- Bütün bu olup bitenlerde , kuşkusuz, çok ibretler vardır, ama insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
30 Eylül 2019 Pazartesi
Çalışma 60-66:
- Güneş doğup etraf aydınlanınca, firavun ordusu Musa(as) ve kavmini takibe koyuldu. İki topluluk birbirini görecek mesafeye yaklaşınca, Musa(as) beraberindekiler:' Eyvah!, yetiştiler!' dediler. Musa(as):' Asla!, Rabbim muhakkak benimledir, bana bir kurtuluş yolu gösterecektir'. Allah(cc) da :' Asanla denize vur!' diye vahyetti. Musa vurur vurmaz, deniz ortadan yarıldı ve sular koca dağlar gibi yolun iki tarafına çekildi. Firavun ordusu da ortaya yaklaştırıldı, Musa(as) ve beraberindekiler kurtulduktan sonra, diğerleri suya gömüldü ve boğuldular.
29 Eylül 2019 Pazar
Çalışma 53-58:
- Firavun, bu arada, bütün şehirlere asker toplamak için adamlarını saldı ve :' Esasen bunlar küçük başıbozuk bir topluluktur, ama kalpleri bize karşı kin ve nefretle dolu!, fakat biz uyanık ve tedbirli büyük bir topluluğuz. Bundan dolayı, biz onları evlerinden işlerinden ettik, bütün mallarına mülklerine el koyduk' diyerek,yaptığı ve yapacağı zulmü meşrulaştırıp, halkı kendine çekti.
(Demek, hak ve hakikat karşısında firavunların kullandığı en önemli koz halkları. Onları kendi taraflarına çekmek için de, karşı tarafı, adeta küçük rahatsız edici bir böcek gibi göstermek isterler ki, rahat ezip yok edebilsinler. 'Bunlar bizi sevmiyor ve o güzelim düzenimizi yıkmak istiyorlar, biz artık çok güçlüyüz, kuvvetliyiz, lideriz, dünyayı biz yönetiriz, herşeyi biz yaparız, onların mallarını mülklerini alıp, işlerini bozacağız, makam ve şereflerini iki paralık yapacağız, bunlar hain!' nidaları ile de cahil ve .. halkı da yanlarına alıp, suç ortağı yaparlar, nihayetinde denizde helak edilen sadece firavun olmayacak, Kuran tabiriyle, firavun ve (bu kampanyaya katılan) halkı olacaktır!)
28 Eylül 2019 Cumartesi
Çalışma 49-51:
- Firavun:' Ben size izin vermeden inanmak ha! Anlaşıldı!, Demek Musa(as) sizin ustanızmış, sizin hocanız o demek! Görürsünüz siz!, Ellerinizi ve bacaklarınızı kestireceğim karşı geldiğiniz için! Hepinizi asacağım!'
Büyücüler:' Hiç önemi yok! Nasıl olsa Rabbimize döneriz. Ümit ediyoruz ki, ilk inananlardan olduğumuz için Rabbimiz bizi affeder'
(Firavun bir hayli etkilenmiş ve korkmuş, kendi gözde büyücülerinin de çok üstünde olduğunu anlayınca, onların inanmalarını yanlış yorumlayıp, Musa(as) ile büyücüleri ilişkilendirip, büyücülerin imkanlarını ellerinden almak (el ayak kesmek bir bakıma öyle görülebilir) ve onları idam etmekle tehdit ediyor!)
27 Eylül 2019 Cuma
Çalışma 46-48:
- Evet, Musa (as) min yaptığının sihir olmadığını anlayan büyücüler hemen secdeye kapaklandılar ve; 'Alemlerin Rabbi , Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik ' dediler.
(Musa ve Harun (as) min isimlerini vurgulamalarındaki sebep, insanların ,firavunun tanrı diye inandığı ile karıştırmamaları için olsa gerek.)
26 Eylül 2019 Perşembe
Çalışma 43-45:
- Müsabakaya geçildi ve, Musa(as) büyücülere:' Haydi, ne yapacaksanız yapın, görelim!' dedi. Ellerindeki ipleri ve değnekleri yere bıraktılar ve :' Firavunun gücü ile galip olan biz olacağız' dediler.
Derken, Musa(as) asasını yere bıraktı ve bir de baktılar ki, onların büyü ile yaptıkları herşeyi yutuyor.
(Evet, büyücüler de, firavundan aldıkları özel teşvikle, halk önünde firavunu ilahlaştırıyorlar ki, çıkarlarına bir zarar gelmesin! Herkes tribünlere oynuyor!)
Çalışma 38-42:
- Derken, o malum (kararlaştırılan) günde büyücüler bir araya toplandılar. Halk ta :' Haydi!, gelmiyor musunuz?' diye davet edildi. ' Umuyoruz ki, büyücüler galip gelecek ve biz de onlara tabi oluruz'.
Büyücüler karşılaşma yerine gelince, firavuna:' Eğer galip gelirsek, bize büyük bir mükafat verirsin artık, değil mi?' dediler. Firavun:' Evet, kesinlikle!, hem benim gözde adamlarımdan olacaksınız!'
(Evet, öyle anlaşılıyor ki, herkes çıkarcı, kendine ne yontabilir onun peşinde! Bu arada karşı tarafı da(Musa(as)) halk nazarında küçük düşürmek ve kendi dini inanışlarını (MNK düzenlerini) pekiştirmek için halkı da olaya dahil ediyorlar! Unutmamak gerekir ki, Musa(as)'ın halk gözünde bir değeri vardı, sarayda büyümüş, bazı önemli askeri başarılar göstermiş, hatta firavun onu kendine prens yapmayı bile düşünmüştü. Şüphesiz, halk bütün bunları bilmiyor olamaz! Halkın gözünde pozitif bir yeri olan birini, söylemlerinden dolayı öncelikle halka karşı küçük düşürmek önemli, halkı yanına alacaksın ki, sonra yapacağın zulümlere onlar da göz yumsun, senin zulmüne ortak olsun. )
25 Eylül 2019 Çarşamba
Çalışma 34-37:
- Firavun, etrafındaki seçkin (danışmanlarını toplayarak): 'Bu adam, gerçekten usta bir sihirbaz! Yaptığı sihirlerle sizi yerinizden yurdunuzdan etmeye niyeti var! Ne diyorsunuz? tavsiyeniz ne?'
Heyet:' Şimdi, Onu ve kardeşini bir yana bırak! Sen, şehirlere adamlar gönder, usta sihirbazları toplasınlar buraya gelsinler'
(Mısır tarihine bakılacak olursa, görülür ki; aslında firavunlar güçlüymüş gibi gözükse de; etraflarındaki Rahipler Topluluğu her zaman daha güçlü olmuş ve firavunu yönlendirmiştir. Bundan dolayı, Yusuf(as)'a inanan Mısır hükümdarını (Kuran, ona firavun demiyor, hükümdar diyor) öldürtmüşler, kendi MNK çıkar düzenlerini tekrar tesis etmişlerdir)
Çalışma 30-33:
- Musa(as) :' Sana, gerçeği bütün açıklığı ile ortaya koyan bir şey getirmiş olsam da mı?'
Firavun :' Haydi o zaman, göster o şeyi! eğer doğru söylüyorsan!'
Bunun üzerine Musa(as) asasını yere bıraktı, bir de ne görsünler, asa kocaman bir yılan oluvermiş. Bir de elini koynundan çıkardı ki, bakanların gözünü kamaştıracak kadar parlak mı parlak.
(Firavunun kestirip atmak yerine, delilini göster demesi, onun da içinde bir bakıma, kendisinin ilah olduğuna inanmadığının bir göstergesi değil mi? Ama kıssanın devamında da göreceğimiz gibi, MNK (Masa,Nisa,Kasa) çıkarları dolayısıyla kendini öyle gösteriyor.)
24 Eylül 2019 Salı
Çalışma 23-29:
- Firavun: ' Alemlerin Rabbi de neyin nesi?'
Musa(as):' Eğer gerçekten ögrenmek ve anlamak istiyorsanız, söyleyeyim; O, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir.'
Firavun, çevresindekilere alaycı bir şekilde:' Ne dediğini duydunuz değil mi?'
Musa(as) devam etti:' O sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da'.
Firavun, (yine etrafındakilere dönerek):' Size gönderildiğini iddia eden bu adam, bir deli!'
Musa(as):' Eğer, aklınızı kullanırsanız, anlayacaksınız ki; O, Doğunun, Batının ve her ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir.'
Firavun:' (Bak Musa) Eğer benden başka bir ilah edinirsen, hiç şüphen olmasın, seni hapse tıkarım'
(Evet, her şey üstünde kendisinin söz sahibi olduğunu söyleyene Allah(cc)'ı hatırlatırsan, önce seni alaya alır, sonra 'bunlar sapık, deli' der, sonra da tehdit ederek, hapse tıkmaya kalkar. Enteresan! değil mi? böyle şeyler olmuş!, hayret! )
Çalışma 18-22:
- Fakat, Musa(as) firavuna tebliğ edince;
Firavun: ' Öyle mi?, Biz seni bebekken alıp yanımızda yetiştirmedik mi?, Ömrünün uzun yıllarını yanımızda geçirmedin mi? Sonra da yapacağını yaptın ve artık ispat ettin ki, sen bir nankörsün!'
Musa(as):' Evet, doğru ben o işi yaptım, ama yanlışlıkla, farkına varmadan yaptım. Sonra sizinle bulunmaktan çekinip kaçtım. Neticede, Rabbim bana her konuda doğru hüküm verme ve doğru ile yanlışı ayırt edebilme yeteneği bahşetti ve beni elçileri arasına kattı. Başıma kaktığın o iyilik ise, bir iyilik değil, israiloğullarını köleleştirmiş olmandan dolayı idi.'
23 Eylül 2019 Pazartesi
Çalışma 10-17:
- Hani, bir zamanlar,
Allah(cc), Musa(as)'a: ' O zalim topluluğa git, Firavun halkına. Bana karşı sorumluluk bilinci ile davranıp, azabımdan sakınmaya niyetleri yok mu? Bir sor!'
Musa(as): ' Rabbim, korkarım ki, beni yalanlarlar, benim de gögsüm daralır, dilim dolanır. Bu bakımdan, Harun(as) da risaletle görevlendir. Ayrıca bana karşı ciddi bir suçlamaları da var, bu bakımdan beni öldürmelerinden endişe ederim'.
Allah(cc): ' Asla!, Yine de siz ikiniz delillerimizle gidin. Biz de sizinle beraberiz, olup bitenin takipcisi olacağız. O firavuna gidin ve deyin ki: Biz Alemlerin Rabbinden bir mesajla gelmiş bulunuyoruz. İsrailoğullarını serbest bırak, bizimle gelsinler'
22 Eylül 2019 Pazar
Çalışma 7-9:
- Yeryüzüne şöyle bir bakan görecektir ki, Allah(cc)'ın yarattığı türlü türlü nice ibretlik ve ders çıkartılacak çeşit çeşit bitkiler vardır. Ama yine de bir çoğu bunu algılayıp inanmazlar. Oysa Allah(cc), çok acıyıp esirgeyen ve yüceler yücesidir.
(Evet, insanların çoğunun bu vurdum duymazlığı karşısında onları cezalandırabilecek güçte olmasına rağmen, onlara fırsat ve süre vererek,(tevbe edip inananları) onları af etmeye hazır olduğunu da Allah(cc) buyuruyor.)
21 Eylül 2019 Cumartesi
Çalışma 1-6:
- Bunlar, gerçeği açık ve net bir şekilde açıklayan ve Hak'tan geldiği belli olan Kitab'ın sözleridir. İnsanlar inanmıyor diye kendinizi paralamanıza gerek yok, Allah(cc) dileseydi, gökten öyle bir mucize indirirdi ki, mecburen inanmak ve itaat etmek zorunda kalırlardı. Ne zaman Allah(cc) bir ayet indirse, arkalarını dönüp uzaklaşırlar. Hep böyle, inadla karşı çıkıp yalanladılar. Ama pek yakında alay edip durdukları şey neymiş öğrenecekler.
(İlk etapta, Peygamber efendimiz(sav)'e karşı söylenmiş gibi gözükse de, Kuran'ı muhatap alan herkese seslenildiği düşünülebilir sanırım, değil mi?
Allah(cc), insanların kendi hür iradeleri ile ve kendi ahlaki değer ve ölçüleri ile ölçüp/tartıp inanmalarını istemiştir. Aksi takdirde, gökten gelen bir görünür ve işitilir bir mucize, inkar edilemez bir şekilde zorlayıcı olup, iradeyi devre dışı bırakır, seçim hakkını yok ederdi. Temelde, bir çok insanın inanmada zorlanması veya inanmamasının sebebi, bilgisizlik, yanlış yaklaşım, önyargılarla yüklü olarak görünen delilleri örtme çabasıdır. Öyle ya, atom çekirdeği etrafında muazzam bir hızla dönen elektronları kendi gözüyle gören insanın, buna türlü türlü kılıflar uydurarak kendiliğinden olduğunu ispat etmeye çalışması ne kadar kabul edilebilir ki!)
Çalışma 1:
Şuara süresi:
(Diyanet çevirisi:)
Şuara süresi:
(Diyanet çevirisi:)
| 1. | Ta Sin Mim. |
| 2. | Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir. |
| 3. | Ey Muhammed! Mü'min olmuyorlar diye adetâ kendini helak edeceksin! |
| 4. | Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar |
| 5. | Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. |
| 6. | Onlar (Allah'ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek. |
| 7. | Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik. |
| 8. | Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar. |
| 9. | Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. |
| 10, 11. | Hani Rabbin Mûsâ'ya, "Zalimler topluluğuna, Firavun'un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?" diye seslenmişti. |
| 12. | Mûsâ şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum." |
| 13. | "Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn'a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap)." |
| 14. | "Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım." |
| 15. | Allah dedi ki, "Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz." |
| 16. | "Firavun'a gidin ve deyin: "Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz", |
| 17. | "İsrailoğullarını bizimle beraber gönder." |
| 18. | Firavun şöyle dedi: "Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin." |
| 19. | "(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin." |
| 20. | Mûsâ şöyle dedi: "Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir halde iken (istemeyerek) yaptım." |
| 21. | "Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı." |
| 22. | "Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir." |
| 23. | Firavun, "Âlemlerin Rabbi de nedir?" dedi. |
| 24. | Mûsâ, "O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir." |
| 25. | Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) "dinlemez misiniz?" dedi. |
| 26. | Mûsâ, "O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir" dedi. |
| 27. | Firavun, "Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir" dedi. |
| 28. | Mûsâ, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir" dedi. |
| 29. | Firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim." |
| 30. | Mûsâ, "Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?" dedi. |
| 31. | Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu," dedi. |
| 32. | Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler asa açıkça kocaman bir yılan olmuş. |
| 33. | Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş. |
| 34. | Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu bilgin bir sihirbazdır" dedi. |
| 35. | "Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?" |
| 36. | Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy.Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder." |
| 37. | "Sana bütün usta sihirbazları getirsinler." |
| 38. | Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler. |
| 39. | İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi. |
| 40. | "Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.) |
| 41. | Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler. |
| 42. | Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi. |
| 43. | Mûsâ onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi. |
| 44. | Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler. |
| 45. | Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asâ onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor. |
| 46. | Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. |
| 47. | "Âlemlerin Rabbine inandık" dediler. |
| 48. | "Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbi'ne." |
| 49. | Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi. |
| 50. | Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz." |
| 51. | "(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz." |
| 52. | Biz Mûsâ'ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz" diye vahyettik. |
| 53. | Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. |
| 54. | Dedi ki, "Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur." |
| 55. | "Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar." |
| 56. | "Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz." |
| 57, 58. | Biz de Firavun'un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık. |
| 59. | İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık. |
| 60. | Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular. |
| 61. | İki topluluk birbirini görünce Mûsâ'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler. |
| 62. | Mûsâ, "Hayır!, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi. |
| 63. | Bunun üzerine Mûsâ'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. |
| 64. | Ötekileri de oraya yaklaştırdık. |
| 65. | Mûsâ'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. |
| 66. | Sonra ötekileri suda boğduk. |
| 67. | Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi. |
| 68. | Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. |
| 69. | Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku. |
| 70. | Hani o babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti. |
| 71. | "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi. |
| 72. | İbrahim dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?" |
| 73. | "Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?" |
| 74. | "Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler. |
| 75, 76. | İbrahim şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?" |
| 77. | "Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah dostumdur." |
| 78. | "O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir." |
| 79. | "O, bana yediren ve içirendir." |
| 80. | "Hastalandığımda da O bana şifa verir." |
| 81. | "O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır." |
| 82. | "O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur." |
| 83. | "Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat." |
| 84. | "Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl." |
| 85. | "Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle." |
| 86. | "Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır." |
| 87. | "(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!" |
| 88. | "O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!" |
| 89. | "Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka." |
| 90. | Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak. |
| 91, 92, 93. | Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allahı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek. |
| 94, 95. | Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar. |
| 96. | Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler: |
| 97. | "Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz." |
| 98. | Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk." |
| 99. | Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı." |
| 100. | İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok." |
| 101. | "Candan bir dostumuz da yok." |
| 102. | Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak. |
| 103. | Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi. |
| 104. | Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. |
| 105. | Nûh'un kavmi de Peygamberleri yalanladı. |
| 106. | Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" |
| 107. | "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." |
| 108. | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." |
| 109. | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." |
| 110. | "O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!" |
| 111. | Dediler ki: "Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız." |
| 112. | Nûh şöyle dedi: "Onların yaptıklarına dair benim ne bilgim olabilir?" |
| 113. | "Onların hesaplarını görmek ancak Rabbime aittir. Bir anlayabilseniz!" |
| 114. | "Ben inananları kovacak değilim." |
| 115. | "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." |
| 116. | Dediler ki: "Ey Nûh! (Bu işten) vazgeçmezsen mutlaka taşlananlardan olacaksın!" |
| 117. | Nûh şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı." |
| 118. | "Artık onlarla benim aramda sen hükmet. Beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar." |
| 119. | Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık. |
| 120. | Sonra da geride kalanları suda boğduk. |
| 121. | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| 122. | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır. |
| 123. | Âd kavmi de peygamberleri yalanladı. |
| 124. | Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" |
| 125. | "Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." |
| 126. | "Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." |
| 127. | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." |
| 128. | "Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?" |
| 129. | "İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?" |
| 130. | "Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız." |
| 131. | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." |
| 132, 133, 134. | "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının." |
| 135. | "Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum." |
| 136. | Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir." |
| 137. | "Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir." |
| 138. | "Biz azaba uğratılacak da değiliz." |
| 139. | Böylece onlar Hûd'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| 140. | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| 141. | Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı. |
| 142. | Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" |
| 143. | "Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." |
| 144. | "Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!" |
| 145. | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." |
| 146, 147, 148. | "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?" |
| 149. | "Bir de dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz." |
| 150. | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." |
| 151, 152. | "Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin." |
| 153. | Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin." |
| 154. | "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mucize getir." |
| 155. | Salih, şöyle dedi: "İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır." |
| 156. | "Sakın ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar." |
| 157. | Derken onu kestiler, fakat pişman oldular. |
| 158. | Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| 159. | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| 160. | Lût'un kavmi de peygamberleri yalanladı. |
| 161. | Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" |
| 162. | "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." |
| 163. | "Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin." |
| 164. | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." |
| 165, 166. | "Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz." |
| 167. | Dediler ki: "Ey Lût! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!" |
| 168. | Lût şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım." |
| 169. | "Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar." |
| 170, 171. | Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. |
| 172. | Sonra diğerlerini helâk ettik. |
| 173. | Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi! |
| 174. | Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| 175. | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| 176. | Eyke halkı da peygamberleri yalanladı. |
| 177. | Hani Şuayb onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" |
| 178. | "Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim." |
| 179. | Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. |
| 180. | "Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir." |
| 181. | Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın." |
| 182. | "Doğru terazi ile tartın." |
| 183. | "İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." |
| 184. | "Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının." |
| 185. | Onlar şöyle dediler: "Sen ancak büyülenmişlerdensin." |
| 186. | Sen sadece bizim gibi bir insansın. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." |
| 187. | "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi gökten üzerimize bir parça düşür." |
| 188. | Şuayb, "Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi. |
| 189. | Onlar Şuayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi. |
| 190. | Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir. |
| 191. | Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır. |
| 192. | Şüphesiz bu Kur'an, âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir. |
| 193, 194, 195. | Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. |
| 196. | Şüphesiz bu (Kur'an'ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. |
| 197. | İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? |
| 198, 199. | Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı. |
| 200. | İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) suçluların kalbine soktuk. |
| 201, 202, 203. | Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar. |
| 204. | Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar? |
| 205. | Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak, |
| 206. | Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?) |
| 207. | (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı. |
| 208. | Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik. |
| 209. | Bu bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz. |
| 210. | O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir. |
| 211. | Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez. |
| 212. | Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır. |
| 213. | Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun! |
| 214. | (Önce) en yakın akrabanı uyar. |
| 215. | Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir. |
| 216. | Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de. |
| 217, 218, 219. | Namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et. |
| 220. | Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. |
| 221. | Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? |
| 222. | Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. |
| 223. | Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır. |
| 224. | Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. |
| 225, 226. | Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. |
| 227. | Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir. |
20 Eylül 2019 Cuma
--------------------------
Sonuç
Vakıa süresi:
Sonuç
Vakıa süresi:
- Evet, o kaçınılmaz olay gerçekleşip kıyamet koptuğunda insanlar üç grup halinde ayrılacaklardır. Bunlar, Bahtiyar kısım, Bedbaht kısım ve Bahtiyar kısımda daha da öne çıkan Öncüler. İnsanoğlu, Allah(cc)'ın verdiği bir kısım açık/net nimetleri bir düşünse, Allah(cc)'ın ne kadar yüce ne kadar ve her şeye kadir olduğunu anlayacaktır. Ancak bu nimetleri algılayamayanın tek yapacağı şey Allah(cc) kelamını yalanlamak ve küçümsemektir ki, bu tip insanların Kıyametteki ziyafeti, azgın ateş ve kaynar su dur. Tek gerçek Allah(cc)'ın mesajıdır ve insanoğlunun tek kurtuluşu Allah(cc)'ın adıyla/adını yüceltmek ve O'nun adıyla hareket etmektir.
19 Eylül 2019 Perşembe
Çalışma 83-87:
- Bakalım ne yapacaksınız,can boğaza geldiğinde!. O can çekişen kişinin yanında çaresizce beklişirsiniz! Allah(cc) o kimseye sizden daha yakındır, ama göremezsiniz! Madem, Allah(cc)'a inanmıyor sizi yapıp ettiklerinizden dolayı hesaba çekmeyeceğine bu kadar inanıyorsunuz, bu inancınızda da tutarlı ve samimisiniz, durdurun o çıkan canı görelim, yapabiliyormusunuz!
18 Eylül 2019 Çarşamba
Çalışma 75-82:
- Evet, parçalar halinde inen şu Kuran'a yemin olsun ki, bu çok ağır bir yemindir, O pek değerli bir hitapdır ve sağlam korunan ilahi kelam içinde insana tebliğ edilmiştir. O'na ancak kalben temiz olanlar dokunabilir ( ve anlayabilir). Bütün Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Şimdi bu kelama küçümseyerek mi bakıyorsunuz? Dünya ve Ahiretiniz için büyük bir nimet olan bu Kitap'tan alacağınız hisse O'nu yalanlamak mı olmalıydı?
(Yani, kendi geliştirdiği önyargılardan ve dünyalık çıkarlarından kalbini arındıramayan, Kuran'ı anlayamaz ve O'ndan istifade edemez sanırım)
17 Eylül 2019 Salı
Çalışma 71-73:
- Ya, tutuşturduğunuz ateşe ne demeli? Onun yakıtı ve sebebi olan (ağaçlar oksijen üretmese, hiç bir şey yanamaz) ağacı yaradan kim? Düşünüp ders alasınız ve istifade edesiniz diye onu yaratan Allah(cc)'tır.
(Evet, ateş olmasaydı, endüstri diye bir şey olmaz, insanoğlu ilerleme kaydedemezdi)
16 Eylül 2019 Pazartesi
Çalışma 41-56:
- Bedbaht kesime gelince, onları da cehennem beklemektedir, hiç düşünemeyecekleri büyük bir ızdırap ve azap. Çünkü onlar dünyada iken hiç bir ahlaki kaygı taşımadan, zevk, heva ve hevesleri peşinde şımarık bir hayat sürdüler. Çirkin günahları işlemekte ısrar ettiler. Gün gelip Allah(cc)'ın kendilerine hesap soracağını düşünmediler ve dini hep hafife aldılar. İşte cehennemdeki bu büyük ızdırap ve azap onların ödülü olacak!
Çalışma 27-40:
- Bahtiyar kesime gelince, onlarında da ödülü, hayal edemeyecekleri güzellikteki cennet nimetleridir. Bu insanların çoğu geçmiş ümmetlerden, yine bir çoğu gelecek ümmetlerden.
(Evet, bahtiyar kısmı da ödül olarak cennette türlü türlü, şu dünya nimetleri ile karşılaştırılamayacak çoklukta ve güzellikte nimetlere kavuşacaktır, hem de öncüler gibi, pek azı sonraki ümmetlerden değil, yine çoğu sonraki ümmetlerden olarak. Buradan, sonraki ümmetlerden her ne kadar çok az öncü çıkacaksa da, çok cennetlik kul çıkacağı da anlaşılıyor)
Çalışma 13-26:
- Bu öncüler ki, çoğu önceki ümmetlerden, pek azı da sonrakilerden. Cennetteki türlü türlü nimetlerden en güzel şekilde yararlanırlar, ki bu dünyada yaptıklarına bir ödül olarak onlara verilmiştir. Orada ne boş ve manasız sözler, ne de onları günaha sokacak bir bir söz vardır. İşittikleri söz, hep :'Selam! Selam!' sesleridir.
(İnsanın aklının alamayacağı güzellikteki cennet nimetlerini, bu dünyada bilinen nimetlerle karşılaştırarak algılamaya çalışmak zordur, nihayetinde, Allah(cc)'ın dünyada verdiği nimetler hiç bir zaman mükafat olmadığı halde, cennettekiler mükafattır, insanın da Allah(cc)'ın vereceği (veya verebileceği) mükafatları tam olarak kafasında canlandırması çok zordur sanırım)
15 Eylül 2019 Pazar
14 Eylül 2019 Cumartesi
Çalışma 1:
Vakıa süresi:
(Diyanet çevirisi:)
Vakıa süresi:
(Diyanet çevirisi:)
| 1, 2. | Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. |
| 3, 4, 5, 6, 7. | Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır. |
| 8. | Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir! |
| 9. | Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir! |
| 10, 11. | (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah'a) yaklaştırılmış kimselerdir. |
| 12. | Onlar, Naîm cennetlerindedirler. |
| 13, 14. | Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir. |
| 15, 16. | Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevherâtla işlenmiş tahtlar üzerindedirler. |
| 17, 18, 19, 20, 21. | Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. |
| 22, 23. | Onlar için saklı inciler gibi, iri gözlü huriler de vardır. |
| 24. | (Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak (verilir.) |
| 25. | Orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir şey işitirler. |
| 26. | Sadece "selam!", "selam!" sözünü işitirler. |
| 27. | Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir! |
| 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34. | (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. |
| 35. | Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık. |
| 36, 37, 38. | Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık. |
| 39, 40. | Bunların birçoğu öncekilerden, bir çoğu da sonrakilerdendir. |
| 41. | Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir! |
| 42, 43, 44. | Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.. |
| 45. | Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi. |
| 46. | Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı. |
| 47. | Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?" |
| 48. | "Evvelki atalarımız da mı?" |
| 49, 50. | De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır." |
| 51, 52. | Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. |
| 53. | Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. |
| 54. | Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. |
| 55. | Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. |
| 56. | İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir. |
| 57. | Sizi biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? |
| 58. | Attığınız o meniye ne dersiniz?! |
| 59. | Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz? |
| 60, 61. | Sizin yerinize benzerlerinizi getirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden yaratmak üzere aranızda ölümü biz takdir ettik. (Bu konuda) bizim önümüze geçilmez. |
| 62. | Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya! |
| 63. | Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?! |
| 64. | Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? |
| 65. | Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz: |
| 66. | "Muhakkak biz çok ziyandayız!" |
| 67. | "Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!" |
| 68. | İçtiğiniz suya ne dersiniz?! |
| 69. | Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? |
| 70. | Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.. |
| 71. | Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?! |
| 72. | Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? |
| 73. | Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık. |
| 74. | O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt). |
| 75, 76. | Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- |
| 77. | O, elbette değerli bir Kur'an'dır. |
| 78. | Korunmuş bir kitaptadır. |
| 79. | Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir. |
| 80. | Âlemlerin Rabb'inden indirilmedir. |
| 81, 82. | Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz? |
| 83. | Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! |
| 84. | Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. |
| 85. | Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz. |
| 86, 87. | Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! |
| 88, 89. | Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. |
| 90, 91. | Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir. |
| 92, 93. | Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. |
| 94. | Bir de cehenneme atılma vardır. |
| 95. | Şüphesiz bu, kesin gerçektir. |
| 96. | Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et. |
13 Eylül 2019 Cuma
--------------------------
Sonuç
Taha süresi:
Sonuç
Taha süresi:
- Evet, kim olursa olsun, herkes kendi yapıp ettiğinden sorumludur. Iman edip kendini ona göre düzelten de, inkarda ısrarla devam eden de kendisine yapar. İster firavunun yanındaki büyücüler olun, isterse peygamber yanındaki mucizeden mucizeye geçen sahabeler olun, eğer atalarınızın dini değil de , size gelen Allah(cc)'ın mesajına inanır ve sarılırsanız kurtuluşa erersiniz, yok atalarınızdan gördüklerinizin peşine gitmeye kalkarsanız sonu hem dünyada rezillik hem de asıl kaldırılamayacak büyük bir yük olarak Ahirette rezilliktir. Firavunun yanındaki has adamları büyücüler kendi heva ve heveslerine uymayıp yanlıştan dönerek iman ettiler ve kurtuldular, ama bir çok açık mucizeye şahit olan israiloğulları, yine atalarından gördükleri gibi, sapıtmış birine uyarak, puta tapmaya geri döndüler. Kim Allah(cc)'ın mesajını dikkate alıp, O'na karşı sorumluluk bilinci geliştirir ise kurtulur. Şeytanın ap açık insanın düşmanı olduğu ve her türlü hileyi kullanarak insanı saptırmaya çalışacağının bilinmesi ve uyanık olunması gerekliliği ortadadır. Bu gerçek , ilk insan Adem(as)'dan beri ortadadır. Diğer bir husus ta, yapılan yanlıştan, farkına vararak, hemen dönebilmektir. Asıl olan yanlış yapmamak değil, yanlış yapılsa da, farkına varıp, ders çıkararak ondan dönmek ve Allah(cc)'ın buyurduğu doğru yola girebilmektir. Akıl sahibi bunu yapar ,ama dünyada sırf kendi heva ve hevesi yüzünden şeytana uyup, Allah(cc)'ın mesajına karşı kör davrananları, Allah(cc) da Ahiret'te görmezden gelecektir. Neticede akıl sahibi herkes, gelecek adına bir bekleti içinde ise, bekleyelim bakalım kim doğru yolda kim de sapıtmış yakında ortaya çıkar, ögreniriz!.
12 Eylül 2019 Perşembe
Çalışma 133-134:
- Bir de diyorlar ki: ' O, bize (eger peygamber ise), Rabbinden bir mucize getirseydi ya?', tamam da, daha önceki gelen kitaplarda ki delillerden haberleri yokmu? Tabi, Allah(cc) onlara elçi göndermeden, önce helak ederek cezalandırsaydı, o zaman da:' Ey Rabbimiz!, keşke bize bir elçi gönderseydin, ona hemen uyardık, bu zillet ve onur kırıcı duruma da düşmezdik' derlerdi.
11 Eylül 2019 Çarşamba
Çalışma 130-132:
- Öyleyse, onların söylediklerine karşı sabredin. Güneş doğmadan ve batmadan önce (namaz kılarak) Allah(cc)'ı hamd ederek anın. Yine gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün bazı zamanlarında (namaz kılarak) Allah(cc)'ın yüce zatını anın ki bu sayede Allah(cc)'tan razı olduğunuz belli olsun. Onlardan bazılarına sırf onları denemek için verdiğimiz dünya hayatının süslerine göz dikmeyin. Rabbinizin size verdiği nimet çok daha hayırlı ve değerli, hem de daha devamlıdır. Yakınlarınıza da namazı emredin ve kendiniz de bunda sebat ederek devam edin. Allah(cc) sizlerden herhangi bir rızık falan istemiyor, bilakis sizin rızkınızı O veriyor. Güzel son, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlarındır.
(Bu ayetlerde her ne kadar Peygamber efendimiz(sav) hitap ediliyor görünse de , Kuran'ı muhatap kabul eden herkese mesaj aynıdır sanırım)
Çalışma 128-129:
- Bugün yaşadıkları yerlerde dolaşıp, daha önce yaşamış onca topluluğu helak etmiş olduğumuzu görmeleri de mi onları yola getirmedi? Elbette bunda akıl sahipleri için çıkarılacak dersler vardır! Eğer Rabbin tarafından daha önce verilmiş bir söz ve tayin edilmiş bir vade olmasaydı, azap onlara çoktan gelmiş olurdu.
10 Eylül 2019 Salı
Çalışma 127:
- Çünkü, haddi aşıp kendilerine verileni ziyan eden( أَسْرَفَ) ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı böyle cezalandırırız. Ahirette çekeceği azap ise çok daha çetin ve devamlıdır.
( أَسْرَفَ to exceed all bounds, to go much too far, to waste, means for a thing to go waste because the intended benefit does not occur )
Çalışma 122-124:
- Ama sonra Rabbi onu seçti de tevbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi. Sonra onlara hitaben: ' Kiminiz kiminize düşman olarak inin cennetten. Sonra ne zaman Ben'den bir rehber gelse, kim ona tabi olursa artık o ne şaşırır ne de bedbaht olur. Ama kim ki Ben'i anmaktan yüz çevirir ise, ona dünyada dar bir hayat alanı vereceğim ve onu Kıyamet günü kör olarak dirilteceğim ' dedi.
9 Eylül 2019 Pazartesi
Çalışma 116-121:
- Şöyle ki; bir vakit meleklere; ' Adem'in önünde secde edin' demiştik, hepsi secde etti ama iblis etmemişti. Emre itaatsizlikte diretmişti. Biz de; 'Ey Adem!, bu iblis, senin ve eşin için tehlikeli ve hilesi çok bir düşmanındır, ona uyarsanız sizin cennetten çıkmanıza sebep olur, ihtiyaçlar içinde koşturur durur, bedbaht olursunuz, zira cennette sizin ihtiyaç duyduğunuz her şey en mükemmel şekilde var' dedik.Ama şeytan ona vesvese verip: ' Ey Adem!, sana sonsuza kadar yaşamanın yolunu ve hiç tükenmeyecek bir saltanata nasıl ulaşacağını göstereyim mi?' dedi. Ve böylece ikisi de şeytana uydu ve sonra yaptıkları hatanın farkına varıp mutlak çaresizliklerini ve Allah(cc)'a karşı bağımlılıklarının farkına vardılar, ama Adem, Rabbine karşı gelmiş ve ciddi bir hataya düşmüş oldu.
(Öyle anlaşılıyor ki, şeytan ilk kandırmacasında, insanoğlunda farkettiği iki önemli isteği (zaafı) kullanmıştır; bunlar sonsuza kadar yaşamak ve saltanat sürme arzuları. Biliyoruz ki, bunlar bu dünya da yapılamayacak şeylerdir, sadece cennette mümkündür)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)