- Ve, melekler Lut(as)'ın evine gelinceler; (Lut(as) onlara):' Doğrusu, siz buralarda tanınmayan kimselersiniz (Bu halk size kötülük planlayabilir)' dedi.
Onlar da:'Evet, fakat biz sana (o günahkar topluluğun) hakkında hep şüphe edegeldiği şeyin haberini getirdik. Sana, haklarında verilmiş ve gerçekleşmesi kesin olan bir hükümle geldik. Emin ol, biz özü-sözü doğru olan kimseleriz. Şimdi gecenin bir vaktinde, ailenle çık. Sen onları geriden takip et, içinizden hiç kimse (geride bırakıp gittiklerinde dolayı) arkasına dönüp bakmasın. Yanlızca, emredildiğiniz yöne doğru yürüyün' dediler.
30 Nisan 2020 Perşembe
Hicr 61-65:
Hicr 58-60:
- 'Biz günaha gömülüp gitmiş(مُجْرِمِينَ) bir topluluğu (helak etmek için) gönderildik. Lut(as)'ın ailesi bu hükmün dışında; onların hepsini eksiksiz kurtaracağız. Fakat Lut(as)'ın karısı ayrı! Onun hakkındaki Allah(cc)'ın takdiri, helak edileceklerle beraber geride kalmasıdır'.
(
From the root ج ر م (j-r-m).
Verb
جَرَمَ • (jarama) I, non-past يَجْرِمُ (yajrimu)
to commit crime, felony
to incite
to pick (fruit)
جَرَمَ النَّخْلَ
jarama n-naḵla
He picked [fruits from] the date palms
جَرَمَ الثَّمَرَ
jarama ṯ-ṯamara
He picked the fruits
to pluck meat off a bone
Another archaic vocalization with this same sense is preserved in the phrase لَا جَرَمَ (lā jarama, “without dubiousness, necessarily so”)
جَرْمٌ “ ” (jaram) basically means to cut something or to remove something from on top of it and lay it bare{M}.
Commonly it is used to cut off or pick a fruit from the tree {R}.
جَرَمَ النَّخْلَ “ ” (jaramal nakhal): cut off the date palm or picked its fruit.
الجَْرِمْۃَ “ ” (al-jirmah): the men who pick the fruits of the date palms.
جَرَمَ الشَّاةَ جَرْم اً“ ” (jarama lushata jarma): he cut off the sheep's wool {T}.
جَرَمَ لَّلْحَم عَنِ الْعَظْمِ “ ” (jaramal laham unil azm): tore off the flesh from the bone and laid it bare {M}.
These examples should make the meaning of the word clear, which is to rob, exploitation, to pick somebody else's fruit for self. To rob off other people's gains and to lay them bare. The perpetrators of
these acts are called “ مُجْرِمُونَ ” (mujremoon). On this basis every unpleasant effort, (displeasing earnings) are called “ جَرْمٌ ” (jarm)
اَجْ رَمَ “ ” (aj-ram): he became one of the ones with “ جَرْمٌ ” (jurm) {R}.
Qalam says: 68:35 will We equate the muslemeen with the mujremeen.
أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ
It is therefore evident that no Muslim can ever be a mujrim.
)
29 Nisan 2020 Çarşamba
Hicr 51-57:
- Onlara İbrahim(as)'a gelen misafirlerden de bahset. İbrahim(as)'ın yanına girince ona selam verdiler ve
İbrahim(as):' Biz sizden endişe(وَجِلُونَ) ediyoruz' dedi.
Onlar :'Endişe etmenize gerek yok! Size son derece alim bir erkek çocuğu müjdesi getirdik' dediler.
İbrahim(as):' Benimi müjdeliyorsunuz? Şu ihtiyarlık başıma gelip çatmışken!' dedi.
Onlar:' Sana gerçeği müjdeliyoruz! Sakın ümit kesenlerden olma!' dediler.
İbrahim(as):' Rabbimin rahmetinden, hak yoldan sapmışlardan başka kim ümit keser ki?' dedi ve ekledi:' Ey elçiler! başka gelme sebebiniz nedir?'.
(
Surenin başında --bize melekleri getir, göster-- diyen tiplere, melekler gelirse ne olacağını algılamaları için, örnek veriliyor. Bu ayetlerde , İbrahim(as)'a müjde ile söze giriyorlar ama sonunda esas geliş sebeplerini sonraki ayetlerde söyleyecekler.الَوْجَلَُ “ ” (al-wajal): fear and worry.
وَجِلَ “ ” (wajil), “ يوَجْلَُ ” (yaujal): to worry, to fear, one who fears and worries is called “ وَجِلٌ ” (wajil). The plural is “ وَجِلُوْنَ ” (wajiloon) as in (15:52).
الَوْجَيِلُْ “ ” (al-wajeel), “ اَلْمَوْجِلَ ” (al-maujil): a ditch in which water accumulates.
الَوُْجُوْ ل“ ” (al-wujul): old folk {T}.
Raghib says that “ الَوْجَلَُ ” (al-wajal) means to fret in one’s heart or fret secretly {R}.
The Quran says that one of the characteristics of the momineen is:
8:2 When God is mentioned, they get a feeling of fear (lest they are not doing what He wants) اِذَا ذکُِ للهُ وَجِلَتْ ﻗلُُوْب هُُ ﻢْ
)
28 Nisan 2020 Salı
Hicr 45-48:
- Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar ise cennette ve pınar başlarındadır. 'Esenlikle ve (her türlü korku ve endişeden ) emin olarak girin oraya' denir onlara.Onların (dünyada iken birbirlerine karşı besledikleri kin,garez vb duyguları) içlerinden söküp çıkarırız ve kardeşler olarak karşılıklı divanlar üzerinde otururlar.Orada hiç bir zahmet ve meşekkate maruz kalmazlar ve asla oradan çıkarılmazlar.
27 Nisan 2020 Pazartesi
Hicr 41-44:
- Allah(cc):' İşte Benim gözettiğim dosdoğru yol budur!. Şüphesiz, Benim o seçkin kullarım üzerinde senin hiç bir nufuzun olamaz. Ancak senin peşine takılan şaşkın azgınlar başka! Şüphesiz cehennem de , o şaşkın azgınların topunun varacağı yerdir. Onun yedi kapısı vardır ve o kapıdan hangi grupların gireceği bellidir' buyurdu.
(Evet, inancına sahte ilahlar eklememiş, sadece Allah(cc)'a kul olan halis kullar üzerinde iblis'in etkisi olmuyor. İblise takılanların ise varacakları yer cehennem! Suçlarına göre farklı derekelerde azap onları bekliyor! Dolayısıyla herkes kime takıldığını bilmek , önündeki onu nereye götürüyor irdelemek zorunda ve sorumluluk ta yine o kişiye ait. Nihayetinde, o önde sürükleyenler (o şeytan ve onun avaneleri), öbür tarafta, huzur-u ilahi de: 'Biz bunları zorla sürüklemedik, sadece söyledik , onlar da dünden razıymış, hemen peşimize takıldılar' diyecekler.)
26 Nisan 2020 Pazar
Hicr 39-40:
- İblis:' Ya Rabbi!, Beni doğru yoldan dışlamana karşılık, yemin ederim ki, bende onlara dünyada günahları süslü göstereceğim ve ancak senin ihlasa erdirdiğin kulların(الْمُخْلَصِينَ) hariç, onların hepsini yoldan çıkaracağım' dedi.
(
خ ل ص (ḵ-l-ṣ) -> related to making sincere, short, pure, to remove impurities; to making clear.
خَلَصَ “ ” (khalas): to be rid of all adulteration and impurities and to become pure.
خَلَصَ مِنَ الْقَوْمِ “ ” (khalasa minal qaum): he separated from the nation and became a recluse {T}.
اخَْلصََ الشَّیْءَ “ ” (akhlasah shaiyi): made something pure; selected it {M}.
المَخُلْ ص“ ” (akhlasu): someone who has been separated from the others and selected for some purpose {T}.
Raghib says “ الَخْاَل ص ” (al-khaalis) and “ الَصَّافیِ ” (as-safee) have the same meaning: but “ الَصَّافیِ ” (as-safee) can sometimes be used for something which is already pure.
خَالِصٌ “ ” (khaalis) is that which has been purified of impurities {M}.
Ibn Faris says the basic meaning is to purify and separate the unwanted parts.)
25 Nisan 2020 Cumartesi
Hicr 32-35:
- Allah(cc) :' Ya İblis! Sen neden secde edenlerle beraber olmadın?' diye sordu.
İblis: ' Benim, kuru pişmemiş çamurdan, kara balçıktan bir ölümlü varlığa secde etmem mümkün değil!' diye cevap verdi.
Allah(cc) şöyle buyurdu:' Çık buradan! sen artık huzurumdan ve rahmetimden kovulmuş birisin! Hesap gününe kadar hep lanetlenmiş olarak yaşayacaksın!'.
(Evet, bakış açısı itibari ile, iblis, insanın beşer tarafına bakıyor, ki o da çamurdan ve topraktan! Halbuki, Allah(cc), yarattığı insanda, --Kendi ruhumdan üfledim-- dediği ve Allah(cc)'ın en parlak ve kamil aynası durumunda olan insan tarafına dikkat çekiyor. Haset, bakış açısını ne kadar değiştiriyor, değil mi?)
24 Nisan 2020 Cuma
Hicr 28-31:
- Ve bir zamanlar, Rabbin meleklere :'Ben, kuru pişmemiş çamurdan, kara balçıktan bir ölümlü varlık yaratacağım. Ona tam olarak şekil verip Ruhumdan üflediğim zaman, onun önünde secdeye kapanın (فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ)' demişti. Bunun üzerine, iblis hariç, bütün melekler secdeye kapandılar. O ise kibirlenip, secde edenler arasına girmedi.
(
Bediüzzaman, “Allah, tabir yerinde ise, bütün isimlerinin önüne vehmî bir hat çekmiş ve insanı yaratmıştır.” der. Yani, insanda Allah’ın kâinata varlık kazandıran bütün isimleri şu veya bu derecede tecelli halindedir. Dolayısıyla o, hayvanlar-dan ayrı olarak şuur, irade, vicdan, çok daha öte ilim ve öğrenme kapasitesi, çok girift duygular, akıl, muhakeme gibi melekeler ve benlikle birlik-te istiklâliyet duygusuna sahiptir. Meleklerden ayrı olarak ise, gelişmiş bir hayvanî yan olarak nefisle ve onunla mücadelesinin neticesinde te-rakkî kabiliyetiyle de donatılmıştır. Kısaca, Cenab-ı Allah’a en kâmil ve parlak ayna insandır. İşte Allah (c.c.), onun bu yanını Kendi’ne atfettiği ruhtan üfleme şeklinde ifade etmektedir. (Bu nokta, Bakara Sûresi/2: 31–34 ve not 32–34’te açıktır.) Yoksa, haşa, Cenab-ı Allah’ın insan gibi vücudu, nefsi, ruhu var demek değildir. Kur’ân, Allah’ın insanın seviyesinde konuşması (tenez-zülât-ıİlâhî) olduğundan, çok girift meseleleri ve mücerret gerçekleri mecaz, istiare, teşhis ve temsil gibi yollarla anlatır ve en güzel misal ve temsilleri de Allah’ın isim, sıfat ve şe’nleri için verir (Nahl Sûresi/16: 60). Yoksa bunlar, zahirî manâlarıyla ele alınmamalıdır. Çünkü hiçbir şey O’nun gibi değildir (Şura Sûresi/42: 11); O, yarat-tıklarının hiç birine benzemez ve benzetilemez.A.Ü.وَقَعَ “ ” (waqa’a), “ يَقَعَ ” (yaqahu), “ً وُقوُْع ا ” (wuquaa): all mean “the thing fell down”.
وَقَعَتِ الْاِبِلُ “ ” (waqa’atil iblmeans): the camels sat down.
وَقَعَ رَبِيْعٌ بِالْاَرْضِ “ ” (waqa’a rabi’oon fil arz): the first rain of spring rained down.
مَوَاقِعُ الْغَيْثِ “ ” (mawaqi’ool ghais): the places where it rained.
وَقَعَتِ الطَّيْرُ “ ” (waqa’atit tayr): the birds alighted on the ground after flying in the air.
الوَْقَعَُ “ ” (al-waqaoo): the stones.
الوَْقَيعِْۃَ “ ” (al-waqiyatu): battle, or an episode.
وَقَاءِعُ الْعَرَبِ “ ” (waqaee ul-arab): the battle days for the Arabs.
الوَْقَيعِْۃَ “ ” (al-waqiyatu): a hammer {T}.
اَلْوُقُوْعُ “ ” (al-waqiyatu): an event which is distasteful and abhorrent {R}.
Raghib says “ الوَْاَقعِۃَ ” (al-wuqu’a) means for something to fall or be proven.
Zajaj says that anything which is sure to happen is called “ٌ وَاقعَِۃ ” (waqiyah) {T}.)
23 Nisan 2020 Perşembe
Hicr 26-27:
- Doğrusu Biz insanı kuru, pişmemiş çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri ise, daha önce, kavurucu ve dumansız ateşten yarattık.
(Tefsirlerde ve çevirilerde, buradaki ayetlerle ilgili bir çok yorum ve açıklamalar yapılmıştır. İnsanın temel olarak topraktan yaratılmış olması, bugün artık kabul edilen bir gerçektir. İnsan biyolojik bedeninin içerdiği farklı elementlerin oranları ile yaşadığımız gezegendeki topraktaki elementlerin oranı aynıdır. Nihayetinde, toprakta yetişen veya ondan yetişenlerle beslenen yaratıklar vasıtasıyla beslenme zincirinde en üstte bulunan insan da doğal olarak aynı elementleri içerecektir. Dolayısıyla, toprak muhtevası ile insan biyolojik muhtevası aynıdır. (Örneğin, yaşadığımız gezegenin 2/3 si Su, insan bedeninin de 2/3 ü Su'dur).
لصلَّصْاَلُ “ ” (as-salsaal) is the pure and wet soil in which sand gets mixed. When it is dried, it produces a sound (when struck). When burnt it is called “ فخََّارٌ ” (fakh-khaar) {T}. That is, dry and raw. Pebble will be called “ صَلْصَالٌ ” (salsaal), and heated pebble will be called “ فخََّارٌ ” (fakh-khaar).
صَلْصَال -> clay that is cohesive and applied onto buildings or people.(Wiktionary)
Cinler için ise, kullanılan kelimelerin açıklamalarından ateşten (veya ışın'dan) yaratılmışlardır, ki röntgen ışınları gibi insan bedeni dahil maddelerin içinden geçebilirler.
السَّمُومِ -> m-s-s -> to penetrate, to poison, also used in, eye of a needle. The name is given in the East to the small doorway for foot passengers at the side of a large gateway. )
22 Nisan 2020 Çarşamba
Hicr 23-25:
- Muhakkak, hayatı bahşeden de, ölüme hükmeden de Biziz. Ve geçici olan göçüp gittikten sonra her şeye varis olan da Biziz.
Hem, Biz, sizden önce gelmiş geçmişleri de, sizden sonra gelecekleri de biliyoruz.
Kuşkusuz, Hesap gününde herkesi bir araya toplayacak olan da sizin Rabbinizdir, gerçekten de her şeyin aslını bilen, doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen de yine O'dur.
Hicr 21:
- Her şeyin kaynağı Bizim elimizdedir ve her şeyi tesbit ve tayin edilmiş bir ölçüye göre indiririz.
(Evet, her olan şey Yüce Rabbimin bilgisi ve kontrolu altındadır ve Allah(cc) abes iş yapmaz. Dolayısıyla olan her şey, Allah(cc)'ın şu ya da bu planın gereği ve herhangi bir nesneye veya olguya o planda verilen rol da yine Allah(cc)'ın en güzel şekilde kurguladığı o planın bir parçasıdır. İnsanlar genelde aceleci ve sabırsız olmaları itibari ile, Allah(cc)'ın bazen insanlar için kurguladığı olaylar onlara ağır gelebilmekte ve hikmetlerini anlamakta zorlanabilmektedirler. Burada, tümüyle Yüce Rabbime sığınıp, O'na güvenip dayanmak yapılacak tek şeydir. Yüce Rabbim, biz aciz ve zayıf kullarını, kaldıramayacağımız ve tökezleyeceğimiz imtahanlara tabi tutmasın. Amin.. )
21 Nisan 2020 Salı
Hicr 19-20:
- Yeryüzünü de yanlamasına genişleterek yaydık(وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا) ve içine sağlam dağlar serpiştirdik. Ayrıca, orada her bakımdan ölçülü(مَوْزُونٍ) her türlü bitki bitirdik. Orada sizin için olduğu kadar, rızkı size bağlı olmayan öteki bütün canlılar için de geçim vasıtaları sağladık.
(
Evet, yeryüzü tümüyle düz ve pürüzsüz olsaydı, yüzeysel olarak çok daha küçük ve her açıdan daha problemli olurdu. Fakat, engebeler ve dağlar ile yüzey alanı daha da genişletilmiş, oluşan yükseklik farkında ortaya çıkan potansiyel enerji insanlara çok faydalı bir çok nimetler sunulmasına da yol açmıştır, mesela barajlar, dağlarda yeraltında biriken sular vb gibi..
“مَدٌّ” (mudd): to pull something lengthwise or to be joined with something lengthwise.
مَدٌّ “ ” (mudd): flood, because in it water seems to extend for a long distance. It also means “to increase”.
مَدُّ الْبَحْرِ “ ” (muddul bahr): tide of the sea.
مدَ نظَرَهَ الِيَہْ “ِ ” (mudda nazarahu ilaih): peeped at him, lifted his eyes towards him.
مَدٌّ “ ” (mudd) and “ اِمْدَادٌ ” (imdaad) also means to concede time.
مَدِيْدٌ “ ” (madeed): a long or extended thing.
مِدَادٌ “ ” (midaad): ink, because it keeps coming continuously from a pen and the ink which comes later mixes with the former ink.
مَدٌّ “ ” (mudd) also means to help {T, M}.
Some scholars think that “ مَدٌّ ” (mudd) is mostly used for things that are bad and “ اِمْدَادٌ ” (imdaad) for things which are good {R}.
مَادَّة “ ” (maaddah): anything that increases another thing {T, M}.LUQ
اَلْوَزْنُ “ ” (al-wazn): to weigh something with a hand, to assess something with a hand {R}.
وَزْنٌ “ ” (wazn): for something to be light or heavy.
وَزْنٌ “ ” (wazn): for one thing to be equal in weight to another {Lais}
وَزَنَ “ ” (wazan), “ يَزِنُ ” (yazin): to weigh, to weigh and give {T}.
Ibn Faris says that its basic meaning is stolidity and balance and proportion, and also for making two things equal in weight.LUQ
Mizan-> weight, balance, measure )
20 Nisan 2020 Pazartesi
19 Nisan 2020 Pazar
Hicr 10-15:
- Sizden önce de, farklı inanç ve düşünce etrafında gruplaşmış insanlara da elçiler gönderdik. Ne zaman elçiler yanlarına gelse, onlarla alay ederlerdi. İşte böylece, o günaha gömülüp gitmiş kimselerin kalplerine bu alaycı tutumu sokarız. Önceki zalimlerin başına gelenler ortada olduğu halde, yine de inanmayacaklar. Hatta onlara, gökten bir kapı açılsa ve onlar yukarı çıksalar, yine de:' İşte şimdi basiretimiz bağlandı!. Kesin bize büyü yapmışlar!' derler.
Hicr 8-9:
- Oysa Biz, melekleri (boş yere veya bazılarının kaprisli istekleri uğruna değil) ancak hak bir sebeple ve bir hikmet gereğince indiririrz. İndirdiğimiz zaman da (helaki hak etmiş toplum için) ne süre kalır ne de onlara göz açtırılır. Bu Kuran'ı indiren de elbette Biz'iz ve O'nu koruyacak olan da.
18 Nisan 2020 Cumartesi
Hicr 6-7:
- Yine o inkarcılar:' Ey kendisine Kitap indiğini iddaa eden! Sen delirmişsin! Madem doğrucu kesiliyorsun! bize melekleri getirip göstersene!'
(Evet, bu tür yaklaşımlar her çağda hep aynı demek ki. Etraflarındaki onca kanıta rağmen, hala gökten bir şey insin, melek göreyim vb. alaylı yaklaşımlar hep süre gelmiş!. Halbuki, insan yer gök nereye baksa, türlü türlü bir çok delil görür. En micro alemden en macro aleme kadar her yer, Yüce Rabbimin sanatı ile bezenmiş. (Bugünler de, gözle görünmeyen, çaresi henüz bulunanamış bir virus(corona), bir haftada, dünyanın en ücra köşesinden diğer en üçra köşesine kadar hızla yayılıyor ve bütün dünyayı hapse tıkar gibi, evlerine kapatıyor, birbirine yaklaştırmıyor. Herkes işi/gücü bıraktı, ölenler safına girmemek için her türlü tecrit önlemini alıyor. Gözle göremediğiniz bir şey, akcigerlerinize girip sizi eritiyor ve boğuyor!. Bu Allah(cc)'ın büyük sanatı/planı değil de nedir!
Nasıl elimize bir çivi alsak, anlarız ki, bir yerlerde bir fabrika var ve bu çivileri üreten birileri var. Hiç kimse o çivilerin kendiliğinden bir araya gelip oluştuğuna inandırılamassa, yerdeki yürüyen minicik karıncayı bile görünce, o muazzam makineyi yapan Bir'i de vardır diye düşünmek gerekmez mi? --İlle de şu çivi fabrikasını görelim öyle inanırız-- demek aptallık olmaz mı? )
Hicr 2-3:
- Şimdi inatla inanmamakta ısrar edenler, gün gelir :' Keşke biz de Müslüman olsaydık' derler.
Bırakın onlar, yesin içsinler, keyiflerine baksınlar, boş emller peşinde koşsun dursunlar(وَيُلْهِهِمُ الْأَمَلُ). Nasıl olsa yakında öğrenirler!.
(
لَہْوٌ “ ” (lahu) and “ لَعِبٌ ” (la-ib) are both words with same meaning. See heading (L-Ain-B), but linguist scholars have differentiated between them {T}. They say that thing that is similar between them is the meaning that man engages in useless pursuits and meaningless things and pursues emotional and temporary pleasures, but وَْہ “و ” (lahu) is more common than the word “ لَعِبٌ ” (la-ib). Some say that “ ” عِبٌ
(la-ib) means to attain pleasure quickly and to enjoy it while “ لَہْوٌ ” (lahu) means the pleasure which engages a man’s thought and mind.
Tarsusi says that “ لَہْوٌ ” (lahu) means transient pleasure that detracts man from important things towards unimportant things, or work which has no clear or right direction {T}.
Raghib too says “ لَہْوٌ ” (lahu) means work which detracts man from important work {R}.
Ibn Faris says it has two basic meanings.
- For the attention to move away from something due to some other thing.
- To let something go.
The Quran says that human life is very precious as it has a great purpose and therefore it must be taken very seriously. Thus any temporary pleasure which detracts from the real purpose of life is “ لَہْوٌ ” (lahwun) or “ لَعِبٌ ” (la-ib). The Quran has termed the transient benefits of this life as “ لَعِبٌ ” (la-ib) and “ لَہْوٌ ” (lahu) in (47:36). The Quran gives a lot of importance to the life here too. It says any transient pleasure that detracts from the great purpose of life is “ لَہْوٌ ” (lahu) and “ لَعِبٌ ” (la-ib).
)
17 Nisan 2020 Cuma
Hicr 1:
(Diyanet çevirisi:)
(Diyanet çevirisi:)
- 1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın âyetleridir.
2. İnkâr edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler.
3. Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
4. Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.
5. Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.
6. Dediler ki: "Ey kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!"
7. "Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin."
8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.
9. Kur an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
10. Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.
11. Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.
12. İşte böylece biz onu, (inkârcılığı) suçluların kalplerine sokarız.
13. Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.
14. Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar,
15. "Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler.
16. Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik.
17. Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.
18. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.
19. Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
20. Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.
21. Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
22. Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.
23. Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.
24. Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.
25. Şüphesiz Rabbin onları (kıyamette) toplayacaktır. Çünkü O, hakîmdir, alîmdir.
26. Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
27. Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.
28. Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım."
29. "Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan ütlediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!"
30. Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.
31. Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.
32. (Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
33. (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
34. Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
35. Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!
36. (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
37. Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin"
38. "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
39. (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
40. Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.
41. (Allah) şöyle buyurdu: "İşte bana varan dosdoğru yol budur."
42. "Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna."
43. Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.
44. Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.
45. (Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takvâ sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.
46. "Oraya emniyet ve selâmetle girin" (denilir, onlara).
47. Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.
48. Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.
49. (Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
50. Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.
51. Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.
52. Onun yanına girdikleri zaman, "selam" dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.
53. Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.
54. (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.
55. Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
56. (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?
57. "Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?" dedi.
58. Dediler ki: "Biz, suçlu bir topluma (onları helâk etmeye) gönderildik."
59. "Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız."
60. "(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik."
61. Melek olan elçiler Lût âilesine gelince,
62. Lût onlara: "Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
63. Dediler ki: "Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.
64. Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.
65. Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin."
66. Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik: "Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır."
67. Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer.
68. (Lût) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;
69. Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi.
70. "Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler.
71. (Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.
72. (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.
73. Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.
74. Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.
76. Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.
77. Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.
78. Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.
79. Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.
80. Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
81. Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.
82. Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı
83. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.
84. Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.
85. Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.
86. Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.
87. Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve yüce Kur'an'ı verdik.
88. Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.
89. De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.
90. Nitekim biz, (Kur'an'ı) kısımlara ayıranlara azabı indirmişizdir.
91. Onlar, Kur'an'ı bölüp ayıranlardır.
92. Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini sorguya çekeceğiz.
93. Yaptıklarından dolayı.
94. Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
95. (Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96. Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!
97. Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.
98. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!
99. Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
16 Nisan 2020 Perşembe
--------------------------
Sonuç
Yusuf süresi:
Sonuç
Yusuf süresi:
- Evet, elbette Yusuf(as) kıssasından çıkartılabilecek bir çok dersler vardır. Fakat, Yusuf(as)'ın surenin sonundaki kendi tesbitleri ve devamında Yüce Rabbimin sözleriyle özete başlanabilir. Öncelikle Allah(cc)'ın bütün hüküm ve icraatlarında bir çok hikmetler ve bir çok lütüflar vardır. Başlangıcı veya gelişmesi nasıl olursa olsun veya nasıl görünürse görünsün, Allah(cc)'ın rehberliğinde ve O'na dayanıp güvenerek bir ömür sürenler sonunda hep başarılı olurlar. Sabır ve sorumluluk bilinci ile ne yaptığını bilerek akıllı ve oturaklı davrananlar (الْمُحْسِنِينَ) hep sonunda üstün olmuşlardır.
Diger taraftan bu kıssada ikinci önemli ders olarak öne çıkan da; kim olursa olsun, peygamber çocuğu da olsa, hased ve kıskançlık insanı sürekli kötülük yapmaya iter ve nihayetinde bir çok insan, bu ve benzeri duygular ile, hayatlarını ya inançsız ya da inançlarına az veya çok şirk karıştırarak yaşarlar. Dolayısıyla, Allah(cc)'a yürekten teslim olmuş, O'na tam anlamıyla sığınmış ve O'nun rehberliğinde bir hayat sürenler veya bu yolda gayret sarfedenler her zaman çok az olmuşlardır. Gerçek inananlar, diğerlerinin inanmasını çok isteseler de, bu sonucu değiştirmeyecek ve her zaman azınlık olacaklardır. Fakat tarih de göstermiştir ki, bu çok az sayıdaki gerçek inanan insanlığa yön vermiş, değiştirmiş ve geliştirmiştir.
Yusuf(as)'ın surenin sonundaki münacatı nihai sonucu ne güzel özetlemiş: 'Ey Rabbim, bana iktidar ve hakimiyet nasip ettin ve bana hadiselerin anlam ve yorumunu ögrettin. Ey yerleri ve gökleri yaratan! Dünyada da ahirette de, yanında/yakınımda olup beni koruyup kollayan/kollayacak sensin. Beni sana tam teslim olmuş biri olarak canımı al ve salih kullarının arasına kat'. Yüce Rabbim bizlerin de canını O'na tam teslim olmuş olarak alsın ve bizleri de salih kulları arasına katsın. Bundan daha güzel bir son olabilir mi? Amin.
15 Nisan 2020 Çarşamba
Yusuf 100-111:
- Öyle oldu ki, gönderilen elçiler, neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıkları bir anda, yardımımız ulaşmıştır. Ve böylece, dilediğimizi kurtarmış (inkar edenleri de yok etmişizdir).
Bütün bu kıssalarda, akıl izan sahipleri (لِأُولِي الْأَلْبَابِ) için çıkartılacak ibretlik çok ders vardır. Şunu kesinlikle bilin ki, Kuran uydurulmuş bir söz değildir. O, kendinden önce gelmiş olan kitapların (asıllarını) tasdik eder ve gerçek inananlara herşeyi açık seçik açıklayan , tam bir hidayet ve rahmet kaynağıdır.
(Evet, Kuran, akıl izan sahiplerine inmiş, aklını kulanmamakta direnenlerin O'ndan nasiplenmesi çok zor. Yüce Rabbim, bütün bu kıssaları, güzel/heyecan verici hikayeler anlatmak için değil, üzerinde düşünüp ders alınsın diye bizlere ulaştırıyor. Yusuf(as) da, bütün yaşadıklarından sonra, son durumu çok güzel özetlemiş: Yüce Rabbimin hükümlerinde bir çok hikmetlerle birlikte çok büyük lütuflar da vardır. Yüce Rabbimin, hiç bir işi, asla, abes değildir. )
Yusuf 108-109:
- De ki:' İşte benim yolum!. Ben de , bana tabii olup uyanlar da, akla ve mantığa uygun olarak, Allah(cc)'a çağırıyoruz. Ve Allah(cc), her türlü eksiklikten münezzehdir ve ben asla Allah(cc)'tan başka varlıklara ilahlık yakıştıran biri değilim'.
Senden önce gönderilen peygamberler de, senin gibi, başka değil, o şehirde yaşayan, oranın ahalisinden erkeklerdi. Şimdi, bu insanlar hiç bu dünyada gezip dolaşmıyorlar mı, kendilerinden önce gelmiş geçmiş bu toplumların akibetleri nasıl olmuş bir görsünler? Fakat, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç akıllarını kullanmıyorlar mı?
14 Nisan 2020 Salı
Yusuf 103-107:
- Şunu da unutmayın ki; her ne kadar arzulasanız da, insanların ekserisi yine de inanmayacaklar. Kaldı ki, kuranı tebliğ etmenin karşılığında onlardan bir ücrette talep etmiyorsunuz. Hem bu Kuran, başka değil, Allah(cc)'ın bütün insanlığa bir hatırlatmasıdır. Yerde ve gökte o kadar çok deliller var ki!. Ama, onlar bu delillerle hep iç içe oldukları halde bile aldırmaz dönüp giderler. Onların çoğu, Allah(cc)'a şirk koşmaksızın inanıyor da değildir. Hem şimdi, onlar , hiç farkına varmadıkları bir anda, Allah(cc)'ın gazabına uğrayıp azabın kendilerini kuşatmasından, veya ansızın kıyametin kopmasından emin olduklarını mı zannediyorlar?( ki böyle rahat davranıyorlar!)
(Evet, her ne kadar, Peygamber efendimiz(sav) karşı söylenmiş olsa da, bütün muhataplara bir hitap gibi; Bir çok insan ne yapılsa da inanmayacak, inanların çoğunluğunda da, öyle veya böyle, Allah(cc)'a şirk koşmadan inanmayacak ta. Bir çokları Allah(cc) yanında, başka taptıkları şeyler de olacak, günümüzde yaygın hastalık olan Masa,Nisa,Kasa gibi..)
13 Nisan 2020 Pazartesi
Yusuf 102:
- İşte bunlar sizlere vahiy yoluyla ilettiğimiz gaybi hadiselerdir. Yoksa siz, onlar türlü entrikalar kurgulayıp planlar yaparken yanlarında değildiniz.
(Evet, bütün muhataplara genel bir hitap olarak bu kıssa anlatıldı. Olayların ardında bir çok hikmetler ve çok güzel neticeler olduğu ortaya çıktı. Fakat bunu çok net şekilde algılayan ve söyleyen Yusuf(as), Yüce Rabbimin, ne kadar büyük bir lütuf sahibi olduğunu dile getirerek özetliyor olayı. Yüce Rabbim, olmasını dilediği şeyin sebeplerini ve etrafında gelişen olayları kolaylaştırarak neticeyi en mükemmel hale getirir, çünkü O, en büyük ıslah edicidir. Ey Yüce Rabbim, bizim durumumuzu da aynı şekilde, o bitmez tükenmez lütuflarınla, en güzel sonla sonlandır. Bizleri de salih kulların arasına katarak canımızı al. Amin.)
Yusuf 101:
- Ve devamında: 'Ey Rabbim, bana bana iktidar ve hakimiyet nasip ettin ve bana hadiselerin anlam ve yorumunu ögrettin. Ey yerleri ve gökleri yaratan! Dünyada da ahirette de, yanında/yakınımda olup beni koruyup kollayan/kollayacak sensin. Beni sana tam teslim olmuş biri olarak canımı al ve salih kulların arasına kat' diye dua etti.
(Evet, dünyalık anlamda en zirvede dahi olsa, hiç bir zaman ahireti unutmayan ve bu dünyada da misyonu ve vizyonu salih (ıslah edici) kullar arasına girebilme çabası ve isteği olan bir örnek şahsiyet. Yüce Rabbim bize de nasip etsin.Amin..)
12 Nisan 2020 Pazar
Yusuf 99-100:
- (Nihayet Yakup(as) ve ailesi , Mısıra ulaştılar ve ) Yusuf(as)'ın yanına gittiler. Yusuf(as) anne-babasını (أَبَوَيْهِ) kucakladı. Onlara hususi muamelede bulundu ve gelenlerin hepsine:' Allah(cc)'ın dilemesi ve izni ile (her türlü korku ve üzüntüden) emin olarak Mısıra girip yerleşin' dedi.
Anne-babasını makamına çıkarttı ve onu yere kapanarak saygı ile selamladılar. Yusuf(as):' Babacığım! İşte küçükken gördüğüm rüyanın tabiri. Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi. O bana nice ihsanlarda bulundu. Beni zindandan kurtardı ve nihayet, şeytan benimle kardeşlerim arasını bozduktan sonra, sizi çölden getirip bana kavuşturmakla da, beni ihsanına mazhar kıldı.Gerçekten Rabbim, her ne dilerse, onu en güzel şekilde ve incelikle yerine getirir. Şüphesiz, Allah(cc) her şeyi hakkıyla bilen ve bütün hüküm ve icraatlarında pek çok hikmetler olandır' dedi.
Yusuf 97-98:
- Kardeşleri :' Ey babamız!, Bizim günahlarımız için Allah(cc)'tan mağfiret dile. Çünkü biz gerçekten büyük bir yanlışın içindeydik' dediler.
Babaları:' Sizin için ileride (سَوْفَ) Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Şüphesiz O günahları çok bağışlayan ve sonsuz merhamet kaynağıdır' dedi.
(Kardeşlerinin durumunu gözleyip, kendilerini düzelttiklerinden emin olduktan sonra Allah(cc)'tan magfiret dilemeyi düşünmüş olmalı. Zira oğulları yanlış davranışlarda inadla devam ederlerse, mağfiret dilemenin de pek bir kıymeti kalmayacak. Zaten Kurana göre, kabul edilebilir tevbenin şartları da ; tevbe, ıslah ve beyan değil mi? tevbe edilecek ama durum düzeltilmiyorsa, yapılan yanlış düzeltilmiyorsa, ve bu yanlışta açık bir şekilde yanlış olduğu kabul edilip beyan edilmiyorsa değeri var mı? )
11 Nisan 2020 Cumartesi
10 Nisan 2020 Cuma
Yusuf 93:
- Devamında :'(Şimdi artık) gidin ve şu gömleğimi alın ve babamın önüne koyun tanıyacaktır. Sonra bütün ailelerinizi toplayıp buraya bana getirin' dedi.
(Bu ayettin klasik çevirisi ile ilgili bazı anlamsal hatalar var gibi geliyor; öncelikle, bünyamini de kaybeden Yakup(as), üzüntüden ve kederinden gözleri kör oldu, göremez oldu gibi çevrilen önceki ayetlere dayanarak şimdi de gömleğin yüzüne sürülerek tekrar görmeye başladığı şeklinde çeviriler var. Fakat, birincisi bir peygamber olarak, dünyalık bir kayıp için bu kadar üzülüp ağlayıp figan edip kendine zarar vermesi düşünülemez gibi geliyor. Zira kendisi de, öyle sanan ve söyleyen çocuklarına; --Ben üzüntü ve kederimi Allah(cc)'a arz ettim-- diyor. Allah(cc)'a arz edilen bir dilek ve ayrıca --Ben sizin bilmediğiniz şeyleri de biliyorum-- demesi, onun hiç te kör falan olmadığının kanıtı gibi duruyor. Yakup(as) üzülüyor ama, onların da bilmediği şeyi biliyor ki; o da Allah(cc) Yusuf(as)'ı seçti ve onu eninde sonunda hayırlara ulaştıracak. Bu ayette ise, (فَأَلْقُوهُ عَلَىٰ وَجْهِ) deniyor ki buradaki (فَأَلْقُوهُ) fiili aynı Musa(as)'ın asasını firavunun önünde yere atmasında kullanılan fiil. Yani birinin önüne koymak veya atmak diye çevirmek daha yerinde gibi duruyor. Ayetin devamındaki, (يَأْتِ بَصِيرًا) ise -> anlayacaktır, tanıyacaktır diye çevrilmesi daha doğru gibi. Zira بَصِيرًا anlama, algılama anlamı vardır(basiret). يَأْتِ fiili ise -> bir şeye ulaşma, onu alma, kabul etme anlamları vardır.
آتيَ“ (aatai) or “ يَاْتَي ” (yatai): “to come”.
Raghib says, “ اِتْيَانٌ ” (ityanun): to come comfortably.
Muheet has given the example of “ اَتَيِّ الْمّاءَ ” (atayolama’a) which means, “made the water’s path easy”.
ماَتْيِاًّ“ ” (matiyan): “one who comes definitely”, (as if he has arrived). 19:61
ماَتْيِاًّ“ ” (matiyan) is in fact past tense, and it means the object which one approached, or the thing which has already arrived. In this way, it would mean that everything meets the fate ordained by God.
اَتْيَ اِلَيْهِ الشَّيَ “ ” (atya ileihishai): something was sent towards him.
اتَْيَ ف لَُا ناَشْياً“ ” (atyafulana shyan): he gave him that thing.
Abu al-Qasim Mahmud ibn Umar al-Zamakhshari writes in his book Al-Kashaaf that “ اَتْيَ ” (atya) is often used for “ٌ اعِطْاَء ” (i’taun), but “ ايِْتاَءٌ ” (iytaun) actually means to present someone something. .
That is why the word “ اِيْتَاءٌ ” (iytaun) has been used to describe sadaqat (benevolence), in the Quran, according to Raghib. Reason for this can be that sadaqat may have been given with ease and the need to investigate, as to what had been given by whom, was simply not there.
The compiler of Taj-ul-Uroos give the examples of different sayings and maintains that “ٌ اعِطْاَء ” (i’taun) and “ ايِْتاَءٌ ” (iytaun) differ in meanings that because in “ٌ اعِطْاَء ” (i’taun) the giver holds a slightly upper position but in “ ايِْتاَءٌ ” (iytaun) the recipient’s position may be better than the giver, or at least the same.
بَصَرٌ “ ” (basar): to touch the heart, that is why it also means “knowledge”.
بَصِيْرٌ “ ” (baseer): one who sees, and also a scholar:
بَصِيْرَة “ ” (baseerah): power of comprehension, or intellect. It also means reasoning, faith and intent.
بَصِيْرَة “ ” (baseerah) also means witness and testifier {T}.
بَصِيْرَة “ ” (baseerah): a spot of blood or blood mark to identify the prey.
بَصَرَة “ ” (basarah): hard ground and also soft and white stone {T}. Raghib has added “shinning” to its meaning as well.
Quran has used “ اَعْمٰی ” (a’amaa) (blind) as against “ بَصِيْرٌ ” (baser) (one who can see) in 20:125. The difference between sight or vision and insight has also been made very clear.
Such people have been called “” (umyun) or blind in surah Yunus (Jonah). Those who don’t use their insight or “ بصيرت ” (baseerat) 10:43. In 47:16, these people have been mentioned by saying that they are (apparently) listening to you, but in fact are lost in some other thought {R, T}. Also see heading (S-MAin) Having “ بَصِيْرَة ” (baseerah) or insight means to utilize the directions given in to revelation with one’s intelligence. This has been made clear in 6:50 {T}. Momins are those who possess “ بَصِيْرَة ” (baseerat) i.e.
who employ their intellect in the light of the revelation.
The Quran uses “ بَصِيْرَة ” (baseerah) to mean witness in 75:14 and “ مُبْصِرَة ” (mubassirah): the one who is illuminating and presenting clear reasoning.
The word “ً بصَيِرْ ا ” (baseerah) has also been used in surah Yusuf 12:66. The Quran has called itself بصَاَءرُِ “ ” (basa-ir) in 6:105 where the meaning is of being distinct reasoning, open truth, illumination of knowledge.LUQ
)
9 Nisan 2020 Perşembe
Yusuf 89-90:
- (Yusuf(as)) :' Siz, cahilliğiniz döneminde, Yusuf(as) ve kardeşine yaptığınızı hatırlıyorsunuz değil mi?' diye karşılık verdi.
Onlar:' Yoksa, sen Yusuf(as)'musun?' dediler.
Yusuf(as):' Evet, ben Yusuf(as)'um, bu da kardeşim. Allah(cc) bize lütfetti; çünkü her kim Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranır ve (musibete) sabrederse , iyi bilsin ki Allah(cc) ne yaptığını bilen akıllı ve oturaklı kullarının(الْمُحْسِنِينَ)' yaptıkları iyilikleri asla karşılıksız bırakmaz' dedi.
8 Nisan 2020 Çarşamba
7 Nisan 2020 Salı
Yusuf 83-84:
- Dönüp babalarına bunları söylediler. Babaları:' Bütün bu olup bitenler nefsinizin sizi sürüklediği bir iş. Bana düşen, yine güzelce sabretmektir. Öyle umuyorum ki, Allah(cc) bütün kaybettiklerimi bana geri verecektir. Şüphesiz ki, Allah(cc) her şeyi bilen ve her hüküm ve icraatinde türlü türlü hikmetler olandır'.
Ve onlardan yüz çevirerek:' Vay Yusuf(as)'um! Nerdesin Yusuf(as)' diyerek ağlıyor ve inliyordu. Üzüntüsünden ağlaya ağlaya, gözlerine buğulandı. O tüm derdini içine gömmüştü.
6 Nisan 2020 Pazartesi
Yusuf 80-82:
- Nihayet Yusuf(as)'ın onu geri vermeyeceğini anladıklarında, bir köşeye çekilip kendi aralarında konuştular. En büyükleri:' Hatırlasanıza! babanız bu hususta sizden Allah(cc) huzurunda söz aldı ve siz daha önce Yusuf(as) konusunda da çok güven kırıcı davranmıştınız. Bunun için, ben , babam bana izin veresiye kadar veya Allah(cc) hakkımda bir hüküm verinceye kadar burada kalacağım. Allah(cc), her zaman en hayırlı hüküm verendir' dedi.
Devamında:' Şimdi siz gidin ve babanıza deyin ki:'Sevgili babamız! Oğlun hırsızlık yaptı.Fakat biz bildiğimizden, gördüğümüzden başkasına şahit değiliz. Üstelik biz, bilip gördüğümüz dışında olup bitenlerin sorumlusu da değiliz. İstersen (olay günü) bulunduğumuz şehrin sakinlerine sor, veya birlikte döndüğümüz kervancılara sor; zira biz gerçekten doğru söylüyoruz'' dedi.
Yusuf 78:
- Ve devamın da:' Ey saygın yönetici!, Bunun çok yaşlı bir babası var (ve üzüntüden dayanamaz). Ne olur, onun yerine bizden birini alıkoy. Siz, ne yaptığını bilen akıllı ve oturaklı birisiniz(الْمُحْسِنِينَ)' dediler.
(Biraz önce ,kim olduğunu bilmeden, hırsız dedikleri kimseye, şimdi de akıllı, oturaklı birisiniz diyorlar. Hased böyle bir şey, insanın aklını öyle bastırıyor ki, muhsin kişinin tam tersi oluyor; yani akılsız, ne yaptığı belli olmayan,tutarsız ve dengesiz! 36. ayette de, hapis arkadaşları Yusuf(as)'ı aynı şekilde tanımlamışlardı(الْمُحْسِنِينَ))
5 Nisan 2020 Pazar
Yusuf 77:
- Onlar:' Eğer o çaldıysa, bunda şaşılacak bir şey yok! Çünkü bir zamanlar onun kardeşi de hırsızlık yapardı' dediler. Bu durum karşısında, Yusuf(as), düşüncelerini hissettirmeden, kendi kendine :' Asıl sizin durumunuz çok kötü! Allah(cc) söylediğiniz şeyin(aslını) çok iyi biliyor' dedi.
(
Kardeşleri , Yusuf(as)'ı da bilmeden, yüzüne karşı ona da iftira atıyorlar, onu da hırsız olmakla itham ediyorlar.
Ayrıntıları bazı tefsirlerde anlatılan bir rivayete göre Hz. Yusuf'un halası öksüz yeğenini yanında alıkoymak için o küçükken böyle bir mizansen düzenlemiş. Kardeşlerin aslını bilmeden imâ ettikleri bu olay olsa gerektir.M.İ.
)
Yusuf 76:
- Bunun ardından, (Yusuf(as)'ın huzuruna getirildiler). Yusuf(as) arama işine öz kardeşi (Bünyaminden) önce diğer kardeşlerinden başladı ve sonunda kupayı öz kardeşinin yükünde buldu.
Yusuf(as) (dileğine ulaşması) için, Biz olayları işte böyle kurguladık. Allah(cc) böyle dilemeseydi, Kralın yasalarına göre, kardeşini alıkoyması imkansızdı. Biz dilediğimiz kimseyi (bilgice), yüksek derecelere çıkarırız, fakat her bilgi sahibinin de üstünde, herşeyi bilen (Allah(cc)) vardır.
(
Kıssanın anlamı artık açıkça ortada: kıssa, “[olacak olana dair] nihaî hüküm ancak Allah'a aittir” (yukarıda 67. ayet) temel öğretisinin yeni bir ifadesi durumundadır. Hz. Yusuf kardeşi Bünyamin'i yanında alıkoymak istemektedir; ama Mısır yasalarına göre küçük kardeşlerinin hukukî vasîsi durumunda olan öteki kardeşlerin izni olmadıkça bunu yapması mümkün değildir. Beri yandan kardeşlerin de babalarına verdikleri sözden ötürü Bünyamin'in kalmasına hiçbir şekilde razı olamayacakları ortadadır. Tek çare Hz. Yusuf'un onlara kim olduğunu açıklamasıdır; ama Hz. Yusuf buna henüz hazır olmadığı için Bünyamin'in onlarla eve dönmesine katlanmak zorunda kalır (bkz. yukarıda 72. not). Ona verdiği armağanın, Hz. Yusufun hiç beklemediği tarzda kazara ortaya çıkması her şeyi umulmadık biçimde değiştirir: çünkü şimdi artık Bünyamin hırsızlık yapmış gözükmekte ve ülke yasalarına göre Hz. Yusufun onu tutsak olarak alıkoyması, evinde tutması gerekmektedir. Kupa olayım îma eden “Hz. Yusufun dileğine erişmesi] için “Biz olayları işte böyle düzenledik (kidnâ) ” sözü göstermektedir ki, kaydettiği bu gelişmeler itibariyle olay Hz. Yusuf tarafından planlanmadığı gibi, sonuçları itibariyle de onun tahminlerinin üstünde seyretmiştir.ESED
Bu âyetlerde anlatılan hadise hakkında birtakım yorumlar yapılmışsa da, burada doğru olan tevcih, Allahü a’lem şu olsa gerektir:70’inci âyette Hz. Yusuf’un kardeşinin yükü-ne koyduğu kap için ‘sikaye’ kelimesi kullanıl-makta, 72’nci âyette kayıp meşrubat kabını ara-maya çıkanlar ona ‘suva’ demekte, 76’ncı âyette kardeşinin yükünden çıkan kap için kullanılan zamirle yine ‘sikaye’ye atıfta bulunulmaktadır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim, hadiselerdeki planı, “İşte Biz, Yusuf için böyle bir ‘plan’ kurduk.” demek-le Allah’a nisbet etmektedir. Bir başka nokta ola-rak, Hz. Yusuf’un su kabını kardeşinin yüküne koymasıyla, onu aramaya çıkanların kafileye seslenmesi arasına, iki hadisenin birbirinin deva-mı veya birbirine sebep-sonuç olduğu manâsına gelecek fe edatı yerine, ikisini birbirinden ayıran ve arada daha başka şeylerin de geçtiğine işaret eden, ‘sonra’ manâsına sümme kullanılmaktadır. Bütün bunlardan çıkarılabilecek sonuç şudur:Kral’ın bütün yetkilerini kullanan Hz. Yusuf (a.s.), sarayda Kral’a ait olduğu bilinen fakat kendisine hediye edilmiş olan veya kendisinin kullandığı çok kıymetli su kabını hediye olarak kardeşinin yüküne koymuştur. Saray görevlileri, ihtimal onu korumakla sorumlu olanlar, kabın yerinde olmadığını fark edip de onu yapılan ara-mada da bulamayınca, onu bulup getirene bir deve yükü buğday va’detmişler, bunun üzerine onu aramaya çıkanlar, buğday almak için dışa-rıdan gelen kervanlardan şüphelenmişlerdir. Hz. Yakub’un oğullarının yükleri aranınca kap Hz. Yusuf’un anne-baba bir kardeşinin yükünde çık-mış, bunun üzerine Hz. Yakub’un şeriatına göre Hz. Yusuf’un kardeşi sarayda alıkonmuştur. Bu-rada Hz. Yusuf’un kardeşi masum olmasına ve Hz Yusuf da bunu bilmesine rağmen, ümit edi-len netice ve Hz. Yusuf’un misyonu açısından, nasıl Hz. Yusuf uzun yıllar iftiralara katlanmak zorunda kalmışsa, kardeşi de bir süre bir suçla-maya katlanmak zorunda kalacaktır.Hadiseler belli bir neticeye göre cereyan etmiş-tir ve bütün hadiselere hükmeden Allah’tır. Dola-yısıyla âyette Cenab-ı Allah (c.c.), İşte Biz, Yusuf için böyle bir ‘plan’ kurduk buyurmaktadır. Bu, bizim açımızdan bir plandır ama, Hz. Allah (c.c.) açısından ise hadiseleri yönlendirmedir, hadiselere hükmetmedir, O’nun icraatıdır, kaderdir.Kader, mü’minler hakkında daima hayır yük-lüdür. Allah (c.c.), onlar için takdir buyurduğu hayır neticenin alınması yolunda, mü’minleri ha-talarından dolayı Kader’in taşlarına maruz bıraka-bilir. Bu taşlar, onların hatalarının affına sebeptir. İşte, Hz Yakub’un Hz. Yusuf ve kardeşi dışındaki oğulları, kardeşlerine karşı hatalarını kuraklıkla, Mısır yollarında, kardeşlerinin hırsızlık suçla-masına maruz kalması ve O’nu Mısır sarayında bırakmak mecburiyetinde kalmakla ödemişlerdir. Hemen arkadan gelecek olan âyet, onların Hz. Yu-suf ve ismi Ahd-i Atik’de Bünyamın olarak geçen kardeşi hakkında halâ iyi hisler beslemediklerini ve Hz. Yusuf’a halâ iftira atabilecek durumda ol-duklarını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, onla-rın Kader’den bir taşa maruz bırakılmaları gerek-mektedir. Onlar hakkında hayırlı olan da budur. Sonunda gerçeği bütün açıklığıyla görecek, ba-baları Hz. Yakub’un Hz. Yusuf’a niye daha fazla ihtimam gösterdiğini anlayacak, Allah’ın tercihine ve hakikate boyun eğecek, bu kendi haklarında da hayırlı olacak ve Allah’ın dini, Hz. Yusuf ve kardeşleri sebebiyle bir süre Mısır’da hakim hale gelecek, nesilleri Mısır’da önemli mevkiler elde edeceklerdir (Mâide Sûresi/5: 20). Bu kutlu hedef için asıl ve en büyük üzüntü, sıkıntı ve musibet-lere katlananlar ise, rasûl olmaları hasebiyle Hz. Yusuf ve Hz. Yakup’tur.A.Ü.)
4 Nisan 2020 Cumartesi
Yusuf 71-75:
- Onlara dönerek şöyle seslendiler:'Nedir kaybettiğiniz?'.
Görevlilerden biri:'Kralın su kupasını(صُوَاعَ) kaybettik. Onu getirene bir deve yükü yardım erzakı ödül olarak verilecek. Buna ben kefilim' dedi.
Onlar:' Allah(cc)'a yemin olsun ki, biz buraya bozgunculuk çıkarmak için gelmedik, siz de bunu biliyorsunuz. Hele hırsız hiç değiliz' dediler.
Görevliler:' Pekala, eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlık yapanın sizdeki cezası nedir?' dediler.
Onlar da:'Cezası şudur: O kap kimin yükünde bulunursa o şahıs, malı çalınanın kölesi olur. Hırsızlık yapanları biz böyle cezalandırırız' dediler.
(Evet burada bir kayıp kap var, veya kralın görevlileri öyle sanıyor ve arıyor, fakat, 70. ayette (السِّقَايَةَ) olarak geçen kap, burada (صُوَاعَ) olarak geçiyor. Devam eden ayetlerde, tekrar belirtilen; bunun Allah(cc)'ın bir planı olduğu gerçeği, belki de masumane bir hediye olayının sonuçları Yusuf(as)'ın da tam istediği gibi bitmesine yol açacak. Bakalım neler olacak?)
3 Nisan 2020 Cuma
Yusuf 70:
- Onlar hayvanlarını yükleyip gitmeye hazırlandıklarında, Yusuf(as), öz kardeşi Bünyamin'in yüküne bir su kabı (السِّقَايَةَ) koydurttu. Sonra kervan hareket edince de, görevlilerden biri:' Durun! Evet kesin siz yaptınız bu hırsızlığı!' dedi.
(Burada bu su kabını yüklere konulması ve sonra kardeşlerin hırsızlıkla itham edilip Bünyamin'in alıkonulması vb. olaylar dizisini Yusuf(as)'ın planlayıp uygulattığı görüşü üzerindeki yaygın kanının tersine, daha önceki ayette de Allah(cc)'ın buyurduğu gibi, bu bir Takdir-i İlahidir, yoksa bir peygamberin entrikalarla başkalarını suçlayıp bir sonuca varmaya çalışması nasıl düşünülebilinir? RAZI: Kur'ân'da, o münadilerin, bu nidayı Hz. Yusuf'un emriyle yapmış olduklarına dair bir beyan bulunmamaktadır. Zahirî duruma en uygun olanı, onların bunu kendiliklerinden yapmış olmalarıdır. Çünkü onlar su kabını arayıp, onu bulamayınca ve orada daha Önce de onlardan başka kimse de bulunmamış olunca, zann-ı galibleriyle onların almış olduklarını zannettiler.)
2 Nisan 2020 Perşembe
Yusuf 68:
- Ama onların şehre farklı kapılardan girerek babalarının emrini yerine getirmelerinin, Allah(cc)'ın takdirine karşı bir yararı olmadı. Bu sadece, Yakub(as)'ın (oğullarını korumak için) gönlünden geçirdiği bir temenniden ibaretti. Çünkü, O kendisine ögrettiklerimizden dolayı, (her zaman Allah(cc)'ın hükmünün geçerli olduğuna dair) yeterli bir bilgiye sahipti. Fakat, insanların çogu (bunu böyle) bilmezler.
(Evet, şehre birinci gelişlerinde her şey istedikleri gibi gitmiş, yanlarında olmayan kardeşleri ve babaları için bile yardım erzakı almışlardı. Yani, herşey çok kolay olmuştu (Hatta 65. ayette bunu kendileri söylüyor --bu sefer daha da kolay olmasını umuyorlar--). Fakat, bu gelişlerinde extra ihtimam göstermeleri, Allah(cc)'ın onlar için takdir buyurduğunu engelleyebilecek değildir. Yüce Rabbim, bu ayetle onu vurguluyor. Yüce Rabbim, yine onları bir dizi imtahana sokacaktır ve onlar da kaç numara olduklarını göstereceklerdir. Zira, kardeşleri Bünyamin, Yusuf(as) tarafından alıkonacak, görevlilerce hırsızlıkla suçlanarak, onlar da, hemen atlayıp : ' Evet, onun kardeşi de --Yusuf(as)'ı kasdederek-- hırsızlık yapmıştı' diyerek, hala Yusuf(as)'a karşı farketmeden, kıskançlıklarını ortaya serivereceklerdi. Bakalım neler olacak daha..)
Yusuf 67:
- (Tam yola çıkacakları zaman) Babaları:' Evlatlarım' dedi ' Şehre aynı kapıdan değil de farklı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah(cc)'tan gelecek takdiri engelleyemem. Zira hüküm yetkisi Allah(cc)'a aittir. Onun içindir ki, ben O'na dayanır, O'na güvenirim. Tevekkül edenler de , yanlız O'na dayanıp güvensin'.
1 Nisan 2020 Çarşamba
Yusuf 65:
- Bir süre sonra, yüklerini indirdiklerinde, bedel olarak verdikleri malların da yükleri içine geri konulduğunu gördüler ve :' Ey babamız, bak daha ne istiyoruz?, bedel olarak götürdüğümüz mallarımız bile geri verilmiş. Şimdi tekrar gidip, evimize yeni yardım erzakı alabilirz. Kardeşimizi de koruruz. Hem bir deve yükü daha fazla almış oluruz. Süper iş( ذَٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ)!' dediler.
(Cümlenin gelişinden; ذَٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ karşılığı, süper olacak, ne güzel olacak, bu sefer çok kolay olacak, gibi olması daha muhtemel. Bazı mufessirler, --bu sefer aldığımız erzak azdı-- gibi çeviriler yapmışlar bu pek inandırıcı gelmedi, zira babaları ve kardeşleri için, onları görmeden onlar adına da yardım erzakı verilmişti zaten. Madem adam başı bir deve yükü verliyor, ilk seferde zaten fazladan almışlardı, ama bir daha giderlerse, bu sefer kardeşlerini de kanıt olarak götüreceklerinden, aynı yükü bir daha tekrardan alıcaklar ki, istedikleri de bu zaten. يَسُرَ (yasura), “to be easy, to be able to do or procure easily, to be or grow rich, to live in affluence, to come or show oneself from the left side”))
Yusuf 63-64:
- Evlerine geri döndüklerinde, babalarına:' Ey babamız, kardeşimizi de bir dahaki sefere bizimle gönder yoksa, bize hiç bir şey verilmeyecek. Biz onu elbette koruyup kollarız' dediler.
Babaları:' Daha önce kardeşini nasıl emanet ettiysem, şimdi onu da size emanet ediyim, öyle mi? Oysaki, Allah(cc) en hayırlı koruyucudur. Zira O, merhametlilerin en merhametlisidir' dedi.
(Öyle anlaşılıyor ki, kardeşleri, ihtiyar babaları ve üvey kardeşleri için de , Yusuf(as)'dan yardım istemiş ve almışlardı. Fakat Yusuf(as)'ın şartı, kardeşlerini getirerek doğru söylediklerini ispatlamalarını istemiş olmalı ki, onsuz geri gelirlerse kendilerine de bir şey verilmeyeceğini, --çünkü yalancı durumuna düşüyorlar-- anlamışlardı. Bu fırsatla da, Yusuf(as), öz kardeşini --çaktırmadan-- getirtebilme fırsatı buldu.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)