Bakara 190-191:
- Size karşı savaş açanlarla siz de Allah(cc) yolunda savaşın, fakat sakın saldırganlık yapmayın. Allah(cc) saldırganlık yapanları sevmez. Onları (savaş esnasında) karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün. Zaten , zulum ve baskı (fitne) , ölümden beterdir. Mescid-i haram civarında onlar size savaş açmadıkça, siz onlara savaş açmayın. Eğer onlar size savaş açarsa, onları öldürün. İşte kafirler böyle cezalandırılır.
(
Bu ve bundan sonraki ayetler, Müslümanlar için savaşın meşruiyetinin yalnızca (kelimenin en geniş anlamıyla) kendini savunma amacına bağlı olduğunu tereddütsüz bir şekilde ortaya koymaktadır. Müfessirlerin büyük çoğunluğu, lâ ta'te-dû ibaresinin, bu bağlamda “saldırganlık yapmayın” anlamına geldiği, mu 'tedînile de “saldırganlıkta bulunanlar”ın kasdedildiği konusunda hemfikirdirler. “Allah yolunda” -yani Allah tarafından konulmuş ahlakî ilkeler uğrunda- savaşmanın savunma amaçlı olma özelliği, ayrıca, “size savaş açanlar”a yapılan atıfta bariz bir şekilde ortaya konulmuş ve 22:39'da - “kendilerine haksız yere saldırılan kimselere [savaşma] izni verilmiştir”- daha da açık bir şekilde ifade edilmiştir. Eldeki bütün nakillere göre bu son ayet, cihâd yahut kutsal savaş meselesine en ilk (ve bu nedenle de en köklü) Kur’ânî atıftır (bkz. Taberî ve İbni Kesîr'in 22:39 ile ilgili yorumlan). Savunmayı savaşın tek haklı gerekçesi olarak belirleyen bu ilk ve temel prensibin Kur’an'da, yukarıdaki ayetten sonraki bir döneme ait olan 60:8'de ve 4:91'in son cümlesinde de tekrarlandığı görülmektedir.ESED
Âyet, savaşın en önemli gerekçelerinden birini fitne olarak anmaktadır. Evet, savaş is-tenmeyen bir şeydir fakat onu gerekli kılan faktörler vardır ki, bunların başında fitne gelir veya bu faktörlerin hepsi fitne kavramı içinde mütalâa edilebilir. Kelime manâsıyla, içinde altın madeni bulunan toprak kütlelerini kazana atıp kaynatmak ve neticede altını elde etmek demek olan fitne, terim anlamıyla, Allah’a şirk koşmak ve bunu bir hayat tarzı haline getirmek, küfrü yaymak, irtidat, Allah’ın haram kıldığı amelle-ri büyük bir aldırmazlık içinde işlemek, umu-mî asayiş ve güvenliği ortadan kaldırmak, hak Din’e karşı aktif düşmanlık içinde bulunmak gibi, her biri hak ve adaletin gereği olarak insan öldürmeden çok daha kötü ve toplumu sarsıcıfiilleri ifade eden bir kavramdır. Bütün bu fiiller, duruma ve şartlara göre küçük veya büyük çaplısavaşların haklı sebebi olabilecek özellikte ise de, bu ve bundan sonraki âyette fitne ile âdeta bu manâların tamamı, yani Allah’a şirk koşma veya küfrün yol açtığı anarşi, terör, zulüm ve güven-sizlikle örülü içtimaî hayat ve İslâm’a karşı aktif düşmanlık kastedilmektedir.AÜ
Bir önceki emir açısından bakıldığında, (“Allah yolunda” yapılan bir kurtuluş savaşı olarak) “onlan karşılaştığınız her yerde öldürün” buyruğu, yalnızca, “savaş açanlar”ın saldırganlar ve zalimler şeklinde anlaşılması halinde o a n d a devametmekte olan düşmanlıklar bağlamında geçerlidir (Râzî); Fitnenin bu bağlamda “baskı” olarak çevrilmesinin gerekçesi, bu terimin insanı sapıklığa götüren ve manevî değerlere inancını kaybetmesine yol açan her türlü müdahale için kullanılmasıdır (karş. Lisânu'l-Arab).ESED
Fitne burada inanca yönelik her tür baskı ve zulmü ifade eder (Bkz: 114/Tevbe: 49). Zira baskı ve işkence altında kalan ölümü temenni eder; ölümün temenni edildiği şey ise ölümden beterdir (Krş: Zemahşerî). MI
Âyetin bu cümlesi ilk cümlesi olan "Onları karşı karşıya geldiğiniz her yerde öldürün!" talimatını tefsir etmektedir. Karşı karşıya gelindiği her yerde öldürülecek olanlar saldırgan taraftır. Çünkü onlar saldırmakla teca-vüzkâr olduklarını isbatladılar ve başka insanların canlarına kastederek kendi canlarını heder ettiler. MI
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder