31 Ekim 2021 Pazar

 Secde 19-22:

  • İman edip salih amel işleyenlere, yaptıklarına karşılık bir ikram olarak,  içinde dinlenip huzur bulacakları cennetler vardır.
    Fakat yoldan çıkmış fasıkların varacağı yer ise ateştir. Ve oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve kendilerine :' Yalanladığınız ateşin azabını şimdi çekin bakalım' denilir. Belki yollarında dönerler diye, onlara bu büyük azabı çektirmeden (dünyada da) azab tattıracağız. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onları ciddiye almayandan daha zalim kim olabilir? Bu şekilde günaha batmışlardan öcümüzü mutlaka alacağız!.
    (
    "The greater torment" is the torment of the Hereafter, which will be imposed on the guilty ones in consequence of disbelief and disobedience. "The lesser torment", in contrast, implies those calamities which afflict man even in this world, e.g., diseases in the life of individuals, deaths of the near and dear ones, serious accidents, losses, failures, etc. and storms, earthquakes, floods, epidemics, famines, riots, wars and many other disasters, in collective life, which affect hundreds of thousands of the people simultaneously. The reason given for sending these calamities is that the people should take heed even before they are involved in the "greater torment" and give up the attitude and way of life in consequence of which they will have to suffer the greater torment ultimately. In other words, it means this: Allah has not kept man in perfect security in the world so that he may live in full peace, and become involved in the misunderstanding that there is no power above him, which can cause him harm. But Allah has so arranged things that He sends disasters and calamities on individuals as well as on nations and countries from time to time, which give man the feeling that he is helpless and that there is about him an All-Powerful Sovereign Who is ruling His universal Kingdom. These calamities remind each individual and group and nation that there is another Power above him Who is controlling their destinies. Everything has not been placed at man's disposal. The real Power is in the hand of the Sovereign. When a calamity from Him descends on man, you can neither avert it by any artifice, nor can escape from it by invoking a jinn, or a spirit, or a god or goddess, or a prophet or saint. Considered in this light, these calamities are not mere calamities but warnings of God, which are sent to make man conscious of the reality and to remove his misunderstandings. If man learns a lesson from these and corrects his belief and conduct here in the world, he will not have to face the greater torment of God in the Hereafter."  ET

    )

30 Ekim 2021 Cumartesi

 Secde 16-18:

  • Onlar (geceleri) yataklarından kalkarak, tarifsiz bir korku ve büyük bir iştiyakla Rablerine yalvarırlar ve onlara geçimlik olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte bu yapageldiklerinden dolayı bir mükafat olarak, onları (cennette) ne tür göz kamaştırıcı süprizlerin beklediğini kimse hayal bile edemez.
    Nihayetinde, gerçek iman sahipleri, yoldan çıkmış fasık kimseler ile bir olabilir mi? Bunlar elbette olmazlar!.
    (
    Lafzen,  “göz  aydınlığı  [olarak]  onlar  için  saklanmış  olan”,  yani  görülmüş,  işitil­miş  ve  hissedilmiş  olsun  veya  olmasın,  onlar  için  bekletilen  mutluluklar.  “Şim­diye  dek  gizli  kalan”  ifadesi,  açıkçası,  öteki  dünyadaki  hayat  tarzının  bilinmez­liğine -ve  dolayısıyla,  ancak  temsîlî  olarak  tanımlanabilirliğine- işaret  eder.  İn­sanın cenneti “tahayyül etmesi”nin imkansızlığı,  Hz.  Peygamberin sahih bir Ha- disi'nde  şöyle  anlatılmıştır:  “Allah  buyurur  ki:  Salih  kullarım  için  hiçbir  gözün görmediği,  hiçbir kulağın  işitmediği ve hiçbir kalbin  kavramadığı  şeyler hazırla­dım.”  (Buhârî ve  Müslim'in  Ebû  Hureyre'den  rivayetleri  ve  Tirmizî).  Bu  Hadis, Sahâbe  tarafından,  Hz.  Peygamber'in yukarıdaki  ayet  hakkındaki  şahsî yorumu olarak görülmüştür (karş. Fethu'l-Bâri,  VIII,  418  vd.).ESED

    )

29 Ekim 2021 Cuma

 Secde 15:

  •  Bizim ayetlerimize iman edenler, ancak kendilerine duyurulduğunda saygıyla secdeye kapananlar ve Rablerinin sonsuz yüceliğini hamd ile anarak ve O'nun adıyla hareket ederek, asla büyüklük taslamayanlardır.

    إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ

 Secde 14:

  •  (Ve Allah(cc) günahkarlara şöyle seslenecek :)' O halde bu hesap gününün gelip çatacağını umursamamanın cezasını çekin bakalım şimdi. Artık Biz de sizi bıraktık. Yapmış olduğunuz her türlü kötülükten dolayı tadın bu ebedi azabı'.

28 Ekim 2021 Perşembe

 Secde 13:

  •  Eğer dileseydik her insanı (zorla) doğru yola ulaştırırdık, fakat böyle olmasını dilemedik ve sonuçta şu vaadim doğru çıkacak:' Mutlaka cehennemi cinlerden ve insanlardan tıka basa dolduracağım'.
    (
     
    Hür  irade  ve  buna  göre  özel  bir  mekanizma  ile donatılmış olan cinler ve insanlar, iradeleriy-le  yaptıkları  tercihten  sorumludurlar.  Bundan  dolayı  Cenab-ı  Allah  (c.c.),  onları  hayatlarında herhangi bir yolda gitmeye zorlamaz. Bu bakımdan,  hidayeti,  doğru  yolu  onlara  mecbur  etmemiş,  fakat  hidayet  ve  dalâletin  sebeplerini  onlara  açıklamıştır.  Meselâ,  zulümde  (Âl-i  İmran Sûresi/3: 86, Mâide Sûresi/5: 51, En’âm Sûresi/6: 144,  Tevbe  Sûresi/9:  19,  vs.),  fıskta  (Mâide  Sûresi/5: 108, Tevbe Sûresi/9: 24, vs.) direnenleri ve bile bile küfür yolunu tercih edenleri (Mâide Sûresi/5:  67,  Tevbe  Sûresi/9:  37,  vs.)  doğru yola  iletmeyeceğine  hükmetmiş  ve  bunu  ilân  buyurmuştur.  Bile  bile  ve  ön  yargıyla  küfürde  diretme, zulüm, günahta kaybolma, şartlanmışlık,  yanlış  bakış  açısı    ve  kibir,  imana  manidir.  Ayrıca O, Cehennem’i şeytan, onun nesli ve ona uyanların  dolduracağını  da  beyan  buyurmuştur (Sâd Sûresi/38: 85). O, insanı iman edebilecek bir donanımla yarattığı gibi, her topluluğa da onlara doğru yolu gösterecek peygamberler göndermiş, irşad  ehli  âlimler,  mürşidler  (sıddîkîn, şüheda, salihîn) var etmiştir.AÜ

    Zımnen:  Eğer zorlamış  olsaydık,  iradenin ve ahlâkî  sorumluluğun  gerekçesi  kalmazdı.  Zira  inanç ahlâkî değerini sahibinin o inancı özgürce seçebilme yeteneğinden  alır. Mİ

    )

 Secde 12:

  •  Keşke, günaha batmış olanların (hesap günü) Rablerinin huzurunda başlarını eğerek:' Ey Rabbimiz, şimdi görmüş ve işitmiş olduk. Öyleyse, bizi yeryüzüne geri döndür de, yerinde ve tutarlı salih ameller işleyelim, çünkü artık hakikate ikna olduk' dedikleri zamanki hallerini bir görseniz!.

27 Ekim 2021 Çarşamba

 Secde 10-11:

  •  ' Toprağa karışıp yok olduktan sonra, yeniden mi yaratılacağız?' diyorlar, evet, onlar (asıl hesap vermek için) Rablerinin huzuruna çıkacaklarını inkar ediyorlar.
    De ki:'  Sizin için görevlendirilmiş ölüm meleği (nasıl olsa) sizin canınızı alacak ve en sonunda Rabbinize döneceksiniz (bundan kaçamassınız!)'.
    (
    Hayatlarını nefsanî arzularının hakimiyetinde günah hasadıyla tüketenler, hayatlarının hesabı-nı  verme  düşüncesinden  elbette  hoşlanmayacak ve böyle bir şeye inanmaya da yanaşmayacaklar-dır. Böylelerin Âhiret’i inkârlarının altında yatan ana faktör de budur.AÜ

    )

26 Ekim 2021 Salı

 Secde 5-9:

  •  Gökten yere kadar bütün mevcudatı O düzenleyip yönetir. Ve sonunda tümü, sizin hesabınızla bin yıl kadar süren bir sürede (yargılanmak üzere) O'na yükselir.
    Yaradılmışların kavrayış alanının ötesini de, duyuları ve akıllarıyla kavrayabildiklerini de bilen Allah(cc)'tır. O kudret sahibidir, rahmet kaynağıdır. O yarattığı herşeyi olması gereken en mükemmel şekilde yapandır. İnsanı ilk başta çamurdan yarattı. Sonra basit bir sıvıdan soyunu sürdürdü. Sonra ona yaradılış amacına uygun olarak bir şekil verip, Kendi ruhundan üfledi ve böylece size, işitme, görme melekeleri ile birlikte  duygu ve düşünce yeteneği verdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

25 Ekim 2021 Pazartesi

 Secde 4:

  •  Gökleri,yeri ve arasındaki herşeyi altı evrede yaratan ve sonra Kudret ve Hakimiyet tahtına oturan Allah(cc)'tır. Hesap günü, ne sizi O'ndan koruyacak ne de size şefaat edecek birini bulamassınız. Hala düşünüp ders almayacak mısınız?

 Secde 1-3:

  •  Elif-Lam-Mim. Hiç şüphesiz ki, bu Kitabın indirilişi alemlerin Rabbi olan Allah(cc)'tandır. Yoksa onu (senin) uydurduğunu mu söylüyorlar?. Hayır! O senin Rabbinden gelen bir hakikattir ki, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu belki doğru yola gelirler diye uyarman içindir.
    (
    Biz,  önceden  (uyarıcı  olarak)  bir  rasûl  gön-dermeden  (günahları  sebebiyle  hiçbir  kimseye  ve hiçbir topluma) azap etmeyiz (İsrâ Sûresi/17: 15) İlâhî  beyanının  Âhiret’le  ilgili  olduğunu  da  düşünen  bazı  âlimler,  Allah  adını işitmemiş  ve  kendilerine tebliğ gitmemiş kişilerin, başkalarına zulmetmemiş ve günahlarda boğulmamış olmak kaydıyla  mazur  oldukları  ve  dolayısıyla  azap  görmeyecekleri   görüşündedirler.   Allah,   diler-se  böylelerini  birtakım  güzel  işleri  sebebiyle  Cennet’e koyabilir.Bununla  birlikte,  daha  başka  âlimler,  insa-nın  aklı  ve  bilhassa  vicdanıyla  Allah’ı  bula-bilecek  bir  kapasitede  yaratıldığı,  dolayısıy-la  O’nu  isim  ve  sıfatlarıyla  tanıyamasa  bile,  Âhiret’te  kurtulmak  için  O’na  inanması  gerek-tiği fikrini benimserler. Bir defasında bir bedevî Peygamber  Efendimiz  aleyhissalâtü  vesselâm’a  gelerek,  Allah’a  nasıl  iman  ettiğini şöyle  anla-tır:  “Bir  yerdeki  deve  tersleri,  oradan  devenin  geçtiğini gösterir. Toprak üzerindeki ayak izleri, yolcudan  haber  verir.  Yıldızlarıyla şu  sema,  dağları ve vadileriyle şu yeryüzü ve dalgalarıyla şu  deniz  Kadîr,  Alîm,  Hakîm  ve  Kerîm  bir  Yaratıcı’yı  göstermez  mi?”  Dolayısıyla,  imanda  aklın,  düşünce  ve  muhakemenin  rolünü  inkâr  da  edemeyiz,  küçümseyemeyiz  de.  Bu  sebeple,  böyle  düşünen  âlimler,  yukarıda  verilen  İsrâ Sûresi/17: 15’inci âyetinde ifade olunan azaptan kurtulmayı,  kendilerine  bir  rasûl  gelmedikçe  insanların  diğer  iman  esaslarından  ve  İslâm’a göre yaşamaktan sorumlu tutulmayacaklarışek-linde  tefsir  ederler.  Bu  âlimler  içinde  bazılarıaklın  iyi  ile  kötüyü,  güzel  ile  çirkini  seçebi-leceğini  savunsalar  da,  aklın  kendi  başına  bu  hususların tamamında kesin sonuçlara varabile-ceğini  düşünmek  mümkün  değildir.  Bundandır ki Cenab-ı Allah (c.c.), iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini tanımak ve ayırt etmek için peygamber-ler göndermiş ve hiçbir şeyi insanın eksik akıl, yargı  ve  tecrübesine  bırakmamıştır.  (Ayrıca bkn. Câsiye Sûresi/45, 3–5, not 1.).AÜ
    )

24 Ekim 2021 Pazar

Secde -1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Elif. Lâm. Mîm.

    2. Bu Kitab'ın, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.

    3. "Onu Peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır! O, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- Rabbinden gönderilen hak (Kitap) tır.

    4. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?

    5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.

    6. İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi O'dur.

    7. O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

    8. Sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.

    9. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

    10. "Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?" derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

    11. De ki: Size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

    12. O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, "Rabbimiz! Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!

    13. Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

    14. (O gün onlara şöyle diyeceğiz:) Bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!

    15. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.

    16. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

    17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.

    18. Öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar.

    19. İman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları cennet konakları vardır.

    20. Yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: Yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın! denir.

    21. En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.

    22. Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz.

    23. Andolsun biz Musa'ya Kitap verdik, -(Resûlüm!) sen ona kavuşacağından şüphe etme- ve onu İsrailoğullarına hidayet rehberi kıldık.

    24. Sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik.

    25. Muhakkak ki Rabbin, ihtilâf etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında hükmedecektir.

    26. Halen yurtlarında gezip dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? Bunlarda elbette ibretler vardır. Hâla kulak vermezler mi?

    27. Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? Hâla da göremeyecekler mi?

    28. Eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne zaman? derler.

    29. De ki: Fetih (ve hüküm) gününde inkârcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!

    30. Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar da beklemektedirler.

23 Ekim 2021 Cumartesi

 --------------------------
Sonuç
  Müminun   süresi

  •  Gerçek müminler kurtulmuştur ve cennete varis olup, orada sonsuza kadar kalacak olanlar da onlardır.
    Allah(cc)'a kulluk ve yanlız O'ndan bekleme ve yardım isteme , insanın sözleşmesindeki ana maddedir ve buna uyduğu takdirde, Yüce Rabbim de o mümini koruyup kollayacak ve zalimleri de hakkettiklerine kavuşturacaktır. O zaman da onlar büsbütün ümitsizliğe kapılıp gideceklerdir.
    Gerçek müminler, her zaman Allah(cc) şükretmelidirler ki, o zalimler arasında değiller ve onların ardından gitmiyorlar. Gün gelip Allah(cc) huzuruna çıktıklarında boş ve anlamsız sözlerle kurtulma çabaları işe yaramayacak ve sonları cehennem olacaktır ve kendilerini hiç bir şekilde asla kurtaramayacaklardır. Nihayetinde o gün kurtulacak kişi, bugünden şu dua ile Yüce Rabbine şükretmeli ve yakarmalıdır:

     رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

    ' Ya Rabbi, Sen bizi affet, Sen bize merhamet et, zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin'.
    Allah(cc)'a sonsuz şükürler olsun, bizi de o zalimler arasında tutmadığından dolayı.

22 Ekim 2021 Cuma

 Müminun 116-118:

  •  Öyleyse, şunu bilin ki, Allah(cc) yüceler yücesidir, mutlak hüküm ve egemenlik O'na aittir ve nihai gerçek O'dur, O'ndan başka ilah da yoktur. Her kim elinde hiç bir delili olmadığı halde Allah(cc)'tan başka bir ilah edinirse, bunun hesabını Allah(cc) huzurunda verecektir. İnkarcılar asla kendini kurtaramaz.
    Öyleyse, (ey iman eden kişi) şöyle dua et:' Ya Rabbi, Sen bizi affet, Sen bize merhamet et, zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin'.


    رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

    (
    Son ayet, 109. ayet te, inkarcıların ve zalimlerin kendileriyle alay ettiği gerçek müminlerin duasıydı ve bundan dolayı onlarla alay ediyordu inkarcı zalimler.
    )

21 Ekim 2021 Perşembe

 Müminun 112-115:

  •  (Ve Allah(cc) azaptakilere) :' Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?' diye soracak.
    ' Orada bir gün kaldık, ya da bir günden de az, Onu zamanı ölçmesini bilenlere sor' diye cevap verecekler.
    Allah(cc):' Orada sadece az bir vakit kaldınız. Bunu bir bilseydiniz! Sizi boş ve anlamsız  bir oyun için yarattığımızı ve Bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sandınız?' diyecek.
    (
    Allah'la azaptaki ruhlar arasında geçen bu temsilî diyalog (Kur’an'da başka yer­lerde  de  olduğu  gibi)  insan  tarafından  algılanan  zamanın yanıltıcı  ve  İzafî  ka­rakterini  ve  yalnızca Allah'ın tasarrufundaki  mutlak ve  nihaî -belki  zamansız- gerçekliğe kıyasla dünya hayatının geçiciliğini  dile getirmektedir.  Kıyamet  Gü­nü,  insanın  yeryüzünde  sahip  olduğu  zaman  kavramının  yok  olup  gitmesi, “bunu  zamanı  saymasını  bilenlere  sor”  cevabındaki  çaresizlikte  ifadesini  bul­maktadır.ESED

    )

 Müminun 109-111:

  •  ' Zira , kullarım arasında bir grup vardı ve 'Rabbimiz, biz iman ettik, o halde bizi bağışla ve bize merhamet et. Zira merhametlilerin en hayırlısı Sensin' diyorlardı. Ne var ki, siz onlarla alay ediyordunuz. Sonunda Beni hatırlamayı unuttunuz, üstelik bir de onların halini gülünç buluyordunuz. Bakın şimdi, sabırlarından dolayı onları ödüllendirdim. Şüphesiz ki, gerçek başarıya ulaşan onlardır'.

20 Ekim 2021 Çarşamba

 Müminun 105-108:

  •  (Allah(cc) diyecek ki:):' Ayetlerim size okunmamış mıydı? Ama siz ısrarla yalanladınız!'.
    Onlar da :' Rabbimiz, şansımız yaver gitmedi(غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا). Bu yüzden biz de sapıtan bir topluluk olduk çıktık. Rabbimiz, bizi burdan çıkar, eğer tekrar dönersek, o zaman anlaşılır ki biz gerçekten zalimlerdenmişiz' diyecekler.
    (Allah(cc) diyecek ki):' Kalın tıkıldığınız yerde! Bana cevap yetiştirmeye çalışmayın!'.
    (
    Lafzen,  “yoldan  çıkan  kimseler  olduk.”  Bu  temsilî  karşılıklı  konuşma  kendi  za­aflarını  “kötü talih” (şıkve teriminin bu anlam örgüsü  içindeki anlamı budur)  gi­bi  soyut ve  asılsız sebeplere  bağlayan  günahkar insanların boş ve  anlamsız  ma­zeretlerini  dile  getirmekte;  böylece,  dolaylı  olarak,  eylem ve  davranışları  konu­sunda  insana  verilen  serbest  irade  ve  buna  bağlı  olarak  sorumluluk  boyutuna dikkat çekmektedir.ESED

    Lafzen:  "..şanssızlık  bizi  yendi"  ya  da  "ta­lihsizlik  yakamızı  bırakmadı.."  Zımnen:  So­rumsuz  davrananlar,  kötü  sonucun  sorumlu­luğunu  şans,  kader,  kısmet ve  talihe yıkarlar.Mİ

    )

19 Ekim 2021 Salı

 Müminun 101-104:

  •  Nitekim, Sur'a üfürüldüğünde, o gün ne aralarındaki soy yakınlığı bir işe yarar, ne de birbirlerine ne olup bittiği ile ilgili soru sorabilirler. Artık, kimin (iyilikleri) tartıda ağır basarsa, o kurtulmuştur. Kimin de hafif gelirse, işte o kimse de kendini yazık edip harcayanlardan olmuş ve cehennemde yerleşip kalmak üzere oraya yerleşmiştir. Ateş onların yüzlerini yalar durur da, ateşle yanan derilerinin altında sırıtan dişleriyle öylece kalacaklardır.

18 Ekim 2021 Pazartesi

 Müminun 99-100:

  •  Nihayetinde onlardan birine ölüm gelip çatınca :' Ey Rabbim' der, ' Ben hayata geri döndür, izin ver geri döneyim. Daha önce gözardı ettiğim konularda , yerinde ve tutarlı davranışlar sergileyip, doğru dürüst  işler yapayım'.
    Yoo, onun söylediği boş ve anlamsız sözden başka bir şey değildir. (Bir kere dünyayı terkedenlerin) tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir (ölüm) engeli vardır.

17 Ekim 2021 Pazar

 Müminun 93-98:

  •  De ki:' Ey Rabbim, Sana baş kaldıranlara vaad ettiğin azabın gerçekleşmesine şahit olmamı diliyorsan, Rabbim, ne olursun, benim de bu zalim insanlardan olmama izin verme'.
    Nihayetinde, Biz onlara vaad ettiğimiz azabı sana göstermeye kadiriz. (Şimdilik) sen onların kötülüklerini, en uygun ve tutarlı şekilde savmaya çalış. Biz, onların uydurdukları yalanların hepsini elbette biliyoruz. Ve şöyle dua et:' Ey Rabbim, şeytanın ayartmalarından sana sığınırım. Rabbim, onlarla yan yana olmaktan  da sana sığınırım'.

16 Ekim 2021 Cumartesi

 Müminun 90-92:

  • Oysa, Biz onlara hakkı ulaştırdık, ama onlar yalanı tercih ediyorlar.
    Allah(cc) , asla çocuk edinmemiştir ve O'ndan başka bir ilah ta yoktur. Aksi takdirde, her ilah kendi yarattığı alemi kendinden yana çeker, ve şüphesiz her biri diğerine baskın çıkmaya çalışırdı.Sınırsız kudret ve yüceliği ile Allah(cc), onların tasavvur ve tanımlama yoluyla yakıştırdıkları şeylerden mutlak olarak uzaktır. Görünmeyen ve görünen, gizli ve aşikar herşeyi bilen Allah(cc), onların iddaa ettikleri gibi ortakları olmaktan çok yücedir.

15 Ekim 2021 Cuma

 Müminun 88-89:

  •  De ki:' Herşeyin hükümranlığını elinde tutan, koruyup kolluyan ama kendisine karşı kimsenin korunup kollanamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin!'.
    'Allah(cc)'tır ' diyecekler.  Öyleyse, nasıl oluyorda büyülenmişçesine aldanıyorsunuz?.
    (
    In order to understand the significance of this question, we should know that the art of magic makes a thing appear different from what it really is. Thus the question will mean: "Who has bewitched you that, in spite of knowing and acknowledging all these things, you do not understand the Reality ? Who has bewitched you that even after acknowledging Allah to be the Owner and the All Powerful Sovereign, you set up other owners and sovereigns along with Him or make them partners with Him and worship them ? Who has deluded you that you should dare to be treacherous and unfaithful to Allah knowing that none can protect you against Him, and forget that you will be called to account for these things?" ET
    )

14 Ekim 2021 Perşembe

 Müminun 86-87:

  •  De ki:' Peki, kimdir bu kat kat göklerin ve hükümranlık tahtının yegane Rabbi?'.
    'Allah(cc)'tır' diyecekler. ' Öyleyse, neden sorumluluk bilinci ile hareket etmiyorsunuz?' de.
    (
    Bu sorular, zahiren, kâinatı yaratan ve idare eden  bir  Allah’ı  tanıyıp,  O’na  inandıkları  halde  O’na şirk koşanlara soruluyor intibaı vermekte-dir. Şu kadar ki, istenen cevaplar ilme dayalı ce-vaplar olup, sorulardan ikisi “biliyorsanız” kaydıile bitmektedir. Buradaki bilgi, kâinatın gerçek-ten objektif bir incelemesinin hasıl edeceği ger-çek  bilgidir.  Böyle  bir  bilgi,  insanı  bu  sorulara  hiç şüphe  etmeden  “Allah”  diye  cevap  vermeye  götürecektir. İnsana  düşen,  böyle  bir  bilginin  kaçınılmaz  olarak  hâsıl  edeceği  neticeye  teslim  olmak  ve  hayatını  da  Allah’ın  emrettiği  ölçüler  içinde tanzim etmek, bu ölçülere göre bir hayat sürmektir. Kâinattan elde edilen gerçek bilgi bu sonucu verdiği gibi, ayrıca vicdanının sesini din-leyen herkes de, yine aynı kesin sonuca varacak-tır. Fakat 89’uncu âyette buyurulduğu gibi, boşumutlar,  nefsanî  arzular,  menfaatler,  bencillik,  kibir,  zulüm,  yanlış  bakış  açısı,  ideolojik  veya  sözde dinî saplantılar, ön yargılar insanı aldatıp, dalâlet çukurlarında sürükleyebilmektedir.AÜ
    )

 Müminun 84-85:

  •  De ki:' Yer ve onun içinde bulunanlar kime aittir, biliyorsanız söyleyin?'.
    'Allah(cc)'a aittir' diyeceklerdir. 'Öyleyse, neden hiç ders almıyorsunuz?' de.

13 Ekim 2021 Çarşamba

 Müminun 81-83:

  •  Maalesef, onlar kendilerinden öncekilerin söylediklerini söyleyip duruyorlar. Onlar : ' Nasıl yani! biz ölüp toz,toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı tekrar diriltileceğiz? Doğrusu, bu bize ve bizden önceki atalarımıza da söylenip durulan bir şeydi. Ama bu eskilerin masallarından başka bir şey değil!' dediler.

 Müminun 78-80:

  • Nitekim sizi , işitme, görme ve düşünme-hissetme yetenekleriyle donatan Allah(cc)'tır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz. Sizi yeryüzünde yayıp çoğaltan da O'dur. Nihayetinde , O'na döndürüleceksiniz. Hayatı ve ölümü veren de O'dur. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O'nun eseridir. Öyleyse, artık aklınızı kullanmayacak mısınız?

12 Ekim 2021 Salı

 Müminun 72-77:

  •  Sen onlardan dünyevi bir karşılık mı bekledin ki? Halbuki, bilinmeli ki, Rabbinin sana vereceği karşılık herşeyden daha iyidir. Çünkü, O rızık verenlerin en hayırlısıdır.
    Tabi ki işin gerçeği, sen onları doğru yola çağırdın. Ama ahirete inanmamakta ısrar edenler bu yoldan sapıyorlar. Biz onlara acıyıpta başlarına gelen bir sıkıntıdan onları kurtarsak, yine de saplandıkları inkar bataklığında debelenmeye devam eder dururlar.
    Nitekim, onları azabla kıskıvrak yakaladık, ama onlar yine de Rablerine boyun eğip, O'na yalvarıp yakarmadılar. Fakat zamanı gelip, onları şiddetli bir azapla yakalayınca, büsbütün ümitsizliğe kapılıp(مُبْلِسُونَ) gidecekler.
    (
    This was the real reason why they were deviating from the Right Path. As they did not believe in the Hereafter, they thought that no account would be taken from them of what they did in this world. Therefore it did not matter whether they followed the 'Truth or falsehood. Their only aim in life was to gratify the lusts of the flesh and gratify them in the best way possible. ET

    The Arabic word mublis is used for one whom frustration makes so desperate and obdurate that he does not hesitate to resort to any crime. The Devil has been called Iblis for the same reason.  ET



    )

11 Ekim 2021 Pazartesi

 Müminun 71:

  •  Fakat gerçek, onların heva ve heveslerine uyacak olsaydı, gökler, yer ve ikisi arasındaki herşey yıkılıp giderdi. Oysa, Biz (bu ilahi mesajla) takip etmeleri gereken herşeyi indirdik, maalesef, kendilerine bahşedilen bu ilahi mesajdan yüz çeviriyorlar.
    (
     Tarih boyu peygamberlere ve onların Allah’-tan getirdiği gerçeğe karşı çıkan inkârcılar, hiçbir zaman  herhangi  bir  gerçeğe  dayanmamışlardır. Çünkü  Allah  Hak’tır  ve  O’nun  buyurduğu  her  şey  de  haktır,  gerçektir.  Bunun  en  açık  misali,  içindeki her şey ile birlikte kâinattır.Kâinat, bütünüyle ve bütün parçalarıyla apa-çık bir düzen ve unsurları arasında fevkalâde bir uyum ve âhenk sergilemektedir. Her şey o kadar ölçülü ve o kadar olması gereken yerdedir ki, sade-ce bu âhenk, ölçü ve yerindeliğin diliyle Allah’tan başka ilâh yoktur diye ilan eder.Bir  bileşiğin  bütün  zerreleri  veya  atomları  ve  bizzat  iç  içe  bileşikler  öylesine  hassas  ölçülerde  oluşturulmuş ve bulundukları yerlere yerleştiril-mişlerdir ki, meselâ gözdeki bir atomun veya zer-renin,  partikülün  vücuttaki  bütün  hücrelerle  ve  vücudun tamamıyla münasebeti vardır. Bir atom yanlış bir yerde olsa, yanlış bir yere yerleşse, en azından anomali bir durum ortaya çıkmakta, tril-yonlarca hücreden biri devreden çıksa, bütün vü-cudu ölüme götürücü (kanser) tesir yapmaktadır. Bir atomu yapan kimse, güneş sistemini ve bütün sistemleri de yapan O, bir ferdin yüz hatlarını çi-zen kalem kime aitse, bütün ferdlerin yüzlerinin hatlarını çizen kalem de aynı Zât’a aittir.Kâinatta  her  şey,  mükemmel  ölçülerde  ve  orantıdadır. En basitinden hemen herkesin rüya-sında gelecekle ilgili bazışeyler görmesi de gös-terir ki, kâinatta her şeye hakim bir ilim, kudret, irade ve kader vardır. Ve bu, insan hayatı dahil, kâinatın hiçbir noktasında tesadüfe yer olmadı-ğını gösterir. Bütün tohumlar ve tohumlardan çı-kıp büyüyen ağaçlar, bitkiler, Kader’i ispat eder. Her bir ağaç ve bitkinin gelecekteki bütün hayatıtohumunda saklı olup, bu nazarî (teorik) kaderi, tohumun ağaç halindeki hayatı da pratik kaderi gösterir. Ayrıca, bu hayatın yeniden çok sayıda tohumda noktalanması ve o tohumların çok sa-yıda  ağaca  menşe’  olması  da,  insanların  söz  ve  davranışları  dahil  dünyadaki  bütün  hadiselerin  kaydedildiğini ve bir başka ve sonsuzca geniş bir âlemin  tohumlarını  oluşturduğunu,  dolayısıyla öldükten sonra dirilmeyi en reddedilmez bir delil olarak ortaya koyar.Kısaca,  atomlarından  sistemlerine,  fertlerden  türlere  kadar  bütün  kâinat  ve  varlıklar,  sahip  bulundukları düzen, âhenk, ölçü, karşılıklı mü-nasebet, yardımlaşma ve dayanışma özellikleriyle tek bir Yaratan, Yaşatan, Rızıklandıran ve İdare Eden’i gösterir. Eğer kâinatın herhangi bir yanı-na bir başka el karışabilecek olsa, ondaki her bir şeyin her şeyle ve her şeyin her bir şeyle münase-bet içinde olduğu kâinattaki sistem birden bozu-lur ve kâinat çöker. Ayrıca, herkes kabul eder ki, her şeyi bir Yaratıcı’nın yaratması, bir şeyi çok sayıda  yaratıcının  yaratmasından  çok  daha  ko-laydır. Bir erin başına on komutan değil, on, yüz, bin askerin başına bir komutan verilir. Kaldı ki, mutlak ilim, irade ve kudret isteyen kâinatla ilgi-li olarak bunlara sahip olmayan herhangi bir şey, kimse, güç–kuvvet için yaratıcılık da, idarecilik de iddia edilemez. Bir işe on cahilin, on körün, on âcizin karışması, ancak cehaleti, körlüğü ve âciz-liği arttırır. Kâinatta zihnen ve ilmen en gelişmişve sahip kılındığı vasıtalarla en büyük gücü elin-de  tutmaya  muktedir  insan  olduğu  halde,  onca  ilmî  gelişmeye  rağmen,  insanın  yapabildiği,  sa-dece  kâinatı  ve  kendisini  anlamaya  çalışmaktan ibarettir.  Bunda  da  hangi  derecelerde  muvaffak  olup olmadığı ortadadır. Ve bütün insanlar, bü-tün bilgilerini ve güçlerini bir araya getirseler, bir sineği,  bir  otu  bile  yaratamazlar.  Tabiat  denen  şey,  bir  matbaadır,  hattâ  matbu  veya  yazılmışbir  kitaptır,  asla  kâtip  değildir.  Çünkü  ilimden,  iradeden, şuurdan, kudretten yoksundur. Tabiat kanunları ve/veya sebepler denen şeyler, kâinatın işleyişine  bakarak  bizim  çıkardığımız  birtakım kurallardır, isimlerdir, kavramlardır. Bizatihî var olup olmadıkları bile tartışmalıdır.Netice  olarak,  bütün  varlık,  varlık  alanına çıkması,  hayatını  devam  ettirmesi,  ölmesi  ve  yerlerini başkalarının alması, ama kâinattaki akıl almaz muhteşem düzenin, âhengin, ölçünün ilk günkü  gibi  mükemmel  devam  etmesiyle  gös-terir  ki,  Yaratan,  Yaşatan, İdare  Eden,  Ölümü  Veren,  ama  kendi  yaratılmamış,  ezelî  ve  ebedî,  üzerinden zaman geçmez, mekândan münezzeh, yarattıklarının  cinsinden  olmayan,  mutlak  ilim,  irade  ve  kudret  sahibi  Allah  vardır.  Yaratan  da  Yöneten  de  O’dur.  Varlıklar  içinde  en  üst  mer-tebede olan insanlar, bilgi ve akıllarını bir araya getirdikleri zaman bile kendilerini, ailelerini, top-lumlarını olsun sulh, adalet ve hakkaniyet içinde idare  edememekte,  dünyayı  kendilerine  zindan,  hayatı zehir etmektedirler. Vücutları dahi irade-leri dışında çalışmakta, dünyaya gelip gelmeme, doğum yer ve tarihi, ölüm yer ve tarihi, hayatla-rı, fizikleri, renk, ırk, anne–baba vb. varlıkları-nın en önemli unsurlarını bile seçmede, aslî ihti-yaçlarını ve bu ihtiyaçları giderme vasıtalarının tesbitinde,  bu  ihtiyaçlardan  âzâde  kalamamada  hiçbir  tesirleri  yoktur.  Kısaca,  kâinatta  her  bir  şey,  her  bir  hadise,  sürekli  olan  Allah’ı  göster-mekte, O’nu nazarlara vermektedir.AÜ

    )

 Müminun 68-70:

  •  Söyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa gelmiş/geçmiş atalarına gelmeyen ilk defa duydukları bir şeyle mi karşılaştılar? Yoksa, kendi elçilerini tanımıyorlar da, ondan mı karşı çıkıyorlar? Veya onun cinnet geçirdiğini mi zannediyorlar?  Hayır!, aksine elçi onlara gerçeğin ta kendisini getirdi. Fakat, gerçek onlardan çoğunun işine gelmez!
    (
    Yani,  onlar gerçeği kabul etmeyi istemezler: bunun sebebi, -sonraki ayetten an­laşılacağı  gibi- Kur’an'ın  ortaya  koyduğu  dünya görüşünün onların heva ve  he­veslerine,  çıkar  duygularına ya da  alışageldikleri  düşünce  tarzına uymamasıdır.ESED
    )

10 Ekim 2021 Pazar

 Müminun 63-67:

  •  Fakat o inkarcıların kalpleri gerçeklerden bütün bütün gafildir. Ayrıca onların bundan öte işleyip durdukları bir takım çirkin işleri de vardır. En nihayetinde, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
    ' Hayır! bugün feryat etmeyin, zira Bizden size bir fayda yok! Çünkü, Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslar arkanızı dönüp giderdiniz, geceleri toplanıp hezeyanlar savururdunuz'.

9 Ekim 2021 Cumartesi

 Müminun 57-62:

  • Ama,
    1. Rablerine karşı duydukları derin saygıdan dolayı tir tir titreyenler,
    2.  Rablerinin mesajlarına inananlar, 
    3. Rablerinden başka hiçbir varlığa ilahi nitelikler yakıştırmayanlar, 
    4. ve sonunda Rablerine döneceklerini bildiklerinden, yüreklerinde tarifsiz bir ürperti duyarak vermeleri gerekeni verenler;
       
      işte onlardır hayırda öne geçmek için can atanlar, nitekim onlardır öne geçecek olanlar da!.
    Ve Biz kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyiz. Zira Katımızda hakkı-hakikati dile getiren bir Kayıt bulunmaktadır ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

8 Ekim 2021 Cuma

 Müminun 55-56:

  •  Onlara verdiğimiz mal mülk ve evlatlarla, kendilerinin içinde bulundukları durumu onayladığımızı mı zannediyorlar? Asla!, bunun bile farkında değiller.
    (
    This question has been posed as a proof of the main theme of the Surah. It is meant to remove their misconception of "success", "welfare" and "prosperity", which the disbelievers had formed to delude themselves. According to them, the one, who enjoyed the good things of life and wielded power and influence in the society, had attained "success". On the other hand, the one who was deprived of these things was a "failure" . This misconception had involved " them in another serious misunderstanding. They thought that the one who had attained "success" was in the right, and the beloved of Allah. Otherwise, how could he have attained all the "successes"? On the contrary, the one who was apparently deprived of these things was surely wrong in his creed and erroneous in his deeds, and was under the wrath of God (or gods). As this misconception is one of the greatest deviations of the materialists, the Qur'an has stated it and refuted it in different ways at different places and made the reality plain. For instance, see A1-Baqarah (II): 126, 212, Al-A'araf (VII): 32, At-Taubah (IX): 55, 69, 85, Yunus (X):17, Hud (XI) :3, 27-31, 38-39, Ar-Ra`d (XIII): 26, Al-Kahf (XVIII): 28, 32-43, 103-105, Maryam (XIX):77-80, Ta Ha (XX): 131-132, Al-Anbiya` (XXI) :44 along with the relevant E.N.'s. In order to remove the above-mentioned misconceptions one should keep in view the following:

    (1) "Success" is a far higher thing than the material prosperity and the transitory success of an individual, community or nation

    (2) It is absolutely wrong to consider "prosperity" and "success" as a criterion of truth and falsehood.

    (3) It should be noted well that this world is a place of test and trial and not a place of reward and retribution. It is true that even in this world, sometimes there is some punishment or reward, but it is on a very limited scale, and even in this, there is an aspect of the test. Therefore it is an utter folly to consider material "success" and "prosperity" to be a proof that the recipient is in the right and so the beloved of the Lord, and vice versa. Moreover, the tests and trials of individuals and communities are of many varieties and a seeker after truth must understand at the outset that the worldly "success" or "failure" of the people is not the result of ultimate reward or punishment and cannot be regarded as the criterion for the right or wrong creed, morals and actions and a sign of being the beloved of God or otherwise.'

    (4) One must have a firm belief that truth and righteousness will ultimately gain victory over falsehood and wickedness. As regards the criterion of truth and falsehood and right and wrong, one must judge this in the light of Revelations and teachings of the Messengers, because common sense confirms the same, and it is also supported by the general conception which mankind has always had of good and evil.

    (5) As a corollary of the above, it would have become clear that according to the Qur'an (and this is confirmed by common sense), the conception of "reward" and "punishment" should also be different from the common one. For instance, if a wicked person or community is enjoying "prosperity", it is not a reward of its evil deeds but a harder test for it, and it is not a blessing but the wrath of Allah. It means that Allah has decided to punish the "prosperous people" with a severe scourge. On the other hand, if the righteous people are suffering from hardships and afflictions, it is not a punishment from Allah but a blessing in disguise to pass them through the "fire" to remove impurity, if any, from the pure gold. If this hard trial is a blessing for the righteous people, it is a test for the wicked people to give them a severe punishment for the persecution of the former.ET

    )

 Müminun 54:

  •  Öyleyse, sen onları bir zamana kadar, daldıkları bu gaflet ve şaşkınlıkla baş başa bırak.

7 Ekim 2021 Perşembe

 Müminun 51-53:

  •  Ey elçiler(in yolundan gidenler), temiz şeylerden yiyin ve salih amel işleyin. Şüphesiz, Ben her yaptığınızı bilenim. Ve işte bu, tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir ve Ben de sizin Rabbinizim, dolayısıyla Bana karşı sorumluluk bilinci ile davranın. Fakat insanlar bu inanç birliğini yıkarak çeşitli gruplara ayrıldılar ve her grup kendi inandığı ile övündü.

 Müminun 50:

  •  Meryem(as)'ın oğlunu ve annesini de, (Rububiyetimiz ve Kudretimizin) delili bir mucize kıldık. Ve onları, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

6 Ekim 2021 Çarşamba

 Müminun 45-49:

  •  Ve sonra Musa(as) ve kardeşi Harun(as)'ı da , firavun ve onun ileri gelen yetkililerine , mesajlarımızla ve apaçık bir yetkiyle gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Zaten onlar oldum olası büyüklük taslayan bir toplumdu. Nitekim şöyle dediler:' Soydaşları bizim kölelerimiz olan, bizim gibi ölümlü bu iki insana mı inanacağız yani!'.
    İşte böyle diyerek, bu iki elçiyi yalanladılar ve onlar da helak edilenler arasında yerlerini aldılar. Neticesinde de , Musa(as) 'a , halkı hidayete ersin diye o mukaddes Kitabı verdik.

5 Ekim 2021 Salı

 Müminun 42-44:

  • Sonra bunların ardından başka nesiller varettik. Nihayetinde hiç bir nesil kendi süresini ne öne alabilir ne de geciktirebilir. Daha sonra birbiri ardınca elçilerimizi gönderdik. Her topluma kendi elçisi geldi, ama onlar elçileri yalanladılar. Bu yüzden biz de onların akibetini birbirine benzettik, ve hepsini birer efsaneye çevirdik. İnanmayanların da canı cehenneme!.
    فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

 Müminun 39-41:

  •  (Elçi) :' Ya Rabbi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et' dedi, Allah(cc) ta :' Az kaldı, çok yakında bin pişman olacaklar' diye buyurdu. Ve ani bir darbe şeklinde gelen cezamız tam ve yerinde kaçınılmaz olarak onları yakalayıverdi ve onları sel süpürüntüsüne çevirdik. Zalimlerin canı cehenneme!.
    فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

4 Ekim 2021 Pazartesi

 Müminun 31-38:

  •  Bunların ardından başka nesiller varettik. Onlara aralarından :' Allah(cc)'a kulluk edin, ondan başka ilahınız yoktur, hala sorumluluk bilinci ile hareket etmeyecek misiniz?' diyen elçiler gönderdik.
    Ve yine toplumun - sırf kendilerine dünya hayatından bolluk ve genişlik bahşettik diye bununla kurumlanıp - hakkı kabule yanaşmayan, ahiret gerçeğini yalanlayan seçkinler topluluğu (her defasında) :' Bu adam sizin yediğinizi yiyen, sizin içtiğinizi içen, sizin gibi ölümlüden başka biri değil. Ve tıpkı sizin gibi bir ölümlüye itibar edecek olursanız, bilinki, sonunda kaybeden siz olacaksınız. Bu adam, siz ölüp toza toprağa ve kemiğe dönüştükten sonra yeniden diriltileceğinizi vaad ediyor. Çok zor, çok zor bir vaad!. Bu dünyada yaşadığımız hayattan başka hayat yok, ölürüz ve bir kere yaşarız. Bundan sonra asla diriltilmeyiz. Bu adam kendi uydurduğu yalanları Allah(cc)'a isnad eden yalancıdan başka biri değil, dolayısıyla ona asla inanacak değiliz' dediler.
    (
    It should be noted that all those people who opposed the Messengers had three common characteristics: (1) They were the chiefs of their people. (2) They denied life in the "Hereafter". (3) They were prosperous in the worldly life. Obviously, they loved the life of this world and could never conceive that their way of life, which had made them chiefs and brought prosperity, could ever be wrong. Therefore they opposed their Messengers, who took away their peace of mind, by preaching that there was a life-after-death and they shall have to render an account to Allah of what they did in this world. ET


    )

3 Ekim 2021 Pazar

 Müminun 30:

  •  Bu kıssada düşünen insanlar için çıkarılacak çok dersler vardır. Ve şüphesiz Biz, bütün gerçekleri ortaya çıkaranız. (وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ).
    (
    Yukarıdaki ayetin ikinci kısmı genelde, -insanın imtahandan geçirildiği- şeklinde çevrilmiştir. Fakat, Yüce Rabbimin, insanın durumundan habersiz olduğu (haşa) ve onu imtahan yaparak durumunu öğrendiği gibi bir sonuç, kesinlikle doğru olamaz. Yüce Rabbim, her şeyi her türlü ayrıntısı ile zamandan ve mekandan bağımsız bilmektedir.

    3:152 de uhud savaşı ile ilgili sahabedeki farklı görüşler ve sonuçta ortaya çıkan durum için;

    ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ

    buyrulmaktadır. Herkesin içindeki gerçek niyetlerin ortaya çıkarılması için savaşın gidişatı Yüce Rabbim tarafından değiştirilmiştir.

     Cenab-ı  Hak’kın  insanları  imtihanlardan  geçirmesindeki en önemli hikmetlerden biri, insanların  yetişmesi,  olgunlaşması,  zihnen  ve  kalben  gelişmesi, sahip kılındıkları potansiyellerin birer kabiliyet halinde inkişaf etmesi, hayatın daha bir zenginleşmesi, saflaşması ve insanın yeryüzünde halifelik vazifesini hakkıyla yapabilmesidir. İşte peygamberler ve onlara vahyedilen gerçekler, ki-taplar, onlarla gönderilen Din, imtihanda insana ışık tutar ve yol gösterir. Onlar olmadan bu imti-handa muvaffak olmak mümkün değildir. Ayrı-ca bunlar, imtihanın da bir bakıma kendisi veya zemini veyahut en büyük sebebidir.AÜ



    B-L-W ب ل و
    بَلاءٌ “ ” (balaun), “ ابَتلَاءٌ ” (ibtela-un).
    Raghib says this word has two meanings:
    - To obtain information about one’s welfare or to acquire information about him.
    - For the real condition of something to become known, whether good or bad.
    When the word is used for God, it would have only the second meaning, because God knows it all, and
    one cannot even imagine that He is unaware of any condition {T, R}. Therefore, the word’s basic meaning
    is to portray the reality.
    بَلِیَ “ ” (bali), “ يَبْلٰی ” (yabla) is used for a cloth to become old and worn. Because when a cloth has been
    worn out, its real condition comes to light. Therefore “ ابلَاءٌَ ” (bala) is used for a man’s real personality to
    come out during times of difficulties and misery. But it does not necessarily mean that identity of
    everything has to be bad. It can also be good. That is why it could also mean the real personality of
    someone during happy times. There are two times when a man’s reality becomes manifest, times of
    misery and times of happiness. At both these times, his real self appears.
    اَلْمُبَالا ه “ ” (al-mubalah): to boast, or to pride oneself as to the better position in life against another {M}.
    اَبْتَلا “ ” (ibtelaa): to select, to choose {T}.
    In surah Al-Baqrah, the Bani Israel has been told Pharaoh’s nation perpetrated different excesses on you,
    but We delivered you from their oppression.
    Some dictionaries have combined the roots (B-L-W) and (B-L-Y). But we have presented them as separate headings, though they have only a very fine difference between them, so fine that at times they are difficult to differentiate.
    Surah Ad-Dukhan says that the Bani Israel are told that they have been given all this “ مَا فِيْہِ بَلَاء مُّبِيْنٌ ” (ma
    feehey balawun mubeen) in 44:33, which had everything needed for their growth. It also means “to make evident”.
    The Quran says:

    86:9 The day when every hidden thing will be made evident يوَْمَ تبُْلَی السّ رائر

    3:153 So that Allah may make those things evident which were in
    your heart یْ صُدُورِکُم لِﻴَبْتَلِیَ اللّهُ مَا فِ

    10:30 There every one's act shall be made evident for him, that he
    had committed کَ هُنَالِ تبَْلُو کلُّ نفَْسٍ مَّا أَسْلَفَتْ

    In surah Al-mominoon, after describing things about the nation of Nooh, it is said:
    23:30 This is how We make (the tales about former nations)
    evident يْنَ وَإِن کُنَّا لَمُبْتَلِ
    The struggle between Right and Wrong goes on. In this struggle we get familiar with different facts of life. Sometimes one is faced with trying aspects and at other times with peaceful aspect of life’s happiness. This has been described by the Quran as “ اَبْتَلٰی ” (ibtela), meaning the different faces of life
    which keep appearing. In surah Al-Fajr, this meaning is made clear (see 89:15-16). This way man can determine as to see how far his capabilities go, because he can only face the difficult aspects of life to the
    extent to which his latent qualities have developed. These hurdles that he faces are actually a man’s opportunities for development of his own personality. This is what “ اَبْتَلٰی ” (ibtela). ET


    )

 Müminun 28-29:

  • Ardından sen ve beraberindekiler, gemiye yerleşince şöyle deyin:' Bizi zalim kavimden kurtaran Allah(cc)'a sonsuz hamdü senalar olsun'. Ayrıca :' Rabbim, Beni bereketli bir yere ulaştır. Zira kişiyi (maksadına) ulaştıranların en hayırlısısın' de.

2 Ekim 2021 Cumartesi

 Müminun 26-27:

  •  Nuh(as):' Rabbim, onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et' dedi. Bunun üzerine Biz de ona:' Bizim gözetimimiz altında ve sana vahyettiğimiz yöntemlerle, (sizi bu zalimlerden kurtaracak) gemiyi yap. Hükmümüz gerçekleşip her taraftan sular kaynamaya başlayınca, her cinsten (evcil hayvanın) birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanların dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana başvurma, zira onlar suda boğulacaklardır' diye vahyettik.

1 Ekim 2021 Cuma

 Müminun 23-25:

  •  Nitekim, Nuh(as)'ı da kavmine elçi olarak gönderen Biziz, o dedi ki:' Ey kavmim! Yanlızca Allah(cc)'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yok. Şu halde, O'na karşı hala sorumluluk bilinci ile davranmayacak mısınız?'. Ama onun kavminden hakkı kabule yanaşmayan seçkinler çevresi:' Bu adam sizin üstünüzde bir yer sağlamak isteyen, sizin gibi ölümlü bir kişiden başkası değil ki!, Nihayetinde, Allah(cc) bize bir mesaj ulaştırmak isteseydi, elbette melekleri gönderirdi. Üstelik, bir atalarımızdan buna benzer bir şey hiç duymadık ki! Bu adam aklını kaçırmış!, artık onu bir süreliğine gözetim altında tutarsınız' dediler.
    (
    This accusation is another old objection, which has always been raised against those who tried to reform their people. Their opponents always accused them of exploiting "religion" to gain domination in the land. Prophets Moses, Aaron and Jesus were accused of the same and so was Muhammad (Allah's peace be upon him). So much so that the disbelievers of Makkah offered to make the Holy Prophet their king, if he gave up his Message.

    As a matter of fact, the people who exhaust themselves in pursuit of worldly benefits and gains, cannot believe that somebody in this world could also exert himself sincerely and selflessly for the sake of human welfare. They regard deceptive slogans, which they raise to capture power, and false promises, which they make day and night to bring about reforms as natural. They think that sincerity and selflessness can be employed only to deceive people and these cannot be put to any better use. That is why the epithet of "power hungry" for the reformers in all ages has been used by those already in power as if their own power and domination in the land was their birth-right, and they were in no way blame-worthy for struggling for it and achieving it. (For further explanation, see E.N. 36 below)

    In this connection, it should also be noted that all those, who try to reform the prevalent corrupt system of life, have inevitably to fight against those in, power in order to establish the righteous system. That is why the powers that be, have always been against the Prophets and their followers, who had to dislodge the corrupt rulers. It is, however, obvious that here is a vast difference between those who want power to gain their own selfish ends and those who want it to reform their people.ET

    )