Lokman 8-9:
- Buna karşılık, iman edip, salih amel işleyenler için ise naim cennetleri vardır. Orada, Allah(cc)'ın şaşmaz vaadine uygun olarak temelli kalacaklardır. Çünkü, Allah(cc), kudret ve hikmet sahibidir.
(
Yukarıdaki üç ayeti yorumlarken Râzî iki noktaya dikkat çeker: Birincisi, “mutluluk bahçeleri (cennet)’’ vaadindeki çoğul anlatım ile a z â b bildirimindeki tekil hitap formu arasındaki bariz farklılık, Allah'ın rahmetinin öfkesini aştığını gösterir (karş. 6:12, not 10). İkincisi, “orada temelli kalacaklardır” ifadesinin yalnızca cennet için kullanılması ve öteki dünyadaki azap (veya cehennem ) ile ilgili olarak böyle bir ifadeye yer verilmemesi, cennetteki güzelliklerin sürece bir sonsuzluk boyutu taşımasına rağmen “cehennem” olarak tanımlanan yerdeki azabın sınırlı olacağına işaret etmektedir.ESED.
Instead of saying 'There are blessings of Paradise (Gardens) for them," it has been said, there are blissful Gardens for them." In the first case, it would have meant this: "They will enjoy the blessings but the Gardens will not belong to them." In the second case, it automatically becomes evident that the whole Gardens will be handed over to them, and they will take advantage of their blessings as an owner does of his own possession, and not like the one who is allowed to use something without giving him ownership rights over it." (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote10sym)
That is, "Nothing can withhold Him from fulfilling His promise, and whatever He does, He does strictly according to the demands of wisdom and justice. The object of mentioning these two attributes of Allah after saying: This 'is a true promise of Allah", is to stress that Allah neither violates His promise willfully nor is there in this universe any such power as can prevent Him from fulfilling His promise. Therefore, there can be no chance that one may not receive what Allah has promised to give as a reward for faith and righteous deeds. Moreover, Allah's open promise to bestow this reward is wholly based on His wisdom and His justice. He does not misjudge: it cannot be that He may deprive a deserving person of his reward, and reward a non-deserving one instead. The people characterized by taste faith and righteous deeds indeed deserve this reward and Allah will bestow this on them only." (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote11sym)
Cenâb-ı Hak,orada başkasına (peygamberine), "işte onu çok elem verici bir azabla müjdele..." buyururken, burada bizzat kendi adı ile, "Allah'ın gerçek va'didir" buyurup, "Ben sizi bununla müjdeliyorum" dememiştir. Çünkü müjde, olabilecek şeyin en ilerisi ile olur. Fakat cennet, Allah'dan bir müjde olmak üzere, sâlihler için olan mükâfaatların aşağısındadir. Sâlihlerin Hak Teâlâ'dan alacakları müjde, Allah'ın rahmeti ve rızası konusunda olur. Nitekim Hak Teâlâ, "Rableri onları, Kendinden olan bir rahmet, bir rıdvan (rıza) ve cennetlerle müjdeler. Onlar için o cennetlerde devamlı nimetler vardır" {Tevbe, 21) buyurmuştur. Binâenaleyh bu ayetteki "Kendisinden olan" ifadesi getirilmemiş olsaydı, bu büyük bir müjde olmazdı. Eğer "kendinden olan" ifadesi, cennetten daha düşük bir mükâfaatla birlikte zikredilmiş olsa bile, böyle nisbetsiz kullanılan,cennetten daha üstün olur. Buna göre eğer, "Cenâb-ı Hak, "Va'dolunmuş olduğunuz cennet ile sevinin"(Fu»ıtet,3o> ayetiyle, sırf cennet ile müjde verilmiştir?" denilirse, biz deriz ki: Oradaki müjde, sadece cennet hususunda değil, aynı zamanda hem cennet, hem bundan sonra gelen "Rahman'dan bir faz/- u kerem, bir ağırlama olmak Özere..." {Fu»ıiet, 32) ifadesine kadar olan kısım ile yapılmıştır. "Nüzul" misafir etmek için yapılan hazırlığa denilir. Büyük ikram ise, ondan sonra gelir. "O, aziz ve hakimdir" yani, "O, kudreti tam ve mükemmel olandır. Dolayısıyla ayetlerinden yüz çevirenlere azab eder, ayetlerine yönelenlere de rnükâfaat verir. İlmi mükemmel olandır. Dolayısıyla fiilleri-işle ri, yapılması gerektiği gibi yapar, öyle ise O, iman edene azabetme inkâr edeni de mükâfaatlandırmaz."RAZI.
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder