30 Nisan 2021 Cuma

 Kehf 47-48:

  •  Nitekim, dağları ortadan kaldıracağımız o gün yeryüzünü boş ve çıplak göreceksiniz. (O gün) kimseyi bırakmaksızın herkesi (diriltip) bir araya toplayacağız. Ve dizi dizi Rablerinin huzuruna çıkarıldıklarında (Rableri onlara şöyle seslenecek):' İşte sizi ilk gün yarattığımız gibi (bütünüyle yapayalnız ve boyun eğmiş bir şekilde) huzurumuza geldiniz. Oysa, sizin için böyle bir buluşmayı gerçekleştiremeyeceğimizi sanıyordunuz'.

29 Nisan 2021 Perşembe

 Kehf 46:

  •  Servet te, çoluk çocuk ta (güç) geçici dünya hayatının süsleridir. Ama Rabbinin katında baki kalacak ve ümit beslenebilecek olan ise işlenen salih amellerdir.
    (
    Evet Allah(cc) katında en makbul amel, salih amel ve ancak salih amellerimize ümit bağlayabiliriz,başka değil..
    )

28 Nisan 2021 Çarşamba

 Kehf 45:

  •  Dünya hayatı hakkında onlara şu misali ver: Dünya hayatının durumu şuna benzer. Gökten yağmur indiririz, onun sayesinde bitkiler yeryüzünde yeşerip gürleşir,çok geçmeden kurur, rüzgarın savurduğu çerçöp haline gelir. Neticede, Allah(cc) herşeye kadirdir.

 Kehf 44:

  •  Neticede, himaye ve yardım, sadece hak ve hakikatın ta kendisi olan Allah(cc)'a mahsustur. Hakedilen karşılığı vermek te,  nihai akibeti belirlemek te Allah(cc)'a aittir.

27 Nisan 2021 Salı

 Kehf 42-43:

  • Çok geçmeden bütün serveti kül oldu.Sahibi bu hali görünce, bağın çökmüş çardakları karşısında, yaptığı masraflarına, harcadığı emeklere acıyıp avuçlarını ovuştura ovuştura :' Ah keşke, Rabbime kullukta hiç bir şeyi O'na ortak koşmasaydım!' dedi. Nihayetinde, Allah(cc)'tan gayri ona yardım edebilecek kimse olamazdı, olmadı da. Üstelik kendi başının çaresine de bakamazdı!.
    (
    Ashab-ı Kehf’in kıssasından sonra gelen iki adam  misali,  iki  açıdan  önemlidir.  İlk  olarak,  ihlâs, diğergâmlık (başkaları için yaşama), feda-kârlık ve Allah’a tevekküle dayanan iman hare-keti, maddî açıdan kendi bağlılarının infaklarıyla yükselir. Bunlar büyük servet sahibi olmasa bile, hareketin  devamını  rahat  bir  hayata  her  zaman  tercih ederler. Hareket, genellikle bilhassa iktidar ve  servet  sahiplerinin  sert  muhalefetiyle  karşı-laşır.  Rahat  bir  hayattan  başka  bir  şey  düşün-meyen  bu  kesimler,  kendi  üstlerinde  kazanma-larına,  harcamalarına  karışacak  bir  güç  istemez  ve dolayısıyla iman hareketine, İlâhî Din’e karşıçıkarlar.  Rahat  hayatları  kendi  gözlerinde  o  ka-dar  önemli  ve  büyüktür  ki,  ayrıca  Cennet  için  çalışmayı  düşünmez,  Cennet’i  dünyada  ister  ve  dolayısıyla  Âhiret’e  de  inanmaz,  inanmak  iste-mezler.Bahçe sahipleri temsilinin dikkat çektiği ikinci nokta, bir iman hareketine herhangi bir seviye ve merhalede gönül verenler ve özellikle onun çilesi-ni çekmemiş olanlar içinde de zamanla durumla-rını değiştirenler, dünyanın tadını tadıp dünyaya yönelenler çıkabilir. Bu kesimler, Allah’a inansa-lar  bile  güçlerini,  servetlerini,  kabiliyetlerini  ve  kazanma, başarılı olma sebeplerini kendilerinden bilerek, nefislerini âdeta O’na ortak tanır, şükrü de unutur ve yavaş yavaş rahat hayat tek varlık gayeleri haline gelir. Bunlar, neticede Âhiret’i de unuturlar.  Kendilerine  Cennet  hatırlatıldığında yaşadıkları hayatı Cennet’le bir tutar, daha da kö-tüsü, Cennet’in de kendilerine ait olduğunu iddia etmeye  giderler.  Bu,  esas  itibariyle  iman  temeli  üzerinde  yükselen  medeniyetin  çöküşe  geçme-ye başladığının işaretidir. Bu bakımdan Kur’ân, bahçe sahipleri temsilini getirerek, hem mü’min-leri kendilerini ve toplumu ıslah yolunda infaka çağırırken, hem de onları ve iman hareketini me-deniyet noktasına getirmiş mü’minleri dünyanın çekiciliğinin sebep olabileceği bozulma, çürüme, kokuşma karşısında ikaz buyurmaktadır.AÜ
    )

26 Nisan 2021 Pazartesi

 Kehf 39-41:

  •  Devamın da:' Bağına girdiğinde -Maşallah, bütün güç ve kuvvet ancak Allah(cc)'ındır- demen gerekmez miydi?. Mal ve evlatça senden daha güçsüzsem de, Rabbim bana senin bağından bahçenden daha güzelini verebileceği gibi, bu bahçene gökten bir afet gönderir de yerle bir olabilir, yahut bir daha asla çekip çıkaramayacağın şekilde onun suyu çekilebilir' dedi.
    (
    "Allah has power over everything": He gives life and also death: He causes the rise and the downfall: It is by His command that the seasons change. Therefore, O disbelievers, if you are enjoying prosperity today, you should be under no delusion that this condition will remain for ever. That God, by Whose command these things have been bestowed on you, has the power to snatch away all this by another command.ET
    )

25 Nisan 2021 Pazar

 Kehf 37-38:

  •  Kendisiyle söyleştiği komşusu ona :'Şimdi sen kalkmış, seni toz topraktan, sonra bir damla dölden yaratan, sonra da yaradılış amacını gerçekleştirecek en güzel donanımla donanmış insan yapan(سَوَّاكَ رَجُلًا) Allah(cc)'ı mı inkar ediyorsun? Fakat sen inkar etsen de, ben biliyorum ki, benim Rabbim Allah(cc)'tır ve hiç bir şeyi O'na ortak koşmam'.
    (
    S-W-Y س و ی
    اسِْتوَِاءٌ “ ” (istiwaa) means for something to be perfectly balanced in itself, or for something to have its
    forces in the right places in the right proportion, and for it to have reached the peak of its development {T,
    M}.
    Ibn Faris says it means solidarity and the balance between two things.
    اسِتْوَیٰ الرجَُّ ل“ ” (istawar rajul): he reached his prime.
    The Quran has described “ اسِْتوَیٰ ” (istawa) by saying “ بَلَغَ اَشُدَّهٗ ” (balagha ashud dah) in (28:14). Likewise in
    اسَِتوَیٰ عَلٰی سُوْقہِٖ “ ” (istawa ala suuqehi) in (48:49) the meaning is clear i.e. for plants to stand upright on
    their stems.
    الَسَّوِیُّ “ ” (as-sawiyyu) means which is safe from any exaggeration and in perfect proportion {T, M}.
    اَلصِّرَاطُ السَّوِیُّ “ ” (as-siraatus sawiyyu) means balanced path (20:135).
    رَجُلٌ سوَیٌِّ “ ” (rajulun sawiyyu): a man whose morals and manners are immaculate.
    That is, he has good figure and has balanced personal;ity {T}.LUQ

    )

24 Nisan 2021 Cumartesi

 Kehf 36:

  •  Ve devamında:' Ben kıyametin de kopacağını zannetmiyorum. Kopsa bile, Rabbimin huzuruna çıkarıldığımda, hiç şüphem yok, bundan çok daha iyi bir akibetle karşılaşırım' dedi.
    (
    Âyetler,  ehl-i  dünyadan  bilhassa  bazıları-nın çok tipik bir tavrını resmetmektedir. Onlar, dünyada  sahip  oldukları  her  şeyi  kendilerinden  ve  sadece  kendilerine  ait  bilir  ve  fakir,  muhtaç  gibi kimseleri ondan faydalandırmak istemezler. Sahip oldukları dünyalıkla o kadar şımarıktırlar ki, Allah’ın da –haşa– her istediklerini yapmaya âmâde sadece kendi Rabbileri olduğunu zanneder ve kendilerini böyle bir inançla aldatmayı tercih ederler. Âhiret’e inanmak istemezler, ama Âhiret gelecekse Cennet’i de ancak kendilerine lâyık gö-rürler.  Bunlar,  genellikle,  halk  arasında  “sonra-dan görme” denilen kaba ve cahil tiplerdir.AÜ

    )

23 Nisan 2021 Cuma

 Kehf 34-35:

  •  Bağ sahibi için ürünler eksiksiz hazırdı. Arkadaşı ile konuşma esnasında ona :'  Ben malım/mülküm daha çok, nüfusça da senden daha ilerde ve güçlüyüm' dedi. Derken bahçesine vardı ve sahip kılındığı servet ve nüfusun şımarıklığı içinde bütün bunları kendinden biliyor ve böylece kendine yazık ediyordu: ' Sanmam ki bu servet yok olup gitsin' dedi.

22 Nisan 2021 Perşembe

 Kehf 32-33:

  •  Onlara, şu iki adamın örneğini ver: birine iki üzüm bağı bahşetmiş, onların çevresini hurmalıklarla çevirmiş, araların da ekili bir alan yerleştirmiştik. Her iki bahçe de beklenen ürünü veriyor, verimlerinde herhangi bir eksilme göstermiyordu. Çünkü, Biz herbirinin içinden bir dere akıtmıştık.

    (

    Ashab-ı Kehf’in kıssasından sonra gelen iki adam  misali,  iki  açıdan  önemlidir.  İlk  olarak,  ihlâs, diğergâmlık (başkaları için yaşama), feda-kârlık ve Allah’a tevekküle dayanan iman hare-keti, maddî açıdan kendi bağlılarının infaklarıyla yükselir. Bunlar büyük servet sahibi olmasa bile, hareketin  devamını  rahat  bir  hayata  her  zaman  tercih ederler. Hareket, genellikle bilhassa iktidar ve  servet  sahiplerinin  sert  muhalefetiyle  karşı-laşır.  Rahat  bir  hayattan  başka  bir  şey  düşün-meyen  bu  kesimler,  kendi  üstlerinde  kazanma-larına,  harcamalarına  karışacak  bir  güç  istemez  ve dolayısıyla iman hareketine, İlâhî Din’e karşıçıkarlar.  Rahat  hayatları  kendi  gözlerinde  o  ka-dar  önemli  ve  büyüktür  ki,  ayrıca  Cennet  için  çalışmayı  düşünmez,  Cennet’i  dünyada  ister  ve  dolayısıyla  Âhiret’e  de  inanmaz,  inanmak  iste-mezler.Bahçe sahipleri temsilinin dikkat çektiği ikinci nokta, bir iman hareketine herhangi bir seviye ve merhalede gönül verenler ve özellikle onun çilesi-ni çekmemiş olanlar içinde de zamanla durumla-rını değiştirenler, dünyanın tadını tadıp dünyaya yönelenler çıkabilir. Bu kesimler, Allah’a inansa-lar  bile  güçlerini,  servetlerini,  kabiliyetlerini  ve  kazanma, başarılı olma sebeplerini kendilerinden bilerek, nefislerini âdeta O’na ortak tanır, şükrü de unutur ve yavaş yavaş rahat hayat tek varlık gayeleri haline gelir. Bunlar, neticede Âhiret’i de unuturlar.  Kendilerine  Cennet  hatırlatıldığında yaşadıkları hayatı Cennet’le bir tutar, daha da kö-tüsü, Cennet’in de kendilerine ait olduğunu iddia etmeye  giderler.  Bu,  esas  itibariyle  iman  temeli  üzerinde  yükselen  medeniyetin  çöküşe  geçme-ye başladığının işaretidir. Bu bakımdan Kur’ân, bahçe sahipleri temsilini getirerek, hem mü’min-leri kendilerini ve toplumu ıslah yolunda infaka çağırırken, hem de onları ve iman hareketini me-deniyet noktasına getirmiş mü’minleri dünyanın çekiciliğinin sebep olabileceği bozulma, çürüme, kokuşma karşısında ikaz buyurmaktadır.AÜ

    Surenin  7-8.  ayetleriyle  bağlantılı  olan bu  mesel  “yeryüzündeki  bütün  güzellik­lerin Allah'ın insanlan sınaması için bir araç” olduğu yolundaki ifadenin bir yan­kısı  durumundadır.ESED


    )

21 Nisan 2021 Çarşamba

 Kehf 30-31:

  •  İman edip, salih amel işleyenlere(آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ) gelince, Biz onların yerinde ve tutarlı davranışlarını ve amellerini(أَحْسَنَ عَمَلًا) asla zayi etmeyiz. İşte onlara içinden ırmakların çağladığı Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurulacaklar, kendilerine altın bilezikler takılacak ve ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir. Ne güzel bir ödül ve ne hoş bir makamdır orası.
    (
    Salih amelin, diğer bir açıklamasını bu ayette görüyoruz ki o da yerinde ve tutarlı davranışlardır.

    Krallar,  hükümdarlar,  bilezikler  takar  ve  en  güzel ipekten murassa elbiseler giyerlerdi. İnsan-ların dünya mutluluğu adına en çok özendikleri de, bu saray refahıydı. Âyet, Cennet’in lezzetle-rini, insanların gözündeki ve hayal edebilecekleri en  büyük  refah  ve  mutluluk  olduğundan,  buna  kıyas  etmektedir.  Fakat  bu  demek  değildir  ki,  Cennet’te de dünyadaki mukabillerinin ancak bu şekilde tarif edilebileceği mutluluk sebep ve va-sıtaları elbette olmayacaktır.AÜ

    İdraki  aşan  bir  âlem  hakkında  konuşurken  zorunlu  olarak  başvurulan  dolaylı  anlatımın  ifadesi  olan bu  kumaşlar,  döneminin  en  gözde  ve  tanınan  kumaşları  olmalıdır  ki,  Ebu  Ubey-de  ve  Ferrâ  gibi  ilk  müfessirler  bu  isimleri  açıklama  gereği  bile  duymamışlardır.  Cümle­nin ilk kısmı edilgen yapıda (takılacak),  ikinci  kısmı   etken  yapıdadır   (kurulacaklar).   Etken   kısım,  mü'minlerin  amellerine  karşılık  olarak  elde  edecekleri,  edilgen  kısımsa  emeklerinin  ötesinde  Allah'ın  onlara  armağan  olarak  bah-şedeceği  güzellikleri  ifade  eder.  Dünyadayken  mü'minlerin  inançları  uğruna  yaptıkları  feda­kârlıklar  ve  ortaya  koydukları  özverili  tavır  sonucunda tattıkları  gönüllü her mahrumiyet, âhirette  karşılığını  bir  biçimde  mutlaka  bula­caktır.  Hz.  Peygamber'in  erkekler için  ipek ve altın  gibi  bir  parça  kadınlara  özgü  süs  ve  takı  unsurlarından  uzak  durması ve  başkalarını  da  buna özendirmesi, bu âyetin verdiği mesaj  çer­çevesinde  çok  daha  doğru  anlaşılacaktır.  Sö­zün  özü:  Cennet,  kalıcı  güzelliklerin  üretildi­ği   merkezdir;   geçici   dünyevi   güzelliklerden   gönüllü   olarak  uzak   duran  mü'mine   ikram   edilir.  Şu  bir  gerçektir  ki,  âhiret  hayatına  iliş­kin  tüm  tasvir  ve  tanımlamalar,  mecazî  ol­mak   durumundadırlar.   İnzal,   sadece  vahyin  aşkın  ilâhî  kaynağından  içkin  insani  hedefine  "taşınmasını"  değil,  aynı  zamanda  âhiret  ha­yatı gibi insan idrakine kapalı olan gaybî haki­katlerin  beşerin  bilinç  düzeyine  "indirilmesi­ni"  de  ifade  eder.MI
    )

20 Nisan 2021 Salı

 Dua saati:114. Ya Rab! Bizleri, dünyanın dört bir yanında insanlı-ğın hizmeti için adanmışlık duygusu içinde koşuşturan kar-deşlerimizi, bacılarımızı, erkeğiyle ve kadınıyla dostlarımızı nusretinle teyid buyur! Teyid buyur da İslam’ın ve Müslü-manların izzetlerini koru! Din-i mübin-i İslam’ın zelîl olarak algılanmasını ve onu temsil eden insanların perişaniyetini arzu edenleri de, planlarını tersyüz etmek suretiyle zelil ve perişan kıl!Rabbimiz! Bize, kardeşlerimize, dostlarımıza, insanlığa kurtuluş reçetesi sunan dinimize ve bu güzel dini en güzel şekilde temsil gayreti içinde olan Müslümanlara inayetinle sahip çık ve inananları katından bir güçle teyid buyur! Senin bu masum kulların hakkında kötülük düşünüp onlara zarar vermek isteyenleri emellerine ulaştırma.. tuzak kuranların tuzaklarını başlarına çevir.. komplo peşinde olanları mak-satlarının aksiyle tokatla..Ey Hâfiz ve Hafîz Rabbimiz! Ne olur, bizleri ve zikri geçen kardeşlerimizi, dostlarımızı, dinimizi ve bütün müslümanları her türlü şerden ve zarardan muhafaza buyur. İnananları başarısız kılma ve dinimizin ap-ak vechesini kara gösterme arzusuyla yanıp tutuşanların, plan üstüne plan yapanların ve bu uğurda kötü düşüncelerini fiiliyata dökenlerin hakla-rından gel, onları Sana havale ediyoruz..

 Kehf 29:

  •  De ki:' İşte gerçeği ortaya seren bu mesaj, Rabbinizden size ulaşmış bulunuyor. İsteyen inanır, istemeyen inanmaz'.  Şu da bir gerçektir ki, Biz o zalimlere, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış olan müthiş bir ateş hazırladık. Eğer susuzluktan feryat edecek olurlarsa, kendilerine erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su verilecek. O ne fena bir içecektir ve cehennem ne fena bir barınaktır.
    (
    İlâhî bilgi,  insanın iradesiyle seçme yetene­ğini  yok  sayma  pahasına  savunulamaz.  Zaten  Allah'ın  da buna  ihtiyacı  yoktur.  Mİ

    This verse makes it quite plain that the story of the Sleepers of the Cave has been related to tell the opponents of Islam: "This is the Truth from your Lord: now whosoever wills, he may accept it and whosoever wills, he may reject it. But people must understand that no compromise will be made in regard to the Truth just as the Sleepers of the Cave did not make any compromise with regard to their creed. They did not make any compromise in regard to the Doctrine of Tauhid after they had believed in it and categorically declared, "Our Lord is the One Who alone is the Lord of the heavens and the earth." After this declaration they did not in any way accede to the making of any compromise with their people, who had gone astray, but firmly declared, "We will not give Him up and pray to other deities, because it will be the most improper thing, if we do so." After making this declaration they left their people and deities and took refuge in the Cave without taking any provisions with them. After' this when they rose up, the only thing about which they showed any anxiety, was that their people might not succeed in forcing them back to their own faith. After relating these things, the Qur'an addresses the Holy Prophet to the effect (though these words are really meant for the opponents of Islam): "It is absolutely out of question whether any compromise can be made with mushriks and disbelievers. present the truth intact to them whether they accept it or not. If they do not accept it, they themselves will meet with an evil end. As regards those, who have accepted the Truth (whether they be youngsters or poor, indigent people or slaves or laborers,) they are really those people who have a worth with Allah, and they alone will be honored. Therefore you should not discard them and prefer the chiefs and the rich people who may be neglectful of Allah and be slaves of their lust, even though they might be possessors of worldly grandeur."ET

    )

19 Nisan 2021 Pazartesi

 Kehf 27-28:

  •  Öyleyse, Rabbinin kitabından sana vahyedileni insanlara duyur. O'nun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. Ve sen de O'ndan başka sığınacak kimse bulamassın. Ve Rablerinin hoşnutluğunu umarak, sabah akşam, O'na yalvarıp yakaranlarla birlikte sen de sabret. Dünya hayatının cazibesine kapılıp ta, sakın onları gözden çıkarma. Ve ayartıcı arzularına uyarak, işi gücü aşırı uçlarda dolaşmak olan ve bundan dolayı kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız kimselere de aldırma.

18 Nisan 2021 Pazar

 Kehf 26:

  •  De ki:' Onların orada ne kadar kaldıklarını en iyi Allah(cc) bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri (yanlızca) O'nun elindedir. O öyle iyi görür, öyle iyi işitir ki. Bütün varlıkların O'ndan başka bir sahibi ,mutlak hakim ve yöneticisi yoktur ve O hakimiyetin icrasına hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi ortak ortak etmez'.   
    (
    This sentence is connected with the theme preceding the parenthetical clause like this: "Some people wilt say, `They were three and the fourth was their do:.....' and some people will say that they remained in the Cave for three hundred years and some others would add nine more years (to the reckoning of the period)". We are of the opinion that the number of the years "300 and 309" have not been stated by Allah Himself but Allah has cited these as sayings of the people. "this opinion is based on this succeeding sentence: "Allah knows best about the period of their stay there. If the number of years, given in v. 25, had been from Allah, this succeeding sentence would have been meaningless. hadrat `Abdullah bin 'Abbas has also opined that this is not the saying of Allah but that of the people which has been cited as a part of the story. ET
    )

17 Nisan 2021 Cumartesi

 

Sabah duasi : 90. Allah’ım! Şayet rahmetinle sarıp sarmalamasaydın biz çoktan helak olurduk ve re’fet ve şefkatinle muamele etmeseydin muhakkak hüsrana uğrardık. Allahım! Bendelerin olan bizler şayet Sana –eksik-gedik de olsa– kullukta bulunabiliyorsak bu tamamen Senin iznin, inayetin ve lütfunla olmaktadır. İsyanlarımıza gelince onlar da yine Senin takdirindir ve Sen onların hepsini bilir, görür, duyar ve nezdinde muhafaza edersin. Ya Rab! Sen de biliyorsun ki, -başta bu âciz benden olmak üzere- irtikâp ettiğimiz bir kısım günahları, cür’etimizden yahut ulu Zâtının ve yüce dininin hukukunu hafife aldığımızdan dolayı işlemedik. Ne çare ki şeytan ayaklarımızı kaydırdı, şeytanın içimizdeki santrali gibi çalışan nefs-i emmare de hep kötülük pompalayıp durdu. Ya Rab! Sen affetmeyi seven bir kerem sahibisin, bir keremkânîsin. İşte nedamet hisleri içinde kapına geldik ve günahlarımızdan tevbe ediyor, “tevbeler olsun” diyoruz. Ne olur, dualarımızı kabul buyur ve içine düştüğümüz günah ve hatalardan dolayı bizi azaba maruz bırakma.

 Kehf 25:

  • (Kimleri) :'Onlar mağarada üçyüz yıl(ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنِينَ) kaldı' derken, (kimileri de)  buna dokuz yıl daha  ekledi.
    (
    Hemen sonra gelen "De ki:  Onların ne kadar kaldığım Allah daha iyi bilir"  ifadesi göz önüne alındığında,  parantez  içi  açıklamaların  zorunlu  olduğu  anlaşılacaktır.  Bu  nedenle  olsa  gerek,  ibn Mes'ud kendi nüshasma  "dediler ki"  [kâlû)  notunu   düşmüştür   (Katade'den.   Taberî;   Ze­mahşerî ve Râzî).  Mukatil,  kendi  tefsirinde bu­rada  geçenleri  "Hıristiyanların  iddiası"  olarak  açıklar.  Tartışmaya  "dokuz  yıl  ekleyerek"  da­hil olan bilgiç bir gurubun,  güneş ile ay yılı ara­sındaki  farka  dikkat  çektikleri  açıktır.  Zımnen eleştirilen  bu  yaklaşım,  olayın  özünü  bırakıp  kabuğuyla  ilgilenen bir yaklaşımdır.Mİ

    S-N-W س ن و
    الَسَّ نۃَ “ ” (as-sanah) means years (its plurals are “ سَنوََاتٌ ” (sanawat), “ سِنُوْنَ ” (sinoon) and “ سِنِيْنَ ”(sineen).
    There is some difference of opinion about its root. One school of thought says that its root is (S-N-H)
    because the Arabs say “ً سَانہَتُْ فلُاَن ا ” (saanahtu fulana) which means that I cut a deal with him on yearly
    rate.
    Ibn Faris says the real meaning of “ سَنَہ ” (sanah) is dependent on a period of time.
    سَنَہَتِ النَّخْلَۃ “ ” (sanahatan nakhlah): many years passed on the date palm. A second opinion says that its
    root is “ سَنَوٌ ” (sano) from which “ يَسْنُوْ ” (yasnu) has been derived, which means to go round and round a
    well.
    السَاَّنيۃَِ “ ” (as-saaniyah) means an animal which is made to go round and round a well in order to bring
    water out .
    اَلسنَّۃَ “ ” (as-sanah) means one orbit of the sun. This is also called “ دَارٌ ” (daar), and since this orbit takes a
    full year, therefore “ السَنَّۃَ ” (as-sinah) means one year.
    السَنَۃَ “ ” (as-sanah) is a solar year while “ الَْعَامُ ” (al-a’am) is a lunar year.
    السَنَّۃَ “ ” (as-sanah) also means a year when there is drought and intensity, and “ الَْعَامُ ” (al-a’am) is a year
    when there is prosperity and good harvest .LOQ

    29:14 And he lived fifty less than one thousand years
    among his people
    فَلَبِثَ فِيْهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خمَْسِيْنَ عَام اً
    Here “ً عَام ا ” (a’ama) is the period without hardships and “ سَنَۃ ” (sanah) is the period when there were hardships.
    Lane says “ سَنَۃ ” (sanah) also means crop of which there are four harvest in a year.
    الَْفَ سَنۃٍَ “ ” (alfa sanatin) means two hundred fifty years, and “ عَامٌ ” (a’am) is one full year. So if “ً ”خَمْسِيْنَ عَام ا
    (khamseen aama) are taken out from it, it leaves us with two hundred years, which could be a man’s age.
    But these are all conjectures. When more historical facts come forth it will become clear what the Quran
    meant to say that Nooh lived fifty less than one thousand years among his people (29:14). Some say this
    is his period of messenger-hood, which commenced from the the era of an earlier messenger of Allah.LOQ


    )

16 Nisan 2021 Cuma

 Kehf 23-24:

  •  Ve hiçbir şey için:' Ben bu işi yarın mutlaka yaparım' deme. 'Ancak Allah(cc) dilerse (yapabilirim)' de. Ve bunu unuttuğun zaman hemen Rabbini hatırla ve de ki:' Umarım ki Rabbim beni bundan daha yakın (ve derinlikli) bir bilgi ve bilinç düzeyine eriştirir'.
    (
    Allah'ın hayata  her  an  müdahil  olduğu  ger­çeğine  atıf.  Burada  bir  şeyi  söylemekten  daha  çok  bir  tasavvur  inşası  vardır.   Zımnen:   Al­lah'tan bağımsız  bir hayat  alanı  olmadığını hiç aklından  çıkarma  ve  kariyer  planlamasını  ya­parken  Allah'ı  hesaba  kat!   Âyetin  emrettiği  zihnî duruş, inşaallah (Allah dilerse) cümlesin­de özetlenmiştir. İslâm aklının kodlarından bi­ri  olan  inşaaîlah'a  "istisna"  adı  verilir  (Bkz:  7/Kalem:  18 ve not 21).  Kalem sûresinin  17-33.  âyetleri  arasında  aktarılan  kıssa Allah yokmuş gibi  konuşmanın  zararlarını  işlemektedir.Mİ

    Hemen hemen bütün  müfessirlere  göre,  bu  ara  pasaj  (23-24.  ayetler)  öncelikle, bazı  müşrik  Kureyşliler tarafından kendisine  Mağara  İnsanları'nın  akibeti konu­sunda  soru  yöneltilen  Hz.  Peygamber'e  hitab  etmektedir.  Rivayete  göre,  Hz. Peygamber bu sorulara karşı “Cevabını size yarın vereceğim” demiş;  bunun üze­rine vahiy, Allah'ın, Hz. Peygamber'in bu tavrını tasvib etmediğinin bir işareti ol­mak üzere geçici olarak durdurulmuştur.  Bu öğüt,  Hz.  Peygamber'le birlikte bü­tün müminlere  hitab eden genel  bir ilkeyi  ifade  etmektedir.ESED

    )

15 Nisan 2021 Perşembe

 Kehf 22:

  •  İnsanlarda kimileri :' Onlar üç kişi idiler, dördüncüleri de köpekleri idi' diyecekler. Bazıları da :' Onlar beş kişi idiler, altıncıları da köpekleriydi' derler.  Hatta :' Yedi kişiydiler, sekizincileri de köpekleriydi' de diyecekler. De ki:' Onların sayısını tamtamına Rabbim bilir'. Onlar hakkında bilgisi olan çok az insan vardır. Öyleyse onlar hakkında, sathi tartışma dışında kimse ile münakaşa etmeyin ve bu konu hakkında ileri geri konuşanlardan da bilgi istemeyin.
    (
    Kur‟ân, onların sayıları, hangi şehirde oldukları gibi konuları teferruat sayıp asıl çıkarılması gereken derslere dikkat çeker. Şöyle ki:1. Mümin, haktan dönmemeli 2. Maddî imkânlardan çok, Allah‟a dayanmalı. 3. Allah‟ın ölüleri diriltmeye kadir olduğuna kesinlikle inanmalı.SY

    )

14 Nisan 2021 Çarşamba

 Kehf 21:

  •  İşte bu şekilde , insanların dikkatini onların kıssası üzerine çektik, ki onların başına gelenler konusunda ne zaman konuşup tartışırlarsa bilinsin ki, Allah(cc)'ın vaadi kesinlikle gerçektir ve Son Saat kesinlikle gelip çatacaktır.
    Ve böylece, o şehrin ahalisinden bir kısmı :' Onların anısına bir anıt dikin, onların başına gelen her neyse, bunu en iyi Allah(cc) bilir' dediler. Görüşleri kabul gören birileri de:' Doğrusu onların anısına bir mescit yükseltmeliyiz' dediler.

