28 Şubat 2021 Pazar

 Ahkaf 17:

  •  Fakat bir de öyleleri var ki, kendisini iman etmeye çağıran anne-babasına :' Öf be!, yetti artık!. Benden önce nice nesiller gelip/geçmişken, siz beni mezarımdan çıkarılmakla mı korkutuyorsunuz?' derler. Onlar da, Allah(cc)'a sığınıp yalvararak oğullarına:' Yazık ediyorsun kendine,imana gel, Allah(cc)'ın vaadi elbette gerçektir' derler. O da onlara:' Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir' der.

27 Şubat 2021 Cumartesi

 Ahkaf 16:

  •  İşte bunlar, yaptıkları en tutarlı ve yerinde amelleri kabul edilip, kötülüklerinin de üzerini çizeceğimiz kişilerdir. Verilmiş söze olan sadakatin bir gereği olarak cennet ehli arasındaki yerlerini alacaklardır.
    (
     لِلْمُحْسِنِينَ kullar için ne güzel bir haber!.
    )

26 Şubat 2021 Cuma

 Ahkaf 15:

  • Nitekim, Biz insanoğluna , anne-babasına yerinde,tutarlı ve erdemli(إِحْسَانً) bir şekilde muamele etmesini emrettik. Zira, annesi onu ne zahmetlerle karnında taşımış ve nice güçlüklerle doğurmuştur. Çocuğun anne karnında taşınması ve sütten kesilmesi 30 ay sürer. Nihayet insan gücünü kuvvetini bulup kırk yaşına varınca :' Ya Rabbi, beni, bana ve anne babama bahşettiğin nimetlere şükretmeye ve salih amel işlemeye yönelt. Ayrıca bana, salih amel işleyecek bir nesil de nasip et. Senin kapına yöneldim ve bütün varlığımla Sana teslim oldum'.
    (
    Duanın üç unsuru veriliyor:  1) Nimete şük­redecek  bir bilinç,  2)  bu bilince  uygun  eylem­ler,  3)  kişinin  öldükten  soma  yaşayan  ameli  sayılan iyi  nesiller. MI
    )

25 Şubat 2021 Perşembe

 Ahkaf 12-14:

  •  Nitekim bundan önce de bir rehber ve Allah(cc)'ın bir rahmeti olarak Musa(as)'a indirilen Kitap vardı. Bu Kuran da aynı hakikatları tasdikleyen ve arap dilinde, zalimleri uyaran ve yerinde ve tutarlı davranışlar sergileyenleri de (لِلْمُحْسِنِينَ) müjdeleyen bir Kitap olarak indirildi. Elbette 'Rabbimiz Allah(cc)'tır' deyip, dosdoğru istikamet üzere olanlar, ne bir korkuya ne de bir üzüntüye kapılacaklardır. Onlar yaptıklarının karşılığı olarak, sonsuza kadar kalmak üzere cennete gireceklerdir.
    (
     لِلْمُحْسِنِينَ tanımı bir kez daha açıklanmış oldu. Dosdoğru istikamet üzere tutarlı bir şekilde ilerliyen kişidir muhsin, sağa sola sapıtmadan, hedefe kilitlenmiş.
    )

24 Şubat 2021 Çarşamba

 Ahkaf 11:

  •  Bir de inkarda ısrar edenler, iman edenlere:' Eğer bu işte bir hayır olsaydı, onu kabulde hiç kimse bizi geçemezdi'. Fakat onlar bu vahiy ile hidayete ulaşmayı reddettiklerinden :' Bu eski bir yalandan başka bir şey değil!' diyorlar.
    (
     Hemen  hemen  bütün  klasik  müfessirier,  bunun, çoğunluğu  Mekke toplumunun en yoksul,  en aşağı tabakalarından  gelmiş  olan Muhammed'in  (s)  ilk  izleyicilerinin  müşrik Kureyşliler tarafından küçümsenme­sine işaret ettiğini ileri sürerler. Ancak yukarıdaki  “sözler”, kesin olarak,  tarih-üstü bir muhtevaya  sahiptir.  Çünkü yoksul ve  alt tabaka insanları,  her zaman pey­gamberlerin  ilk  izleyicileri  arasında  yer  almışlardır.  Bu  aynı  zamanda  çağımız için  de  geçerlidir.  Çünkü,  her  türlü  manevî  değere  karşı  körleşmeye  yol  açan teknolojik  gelişme  sonucu  ekonomik  refaha  ulaşmış  ülkeler,  dinin,  çoğunlukla şeklî de  olsa,  hâlâ  önemli  bir  rol  oynadığı  zayıf uygarlıkları  küçümsemektedir­ler:  ve  böylece,  bu  zayıflığın  temelinde  dinî  inançların  değil,  bu  şekilciliğin ve arkasından gelen  kültürel  kısırlığın yattığını  anlamayanlar,  bunun sorumluluğu­nu dinin etkisine yüklerler ve şöyle derler:  “Eğer dinin bir yararı olsaydı, biz ona sarılanların  başında  gelirdik” —böylece,  kendi  materyalist tavırlannı ve ruhî de­ğerlerin yönlendiriciliğini  reddetmelerini  “haklılaştırma”ya  çalışırlar.ESED

    This is one of those arguments that the chiefs of the Quraish employed to beguile and mislead the common people against the Holy Prophet. They said: If the Qur'an were really based on the truth and Muhammad (upon whom be Allah's peace) were inviting towards a right thing, the chiefs and the elders and the noblemen of the community would have been in the forefront to accept it. How could it be that a few young boys and mean slaves only should accept a reasonable thing but the distinguished men of the nation, who are wise and experienced, and who have been held as reliable by others, would reject it? This was the deceptive reasoning by which they tried to make the common people believe that there was something wrong with the new message; that is why the ciders of the people were not believing it; therefore, they also should avoid it.  ET

    )

23 Şubat 2021 Salı

 Ahkaf 10:

  •  De ki:' Düşünün bir; ya bu mesaj Allah(cc) katından geliyorsa ve siz onu inkar ediyorsunuz. Halbuki, israiloğullarından bir çokları (شَاهِدٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ) benzeri vahye inanmışken, siz inatla inkar ediyorsunuz! Allah(cc), böyle zalim bir topluluğu hidayete eriştirmez'.
    (
     Bazı  sahabilerin  bu  âyetle  yıllar  sonra  Medine'de  Müslüman  ola­cak  olan   Abdullah  b.   Selam  arasında  ilişki  kurmaları,  âyeti  bir  "önceden  haber  verme"  olarak  gördükleri  şeklinde  anlaşılabilir.  Mİ

    Âyet-i kerîme'de geçen şâhidkelimesi, cins ismi olup Abdullah İbn Selâm ve başkaları hakkında umûmîdir. Bu âyet-i kerîme, Mekke' de ve Abdullah İbn Selâm'ın müslüman olmasından önce nazil olmuştur. Ve Allah Teâlâ'nın şu kavilleri gibidir: «Onlara Kur'an okunduğu zaman derler ki: Ona inandık, doğrusu o Rabbımızdan gelen gerçektir. Şüphesiz biz, daha önceden de müslüman olmuş kimseleriz.» (Kasas, 53), «Muhakkak ki ondan önce kendilerine bilgi, verilenlere, o okunduğu zaman, yüzleri üstü secdeye kapanırlar ve derler ki, tenzih ederiz Rabbımızı. Rabbımızın va'di şüphesiz yerine gelmiş olacaktır,» (İs-râ, 107, 108). Mesrûk ve Şa'bî, bu âyet-i kerîme'de zikredilen şahidin Abdullah İbn Selâm olmadığını söylerler. Zîrâ âyet Mekke'de nazil olmuştur. Abdullah İbn Selâm'ın İslâm'a girmesi iseMedine'dedir. Ibn Kesir

    A large number of the commentators have taken this "witness" to imply Hadrat 'Abdullah bin Salam, who was a famous Jewish scholar of Madinah, and who believed in the Holy Prophet after the migration. As this thing happened in Madinah, these commentators say that this verse was revealed at Madinah. This commentary is based on a statement of Hadrat Sa`d bin Abi Waqqas according to which this verse was sent down in respect of Hadrat `Abdullah bin Salam (Bukhari, Muslim, Nasa'i Ibn Jarir); and on the same basis have several major commentators like Ibn `Abbas, Mujahid, Qatadah, Dahhak, Ibn Sirin, Hasan Basri, Ibn Zaid and `Auf bin Malik al-Ashja`i accepted this commentary. But, on the other hand, 'Ikrimah and Sha`bi and Masruq say that this verse cannot be about `Abdullah bin Salam (may Allah be pleased with him) for this entire Surah was sent down at Makkah. Ibn Jarir Tabari also has preferred this view. He says: The whole previous discourse is an address directed to the pagans of Makkah and the following discourse also is directed to them. In this context it is not conceivable that a verse revealed at Madinah was inserted here. The later commentators who have accepted this second version, do not reject the tradition of Hadrat Sa'd bin Abi Waqqas, but have opined that as this verse also applies to Hadrat 'Abdullah bin Salam's affirmation of the faith, Hadrat Sa`d expressed the opinion, in the tradition of the ancients, that it was sent down with regard to him. This does not, however, mean that when he believed, it was revealed then about him only, but that this verse precisely applied to him and his acceptance of Islam.

    Apparently, this second view seems to be more correct and reasonable. Now. the question that remains to be answered is: Who is implied by this witness?" Some of the commentators who have accepted the second view say that it implies the Prophet Moses (peace be upon him), but the following sentence: 'He believed white you showed arrogance", bears no relevance to this explanation. What seems to be nearer the truth is that which the commentator Nisaburi and Ibn Kathir have stated. They say: Here, by "a witness" is not meant any particular person but a common Israelite.. The meaning is this; "The teachings that the Qur'an is presenting before you are not new so that you could deny them by offering the excuse that they were novel teachings which had never been presented before man in the past. Before this these very teachings have been similarly revealed and exist with the Israelites in the form of the Torah and other scriptures, and a common Israelite has already believed in them, and also admitted that Allah's Revelation is a means of the coming down of these teachings. Therefore, you cannot make the claim that Revelation and these teachings are incomprehensible. The only thing that hinders you from believing is your arrogance and baseless conceit. "  ET

    )

22 Şubat 2021 Pazartesi

 Ahkaf 9:

  •  De ki : ' Peygamber olarak gönderilen ilk insan ben değilim ki!. Bu hayatta, sizin ve benim başıma neler gelecek bilemem. Ben sadece bana ne vahyediliyorsa ona uyarım. Ben sadece (vahyi) olduğu gibi açıkça uyaran biriyim'.
    (

    Its background is this: When the Holy Prophet presented himself as Allah's Messenger, the people of Makkah raised different kinds of objections against it. They said: "what kind of a Messenger he is who has a family, who moves about in the streets, eats and drinks and lives a common man's life. There is nothing special about him, which might distinguish him above the other people and therefore we may know that Allah has specially made this man His Messenger. " Then they said: "Had he ban appointed a Messenger by God, He would have sent an angel as an attendant with him who would have announced that he was God's Messenger, and would have punished with a scourge every such person who had behaved insolently Towards him. How strange that God should appoint a person as His Messenger and then should leave him alone to roam the streets of Makkah and suffer every kind of humiliation. If nothing else Allah should at least have created a magnificent palace and a blooming garden for His Messenger. He should not have been left to depend on his wife's resources so that 'when they exhausted the Messenger should be forced to go without food and should not even afford a conveyance to Ta'if." Besides, these people demanded different kinds of miracles from him and asked news of the unseen. They thought that a person's being God's Messenger meant that he should possess supernatural powers so that mountains should move at his bidding and deserts at once turn into green fields; he should have the knowledge of the past and the future events and of everything hidden from others.

    An answer to the same has been given in these sentences, and each sentence contains a world of meaning.

    First, it is said: 'Tell them: I am not a novel Messenger. " That is, "My being appointed as a Messenger is not a novel event of its kind in the world so that you may have some confusion about the characteristics of a Messenger. Many Messengers have come to the world before me, and I am not any different from them. Never has a Messenger come, who did not have a family, who did not eat and drink, or who did not live a common man's life. Never has an angel descended as an attendant with a Messenger, heralding his prophethood and carrying a whip before him. Never have gardens and palaces been created for a Messenger and never has a Messenger ban spared of the hardships which I am suffering. Never has a Messenger shown a miracle by his own power, or known everything by his own knowledge. Then, how is it that you are bringing forth these strange criteria only to judge my Prophethood?"

    Then it is said: Tell them also : "I do not know what shall befall you tomorrow nor what shall befall me. I only follow that which is revealed to me." That is, "I am not a knower of the unseen so that everything of the past and present and future should be known to me, and I should have the knowledge of everything in the world. Not to speak of your future, I do not even know my own future. I only know that of which I am given knowledge by revelation. More than that I have never claimed to know, nor has there ever been a Messenger in the world, who made that claim. It is not a Messenger's job to tell the whereabouts of the lost articles, or tell whether a pregnant woman will deliver a boy or a girl, or whether a sick patient will live or die."

    In conclusion, it is said: "Say to them: I am no more than a plain warner." That is, "I do not possess Divine powers so that I may show you the wonderful miracles that you demand from me every next day. My only mission is that I should present the right way before the people, and should warn of an evil end those who do not accept it. "  ET

    )

21 Şubat 2021 Pazar

 Ahkaf 8:

  • Yoksa :' Bütün bunları o uydurdu' mu diyorlar? De ki:' Eğer bütün bunları ben uydurduysam, Allah(cc)'a karşı bana hiç bir faydanız dokunmazdı (sizin hatırınız için ne diye uydurayım ki?). Allah(cc) ne işler çevirdiğinizi bilmektedir. Sizle benim aramda şahit olarak Allah(cc) yeter. O gerçek bağışlayıcı, gerçek rahmet kaynağıdır'.
    (
    Zımnen,  “öyleyse bütün bunları neden sizin  hatırınız  için uydurayım?”ESED
    )

20 Şubat 2021 Cumartesi

 Ahkaf 7:

  •  Evet ayetlerimiz ne zaman kendilerine açık ve net bir şeklide tebliğ edildiyse, inkarda direnen kimseler ayaklarına kadar gelen hakikat için :' Bu etkili bir sihirdir' diyorlar.
    (
     Kâfirlerin  Kur’ân  için  büyü  demeleri,  esasen  Kur’ân’ın  sıradan  bir  söz  olmadığının  ve  bir  harikalığının  bulunduğunun  bizzat  kâfirlerin  ağzıyla itiraf edilmesi demektir.AÜ

    It means: When the Revelations of the Qur'an were recited before the disbelievers of Makkah (even for today, same prototypes are among us), they realized that the Qur'an was far superior to human speech. The compositions of their greatest poets, orators and literary men were no match with the un-paralleled eloquence, enchanting oratory, sublime themes and heart-moving style of the Qur'an. Above all, even the Holy Prophet's own words and speech were not comparable with the discourses that were being sent down to him by God. Those who had known him since childhood knew full well the vast difference that was there between his language and words and the words of the Qur'an, and it was not possible for them to believe that a man who had been living day and night among them for forty years would suddenly one day forge a speech whose diction and style would bear no resemblance with his familiar and known manner of speech and style. This thing trade the truth plain before them, but since they were bent upon denial, they would say: "This is plain magic," instead of acknowledging it as Divine Word after witnessing this manifest Sign.ET


    )

 Ahkaf 6:

  •  İnsanlar hesap günü bir araya toplantıklarında, o medet umup tapındıkları şeyler onlara düşman olacak ve onların tapınmalarını şiddetle reddedecekler.
    (
    That is, they will say: 'We had neither told the people to invoke us for help, nor are we aware that they used to invoke us. They themselves had presumed that we could fulfill their needs and so had started invoking us."ET
    )

19 Şubat 2021 Cuma

 Ahkaf 5:

  •  Allah(cc)'ı bırakıp onlara ne şimdi ne de Kıyamet gününe kadar  bir faydası olmayacak, hatta kendisinden medet umulduğunun farkında bile olmayan nesnelere yalvarıp yakarandan ve onlardan medet umandan daha sapkın kim olabilir?
    (
    That is, "they do not even hear the supplications of the supplicants, neither through their own ears nor through any other means. " This thing can be elaborated like this: The being whom the polytheists the world over have been invoking are divided into three categories:

    (1) Lifeless and inanimate creation;

    (2) the pious men who have passed away; and

    (3) the wicked men who had themselves gone astray, and who misled others and passed away.

    As for the first category of the deities they will naturally remain unaware of the supplications of their worshipers. As for the deities of the second kind, who were favorites with their God, there are two reasons of their remaining unaware: (a) They are in the presence of Allah in a state where human voices cannot reach them directly; and (b) even Allah and His angels do not inform them that the people whom they had been teaching to invoke Allah alone in the world, were invoking them instead, for no information could cause them a greater shock than this, and Allah does not at all like to vex the souls of His righteous servants.

    Now if we consider the case of the third kind of the deities, we shall sec that there are two reasons also of their remaining unaware: (a) That they have been placed in confinement as the accused, and no voice from the world can reach them; and (b) that even Allah and His angels do not convey to them the news that their mission is flourishing in the world, and the people have set them up as deities, for this news would be a happy news for them, and Allah does not like to make the wicked people happy.

    In this connection, one should also understand that Allah conveys to His righteous servants the greetings of peace and prayers of mercy from the people of the world, for these things arc a source of joy and pleasure for them; likewise, He informs the culprits of the curses, censures and condemnations of the people of the world, as the disbelievers killed in the Battle of Badr were made to hear the curse of the Holy Prophet according to a Hadith, for it is a cause of anguish for them. But anything which might cause distress to the righteous people and joy to the culprits is not conveyed to them. This explanation makes the truth about the,. question of hearing by the dead plain and easy to understand.  ET

    )

18 Şubat 2021 Perşembe

 Ahkaf 4:

  •  Onlara de ki:' Allah(cc)'tan başka ilahlaştırıp taptığınız şeylere bir baksanıza! Yeryüzünde nerde ne yaratmışlar, gösterin! Yoksa göklerin yaratılmasında mı pay sahibiler? Eğer öyleyse, daha önce gelmiş bir kitap veya bilgi varsa getirin de görelim!'.

 Ahkaf 1-3:

  • Ha-Mim. Bu Kitap, aziz ve hakim olan Allah(cc) tarafından indirilmiştir. Biz, gökleri ve yeri ve ikisi arasındaki herşeyi, ancak gerçek bir anlam ve amaç için , ama sınırlı bir süreliğine yarattık. Ama inkarda direnenler, uyarıldıkları hakikatten ısrarla yüz çeviriyorlar.
    (
    That is, "The actual fact is that this universe is not a purposeless plaything but a purposeful, wise system in which the decisions regarding the good and the bad, the oppressor and the oppressed, will necessarily be based on justice; and the present system of the universe is not permanent and eternal, but it has a fixed term appointed for it on the expiry of which it will inevitably come to an end. For the Court of Allah also there is a settled time and it will certainly be established when the time for it reaches its term. But the people who have refused to believe in Allah's Prophet and His Book, have an aversion to these truths. They are least mindful of this that a time has to come when they will have to render an account of their deeds. They think that the Messenger of Allah has done them a great wrong by warning them of these truths, whereas he has done them a great good by fore-warning them not only of the time when they will be subjected to accountability but also of what they will be questioned at that time so that they may prepare themselves accordingly."

    To understand the following discourse it should be borne in mind that man's basic error is the one that he commits with regard to determining his belief about God. In this regard, the adoption of a creed carelessly on the basis of mere hearsay, without any serious and deep thought and investigation, is a stupendous folly, which vitiates man's whole attitude to life in the world and ruins his destiny for ever afterwards. But the reason why man becomes involved in this dangerous kind of heedlessness is that he regards himself as irresponsible and un-answerable and develops the misunderstanding that whatever creed he may adopt about God, it would make no difference, because either there is no life after death in which he might have to face accountability, or if there is any such life and he is also called to account, the beings of whom he is a devotee, will save him from any evil fate. This same lack of the sense of responsibility renders him frivolous in the selection of a religious creed, and on the basis of the same he fabricates all sorts of absurd creeds, from atheism to every form of polytheism, or adopts the creeds fabricated by others.  " ET

    )

17 Şubat 2021 Çarşamba

Ahkaf -1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Ha. Mîm.

    2. Bu Kitap aziz ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.

    3. Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.

    4. De ki: Söylesenize! Allah'ı bırakıp taptığınız şeyler yeryüzünde ne yaratmışlar; göstersenize bana! Yoksa onların göklere ortaklıkları mı vardır? Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bundan evvel (size indirilmiş) bir kitap yahut bir bilgi kalıntısı varsa onu bana getirin.

    5. Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.

    6. İnsanlar bir araya toplandıkları zaman (müşrikler) onlara (tapındıklarına) düşman kesilirler ve onlara kulluk ettiklerini inkâr ederler.

    7. Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman hakikat kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.

    8. Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah tarafından bana gelecek şeyi savmaya gücünüz yetmez. O, sizin Kur'an hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayan, esirgeyendir.

    9. De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.

    10. De ki: Hiç düşündünüz mü; şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini görüp inandığı halde siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız)? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

    11. İnkâr edenler, iman edenler hakkında dediler ki: "Bu iş bir hayır olsaydı, onlar bizi geçemezlerdi." Fakat onlar bununla doğru yola girmek arzusunda olmadıkları için "Bu eski bir yalandır" diyecekler.

    12. Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa'nın kitabı vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş, doğrulayıcı bir kitaptır.

    13. "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

    14. Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedî kalacaklardır.

    15. Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.

    16. İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.

    17. Ana ve babasına: Öf be size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni mi tekrar dirilmekle tehdit ediyorsunuz? diyen kimseye, ana ve babası Allah'ın yardımına sığınarak: Yazıklar olsun sana! İman et. Allah'ın vâdi gerçektir, dedikleri halde o: Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir, der.

    18. İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında azabın gerçekleştiği kimselerdir. Gerçekten onlar ziyana uğrayanlardır.

    19. Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah, onlara yaptıklarının karşılığını verir, asla kendilerine haksızlık yapılmaz.

    20. İnkâr edenler ateşe arzolunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!

    21. Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an. Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine: Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum, demişti.

    22. "Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Hadi, doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.

    23. Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum, dedi.

    24. Nihayet onu, vâdilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce: Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur, dediler. Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!

    25. O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.

    26. Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.

    27. Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.

    28. Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.

    29. Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.

    30. Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.

    31. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun..

    32. Allah'ın dâvetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.

    33. Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, her şeye kadirdir.

    34. İnkâr edenlere, ateşe sunulacakları gün: Nasıl, bu gerçek değil miymiş? denildiğinde: Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş, derler. Allah: Öyleyse inkâr etmenizden dolayı azabı tadın! der.

    35. O halde (Resûlum), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar hakkında acele etme, onlar vâdedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu, bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluklardan başkası helâk edilir.

16 Şubat 2021 Salı

  --------------------------
Sonuç
  Casiye  süresi

  •  Görmeden inananlar, ikna olarak inananlar ve aklını kullanarak inananlar için göklerde ve yerde bir çok deliller vardır. Diğer taraftan, yalana,sahtekarlığa ve günaha saplanıp kalmış kişi, işittiği halde hiç işitmemiş gibi davranan inkarcı ve bildiği halde alay eden ve Allah(cc)'ın yolunda gitmeye çalışanlara engel olmaya çalışan kişilerin sonu cehennemdir ve hiç bir özürleri kabul edilmeden sonsuza kadar kalacakları yer ateştir. Herkesin yaptığı iyilikte kendisine, kötülük te kendisinedir. Gelmiş geçmiş bir çok kavim bu imtahanlardan geçmiştir. Gerçek inanan mümine düşen görev, kendini bilmez tiplerin heva ve heveslerine takılmadan, Allah(cc)'ın belirlediği yoldan sağlam adımlarla ilerlemektir. Gerçek inanan ile diğer tipleri, Allah(cc), ne hayattayken ne de ölümlerinde bir tutacaktır. Anlamadıkları herşeyi kötülemeye veya engellemeye çalışanlar, gün gelip Hesap anı geldiğinde en büyük hüsrana uğrayacak olanlardır. İman edip salih amel işleyen müminleri, sonsuz Rahmetiyle kuşatacak olan Allah(cc), diğerlerini de yaptıklarının karşılığı olarak müstahak olduklarına kavuşturacaktır.
    Dolayısıyla, bütün hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi Allah(cc)'adır ki O bütün alemlerin Rabbidir. Göklerde ve yerde mutlak büyüklük ve hakimiyet O'nundur. Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi (aziz ve hakim) de Allah(cc)'tır.

15 Şubat 2021 Pazartesi

 Casiye 36-37:

  •  Demek ki, bütün hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi Allah(cc)'adır ki O bütün alemlerin Rabbidir. Göklerde ve yerde mutlak büyüklük ve hakimiyet O'nundur. Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi (aziz ve hakim) de Allah(cc)'tır.

14 Şubat 2021 Pazar

 Casiye 33-35:

  •  O gün yaptıkları bütün kötülükler karşılarına çıkacak ve alay ettikleri cehennem azabı onları kuşatacaktır. Ve onlara şöyle denilecek:' Siz bu kıyamet gününün geleceğine nasıl aldırmadıysanız, Biz de bugün size aldırmayacağız. Varacağınız yer ateştir ve size yardım edecek kimse de bulamayacaksınız. Sonuç böyle! çünkü siz Allah(cc)'ın ayetlerini alaya aldınız ve bu dünya hayatının sizi ayartmasına izin verdiniz'. Dolayısıyla, o gün onlar ne ateşten çıkarılıcaklar ne de mazeretleri kabul edilecek!.

 Casiye 31-32:

  •  Hakikatı inkar edenlere ise şöyle seslenilecek:'Ayetlerimiz size aktarılmadı mı? (aktarıldı) ama siz küstahça büyüklük tasladınız ve böylece günaha saplanmış bir topluluk olup çıktınız. Çünkü --bakın, Allah(cc)'ın vaadi gerçektir ve kıyamet hakkında hiç şüphe yoktur-- dendiğinde siz şu cevabı verdiniz: --Kıyamet dediğiniz şeyin  ne olduğunu bilmiyoruz, ama boş bir zandan başka bir şey değil gibi! sonuçta pek ikna edici değil!--'

 Casiye 30:

  •  Diğer taraftan, iman edip salih amel işleyenleri ise, Rableri rahmetine kavuşturacaktır ve işte gerçek ve net başarı budur.

13 Şubat 2021 Cumartesi

 Casiye 28-29:

  •  Ve o gün bütün insanları zillet içinde diz çökmüş görürsün. Herkes kendi sicili ile yüzleşir: 'Bugün yaptığınız herşeyin karşılığını göreceksiniz. Bu bizim kayıtlarımız, sizinle ilgili herşeyi bütün gerçekliği ile anlatır, zira yaptığınız herşey kaydedilmişti'.
    (
    That is, the dread and terror of the Plain of Resurrection and the awe of the Divine Court will be etch that it will break the stubbornness of the most arrogant and boastful people, and everyone will be found fallen on his knees humbly. ET
    The only possible way of getting a thing recorded is not by means of the pen and paper only. Man himself has discovered in this world several other forms of recording human words and actions and reproducing them exactly and accurately; and we cannot even imagine what other possibilities of it lie yet undiscovered, which man himself will discover and exploit in the future. Now, who can know how and by what means is Allah getting recorded man's every word, his every movement and action, even his hidden intentions and motives and desires and ideas, and how He will place before every man and every group and every nation his or its whole lifework accurately and exactly?ET

    )

 Casiye 26-27:

  • De ki:' Size hayat veren ve sonra da öldürecek olan, geleceğinden hiç te şüphe olmayan kıyamet günü yeniden diriltecek olan da Allah(cc)'tır. Maalesef insanların çoğunluğu bunun farkında bile değiller'.
    Göklerin ve yerin mutlak mülkiyet ve hakimiyeti Allah(cc)'a aittir (وَلَلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرضِ). Kıyamet saati gelip çattığı an, (hayatlarında anlayamadıkları herşeyi) geçersiz kılmaya çalışanlar(الْمُبْطِلُونَ) en büyük ziyana uğrayacaklardır.
    (
    Âyetler, Allah’a imanın diğer iman esaslarının da  esası  olduğunu  ve  onları  da  gerektirdiğini açıkça beyan etmektedir. Bundandır ki, âyetlerin kendilerine  işarette  bulunduğu  materyalistler,  Allah’ı inkâr cihetine gitmişlerdir. Fakat onların bu inkârı, her türlü bilimsellik iddiasına rağmen sadece  bir  kabule  dayanmaktadır  ve  delilsiz  bir  iddiadan  ibarettir.  Oysa  inkâr  bir  hükümdür  ve  mutlaka  delile,  kesin  bilgiye  dayanmalıdır. Buna   karşılık,   içindeki   her   varlıkla   birlikte   bütün  kâinat,  Allah’ın  varlığına  apaçık  delildir.  Yukarıda 23’üncü âyette buyurulduğu gibi, heva ve hevese, şehvetlere uyma, ayrıca kibir, zulüm, şartlanmışlık  gibi  sebeplerle  kalbi  ve  kulakları mühürlenmemiş,   gözlerine   perde   çekilmemiş herkes,  bunu  görüp,  Allah’ın  varlığını  itiraftan  başka  bir  yol  bulamaz.  Ama  kalbi  ve  kulakları mühürlenmiş,  gözüne  perde  çekilmiş  insan  için  de kimse bir şey yapamaz.AÜ

    Surenin başlangıcındaki insan prototipleri içinde negatif üç tip vardı; yalancı-sahtekar ve günahkar, bildiği halde bilmemiş gibi davranan inkarcı ve en son olarak ta bildiği halde alay eden,engel olmaya çalışan zalim. Bu üç tip te hakikati geçersiz kılma çabalarının farklı seviyelerini ifade ediyor ve bu tiplerin kıyamet günü büyük kayıpları bu ayette tescilleniyor.

    )

12 Şubat 2021 Cuma

 Casiye 24-25:

  •  Onlar hala:' Bu dünya hayatından başka hayat yok!. Dünyaya geldiğimiz gibi ölürüz ve bizi ancak zaman yok eder' diyorlar. Fakat onların bu konuda hiç bilgileri yoktur, sadece zannediyorlar. Ve böylece ne zaman mesajlarımız onlara tebliğ edilse tek cevapları şu oluyor:' Eğer siz bu iddaanızda tutarlı iseniz, gelmiş/geçmiş atalarımızı diriltin de görelim!'.
    (
    Geçmişteki örnekler de , güncel örneklerde de aynı yaklaşım mevcuttur. Bir kaç temelli kendini bilmez ateistin dışında genel olarak bir yaratıcıya( Allah(cc) ) inanç vardır, fakat O yaratıcıyı hayata mudahil, onu yönlendiren olarak görmek bu tipleri rahatsız eder ve bir bakıma hayatlarına karışılmasını istemezler, kaçış olarak ta, zamanın akışına her şeyi bağlayarak kurtulmaya çalışırlar. Yüce Rabbim ise defaaten --hiç bir şeyin amaçsız olmadığını-- söylemektedir. Zamanı dördüncü boyut olarak yaradan Allah(cc), nasıl üç boyutlu uzayda herşey O'nun izniyle hareket ediyorsa, zaman boyutunda da herşey O'nun izniyle ve O'nun mudahil olmasıyla hareket etmek durumundadır.
    )

11 Şubat 2021 Perşembe

 Casiye 23:

  •  Kendi heva ve hevesini ilah edinen ve (bunun üzerine) Allah(cc)'ın (zihnini hidayete kapattığını) bildiği(عَلَى عِلْمٍ) kişiyi saptırdığı, kulaklarını ve kalbini mühürlediği ve gözlerinin üzerine bir perde çektiği insanı bir düşünsenize? Artık ona, Allah(cc)'tan başka kim yol gösterebilir? Hiç düşünüp ders çıkarmıyor musunuz?
    (

    Zemahşerî'nin  14:4  ile  ilgili  4.  notta  uzun  uzun  nakledilen  görüşlerini  yansıtan Râzî'nin yorumu.ESED

     'Ala  'ilmin,  öznesi  insan  olarak  okunursa:  "kişinin  bile  bile  (yaptıklarından)  dolayı"  an­lamına  gelir.  Çevirimiz,  bilen  öznenin  Allah  olduğuna dayanmaktadır. Bu ibare Allah'ın bir toplumu ısrarla yaptıklarından dolayı cezalan­dıracağını  söyleyen  14.  âyetle  birlikte  okun­malıdır.  Sözdiziminde  bu  ibarenin  rolü,  özne­si  birden  fazla  olan  men  yeşâ' ibarelerine  ben­zemektedir (Bkz: Nûr: 21,  not 25).  Her iki iba­re ve ait  oldukları metin  şu âyet  ışığında anla­şılmalıdır:  "(Allah)  yoldan  çıkmışlardan  baş­kasını  kesinlikle  saptırmaz"  (94/Bakara:  26).  Mİ

    Heva  ve  hevesini  kendine  ilâh  edinen,  (hak–bâtıl, hidayet–dalâlet konusunda) bilgisi olduğu halde neticede Allah’ın kendisini saptırdığı..

    Bu meal, “alâ ilmin” kısmının mef‟ul zamirinden hal kabul edilmesi durumuna göre verilmiştir.İnsan, aklını ve ilmini, ilahî vahyin ışığı ile aydınlatmaz da, benlik iddiasına  girerse,  güneşin aydınlığından  kendisini  mahrum  bırakıp, azıcık  ışığına güvendiği için kendisini gecenin karanlığına mahkûm eden ateş böceği durumuna düşer. Çünkü heva ve şehvet, gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa, ilmine rağmen hakkı duymaz olur.  Nitekim filozofların ve dünya menfaatlarına düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Diğer  muhtemel  mâna  ise,  “alâ ilmin”  kaydını:  failden  hal  saymaktır.  Buna göre  “Allah‟ın,  durumunu  bildiği  için  şaşırttığı,  yahut  Allah‟ın  bir  bilgiye  göre şaşırttığı” demek olur.Âhireti inkâr etmek insanın ahlâkını tamamen felç eder. Zira insanı insanlık dairesinde  tutan  şey,  yaptıklarından  âhirette  hesap  verme  inancıdır.  Bu  inanç olmazsa insan vahşi hayvanlardan daha zalim olabilir.SY


    )

 Casiye 20-22:

  •  Bu yol ve yöntem insanlık için kavrayış aracı, kesin bilgi arayışında olan insanlar için de bir rehber ve büyük bir rahmettir. Yoksa kötülük peşinde koşturup duran tipler, hayatlarında veya ölümlerinde olsun(مَّحْيَاهُم وَمَمَاتُهُمْ), iman edip salih amel işleyenlerle aynı kefeye konulacaklarını mı sanıyorlar? Hiç akılları çalışmıyor mu bunların!. Halbuki, Allah(cc) gökleri ve yeri gerçek bir amaç uğruna yarattı ki, herkes kendi kazandığının karşılığını görsün ve hiç kimseye de haksızlık yapılmasın. 
    (
    Bu  ifadenin  ikili bir anlamı  vardır:  “Onları  ...  ile  eşit tutacağımızı  mı?”  ve  “onla­ra  ... yapanlara davrandığımız şekilde davranacağımızı mı?”  “Onların hayatları ve ölümleri”  gözönüne  alındığında,  bu  iki kategori  arasında,  esas farklılığa  yapılan atıf,  sadece onlann dünyevî varoluşlarının  ahlakî niteliğine değil, aynı zamanda, bir  taraftan  gerçek  bir  müminin  hayatın  sıkıntıları  ve  ölüm  ânı  karşısında  duy­duğu  iç  huzuru  ve  sükûnetine,  diğer  taraftan  ruhî  nihilizmin  ve  ölüm  karşısın­daki  “bilinmezlik  korkusu”nun  beraberinde  taşıdığı  yıpratıcı/bunaltıcı  endişeye işaret etmektedir.ESED
    )

10 Şubat 2021 Çarşamba

 Casiye 19:

  • Çünkü Allah(cc)'tan gelecek bir cezayı önleme hususunda, onların sana hiç bir faydası olmaz. Zalimler birbirinin dostu ve koruyucusudur, Allah(cc) ise, O'na karşı sorumluluk bilinci ile davrananların dostu ve koruyucusudur.
    (
    Daha net ve berrak bir tesbit olabilir mi?
    )

 Casiye 18:

  •  Ve nihayetinde, seni de (bu misyonu ifa edeceğin) bir yola ve yönteme kavuşturduk. O yolu izle ve kendini bilmezlerin heva ve heveslerine uyma.
    (
    Burada tekil, sadece Peygamber efendimiz(sav)'e hitap ediliyormuş gibi görünse de, muhatap herkese çağrıdır.
    )

9 Şubat 2021 Salı

 Casiye 16-17:

  •  Nitekim israilogullarına da, vahiy, hikmet ve peygamberlik verdik, onları türlü türlü güzel nimetlerle rızıklandırdık ve onları (kendi devirlerinde) bütün diğer toplumlardan üstün kıldık. Ve onlara misyonlarının(مِّنَ الْأَمْرِ) amacı konusunda açık deliller verdik. Fakat, kendilerine bu deliller geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan (بَغْيًا) dolayı ayrılığa düştüler. Ama, ayrılığa düştükleri konularda Rabbin kıyamet günü hükmünü verecektir.
    (
     İlk  akla  gelen  anlamları  "iş,  dünyevi  ikti­dar,  yasa,  buyruk,  öneri"  olan  el-emr'in  bu  bağlamdaki  en  uygun  karşılığı,  verilen  "gö­rev",  yani  "misyon"  olmalıdır  (Bkz:  67/Kasas:  44,  not 52). Mİ

    Birçok klasik müfessirin, emr kelimesinin burada  “din”i  işaret ettiği  görüşünde olmalarına ve bütün ifadeyi buna göre,  “dine ilişkin işaretler”  şeklinde yorumlamalarına rağmen, mine'l-emr ifadesinin bu bağlamdaki karşılığının benim verdi­ğim karşılık olduğuna inanıyorum. Emr teriminin bütün muhtemel anlamlarının - “emir”,  “talimat”,  “buyruk”,  “[ilgi] konusu”,  “olay”,  “eylem”, vb. gibi- ortak pay­dası,  ister dolaylı  isterse  açık  olsun, amaç / hedef unsuru  olduğundan,  (yukarıda verdiğim) bu anlamın, bütün İlahî vahiylerin ve insanın onlara inancının gerisin­deki amaca atıfta bulunan ve yukarıdaki vecîz ifadede geçen terimin doğru karşılığı  olduğunu  rahatlıkla  söyleyebiliriz.  Kur’an  öğretisini  bütünlüğü  içinde  ele aldığımızda  görürüz  ki,  bütün  sahih  itikatların temel  hedefi,  ilkin Allah'ın  varlı­ğının ve  her insanın O'na  karşı  sorumluluğunun  kavranması;  ikinci olarak,  insa­nın Allah'ın  yaratma  planındaki  olumlu  -mantıken/tabiatıyla zorunlu- bir  öge olarak sahip olduğu değerli konumun bilincine varması ve böylece her türlü hu­rafeden ve  irrasyonel  korkulardan  kendini  kurtarması;  ve  son  olarak  da  (yuka­rıda  15.  ayette  ifade  edildiği  gibi),  insana  yaptığı  her  iyi  ve  kötü  şeyin  sadece kendi faydası veya  zararına  olduğu  bilincinin kazandırılmasıdır.ESED


    )

8 Şubat 2021 Pazartesi

 Casiye 15:

  •  Kim salih amel işlerse kendi lehine, kim de bir kötülük işlerse yine kendi aleyhinedir. Neticede Rabbinizin huzuruna çıkacak ve yapıp/ettiklerinizin karşılığını göreceksiniz.

 Casiye 14:

  •  İman edenlere de ki:' Allah(cc)'ın (ceza) gününün gelip çatacağını beklemeyenlere aldırış etmesinler, nasıl olsa, Allah(cc) herkesin yaptığının karşılığını verecektir'.
    (
     Mü’minler,  kâfirlerin  ve  münafıkların  kendi  aleyhlerindeki  yakışıksız  söz  ve  davranışlarına aynıyla  mukabele  etmemeli,  onların  seviyesiz-liklerine  düşmemeli,  kendi  onur  ve  vakarlarını korumalıdırlar.AÜ

    Bu ayet , bir çok meal ve tefsirde , müminlerin, inkarcıları affetmeleri şeklinde çevrilmiştir. Daha bir kaç ayet önce inkarcılara,yalancılara,bildiği halde bilmemezlikten gelenlere, bildiği halde karşı çıkan, alay edenleri, --cehennemle müjdele-- derken birden --onları affet-- demesi hep akla uymuyor gibi. Burda daha çok --onlarla uğraşmayın, onları Bana bırakın-- buyuruyor Yüce Allah(cc) gibi görünüyor.

    "Bu ifade, önemsiz konularda ve hususlarda, onlarla çekişmemeye; onlardan kaynaklanan eziyet verici sözlere ve işlere aldırmama manasına hamledilir.".. Bazı kimseler de ayetin manasının şöyle  olduğunu  söylemişlerdir:  "Allah'ın,  o,  kâfirlerin  işledikleri  günahlara  karşılık  (ceza) vermesi  için,  mü'minlere  söyle,  kâfirlere  aldırmasınlar."  Buna  göre  sanki  mü'minlere,  "O kâfirlere sizler karşılık vermeyin, Biz veririz" denilmektedir.RAZİ

    )

7 Şubat 2021 Pazar

 Casiye 11-13:

  •  İşte Allah(cc)'ın rehberliği budur. Allah(cc)'ın ayetlerini reddedenleri ise acı bir azap beklemektedir. Denizleri (faydalanmanız için) sizin emrinize veren Allah(cc)'tır. Böylece gemiler O'nun emriyle yüzebilsinler ve siz de O'nun lutfuyle nasibinizi arayabilesiniz ki, bu sayede şükredesiniz. Hem göklerde ve yerde olan herşeyi sizin emrinize veren de O'dur. Elbette bunda düşünecek kimseler(لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ) için dersler vardır.

6 Şubat 2021 Cumartesi

 Casiye 6-10:

  •  İşte bunlar, Allah(cc)'ın hakikati kendisiyle aktardığı ayetleridir. Eğer Allah(cc)'ın bu ayetlerine değilse başka neye inanacaklar ki?
    Yalana,sahtekarlığa, günaha dadanan kimsenin vay haline!.. Böyleleri, Allah(cc)'ın kendisine iletilen ayatlerini iştir de sonra kibrine yediremeyip, sanki onları hiç işitmemiş gibi inkar da direnir. Ona gayet acı bir azabı müjdele!. Üstelik bu tipler, ayetlerimizden bir kısmının farkına vardığında da, başlarlar onla alay etmeye!. İşte onlara da hor ve zelil edecek bir azabı müjdele!. Cehennem hemen önlerindedir. Ne kazandıkları şeylerin , ne de Allah(cc)'tan başka edindikleri dostlarının onlara en ufak bir faydası dokunur. Zira onları korkunç bir azap beklemektedir.
    (
    Bir önceki ayetlerde, iman,ikan ve akleden üç grup insan vardı. Burada da, bir bakıma üç grup var, kendilerini cehennem bekliyor; yalancı ve sahtekarlar, gördüğü bildiği ve işittiği halde görmemiş,işitmemiş gibi davranan sahtekar ikiyüzlüler, ve gördüğü bildiği ve işittiği ve sonra da anladığı halde, onunla  alay eden, karşı çıkan zorbalar.

    In other words, there is a marked difference between the person who listens to Allah's Revelations sincerely with an open mind and ponders over them seriously and the person who listens to them resolved that he would deny them, and then persists in the resolve already made without any serious thought. If the first person does not believe in the Revelations immediately, it does not mean that he wants to remain an unbeliever, but because he wants to have greater satisfaction. Therefore, even if he is taking time to believe, it is just possible that another Revelation might enter his heart and he might believe sincerely with full satisfaction. As for the other person, he would never believe in any Revelation whatever, for he has already locked his heart up to every Revelation of Allah. In this state such people generally arc involved as arc characterized by the following three qualities:

    (1) They are liars; therefore, the truth does not appeal to them;

    (2) they are wrongdoers; therefore, it is very hard for them to believe in a teaching or guidance that may impose moral restrictions on them; and

    (3) they are involved in the conceit that they know everything, and that none can teach them anything; therefore, they do not regard as worthy of attention and consideration Allah's Revelations that are recited to them, and it is all the same for them whether they listen to there or not.ET

    )

5 Şubat 2021 Cuma

 Casiye 1-5:

  •  Ha,Mim. Bu kitabın indirilişi Aziz ve Hakim olan Allah(cc) katındandır. Şüphesiz, göklerde ve yerde müminler için(لِّلْمُؤْمِنِينَ) Allah(cc)'ın kudret ve hikmetine dair çok deliller vardır. Hem sizin yaradılışınızda, hem de Allah(cc)'ın yeryüzüne serpiştirdiği canlı türlerinde gönülden ve aklen inanacaklar için(لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ) de pek çok deliller vardır. Ayrıca, gece ile gündüzün peş peşe gelip sürelerinin uzayıp kısalmasında, Allah(cc)'ın göklerden indirip onunla cansız toprağa hayat verdiği rızık imkanlarında, rüzgarın değişmesinde, ve bütün bunlarda aklını kullanan insanlar için(لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ) de pek çok deliller vardır.
    (
     Bu  âyet  "Canlılar  içerisinden  insanı  seçkin  kılan  sebep  nedir  ki  Allah  insanla  konuştu?"  zımni  sorusunun  cevabını  teşkil  eder.  Vahiy  kitabımnki  iman  âyetleri,  varlık  kitabınınki  ikan  âyetleridir.  îman  âyetleri  marifete  ikan  âyetleri  ilme  dayamr.  Ancak,  5.  âyetin  ifade  ettiği  gibi  varlığı  bir  kitap  gibi  okumak  için  aktif  bir  aklın  varlığı  şarttır.Mİ

    Üç sınıf insandan bahsediliyor. İman edenler, ki bunlar görmedikleri halde bütüne bakıp inanırlar. İkinci, ikan sahipleri; inceleyerek ve uğraşıp delillere ulaşarak inananlar, ve üçüncüler de , ayan beyan ortada olan delillerin farkına varıp akledenler.Bunlar bir bakıma kalite sırası gibi de.


    Thus “ ايِْمَانٌ ” (imaan) would mean “to trust someone that he is telling the truth” and “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) would mean “for it to be proven as palpable truth”

    The Quran says that the momineen have “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) on the “ آخرت ” (aakhirah). This means that they have faith on the future results of their deeds (2:3). When they establish this system (of Allah), these results are factually made evident. This way their “ ايِْمَانٌ ” (imaan) turns to “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) (2:2). This is what belief or faith in the “ آخرت ” (aakhirah) means. This way man travels from “ ايِْمَا ن ” (imaan) to “ ”يَقِيْنٌ (yaqeen) and has faith that in the life “ آخرت ” (aakhirat) too is a reality.

    The distinction drawn between “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) and “ ايِْمَانٌ ” (imaan) is only for the convenience of readers to understand the two terms otherwise “ ايِْمَانٌ ” (imaan) is another name for “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen), and “ ”يَقِيْنٌ (yaqeen) cannot be produced without “ ايِْمَانٌ ” (imaan). These two words are alternatives to express the same inner state of a momin: or one can say that “ يَقِيْنٌ ” (yaqeen) takes birth when the “ ايِْمَانٌ ” (imaan) is proven by the results.LUQ

    )

4 Şubat 2021 Perşembe

Casiye -1:
(Diyanet çevirisi)
  •  1. Hâ. Mîm.

    2. Kitap, azîz ve hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.

    3. Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok âyetler vardır.

    4. Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın) yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.

    5. Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda) ve ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.

    6. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    7. Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!

    8. O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele!

    9. (O) âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!

    10. Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.

    11. İşte bu Kur'an bir hidayettir. Rablerinin âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlara en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.

    12. Allah o (yüce) varlıktır ki, emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için ve de şükredesiniz diye denizi size hazır hale getirmiştir.

    13. O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütfu olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.

    14. İman edenlere söyle: Allah'ın (ceza) günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu, yaptığına göre cezalandıracaktır.

    15. Kim iyi iş yaparsa faydası kendinedir, kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

    16. Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları dünyalara üstün kıldık.

    17. Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

    18. Sonra da seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.

    19. Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da takvâ sahiplerinin dostudur.

    20. Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurları, kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir.

    21. Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

    22. Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.

    23. Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?

    24. Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.

    25. Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman: Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin, demelerinden başka delilleri yoktur.

    26. De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde biraraya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    27. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.

    28. O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, (onlara şöyle denilir:) "Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"

    29. "Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk."

    30. İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri onları rahmetine kabul eder. İşte apaçık kurtuluş budur.

    31. Ama inkâr edenlere gelince onlara: Âyetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz, değil mi? denilir.

    32. "Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur" dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz, (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz.

    33. Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş, alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.

    34. Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!

    35. Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.

    36. Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

    37. Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur. O, azîzdir, hakîmdir.

3 Şubat 2021 Çarşamba

  --------------------------
Sonuç
  Duhan  süresi

  •  Kuran,  Allah(cc)'ın bir rahmetidir ve hakikati apaçık ortaya seren Allah(cc)'ın elçisi vasıtasıyla, insanları uyarmak için indirilmiştir. Ama bir çok insan buna şüphe ile yaklaşacaktır. Bu tarih boyunca da hep böyle olmuştur. Kendilerine gönderilen ve bir çok mucizelerle gelen elçilere bile şüphe ile bakmışlar, onları hafife almışlar, karşı çıkmışlar, çoğu zaman da engel olmaya çalışmışlardır. Firavun ve kavmine gönderilen Musa(as) da buna bir örnektir. Ama firavun ve kavmi neticede inanmamışlar ve helak edilmişlerdir. Bu topluluklar dünyada kendilerini ne kadar kuvvetli hissederlerse hissetsinler, sonuçta helak edildiklerinde arkalarında bütün dünyalıklarını başkalarına bırakmışlar, peşlerinden ağlayan, sızlayan, üzülenleri de olmamıştır. Yaradılışın bir amacı vardır ve insanoğlunun bunu kavraması gerekir. Yoksa hesap günü, bütün dünyalık dostlar kaçacak yer arayacak ve Allah(cc)'ın merhamet ve rahmetinden mahrum kalacaklardır. Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar ise güven içinde olacak ve Allah(cc)'ın bir lutfu olarak sonsuz kalacakları cennete kavuşacaklardır.

2 Şubat 2021 Salı

 Duhan 58-59:

 Duhan 56-57:

  •  (Dünyadan ayrılırken tattıkları o ) ilk ölümün dışında bir daha ölüm tatmayacaklardır. Rabbinden bir lutuftur bu. İşte gerçek büyük kazanç, başarı da budur.

 Duhan 51-55:

  •  Buna karşılık Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar kendilerini güven içinde bulacaklardır. Bahçeler ve pınarlar arasında, ipek ve atlas giysiler içinde birbirine (sevgiyle) yaklaşarak. İşte böyle olacak. Biz onları güzel bakışlı ve prıl pırıl bir kalp taşıyan eşlerle birleştireceğiz. Orada canlarının istediği her türlü lezzeti isteyip tadabilecekler.
    (
    Günaha batip gitmişler birbirinden düşman olarak kaçarken, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar birbirine sevgi ile yaklaşacaklar.
    )

1 Şubat 2021 Pazartesi

 Duhan 47-50:

  •  '(Ey cehennem görevlileri!) Tutun yakalayın (o günaha saplanıp kalmışları) ve ateşin ortasına sürükleyin! sonra da başlarından kaynak sular dökün! Tadın bakalım bunu! Hani pek üstündünüz!, kudretli ve asildiniz! ( Ne oldu şimdi?)  İşte hakkında şüphe edip durduğunuz ve tartışma konusu yaptığınız gerçek!'

 Duhan 43-46:

  •  Günaha batmışların yiyeceği Zakkum ağacıdır; kaynar su misali, erimiş maden gibi karınlarda fokurdar.
    (
     Muhtemelen  Kur'an'da ilk geçtiği yer bura­sıdır.  Buna  inkarcı  muhataplardan  itiraz  gel­miş  olmalı  ki,  cevap  Sâffât  62-66'da  verilmiş­tir.  Zakkum,  Arap  dilinde  "nahoş  bir  şey  ye­mek"  veya  "bir  şeyi  nahoş  bir  şekilde yemek" anlamına kullamhr.  Bölgede yetişen zehirli bir bitki  olan zakkum  şöyle tanımlanır:  "Toz ren­ginde,  küçük  ve  oval  yapraklarının  kenar  kı­sımları  dikensiz,  keskin  kokulu ve acı,  gövde­si  çok  boğumlu,  arıların  yararlandığı  çok  ince  damarları  bulunan  bir  ağaçtır"   (Lisân).   Son   kullanıldığı  yerde  "lânetli  ağaç"  olarak nitele­nen  bu  bitkinin  smav  aracı  kılındığı  bilgisine  rastlıyoruz  (Bkz:  68/İsra:  60,  not  81;  66/Sâffât:  63).  Kullanıldığı üç  sûrenin  iniş  zamanları bir­birine  yakındır.  Daha  soma  kendisinden  hiç  bahis açılmayan bu "lânetli ağaç",  Sâffât 62'de de  görüldüğü  gibi  geleni  kötü  ağırlamayı  tem­sil  eder.  Daha temelde bu mecaz,  dünya misafirhanesinde oturtulduğu mükellef sofraya iha­neti  tescillenmiş  olanlara  "Âhirette  zehir  zık­kım  yiyin!"  mesajıdır.  Türkçe'de  zakkum  adı  verilen bitki  (nerium  oleander)  kokusu ve  ren­gine  aldanıp  yiyeni  zehirleyen  yapısıyla  güna­ha benzer:  hazzı  cezbeder,  fakat  sonu  azaptır.Mİ

    )