31 Ağustos 2020 Pazartesi

 Sebe 13:

  •  Onun için isteğine göre mabedler, heykeller(تَمَاثِيلَ), büyük tekneler kadar geniş havuzlar, ve yere sağlamca tesbit edilmiş kazanlar yaparlardı. (Ve dedik ki) :' Ey Davut(as)'ın kavmi, (Allah(cc)'a karşı) şükür (duygusu) içinde çalışın. Ve (unutmayın ki) kullarım arasında bile şükredenler pek azdır'.
    (
    Timsal: Canlı veya cansız bir şeyin biçimine benzer yapılan herhangi bir şekile denir.  Onun  için  Razî  bunun  izahında  “nakışlar”  demekle  yetinmiştir.  Canlıların tasvirleri  hadislerle  yasaklanmış  ise  de,  bir  şeriatte  mahzurlu  olan  şeyin  bir başkasında  mübah  bırakılması  mümkündür.  Fakat  Hz.  Süleyman  (a.s.)  Tevrat ahkâmına bağlı idi. Tevratta ise sûret yapmak yasaklandığından (Çıkış 20,4) Hz. Süleyman  (a.s.)‟ın  yaptırdığı  resimlerin  cansızlara  aid  manzaralar  ve  nakışlar olduğu ihtimali ağır basmaktadır.SY
    The word tamathil(
    تَمَاثِيلَ) in the Text is the plural of timthal, which in Arabic is used for every such thing as is made to resemble a natural thing, whether it is a human being, an animal, a tree, a flower, a river, or some inanimate object. Timthal is the name of every artificial thing which may have been made to resemble something made by God. " (Lisan al- Arab). "Timthal is every such picture which may have been made to resemble the likeness of something else, whether living or dead." (The Commentary, Al-Kashshaf). On this basis the statement of the Qur'an does not necessarily imply that the "images" made for the Prophet Solomon were the pictures or images of human beings and animals. They might have been floral designs or natural landscape or different kinds of decorations with which the Prophet Solomon might have decorated his buildings and works. ET (.. for details ET footnote )

    Görünüşte Hz.  Davud'un  “ailesi”ne veya  “kavmi”ne  hitab eden bu sözler,  aslın­da  her dönemdeki bütün  müminler  için  bir uyarıdır.  Çünkü  onların  tümü,  ma­nevî anlamda,  “Hz.  Davud'un kavmi”dir.ESED

    Yani,  kendilerini  Allah'ın  kulu  olarak  görenler  arasında  bile.  Çünkü  “[Allah'a] gerçekten  şükredici  olan,  yalnızca,  Allah'a  yeterli  şükürde bulunamayacağını anlayan kişidir”  (Zemahşerî).ESED


    Gereği  gibi  şükür,  nimetin  gerçek  sahibini  bilmektir.  İktidar  ve  refahın  devamı,  nimetin  gerçek  sahibinin  bilinmesi  ve  şükrünün  eda  edilmesiyle,  yani  onun  bir  emanet  olduğunun  bilincinde  olarak  üzerine  tir  tir  titrenilmesiy-le mümkündür.  Buradaki hitap bu âyetin tüm muhataplarınadır.  Çünkü  her  mü'min  muha­tap  Davud'un  inanç  ailesine  mensuptur. Mİ


    )

 Sebe 12:

  •  Süleyman(as)'ın emrine de rüzgarları amade kıldık. O, sabah (normalde herkesin) bir ayda ulaştığı mesafeye gider, akşamda yine bir aylık mesafeyi katederek geri dönerdi(غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ). Süleyman(as)'ın istifadesi için de erimiş bakırı sel gibi akıttık. Rabbisinin izniyle önünde, bir takım görünmez varlıklar(الْجِنِّ) da çalışırdı. İçlerinden kim (itaatsizlik edip) emrimizden sapacak olursa, ona çılgın bir ateşin acısını tattırıyorduk.
    (
    Lafzen:  "sabah  çıkışı/akşam  dönüşü.."  Ge­milerin rüzgar gücüyle gidiş gelişini hayvanla­rın sabah  çıkıp akşam  dönüşüne benzeten me­cazi  bir  kullanım   [Mecaz).   Hz.   Süleyman'ın   inşa ettirdiği  dillere destan deniz ticaret filola­rına  atıf  olsa  gerektir.Mİ.

    Lafzen,  “o'nun  için”:  burada,  muhtemelen  Hz.  Süleyman'ın,  Kitâb-ı  Mukaddes'e göre  (karş.  II  Tarihler,  iv)  yeni  inşa  edilen  mâbedi  için yaptırdığı  çok  sayıdaki bakır ve  pirinç  malzemeye  işaret  edilmektedir.ESED

    Veya:  "cin  (gibi  ele avuca  sığmayan)  kimse­lerden".  Bu  âyet,  41.  âyet  ışığında  anlaşılmalı­dır.  Kur'an  tıpkı  şefaat  konusunda  olduğu  gibi  cin  konusunda  da ilk muhataplarının  tasavvu­runu  reddeder.  Tıpkı  şeytan  gibi  cin  kelimesi­ni de, hem görünmeyen varlıklar hem de ender görünen türler için kullanır.  Burada Hz.  Süley­man'ın emri  altında çalışan "cin  gibi  ele  avuca  sığmayan",  "cin  fikirli"  birileri  kastedilse  ge­rektir.  Sâd 37'de  aynı  kimselerden  "şeytanlar"  diye  söz  edilmesi  bu  yorumu  güçlendirir.  Bu  durumda  cin,  hem  melekler  gibi  görünmeyen  varlıklar  hem  de  "cin  gibi"  zapt  edilmesi  zor  ve bir o  kadar da marifetli kimseler için  kulla­nılan   çok   anlamlı   bir   kelimedir.   Kur'an'da   "cin" bir cins isim, "şeytan" ise bir sıfat olarak kullanılır.  Bundan  dolayı  "Allah  şeytanı  lanet­ledi"  denildiği  halde,  benzer  bir  ibare  cinler  için gelmez.  Cinn'in bir anlamı da, bizatihi gö­rünmez  olmayıp  o  zamana  kadar  görülmemiş  bölge  insanın  yabancısı  olduğu  garip  kimseler  veya  yabancı  varlıklardır  (Msl.  86/Ahkâf:  29¬  32;  63/Cin:  1).  Bazen  de ilk muhataplarının ta-savvurundaki muhayyel ve efsanevi varlığı ifa­de   eder   (76/Sebe':   12-14   ve   79/Enbiya:   82). Kur'an'ın bu atıfları yapmaktan maksadı,  cahi­li  geleneğin ürettiği  görünmeyen varlıklarla il­gili  vehmi  tasavvuru  onaylamak  değil,  bunun  üzerinden  ahlâkî  öğüt  vermektir. Mİ



    )

30 Ağustos 2020 Pazar

 Sebe 10-11:

  •  Ve nitekim, Davud(as)'ı da tarafımızdan bir lütufla onurlandırdık:' Ey dağlar (يَا جِبَالُ), onunla birlikte Allah(cc)'a yönelin, Ey kuşlar(الطَّيْرَ) siz de'. Biz ondaki bütün sertliği ve katılığı(الْحَدِيدَ) yumşattık. (Ve dedik ki):' İşleri en güzel,en ideal bir  şekilde hakkını vererek yap ve onlar arasındaki ölçü ve uyumu gözet(اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ)' Ve hepiniz Allah(cc)'ı razı edecek salih ameller yapın. Çünkü, Allah(cc) yaptığınız her şeyi görmektedir.
    (

    Usually, jibaal(
    يَا جِبَالُ) is translated to mountains, but its other meanings are the leaders of the nation. See heading (J-B-L). If jibaal is taken to mean mountains, then it would mean that Daud used to employ the mountains for which nature has created them, i.e. for protection, to let the forests grow on then to make wood available and to provide minerals and stones. These are some of the purposes for which God has created the mountains and by doing this, the mountains obey Him.LOQ

    Here “اَطِئٌر” (tayir) has been used to mean speedy steeds (or the cavalry) and Hudhud was the name of one of the leaders of the infantry. In those days some of the names of men were given after the birds, like quoted in Torah in the book of Salateen. LOQ

    Burada, genelde dağlar ve kuşların Davut(as)ın emrine verildiği üzerine çeviriler yapılıyor, fakat, ESED,LOQ gibi kaynaklarda geçen açıklamalar ışığında, sanki burada söylenen:' Ey toplumun büyükleri, Davut(as)'la birlikte Allah(cc)'a yönelin, onunla birlikte davranın, ordusu için de çevik, güçlü hızlı atlar verdik' gibi geliyor. Doğrusunu Yüce Rabbim bilir.

    Lafzen,  “O'nun için  ...” Hadîd terimi,  öncelikle,  kelimenin hem somut hem de so­yut anlamıyla “keskin” olan şey için kullanılır: bu ikinci anlamı için karş. Kur’an'ın, “bakışın  bugün  artık  daha  keskin (hadîd)” (50:22)  ayeti  yahut  şu  deyimsel  ifade­ler: racul hadîd, “keskin zekalı adam”; hadîdu’n-nazar, “(başkalarına) sert sert ba­kan”; râiha hadîde,  “keskin bir koku”  vb. (Lisânuî-‘Arab).  Belirtme  takısı  ile kul­lanılan bir isim  olarak el-hadîd “keskin olan her  şey”,  veya  “keskinlik”  veya  “de­mir” anlamlannı ifade eder. Allah'ın Hz.  Davud'daki “bütün keskinlikleri/sertliği ve katılığı yumuşatması”,  açıkçası,  o'nun (Mezmurlarında ifade  edilen)  üstün güzellik duygusuna,  iyiliğine/yüceliğine  ve  tevazuuna  bir  işarettir.  Yukandaki  ifadenin  al­ternatif bir çevirisi şöyle olabilir:  “Biz demiri o'nun için yumuşattık.” Bu karşılık da, o'nun şairlik,  savaşçılık ve yöneticilik gibi üstün yeteneklerine bir işaret sayılabilir.ESED


     Metindeki  sâbiğât  (t.  sabiğah)  "ideal,  mü­kemmel,  bol,  tam,  kapsamlı,  dökümlü,  o  işin  hakkını  vererek  yapmak"   anlamına  gelir  ve  çoğul  kullanımda  genellikle  isim  işlevine  sa­hiptir [Lisân ve Külliyât). Vmel sâbiğâtin ibare­sini,  hemen  arkadan  gelen  i'melû  sâlihan  iba­resinin   ışığında   i'mel   sâlihâtin   çağrışımıyla   anlamak  gerekir.  Serd,  "bir  bütünü  oluşturan  parçaların  birbiriyle  uyumlu  ilişkisi"  anlamı­na gelir [Lisân). Bu ibare "zırh imali" gibi zana­atla  ilgili  maddî bir içeriğe  sahip olmaktan  da­ha  çok  (aynı  durum  Enbiya  80  için  de  geçerli­dir),  vahyin eksenini oluşturan ahlâkî davranış kalıplarıyla  ilgili  manevî bir  içeriğe  sahip  olsa  gerektir.  Hemen  ardından  gelen  "sâlih  amel"  talimatı  da  bunu  teyit  etmektedir.  Âyetin  so­nu, hayatı dengeli yaşama çağrısıdır.  Kur'an bu çağrıyı  farklı  yerlerde  farklı  formlarla  yapar  (75/Lokman:  19;  94/Bakara:  143).  Mİ

    )

29 Ağustos 2020 Cumartesi

 Sebe 9:

  •  Göklerin ve yerin ne kadar az kısmını önlerine serildiğini, ne kadarının da gizlendiğini göremiyorlar mı? Dileseydik, onları yerin dibine batırır, ya da gögü başlarına geçirirdik. Şüphe yok ki, bütün bunlarda Allah(cc)'a yönelen her kul için alınacak bir çok dersler vardır.
    (
    Lafzen,  “...gökten  ve  yerden  elleri  arasında  olan  ile  arkalarında  olanın  farkında değiller mi?”:  sûre  2,  not  247'de  açıklaması yapılan  deyimsel  bir ifade.  Yukarıda­ki ifade,  bu bağlamda -ve  2:255'de- insanın  ulaştığı yahut kendisine sunulan bil­ginin önemsizliğini vurgularo halde  insan, yeniden  dirilmenin ve ölümden son­raki hayatın insan tecrübesinin ulaşamayacağı bir fenomen olduğunu,  diğer taraf­tan,  evrendeki  her  şeyin  Allah'ın  sınırsız  yaratma  gücünü  isbatladığını  gördüğü halde  nasıl  bu  realiteleri  inkar edecek  kadar küstah  olabilir?ESED

    Önceden  kestirilemeyen  jeolojik ve  kozmik  olaylara  -yer  sarsıntısı,  meteor veya meteoritlerin düşüşü,  kozmik  ışınlar vb -  yapılan bu  atıf,  “göğün ve yerin  ne  ka­dar az bir kısmı önlerine serilmiştir ve ne kadarı da gizlenmiştir” ifadesini güçlendirmekte  ve  Allah'ın  bilgisinin  kuşatıcılığına  ve  yüceliğine  nazaran  insanın  güç­süzlüğünü vurgulamaktadırESED
    )

 Sebe 7-8:

  •  Buna karşılık, küfürde saplanıp kalmış olanlar (alaylı bir şekilde) derler ki:' Siz ölüp tamamen paramparça olduktan sonra, size yeniden yaratılacağınızı   iddaa eden bir adam gösterelim mi? --Yalan uydurup onu Allah(cc)'a mı isnad ediyor, yoksa deli mi-- bir türlü anlayamadık!'
    Hayır, asla! asıl, Ahirete inanmayanlar, (zihnen ve kalben) azab içinde ve doğru yoldan bütünüyle sapmış ve uzaklaşmış durumdalardır.
    (
    Lafzen,  “uzak bir dalalet içinde”; (dalâl -lafzen,  “hata etmek”  veya  “sapmak”-  te­riminin  Kur’an'da  “sapıklık"  anlamında  kullanılışı  için bkz.  12:8 ve 95).  Bu  ifade­nin  tertip  tarzı,  azabın  kesin  olarak bu dünyada  olacağına  işaret  etmektedir  (yu­karıda  5.  ayette sözü edilen  öteki dünyadaki  azabın tersine):  “sapkınlık” (dalâlet)kavramı  öteki  dünya  ile  bağlantılı  olarak  düşünüldüğünde  anlamsız  göründüğü halde,  insanların  mutlak  ahlakî  değerlere  ve  bu  değerler  üzerine  bina  edilmiş mutlak  İlahî yargılara  inançlarını kaybetmelerinin kaçınılmaz bir sonucu  olan ah­lakî ve  sosyal  çözülme -ve  dolayısıyla,  bireysel ve  sosyal  kriz- bağlamında  daha anlaşılır hale  gelmektedir.ESED
    )

28 Ağustos 2020 Cuma

 Sebe 6:

  •  Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğuna ve o mutlak kudret sahibi, bütün övgülere layık olan Allah(cc)'ın yolunu gösterdiğini bilirler.
    (
    That is, "These antagonists cannot succeed in their object to prove the truth presented by you false, however hard they may try, for they can only delude and misguide the ignorant people by their designs. Those possessed of knowledge cannot be deceived by them. " ET
    )

27 Ağustos 2020 Perşembe

 Sebe 4-5:

  •  Böylece, iman edip ıslah edici ameller işleyenlere yaptıklarının karşılığını versin, ki bu da sınırsız bir mağfiret ve rızıktır. Allah(cc)'ın bunca ayetini amaçsızmış gibi görenler için ise, bu çirkinliklerine mukabil acıklı bir azap vardır.

 Sebe 3:

  •  Küfürde ısrar edenler:' Kıyamet falan kopacağı yok!' derler. De ki:' Hayır! Her şeyi bilen Rabbimime yemin olsun ki, Kıyametten asla kaçamıyacaksınız!'. Ne gökte ne yerde, zerre kadar bir şey Allah(cc)'tan kaçamaz. O kadar ki, ister bundan daha küçük ya da daha büyük olsun, her şey apaçık bir kitapta yazılmıştır.
    (
    Tanrıtanımazların  bu  iddiası  ikili bir anlam taşır:  (1)  “Evren,  öncesiz ve  sonrasız­dır;  yalnızca  değişebilir,  ama  hiçbir  zaman  yok  olmaz!”  — ki  bu,  Allah'ın  ebe­dî/sonsuz  olduğu  gerçeğini  inkara  kadar gider;  ve  (2)  “Kıyamet  Saati'nin  sembo­lize  ettiği yeniden dirilme ve İlahî yargılanma/hesap verme yoktur;” bu da,  ölüm­den  sonraki  hayatın  ve  böylece  insan  hayatına  atfedilen  bütün  değerin  ve  anla­mın inkarına varır.ESED
    )

26 Ağustos 2020 Çarşamba

 Sebe 1-2:

  •  Hamd, göklerde ve yerlerde her ne varsa hepsinin sahibi Allah(cc)'a mahsustur. Ahirette de hamd, O'na mahsus olacaktır. Allah(cc), Hakim(her işinde ve hükmünde pek çok hikmetler olan) dir, Habir (her şeyi hakkıyla bilen) dir.
    Allah(cc), toprağa giren ve çıkan , gökten inen ve oraya yükselen her ne varsa hepsini bilir. Allah(cc), Rahim ( özellikle müminlere karşı hususi rahmeti pek bol olan) dır, Gafur (günahları pek çok bağışlayan) dır.
    (
    Bu  tanım,  hem maddî  hem  de manevî oluşumları  kapsar:  Toprak  altında  kaybo­lup  sonra  yeniden  ortaya  çıkan  sular;  tohumun  bitkiye  ve  bitkinin  de  petrol  ve kömüre  dönüşmesi;  toprak  altında  kalan  eski yapıların  ve  uygarlıklann  izleri  ve bunların daha sonraki kuşakların bilinçlerinde ve bakışlarında yeniden canlanma­sı;  hayvan ve  insan cesetlerinin yeni  bir hayatın beslenme  kaynakları  haline  gel­mesi;  topraktaki  buharın  göklere  yükselmesi  ve  sonra  yağmur,  kar  ve  dolu  ola­rak  yeniden  yere  inmesi;  insanlann  özlemleri,  ümitleri  ve  ihtiraslarının  zirvelere tırmanması  ve  İlahî vahyin  insanların  zihinlerine  inmesi;  böylece  inancın ve  dü­şüncenin yenilenmesi ve  bununla birlikte  yeni yapılann,  yeteneklerin ve ümitle­rin yeşermesi:  kısacası,  Allah'ın yaratma  eylemini karakterize  eden  doğum,  ölüm ve yeniden dirilmenin  sonsuz biçimde  tekrarlanması.ESED

    Bir  sonraki  cümlede  yer  alan  âhiret kelime­sinin  buradaki  zımni  karşılığı  "bu  dünya"dır.  Şükür  sadece  verince,  hamd  verince  de  alınca  da yapılır. Zira:  1) Her şey O'nundur. 2) O ver­diğinden  bir  kısmını  alınca,  geriye  kalan  yine  O'nundur.  3) Daha büyüğünü vermek için ala­bilir.  4)  Daha  büyüğünü  de  alabilirdi.  5)  Yeni­den verecek  biri  varsa  yine  O'dur.  Mİ


    1The Arabic word hamd is used both for praise and for gratitude and both the meanings are implied here. When Allah alone is the Owner of the whole universe and of everything in it, then inevitably He alone deserves to be praised for every beauty, perfection, wisdom, power and excellent skill and design shown and manifested by it. Therefore, every inhabitant of the world must thank Allah alone for any benefit and pleasure that he draws from anything here. For when no one else is a partner in the ownership of these things, no one else deserves to be praised or thanked.

    2That is, "Just as every blessing in this world is granted by Allah alone, so in the Hereafter also whatever a person will get, he will get from His treasures and by His grace. Therefore, in the Hereafter too, Allah alone deserves to be praised as well as thanked. "

    3That is, "All His works are based on perfect wisdom and knowledge. Whatever He does, He does right. He has full knowledge about every creation of His as to where it is, in what state it is, what are its requirements, what precisely needs to be done for its well-being, what it has done so far and what it will do in the future. He is not unaware of the world created by Himself, but is fully aware of the condition and state of every particle in it. ".ET

    )

25 Ağustos 2020 Salı

Sebe 1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Hamd, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd ahirette de O'na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.

    2. Allah, yere gireni, yerden çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, çok merhamet edicidir, çok bağışlayıcıdır.

    3. İnkâr edenler, "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır."

    4. Allah'ın, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması için (her şey o kitapta tespit edilmiştir.) İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.

    5. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışırcasına çaba harcayanlar var ya; işte onlar için elem dolu, çok kötü bir azap vardır.

    6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur'an'ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah'ın yoluna ilettiğini görürler.

    7. Yine inkâr edenler şöyle dediler: "Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?

    8. "Allah'a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?" Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.

    9. Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.

    10,11. Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. "Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik.

    12. Süleyman'ın emrine de, sabah esişi bir ay, akşam esişi de bir ay(lık yol) olan rüzgârı verdik. Erimiş bakır ocağını da ona sel gibi akıttık. Cinlerden de Rabbinin izniyle onun önünde çalışanlar vardı. İçlerinden kim bizim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateş azabını tattırırız.

    13. Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davûd ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.

    14. Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman'ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.

    15. Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir."

    16. Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim(1) selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.

        (1) "Arim", tefsir bilginlerince şiddetli yağmurdan oluşan sel, bir vadi adı ya da su seddi diye açıklanmıştır.

    17. Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.

    18. Sebe' halkı ile bereketlendirdiğimiz kentler arasına (her biri diğerinden) görülen kentler oluşturduk. Oralarda gidiş-gelişi belirledik (seyahati kolaylaştırdık) ve onlara da şöyle dedik: "Oralarda gece gündüz güvenlik içinde dolaşın."

    19. Onlar ise, "Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

    20. Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular.

    21. Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.

    22. (Ey Muhammed!) De ki: "Allah'ı bırakıp da ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip değillerdir. Onların yerde ve gökte hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.

    23. Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar. Onlar da "Gerçeği" diye cevap verirler. O, yücedir, büyüktür.

    24. De ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık verir?" De ki: "Allah. O hâlde, ya biz hidayet veya apaçık bir sapıklık üzereyiz, ya da siz!"

    25. De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız. Sizin işlediklerinizden de biz sorumlu tutulmayız."

    26. De ki: "Rabbimiz hepimizi kıyamet günü bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, gerçeği apaçık ortaya koyan,(2) hakkıyla bilendir."

        (2) Âyetin bu kısmı, "O, en âdil hüküm verendir" şeklinde de tercüme edilebilir.

    27. De ki: "Allah'a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah'a ortak olamaz.) Aksine O, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah'tır."

    28. Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    29. "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek" diyorlar.

    30. De ki: "Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz."

    31. İnkâr edenler, "Biz bu Kur'an'a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız" dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk" derler.

    32. Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, "Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz" derler.

    33. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eşler koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

    34. Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, "Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz" demişlerdir.

    35. Yine, "Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir" demişlerdi.

    36. Ey Muhammed, de ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler."

    37. Ne mallarınız ne de çocuklarınız, sizi bizim katımıza daha çok yaklaştıran şeylerdir! Ancak iman edip salih amel işleyenler başka. İşte onlar için işlediklerine karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar cennet köşklerinde güven içindedirler.

    38. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar azap için hazır bulundurulacaklar.

    39. De ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."

    40. Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, "Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?" diyeceği günü bir hatırla!

    41. (Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu."

    42. İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, "Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın" deriz.

    43. Âyetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, "Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır" dediler. Bir de, "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir yalandır" dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, "Bu, ancak apaçık bir büyüdür" dediler.

    44. Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.

    45. Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hâlbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!

    46. (Ey Muhammed!) De ki: "Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed'de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır."

    47. De ki: "Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir."

    48. De ki: "Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. O, gaybleri hakkıyla bilendir."

    49. De ki: "Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez."

    50. De ki: "Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır."

    51. Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!

    52. (Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan)(3) iman elde etmek nasıl mümkün olur?

        (3) İman etmenin gerekli ve geçerli olduğu yer dünya hayatıdır. Âyette, imansız olarak ölen bir kimsenin yeniden dünya hayatına dönerek iman etmesinin imkânsızlığı vurgulanmaktadır.

    53. Oysa daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

    54. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.

24 Ağustos 2020 Pazartesi

 --------------------------
Sonuç
  Lokman 
süresi:

  •  Sorumluluk bilinci ile tutarlı ve dengeli bir hayat sürerek, iman edip, salih amel işlemek insanı , hiç kimsenin hiç kimseye bir faydasının dokunmayacağı o günde kurtarır. Körü körüne atalarını taklid eden zihniyetin gerçek niyetlerini Allah(cc) biliyor ve herkesi yapıp/ettiklerinin karşılığı olarak hesaba çekecek. Her yerde onca sonsuz sayıda, Allah(cc)'ın sıfat ve isimlerinin tecellileri, icraatı ve yarattıkları ortada iken, sorumluluk bilinci ile davranmayanlar, dünyada az bir süre yaşama imkanı bulabilirler, fakat varacakları nihai yer cehennemdir ve orada temelli kalacaklardır. Bunca delil ve nimete karşılık, insana yakışan, nankörlükle haince davranmak değil, derin bir şükranlık duygusu ile, Allah(cc) kullukta sabretmek ve sorumluluk bilinci ile davranmaktır. Örnek şahsiyetler de hep böyle yapmış ve insanlara da bunu tavsiye etmiştir.
    Yüce Rabbim Bizleri de, çok şükreden ve Allah(cc)'a kullukta sorumluluk bilinci ile davranan ve nihayetinde, Allah(cc)'ın rızasını kazanan kullarından eylesin.Amin.

23 Ağustos 2020 Pazar

 Lokman 34:

  • -Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi Allah(cc) katındadır.
    -Yagmuru, Allah(cc) indirir.
    -Rahimlerde olanı Allah(cc) bilir.
    -Hiç kimse yarın ne yapıp lehine ve aleyhine ne kazanacağını kesin olarak bilemez.
    -Yine hiç kimse, nerede öleceğini de kesin olarak bilemez.
    Ancak Allah(cc) her şeyi hakkıyla bilir, ve her şeyden haberdardır.
    (
    Bu  âyet,  “beş  gayb”  denilen  ve  kesin  bilgisi  sadece Allah’a ait olan hususları nazara vermek-tedir.  Bunlar  içinde  yağmurun  ne  zaman  yağa-cağı konusunda bugün tahminler yapılmakta ise de,  bunlar,  çok  zaman  gerçeğe  ne  ölçüde  isabet  ederse  etsin  yine  tahmindir;  ayrıca,  yağmurun alâmetleri  belirdikten,  yani  onunla  ilgili  bilgiler  gaybî olmaktan çıktıktan sonra yapılan tahmin-lerdir.  Yine  bugün,  döllenmenin  üzerinden  bir  süre  geçince  anne  rahmindeki  yavrunun  erkek  mi  dişi  mi  olduğu  büyük  ölçüde  bilinebilmek-tedir.  Fakat  bu  bilme,  yine  gerekli  alâmetler  ortaya çıktıktan sonra elde edildiği gibi, âyetteki ifade, sadece cinsiyeti değil, ceninle ilgili –doğup doğmayacağı, ne zaman doğacağı, şeklinin, fizi-kî  yapısının,  karakterinin,  kabiliyetlerinin  nasıl olacağı, nerede nasıl ve ne kadar yaşayıp, nerede öleceği gibi– bütün bilgileri içine almaktadır.Bakara  Sûresi  not  3’te  ifade  edildiği  gibi,  Kur’ân’ın  mü’minleri  her  şeyden  önce  gaybe  imanları  sebebiyle  övüp  nazara  vermesi  anlamlı-dır. Bir defa varlık, görünen fizikî âleme has, bu âlemle sınırlı değildir. Fizikî âlem, görünmeyen ve bu âlemin ölçüleriyle gözlemlenemeyen, keyfiyeti idrak  edilemeyen  âlemlerin  bir  yansıması  veya  çok  sayıda  âlemden  sadece  biridir.  Dolayısıyla, bu  âlemdeki  her  vakanın,  her  vakıanın  üzeri-ne  oturduğu  gerçek,  Gayb  Âlemi  denilen  diğer âlemlerdedir. Kur’ân, bu âyette sadece beş gaybınazara vermekle, esasen insanın çok sınırlı bilgi-sine  karşılık  Cenab–ı  Allah’ın  her  şeyi  kuşatan sınırsız  bilgisine  dikkat  çekmektedir.  İnsan  var-lığı, pek çok bakımdan sınırlıdır. Onun, bırakın dünya  üzerinde  bir  hakimiyeti  olmayı,  bizzat  kendi bedeni üzerinde bile hakimiyeti yoktur. O, acıkıp–susamasına,  uyuyup  dinlenme  ihtiyacına mani  olamadığı  gibi,  temel  ihtiyaçlarının  tesbiti  ve  bunların  giderilme  yolu  ve  araçlarında  bile  söz  sahibi  kılınmamıştır.  Ayrıca  ona  ne  zaman,  nerede  ve  nasıl  bir  aile  içinde  doğacağı,  fiziği, rengi, özellikleri, kabiliyetleri, ne kadar yaşayaca-ğı, nerede nasıl öleceği gibi hayatını kuşatan aslî şartların  hiç  birinde  de  en  küçük  bir  söz  hakkıtanınmamıştır.  Bundan  başka  insan,  tam  olarak  ne  geçmişi  bilebilir  ne  hâli;  özellikle  geleceği  hiç  bilemez.  Ama  varlık,  birbirleriyle  içten  bağlan-tılı  bütün  parçalarıyla,  zamanı  ve  mekânıyla  bir  bütündür.  Kâinattaki,  hattâ  insanın  ve  toplum-ların  hayatındaki  her  hadise,  kendi  başına  bir  hadise  olsa  da,  geçmiş,  hâl  ve  gelecekteki  bütün  diğer  hadiselerle  münasebeti  vardır.  Dolayısıyla, hâldeki  hadiseler  hakkında  bile  kesin  bilgilere  sahip  olamayan,  geçmiş  hakkındaki  bilgileri  son  derece  sınırlı  ve  doğruluğu  ve  doğruluk  derecesi  her zaman tartışmalı, gelecek hakkında ise hiçbir şey bilmeyen insan, kendi hayatı ve başkalarının hayatı  üzerinde  nasıl  yetki  ve  hakimiyet  iddia  edebilir? Gerçek bu ise, ancak geçmiş, hâl ve gele-ceği, ayrıca bütün varlığı fert fert ve birbirleriyle olan münasebetleri içinde hakkıyla ve tam olarak bilen bir Zat, ancak insan dahil bütün varlık üze-rinde otoriteye sahip olabilir. O Zat da Allah’tır.AÜ.

    Bazı  âlimlerimiz  bu  âyetteki  beş  bilinmeyen  konuya mugayyebat-ı  hamsederler.  Bir  hadis-i  şerifte  de  bunu  teyid  etmek  üzere  “Beş  şey  vardır  ki  onları Allah‟tan başkası bilemez” buyurulduktan sonra bu âyet zikredilmiştir. Münavi‟nin dediği  gibi,  hadisin  mânası:  “Bu  beş  şeyi  Allah‟tan  başkası,  bütün  özellik  ve incelikleriyle. bilemez.”  Şu  halde  bu  hadis  Allah  Teâlnın  bazı  makbul  kullarına, hatta  bu  beşten  bazı  gaybî  şeyleri  bildirmesine  mani  değildir.  Çünkü  bu,  sınırlı gayblardandır. Mu‟tezilenin bunu inkâr etmesi de mânasızdır.
    Bir de şuna dikkat etmek gerekir. Gayb, mutlak gayb ve izafî gayb diye iki çeşittir. Âyet, mutlak gaybın, başkası tarafından bilinmesini reddediyor. İzafî gayb, bazı şartlara, bazı durumlara, bazı şahıslara göre gayb iken bazılarına göre gayb olmayan  hususlara  denir.  Mesela  İstanbul‟daki  insan,  Tokyo‟da  cereyan  eden hadiseyi bilemez. Ama vasıtalara sahip olan kimse, televizyon teknolojisi sayesinde görebilir. Bir sene sonra yağmurun ne zaman, ne kadar yağacağı mutlak gaybdır. Ama  Allah,  dünya  atmosferinde  yağmurun  sebeplerini  varettikten  sonra,  diğer insanlar için  yağmur zamanını  bilmek  gayb  olduğu  halde,  meteoroloji  uzmanları tahmin raporu verebilir.Diğer bir konu ana karnındaki ceninin cinsiyetini bilme işidir. Son dönemde ultrason gibi cihazlarla bunu tesbit mümkündür. Âyet-i kerime “Rahimlerde olanı yalnız Allah bilir” buyuruyor. “Mâ” Arapçada en umumi bir lafızdır. Kapsamı son derece  geniştir.  Doğacak  çocuğun  her  türlü  maddî  özelliklerine,  genetik özelliklerine şamil olduğu gibi bütün istidatları, kabiliyetleri, hayat mukadderatı, ta cennete veya cehenneme girinceye kadar bütün özellik ve ayrıntıları dahildir ki bu gaypların  yanında,  kız  mı  erkek  mi  olacağı  meselesi  zikre  bile  değmez.  Geçen asırlardaki müfessirler için, cinsiyeti bilmek mutlak gayb durumunda olduğundan, bazıları bilinmeyecek şeylere misal verme kabilinden bunu söz konusu etmişlerdir.SY.

    Bu  âyette  sayılanlar,  farklı  lafız  ve  cümle­lerle  hadis  olarak  da  rivayet  edilmiştir.  Buha-rî'nin  naklettiği  beş  hadis  de  İbn  Ömer'e  da­yanmaktadır.   Bu   rivayetlerden   ikisinde   Hz.   Peygamber  "Gaybın  anahtarı  beştir"   der  ve  Lokman süresindeki bu âyete  atıf yapar.  Diğer  üç rivayette  ise  âyete  atıf yapılmaz.  Bu üç  ha­diste  beş  şeyi  Allah'tan  başka  kimse  bilemez: 1) Yarın ne olacağı,  2)  Rahimlerde  olan, 3)  Ki­şinin  nerede  öleceği,  4)  Yağmurun  ne  zaman  yağacağı,  5)  Yarın ne kazanılacağı ve  /veya  kı­yamet  saati.  Oysa  ki,  bu  âyete  atıf  yapan  Bu-harî'deki  ilk iki rivayette tıpkı bu âyette  oldu­ğu gibi Allah'tan başkasının bilemeyeceği  şey­ler  sadece  gelecekle  sınırlıdır:   1)  Kıyametin  zamanı,  2)  Kişinin yarın ne  kazanacağı,  3)  Ki­şinin nerede öleceği. Âyette  "yağmur yağdıran O'dur"  buyurulmaktadır.  Bu  cümlede  yağmur  konusundaki  bilgiyi  Allah'a  hasreden  bir  mâ­na  yoktur.  Aynı  şey  bir  sonraki  "rahimlerde  yer  tutanı  O  bilir"  cümlesi  için  de  geçerlidir.  Diğer  üç  husustaki  bilgi Allah'a   tahsis  edilir­ken,  bu iki  husus  tahsis  olmadan  zikredilir.  Mİ.

    )


 Lokman 33:

  • Ey insanlar, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranın. Öyle bir günden çekinin ki, hiç bir anne-baba evladına fayda vermez, hiç bir evladın da anne-babasına faydası olmaz.
    Allah(cc)'ın vaadi elbette gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın ve çok hilekar şeytan da sizi Allah(cc)'la aldatmasın, Allah(cc)'ın affına güvendirmesin.
    (
    Mesela,  kasıtlı  olarak bir günah işlenmesi  halinde Allah'ın  affedeceği şeklindeki avutucu  düşüncelere  (Sa'îd  b.  Cubeyr,  Taberî,  Beğavî,  Zemahşerî'den  naklen). Taberî'ye göre ğarûrtehm i,  kişiyi manevî/ahlakî anlamda “saptıran herhangi bir şeyi” (m â ğarra) yansıtır.  Bu,  ya  Şeytan,  ya  başka bir insan veya  soyut bir kav­ram yahut da  (57:l4'de  olduğu  gibi)  bir  “kuruntu”  olabilir.ESED.

    Gardı,  ğurûr  olarak   okunduğunda  anlam  şöyle  olur:  "Allah,  hiçbir  şekilde  sizi  aldatma  sebebi yapılmasın!"  Ğarûr. şeytani dürtüler ve ayartıcı  düşünceler.  "Allah  ile  aldatmak",  Al­lah  hakkındaki  kuruntu  kabilinden  düşünce­lerin peşine takılmak.  Zımnen:  "Nasıl olsa  af­feder"  diyerek  O'nun  affını  istismar  etmeyin!  Mİ.

    That is, "The relationship of a person with his friend, or his leader, or his spiritual guide, etc. is not so close and intimate as the relationship that exists between the children and their parents. But on the Day of Resurrection even the son and the father will not be able to help each other. The father will not have the courage to come forward and say that he may be seized instead of the son for his sins, nor will the son have the nerve to say that he may be sent to Hell instead of the father. How can then a person expect that one will be able to avail something for the other there? Therefore, foolish is the person who spoils his Hereafter in the world for the sake of another, or adopts the way of sin and deviation by dependence on others. Here, one should keep in view the theme of verse 15, in which the children have been admonished not to accept deviation in the matter of the faith and religion on behest of the parents, though in affairs of mundane life they are duty bound to serve them as best as they can. ".ET

    The life of the world involves the people, who only see the superficial, in different kinds of misunderstandings. Someone thinks that life and death only belong to this world, and there is no life hereafter; therefore, whatever one has to do, one should do it here and now. Another one who is lost in his wealth and power and prosperity, forgets his death and gets involved in the foolish idea that his grandees and his power are everlasting. Another one overlooking the moral and spiritual objectives regards the material gains and pleasures in themselves as the only objectives and does not give anything any importance but the "standard of living", no matter whether his standard of humanity gas on falling lower and lower as a result thereof. Someone thinks that worldly prosperity is the real criterion of truth and falsehood: every way of life that ensures this is the truth and everything contradictory to it is falsehood. Someone regards this very prosperity as a sign of being Allah's favorite, and assumes the law that whoever is leading a prosperous life here is Allah's beloved no matter by what means he might have achieved this prosperity, and whoever is leading a miserable life in the world, even if it be so due to his love of the truth and his uprightness, will live a miserable life in the Hereafter, too. These and other such misunderstandings have been called "deceptions of the worldly life" by Allah.  ET

    Al-gharur (the deceiver) may be Satan or a man or a group of then, or even man's own self, or something else. The reason for using this comprehensive and meaningful word in its absolute form without identifying a particular person or thing, is that for different people there are different means that cause them deception. Any particular means or cause that deceived a person to be misled and misguided from the right way to the wrong way, will be al-gharur in his particular Case.

    "To deceive (someone) concerning Allah" are also comprehensive words, which include countless kinds of deceptions. "The deceiver" deceives one man with the idea that there is no God at all, and another man with the idea that God after making the world has handed over its control and administration to the men and is no more concerned with it; he misleads another one, saying, "There arc some favorite ones of God: if you attain nearness to them, you will surely win your forgiveness whatever you may do, or may have done, in the world; " he deceives another one, saying, "God is AII-Forgiving and All-Merciful: you may go on committing sins freely, and He will go on forgiving each sin of yours. " He gives another person the idea of determinism and misguides him, saying, "Everything that you do is pre-ordained: if you commit evil, it is God Who makes you commit it: if you avoid goodness, it is God Who makes you avoid it." Thus, there are countless kinds of such deceptions with which man is being deceived concerning God. When analyzed it comes to light that the basic cause of all errors and sins and crimes is that man has been deceived concerning God in one way or the other, and that is how he has been misled to some ideological deviation or moral error. ET.



    )

22 Ağustos 2020 Cumartesi

 Lokman 32:

  •  Nitekim dalgalar, onları (ölümün) gölgeleri gibe kuşattığında, bütün içtenlikleri ile yanlız ve sadece Allah(cc)'a bağlanarak O'na sığınırlar. Fakat, Allah(cc), onları sağ salim karaya ulaştırdığında, bir kısmı (inanmakla inanmamak arasında) yolun ortasında kalıverirler. Ama hiç kimse, nankörlükle haince davrananlar (كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ) kapılmadıkça mesajlarımızı bile bile reddetmez.
    (
    Denizdeki kasırga temsîli,  elbette,  hayatta insanın başına gelebilecek her çe­şit tehlikeye  uygulanabilecek  olan  bir simgedir.ESED

    Nankörlükle haince davranlar(كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ) karşıtı, bir önceki ayette derin bir şükranlıkla sabredenler (لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ) olarak veriliyor.

    )

 Lokman 31:

  •  Görmez misiniz ki, Allah(cc)'ın lutfü ile denizde gemiler nasıl yol alıyor ve böylece Allah(cc) kendi varlığının bazı işaretlerini ortaya koyuyor? Şüphesiz bütün bunlarda, derin bir şükran duygusu ile Allah(cc)'a kullukta sabredenler için (لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ) mesajlar vardır.
    (
    That is When the people who possess these two qualities, recognize the reality by these signs, they come to understand Tauhid clearly and stick to it firmly. The first quality is that they should be patient: they should not be fickle but fine and persistent: they should remain steadfast on the righteous belief under all circumstances, pleasant or unpleasant, difficult or easy, favorable or unfavorable. They should not have the weakness that when the hard times come they Stan imploring God humbly, and when they change into good times, they forget God altogether. Or that, to the contrary, they should worship God in good times and start cursing Him when touched by afflictions and misfortunes. The other quality is that they should be grateful: they should not prove ungrateful and thankless: but appreciative of favor and should remain perpetually disposed from within to render thanks to the one who conferred the favor."  ET.
    )

21 Ağustos 2020 Cuma

 Lokman 30:

  •  Bütün bu (sarsılmaz sistem ve ahenk) şundandır ki, Hak olan Allah(cc)'tır, buna karşılık müşriklerin ilahlaştırdıkları şeyler de değersiz ve geçersizdir. Gerçekten, Allah(cc) çok yüce, çok büyüktür.
    (
    That is, "They are figments of your own imagination. You have yourselves presumed that so-and-so has got a share in Godhead, and so-and-so has been given the powers to remove hardships and fulfill needs, whereas in fact none of them has any power to make or un-make anything." ET.
    )

 Lokman 29:

  •  Görmüyormusun ki, Allah(cc) geceyi gündüze katıyor, gündüzü de geceye, böylece sürelerini uzaltıp kısaltıyor. Güneşi ve ayı hizmete koşmuş, her biri belirlenen bir vadeye kadar akıp gidiyor. Ve Allah(cc), bütün yapıp/ettiklerinizden de haberdardır.
    (
    That is, "The appearance and alternation of the day and night consistently and regularly by itself shows that the sun and the moon have been subjected to a system. " The sun and the moon have been mentioned here in particular because both these are the most prominent bodies of the heaven, which man has been worshiping as deities since the earliest times, and which many people worship as gods even today. The fact, however, is that Allah has bound all the stars and planets of the universe including the earth into an unalterable system from which they cannot deviate even by an inch. ET.
    That is, nothing in the world, whether the sun or the moon, or any other star or planet, in the universe, is eternal and ever-lasting. Everything has a term for it and can function only till its expiry. Everything has a beginning in time before which it was not there and an end in time after which it will not be there. This means to imply that such temporal and powerless things cannot become the deities of men. ET.
    )

20 Ağustos 2020 Perşembe

Lokman 28:

  •  Sizin hepinizi yaratmak ta, ölümünüz ardından  (Ahirette) yeniden diriltmekte, Allah(cc)  için, bir kişiyi yaratmak ve öldürmek gibidir. Allah(cc) her şeyi hakkıyla gören ve işitendir.
    (
    İlâhî  Kudret  Zâtîdir,  sonsuzdur,  sınırsızdır; bu  bakımdan, İlâhî  Kudret’e  acizlik  ârız  olmaz  ve   O’nda   derecelenme   söz   konusu   değildir. Derece,  kendine  zıddının  müdahale  edebildiği sıfatlar,  kapasiteler,  kabiliyetler  içindir.  Meselâ,  sıcaklıkta  derece  soğukluğun,  güzellikte  derece  çirkinliğin,   kuvvette   derece   aczin   karışmasıveya müdahalesiyledir. Fakat Zâtî olan, ne Zât’ın Kendi  ne  de  O’ndan  ayrı  diye  nitelenebile-cek şekilde  doğrudan  doğruya İlâhî  Zât’a  has,  O’nunla  âdeta  özdeş  olan  İlâhî  Kudret  için  acizlik  söz  konusu  olmadığından,  O  Kudret’te  derecelenme  yoktur.  Dolayısıyla  her  şey  O’nun  için  aynı  derecede  kolaydır;  O’nun  için  bütün  kâinatı  yaratmakla,  tek  bir  varlığı  yaratma,  bütün  ölüleri  diriltmekle  tek  bir  insanı  diriltme  aynı derecede kolaydır. Sadece  bu  gerçeği  zihinlere  yaklaştırabilmek için  bir  misal  verecek  olursak,  meselâ  güneştek bir varlıktır; fakat o aynı anda yeryüzünün tamamına da, yerdeki her bir zerreye, her bir su damlacığına  da  aynışekilde  nüfuz  eder.  Ne  ısıve ışığıyla  bütün  yeryüzüne  nüfuzu  onun  tek  bir  nesneye  nüfuz  ve  tesirine  mani  olur;  ne  de  tek  bir  nesneye  nüfuzu  bütün  yeryüzüne  aynıanda  nüfuz  ve  tesir  etmesine  engel  teşkil  eder.  Kaldı  ki  İlâhî  Kudret,  güneş  gibi  de  değildir. Güneş,  her  halükârda  maddîdir,  sınırlıdır.  Ama  İlâhî  Kudret’i  sınırlayan  hiçbir  şey  yoktur.  O,  aynı  anda  her  şeyi  birden  kuşatır  ve  hiçbir  şey O’nun icraatına, nüfuzuna mani olamaz. Cenab-ı Allah’ın  Görme,  İşitme, İlim  gibi  bütün  diğer sıfatları ve isimleri de böyledir.AÜ.
    )

 Lokman 27:

  •  Eğer Allah(cc)'ın kelimelerini (bütün sıfat ve isimlerinin tecellileri, buyrukları ve icraatı, yarattığı varlıklar ve hadiseler) yazmak üzere, dünyadaki bütün ağaçlar kalem olsaydı, denizlere de yedi deniz daha katılıp, onlar da mürekkep olsaydı, bunlar tükenir, yine de Allah(cc)'ın kelimeleri tükenmezdi.Allah(cc), öyle aziz öyle hakimdir.
    (
    Yazılı  olan  ve  olmayanıyla  birlikte  bütün  bir yaratılmışlar evreni Allah'ın âyetleridir.  Bu  muhteşem  âyet,  çok  küçük  bir  kısmından  ha­berdar olduğumuz  bu  evrenin  tamamını  bilme  iddiasının ne kadar yersiz olduğunu söyler.  Bu­nunla beraber,  söz konusu âyetlerin kelimeler­deki  tezahürü  olan bu vahyin  sözel  imkanları­nın da tüketilemeyecek kadar zengin ve büyük oluşuna delalet  eder.  Bu mucizevi gerçek,  vah­yi  anlama  çabasına  giren  her  samimi  muhatap  tarafından   fark   edilecektir.   Kur'an   vahyinin   hâlâ indiği günkü gibi hayatı inşa  eden aktif ve müdahil  bir  özne  olması  bu  özelliğinden  kay­naklanır.  Bu  âyet,  tabiatın  bitmez  tükenmez  bir  bilgi  hazinesi  olarak  keşfedilmeyi  bekledi­ğinin  de zımni  ifadesidir.Mİ.

    "Allah's Words": Allah's creative works and the manifestations of His power and wisdom. This very theme has been presented in Surah AI-Kahf: l()<) above a little differently. A person might think there is exaggeration in this. but if one considers the matter a little deeply, one will feel that there is in tact no exaggeration whatever in it. AII the pens that can be made from the trees of the world and all the ink that can be provided by the oceans of the world, which are replenished by seven more oceans, cannot perhaps help prepare a complete list of all the creations in the universe, not to speak of all the manifestations of Allah's power and wisdom and creative works. When it is impossible even to count all the things found on the earth only, how can one bring into writing all the creations found in this limitless universe?
    Here, the object is to make man realize that no creature can become a deity and an associate in the works of Allah. Who has brought into being such a vast Universe, Who is administering its affairs and Whose powers and resources are limitless. Not to speak of becoming an associate in the administration of this vast Kingdom, it is not within the power of any creation to obtain a mere nodding acquaintance with the minutest portion of it. How can then one imagine that one or the other creation can have any share in the Divine powers and authority on the basis of which it may answer prayers and make or un-make destinies?  http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote48sym

    )

19 Ağustos 2020 Çarşamba

 Lokman 26:

  •  Göklerde ve yerde her ne varsa Allah(cc)'ındır. Allah(cc), Ganiyy(mutlak servet sahibi, dolayısıyla her şeyden mutlak müstagni) dir, Hamid (bütün varlıkları görüp gözeten, onların bütün ihtiyaçlarını bilip gideren Rableri olarak hakkıyla hamde ve övgüye layık) dir.

 Lokman 25:

  •  Eğer onlara :' Gökleri ve yeri yaratan kimdir?' diye soracak olsan, elbette : 'Allah(cc)'tır' diye cevap verirler.
    De ki:' Elhamdülillah ( ki müşrikler bile O'nu inkar edemiyor)'. Fakat onların ekserisi dahi bunun ne anlama geldiğinin farkında değillerdir.
    (
     Yani  o  müşrikler  bu itiraflarıyla, çelişki içine girdiklerini fark etmezler.SY.

     Yani onlar, hiç düşünmeden ve Allah'ı bütün evrenin Nihaî Sebebi (Ultimate Ca-use) olarak görmenin mantıksal olarak  O'na tam teslimiyeti  gerektirdiğini anla­madan kaba bir düşünce alışkanlığına kapılarak bu cevabı verirler..ESED.

    Yaratıcı  olmak  demek,  yarattığının  yegâne  sahibi  ve  onu  idarede  yegâne  otorite,  dolayısıyla onun  ibadetine  hakkı  olan  yegâne  merci  demek-tir. Tek bir Yaratıcı olduğuna göre, O Yaratıcı’nın yarattığını  idarede  ortaklığa  ve  onun  üzerindeki  hakimiyetini   paylaşmaya   herhangi   bir   ihtiya-cı  olmayacaktır.  Dolayısıyla  bu  tek  gerçek  bile,  Allah’a  Ulûhiyetinde,  yegâne  Ma’bud  oluşunda, Rubûbiyetinde ve kâinat üzerindeki hakimiyetin-de  ortaklar  tanıyan  her  türlü  sistem  ve  ideolojiyi  temelinden   yıkmaktadır.   Bilimsel   materyalizm   veya  materyalist  bilim  gibi  bazı  modern  düşünce sistemleri kâinata başka bir kaynak arama çabasıiçinde iseler de, bu çabalar tamamen ideolojiktir ve maksatlıdır. Yoksa, o sistemlere saplananların da, aslında  vicdanlarında  Yaratıcı’yı  itiraf  etmekten  başka bir yol bulabildiklerini, bulabileceklerini dü-şünmek mümkün değildir. Bazıları Yaratıcı’yı ka-bul edivermeyi kolaya kaçma gibi takdim etse de, asıl  O’nu  kabul  etmeme  gerçeklerden,  gerçekleri  kabul  ve  itiraftan  onları  inkâr  kolaycılığına  kaç-maktır ve nefsin bir oyunu, bilimsel görünme gibi bir kompleksi tatminden başka bir şey değildir.AÜ.

    )

18 Ağustos 2020 Salı

 Lokman 23-24:

  •  Her kim de hakikatı inkar ederse, onun inkarı seni üzmesin. Eninde sonunda dönüşleri Biz'edir ve yapıp/ettiklerini onlara bir bir gösterip sorguya çekeceğiz. Allah(cc), onların göğüslerinde sakladıklarını (gerçek niyetlerini) bilir . Onlara az bir süre yaşama imkanı verir, sonra da haşin bir azabı kendilerine mecburi istikamet yaparız.

 Lokman 22:

  • Fakat, kim de bütün benliği ile Allah(cc)'a teslim olur(يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ) ve sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergilerlerse  (الْمُحْسِنِينَ) hiç sarsılmayan sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Çünkü her işin akibeti Allah(cc)'ın elindedir.

17 Ağustos 2020 Pazartesi

 Lokman 21:

  • İşte böylelerine :' Gelin, Allah(cc)'ın indirdiği buyruklara uyun' dendiğin de; ' Hayır!, biz babalarımızdan ne gördüysek, onu uygularız' derler. Peki, şeytan atalarını o harlı ateş azabına çağırmış olsa da mı onların peşine takılacaklar?

 Lokman 20:

  • Görmüyormusunuz ki, Allah(cc), göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş,  görünen görünmeyen bunca nimete garketmiş?
    Yine de , öyle insanlar var ki, hiç bir bilgiye , yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın(بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ), Allah(cc) hakkında tartışıp dururlar.
    (
    Bu âyette inkârın üç sebe­bi zikrediliyor:  1) Herhangi bir bilgiye dayanma ihtiyacı duymayanlar:  Bir sonraki âyette bunun gerekçesi  babaları  taklit  olarak  veriliyor.  Yani  kafalarmı  kullanmayanlar.  2)  Yol  gösterici  bir  kılavuza  dayanmayanlar:  İlle  de  taklit  edecek­lerse,  doğru yoldan  giden  bir  rehberi  izlemeleri  gerekirken,  yanlış rehberi izleyenler.  Bunlar bi­rincilerden daha aşağıdadırlar. 3) Bir belgeye da­yanmayanlar:  Kur'an  vahyinden  önceki  vahiy­lerden hiç birini  gündemine almamış  olanların  tartışmak  için  geriye  tek  dayanakları  kalıyor:  ya  Nadr b.  Haris'in  yaptığı  gibi  "Pers  mitoloji­si"  ya da "atalar yolu"  nostaljisi.  Mİ.
    )

16 Ağustos 2020 Pazar

 Lokman 13-19:

  •  Lokman, oğluna tavsiyelerde bulundu ve şöyle dedi:
    • Evladım, Allah(cc)'a hiç bir şekilde şirk koşma, bil ki şirk, çok büyük bir zulümdür.
    • Nitekim (Allah(cc) şöyle buyuruyor):' Biz insana, anne-babasına iyi davranmasını emrettik.Annesi nice acılara katlanarak onu karnında taşıdı. Ve onun sütten kesilmesi iki yıl sürdü. Şu halde, (ey insan) Bana ve anne-babana şükret, (ama sonunda) dönüş Banadır'.
    • Yine (Allah(cc)) buyuruyor ki:' Eğer hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi, Allah(cc)'a ortak koşman konusunda seni zorlarlarsa, asla onlara itaat etme. Fakat yine de onlara uygun bir şekilde davran ve Allah(cc)'a yönelenlerin yolundan git. Nihayetinde hepinizin dönüşü Allah(cc)'adır ve dünyada iken yapıp/ettikleriniz önünüze serilip, sorguya çekileceksiniz'.
    • Evladım, yapılan (iyi veya kötü) iş, bir hardal tanesi kadar bile olsa, ister bir kayanın içinde, ister göklerde, isterse yerde saklı bulunsun, Allah(cc) onu ortaya çıkaracaktır. Çünkü Allah(cc) ilmiyle her şeye nüfus eder ve her şeyden haberdardır.
    • Evladım, Allah(cc)'a kulluğunu hakkıyla yerine getir, iyiliği tavsiye et ve kötülükten men etmeye çalış, başına gelenlere de göğüs ger (وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلَىٰ مَا أَصَابَكَ). Şüphesiz bütün bunlar kararlılık ve direnç isteyen işlerdendir.
    • Kibir ve başkalarını küçümseyerek, insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde çalım satarak yürüme. Zira unutma ki, Allah(cc) kendini beğenmiş kibirliyi sevmez.
    • Davranışlarında ölçülü ve dengeli ol.Sesini yükseltme. Unutma ki seslerin en çirkini (avazı çıktığınca bağıran) eşşeğin sesidir.

    (
     Zımnen:  Ey muhatap!  Pasif iyi  ol­mak yetmez,  aktif iyi  ol ve  iyiliği çoğalt!  "Ba­şına  gelenlere  göğüs  ger",  zira  iyiliği  önerip  kötü  ve  yanlış   olandan   sakındıranın  başına  mutlaka  iş  gelir.  Kötüler  pasif  iyilerden  değil  aktif   iyilerden   rahatsız   olurlar.   Âyetin   son cümlesi  bu  zımnî  manalı  teyit  eder.  Mİ.
    Evet, Kötüler, --etliye/sütlüye karışmayan, bananecilerenden-- rahatsız olmaz, onlar , iyiliği yayıp, kötülükleri de durdurmak isteyen ıslah edicilerden rahatsız olurlar. Ama, Yüce Rabbim de, ikincisini emrediyor.

    )

15 Ağustos 2020 Cumartesi

 Lokman 12:

  •  Doğrusu, Biz Lokman(as)'a da şu hikmeti bahşettik:' Allah(cc)'a şükret. Çünkü O'na şükreden, kendi lehine şükretmiş olur, fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki, Allah(cc) kendi kendine yeterli olandır ve her türlü övgüye layıktır'.
    (
    Halk  arasında  (yeterli  kanıtlara  dayanmasa  da)  Aesop  (Ezop)  ile  özdeşleştirilen Lokman,  eski Arap geleneğinde köklü bir yeri olan,  dünyevî üstünlüklere ve ka­zançlara  değer vermeyen ve ruh olgunluğu  için çaba gösteren  bilge kişilerin  bir prototipidir.  M.S.  6. yüzyılda yaşamış olan ve daha  çok Nâbiğa ez-Zübyânî müs- tear adıyla  tanınan Ziyâd b.  Mu'âviye'nin bir şiirinde  övüldükten sonra  Lokman kişiliği,  İslam'ın  zuhurundan  uzun  zaman  önce,  hikmeti ve ruhî olgunluğu  yan­sıtan  sayısız  efsanelerin,  kıssaların  odak  noktası  haline  geldi.  İşte  bu  sebeple Kur’an,  bu  efsanevî şahsiyeti -tıpkı  18.  sûrede  kullanılan  aynı  derecede  efsane­vî  el-Hıdr (Hızır)  şahsiyeti gibi-  insanın  uyması  gereken  davranış  tarzları  konu­sundaki  öğütlerin  bir  anlatım vasıtası  olarak kullanmıştır.ESED

    From Aristotle[5] and Herodotus[6] we learn that Aesop was a slave in Samos and that his masters were first a man named Xanthus and then a man named Iadmon; that he must eventually have been freed, because he argued as an advocate for a wealthy Samian; and that he met his end in the city of Delphi. Plutarch[7] tells us that Aesop had come to Delphi on a diplomatic mission from King Croesus of Lydia, that he insulted the Delphians, was sentenced to death on a trumped-up charge of temple theft, and was thrown from a cliff (after which the Delphians suffered pestilence and famine).WP
    )

14 Ağustos 2020 Cuma

Lokman 10-11:

  • O, gökleri görünür bir destek olmadan(بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا) yarattı.Sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar serpiştirdi ve orada her türlü canlı varlığın çoğalmasını sağladı.
    Biz, gökyüzünden sular indirip, bununla yeryüzünde her türlü faydalı canlının yetişip büyümesini sağlarız.
    Bunların tümü Allah(cc)'ın yaratmasıdır. Peki, gösterin bana, O'ndan başkası ne yaratabilmiş. Hayır (gösteremessiniz), (Allah(cc)'tan başka varlıklara veya nesnelere ilahi vasıflar izafe eden) zalimler açık bir sapıklık içindedir.
    (
    Burada,  Allah'a  işaret  eden  şahıs  zamirinin  âniden  değişmesinin  -bu  örnekte “0 ”ndan “Biz”e geçilmesi gibi- birçok örneğinden birini görüyoruz. Bu değişme, bakî olan Allah'ın yaratılmış fanî varlıklar için geçerli olan herhangi  bir zamir ile ifade edilemeyeceğini ve bu  zamirlerin O'na atıfta bulunmasının bütün beşerî li- sanlann  sınırlılığını yansıtmaktan başka bir anlam  taşımayacağını  gösterir.ESED.

    (
    بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا) -> in the Text may have two meanings:
    (1) "You can see for yourself that they stand without pillar"; and
    (2) 'they stand on the pillars which you cannot see"
    Ibn 'Abbas and Mujahid have favored the second meaning, and many other commentators take the first meaning. If the meaning is expressed in terms of the natural sciences of the present day, it can be said that the countless stars and planets in the heaven have been established in their positions and orbits without any visible support and prop: there are no strings and wires which might have tied them together; there are no iron bars which might be withholding them from falling on one another. It is the law of gravitation which is supporting the system. This interpretation is according to the present-day knowledge. It may be that tomorrow some new addition to our knowledge enables us to interpret the reality better.  (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote13sym)

    )

13 Ağustos 2020 Perşembe

Lokman 8-9:

  •  Buna karşılık, iman edip, salih amel işleyenler için ise naim cennetleri vardır. Orada, Allah(cc)'ın şaşmaz vaadine uygun olarak temelli kalacaklardır. Çünkü, Allah(cc), kudret ve hikmet sahibidir.
    (
    Yukarıdaki üç  ayeti yorumlarken  Râzî iki noktaya  dikkat  çeker:  Birincisi,  “mut­luluk bahçeleri (cennet)’’ vaadindeki  çoğul anlatım ile a z â b bildirimindeki  tekil hitap formu  arasındaki bariz farklılık, Allah'ın rahmetinin öfkesini aştığını göste­rir (karş.  6:12,  not  10).  İkincisi,  “orada  temelli  kalacaklardır”  ifadesinin yalnızca cennet için kullanılması ve öteki dünyadaki azap (veya cehennem ) ile ilgili ola­rak  böyle  bir  ifadeye  yer  verilmemesi,  cennetteki  güzelliklerin  sürece  bir  son­suzluk boyutu taşımasına rağmen “cehennem” olarak tanımlanan yerdeki azabın sınırlı olacağına  işaret etmektedir.ESED.

    Instead of saying 'There are blessings of Paradise (Gardens) for them," it has been said, there are blissful Gardens for them." In the first case, it would have meant this: "They will enjoy the blessings but the Gardens will not belong to them." In the second case, it automatically becomes evident that the whole Gardens will be handed over to them, and they will take advantage of their blessings as an owner does of his own possession, and not like the one who is allowed to use something without giving him ownership rights over it."  (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote10sym)

    That is, "Nothing can withhold Him from fulfilling His promise, and whatever He does, He does strictly according to the demands of wisdom and justice. The object of mentioning these two attributes of Allah after saying: This 'is a true promise of Allah", is to stress that Allah neither violates His promise willfully nor is there in this universe any such power as can prevent Him from fulfilling His promise. Therefore, there can be no chance that one may not receive what Allah has promised to give as a reward for faith and righteous deeds. Moreover, Allah's open promise to bestow this reward is wholly based on His wisdom and His justice. He does not misjudge: it cannot be that He may deprive a deserving person of his reward, and reward a non-deserving one instead. The people characterized by taste faith and righteous deeds indeed deserve this reward and Allah will bestow this on them only." 
    (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote11sym)

    Cenâb-ı  Hak,orada  başkasına  (peygamberine),  "işte  onu  çok  elem  verici  bir  azabla müjdele..." buyururken, burada bizzat kendi adı ile, "Allah'ın gerçek va'didir" buyurup, "Ben sizi  bununla  müjdeliyorum"  dememiştir.  Çünkü  müjde,  olabilecek  şeyin  en  ilerisi  ile  olur. Fakat cennet, Allah'dan bir müjde olmak üzere, sâlihler için olan mükâfaatların aşağısındadir. Sâlihlerin Hak Teâlâ'dan alacakları müjde, Allah'ın rahmeti ve rızası konusunda olur. Nitekim Hak  Teâlâ,  "Rableri  onları,  Kendinden  olan  bir  rahmet,  bir  rıdvan  (rıza)  ve  cennetlerle  müjdeler.  Onlar  için  o  cennetlerde  devamlı  nimetler  vardır"  {Tevbe,  21)  buyurmuştur. Binâenaleyh bu ayetteki "Kendisinden olan" ifadesi getirilmemiş olsaydı, bu büyük bir müjde olmazdı.  Eğer  "kendinden  olan"  ifadesi,  cennetten  daha  düşük  bir  mükâfaatla  birlikte  zikredilmiş olsa bile, böyle nisbetsiz kullanılan,cennetten daha üstün olur. Buna göre eğer, "Cenâb-ı Hak, "Va'dolunmuş olduğunuz cennet ile sevinin"(Fu»ıtet,3o> ayetiyle, sırf cennet ile müjde verilmiştir?" denilirse, biz deriz ki: Oradaki müjde, sadece cennet hususunda değil, aynı zamanda hem cennet, hem bundan sonra gelen "Rahman'dan bir faz/-  u  kerem,  bir  ağırlama  olmak  Özere..."  {Fu»ıiet,  32)  ifadesine  kadar  olan  kısım  ile  yapılmıştır.  "Nüzul" misafir etmek için yapılan hazırlığa denilir. Büyük ikram ise, ondan sonra gelir. "O, aziz ve hakimdir"  yani,  "O,  kudreti  tam  ve  mükemmel  olandır.  Dolayısıyla  ayetlerinden  yüz çevirenlere  azab  eder,  ayetlerine  yönelenlere  de  rnükâfaat  verir.  İlmi  mükemmel  olandır. Dolayısıyla fiilleri-işle ri, yapılması gerektiği gibi yapar, öyle ise O, iman edene azabetme inkâr edeni de mükâfaatlandırmaz."RAZI.

    )

12 Ağustos 2020 Çarşamba

Lokman 6-7:

  •  Ama insanlar arasında öyleleri var ki, bilgisi olmayanları Allah(cc) yolundan saptırmak ve onu gülünç duruma düşürmek için, Allah(cc)'ın mesajları üzerinde laf cambazlığı yaparlar. Böylelerini alçaltıcı bir azap bekliyor.
    Böyle birine mesajlarımız aktarıldığında, sanki onu hiç duymamış gibi, küstahça yüz çevirir. İşte bu tiplere, acıklı bir azabın beklediği müjdesini ver!.
    (
    Lafzen,  “insanlar  arasından  kimi  (veya  “öyleleri  var  ki”)  eğlenceli  (veya  “boş”) sözler sarf ederler”,  yani İlahî  hakikate  karşı:  Bu  ifade,  sözde felsefî laf cambaz-lıklarına ve gerçek bir anlam temeli bulunmayan metafizik spekülasyonlara  işa­ret  etmektedir (karş.  23:67,  not  38).  Ancak bazı  yorumculann iddialarının tersi­ne,  yukarıdaki  ifade,  belli  bir  kişiyi  (Hz.  Peygamber'in  çağdaşlarından  olduğu ileri sürülen birini) kasdetmeyip  bir zihniyet tarzını göstermekte,  dolayısıyla da genel  bir muhtevaya  sahip  bulunmaktadır.ESED.
    Yukarıdaki ayettende anlaşılacağı gibi, laf cambazları ancak bilgisi olmayanları saptırabilir.
    Zımnen:  İnsanların bilgi aç­lığını kelime  oyunları,  laf  cambazlıkları  ya  da  keyif   ve   eğlence   verici   sözlerle   bastırmaya   kalkarak  sözü  bir uyuşturucu  gibi  kullanırlar. Mİ.
    Bu şekildeki bir söylem tarzı da ancak bilgisizleri etkiler.

    )

11 Ağustos 2020 Salı

 Sabah duasi:54.

  • Ya Rab! Sen lütufta bulunanların en güzelisin; bizi de umduklarımıza nâil eylemeni istirham ediyoruz. Başlarımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdırdığın nimetlerden dolayı evvel-âhir bütün hamd ü senalar Sana, bizim gibi liyakatsiz gönülleri iman ve İslâm’la şerefyâb kıldığın için bütün minnet ve şükran hislerimiz yine Sanadır; bizi iman ve İslâm’la şereflendirdiğin gibi ihsanla ve daha ötesiyle de donatmanı diliyoruz. Ey kudreti sonsuz olduğu gibi rahmeti de sonsuz olan biricik Rabbimiz! Biz âciz bendelerini, ihsanda bulunduğun lütufları geri almak suretiyle ikaba maruz bırakma.. bizi de o nimetlere karşı kör ve nankör durumuna düşmekten sıyanet buyur.. bize hoşnutluğunun mahrumiyetini yaşatma!

10 Ağustos 2020 Pazartesi

 Lokman 1-5:

  •  Elif-Lam-Mim. İşte bunlar, ilahi fermanın hikmet dolu mesajlarıdır. Sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenler  (الْمُحْسِنِينَ) için büyük bir rahmet ve hidayet kaynağı. Onlar ki, namazı hakkını vererek eda eder, karşılıksız yardımda bulunurlar ve ahirete tam anlamıyla inanırlar. İşte Rablerinin gösterdiği doğru yol üzerinde olan ve kurtuluşa erecek olanlar da onlardır.
    (
    Muhsinin (
    الْمُحْسِنِينَ) kimler adeta onun açılımı yapılmış; Allah(cc)'a kullukta samimi ve kararlı, Allah(cc)'ın verdiği rızıktan/imkanlardan diğerlerine de veren ve hesap gününe, her yapıp/edilenin bir gün hesabının sorulacağı güne, can-ı gönülden inanan kimse, ki Yüce Rabbim böylelerini doğru yol üzere tutarak onları kurtuluşa erdiriyor. Allah(cc) bizleri de onlardan eylesin.Amin.
    )

9 Ağustos 2020 Pazar

 Geylani Külliyatı : Abdulkadir geylani

  • .. haram lokma yemek kalbini öldürür. helal lokma yemek ise diriltir. haram lokma seni dünya ile oyalar ve günahları sana sevdirir. helal lokma ise seni ahiretle meşgul eder ve ibadetleri sana sevdirir . helal lokma kalbini Allah'a yaklaştırır. Bu yiyecekler ancak Allah'ı tanımakla tanınabilir . Allah'ı Tanımak sa defterlerle değil kalpte olan bir iştir. insanlardan değil Allah'tan gelir. Allah'ı tanıma marifetullah ancak Onun hükmü ile amel ettikten , doğru söyleyip doğruluktan, Allah'a Tevbe edip ona güvendikten,  büsbütün insanların içinden çıkıp uzaklaştıktan sonra gerçekleşir.
  •  peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in: ' kim yediğinin içtiğinin nereden geldiğini aldırış etmezse Allah onu cehenneme hangi kapıdan sokacağına aldırış etmez ' buyruğu Hiç kulağına gelmedi mi?

 Dua saati: 107.

  • Allahım, her şeyi yaratan yegâne Hâlık Sen, benim sahibim ve yaratıcım da Sensin. Bütün mahlûkatını rahmetinin tecellileriyle payidar eylediğin gibi bana da merhamet buyur. Ey engin rahmet sahibi ve yegâne merhametli Rabbim! Sen her şeyi ihata eden ilminle benim hata ve günahlarımı da bilirsin; ne ki, aynı zaman da Sen rahmeti bütün varlığı kuşatan Rahman ü Rahîmsin. Bağışla günahlarımı, affet hatalarımı, kabul buyur tevbemi ve yakarışlarımı... Ey kullarını istiğfara sevk eden, sonra da onların tevbelerini kabul buyuran Tevvâb ü Rahîm. İşte âsi kulun, günahlarımın ağırlığından iki büklüm hâldeyim. Onca kaçkınlıktan sonra bir kere daha Sana döndüm ve bağışlanma diliyorum. Sen perişanlığımı biliyorsun, hâlimi her an görüyorsun, sürekli yanımda hâzır bulunuyorsun. Ey her günahı yarlığayan Ğafûr.. ey hilm ile muamele eden Halîm.. çok şefkati hudutsuz Raûf.. kendisinden yardım talep edilebilecek yegâne zât Sensin ve ancak Sana tevekkül edilir. Ne olur, göz açıp kapayıncaya kadar, hatta ondan daha az bir süre için de olsa beni nefsimle başbaşa bırakma. Ey kendisine yönelip dua edenlerin sesini mutlaka işiten, çağrılarına cevap veren.. ey dergâhına sığınıp bir nidâda bulunanlara mutlaka icabet eden Rabbim! Şimdiye kadar kim bilir kaç kere dua ettim, Sen niyazlarıma hemen icabette bulundun. Bir fısıltıyla ya da iç seslenişle sana yöneldiğim anlarda dahi beni karşılıksız bırakmadın, lütfunla mukabele ettin. Şimdi bir kere daha Senden dileniyorum: Bendeni ünsünle rızıklandır; gönlüme mehafetini duyur.. ve benim için, dostuna şefkatle davranan, onu hep iyiliklere boğan ve asla yalnız koymayan bir komşu ol.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

 Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Emânete riâyet etmeyenin dîni yoktur, onun ne namazi ve ne de zekâti kabul olunur. Kim haram bir mal elde eder de bu yoldan (meselâ) bir gömlek giyerse o gömlegi sirtindan atmadikça namazi kabul edümez. Hiç süphesiz, Allâh (C.C)´i sirtinda haram gömlek bulunan "kimsenin namazini veya baska bir amelini kabul etmekten yüce ve uludur."GAZALI.

 Dua saati:65.

  • Ey Rabbimiz ve ey yegâne İlahımız!Zihinlerin idrakinden âciz olduğu yücelerden yüce Zâtın, ulvî sıfatların, birbirinden güzel isimlerin hakkı için ve Efen-dimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sel-lem) hürmetine sinelerimizi tertemiz hâle getirerek pürnur eyle.. her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağı olan muhabbetine mazhar kıl ve ‘mustafeyne’l-ahyar’ diye tavsif buyurduğun seçkinlerden seçkin kulları-nın evsafıyla bizleri de donat.. her zaman ve her yerde işiten kulağımız, gören gözümüz, hisseden kalbimiz ol ve nezdin-deki ilm-i ledünden bizleri de hissedar eyle!Ey merhameti hayallerimizin sınırlarını aşkın Merhametli-ler Merhametlisi! Biz nâçar ve kimsesiz kullarına da şefkatle muamelede bulun!

7 Ağustos 2020 Cuma

Lokman 1:
 (Diyanet çevirisi)
  • 1. Elif. Lâm. Mîm.

    2. İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir.

    3. Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere (indirilmiştir).

    4. O kimseler, namazı kılarlar, zekâtı verirler; onlar ahirete de kesin olarak iman ederler.

    5. İşte onlar, Rableri tarafından gösterilmiş doğru yol üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerdir.

    6. İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.

    7. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varrmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver!

    8. Şüphesiz, iman edip de güzel davranışlarda bulunanlar için, nimetleri bol cennetler vardır.

    9. Orada ebedi kalacaklardır. Bu, Allah'ın verdiği gerçek sözdür. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

    10. O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik.

    11. İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Şimdi (ey kâfirler!) O'ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin! Hayır (gösteremezler)! Zalimler açık bir sapıklık içindedirler.

    12. Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.

    13. Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.

    14. Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.

    15. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.

    16. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

    17. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.

    18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.

    19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.

    20. Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır.

    21. Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" dendiğinde: Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan; onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!

    22. İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a varır.

    23. (Resûlüm!) İnkâr edenin inkârı seni üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir. İşte o zaman yaptıklarını kendilerine haber veririz. Allah kalplerde olanı şüphesiz çok iyi bilir.

    24. Onları biraz faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz.

    25. Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah..." derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah'a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.

    26. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ındır. Bilinmeli ki, asıl ganî ve övülmeye lâyık olan Allah'tır.

    27. Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir.

    28. (İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Unutulmasın ki, Allah her şeyi bilen ve görendir.

    29. Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri belli bir vâdeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.

    30. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; O'ndan başka taptıkları ise hiç şüphesiz bâtıldır. Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur.

    31. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görrmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

    32. Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlâsla) O'na yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek inkâr eder.

    33. Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.

    34. Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.

6 Ağustos 2020 Perşembe

--------------------------
Sonuç
  Saffat 
süresi:
  • Evet, bu sure boyunca, temel olarak Allah(cc)'ın kullarının iki karakteri üzerinde duruluyor.
    • İmanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah(cc)'ın desteklediği kullar(الْمُخْلَصِينَ) 
    • Sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenler  (الْمُحْسِنِينَ)
    Allah(cc)'ın insanlara gönderdiği örnek şahsiyetler olan peygamberler ve onların yolundan gidenler bu iki karaktere sahip olurlar. Diğerleri kendi uydurdukları ilahları ve inançları ile, günü geldiğinde ne yaptıklarını anlayacaklar ama iş işten çoktan geçmiş olacaktır.
    Surenin başındaki (1-5) ayetler ile (164-166) ayetleri arasında ilişki vardır. Evet, halis kullar(الْمُخْلَصِينَ) ile muhsin kullar(الْمُحْسِنِينَ), her an ve zamanda Allah(cc)'ı anlatır ve bu görev için her an hazırdırlar ve sonundaki başarı da onların olacaktır.
    Yüce Rabbim, bizleri de bu kullardan olmak nasip etsin.Amin.

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Saffat 180-182:
  •  Kudret ve izzet sahibi Rabbin, onların her türlü yakışıksız nitelemelerinden mutlak manada münezzehtir. O'nun bütün elçilerine selam olsun.
    Ve hamd, bütün alemlerin rabbi olan Allah(cc)'a mahsustur.
Saffat 176-179:
  •  Gerçekten onlar azabımızın çarçabuk gelivermesini istiyorlar mı acaba? O azab başlarına geldiğinde, uyarıldıkları halde doğru yola girmeyenler kötü bir sabaha uyanacaklar. Bir süreliğine onlardan uzak durun. Bakın başlarına neler gelecek!.

4 Ağustos 2020 Salı

Saffat 171-175:
  •  (Dini tebliğ için) gönderilmiş kullarımız hakkındaki hüküm çoktan verilmiştir.  Yardıma mazhar olacak yanlızca onlardır. Elbette sonunda galip gelecek te, Bizim ordularımızdır. Bir süreliğine onlardan uzak durun. Bakın başlarına neler gelecek!.
Saffat 167-170:
  •  Bir de şöyle diyenler var:' Eğer bize de geçmiş atalarımızdan bir ilahi uyarı kalsaydı, kesinlikle biz de o İmanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah(cc)'ın desteklediği kullardan(الْمُخْلَصِينَ) olurduk'. Ama şimdi çıkmışlar ona da inanmıyorlar. Fakat yakında öğrenirler.

3 Ağustos 2020 Pazartesi

Saffat 164-166:
  • 'İçimizde kendisi için tayin edilmiş bir makam ve vazifesi olmayan hiç bir kimse yok. Bizler Allah(cc)'ın emirlerini ve O'na karşı kulluğu yerine getirmek için her an hazır olanlarız. O'nun şanını ve yüceliğini her an dillendiren de biziz'.
    (
    Bu sözlerin kime ait olduğu konusunda, bir çok müfessir farklı görüşler belirtmiştir. Kimi, bunu meleklerin söylediğini, kimi bunun herkese ait temel söylem olduğunu, kimi de samimi kulların söylemi olduğunu belirtmektedir. Fakat bu sure boyunca temel olarak, İmanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah(cc)'ın desteklediği kulları(الْمُخْلَصِينَ)  ve sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenlerden  (الْمُحْسِنِينَ)  bahsedilmektedir. Özellikle de bu iki grup kulun söylemi gibi geliyor bana, Doğrusunu Yüce Rabbim bilir.
    Ayrıca eklenen prefix Lam lar da yapılan fiilin faydasının yapana olduğunu göstermesi itibari ile yapılan kulluğun faydası ancak insana olmaz mı? Meleklere Allah(cc)'ın emirlerini yerine getirmesi karşılığı şu şu.. faydalar sağlanacaktır diye bir şey yok ki. Onlar sadece kendilerine tayin edilen görevi yerine getirmek için görevlendirilmişler ve onu yaparlar. En doğrusunu Allah(cc) bilir. Yüce Rabbim, doğru anlama nasip etsin.Amin.
    Ayrıca bu sözlerin kime tam olarak uyduğunu, bizzat görmüş olarak, söylerdim, ama şu an mümkün değil.

    )