13 Nisan 2021 Salı

 Kehf 19-20:

  •  İşte onlar uyuttuğumuz gibi uyandırdık ta. Derken aralarında konuşmaya başladılar. Birisi: ' Ne kadar uykuda kaldınız?' diye sorunca, bazıları:' Bir gün belki bir günden de az!' diye cevap verdiler. Diğerleri de :' Uykuda ne kadar kaldığımızı tam tamına ancak Yüce Rabbimiz bilir' dediler.
    ' Siz onu bırakın da, açlığımızı gidermeye bakalım, şu akçeyi verip birimizi şu şehre gönderin de, baksın hangi yiyeceklerden hangisi en temiz ve uygun ise ondan size azık tedarik etsin. Bir de gayet nazik ve tedbirli olsun, varlığınızı ve nerde olduğunuzu hiç kimseye hissettirmesin. Çünkü onlar sizi ele geçirirse, ya taşa tutar, ya da kendi dinlerine döndürürler, bu takdirde de ebediyyen felah bulamassınız'. 
    (
    Böylesine  sıradışı  bir  olayda,  çürümemesi  için  cesetlerin  "Bir  sağa  bir  sola  döndürüldü­ğünün"  dile  getirilmesi  dikkat  çekicidir.  Bü­tününe  bakıldığında  olağanüstülüğü  ve  muci­zevî  oluşu açık olan böylesi bir olayda,  bu bü­tünü   oluşturan   parçaların   tabiat   yasalarına   uygun  olduğunun  vurgulanması,  Allah  tara­fından  eşya için  konular yasaların,  yine  O'nun  tarafından  gerçekleştirilen  "mucizevi  olaylar"  (âyât) için de cari olduğunun dikkat çekici bir örneğidir.Mİ

    )

12 Nisan 2021 Pazartesi

 Kehf 17-18:

  •  Onlara baksaydın görürdün ki güneş doğunca mağaralarının sağından dolaşır, batarken de solunda dolaşarak geçerdi. Onlar da mağaranın genişçe dehlizinde bulunuyorlardı. İşte onların bu şekilde uyumaları Allah(cc)'ın alametlerindendir. Allah(cc) kime hidayet nasip ederse doğru yolda olan odur, kime de hidayetten mahrum eder şaşırtırsa, artık imkanı yok, ona yol gösterek bir dost bulamassın. Sen onları uyanık sanırdın, halbuki onlar uykuda idiler. (Yanları ezilmesin diye) Biz onları bir sağa bir sola çeviriyorduk. Köpekleri ise mağaranın ağzında ön ayakları üzerine yatmış uyuyordu. Onları bu halleriyle görseydin, ürker, derhal dönüp kaçardın, ve korkuya kapılırdın.

11 Nisan 2021 Pazar

 Kehf 15-16:

  •  Ve devamın da: ' Oysa, şu bizim soydaşlarımız, inançlarını destekleyen açık ve akla uygun bir delil getiremedikleri halde, O'ndan başka varlıkları ilah ediniyorlar. Allah(cc) hakkında yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şimdi, maden siz onlardan ve Allah(cc) dışında taptıkları herşeyden uzaklaştınız, o halde şu mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size bir pay ulaştırsın ve sizi soylu eyleminizden dolayı ihtiyaç duyduğunuz (maddi-manevi) donanıma sahip kılsın' dediler.

10 Nisan 2021 Cumartesi

 Kehf 13-14:

  •  Şimdi sana onların başından geçen ibretlik hadiseyi bütün gerçekliği ile anlatacağız. Onlar, Rablerine inanmış bir grup gençti ve Biz onlara doğru yolda gidişatlarında derin bir bilgi ve bağlılık nasip ettik. Kalplerine tam bir kuvvet ve metanet verdik. Küfre başkaldırdıkları zaman aralarında şöyle demişlerdi:' Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, asla ilah diye O'ndan başka varlıklara yönelmeyiz. Aksi halde, gerçek dışı pek saçma bir şey söylemiş oluruz'.
    (
     Bir  çoğu  muhatapları   tarafından   efsaneleşmiş   haliyle   de  olsa  bilinen  bu  kıssa  ve  mesellere  vahyin katkısı,   onlar  hakkındaki  tarihsel  malumatı  düzeltmeye  indirgenemez.  Vahyin  asıl  katkı­sı,  bu  kıssa  ve  mesellerin  hangi  ebedi  gerçeğe  ve  değişmez  hakikate  atıf  olduğunu,  yani  kıs­sadan  alınacak  "hisse"yi göstermektir.  Bu  su­retle Kur'an'ın bütün  kıssa ve meselleri  anlat­maktaki  asıl  amacının  tarihi  bilgi  vermekten  çok  öte,  ahlâkî  ders  çıkarmak  ve  ibret  almak  olduğu  açıktır.  Başta  bu  kıssa  olmak  üzere,  Âdem,  Habil ve  Kabil,  Yusuf, Musa ve Harun, Süleyman  ve  Belkıs,  Hârût  ve  Mârût  gibi  bir  çok kıssa,  Yahudi dinî metinlerinde de ele alı­nır.  Fakat bu kıssaları Kur'an'ın ele alış tarzıy­la  söz  konusu  metinlerin  ele  alış  tarzı  arasın­da  öze  ilişkin  dikkat  çekici  bir  fark  vardır  (Bkz: Yusuf sûresinin girişi). Bu fark, Kur'an'ın bu kıssaları  ebedi hakikate bir atıf olarak nak­ledip,  onları  kimi  zaman  kendisinden  ahlâkî  dersler  çıkarılması  gereken birer  'ibret  vesika­sı',  kimi  zaman  da  'örneklik  simgesi'  olarak  takdim  etmesidir

    )

9 Nisan 2021 Cuma

 Kehf 10-12:

  • Hani bir zamanlar o gençler(الْفِتْيَةُ) mağaraya sığınmışlar ve şöyle dua etmişlerdi:' Rabbimiz, bize yüce katından bir rahmet bahşet ve bizi, şu içine düştüğümüz durumdan dolayı, doğru sonuca ulaştıracak bir bilinçle(رَشَدًا) donat'. Bunun üzerine onları mağaranın içinde yıllarca sürecek derin bir uykuya yatırdık. Sonra onları uyandırdık. Sonra o halde ne kadar kaldıkları konusunda ikiye ayrıldılar ve neticede kimin daha iyi tahmin yürüttüğünü ortaya çıkardık.
    (
    Burada kullanılan kelime fetâdır. Fetâ (genç) ve fütüvvet’in (gençlik) İslâm’da önemli bir yeri vardır. O, yaşça gençlik ifade etmesinin yanısıra ve  bundan  daha  çok,  bir  gençte  bulunması  ge-reken enerji, hareketlilik, dönüştürücülük, kah-ramanlık,  cömertlik,  haya,  doğruluk,  sadakat,  merhamet,  ilim,  tevazu  ve  takva  gibi  sıfatların tamamını  kapsar.  O,  ayrıca  başkaları  için  yaşa-manın  da  adıdır.  Dolayısıyla fütüvvet,  zulme,  şirke, haksızlıklara karşı çıkmanın, ayrıca nefis, şeytan ve dünya sevgisi, mal sevgisi, şehvet, ge-reksiz  ve  yanlış  yerde  kullanılan  öfke,  bencillik  gibi  nefsanîliklere  hakimiyetin,  kısaca,  Allah’a  kullukla gerçek hürriyeti elde etmenin de unva-nı olmuştur. (Daha geniş bilgi için bkn. Kalbin Zümrüt Tepeleri, 1, “Fütüvvet” makalesi).AÜ

     er-Raşed ve  er-ruşd(
    رَشَدًا),  "doğru  yol  tutturma"  anlamında,  "sapma  ve  şaşırmanın"  mukabili­dir.  Doğruyu bulacak bir bilgi ve yolun amacı­nı  kavrayacak  bir  bilinç  sahibi  olmayı  ifade  eder.  [Mekâyîs].Mİ


    )

8 Nisan 2021 Perşembe

 Kehf 9:

  • Yoksa sen (siz), Bizim ayetlerimiz arasında, Ashabı Kehf ve Rakim kıssasını mı daha hayret verici buluyorsunuz?

7 Nisan 2021 Çarşamba

 Kehf 7-8:

  •  Gerçek şu ki, yeryüzünde güzel her ne varsa, insanların hangisi yerinde ve tutarlı davranışlar sergilemek isteyecek ona bir fırsat vermek(لِنَبْلُوَهُمْ) için yarattık. Ve şüphe yok ki, zamanı gelince herşeyi kuru toprak haline getireceğiz.
    (
    Lafzen,  “Yeryüzünde  bulunan  her  şeyi  ona  bezek/süs  kıldık  ki  onları  [yani,  bü­tün  insanları]  sınavdan  geçirelim.”  Bunun  anlamı  şudur:  Allah  insanlara,  dünya­nın  kendilerine  sunduğu  maddî yarar ve  zenginliklere  karşı  benimsedikleri -gü­zel ya  da çirkin- kişiden kişiye değişen tutumları içinde  her birinin kendi seciye­sini  ortaya  koyması  için fırsat tanımıştır.  Son tahlilde bu  pasaj,  insanların Allah’ın manevî/ruhanî  mesajım  kabule  yanaşmamalarının  altında  yatan  gerçek  saikin (bkz.  önceki ayet),  hemen hemen her zaman,  onların dünya metaına aşırı ve  kör­cesine  bağlılık duymaları ve bunun yanında  bir de onlara  kendi başarıları olarak görünen  şeylerde  kendilerini  boş  ve  anlamsız bir  gurura  kaptırmaları  olageldiği­ni  işaret etmektedir (karş.  16:22 ve  ilgili  15.  not).ESED

    B-L-W   ‫و‬ ‫ل‬ ‫ب‬
    “ ‫ء‬ ٌ ‫بَلا‬ ” (balaun), “ ‫ء‬ ٌ ‫اَبتَلا‬ ” (ibtela-un).
    Raghib says this word has two meanings:
    - To obtain information about one’s welfare or to acquire information about him.
    - For the real condition of something to become known, whether good or bad.
    When the word is used for God, it would have only the second meaning, because God knows it all, and one cannot even imagine that He is unaware of any condition {T, R}. Therefore, the word’s basic meaning is to portray the reality.
    “ ‫ی‬ َ ِ‫بَل‬ ” (bali), “‫ی‬ ‫ْل‬ ٰ ‫يَب‬ ” (yabla) is used for a cloth to become old and worn. Because when a cloth has been worn out, its real condition comes to light. Therefore “ ‫ء‬ ٌ َ‫”ابَلا‬ (bala) is used for a man’s real personality to come out during times of difficulties and misery. But it does not necessarily mean that identity of everything has to be bad. It can also be good. That is why it could also mean the real personality of someone during happy times. There are two times when a man’s reality becomes manifest, times of misery and times of happiness. At both these times, his real self appears.
    “ ُ‫ه‬ َ‫بَالا‬ ‫م‬ ُ ‫ل‬ ْ َ‫ا‬ ” (al-mubalah): to boast, or to pride oneself as to the better position in life against another {M}.
    “ ٌ‫تَلا‬ ‫ب‬ ْ َ‫ا‬ ” (ibtelaa): to select, to choose {T}.
    The struggle between Right and Wrong goes on. In this struggle we get familiar with different facts of
    life. Sometimes one is faced with trying aspects and at other times with peaceful aspect of life’s
    happiness. This has been described by the Quran as “‫ی‬ ‫َل‬ ٰ ‫ت‬ ‫ب‬ ْ َ‫ا‬ ” (ibtela), meaning the different faces of life
    which keep appearing. In surah Al-Fajr, this meaning is made clear (see 89:15-16). This way man can
    determine as to see how far his capabilities go, because he can only face the difficult aspects of life to the
    extent to which his latent qualities have developed. These hurdles that he faces are actually a man’s
    opportunities for development of his own personality. This is what “‫ی‬ ‫َل‬ ٰ ‫ت‬ ‫ب‬ ْ َ‫ا‬
    When, as per the laws of God, life’s many events (difficulties) came into his (Ibrahim’s) life, so that He viewed how far Ibrahim’s capabilities had developed. The way Ibrahim faced these difficulties (the way he reacted) made clear that his capabilities had developed to the utmost. That his capabilities had
    developed fully.
    “ ‫ُن‬ ‫ َّ‬ ‫ه‬ ‫م‬ ‫ َّ‬ َ‫فَاَت‬ ” (fatamahunna) as in 2:124, makes it clear that the concept of “‫ی‬ ‫َل‬ ٰ ‫ت‬ ‫ب‬ ْ َ‫ا‬ ” (ibtela) being a “test” from God, as we usually believe, is not what Quran thinks it to be. God doesn’t test anyone, He only provides
    man with opportunities so he can judge how capable he is, and may strive to do better.

    In surah Ad-Dahar, the Quran has used the word “‫ی‬ ‫َل‬ ٰ ‫ت‬ ‫ب‬ ْ َ‫ا‬ ” (ibtela), from which the meaning of latent capabilities becoming evident. It says that the human birth takes place due to the interaction of the male and female. The sperm is composed of such minute germs that they cannot even be seen without a microscope, but the whole human child is hidden in those tiny germs.ELQ


    )

 Kehf 6:

  •  Durum böyleyken, onlar bu mesaja inanmak istemiyorlar diye gidişatlarına bakıp üzüntüden kendini(zi) paralamanıza gerek yok.
    (
    Bu  belâgat  sorusu,  en  başta,  getirdiği  mesajın  müşrik/putperest  Mekke'liler  ara­sında  uyandırdığı  düşmanlığa  derinden üzülen,  onların  manevî/ruhanî  akibetleri hakkında  duyduğu kaygı yüzünden ızdırap çeken Hz.  Peygamber'e  hitab  etmek­tedir.  Ama  Hz.  Peygamber'e  münhasır kalmayıp,  aynı  zamanda,  herhangi bir  ah­lakî ülkünün  ya  da  önermenin  doğruluğuna  inanıp  da  toplumsal  çevrenin  buna karşı ilgisiz kalmasından cesareti  kırılan  herkese uzanmaktadır.ESED
    )

6 Nisan 2021 Salı

 Dua saati:108. Ey kullarına her zaman rahmet ve merhametiyle muamele eden yüce Allahım! Hakkındaki yakînimi arttır, imanımı kuvvetlendir; hâlimi ıslah eyle ve akıbetimi güzelleştir.. tökezlemelerimi azalt, sürçmelerimi bağışla ve bana yeniden doğrulup toparlanma fırsatı ver. Hatalarımı ve günahlarımı yarlığa, ihtiyaçlarımı gider ve düşkünlüğüme, zayıflığıma, âcizliğime merhamet et. Ey rahmeti sonsuz Allahım! Gönlümü Senden gelecek her şeye karşı hoşnutluk hisleriyle doldur; beni lütuflarınla, sürpriz hediyelerinle sevindir ve vicdanımı nimetlerine, ihsanlarına karşı şükür duygularıyla coştur. Rabbim! Senden sadece cömertlik ve âlicenaplık gördüm; fazl ü kereminden gayri bir şey hatırlamıyorum. Daha önce bol bol lütuf buyurduğun nimetlerini bundan sonra da devam ettir ve beni Sana kurbet kesbederek yakınlığına mazhar olmuş salih kullarının halkasına dâhil et. Ey recâ kapısının biricik sahibi.. ey bütün ümit ve beklentilerin yegâne mercii! Kusurlarla âlûde olan ve gaflet denilen illetten bir türlü kurtulamayan bu zavallı kulun, yine Sana el açıyor... Evet, ben talep ettiğim bu lütuflara ve payelere ehil değilim; fakat saygı duyulup cezasından sakınmaya lâyık olan da, günahkârların günahlarını bağışlama, şanına yaraşan da yalnız Sensin. Ne olur, beni katında makbul olan, tertemiz ve salih amellere muvaffak eyle; dönüp varacağım ve mesken tutacağım yeri güzel kılarak bendeni orada da ihsanlarınla mesrur et.

 Kehf 4-5:

  •  Ayrıca (bu ilahi kelam) :'Allah(cc) bir oğul edindi' diyenleri uyarman içindir. Oysa O'nun hakkında ne kendilerinin ne de atalarının bir bilgisi vardır.  Bu söyledikleri ne ağır bir söz!. Yalandan başka bir şey söylemiyorlar!.
    (
     İslâm’ın ilk günlerinden beri Yahudi ve Hıristiyanların  pek  çoğu,  Mekkeli  müşrikleri İslâm’a karşı  desteklediler.  Önceki  sûre,  son  âyetinde  Allah’ın  asla  bir  çocuk  edinmediğini  de  ifade  ile  Tevhid’i  vurgulayarak  bitmişti;  bu  sûre  de,  aynıgerçeği  tekrarlayarak  başlamaktadır.  Kur’ân,  Allah’ın  bir  oğul,  bir  çocuk  edinmediğini  bilhassa  belirtmekle,  O’nun  doğma,  doğurma  gibi,  yara-tılmışların  özelliklerinden  münezzeh  bulundu-ğunu,  ayrıca  hem  teslisi  doktrin  haline  getiren  Hıristiyanların  iddia  ettiği  gibi  Hz.  İsa’nın,  hem  de zamanında bazı Yahudilerin ileri sürdüğü gibi Hz.  Üzeyir’in  –haşa–  Allah’ın  oğlu  olabileceğini ve O’nun Mekkeli müşriklerin yakıştırdıkları gibi kızları olduğunu kesin bir dille reddetmektedir.Müfessirler arasındaki genel görüş, biraz son-ra kıssaları anlatılacak olan Mağara Arkadaşları-nın (Ashab-ı Kehf) Hz. İsa’nın Tevhid üzerinde sabit takipçilerinden olduğu şeklindedir. Sûre’nin Cenab-ı Allah’ın asla çocuğu, oğlu olamayacağı-nı ifade ile başlaması ve buna vurgu yapması, bu konuda bir ipucu, bir ima teşkil edebilir.AÜ

    Âyette geçen ve aslında “babalar” demek olan, fakat  “atalar”  manâsına  da  gelen  âbâ  kelimesi,  Kilise  Babaları’na  da  atıfta  bulunuyor  olabilir.  Çünkü âyet, Mekkeli müşriklerin Cenab-ı Allah’a kızlar isnat etmelerini redden daha çok, bunu da içine alacak şekilde, Allah’ın asla oğlu olamayaca-ğını beyan buyurmaktadır. Bilindiği gibi, Hıristi-yanlığın inanç esaslarının temelinde Kilise Baba-ları’nın önemli yeri olduğu gibi, bilhassa Katolik Hıristiyanlık’ta  Kilise’nin  sözü  muteberdir  ve  halk  sadece  Kilise’yi  taklit  eder.  Bu  bakımdan, Hıristiyanlık’ta  iman  dogmatik,  yani  araştırma-dan, sormadan bağlanmadır. Meselâ, akla da ters olan  teslis  itikadı  gibi  inanç  esasları,  “bunlar  bilmeye,  akıl  erdirmeye  değil,  inanca  konudur;  öyle  ise,  inanmak  gerekir”  şeklinde  izah  edilir.  Bu âyet, böyle bir anlayışı da reddetmekte, hiçbir  kesin  bilgiye  dayanmayan  babaların(ataların)  –bunlar  Kilise Babaları da olsa– inançlarının körü körüne takip edilemeyeceğine vurgu yapmaktadır.AÜ
    )

5 Nisan 2021 Pazartesi

 Kehf 1-3:

  •  Hamd tümüyle, kuluna bu ilahı kelamı indiren ve onda anlaşılmasını güçleştirecek hiç bir çapraşıklığa yer vermeyen Allah(cc)'a mahsustur. (Aksine onu ) dosdoğru indirdi ki, inkarcıları kendi katından gelecek şiddetli bir azaba karşı uyarsın ve salih amel işleyen müminleri de içinde sonsuza kadar kalacakları, kendilerini bekleyen güzel bir karşılık için müjdelesin.
    (
    That is, "There is nothing intricate or complicated in it that may be beyond anyone's understanding nor is there anything that deviates from the straight path of the Truth and thus cause hesitation in the mind of a truth-loving person."ET
    )

4 Nisan 2021 Pazar

Kehf -1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Hamd olsun Allah'a ki kulu (Muhammed'e), Kitab 'ı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.

    2. Onu dosdoğru (bir Kitab)olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları)uyarmak ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelemek için.

    3. Onlar orada ebedî kalacaklarlardır.

    4. Ve "Allah evlât edindi" diyenleri de uyarmak için.

    5. Ne onların (Allah evlât edindi, diyenlerin), ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.

    6. Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.

    7. Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık.

    8. (Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.

    9. (Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden (sadece) Kehf ve Rakîm sahiplerinin ibrete şâyan olduklarını mı sandın?

    10. O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.

    11. Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.)

    12. Sonra da iki guruptan (Ashâb-ı Kehf ile hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.

    13. Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.

    14. Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.

    15. Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı?

    16. (İçlerinden biri şöyle demişti:) "Madem ki siz onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın."

    17. (Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.

    18. Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.

    19. Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler; (kimi de) şöyle dediler: "Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."

    20. "Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız."

    21. Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehfin durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir." Onların durumuna vâkıf olanlar ise: "Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız" dediler.

    22. (İnsanların kimi:) "Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine: "Beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) "Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.

    23. Hiçbir şey için "Bunu yarın yapacağım" deme.

    24. Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni,doğruya daha yakın olana eriştirir."de.

    25. Onlar,mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.

    26. De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. Onların (göklerde ve yerde olanların), O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.

    27. Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın.

    28. Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.

    29. Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!

    30. İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar (bilmelidirler ki) biz, güzel işler yapanların ecrini zâyi etmeyiz.

    31. İşte onlara, alt taraflarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Onlar Adn cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak orada altın bileziklerle bezenecekler; ince ve kalın dîbâdan yeşil elbiseler giyecekler. Ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!

    32. Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekinler bitirmiştik.

    33. İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.

    34. Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: "Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm."

    35. (Böyle gurur ve kibirle) kendisine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam."

    36. "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum."

    37. Karşılıklı konuşan arkadaşı ona hitaben: "Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah'ı inkâr mı ettin?"

    38. "Fakat O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam."

    39. "Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan (şunu bil ki):"

    40. "Belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir."

    41. "Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir daha onu arayıp bulamazsın."

    42. Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü. "Ah, diyordu, keşke ben Rabbimehiçbir ortak koşmamış olsaydım!

    43. Kendisine Allah'tan başka yardım edecek destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de kurtaracak güçte değildi.

    44. İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan Allah'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan O, en güzel âkıbeti veren yine O'dur.

    45. Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip) birbirine karışmış; arkasından rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.

    46. Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır.

    47. (Düşün) o günü ki, dağları yerinden götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız.

    48. Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna çıkarılmışlardır: Andolsun ki sizi ilk defasında yarattığımız şekilde bize geldiniz. Oysa size vâdedilenlerin tahakkuk edeceği bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız, değil mi?

    49. Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize! derler, bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp dökmüş!" BöyIece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

    50. Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir!

    51. Ben onları (İblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de bizzat kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinecek değilim.

    52. Yine o günü (düşünün ki, Allah, kâfirlere): Benim ortaklarım olduklarını ileri sürdüğünüz şeyleri çağırın! buyurur. Çağırmışlardır onları; fakat kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların arasına tehlikeli bir uçurum koyduk.

    53. Suçlular ateşi görür görmez, orayı boylayacaklarını iyice anladılar; ondan kurtuluş yolu da bulamadılar.

    54. Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır.

    55. Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten alıkoyan şey, sadece, öncekilerinin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini, yahut azabın göz göre göre kendilerine gelmesini beklemeleridir!

    56. Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır.

    57. Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir.

    58. Senin, bağışı bol olan Rabbin merhamet sahibidir; şayet yaptıkları yüzünden onları (hemen) muaheze edecek olsaydı, onlara azabı çarçabuk verirdi. Fakat kendilerine tanınmış belli bir süre vardır ki, artık bundan kaçıp kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklardır.

    59. İşte şu ülkeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik.

    60. Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: "Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim."

    61. Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.

    62. (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına: Kuşluk yemeğimizi getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi.

    63. (Genç adam:) Gördün mü! dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.

    64. Musa: İşte aradığımız o idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.

    65. Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

    66. Musa ona: Sana öğretilenden, bana, doğruyu bulmama yardım edecek bir bilgi öğretmen için sana tâbi olayım mı? dedi.

    67. Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.

    68. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?

    69. Musa: İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.

    70. (O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi.

    71. Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! dedi.

    72. (Hızır:) Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi.

    73. Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi.

    74. Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!

    75. (Hızır:) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi.

    76. Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.

    77. Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.

    78. (Hızır) şöyle dedi: "İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."

    79. "Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı."

    80. "Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk."

    81. (Devam etti:) "Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin."

    82. "Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur."

    83. (Resûlüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.

    84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.

    85. O da bir yol tutup gitti.

    86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.

    87. O, şöyle dedi: "Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak."

    88. "İman edip de iyi davranan kimseye gelince, onun için de en güzel bir karşılık vardır. Ve buyruğumuzdan, ona kolay olanını söyleyeceğiz."

    89. Sonra yine bir yol tuttu.

    90. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

    91. İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.

    92. Sonra yine bir yol tuttu.

    93. Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.

    94. Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cûc ve Me'cûc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?

    95. Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."

    96. "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): "Üfleyin (körükleyin)!" dedi. Artık onu kor haline sokunca: "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim" dedi.

    97. Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.

    98. Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vâdi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vâdi haktır, dedi.

    99. O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır; Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.

    100. Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

    101. Ve, gözleri beni görmeye kapalı bulunan, kulak vermeye de tahammül edemez olan kâfirleri o gün cehennemle yüz yüze getirmişizdir.

    102. Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.

    103. De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?

    104. (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.

    105. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız.

    106. İşte, inkâr ettikleri, âyetlerimi ve resûllerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.

    107. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır.

    108. Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.

    109. De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir.

    110. De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.


3 Nisan 2021 Cumartesi

 

--------------------------
Sonuç
  Gaşiye  süresi

  •  Sadece dünyaları için çalışan ve bir gün gelip yapıp/ettiklerinin hesabını vereceğini göz ardı eden insanın varacağı yer ateştir. Gerçek inananlar ve salih amel işleyerek dünyada da ahiretleri için çaba gösterenler, Allah(cc)'ın rızasına ve sonsuz nimetlere kavuşacaklardır. Nihayetinde hiç kimse zorlanacak değildir, ama gerçek inananlara düşen yine de ögüt vermek ve nasihattır. Nihayetinde, yüz çevirenin de, kabul edenin de varacağı yer Hesap günüdür ve onları hesaba çekecek te Yüce Rabbimdir. 

2 Nisan 2021 Cuma

 Gaşiye 21-26:

  •  Evet, sen yine de anlat ve öğüt ver. Senin vazifen nasihattir. Yoksa insanların başına dikilip imana zorlayacak değilsin. Fakat, kim yüz çevirir ve inkar ederse, Allah(cc) ta onu en büyük cezaya çarptıracaktır. Elbette, onların dönüşü Biz'edir ve hesaplarını görmek te Biz'e aittir.

 Gaşiye 17-20:

  •  Peki, (o inkarda direnenler) bakmazlar mı, yağmur yüklü bulutlar(الْإِبِلِ) nasıl yaratılmış? Ve bakmazlar mı gök nasıl yükseltilmiş! Ve dağlara, nasıl sağlam dikilmiş! Ve toprağa nasıl yayılmış!
    (
    Yeniden dirilmeyi ve  öteki dünyadaki  hayatı  inkar etmenin bilinçli Yaratıcı  kavra­mını  tamamiyle  anlamsız  hale  getireceğine  işaret;  ayetin  birinci  bölümünde  “yeni­den dirilmeyi  inkar edenler”  sözlerini  eklememin sebebi budur —İbil (الْإِبِلِ) ismi  ise,  ön­celikle,  “develer”  anlamına gelir, ki tekil şekli olmayan ve sadece çoğul şekilde kul­lanılan  bir cins  ismidir  (generic  plural).  Ama  bu  isim,  aynı  zamanda  “yağmur taşı­yan  bulutlar”  için  de  kullanılmaktadır (Lisânu'l-Arab,  Kâmûs,  Tâcu'l-Arâs):  ki bu karşılık, yukarıdaki anlam örgüsü içinde daha tercihe şayan olan bir karşılıktır. Eğer bu  terim  “develer”  anlamında  kullanılmış  olsaydı,  yukarıdaki  ayette  ona  yapılan atıf,  sadece,  Hz.  Peygamber'in  çağdaşı  olan  Araplara  hitab  etmiş  olurdu.  Çünkü dikkat  çekici  dayanıklılığı,  çok  çeşitli  işlerde  (binme,  yük  taşıma,  süt ve  et  verme, yün kaynağı olma gibi) kullanılabilmesi ve çöl ortasında yaşayan insanlar için ade­ta  vazgeçilmez  bir  değer  taşıması  gibi  sebeplerden  dolayı  deve,  Araplar  arasında daima hayranlık ve bağlılık duyulan bir hayvan olmuştu. Ayrıca,  “develer”in kasde- dilmiş olması, anlamı belirli bir çevrenin ve belirli bir zamanın insanları ile (geçmiş olaylara  tarihî atıfların faydasından bile yoksun şekilde) sınırlamış olacağından,  bu­rada  hiç  dikkate  alınmamalıdır.  Çünkü  Kur’an'da,  Allah'ın yarattığı  evrenin  olağa­nüstülüklerini gözlemlemek için yapılan çağrı,  bütün zamanların ve bütün toplum- ların  insanlarına  yöneliktir.  Bu  nedenle, İbil teriminin burada  “develer”  için  değil, ama  “yağmur yüklü  bulutlar”  için  kullanıldığını  varsaymak  için  birçok  neden var­dır: Ayrıca, burada suyun buharlaşması, buharın göğe yükselmesi, yoğunlaşması ve sonunda yere  düşmesi şeklindeki olağanüstü dönüşümlü  sürece yapılan işaret, ne kadar  hayranlık  verici  ve  faydalı  olsalar  da  “develeri’e yapılan  atıftan  çok,  sonraki ayeüerde  (18-20.  ayetler)  gökyüzüne,  dağlara  ve  yeryüzüne  yapılan  atıf  ile  daha uyumlu  görünmektedir.ESED
    )

1 Nisan 2021 Perşembe

 Sabah duasi:83. Ey hiç açılmaz gibi görünen kapıları bile ardına kadar açmaya muktedir olan yüce Rabbimiz! Senden, arkasında hayır ve güzellik olan bütün kapıları en yakın zamanda bizim için de açmanı diliyoruz. Ey bütün sebepleri yaratan ve onlara hükmeden ulu Sultanımız! Nezdinden göndereceğin inayet sürprizleriyle, bize de, ümitlerimizin ve hayallerimizin ötesinde maksûdumuza, matlûbumuza, mahbû bu muza ulaşacağımız imkanlar lutfet! Nezdinde makbul ve mukarreb kullar gibi, bizleri de emredilen hususlarla meşgul olup tamamını bihakkın yerine getiren.. nehyedilen hususlardan yüz çevirip hepsinden içtinab eden.. hedefinde hep Senin hoşnutluğun olan.. insanların ellerindeki şeylere tama(h) etmeyen.. peygamberâne bir iffet, peygamberâne bir ismet ve peygamberâne bir fetanet peşinde olup, her zaman Senin sâdık u masdûk elçilerinin yürüdükleri şehrahlardan yürüme gayreti içinde bulunan.. gözü-gönlü sürekli Sana müteveccih ve hiç ara vermeden hep ölüm ötesi hayat için hazırlık yapan salih kimselerden eyle!

 Gaşiye 12-16:

  •  Orada akan berrak pınarlar, kıymetli tahtlar, hazır doldurulmuş kadehler, dizilmiş koltuklar ve yastıklar, serilmiş halılar var onları bekleyen.