31 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 216-217:

  • Hoşunuza gitmese de, savaşmak sizin için farz kılındı; mümkündür ki, sevmediğiniz bir şey sizin için hayırlı olabilir. Sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah(cc) bilir, ama siz bilmezsiniz. Sana haram aylarda savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki:' O ayda savaşmak büyük bir hatadır. Fakat Allah(cc)'ın yolundan insanları çevirmek, O'nun ve Mescid-i Haramın hürmetini inkar etmek, oranın sakinlerini oradan sürüp çıkarmak Allah(cc) katından daha büyük bir cürümdür. Çünkü zulum ve baskı, öldürmekten daha kötüdür'. Düşmanlarınızın gücü yetse, sizi inancınızdan döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan vazgeçmeyeceklerdir. Ama sizden biri inancından döner ve hakikati inkar ederek can verirse, böyle birinin yapıp/ettikleri hem bu dünyada hem de ahirette boşa gidecektir. İşte böyleleri ateşe mahkumdurlar ve orada temelli kalıcıdırlar.

30 Temmuz 2022 Cumartesi

 Bakara 215:

  •  Sana (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki.' Hayır olarak yapacağınız harcama, önce anne-baba, yakın akrabanıza, yetimlere, muhtaçlara/ yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Her ne iyilik yaparsanız, Allah(cc) mutlaka onu çok iyi bilir'.
    (
     Âyetler,  birbirinden  bağımsız  gibi  görün-se  de,  hem  Cennet’e  ulaşan  ve  önceki  dipnotta  kısmen  temas  ettiğimiz  yolun  önemli  kilomet-re  taşlarını  ortaya  koymakta,  hem  de  bu  kilo-metre   taşlarının   nasıl   döşenmesi   gerektiğini açıklamaktadır.  Bunlar,  bundan  sonraki  âyette  geleceği  üzere  savaş,  sıkıntı,  zorluk,  darlık  ve  bütün  bunlar  karşısında  maldan  toplum  içinde  Allah rızası için ihtiyacı olanlara harcamadır. Bu harcama,  bir  hadis-i  şerifte  ifade  buyurulduğu gibi,  toplum  fertleri  ve  halk  kesimleri  arasında bir köprü vazifesi görür.AÜ

    )

29 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 214:

  •  Yoksa, sizden önce gelmiş/geçmiş müminlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?. Onların başına öyle ezici sıkıntılar, öyle zorluklu darlıklar geldi ki, ve öylesine sarsıldılar ki, müminlerle birlikte Elçi de :' Allah(cc)'ın yardımı ne zaman gelecek?' diye feryad ediyordu. Fakat unutmayın ki, Allah(cc)'ın yardımı daima çok yakındır.
    (
    Bu  âyet,  Sırat-ı  Müstakîm,  yani  Allah’ın Dini  üzere  yürüyüp,  başkalarını  da  aynı  Din’e  çağıran  toplumların  tarihini  çok  özlü  biçimde  ortaya koymaktadır. Bazı yanlarıyla daha başka âyetlerde  de  geçtiği  üzere,  bu  yol  çetin  bir  yol  olup,  gerektiğinde  harp  gibi,  yokluk,  kıtlık  ve  her türden işkence gibi çeşit çeşit sıkıntılarla do-ludur. Bu sıkıntılı yolda Allah, gerçekten iman edip  sabır  gösterenlerin  ortaya  çıkması  ve  yo-lun doğruluğuna şahitler edinmek için, imtihan üzerine imtihan gönderir. Bu, “Allah’ın yardımıne  zaman?”  denecek  hale  gelinceye,  yani  bütün  maddî sebeplerin, çarelerin tükenip, neticenin ve muvaffakiyetin  yalnızca  Allah’tan  olduğu  gerçeğinin  ruhlarda  tam  manâsıyla  duyulacağı,  bir  başka ifadeyle, “Nûr-u Tevhid içinde Ehadiyet’in tecelli  edeceği”  noktaya  kadar  devam  eder.  İşte bu  nokta,  çekilen  bütün  mihnet,  meşakkat  ve  sıkıntıların birden ferah-feza bir iklime yol ver-diği noktadır. Ama imtihan bundan sonra da sü-rer; bu noktada yol, dünya nimetlerine dalmadan zirvede  sebat  gösterme,  şükretme  ve  seviyeyi  koruma merhalesine gelmiştir.AÜ

      Lafzen,  “sizden önce gelip geçenlerin  [başlarına  gelenin]  benzeri siz[in başınızla gelmeden....” Bu pasaj,  önceki ayetin sonundaki “Allah  [isteyeni]  doğru yola ile­tir”  sözleriyle  bağlantılıdır.  Bunun  anlamı  şudur:  Yalnızca  hakikatin  aklen  kav­ranması,  nihaî  kurtuluşa  ulaşmanın  tek  başına  bir  aracı  olamaz:  O  [aklî  kavra­yışlın  fedakarlığa  ve  çile  çekerek  ruhsal  arınmaya  hazır olmakla  desteklenmesi gerekir.ESED

    Yukandaki “sizden  önce gelip geçmiş  olanlar”a yapılan  atıf,  “elçi”  teriminin bu­rada  bütün  elçileri  kapsayan  cins  ismi  anlamında  kullanıldığını  göstermektedir (Menâr II,  301).ESED

    A whole story has been left out between this verse and the preceding one, for this verse itself points to it and because it had already been related in detail in the Surahs which were revealed before this at Makkah. In the preceding verse it was stated that the Messengers, were sent to remove those differences which had arisen in religion, but the story of their hardships and long persecutions was omitted because it had already been described in detail in the Makki Revelations. Hence the believers are warned that the Messengers and their followers have always had to struggle hard with the rebels against Allah in order to establish His Way, and that the true Faith of Islam has never been a bed of roses. One has to exert one's utmost to establish it and to fight against all those evil forces that oppose its establishment, even at the sacrifice of one's life, if need be.  ET

    )

28 Temmuz 2022 Perşembe

 Bakara 213:

  •  İnsanlar bir zamanlar tek bir topluluk idi, (sonra ihtilafa düşmeye başladılar) ve bunun üzerine Allah(cc), müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi ve onlar aracılığı ile vahiy(ler) bahşetti ki, bununla insanların farklı görüşler edinmeye başladıkları her konuda karar verebilsinler. Buna rağmen hakikatın bütün kanıtları kendilerine geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı onun anlamı hakkında ihtilafa düşenler bizzat bu vahyin tevdi edildiği bu insanlar idi. Ancak , Allah(cc) inananları, kendi iradesiyle, üzerinde ihtilafa düştükleri hakikate sevketti. Çünkü, Allah(cc) ulaşmak isteyeni doğru yola ulaştırır.
    (
     Kur’an,  insanlığın başlangıçtaki  durumunu tasvir etmek için ummeten vahideten(bir tek  topluluk)  ifadesini  kullanırken,  ilk  bakışta  sanılacağı  gibi,  insanlık tari­hinin şafağındaki efsanevî “altın çağ” düşüncesini dile getirmemektedir. Bu ayet­te  kasdedilen  şey,  insanın  saf zihinsel  durumunun ve  o  ilk  çağlarda  içinde  ya­şadığı basit sosyal düzenin karakteristiği olan,  içgüdüsel kavrayışların ve eğilim­lerin nisbî homojenliğinden başka  bir şey değildir.  Bu  homojenlik,  beşer toplu- munun  mensuplan  arasındaki  bilinçli  bir  uzlaşmadan  çok,  zihinsel  ve  duyusal farklılaşmanın eksikliğine dayandığından,  insanın daha sonra kaydettiği tekamül derecesi karşısında çözülmeye mahkum idi. İnsanın düşünce hayatı daha da kar­maşık/zengin  hale  gelirken  duyusal  kapasitesi  ve  bireysel  ihtiyaçları  da  daha fazla  farklılaştı;  düşünce  ve  menfaat  çatışmaları  öne  çıkmaya  başladı  ve  insan­lık,  hayat  görüşü  ve  ahlakî değerleri  açısından  “bir tek topluluk”  olmaktan  çık­tı:  işte ilahî rehberlik bu aşamada zorunlu hale geldi.  (Unutulmamalıdır ki el-ki-tâb,  burada -Kur’an'ın başka birçok yerinde olduğu gibi- herhangi bir özel met­ni değil, bu şekildeki ilahî vahyi temsil etmektedir.) Yukandaki Kur’an pasajının bu  şekilde  yorumlanması,  ünlü  sahâbî Abdullah  b.  Mes'ûd'un  onu,  “Bütün  in­sanlık tek bir topluluktu, sonra farklılaşmaya başladılar (fe'htelefû) — bunun üze­rine Allah...  peygamberler gönderdi” şeklinde okuması gerçeğiyle de teyid edil­mektedir.  İbni Mes'ûd'un burada vurguladığı fe'htelefû kelimesi  Kur’an'ın  genel olarak  kabul  edilen  metninde  yer  almadığı  halde,  hemen  hemen  bütün  müfes- sirler onun  bu  anlam akışı içinde  mevcut olduğu  görüşündedirler.ESED

    )

27 Temmuz 2022 Çarşamba

 Dua saati:98. Allahım! Yüce nezdinden göndereceğin burhanlarla bizi de destekle.. hakkı-hakîkati, selim ve sâlim aklı ve apa-çık beyanı her zaman yol arkadaşlarımız eyle.. ulu katındaki ulvî sırların perdesini bizim için de aralayıver.. ne olur, göz-lerimizin nuru muhlis ve muhlas kullarına gösterdiğin güzel-likleri bize de göster.. rahmet hazinelerini bizim için de aç, aç ve bizi bırakma başkalarına muhtaç!Ey bütün mülkün sahibi olan ve keremine hudut olma-yan rahmeti engin Rabbimiz! Yüce Zâtına yakınlıkla serfi-raz kıldığın kulların için nezdinde tuttuğun lütuflarla biz âciz ve muhtaç kullarını da sevindir ve bizi mahrum ve ümit-sizliğe yenilmiş bîçarelerden eyleme! Ya Rab, mevhibe sa-ğanaklarınla bizi de sırılsıklam hâle getir.. ulûhiyetinin ve rubûbiyetinin sırlarını bize de aç ve yüce katından göndere-ceğin inayet, sıyanet ve kilâetle bizi de te’yîd buyur...

26 Temmuz 2022 Salı

 Bakara 211-212:

  •  İsrailoğullarına sor; onlara nice açık/net ayetler/mesajlar verdik (ama, neticede ne oldu?). Kim Allah(cc)'ın kutlu mesajlarını kendisine ulaştıktan sonra değiştirirse, bilsin ki Allah(cc) karşılık verme de şiddetlidir. Hakikatı inkara şartlanmış olanlara yanlız bu dünya hayatı güzel gözükür. Dolayısıyla iman edenlerle alay ederler. Ama kıyamet günü, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar onlardan daha üstün bir konumda olacaklardır. Ve Allah(cc) dilediğine hesapsız rızık verir.
    (
    The Muslims have been told to enquire about it especially from the children of Israel because the latter were a living object lesson for the former who were now replacing them as leaders of the world; The children of Israel had been favoured with Prophethood and Divine Book and had been entrusted with leadership for the guidance of the world but they had deprived themselves of this blessing (leadership) for involving themselves in wretchedness in the lusts of this worldliness, duplicity and in the evil deeds of pseudo-knowledge. Therefore the Muslims who were replacing them were forewarned to be on their guard against these evils and learn a lesson from their history. ET

    Kur’ân’ın, insanın işlediği suçlar ve/veya gü-nahlar karşılığında sözünü ettiği ceza, azap, ne-kâl veya ikap, mutlaka Allah’ın ona dünyada ve-receği hususî bir ceza veya bilhassa Âhiret’te ve-receği Cehennem azabı türünden bir azap olarak anlaşılmamalıdır. İnsanın  yeryüzü  hayatı  adına Allah’ın koyduğu kanunlar vardır – ki bunların tümüne  birden  Şeriat-ı Fıtriye  veya  Tekvîniye  denilir  –  ve  bunlara  uyup  uymamanın  karşılığıdaha çok dünyada, kısmen de Âhiret’te görülür. Fertler veya toplumlar, dünyada da Âhiret’te de yaptıklarının karşılığını görürler. Bu bakımdan, ister hayatları adına Allah’ın koyduğu kanunlara uymamanın, isterse Allah’ın dinini bırakıp, başka din veya sistemler edinmenin menfî sonuçları, böyle bir tercih veya davranış için Allah’ın dünyada  tayin  ve  tesbit  buyurduğu  sonuçlar  olup,  menfîlikleri  hasebiyle  birer  cezadır.  Âhiret’teki  ceza  ise,  bu  tercih  veya  davranışların  Âhiret’e  has sonucudur.Yukarıdaki âyetler, daha çok mü’minleri, Allah’a tam teslim olamamanın yol açabileceği içte değişim,  Allah’ın  hidayet  nimetinin  kadrini  bilmeme ve bunun sebep olacağı tefrika ve ihtilâflar  konusunda  uyarmaktadır.  Sonraki  âyet  de,  söz konusu bütün değişim, nankörlük, tefrika ve ihtilâfların başlıca sebebinin dünya hayatının sü-süne aldanma ve bunun küfrün de en önemli bir sebebi olduğuna dikkat çekmektedir.AÜ


    )

25 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 207-210:

  •  Ama insanlar arasında öyleleri de var ki, Allah(cc) rızası için kendisini feda eder. Allah(cc) ise , kullarına karşı çok şevkatlidir. Ey iman edenler, Allah(cc)'a kendinizi tam teslim edin ve şeytanın ardından gitmeyin, zira o sizin apaçık düşmanınızdır. Ve eğer, hakikatın bütün delilleri size geldikten sonra tökezlerseniz, biliniz ki, Allah(cc) kudret ve hikmet sahibidir. Bu kimseler, Allah(cc) ve meleklerin, bulutların gölgeleri arasından çıkıverip gözükmesini mi bekliyorlar? Bu durumda iş bitirilmiş olurdu. Nihayetinde bütün işler Allah(cc)'a döndürülür.
    (
     Âyetlerin  sonundaki  bu  fezlekeler  (bağla-yıcı  ifadeler,)  âyetlerdeki  manâ  ve  muhtevayı bilhassa  onların  kaynağı  ve  ulaştırdıkları  ne-tice  açısından  anlamada  çok  önemlidir.  Meselâ  bu  âyetin,  Cenab-ı  Allah’ın  (c.c.)  Azîz  ve  Ha-kîm  isimleriyle  bitmesi,  âyete  bilhassa  şu  ma-nâyı  da  katmaktadır:  Sizin  Allah’a  teslim  olup  olmamanızın ve kendi içinizde sulh ü selâmete girip girmemenizin Allah’a en küçük bir zararı olmaz,  O’ndan  bir  şey  eksiltmez.  Her  ne  şekil-de  davranırsanız  davranın,  Allah  Azîz’dir,  tam  bir  izzet  sahibidir  ve  dilediğini  dilediği şekilde yapmaya her zaman kadirdir. Dolayısıyla, O’na karşı  bir  şey  yapmaya  gücünüz  yetmez.  O,  dilerse sizi hemen cezalandırabilir. Fakat O, aynı zamanda  hikmet  sahibidir,  her  icraatında  mutlak hikmet vardır. O, dünyada sizi bir imtihana tabi  tutmaktadır.  Dolayısıyla  buradaki  hayatın kendine  has  kanunları  vardır.  Bu  bakımdan, insanlık  tarihindeki  hadiseleri  değerlendirirken, Allah’ın  Azîz  olmasının  yanısıra  Hakîm  olma-sı da nazara alınmalı ve değerlendirme ona göre yapılmalıdır. Nitekim sonraki âyet, bu manâya açıklık getirmektedir. AÜ

    )

24 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 204-206:

  • İnsanlardan öyleleri var ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri sizin hoşunuza gider, hatta böylesi kalbinde olana Allah(cc)'ı şahit tutar. Halbuki hasımların en yamanıdır. Ancak hakimiyeti eline alır almaz, yeryüzünde fesat çıkarmaya, insanların ürününü ve neslini yok etmeye çalışır. Allah(cc), fesadı sevmez. Böylesi, kendisine ne zaman :' Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinciyle davran' denilse, benlik ve gurur kendisini günaha sevkeder. Azap olarak cehennem ona yeter!. O ne kötü yerdir.
    (
     Lafzen, “insanlar arasında kimisi (veya “öylesi”) vardır ki.” Bazı müfessirlerin yap­tığı gibi,  bu ayetin belli bir kişiye -Hz.  Peygamber'in bir çağdaşına- atıfta bulun­duğunu farzetmek için geçerli bir sebep olmadığından,  en güvenilir otoriteler yu- kandaki pasajın genel bir anlam taşıdığı görüşünü  benimsemişlerdir (karş.  Râzî). Sözün  gelişinden  de  açıkça  anlaşılacağı  gibi,  bu  ifade,  2:200-201'de,  çatışan  iki davranış tarzına yapılan atfın daha ayrıntılı bir açıklamasıdır: Tek kaygısı bu dün­ya  hayatı  olan  kişinin  tavrı  ile  öteki dünyayı  da  düşünen,  hatta  onu  mevcut  ha­yatından daha  fazla düşünen kişinin tavrı  arasındaki farklılığın  açıklaması.ESED

     Lafzen,  “o, yeryüzünde fesat yaymak ve ürünü ve nesli yok etmek için orada koş­turup  durur [yahut  “çaba  gösterir”].  Birçok  müfessir,  bu  cümlede,  bu  şekilde  ta­nımlanan  kişinin  bilinçli  bir  niyet  taşıdığına  işaret  edildiği  kanısındadır;  ama liyufsidd deki  (genel  olarak  “fesadı  yayabilmek  için”  şeklinde  anlaşılır) li edatının bu  bağlamda  gramercilerin lâmu'l-âkıbeh dedikleri,  “sonuç  belirtmek  için  kulla­nılan lâm [harfi]”nin fonksiyonunu  görmesi de mümkündür —yani bilinçli bir ni­yetin varlığı veya yokluğu  sözkonusu  olmadan (fesat saçmakla  uğraşır).  (Benim benimsediğim şekilde  çevrilmesi durumunda  bu  her iki  ihtimal de gözetilmiş  ol­maktadır). Hars ifadesine  (tarafımdan  “ürün”  olarak  çevrilmiştir)  gelince,  bunun asıl  anlamı,  emek  yoluyla  sağlanan  “kazanç”  yahut  “geliridir;  ve  çoğunlukla “dünyevî mallar”ı (bkz. Lane II,  542)  ve  özellikle  de  hem toprağın işlenmesi yo­luyla  elde  edilen ürünü,  hem  de bizzat  işlenmiş  tarlanın  kendisini gösterir.  Eğer hars bu bağlamda “ürün” olarak anlaşılırsa, bu,  mecazî olarak genelde insan davranışlanna ve özelde de toplumsal tavırlara uygulanabilir.  Ancak bazı müfessirler -görüşlerini “kadınlannız  sizin tarlalarınızda“’  (2:223) şeklindeki  Kur’an  ifadesine dayandırarak- haröm burada  “eşlerii  anlattığını  iddia  ederler  (karş.  Râzî ve Me-n ârll,  248:  dilbilimci el-Ezherî'den naklen):  Bu durumda  “ürünün ve  neslin yok edilmesi”,  aile  hayatının  sarsıntıya  uğraması  ile  ve  sonuçta  bütün  bir  toplumsal yapının çökmesi ile eş anlamlı olur.  Bu iki yorumun  her ikisine göre de  pasaj şu anlama gelmektedir: Yukarıda tanımlanan zihniyet, genel bir kabul görüp sosyal davranışları yönlendirir hale  gelir gelmez  kaçınılmaz  bir şekilde yaygın bir ahla­kî çürüme  ve  sonuç  olarak sosyal bir çözülme  ile  noktalanır.ESED

    Bu  âyette  ülkenin  istikbalinin  en  önemli  iki  rüknüne  dikkat  çekilmektedir. Maddî  hayatın,  ekonomik  hayatın  esası  ürün,  manevî  hayatın  esası  ise  yeni nesillerin iyi yetiştirilip eğitilmesidir.SY

    )

23 Temmuz 2022 Cumartesi

 Bakara 200-203:

  •  (Hacca has) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir hatırlayışla, Allah(cc)'ı anmaya devam edin. Çünkü öyle insanlar var ki:'  Ey Rabbimiz, bize bu dünyada ver' diye dua ederler, böyleleri ahiret nimetlerinden nasiplerini alamayacaktır. Ama içlerinden öyleleri de var ki:'
    رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً
    وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
    ' diye dua ederler. İşte bunlar kazandıklarına karşılık mutluluktan nasip alacak kimselerdir. Ve Allah(cc) hesabı çok çabuk görendir. Dolayısıyla, bu sayılı günlerde, Allah(cc)'ı anmaya devam edin. Her kim acele edip iki günde dönerse ona günah yoktur. Kim de dönüşü erteleyip daha uzun süre kalırsa, sorumluluk bilinciyle davrandığı sürece, ona da günah yoktur. Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun ve sonunda, O'nun huzurunda toplanacağınızı aklınızdan çıkarmayın!.
    (
    Haccı tamamlayınca  araplar  Mina‟da  toplanıp,  bilhassa  atalarının  yaptıkları işleri  anlatarak  övünmeyi  âdet  edinmişlerdi.  Bu  âyet  ona  bedel  Allah‟ı  zikredip O‟nun  hidâyetini  anlamak,  onun  eserlerini  tefekkür,  nimetlerine  şükür  etmeye teşvik ediyor.SY

    )

22 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 198-199:

  •  Bununla beraber, Rabbinizden hac esnasında bir lütuf elde etmek için çalışırsanız günah işlemiş olmassınız. Arafat'tan dalga dalga indiğinizde, kutsal mahalde Allah(cc)'ı anın. Ve O'nu, yolunuzu gerçekten kaybetmişken size doğru yolu gösteren bir ilah olarak anın. Ve dalga dalga ilerleyen kalabalıklarla siz de ilerleyin ve Allah(cc)'tan günahlarınıza mağfiret dileyin. Doğrusu Allah(cc) çok affedici, çok merhamet kaynağıdır.

21 Temmuz 2022 Perşembe

 Bakara 197:

  • Hac belli aylarda ifa edilir. Her kim o aylarda haccı ifa ederse, hac sırasında çirkin konuşmalardan, tüm yakışıksız davranışlardan ve kavgadan kaçınmalıdır. Her ne Hayr işlerseniz Allah(cc) bilir.  Ve kendiniz için hazırlıklı olun, ama kendiniz için hazırlıkların en güzeli, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olmaktır. ' Öyleyse, Bana karşı sorumluluk bilincinde olun, ey akıl sahipleri!'.
    (
    Before the advent of Islam, taking of provisions for the pilgrimage journey was considered to be a worldly act and it was expected that a pious than would go to the House of Allah without any worldly goods. Here it is declared that it is no virtue to go without provisions on pilgrimage to Makkah. Real virtue is that one should fear God, obey Him and keep one's life pure. If a pilgrim does not take any provisions with him, but commits evil deeds without any fear of Allah, he makes a profitless show of piety. In the sight of Allah and men, such a man will dishonour both himself and the pilgrimage he is performing. On the other hand, if a pilgrim has fear of Allah embedded in his heart and keeps his morals pure, he will gain honour with Allah and men, though he may have provided himself fully with provisions.   ET

    )

20 Temmuz 2022 Çarşamba

 Bakara 196:

  •  Haccı ve umreyi Allah(cc) için ifa edin, fakat yapmaktan alıkonursanız, gücünüzün yeteceği bir kurban kesin ve kurban kesilinceye kadar başlarınızı traş etmeyin, ama içinizden hasta olan veya başında rahatsızlık olan kimse, oruç tutarak veya sadaka vererek veya da başka bir ibadet ile özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır. Sağlıklı ve emniyette olduğunda hac vaktinden önce umre yapan, gücünün elverdiği türden bir kurban kessin, ama kurbana gücü yetmeyen hac sırasında üç döndükten sonrada yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bütün bunlar Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah(cc)'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve unutmayın ki, Allah(cc) karşılık vermede şiddetlidir.
    (
     Bu, yalnızca haccın  kutsiyetinin muhtemel  bir  ihlaline değil,  aynı  zamanda,  da­ha genel bir şekilde, Allah'ın buyruklannın kasıtlı olarak ihlal  edildiği bütün du­rumlara  ve  ihtimallere  işaret etmektedir.ESED

    )

19 Temmuz 2022 Salı

 Bakara 195:

  •  Ve Allah(cc) yolunda infak edin. Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her zaman yerinde ve tutarlı davranış sergileyin, zira Allah(cc) muhsin kullarını sever.
    (
     Yukarda  ele  alınan  hac  ve  İslâm'ı  insanla  buluşturmak  için  gösterilen  her  tür  çabanın  adı  olan  cihad  ibadetleri  hep  ekonomik  feda­kârlık   gerektiren   ibadetlerdir.   Bu   ibadetler   için harcanacak her kuruş  "Allah yolunda har­canmış"   demektir.   Allah   yolunda   harcama   emrinin  ardından,  bu  emrin  illet  ve  hikmeti  şöyle  açıklanır:   "kendinizi   kendi   ellerinizle   tehlikeye atmayın".  Bu  tehlike Allah  yolunda  harcamayı  ve  cihadı  terk  etmektir.  MI

    )

 Bakara 194:

  •  Saldırmazlık örfünün geçerli olduğu aylarda size saldıranlara siz de karşılık verin. Zira saldırmazlık örfünün ihlali adil karşılık yasasına tabiidir. Böylece, eğer biri size saldırırsa, siz de onun saldırdığı gibi ona saldırın ancak Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun. Zira Allah(cc)'ın müttakilerin yanında olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

18 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 192-193:

  •  Eğer yaptıklarına bir son verirlerse, şüphesiz ki Allah(cc) çok bağışlayıcı ve sonsuz merhamet kaynağıdır. Onlarla inanca yönelik baskı ve zulum kalmayıncaya ve din yanlız Allah(cc)'a ait oluncaya kadar savaşın. Eğer yaptıklarına bir son verirlerse, zulmedenlerin haricindekilere düşmanlıkta sona erecektir.

17 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 190-191:

  •  Size karşı savaş açanlarla siz de Allah(cc) yolunda savaşın, fakat sakın saldırganlık yapmayın. Allah(cc) saldırganlık yapanları sevmez. Onları (savaş esnasında) karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün. Zaten , zulum ve baskı (fitne) , ölümden beterdir. Mescid-i haram civarında onlar size savaş açmadıkça, siz onlara savaş açmayın. Eğer onlar size savaş açarsa, onları öldürün. İşte kafirler böyle cezalandırılır.
    (
     Bu ve  bundan sonraki ayetler,  Müslümanlar  için  savaşın meşruiyetinin yalnızca (kelimenin en geniş anlamıyla) kendini savunma amacına bağlı olduğunu tered­dütsüz  bir şekilde ortaya  koymaktadır.  Müfessirlerin büyük  çoğunluğu, lâ ta'te-dû ibaresinin,  bu bağlamda  “saldırganlık yapmayın”  anlamına geldiği, mu 'tedînile  de  “saldırganlıkta  bulunanlar”ın  kasdedildiği  konusunda  hemfikirdirler.  “Al­lah yolunda” -yani Allah tarafından konulmuş  ahlakî ilkeler uğrunda- savaşma­nın savunma amaçlı olma özelliği, ayrıca,  “size savaş açanlar”a yapılan atıfta ba­riz  bir şekilde  ortaya  konulmuş  ve  22:39'da - “kendilerine  haksız yere  saldırılan kimselere [savaşma] izni verilmiştir”-  daha da açık bir şekilde ifade edilmiştir.  El­deki bütün nakillere  göre  bu  son ayet, cihâd yahut  kutsal  savaş  meselesine  en ilk (ve bu nedenle de en köklü) Kur’ânî atıftır (bkz. Taberî ve İbni Kesîr'in 22:39 ile  ilgili yorumlan).  Savunmayı  savaşın tek  haklı  gerekçesi olarak belirleyen  bu ilk ve temel prensibin Kur’an'da, yukarıdaki ayetten sonraki bir döneme ait olan 60:8'de ve 4:91'in son cümlesinde  de  tekrarlandığı  görülmektedir.ESED

    Âyet,  savaşın  en  önemli  gerekçelerinden  birini fitne  olarak  anmaktadır.  Evet,  savaş  is-tenmeyen  bir  şeydir  fakat  onu  gerekli  kılan faktörler  vardır  ki,  bunların  başında  fitne  gelir  veya  bu  faktörlerin  hepsi  fitne  kavramı  içinde  mütalâa edilebilir. Kelime manâsıyla, içinde altın madeni  bulunan  toprak  kütlelerini  kazana  atıp kaynatmak ve neticede altını elde etmek demek olan fitne, terim anlamıyla, Allah’a şirk koşmak ve  bunu  bir  hayat  tarzı  haline  getirmek,  küfrü  yaymak,  irtidat,  Allah’ın  haram  kıldığı  amelle-ri  büyük  bir  aldırmazlık  içinde  işlemek,  umu-mî  asayiş  ve  güvenliği  ortadan  kaldırmak,  hak  Din’e  karşı  aktif  düşmanlık  içinde  bulunmak  gibi, her biri hak ve adaletin gereği olarak insan öldürmeden  çok  daha  kötü  ve  toplumu  sarsıcıfiilleri ifade eden bir kavramdır. Bütün bu fiiller, duruma ve şartlara göre küçük veya büyük çaplısavaşların haklı sebebi olabilecek özellikte ise de, bu  ve  bundan  sonraki  âyette  fitne  ile  âdeta  bu  manâların tamamı, yani Allah’a şirk koşma veya küfrün yol açtığı anarşi, terör, zulüm ve güven-sizlikle örülü içtimaî hayat ve İslâm’a karşı aktif düşmanlık kastedilmektedir.AÜ

     Bir önceki emir açısından bakıldığında,  (“Allah yolunda” yapılan bir kurtuluş  savaşı  olarak)  “onlan  karşılaştığınız  her yerde  öldürün”  buyruğu,  yalnızca,  “savaş açanlar”ın  saldırganlar  ve  zalimler  şeklinde  anlaşılması  halinde  o a n d a   devametmekte olan düşmanlıklar  bağlamında  geçerlidir  (Râzî); Fitnenin  bu  bağlamda “baskı”  olarak  çevrilmesinin  gerekçesi,  bu  terimin  insanı  sapıklığa  götüren  ve manevî  değerlere  inancını  kaybetmesine  yol  açan  her  türlü  müdahale  için  kul­lanılmasıdır (karş. Lisânu'l-Arab).ESED

    Fitne  burada  inanca  yönelik  her  tür  baskı  ve zulmü  ifade  eder  (Bkz:  114/Tevbe:  49).  Zira  baskı ve işkence altında kalan ölümü temenni eder;  ölümün  temenni  edildiği  şey  ise  ölüm­den beterdir  (Krş:  Zemahşerî). MI

    Âyetin  bu  cümlesi  ilk  cümlesi  olan  "On­ları  karşı  karşıya  geldiğiniz  her  yerde  öldü­rün!"  talimatını tefsir etmektedir.  Karşı  karşı­ya  gelindiği  her  yerde  öldürülecek  olanlar  sal­dırgan  taraftır.  Çünkü  onlar  saldırmakla  teca-vüzkâr olduklarını isbatladılar ve başka insan­ların  canlarına  kastederek  kendi  canlarını  he­der  ettiler. MI

    )

16 Temmuz 2022 Cumartesi

 Bakara 189:

  •  Sana ayın evreleri hakkında soru soruyorlar, onlara de ki:' O insanlar için ölçü birimidir ve hac için de!'. Bu arada evlere arka kapıdan girmeniz de (meselelere yanlış yaklaşmanız da) bir erdem değildir. Gerçek erdem sahibi sorumluluk bilinci ile hareket eden kişidir. O halde evlere kapılarından girin (meselelere doğru yaklaşın) ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun ki, ebedi kurtuluşa erebilesiniz.
    (
     Yani,  gerçek  erdemlilik,  imanî  meselelere  “arka  kapıdan”  yaklaşmak,  yani  yal­nızca  çeşitli dinî vecîbelerin ifası için konulmuş  şekil ve  sürelere  uymaktan iba­ret  değildir  (karş.  2:177).  Bu  şekil  ve  süre  sınırlamaları,  kendi  başlarına  ne  ka­dar  önemli  de  olsalar,  her  eyleme  onun  ruhsal  “giriş  kapısı”ndan,  yani  Allah'a karşı  sorumluluk  bilinci  duyarak  yaklaşılmadıkça,  gerçek  hedeflerine  ulaşmış olamazlar. B âb (“kapı”)  kelimesi,  mecazî olarak “bir şeye  nüfuz  etmenin,  yahut ona  ulaşmanın  yollan”nı  gösterdiğinden  (bkz.  Lane  I,  272),  “bir  eve  (ön)  kapı­sından girme” mecazı,  klasik Arapça'da  çoğunlukla bir probleme  doğru yaklaşı­mı  anlatmak için  kullanılır (Râzî).ESED

    )

15 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 188:

  •  Birbirinizin mallarını haksız yere yiyip tüketmeyin ve başkasına ait meşru mallardan hiçbirisini bilerek haksızlıkla tüketmek için hukuki hilelere başvurmayın.
    (
    This verse has two aspects: One should not try to seize the property of another by bribing the judges, and one should not go to the court of law to seize the property of another through specious arguments. It is just possible that the judge might decide, on the basis of available evidence, in favour of the transgressor, but it does not mean that the property has thereby really become lawful for him. The Holy Prophet warned such people. saying, `'After all I am a human being. It is just possible that in a case brought before me, one better versed in the art of talking than his opponent might persuade me to decide the case in his favour. But let it be understood that anything gained in this way from a brother will, in fact, mean the acquiring of a piece of Hell for himself in spite of my decree in his favour." ET

    )

14 Temmuz 2022 Perşembe

 Bakara 187:

  •  Gündüz tutulan oruçtan sonra gece kadınlarınıza yaklaşmanız helaldir. Onlar sizin için bir elbise gibidir, siz de onlar için elbise gibisiniz. Allah(cc) bu konuda kendinizi sıkıntıya sokacağınızı biliyor ve bu yüzden O size mağfireti ile yönelmiş ve bu zorluğu üzerinizden kaldırmıştır. Şimdi öyleyse onlara yaklaşabilir ve Allah(cc)'ın sizin için uygun gördüğünden yararlanabilirsiniz ve gecenin karanlığından tanyerinin aydınlığı fark edilinceye kadar yiyip içebilirsiniz. Sonra gece çökünceye kadar oruç tutarsınız. Ama mescitlerde itikafta iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah(cc)'ın koyduğu sınırlardır. O halde bu sınırları ihlal etmeyin. İşte böylece Allah(cc) mesajlarını insanlara açıklıyor ki, sorumluluk bilinci ile davranabilesiniz.
    (
    That is, just as nothing can intervene between the clothes and the body and each fits into the other naturally, so is the relation between the husband and the wife: each is a means of comfort, protection and happiness for the other.ET


    )

13 Temmuz 2022 Çarşamba

 Bakara 186:

  •  Eğer kullarım sana Beni soracak olurlarsa, iyi bilsinler ki Ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin çağrısına hemen karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana tam inansınlar ki, doğru yolu bulabilsinler.
    (
     Dua  kalbin  Allah'la  konuşmasıdır.  Allah  Rasulü  duanın  önemini  şöyle  izah  eder:  "Al­lah  katında  duadan  daha  üstün  bir  insan  dav­ranışı  yoktur"  (Tirmizî,  De'avât  1).  Bu  kadar  büyük  ve  ölümsüz  bir  hakikati  bu  denli  sade  ve  yalın  bir  dille  anlatmak  ancak  kelam-ı  ilâ­hîye  mahsus  bir özellik  olsa  gerek.  ESED


     Dua, bir bakıma ibadetin özü, hattâ bütünü gibidir. Bütün kâinattan Allah’a yükselen duadır. Duanın çeşitleri vardır.
    •   Bütün  bitkilerin,  hayvanların  ve  insan  vü-cudunun  yaratılış  ve  vazifeleri  istikametinde  yaptıkları fıtrî duadır ki, kabul görür.
    •   Yine, bitkilerin ve hayvanların ihtiyaç diliyle yaptıkları duadır ki, bilhassa bitkilerin rızık-larının  tam  vaktinde  ve  ayaklarına  gelmesi;  tilki, kurt, aslan gibi zekâ ve güçlerine güve-nen hayvanların daha zor, buna mukabil daha az zekî ve daha güçsüz hayvanların daha iyi beslenmeleri  bu  duanın  da  kabul  edildiğini gösterir.  Bir  canlı,  kendisini  ne  kadar  güçlü,  zeki ve kendi kendine yeter görürse, ihtiyaç-larını gidermede o kadar zorluk çeker. Bebek-lerin  ihtiyaçlarını  gidermek  için  yapmalarıgereken tek şey, sadece ağlamaktır.
    • İnsanların yaptıkları duadır ki, o da ikiye ayrılır:
    •  Fiilî  dua,  Allah’ın hayat için koyduğu ka-nunlara  itaat  etmektir.  Meselâ  çiftçinin  tarlayı  sürmesi,  rahmetin  kapısını  çalma  manâsında  bir  duadır.  Hastanın, şifayıAllah’tan beklemek ve geldiğinde O’ndan bilmek şartıyla  sebeplere  riayet  esasına bağlı olarak doktora başvurması ve gerek-li  ilacı  kullanması,  Allah’ın Şâfî  isminin  kapısını çalma manâsında yine duadır. Bu tür dualar da, çoğunlukla kabul görür.
    • İnsanların  herhangi  bir  dileklerine  ulaş-mak için Allah’a el açarak yaptıkları sözlü duaya da mutlaka cevap verilir. Fakat ce-vap  verme,  her  zaman  istenilenin  aynen  verilmesi demek değildir. Allah, Hikmeti-ne bağlı olarak bazen istenilenin aynısınıverir; bazen, kul o an için anlayamasa da daha  hayırlısını  verir;  bazen  de  duanın karşılığını dünyada vermez, Âhiret’te ve-rir. Çünkü her halükârda dua bir ibadettir ve ibadetlerin karşılığı Âhiret’te beklenir.AÜ


    )

12 Temmuz 2022 Salı

 Bakara 185:

  •  (O sayılı günler), insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğru ile eğriyi birbirinden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran'ın kendisinde indirilmeye başlandığı Ramazan ayıdır. Öyleyse içinizden kim bu aya yetişirse, oruç tutsun. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler kadar diğer günlerde tutsun. Allah(cc) size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bütün bunlar sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah(cc)'ı yüceltmeniz ve O'na şükretmeniz içindir.

11 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 183-184:

  •  Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, Allah(cc)'a karşı sorumululuk bilinciyle davranasınız. Sayılı günlerde oruç size farz kılındı. Sizden her kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler kadar diğer günlerde tutsun. Ve bu gibi hallerde gücü yetenlerin bir muhtacın karnını doyurarak fidye vermesi, bir yükümlülüktür. Her kim yapmaya yükümlü olduğundan daha fazlasını yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur. Zira oruç tutmak kendisine iyiliktir. Keşke bunu iyi kavrasaydınız!.
    (
      Bazı müfessirler, bunun, gönüllü olarak birden fazla muhtacı doyurmaya yahut bir muhtacı yukandaki emirde  istenenden daha fazla gün boyunca doyurmaya  işaret ettiği görüşündedirler.  Cümlenin geri kalan kısmı bu şekildeki orucun faziletlerin­den  söz  ettiği  için,  “yapmaya  yükümlü  olduğundan  daha  fazla  iyilik yapma”nın, bu bağlamda,  Ramazan ayındaki farz orucun dışındaki nafile oruca (Hz.  Peygam­ber'in de  zaman zaman tuttuğu  oruca)  işaret etmiş  olması  kuvvetle  muhtemeldir.ESED
    )

10 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 182:

  •  Fakat kim vasiyet edenin yanlı veya kasıtlı davrandığından endişe eder ve mirasçıların arasını uzlaştırırsa, bu durumda kendisine bir vebal yoktur. Şüphesiz ki, Allah(cc), bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

9 Temmuz 2022 Cumartesi

 Dua saati:106. Ey her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahî izâfî güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Basar ve basiretimin önündeki günah ve isyan perdelerini kaldır; doğruları görmeme ve eşyanın hakikatını bilmeme mani olan bütün engelleri def’et.. şu dünya hayatında, gönlümü güzellik duygularıyla mamur kıl.. bana her zaman güzel kalmanın yollarını göster.. ve beni yeniden diriltileceğim mahşer gününde rezil rüsvâ eyleme! Allahım! Sen beni önce taştan–topraktan yarattın, sonra da iman ve mârifet bahşederek kalbde ve ruhta yeniden dirilttin. Ben, bir zamanlar yoktum; var olma ihtiyaç ve neş’esinden de habersizdim. Sen beni cebr-i lütfîler tezgâhından geçirerek, talep üstü, vücud, hayat, şuur, idrak, irade ve gönül gibi latîfelerle şereflendirip, rahmet yurdunun koridoru şu mihnet diyarına gönderdin. Verdiğin şeyleri istememiştim, isteyemezdim, isteyecek bir mahiyette de değildim. Ancak şimdilerde, bu lütuflarını anlamaya çalışıyor; anladıkça nimetlerinin artarak devam etmesine ihtiyaç duyuyor ve ıztırar çığlıklarıyla inliyorum: Ey iyilik ve ikram tahtının Sultanı Rabb-i Kerîm! Mebdede benden bir istek ve talep olmadan lütf u ihsanınla bağışladığın sayısız nimetlerini, Rahmâniyetinin ve Rahîmiyetinin tecellileriyle bundan sonra da devam ettir... Ey kesintisiz ikramlarıyla doyduğum, hep af ve mağfiretine nâil olduğum Rabbim! Ümidim odur ki, gayrı Seni hep ihsanlarınla yâd edeyim ve bana her zaman rahmetinle muamele ettiğini göreyim. Allahım, hakkındaki hüsn-ü zannımda beni yanıltma, reca duygumu boş bir kuruntu olarak bırakıp kulunu hüsrana uğratma; rahmetinin güzelliğine ve merhametinin enginliğine yaraşır şekilde icâbet eyle dualarıma.

8 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 180-181:

  •  Herhangi birinize ölüm yaklaştığında, eğer arkasında yeterli bir hayr bırakıyorsa, anne/baba ve diğer yakınlarına uygun şekilde vasiyette bulunmak size farz kılındı. Bu, Allah(cc)'a karşı sorumluluk duyanlar için bir yükümlülüktür. Ve kim, böyle bir hükmü duyduktan sonra değiştirirse, böyle davranmanın günahı, yanlızca onu değiştirenedir. Doğrusu Allah(cc) herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
    (
     Bu  cümlede  geçen hayr kelimesi,  sadece  “servet”i  değil,  “yeterli  bir zenginliği” gösterir:  ve  bu,  arkasında  yeterli  bir  zenginlik  bırakan  kimsenin,  ailesinin  özel­likle  bunu  hak  eden  fertlerine  4:ll-12'de  zikredilen  şeriat  tarafından  belirlen­miş/değişmez  paylara  ilaveten -ve  onların dağıtımından  önce- vasiyette  bulun­ması gerektiği buyruğunu  açıklamaktadır. Hay?ın bu yorumu,  özellikle bu  aye­te istinad eden Hz. Ayşe ve Ali b. Ebî Tâlib'in sözleriyle desteklenmektedir (karş. Zemahşerî ve Beydâvî).ESED

     Hayır hem  serveti  hem  değeri  ifade  eder.  Kur'an'ın  dünya  malına  özünde  iyi  olan  bir  şey olarak baktığını gösterir.  İnsanın fıtratı gi­bi bir  de  "malın fıtratı"ndan  söz  etmek  caizse  eğer,  malın  fıtratı  da  iyi,  güzel  ve  hayr  üzeri­nedir.  Burada  mal  yerine  hayır  gelmesi,  hem  helâl  servetin  hayır  oluşuna,  hem  de  her hay­rın  servet  oluşuna  delalet  eder.  Kim  ne  birik-tirirse  onu  vasiyet  eder.  Hz.  Peygamber'in  ve­da hutbesi  onun vasiyetiydi. MI

    Buradan anlıyoruz ki, ölen kişinin geride bıraktığı hayr'dır, hasene değil. Hayr olarak bıraktıgından yararlananlar kaşılığında Yüce Rabbim, 1/10 karşılığını verir diye düşünebiliriz, fakat daha önceden de bildiğimiz gibi hasene'nin karşılığını Yüce Rabbim biliyor, tümüyle farklı bir boyut. Dolayısıyla, kişinin ölmeden önce malını hasene işlerde harcamasında büyük fayda var, yoksa bıraktığı sadece hayr olarak kalıyor. Yüce Rabbim en doğrusunu bilir.




    )

7 Temmuz 2022 Perşembe

 Bakara 178-179:

  •  Ey iman edenler, cinayete kurban gidenler hakkında adil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın. Bunun üzerine herkim kardeşi tarafından bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatı da ona uygun şekilde ödenmeli. İşte bu Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmetttir. Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun için şiddetli bir azab vardır. Ey akıl sahipleri, kısasta (adil karşılıkta) sizin için hayat vardır. Sizden artık sorumlu davranmanız beklenir.
    (
     Kur’an,  gerçek erdemliliğin sadece görünür/dış biçimlere ve törenlere sarılmak­tan  geçmediğini vurguladıktan  sonra  burada  insanın  davranış  problemi  ile  ilgili yeni  bir sayfa  açmaktadır.  Nasıl  ki  erdemlilik,  doğru ve yararlı  eylemler olmak­sızın  bir  anlam  ifade  etmezse,  bireysel  dürüstlük  de,  topluluk  içinde  bireylerin sosyal  hakları ve  sorumlulukları  ile  ilgili,  başka  bir deyişle,  bireyin  toplum  için­deki  davranışlarını  ve  toplumun  bireye  ve  eylemlerine  karşı  tavrını  yönlendir­mesi gereken pratik y asalar ile ilgili bir anlaşma olmadıkça  sosyal anlamda ger­çek  bir  etkinlik  kazanamaz.  Yasal  düzenlemelerin  İslam  öğretisinde  bu  kadar önemli bir rol  oynamasının ve  Kur’an'm  ahlakî ve  ruhî  öğütlerini  sürekli  olarak sosyal  hayatın  pratik  alanlarına  ilişkin  buyruklarla  örmesinin  gerçek  sebebi  bu- dur.  Şimdi herhangi bir toplumun karşı karşıya kaldığı en önemli problemlerden biri,  üyelerinin hayatını  ve bireysel güvenliğini  korumaktır;  o halde  öldürme ve bunun  cezası  ile  ilgili yasaların  burada ağırlıklı  olarak ele  alınması,  anlaşılabilir bir  sebebe  dayanmaktadır.  (Akıldan  çıkarılmamalıdır  ki  “Bakara  Sûresi”  Medi­ne'de, yani Müslüman toplumun bağımsız bir sosyal birim olarak henüz yeni ku­rulduğu  bir  dönemde  nazil  olan  ilk  sûredir).  Yukarıdaki  ayetin  başında  geçen kısâs (adil  karşılık)  terimine  gelince,  işaret  etmeliyiz  ki  bu  terim -bütün  klasik müfessirlere göre- musâvat ile hemen hemen eş anlamlıdır: yani,  “bir şeyi (baş­ka  bir şeye)  eşitlemek”;  bu  örnekte  cezayı suça  eşiüemek (veya  uygun hale  ge­tirmek) — ki en doğrusu  “adil karşılık”  (İngilizcede  “just retribution”) olarak çev­rilebilir,  yoksa  (sıkça ve yanlış bir şekilde çevrildiği  gibi)  “misilleme”  (İngilizce­de  “retaliation”) olarak değil.  Kur’an'ın burada genel olarak “öldürme olaylarî’nı (fi'l-katlâ,  lafzen,  “öldürülme  halinde”)  ele  aldığını  görerek ve  bu  ifadenin  bü-tün muhtemel cinayet olaylarını -taammüden öldürme,  aşın tahrik altında öldür­me,  ihmal sonucu öldürme,  kazaen öldürme vb -  kapsadığı gözönüne alındığın­da, bir hayata karşılık başka bir hayatı almak (“misilleme” teriminde ifadesini bu­lan olgu), her olayda adaletin gereklerine uygun düşmeyebilirdi.  (Bu,  mesela bir kasda  dayanmayan  öldürme  olaylarında  yasal  tazminat  konusunun  ele  alındığı 4:92'de  açıklığa kavuşturulmuştur.)Bu  pasajın girişindeki  “kısas” terimi ile bağlantılı olarak okunduğunda,  “hür için hür,  köle  için  köle,  kadın  için  kadın”  şartının  sınırlı,  lafzî  anlamıyla  alınamaya­cağı -ve bu  niyeti  taşımadığı- açıktır:  çünkü bu,  birçok öldürme  olaylarını,  me­sela bir hürün  bir köle  tarafından veya  bir kadının bir erkek tarafından öldürül­mesini veya tersini dışarda bırakırdı.  Böylece,  yukarıdaki şart,  Kur’an'da  çok sık rastlanılan eksiltili  ifade tarzının (îcâz) bir örneği olarak alınmalıdır ve onun sa­dece  bir anlamı  olabilir ki  o da:  “eğer hür bir  adam cinayet işlerse,  o  hür adam cezasını görmelidir:  eğer bir köle cinayet işlerse  ...” vd. şeklinde olmalıdır— baş­ka  bir  deyişle,  statüsü  ne  olursa  olsun,  suçlu  erkek  veya  kadın  (ve  sadece  on­lar)  suça  uygun  düşen bir şekilde  cezalandırılacaktır.ESED

    Bu  âyet  cezayı  emreden  değil,  cezalandır­mada zulmü ve taşkınlığı yasaklayan bir âyet­tir.  Zira  zayıfın güçlüden  öldürdüğü  bir  kişiye  karşılık,  güçlünün  zayıfa  karşı  soykırıma  yel­tenmesi,  yalnızca  eski  dünyada  değil  modern  dünyada  da  sık  görülen  bir vahşettir.  İslâm'ın  üzerinde yükseldiği  üç ayaktan  biri  olan  "ada­letin  (diğer  ikisi  tevhid  ve  özgürlük)  sağlan­ması için cezalandırmada  denkliğin sağlanması  esastı.  Çünkü  ölümle  neticelenen  cinayet­ler bazen de hata ile işleniyordu.  Bu âyette  de-taylandırılmayan  bu  problem  Nisa  92'de  ay­dınlığa  kavuşturulmuştu.  Yine  yaralama,  bir  organa zarar verme vb.  gibi cinayet cezaları  da  "âdil bir karşılık" bulmalıydı. Bu âyet,  öldürü­len  köleye  karşılık  hür  katilin  öldürülemeye-ceği  gibi  alâkasız  bir  konuda  delil  olarak  kul­lanılamaz. MI

     Kısas,  Kitab-ı  Mukaddes’in  de  hükmüdür:  “Bir  adamı  vuran,  vurduğu  ölürse,  mutlaka  öl-dürülecektir... Ve babasına yahut anasına vuran mutlaka öldürülecektir. Ve adam çalan, onu sat-mış olsun yahut kendi elinde bulunsun, mutla-ka öldürülecektir...” (Çıkış, 21: 12, 15–16.) Fakat Kitab-ı  Mukaddes’te  af  hükmü  yoktur.  İslâm ise,  kısası  emretmekle  birlikte,  eğer  öldürüle-nin velîsi, yani vârislerinden biri bile katili diyet karşılığı veya karşılıksız affederse, bu durumda kısas düşer.Modern hukuk ise, cezalandırma yetkisini şa-hıstan alıp devlete vermektedir. Oysa bu, devle-tin  kendini  şahısların  yerine  koyması  demektir  ki, fertlere zulümdür. Suç kime karşı işlenmişse, cezalandırma  veya  affetme  yetkisi  ona  tanın-malıdır.  Suçun  kamu  hukukunu  ilgilendiren  kısmı,  onun  ayrı  bir  boyutudur.  İkinci  olarak,  modern  hukukta  bazı  ülkelerde  suçun  işlenişi-ne ve daha başka faktörlere göre ölüm cezası da verilmekle  birlikte  hapis,  genellikle  uygulanan  bir  ceza  şeklidir.  Oysa  İslâm,  tam  manâsıyla adalet temellerine oturur. Kanun karşısında hiç-bir can diğerinden kıymetli değildir. Âyette hür karşılığı  hür,  köle  karşılığı  köle,  kadın  karşılı-ğı  kadın  denmesi,  bir  hür  köleyi,  bir  erkek  bir  kadını  öldürdüğünde  onların  öldürülmeyeceği manâsına gelmez. Mâide Sûresi’nde cana can (5: 45) denmekle bu konudaki genel hüküm ortaya konmuştu.  Burada  ise,  Cahiliyye  dönemindeki  bir  uygulamaya  son  verilmektedir.  O  dönemde,  meselâ hür ve toplumda şerefli kabul edilen bir kişi öldürüldüğünde karşılığında bir-kaç kişi öl-dürülürdü. Âyet, bunu yasaklamaktadır.Suç müşahhas bir vakıa olduğu halde, modern hukukun  genellikle  uyguladığı  hapis  cezası  mü-cerret bir cezadır. Oysa, cezanın da müşahhas ol-ması gerekir. İkinci olarak, suç ve ceza ayrı ayrıdeğil,  bir  arada  düşünülmelidir.  Suçlar  bizzat  bir  fiil  ve  fiil  türünden  olduğu  için  İslâm’da  cezalar  da  fiil  türündendir;  yağ  kirini  yine  yağın  tortu-sundan  yapılan  sabunun  gidermesi  gibi.  Üçüncü  olarak, suç ile ceza arasında mahiyet birliği olma-lıdır. Yani her suça kendi cinsinden ceza verilmesi gerekir.  Meselâ  hırsızlık  suçu  ile  adam  öldürme  suçu mahiyetçe birbirinden farklıdır. Modern hu-kuk  ikisine  de  aynı  mahiyette,  yani  hapis  cezasıverir; ayrılık sadece kemiyettedir. Oysa kemiyet, hiçbir  zaman  keyfiyet  ve  mahiyetin  yerini  tut-maz. İslâm ise, cezayı suçun mahiyetine göre tak-dir eder. Dördüncü olarak, İslâm’da ceza hukuku adalet ve merhamet esasları üzerine oturur; ayrı-ca, takip eden âyette kısasta hayat vardır buyu-rulduğu üzere, hem suçluyu, hem mazlumu, hem toplumu,  hem  de  temel  ahlâkî-manevî  prensibi  bir arada ele alır ve terbiye, ıslah edicilik, adalet, caydırıcılık, mazlum veya mağduru tatmin esas-larıyla diriltici mahiyettedir. Oysa hapis cezasında bir  cezada  olması  gereken  bu  unsurların  hiçbiri  yoktur.  Hapis  cezası, ıslah  etmediği  gibi  caydı-rıcı  da  değildir;  çok  defa  bazıları  için  özendirici  bile olabilir. Ayrıca ruhu ve kişiliği öldürür; şahsıiçtimaî  hayattan  düşürmekle  topluma  katkıdan alıkoyar.  Mağdur  veya  mazlumu  tatmin  etmez.  Dolayısıyla, İslâm’ın her hükmü gibi, ceza huku-ku da tam bir adalet, denge, rahmet ve dirilticilik üzerine oturmaktadır.İslâm, hürmetlerin, değerlerin karşılıklı olma-sını  gerektiren  (Bakara  Sûresi/2:  194)  adaletin  gereği olarak cezalarda da karşılık esasını kabul etmiş olmakla birlikte, fertlere kendilerine yapı-lan bir kötülüğü affetmelerini, hattâ iyilikle sav-malalarını öğütlemiştir.AÜ



    )

6 Temmuz 2022 Çarşamba

 Bakara 177:

  •  Gerçek erdemlilik, yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir. Fakat gerçek erdem sahibi, Allah(cc)'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap ve peygamberlere inanan, servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da- akrabasına, yetimlere , ihtiyaç sahiplerine, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve insanları her türlü kölelikten kurtarmaya harcayan, salatı ikame edip, zekatı da yerine getiren kişidir. Ve bu kişiler söz verdiklerinde sözlerini tutarlar ve felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabrederler. İşte onlardır sadakatlarını gösterenler ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olanlar(وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ).
    (
     Böylece  Kur’an,  yalnızca  görünür/dış  biçimlere  uyum  sağlamanın  erdemliliğin gereklerini  yerine  getirmek  için  yeterli  olmadığı  ilkesini  vurgulamaktadır.  Kişi­nin namazda  yüzünü  şu veya bu yöne çevirmesine değinilmesi,  biraz önce kıb­le konusunu  ele  alan  ayetlerin devamıdır.ESED

     Birçok  müfessire  göre  “vahiy” (kitâb) terimi,  bu  anlam  örgüsü  içinde  genel bir muhteva  taşımakta:  ve genel olarak İlahî vahiy gerçeğine işaret etmektedir.  Me­leklere  imanın  burada  zikredilmesinin sebebi ise,  Allah'ın iradesini  peygamber­lere ve dolayısıyla bütün insanlığa izhar etmesinin, ğayb âlemine, yani, insan id­rakinin  ötesindeki  bir  gerçeklik  alanına  ait  olan  bu  ruhsal varlıklar veya  güçler aracılığıyla  gerçekleştirilmesindendir.ESED

    İbn u ’s-sebîl(lafzen,  “yolun oğlu”) ifadesi, evinden uzakta olan herhangi bir kim­seyi ve özellikle,  bu durumdan dolayı geçim için yeterli imkana  sahip bulunma­yan  kişiyi  gösterir  (karş.  Lane  IV,  1302).  Daha  geniş  anlamda  ise,  herhangi  bir sebepten  dolayı  geçici  veya  sürekli olarak  evine  dönemeyen  kimseleri,  mesela politik  sürgün veya  mültecileri  ifade  eder.ESED

     Âyetteki   rakabe'nin   lafzî   karşılığı   "bo­yun"  olmakla  birlikte  mecazî  olarak  "kişisel  özgürlüğün  kısmen  ya  da  tamamen  ortadan  kaldırılması"  durumunu  ifade  eder.  Bu  mad­de,  savaş  esirlerini  ya  da  köleleri  karşılık  bek­lemeksizin  özgürlüğe  kavuşturmak  için  mad­dî  yardım  yapmayı  öncelikli  insanî  erdemler  arasında  sayıyor.MI



    )

5 Temmuz 2022 Salı

 Bakara 176:

  •  İşte, hakikatı ortaya koymak için ilahi kelamı indiren Allah(cc) olduğuna göre, ona karşı kendi görüşlerini dayatanlar derin bir açmazdadırlar.

4 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 174-175:

  •  Allah(cc)'ın indirdiği vahiyden bir kısmını gizleyenler ve onu az bir bedele satanlar var ya, işte onlar karınlarını ateşle dolduruyorlar. Kıyamet günü Allah(cc) onlarla konuşmayacak, onları temize çıkarmayacak ve can yakıcı azab ta onların olacaktır. İşte onlar hidayet karşılığı sapıklığı, mağfiret karşılığı azabı satın aldılar. Ateşten pek korkuyor görünmüyorlar!.

3 Temmuz 2022 Pazar

 Günün sözü : Sorunun kendilerinde olduğunu anlayamayan insanlar, çözümü genelde başkalarının huzurunu bozmakta bulur.

 Sabah duasi : 115. Allah’ım! Senden, bizlere iç ve dış fetihler nasib buyurmanı, bu fetihlerin müyesser olabilmesi için şânına layık nusretlerle bizlere el uzatmanı diliyoruz. Allah’ım! “İlahî yardım ve zaferin geldiği zaman”ın anlatıldığı Nasr sûresinin sırrını Senden diliyoruz, bu sır hürmetine bizlere fetihler müyesser eyle! Allah’ım! “Biz sana aşikâr bir fetih ve zafer ihsan ettik. Bu da Allah’ın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlaması, sana yaptığı ihsan ve in’âmı tamamlaması, seni dosdoğru yola hidâyet etmesi. Ve sana şanlı bir zafer vermesi içindir.” buyurduğun Fetih sûresinin sırrını da bizlere bahşetmeni diliyor ve dileniyoruz. Bu sûrenin ihtiva ettiği “Allah’ın Fethi”, nusret ve yardımı; büyük başarıyı yaşatması; fevz u necâta erdirmesi; Mü’minleri mağfiret buyurması ve inananlara sekîne indirmesi gibi in’âm ve ihsanların yüzüsuyu hürmetine, bizleri bu sırra erdir, geçmişte yaşattığın nimetleri bir de bizlere yaşat! Allah’ım! Vaadinde “Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak vaad buyurur ki: Daha önce müminleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak” buyurduğun ayetin sırrını bağışla bizlere.. Ve biz zayıf ve kimsesiz kullarına, bu vaadini gerçekleştir.. Bizler böyle bir ihsana nail olmaya layık değilsek de, Sen, böyle bir ihsanı ve dahasını vermeye ehilsin.. Bu lütfunu ne olursun, bizden esirgeme.. Rabbimiz! Senden talep ettiğimiz yukarıdaki lütufları, ona olan ihtiyacımızdan dolayı, tez zamanda bizlere ihsan buyurmanı bekliyor ve diliyoruz

2 Temmuz 2022 Cumartesi

 Günün sözü : Eşekler, samana sahip olmayı, altına sahip olmaktan çok severler (Herakleitos)

 Sabah duasi : 3. Ey kendisine el açılıp istekte bulunulanların en cömerdi ve ey isteyenleri boş çevirmeyenlerin, istekleri yerine getirenlerin en hayırlısı! Hata ile yahut kasden, farkında olarak ya da olmayarak, bilerek veya bilmeyerek, her ne hâl üzere yaparsak yapalım Senin mutlaka bildiğin yakışıksız işlerimizi ve hatalarımızı bağışla. Senin sevgini istiyor, Sana yakınlığı arzuluyoruz ey her şeye yakın olan Rabbimiz; Senin komşuluğun (yakınlığın) ne yücedir; Senin senân ve övgün ne güzeldir ve Senden başka da ilah yoktur. Ey Rabbimiz! Dayanacak bir mazeretimiz yok ki, onunla Senden özür dileyelim; güç ve kuvvetimiz yok ki, günah ve hatalarımızın kahrediciliğine tahammül gösterelim.. fakat, her şeye rağmen, ey Rabbimiz ve ey Mevlamız, günahlarımızı itiraf ediyor, onların hacâletinden ve ağırlığından bizleri kurtarmanı, bağışlamanı diliyoruz.. günahlarımızı affet, bundan sonraki hayatımızda da ayıp ve kusurlarımızı Settar isminin tecellisine mazhar kıl, onlarla bizi mahcup etme.. dualarımızı kabul buyur.. bize düşmanca tavır takınanları hâlimize güldürme, bizi onlara alay konusu eyleme. Ey celal ve ikram sahibi, Cehennemin, varıp ulaşacağımız son durak olmasından Sana sığınırız; Cenneti bizim için ebedî bir sığınak ve istirahat mekanı kılmanı rahmetinden di leniriz.

1 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 172-173:

  •  Ey iman edenler, size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve eğer sadece Allah(cc)'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin. Allah(cc) size ancak leşi, kanı, domuz etini, ve Allah(cc)'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın, yemesinde mahsur yoktur. Şüphe yok ki, Allah(cc) çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.
    (
    "Ey  insanlar!"  diye  başlayan  168.  âyette  meşru ve temiz  olan  şeylerden yemeleri  karşı­lığında  insanlardan  Şeytan'a  uymamaları  iste­niyordu.  "Ey  iman  edenler!"  diye başlayan bu âyette  ise  inananlardan  Allah'a  şükretmeleri  isteniyor.  Çünkü  şükür inkâr  edenlerden  değil  iman  edenlerden  beklenir. MI

    )