecek, keder ve tasalarımızı izale buyurup kalblerimizi imar edebilecek bir güç ve kuvvet yoktur. İstirham ediyor, el açıp dileniyoruz; içimizi Senin hoşnutluğuna zıt bütün şâibelerden ve ağyar düşüncesinden temizle.. ne kalbimizde ne de dilimizde, küçük ya da büyük, iddia kokan hiçbir duygu ve düşünce bırakma.. bütün latîfelerimizi nezdinden lutfedeceğin esintilerle lebâleb doldur.. bizim gibi kendi uzaklığının vadilerinde âvâre dolaşanlara kurbet yamaçlarında tenezzüh etme imkanları ihsan et.. bahşettiğin nimetlerin lezzetlerini vicdanlarımıza duyur ve içimizdeki şükür hislerini coştur.. zâhirimizi, bâtınımızı, Senin yüce huzurundan uzaklaşmamıza ve Senden uzaklığın karanlık çukurlarına düşmemize sebep olabilecek her türlü isten, pastan, kirden ve sisten arındır!

1 Ocak 2020 Çarşamba

Çalışma 107-111:
  •  De ki:' Siz O'na ister inanın ister inanmayın. Daha önce kendilerine ilim verilmiş öyleleri var ki, Kuran okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar', ve şöyle derler:'  Ulu Rabbimizin şanı yücedir. O ne vaadderse gerçekleşir' ve tekrar yüzüstü secdeye kapanırlar ve bu Kuran onların Allah(cc)'a karşı olan saygılarını arttırır.
    De ki:' O'na ister Allah(cc) diyerek dua edin, ister Rahman diyerek dua edin, nasıl dua ederseniz edin, bütün güzel isimler ve nitelikler Allah(cc)'a aittir'. İbadetlerinizde ne sesinizi yükseltin ne de iyice kısın, her ikisi arasında bir yol tutun.
    Ve :' Bütün hamd Allah(cc)'a mahsustur ki, ne bir çocuk edinmiştir, ne mutlak hakimiyetinde bir ortağı vardır ne de acziyetten dolayı bir yardımcıya muhtaçtır' de ve tekbir getirerek Allah(cc)'ın sonsuz büyüklüğünü ilan et.
Çalışma 105-106:
  •  Biz Kuran'ı hak bir gaye için ve kendisinde en küçük bir şüphe olmayacak bir şekilde indirdik ve o , hakkın ta kendisi olarak inmiştir. Ve (Ey Resulüm) seni de başka değil, sadece bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
    Ve o Kuran'ı, insanların zihinlerine ve kalplerine sindire sindire okuman için ders ders bölerek ve belli şartlara , hadiselere ve ihtiyaçlara göre kısım kısım indiriyoruz.