17 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 190-191:

  •  Size karşı savaş açanlarla siz de Allah(cc) yolunda savaşın, fakat sakın saldırganlık yapmayın. Allah(cc) saldırganlık yapanları sevmez. Onları (savaş esnasında) karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün. Zaten , zulum ve baskı (fitne) , ölümden beterdir. Mescid-i haram civarında onlar size savaş açmadıkça, siz onlara savaş açmayın. Eğer onlar size savaş açarsa, onları öldürün. İşte kafirler böyle cezalandırılır.
    (
     Bu ve  bundan sonraki ayetler,  Müslümanlar  için  savaşın meşruiyetinin yalnızca (kelimenin en geniş anlamıyla) kendini savunma amacına bağlı olduğunu tered­dütsüz  bir şekilde ortaya  koymaktadır.  Müfessirlerin büyük  çoğunluğu, lâ ta'te-dû ibaresinin,  bu bağlamda  “saldırganlık yapmayın”  anlamına geldiği, mu 'tedînile  de  “saldırganlıkta  bulunanlar”ın  kasdedildiği  konusunda  hemfikirdirler.  “Al­lah yolunda” -yani Allah tarafından konulmuş  ahlakî ilkeler uğrunda- savaşma­nın savunma amaçlı olma özelliği, ayrıca,  “size savaş açanlar”a yapılan atıfta ba­riz  bir şekilde  ortaya  konulmuş  ve  22:39'da - “kendilerine  haksız yere  saldırılan kimselere [savaşma] izni verilmiştir”-  daha da açık bir şekilde ifade edilmiştir.  El­deki bütün nakillere  göre  bu  son ayet, cihâd yahut  kutsal  savaş  meselesine  en ilk (ve bu nedenle de en köklü) Kur’ânî atıftır (bkz. Taberî ve İbni Kesîr'in 22:39 ile  ilgili yorumlan).  Savunmayı  savaşın tek  haklı  gerekçesi olarak belirleyen  bu ilk ve temel prensibin Kur’an'da, yukarıdaki ayetten sonraki bir döneme ait olan 60:8'de ve 4:91'in son cümlesinde  de  tekrarlandığı  görülmektedir.ESED

    Âyet,  savaşın  en  önemli  gerekçelerinden  birini fitne  olarak  anmaktadır.  Evet,  savaş  is-tenmeyen  bir  şeydir  fakat  onu  gerekli  kılan faktörler  vardır  ki,  bunların  başında  fitne  gelir  veya  bu  faktörlerin  hepsi  fitne  kavramı  içinde  mütalâa edilebilir. Kelime manâsıyla, içinde altın madeni  bulunan  toprak  kütlelerini  kazana  atıp kaynatmak ve neticede altını elde etmek demek olan fitne, terim anlamıyla, Allah’a şirk koşmak ve  bunu  bir  hayat  tarzı  haline  getirmek,  küfrü  yaymak,  irtidat,  Allah’ın  haram  kıldığı  amelle-ri  büyük  bir  aldırmazlık  içinde  işlemek,  umu-mî  asayiş  ve  güvenliği  ortadan  kaldırmak,  hak  Din’e  karşı  aktif  düşmanlık  içinde  bulunmak  gibi, her biri hak ve adaletin gereği olarak insan öldürmeden  çok  daha  kötü  ve  toplumu  sarsıcıfiilleri ifade eden bir kavramdır. Bütün bu fiiller, duruma ve şartlara göre küçük veya büyük çaplısavaşların haklı sebebi olabilecek özellikte ise de, bu  ve  bundan  sonraki  âyette  fitne  ile  âdeta  bu  manâların tamamı, yani Allah’a şirk koşma veya küfrün yol açtığı anarşi, terör, zulüm ve güven-sizlikle örülü içtimaî hayat ve İslâm’a karşı aktif düşmanlık kastedilmektedir.AÜ

     Bir önceki emir açısından bakıldığında,  (“Allah yolunda” yapılan bir kurtuluş  savaşı  olarak)  “onlan  karşılaştığınız  her yerde  öldürün”  buyruğu,  yalnızca,  “savaş açanlar”ın  saldırganlar  ve  zalimler  şeklinde  anlaşılması  halinde  o a n d a   devametmekte olan düşmanlıklar  bağlamında  geçerlidir  (Râzî); Fitnenin  bu  bağlamda “baskı”  olarak  çevrilmesinin  gerekçesi,  bu  terimin  insanı  sapıklığa  götüren  ve manevî  değerlere  inancını  kaybetmesine  yol  açan  her  türlü  müdahale  için  kul­lanılmasıdır (karş. Lisânu'l-Arab).ESED

    Fitne  burada  inanca  yönelik  her  tür  baskı  ve zulmü  ifade  eder  (Bkz:  114/Tevbe:  49).  Zira  baskı ve işkence altında kalan ölümü temenni eder;  ölümün  temenni  edildiği  şey  ise  ölüm­den beterdir  (Krş:  Zemahşerî). MI

    Âyetin  bu  cümlesi  ilk  cümlesi  olan  "On­ları  karşı  karşıya  geldiğiniz  her  yerde  öldü­rün!"  talimatını tefsir etmektedir.  Karşı  karşı­ya  gelindiği  her  yerde  öldürülecek  olanlar  sal­dırgan  taraftır.  Çünkü  onlar  saldırmakla  teca-vüzkâr olduklarını isbatladılar ve başka insan­ların  canlarına  kastederek  kendi  canlarını  he­der  ettiler. MI

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder