13 Ağustos 2020 Perşembe

Lokman 8-9:

  •  Buna karşılık, iman edip, salih amel işleyenler için ise naim cennetleri vardır. Orada, Allah(cc)'ın şaşmaz vaadine uygun olarak temelli kalacaklardır. Çünkü, Allah(cc), kudret ve hikmet sahibidir.
    (
    Yukarıdaki üç  ayeti yorumlarken  Râzî iki noktaya  dikkat  çeker:  Birincisi,  “mut­luluk bahçeleri (cennet)’’ vaadindeki  çoğul anlatım ile a z â b bildirimindeki  tekil hitap formu  arasındaki bariz farklılık, Allah'ın rahmetinin öfkesini aştığını göste­rir (karş.  6:12,  not  10).  İkincisi,  “orada  temelli  kalacaklardır”  ifadesinin yalnızca cennet için kullanılması ve öteki dünyadaki azap (veya cehennem ) ile ilgili ola­rak  böyle  bir  ifadeye  yer  verilmemesi,  cennetteki  güzelliklerin  sürece  bir  son­suzluk boyutu taşımasına rağmen “cehennem” olarak tanımlanan yerdeki azabın sınırlı olacağına  işaret etmektedir.ESED.

    Instead of saying 'There are blessings of Paradise (Gardens) for them," it has been said, there are blissful Gardens for them." In the first case, it would have meant this: "They will enjoy the blessings but the Gardens will not belong to them." In the second case, it automatically becomes evident that the whole Gardens will be handed over to them, and they will take advantage of their blessings as an owner does of his own possession, and not like the one who is allowed to use something without giving him ownership rights over it."  (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote10sym)

    That is, "Nothing can withhold Him from fulfilling His promise, and whatever He does, He does strictly according to the demands of wisdom and justice. The object of mentioning these two attributes of Allah after saying: This 'is a true promise of Allah", is to stress that Allah neither violates His promise willfully nor is there in this universe any such power as can prevent Him from fulfilling His promise. Therefore, there can be no chance that one may not receive what Allah has promised to give as a reward for faith and righteous deeds. Moreover, Allah's open promise to bestow this reward is wholly based on His wisdom and His justice. He does not misjudge: it cannot be that He may deprive a deserving person of his reward, and reward a non-deserving one instead. The people characterized by taste faith and righteous deeds indeed deserve this reward and Allah will bestow this on them only." 
    (http://www.englishtafsir.com/Quran/31/#sdfootnote11sym)

    Cenâb-ı  Hak,orada  başkasına  (peygamberine),  "işte  onu  çok  elem  verici  bir  azabla müjdele..." buyururken, burada bizzat kendi adı ile, "Allah'ın gerçek va'didir" buyurup, "Ben sizi  bununla  müjdeliyorum"  dememiştir.  Çünkü  müjde,  olabilecek  şeyin  en  ilerisi  ile  olur. Fakat cennet, Allah'dan bir müjde olmak üzere, sâlihler için olan mükâfaatların aşağısındadir. Sâlihlerin Hak Teâlâ'dan alacakları müjde, Allah'ın rahmeti ve rızası konusunda olur. Nitekim Hak  Teâlâ,  "Rableri  onları,  Kendinden  olan  bir  rahmet,  bir  rıdvan  (rıza)  ve  cennetlerle  müjdeler.  Onlar  için  o  cennetlerde  devamlı  nimetler  vardır"  {Tevbe,  21)  buyurmuştur. Binâenaleyh bu ayetteki "Kendisinden olan" ifadesi getirilmemiş olsaydı, bu büyük bir müjde olmazdı.  Eğer  "kendinden  olan"  ifadesi,  cennetten  daha  düşük  bir  mükâfaatla  birlikte  zikredilmiş olsa bile, böyle nisbetsiz kullanılan,cennetten daha üstün olur. Buna göre eğer, "Cenâb-ı Hak, "Va'dolunmuş olduğunuz cennet ile sevinin"(Fu»ıtet,3o> ayetiyle, sırf cennet ile müjde verilmiştir?" denilirse, biz deriz ki: Oradaki müjde, sadece cennet hususunda değil, aynı zamanda hem cennet, hem bundan sonra gelen "Rahman'dan bir faz/-  u  kerem,  bir  ağırlama  olmak  Özere..."  {Fu»ıiet,  32)  ifadesine  kadar  olan  kısım  ile  yapılmıştır.  "Nüzul" misafir etmek için yapılan hazırlığa denilir. Büyük ikram ise, ondan sonra gelir. "O, aziz ve hakimdir"  yani,  "O,  kudreti  tam  ve  mükemmel  olandır.  Dolayısıyla  ayetlerinden  yüz çevirenlere  azab  eder,  ayetlerine  yönelenlere  de  rnükâfaat  verir.  İlmi  mükemmel  olandır. Dolayısıyla fiilleri-işle ri, yapılması gerektiği gibi yapar, öyle ise O, iman edene azabetme inkâr edeni de mükâfaatlandırmaz."RAZI.

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder