- Sonunda Biz onu, bitkin bir halde ıssız ve çorak bir kıyıya çıkarttık. Ve onun başucunda (çölde yetişen) bodur bir ağaç yeşerttik ve onu (bir kez daha kendi halkı olan) yüzbin nüfuzlu bir şehre gönderdik ve nüfuzları da artıyordu. Onlar bu defa ona inandılar ve bunun üzerine verilen süre zarfında, onlara mutlu bir hayat yaşattık.
(
Yani, o'na gölge yapmak ve rahatlatmak için. Böylece Kur’an, Hz. Yunus ve balık temsilini anlatabilmek için, kendi üslubunun karakteristiği olan mecazî bir anlatım ile, en kuru ve çorak topraktan bile bir ağacın yetişmesini sağlayabilen Allah'ın, aynı şekilde karanlıkta kaybolmuş bir yüreğin yeniden aydınlığa ve manevî hayata dönmesini de sağlayabileceğine işaret etmektedir.ESED.
“Bu âyette: “Biz onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.” diye de mâna verilebilir. Allah Teâla dileseydi, elbette o halkın sayısını tam olarak bildirirdi. Maksat: Bir kişi oraya girdiğinde yüz bin veya daha fazla olduğunu tahmin ederdi.” demektir.SY.
)
31 Temmuz 2020 Cuma
Saffat 145-148:
30 Temmuz 2020 Perşembe
Saffat 139-144:
- Kuşkusuz, Yunus(as) da elçilerimizden birisiydi.Hani O, sahibinden kaçmış bir köle(أَبَقَ) gibi, vazife mahallinden ayrılmış ve ağzına kadar dolu gemiyle kaçmıştı. Ve sonra, kur'a çekilmiş ve O kaybedenlerden olmuştu.(Ve sonra onu denize atmışlar) ve O derin bir pişmanlık ile kıvranırken, büyük bir balık tarafından yutulmuştu. Şayet Allah(cc)'ı çok zikreden kullardan olmamış olsaydı, ta mahşere kadar o balığın karnında kalırdı (orası ona mezar olurdu).
(
Yani, Allah tarafından kendisine emanet edilen görevi terk etmişti (bkz. Hz. Yu- nus'un kıssasının ilk bölümünü anlatan sûre 21, not 83) ve böylece, Kitâb-ı Mu- kaddes'in sözleriyle (Yunus'un Kitabı i, 3 ve 10) “Tannnın mevcudiyetinden/varlığından kaçma” günahını işlemişti. İbâ k masdar ismi (ebeha fiilinden türetilmiştir), ilk anlamıyla, “kölenin efendisinden kaçması”nı ifade eder. Burada Hz. Yunus'un “kaçak bir köle gibi kaçıp uzaklaşmasından söz edilmektedir, çünkü o, -Allah'ın Elçisi olduğu halde- şiddetli bir öfkenin baskısıyla görevini terk etmişti. Arkasından gelen “yüklü gemi” ifadesi, Hz. Yunus kıssasının en önemli temsilî kısmına atıf yapmaktadır. Gemi bir fırtınaya yakalanmış ve batma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı; gemiciler bu durum karşısında “arkadaşlarına, gelin kur'a çekelim ki kimin yüzünden bu felaketin başımıza geldiğini anlayalım dediler" (Yunus'un Kitabı i, 7). Hz. Yunus da bu yöntemi kabul etti.ESED.
Hz. Yunus'un “büyük balığı”nın Kur’an'da açıkça geçtiği üç yerde de (yukarıdaki ayette ve 68:48'de el-hût olarak, 21:87'de ise en-nûn olarak) el belirtme takısı kullanılmıştır. Bunun sebebi muhtemelen şudur: Hz. Yunus kıssası o kadar meşhurdu ki “büyük balık” temsiline yapılan her değinme kendi kendini açıklayıcı (self-explanatory) bir özellik taşıyordu. Hz. Yunus'u yutan balığın içi, 21:87'de sözü edilen manevî çöküntünün derin karanlığım sembolize etmektedir: Peygamberlik görevinden ve böylece, “Tanrı'mn mevcudiyetinden” “bir kölenin kaçışı gibi kaçması”nın bunalımı. Bu arada, kıssanın, “insanlın] zayıf yaratılmış” olması sebebiyle (4:28) peygamberlerin bile insan tabiatında mevcut olan zaaflardan uzak kalamadıklarını göstermek istediği söylenebilir.ESED.
Ebeka, "köle efendisinden kaçtı" anlamına gelir (Lisân). Hz. Yûriüs'un görev yerini izinsiz terk edişine atıf yapan bu pasaj, peygamberlerin de kendi iç dünyalarında büyük bir mücadele verdiklerini ifade eder. Son tahlilde, onlara mükemmellik atfeden her düşünceyi red amacı taşır. Mİ.
)
29 Temmuz 2020 Çarşamba
Saffat 133-138:
- Kuşkusuz, Lut(as) da elçilerimizden birisiydi. (Günaha batıp gitmiş kavmi helak olurken) Onu ve , geride kalanlarla kalmayı tercih eden yaşlı kadın hariç, iman etmiş aile efradını da kurtardık. Ve sonra diğerlerini toptan yok ettik. Gece gündüz, siz onların yıkılıp gitmiş mekanlarından gelip geçmektesiniz.
Artık aklınızı kullanıp, bunlardan ibret almıyacak mısınız?
28 Temmuz 2020 Salı
Saffat 123-132:
- Kuşkusuz, İlyas(as) da elçilerimizden birisiydi. Ve kavmine şöyle seslenmişti:' Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranmanız gerekmiyormu?. Siz, hala en güzel Yaradan olan Allah(cc)'ı bırakıp, Ba'l e mi tapıyorsunuz? Ki Allah(cc) sizin ve evvelki atalarınızın Rabbidir'.
Fakat onlar, İlyas(as)'ı yalanladılar ve bu nedenle Hesap günü muhakkak yargılanacaklardır.Buna karşılık, imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah(cc)'ın desteklediği kulları(الْمُخْلَصِينَ) hariç, onlar kurtuldular. (Kıyamete kadar gelecek) sonraki nesiller arasında onun için güzel bir nam bıraktık.
Selam olsun İlyas(as)'a.
İşte Biz, sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenlere (الْمُحْسِنِينَ) karşılığını bu şekilde veririz. Gerçekten O, hakkıyla inanmış has kullarımızdandı.
27 Temmuz 2020 Pazartesi
Saffat 114-122:
- Biz, Musa(as) ve Harun(as)'a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk. Her ikisini de ve halklarını da, o dehşetli musibetten kurtardık. Kendilerine yardık ettik te, sonuçta kazanan onlar oldular. Kendilerine , hakikatı apaçık gösteren o Kitabı verdik. Onları doğru yola ilettik. Kıyamete kadar gelecek nesiller arasında onlara güzel bir nam bıraktık.
Selam olsun Musa(as) ve Harun(as)'a.
İşte Biz, sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenlere (الْمُحْسِنِينَ) karşılığını bu şekilde veririz. Zira Onlar, Bizim mümin kullarımızdan biriydiler.
Saffat 110-113:
- İşte Biz, sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenlere (الْمُحْسِنِينَ) karşılığını bu şekilde veririz. Zira O, Bizim mümin kullarımızdan biriydi. Ona salihlere dahil bir peygamber olacak bir başka evladı, İshak(as)'ı müjdeledik. Kendisine de , İshak(as)'a da bereketler verdik. Onların soyundan, sorumluluk bilinci ile dengeli ve tutarlı bir hayat sürenler de var, açıkça bizzat kendilerine zulmedenler de var.
26 Temmuz 2020 Pazar
Saffat 100-109:
- (Ve İbrahim (as) şöyle dua etti):' Rabbim, bana salihlerden olacak bir evlat nasip et'. Biz de, (duasına icabetle) ona, ağır başlı, yumuşak ve sabırlı bir oğul müjdeledik. Çocuk büyüyüp, yanında çalışıp çabalayacak yaşa gelince :' Oğlum, (bir kaç gündür) rüyamda seni kurban ederken (أَنِّي أَذْبَحُكَ) görüyorum. Ne dersin, bir düşün bakayım'. Oğlu tereddutsuz cevap verdi:' Babacığım, sana ne emrediliyorsa, onu yerine getir. İnşallah beni, (Allah(cc)'ın emrine itaat hususunda) sabredenlerden bulacaksın'.
İkisi de Allah(cc)'ın emrine tam manasıyla teslim olmuştu. İbrahim(as), çocuğu sağ şakağı üzerine yere yatırdı. ' Ey İbrahim(as)' diye seslendik. ' Hiç şüphesiz, (rüyanda aldığın emre) itaatin gerektirdiği sadakati göstermiş bulunuyorsun. (artık oğlunu kurban etmek zorunda değilsin)'. İşte Biz, sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı davranış sergileyenlere, yaptıklarının karşılığını böyle veririz.
Bu gerçekten büyük bir imtahandı. Neticede, ona oğluna bedel, çok büyük bir kurbanlık lütfettik.
Kıyamete kadar gelecek nesiller arasında ona güzel bir nam bıraktık.
Selam olsun İbrahim(as)'e.
(
Mevcut Kitab–ı Mukaddes nüshaları her ne kadar Hz. İbrahim’e kurban etmesi emrolunan oğlun Hz. İshak (a.s.) olduğunu kaydediyorsa da (Tekvin, 22: 2), Kur’ân’dan açıkça ve Kitab–ıMukaddes’in daha başka ifadelerinden anlaşılan, onun Hz. İsmail (a.s.) olduğudur. Kur’ân, yuka-rıda geçen 101’inci ve Enbiyâ Sûresi/21: 85’inci âyetlerde bu oğlu ağır başlı, yumuşak ve sabırlıolarak nitelerken, Hz. İshak’ı ise âlim bir oğul olarak takdim buyurmaktadır (Hıcr Sûresi/15: 53). Dolayısıyla, Hz. İbrahim’e kurban etmesi emrolunan oğlun “ğulâm-ı halîm (ağır başlı, sabırlı)” oğul Hz. İsmail olduğu açıktır. Hz. İshak, doğum yapma dönemini çoktan aştığı bir zamanda Hz. Sâre’denolurken (Hûd Sûresi/11: 71–72; Kitab-ı Mukaddes, “Tekvîn”, 21), Hz. İsmail ise Hz. Hacer’den doğmuş ve Cenab-ıAllah’ın emri üzerine babası Hz. İbrahim (a.s.) tarafından annesiyle birlikte Mekke’de bıra-kılmıştır. İşte Hz. İbrahim’in oğlunu kurban teşebbüsü, Mekke’de hac dönemi kurbanların kesildiği Mina bölgesinde cereyan etmiştir.Kitab–ı Mukaddes’in Hz. İbrahim’e oğlu Hz. İshak’ı kurban etmesiyle ilgili emri ifade eden cümlesi (“Şimdi oğlunu, sevdigin yegâneoğlunu, İshak’ı al...” Tekvîn, 22: 2), daha başka pek çok cümlesiyle çelişmektedir. Bir defa söz konusu cümledeki yegâne oğlunu ifadesi, bu emir Hz. İbrahim’e geldiğinde, O’nun oğul olarak sadece Hz. İshak’a sahip bulunduğunu gösterir. Öte yandan, Tekvin, 21: 5’e göre ise, Hz. İshak doğduğunda Hz. İbrahim 100 yaşın-da idi; Tekvin, 16: 16’ya göre ise Hz. İsmail, Hz. İbrahim 86 yaşında iken doğmuştur. Bu durumda, Hz. İshak doğduğunda Hz. İsmail 14 yaşında idi ki, Tekvin 22: 2’nin iddiasına göre Hz. İbrahim’e oğlu Hz. İshak’ı kurban etme emri geldiğinde, O’nun oğlu olarak sadece Hz. İshak’ın bulunmuş olması mümkün değildir. Dolayısıyla, Hz. İbrahim’e “yegâne oğlu”nu kur-ban etmesi için gelen emrin Hz. İsmail hakkında olduğu açıktır; çünkü, Hz. İbrahim’in yegâne oğlundan bahsetmek, Hz. İshak’tan 14 yıl önce doğan Hz. İsmail için mümkündür. Şu halde, Tekvin 22: 2 cümlesinde yegâne oğlun ifadesin-den sonra gelen İshak’ın sonradan bir ekleme olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an’da aşağıda gele-cek 112’nci âyet de, Hz. İshak’ın Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail’i kurban etme teşebbüsünden sonra doğduğunu açıkça belirtmektedir.Kaldı ki, eğer kurban edilecek çocuk Hz. İshak olmuş olsaydı, bunun en azından Yahudilik’te bir anısı olurdu, bir hatırası yaşatılırdı. İslâm’da ise kendisine verilen önemle Kurban ibadetinin ve Kurban Bayramı’nın olması bile, kurban edilecek çocuğun Hz. İsmail olduğuna tarihî bir delildir.AÜ.
Rüyasını gerçekleştirmişti, çünkü rüyada "kurban etmiş halde" değil "kurban ediyorken" görmüştü. Amaç oğlunu kurban etmesi değil, Allah'a teslimiyetinin sınanmasıydı ve sınavdan alnının akıyla çıkmıştı. Hz. İbrahim bir "trajik kahraman" değil, tam teslim olmuş bir mü'mindi. Mİ.
)
25 Temmuz 2020 Cumartesi
Saffat 97-99:
- (İbrahim (as)'ı nasıl cezalandıracaklarını aralarında görüştükten sonra) şu karara vardılar:' Fırın gibi büyük bir bina hazırlayıp odunları tutuşturun ve onu içine atın'. Bu şekilde ona tuzak kurmak istediler ama Biz onları kaybeden taraf kıldık. İbrahim(as):' Ben, bu toprakları terkedeceğim, ve Rabbim beni ne tarafa sevk ederse o tarafa gideceğim' diye karar verdi.
24 Temmuz 2020 Cuma
Saffat 88-93:
- Sonra gökyüzüne yıldızlara şöyle bir baktı ve :' Ben hastayım' dedi. Diğerleri onu bırakıp arkalarını dönüp gittiler. Daha sonra onların uyduruk ilahlarına dönerek, (kendilerine sunulan yiyecekleri yemeyen putlara):' Ne oldu? Neden yemiyorsunuz? Neyiniz var ? Neden konuşmuyorsunuz ki?' dedi. Ve sonra, var gücüyle putlara vurarak saldırdı.
23 Temmuz 2020 Perşembe
Saffat 80-82:
- İşte Biz, sorumluluk bilinci ile, dengeli ve tutarlı bir hayat sergileyenlere (الْمُحْسِنِينَ) karşılığını bu şekilde veririz. Gerçekten O, hakkıyla inanmış has kullarımızdandı. Ve neticede, inkarda direnen diğerlerini suda boğulmaya terk ettik.
(
h-s-n için bakınız:
https://teheccutzamani.blogspot.com/2020/03/blog-post_9.html
)
Saffat 75-79:
- (İşte misaller:) Nuh(as) yardım için Bize yalvardı. Biz de onun duasını ne güzel kabul buyurduk. Onu ve ailesini ve yanındaki müminleri o müthiş felaketten kurtardık. Onun soyunu yeryüzünde kalıcı kıldık. (Kıyamete kadar gelecek) sonraki nesiller arasında onun için güzel bir nam bıraktık. Bütün milletler içinde selam olsun Nuh(as)'a.
22 Temmuz 2020 Çarşamba
Saffat 69-74:
- Onlar atalarının yanlış yolu üzerine devam ettiler. Ve bunu da canla başla isteyerek yaptılar. Onlardan önce gelmiş geçmiş bir çok nesil de aynı şekilde yanlış yol üzere idiler. Ve Biz de, kendilerini uyarmak için içlerinden peygamberler gönderdik. İşte bakın! uyarılanların sonu ne oldu!. Buna karşılık, imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah(cc)'ın desteklediği kulları(الْمُخْلَصِينَ) hariç, onlar kurtuldular.
21 Temmuz 2020 Salı
Saffat 62-68:
- Böyle bir kabul ve ağırlanma mı daha hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
(شَجَرَةُ الزَّقُّومِ) Biz o ağacı zalimler için bir imtahan aracı yaptık(فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ). O öyle bir ağaçtır ki, Kızgın alevli ateş çukurunun dibinde biter. Meyveleri şeytanın başları(رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ) gibidir. İşte zalimler o ağaçtan yerler ve karınlarını tıkabasa doldururlar. Ardından bunun üstüne kaynar sudan içecek ve bu yedikleri zakkumla karışacaktır. Sonra da, dönüşleri hiç kuşkusuz kızgın alevli ateşe olacaktır.
(
Dilbilim otoritelerine göre zakkûm ismi (ki bunun dışında 44:43 ve 56:52. ayet- lerde de geçmektedir) herhangi bir “öldürücü gıda”yı ifade eder; bu sebeple cehennemin bir sembolü olarak şeceratu'z-zakkûm'un en uygun karşılığı “ölümcül meyve ağacı” (ki 17:60'da zikredilen “Kur’an'daki lânetlenmiş ağaç” ile eş anlamlıdır) olabilir ve Kur’an'ın “cehennem” olarak tanımladığı öteki dünya azabının kişinin yeryüzünde işlediği kötü fiillerin bir meyvesinden -yani, organik sonucundan- başka bir şey olmadığı gerçeğine işaret eder.ESED
Kur’an'da cennet ve cehenneme yapılan bütün atıfların -ve insanların öteki dünyadaki durumları ile ilgili bütün tasvirlerin- mecazî oldukları (bkz. Ek I) ve bu nedenle, lafzî anlamlarıyla ele alınmaları, yahut tersine keyfî bir şekilde yorumlanmaları (karş.3:7 ve ilgili notlar 5, 7 ve 8) halinde kesinlikle yanlış anlaşılmaya mahkum olacakları, yeteri kadar vurgulanmış değildir. Ve bu, bana göre, “ölümcül meyve ağacı” sembolünün -günahkarların öteki dünyada uğrayacakları azabın simgelerinden biri- “zalimler için (veya 17:60'daki gibi “insanlar için”) neden bir “sınama (fitne) aracı” olduğunu açıklar.ESED
Güzel varlıkları genellikle meleklere benzeti-riz; meselâ, Hz. Yusuf’u (a.s.) gören kadınlar, onu şerefli bir meleğe benzetmişlerdi (Yusuf Sûresi/12: 31). Buna karşılık, çirkin şeyleri ise şeytana veya şeytanlara benzetiriz. Bununla bir-likte, Zakkum ağacının meyveleriyle şeytanların başları arasında gerçekten benzerlik noktaları da bulunabilir. Meselâ, Cehennem ehlinin dünyada iken şeytanın iğvası sonucu işledikleri bazı kötü ameller bu ağacın tohumunu teşkil edecektir. Kur’ân-ı Kerim, sarhoşluk veren nesneleri kul-lanma, kumar ve onun cinsinden her türlü şans oyunları oynama, put manâsı taşıyan her türlü taş, yapı ve anıtlar ve bunlara kurban sunma ve fal okları, piyango kalemi ve zarlarla şans ve kısmet arama gibi işleri, ancak şeytan işi ve onun insanları sürüklediği birer pislik olarak anar (Mâide Sûresi/5: 90). Dolayısıyla, bu tür işlerin Cehennem’de şeytanların başları gibi meyveler verecek şeytan benzeri ağaçlara tohum olmasıgayet normaldir.AÜ.
İnsanlar şeytanları görmediklerinden bu benzetmeyi anlayamayanlar bulunabilir. Fakat bu kabil teşbihler dile yerleşmiştir. Nasıl ki temiz ve nuranî bir insan meleğe, güzel bir kadın periye, çirkin bir kadın cadıya benzetilir.SY.
Lafzen: "şeytanların başları". Devamı zımnen: "..fakat içinde ölümcül bir zehir barındırmaktadır". Araplar bir taç gibi başmda taşıdığı göz alıcı yelesiyle meşhur olan zehirli bir yılan türüne [hayyetun lehâ 'urfun) Şeytan adım verirlerdi [Lisân ve Tâc} krş. 8/Tekvir: 25, not 21). Bir hadiste son derece tehlikeli olan bu "Şeytanın görüldüğü yerde öldürülmesi emredilir. Bizce burada, zehirli cehennem ağacının tomur-cuğuyla Şeytan adı verilen bu yılanın göreni hayrette bırakan yeleli başı arasmda bir benzerlik kurulmaktadır (Krş: Ferrâ ve Zeccâc). Göreni büyüleyen bu zehirli cazibe, arkasmda ölümcül bir tehlikeyi saklamaktadır. Muhtemelen çiçeklerinin kokusu ve görüntüsü güzel fakat zehirli bir bitki türü olan Nerium Oleander cinsine de, bu özelliği dolayısıyla "zakkum" adı verilmiştir (Krş: 84/Duhân: 43, not 28). Mİ.
Kur’ân’da Cennet ve Cehennem’le ilgili tas-virler katiyen mecazî olarak değerlendirilemez. Değerlendirilemez çünkü bütün nimetleriyle Cennet ve bütün azap unsurlarıyla Cehennem, dünya hayatındaki inanç ve davranışlarımızın mahsulü olacaktır. Bu sebeple onlar, hem ruhî, hem nefsî, hem bedenî olarak yaşanacak ve tadılacaktır. Şu kadar ki, Cennet ehlinin nefis-leri Cennet’te şüphesiz tam manâsıyla arınmışolacaktır.Eğer, “İnsan nefsinin, nefsî hazların ve değiş-ken, kararsız ve dertlere maruz bedenin, bedenî hazların Cennet’le ne münasebeti bulunabilir; Cennet hayat ve saadeti için çok daha yüksek ruhî hazlar yeterli değil midir?” diye sorulacak olursa, bunun cevabışudur:Meselâ su, hava ve ışığa nisbetle toprak çok daha kesif olmasına rağmen, çok daha yoğun şekilde İlâhî sanat tecellilerine mazhar ve vası-tadır; dolayısıyla manâ ve değer olarak diğer unsurları aşabilir. Bunun gibi, insan nefsi, kesa-fetine ve dünyevîliğine rağmen, kapsamlı mahi-yetiyle ve günahlardan arınmış olmasışartıyla, insanın diğer duyu ve melekeleri karşısında bir tür üstünlük kazanabilir. Aynışekilde, beden de İlâhî simlerin tecellileri için çok kapsamlı ve zengin bir ayna olup, İlâhî rahmet hazinelerinin cevherlerini tatmak ve ölçmek için pek çok vasıtayla donatılmıştır. Sözgelimi, dile yiyecek ve içecekler sayısınca tat alma kabiliyet ve vası-taları verilmeseydi, yiyecek ve içeceklerdeki tad farkının hiçbir manâsı olmazdı. Kâinatın Yaratıcısı, bütün rahmet hazineleri-nin ve isimlerin tecellilerinin bilinmesini, ayrı-ca bütün nimetlerinin tadılmasını, tanınmasınıdiler. Dolayısıyla ebediyet yurdu, dünya hayatıselinin bütünüyle kendisine aktığı bir havuz, bir derya, kâinat fabrikasında üretilen bütün malla-rın sergilenme sahası ve yine dünya hayatında üretilen bütün mahsullerin sonsuz deposu oldu-ğu için, bir bakıma kâinatı ve dünya hayatınıandıracaktır. Hakîm ve Rahîm olan Allah (c.c.), dünyadaki hizmetinin, kendine has ibadetinin karşılığı olarak her bir organa ona lâyık nimet ve zevk bahşedecektir. Başka türlüsü, O’nun Hikmet, Adalet ve Rahmeti’ne aykırı olur. (Sözler, “28. Söz”den sadeleştirerek.)AÜ.
Zakkum ağacı, görüntüde güzel olan çiçekleri fakat içinde zehirli içeriği ile tehlikeli bir ağaç olduğunu unutmassak; insanların bir başarı ve kazanç için çalışacaksa neden cennet için çalışması gerektiğinin iyi bir karşıtıdır. Şeytanın aldatmacaları, aynı zakkum gibi güzel görünür ama onu işeyene, yapıp ettiklerinin meyvesi olarak azap ve ızdırap tattırır. Dolayısıyla, şöyle bir çeviri(61. ayet için) daha mantıklı mı acaba; İşte insan, çalışacaksa cennet gibi bir başarı ve kazanç için çalışmalı, yoksa cehennem gibi bir nihai sonuca götüren şeytanın aldatmacalarının görünürdeki cezbediciliğine kanıp geçici başarı ve kazançlar için değil.
)
20 Temmuz 2020 Pazartesi
Saffat 50-61:
- İşte böyle bir durumda (tıpkı cehennemlikler gibi) birbirlerine yönelerek sorular sormaya başlarlar.
Derken biri der ki:' Benim çok yakınımda, benden ayrılmayan bir arkadaşım vardı. --Sen de mi şu masallara inananlardansım? Biz toprak olduktan , bir kemik yığını haline geldikten sonra, yani şimdi biz o halde iken diriltilip hesaba çekileceğiz öyle mi?-- derdi'.
Ve ekledi:' Onun halini görmek ister misiniz?'.
Şöyle bir bakar ve onu kızgın, alevli bir ateşin ortasında görür.
Ve sonra ekler:' Vallahi, neredeyse beni de o düştüğün helake sürükleyecektin. Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı, ben de şimdi azaba uğrayanlar arasında olurdum.'
Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek:' Artık bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? O ilk ölümümüzden başka! Ve azap da görmeyeceğiz'.
Hiç kuşkusuz budur o büyük kazanç, o büyük başarı. İnsan bir kazanç, başarı için çalışacaksa, bunun için çalışmalı!.
(
Karş. yukarıdaki ayet 27 . Bu pasajda, hem günahkarların karşılıklı serzenişleri, hem de ardından gelen, kurtuluşa ermiş olanların “sohbetler”i elbette ki mecazîdir ve bireysel bilincin öteki dünyadaki devamını vurgulamayı amaçlamaktadır.ESED
)
19 Temmuz 2020 Pazar
Saffat 48-49:
- Ve yanlarında yumuşak bakışlı güzel gözlü eşler olacak. Gizlenmiş yumurtalar gibi kusursuz eşler(كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ).
(
Bu, deve kuşunun yumurtalarını korumak için onları kuma gizlemesinden çıkarılmış eski bir Arap deyimidir (Zemahşerî). Bunun özellikle cennete giren kadınlar için kullanılması, 56:34 ve devamında açıkça görülmektedir. Sözkonusu ayette, bütün dürüst ve erdemli kadınlann, öldükleri zamanki yaşları ve durumları ne olursa olsun, güzel kadınlar olarak dirilecekleri belirtilmiştir.ESED.
)
Saffat 40-47:
- Buna karşılık, imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah(cc)'ın desteklediği kulları(الْمُخْلَصِينَ) hariç. Onlar için özel hazırlanmış nimetler vardır. Çeşit çeşit meyveler ve büyük bir izzet ve ikram onları bekliyor. Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından yeni doldurulmuş,berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici bir şey olmayan, sarhoş ta etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçilerle ikram edilir.
(
Raghib says “ الَخْاَل ص ” (al-khaalis) and “ الَصَّافیِ ” (as-safee) have the same meaning: but “ الَصَّافیِ ” (as-safee)
can sometimes be used for something which is already pure.
خَالِصٌ “ ” (khaalis) is that which has been purified of impurities {M}.
Ibn Faris says the basic meaning is to purify and separate the unwanted parts.
الَخْلِا ص“ ” (al-khilaas) means butter, or gold and silver which is heated, liquefied and then purified.
خَلصََّ لله فلُاَن ا“ً ” (khallasal lahu fulanan): God brought him out of the trouble he had landed into, just as a
tangled thread is straightened {T}.
)
18 Temmuz 2020 Cumartesi
Saffat 34-39:
- İşte, günah işlemeyi tabiatı haline getirenlere , Biz, böyle davranacağız. Çünkü onlara :' Allah(cc)'tan başka ilah yoktur' dendiğinde, kibirlenip kafa tutmaya kalkarlar ve :' Deli bir şairin sözüne bakarak, şimdi biz, ilahlarımızı mı terkedeceğiz! Olacak iş mi bu!' derler.
Hayır ,asla!. (Sizin deli şair dediğiniz) o kişi hakikatı getirmiş olup, (kendisinden önce gelmiş) bütün elçileri de tasdik eder.
Ama öyle gözüküyor ki, siz o acı azabı hakketiniz ve bu azap, yapıp ettiklerinizin karşılığından başka bir şey değildir.
17 Temmuz 2020 Cuma
Saffat 27-33:
- Birbirlerine yönelip, söz duellosuna girişirler.
Bir kısmı şöyle diyecek:' Siz bizi, ayartmak amacıyla, haktan yana görünerek bize yaklaşırdınız!'.
Diğerleri:' Hayır! ne münasebet!. Asıl sizin iman etmeye niyetiniz yoktu. Hem bizim sizi zorluyacak bir gücümüz de yoktu. Siz kendiniz azgın ve isyankar bir guruhtunuz(طَٰغِينَ)'.
Ve ekleyecekler:' Ne desek boş!.Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hakkettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık'.
Madem öyle, o gün azabı hepbirlikte çekeceklerdir.
(
طغَیٰ “ ” (tagha): to be out of limits, this is why flooding of a river water which comes out of its banks is called “ طغُْياَنٌ ” (tughyaan).
اَطْغَیٰ “ ” (atgha): made him cross the limit, or limit breaker, instigated him to mutiny, made him rebellious.
الطاَّغِیْ “ ” (at-taaghi): one who goes out of limits and breaks the law. Plural is “ اَلطاَّغُوْنَ ” (at-taghoon) and الَطاَّغِيْنَ “ ” (at- taagheen).
طغَيْۃَ “ٌ ” (taghya) is a mountain difficult to climb.
طاَغيِۃَ “ٌ ” (taaghia): oppressive and proud, foolish and harsh. It also means severe lightning and dangerous
storm.
طغَوْیَٰ “ ” (taghwa) means rebelliousness and breaking the limits {T, M, Lisan-ul-Arab}.
طاَغوُتٌْ “ ” (taaghoot) has come from this, which is used for any limit breaker. It is also used for someone who detracts from the right path and puts on the wrong one {T, M, R}.
Johri says it means “leader of the rebels”.
Zajaaj says that anything aside from Allah’s system, if followed, is “ طاَغوُْتٌ ” (taghhoot), i.e. every system or law not based on the permanent values of the Quran.LUQ.
Azgınlaşarak yoldan çıkmışlar ve onların peşinden öyle veya böyle gidenler, sebebi ne olursa olsun, günahını da beraber çekecekler. Ben bilmiyordum, beni kandırdılar vb. kabul edilebilir cevaplar değil!
)
16 Temmuz 2020 Perşembe
Saffat 22-26:
- (Ve Allah(cc) şöyle buyuracaktır):' Toplayın bütün o zalimleri, yoldaşlarını (وَأَزْوَاجَهُمْ) ve Allah(cc)'tan başka putlaştırdıkları nesneleri! Hepsini cehenneme doğru sürün! ve onları orada alıkoyun, çünkü hesaba çekilecekler'.
Ve denilecek ki:' Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?'. Hayır, o gün onlar (en küçük bir kibir ve direniş göstermeden) tam bir teslimiyet ile huzurdadırlar.
(
İlk dönem otoritelerinin hemen tümüne göre -Ömer b. Hattâb, Abdullah b. ‘Ab- bâs, Katâde, Mücâhid, es-Suddî, Sa'îd b. Cubeyr, Haşan Basrî, vb - buradaki ez-vâc ifadesi, “birbirine [vasıfları itibariyle] benzeyen insanlar” veya “aynı tür insanlar” yahut da “aynı kökten/cinsten olanlar” anlamına gelmektedir.ESED.
)
Saffat 18-21:
- De ki:' Evet, Hem de hor ve hakir bir şekilde diriltileceksiniz!'. Her şey tek bir emre bakar! Bir de bakarsınız hepsi diriltilmiş, etraflarına bakınıyorlar:
' Eyvah, bize! İşte bize bahsedilen Hesap günü!'.
' Evet! öyle. Dünyada iken yalanlayıp durduğunuz, (hak ile batılın, salih kullarla günahkarların) ayrılma günüdür bu gün!'.
15 Temmuz 2020 Çarşamba
Saffat 11-17:
- Onlara sor:' Yer ve gökte bunca yarattığımız ortada iken, onları yaratmak mı zor?' Ki insanları (basit) bir balçıktan yarattık.
Ne var ki, sen bütün bu yaratılışa hayranlık duyarken, onlar alay ediyorlar. Ve kendilerine hakikat hatırlatıldığında kavramaya yanaşmazlar. Bir ilahi mesajla muhatap olduklarında, onu küçümserler ve :' Bu besbelli bir sihir! Ne yani, öldükten ve toprak olup gittikten sonra, sahiden yeniden mi dirilecekmişiz! Eski atalarımız da mı!'
14 Temmuz 2020 Salı
Saffat 6-10:
- Yeryüzünden görünebilen semayı yıldızlarla süsledik ve onları her türlü bozguncu, şeytani güce karşı koruduk ki, onlar melekler topluluğuna kulak veremesinler ve her taraftan kovulup sürülsünler, böylece rahmetten yoksun kalsınlar ve öteki dünyada kendilerini bekleyen ebedi bir azaba duçar kalsınlar. Ama eğer birisi, bu bilgiden bir kırıntı koparmayı başarırsa, bundan dolayı yakıcı bir alevin pençesine düşer.
(
Günümüzde olduğu gibi İslâm öncesi dönemde de falcılık ve kehanet, pek çok yerde ve Araplar arasında da çok yaygındı. Şeytanlar–cinler göklere çıkıp, meleklerin İlâhî hakikatler ve insanlığın geleceğiyle ilgili konuşmalarına kulak verir ve eğer bir şey duyacak olsalar, onu kendilerine teması olan kâhin ve falcılara pek çok uydurma ilâvelerle aktarırlardı. Allah Rasûlü’ne vahiy gel-meye başlayınca da aynı teşebbüslerine devam ettiler. Fakat Cenab-ı Allah (c.c.), bütün gökleri melekler–ruhanîler ordularıyla korumaya almıştıve artık en küçük bir kelime bile kapmalarına imkân tanımıyordu. Eğer içlerinden bir–iki keli-me kapmayı başaran veya başaranlar olursa, bu defa melek orduları onlara, bugün meteor denilen yıldız veya göktaşlarını fırlatır ve onları yok eder-lerdi. Dolayısıyla vahiy, tam bir koruma altınday-dı. (Benzer âyetler ve açıklamalar için bkn: Hıcr Sûresi/15: 16–18, not 4; Şuarâ Sûresi/26: 212; Mülk Sûresi/67: 5, not 4; Cin Sûresi/72: 9.)AÜ.
)
13 Temmuz 2020 Pazartesi
Saffat 1-5:
- And olsun saf saf dizilenlere, vazgeçme çağrısı ile kötülüklerden alıkoyanlara, Allah(cc)'ın mesajını yaymaya çalışanlara.
Sizin ilahınız bir tek ilahtır. O göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi. Bütün doğuların da Rabbi.
(
İlk üç ayette üzerine yemin edilenlerin neler olduğu ile ilgili farklı bir çok yorum vardır.
)
12 Temmuz 2020 Pazar
Saffat 1:
(Diyanet çevirisi)
(Diyanet çevirisi)
- 1. Saf saf dizilenlere,
2. O haykırıp sürenlere,
3. Ve o zikir okuyanlara,
4. Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.
5. O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
6. Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
7. Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
8. Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
9. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
10. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
11. Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
12. Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
13. Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
14. Bir mucize görseler alay ederler.
15. Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
16. "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"
17. "İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"
18. De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
19. O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
20. (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
21. İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
22. (Allah, meleklerine emreder:) ''Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın''.
23. ''Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin''.
24. ''Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
25. Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
26. Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
27. (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
28. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.
29. (Ötekiler de:) "Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
30. "Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
31. "Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."
32. "Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
33. Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
34. İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
35. Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
36. "Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.
37. Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
38. Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
39. Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
40. (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
41. Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
42. (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
43. Naîm cennetlerinde .
44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
46. Berraktır, içenlere lezzet verir.
47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
50. İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
51. İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
52. Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
53. Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
54. (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
55. ( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
56. "Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
57. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
58. Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
59. Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!"
60. Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
61. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
62. Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
63. Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
64. Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
65. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
66. (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
67. Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
68. Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
69. Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .
70. Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
71. Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
72. Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
73. Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
74. Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
75. Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
76. Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
77. Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
78. Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
79. Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
80. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
81. Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
82. Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
83. Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
84. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
85. Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
86. "Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"
87. "O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
89. Ben hastayım, dedi.
90. Ona arkalarını dönüp gittiler.
91. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
92. Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
93. Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
94. (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
95. İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
96. Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
97. Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
98. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
99. (Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
100. O : "Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
102. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
103. Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
104. Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.
105. Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
106. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
107. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
108. Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
109. İbrahim'e selam! dedik.
110. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
111. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
112. Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.
113. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
114. Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
116. Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
117. Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
118. Her ikisini de doğru yola ilettik.
119. Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
120. Musa ve Harun'a selam olsun.
121. Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
122. Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
123. İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
124. (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
125. Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
126. "Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"
127. Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
128. Ancak Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.
129. Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
130. "İlyas'a selâm!" dedik.
131. Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
132. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
133. Lût da elbette peygamberlerdendi.
134. Hani biz Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
135. Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
136. Sonra diğerlerini yok ettik.
137. (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz:sabahleyin
138. Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
139. Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
140. Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
141. Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
142. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
143. Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
145. Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
146. Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
147. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
148. Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
149. Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
150. Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
151. Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
152. "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
153. Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
154. Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
155. Hiç düşünmüyor musunuz?
156. Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
157. Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
158. Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
159. Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
160. Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
161. Sizler ve taptığınız şeyler!
162. Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
163. Cehenneme girecek kimseden başkasını.
164. "(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."
165. " Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."
166. "Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."
167. "Putperestler şöyle diyorlardı".
168. "Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
169. "Mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk!" .
170. İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
171. Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
172. Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
173. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
174. Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
175. Onların halini gör, onlar da görecekler.
176. Azabımızı acele mi istiyorlar?
177. Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
178. Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
179. Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
180. Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
181. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
182. Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Dua saati:
- 100. Ey merhameti her şeyi kuşatan Rabbimiz! Bizi Cehennem ateşinden ve kabir azabından muhafaza buyur; özü ve sözüyle sadâkate kilitlenmiş ebrâr kullarınla ve kurbetine mazhar kıldığın mukarrebînle beraber bizi de Cennete dâhil eyle; Nebiyy-i Ekrem’in rü’yetiyle gönüllerimizi nura ve sürura kavuştur; ulvî hakikatleri, oldukları gibi görüp idrak edebilememiz için gözlerimizdeki perdeleri kaldır. Ey talihsizlerin sığınağı, ey âcizlerin güç kaynağı! Zâtına has korumanla şu hıfzına muhtaç kullarını muhafaza et; riâyet-i hâssânla bizi de gözet! Şüphesiz Sen, kendisinden istekte bulunulacak yegâne Zât, her konuda yardımı ümit edilecek ve dergâhına koşulacak biricik mercîsin. Senden diliyor ve istirham ediyoruz; dünya ve âhiret umuru karşısında her zaman yardımcımız ol. Rahmetine bel bağlayan şu kullarına merhametinle muamele edeceğin konusunda, Senin hakkında beslediğimiz hüsn-ü zanlarımızda bizi yanıltma; zira Sen gerçek ilahımız ve şeksiz şüphesiz tek sığınağımızsın.
11 Temmuz 2020 Cumartesi
--------------------------
Sonuç
Enam süresi:
Sonuç
Enam süresi:
- Evet, inkar , dünyalık menfaatleri için, bir çok insanın dünyada Allah(cc)'ı tanımamak ve O'nun mesajlarını dikkate alarak sorumluluk bilinci ile davranmaktan kaçınmak şeklinde kendini gösteriyor. Allah(cc)'ı hatırlatan, O'nun mesajlarını insanlara iletmeye çalışanlara karşı tavır, duymamazlıktan ve görmemezlikten gelme de işin tuzu biberi.
Evet, iman edip salih amel işleyenler, ne gelecek ile ilgili korkuya(خَوْفٌ) ne de geçmişle ilgili üzüntü ve endişeye(يَحْزَنُونَ) kapılacaklardır. Allah(cc), zalimlerle ıslah edicileri ayırmış ve ayrı ayrı başlarına geleceği açıkça Kuran'da dile getirmiştir. Yani , --yaş da kurunun yanında yanmayacak-- herkese hak ettiğini Yüce Rabbim verecektir.
Tüm zamanların muhataplarına ortak çağrı şudur; bunca delile rağmen Allah(cc)'ın buyruklarını hiçe sayanlarla birlikte olma, onlardan uzaklaş. Kesinlikle gerçek inananlar ile ikiyüzlü, inançsız, mücrim kesimi Allah(cc) ayıracak ve onlara hak ettikleri şekilde muamelede bulunacaktır. Tarih buna hep şahittir. Fakat her şeyin bir zamanı vardır günü geldiğinde ak/kara belli olacaktır.
İzlenecek tek yol peygamber yoludur ve tarih boyunca her zaman bu yolu izleyecek bir topluluk bulunacaktır.
Her şeyi yaratan ve bir düzene sokan Allah(cc)'tır ve dönüş yanlız O'nadır.
Allah(cc)'a ve O'nun mesajlarına karşı inatçı bir tavır sergileyenler,
genelde hilebaz ve entrika peşinde koşarak , toplumda özenilir, çoğunluğun bir bakıma gıpta ettiği kişiler olurlar. Nihayetinde her türlü yalan, dolan, hile ve hırsızlıkta ustalaşanlar, bir de bundan tabiri caizse, -yırtabiliyorlarsa-, tabiki, bir çokları da bu tiplere özeneceklerdir. Çünkü o hilebazlar, o toplumun bir bakıma aynasıdır, çoğu kendi olmak istediği kişiliği , bu tür tiplerde görürler. Özenenlerle, özenilenler arasındaki bir diğer ortak payda da, birbirlerinden faydalanmaktır.
Nihayetinde herkes, kendisine yakıştırdığı şeyi yapacak ve onunla da Allah(cc) huzurunda yargılanacaktır.
Allah(cc) dışında bir kural koyucu yoktur. Allah(cc) daha önceki zamanlarda da, insanlara neyin doğru, neyin yanlış, neyin haram , neyin helal olduğunu gönderdiği peygamber ve kitaplarla bildirmiştir. Bunun dışında kişilerin kendi uydurdukları haram/helal/doğru/yanlış hepsi boştur.
Yüce Allah(cc), kullarından iman etmelerini, iman etmenin ötesinde de, imanlarını bir iddaadan öteye giderek o imanlarıyla hayır kazanmalarını ve hayırlı işler yapmalarını istemektedir. Yoksa kuru kuru bir iddaadan ibaret olacak imanın hiç bir faydası yoktur.
Söylenecek son söz şudur:'Benim namazım da, ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de Allah(cc)'a aittir. O'nun eşi ortağı yoktur. Bana verilen emir odur. O'na ilk teslim olan da benim'.
Dua saati:
- 81.Ya Rab! Biz yapıp ettiklerimizle kendimizi beşerî yanlarımızın esiri hâline getirdik. Ne olur, Sen, bizi hem cismaniyetimizin hem de yaratılmışlara kulluğun esaretinden kurtar! Bizi ihlâs kahramanlarından eyle! Sen kullarına karşı pek merhametli, pek lütufkârsın; bize de lütfunla muâmelede bulunup dosdoğru yolu göster ve geçeceğimiz yolları düz ve pürüzsüz hâle getir! Ezelî ilminde kendileri hakkında ebedî mutluluk takdîr ettiğin bahtiyar kulların gibi bizi de Cehennemden uzak tut! Cehennemin hışırtılarını bize de işittirme, hissettirme! Bizi de ebedî nimetlerine garket ve mahşer gününün tasa ve sıkıntılarından koru!
10 Temmuz 2020 Cuma
Dua saati:
- 83. Ey hiç açılmaz gibi görünen kapıları bile ardına kadar açmaya muktedir olan yüce Rabbimiz! Senden, arkasında hayır ve güzellik olan bütün kapıları en yakın zamanda bizim için de açmanı diliyoruz. Ey bütün sebepleri yaratan ve onlara hükmeden ulu Sultanımız! Nezdinden göndereceğin inayet sürprizleriyle, bize de, ümitlerimizin ve hayallerimizin ötesinde maksûdumuza, matlûbumuza, mahbû bu muza ulaşacağımız imkanlar lutfet! Nezdinde makbul ve mukarreb kullar gibi, bizleri de emredilen hususlarla meşgul olup tamamını bihakkın yerine getiren.. nehyedilen hususlardan yüz çevirip hepsinden içtinab eden.. hedefinde hep Senin hoşnutluğun olan.. insanların ellerindeki şeylere tama(h) etmeyen.. peygamberâne bir iffet, peygamberâne bir ismet ve peygamberâne bir fetanet peşinde olup, her zaman Senin sâdık u masdûk elçilerinin yürüdükleri şehrahlardan yürüme gayreti içinde bulunan.. gözü-gönlü sürekli Sana müteveccih ve hiç ara vermeden hep ölüm ötesi hayat için hazırlık yapan salih kimselerden eyle!
9 Temmuz 2020 Perşembe
Dua saatı:
- Ya Rab! Dünyaya, ukbâya ve bu iki diyar arasında bir geçit sayılan kabir âlemine ait endişelerimizi emn ü ema-na çevir.. dualarımıza icabet et.. beslediğimiz ümitlerimizi haybet ve hüsranla neticelendirme.. herhangi bir talep ve istek izhar etmediğimiz bir zamanda, Sen, rahmet ve mer-hametinin, lütuf ve inayetinin neticesi –değerlendirilip ne-malandırılmaya açık– bir ilk mevhibe olarak bizleri varlık sahasına çıkardın; hayat nimetiyle şereflendirdin ve bunla-rın da ötesinde imanla, İslâm’la pâyelendirdin. Rabbimiz! İşte bir kez daha kapına geldik. Rızan istika-metindeki arzu ve recalarımızı kabulle karşılayacağın mü-lahazalarıyla içimizi Sana açıyoruz. Ne olur, salih kullarının niyazlarını kabul buyurduğun gibi bizim dualarımızı da ka-bul buyur!Ey bütün hamd ü senâların yegâne sahibi ve biricik mercii Yüce Rabbimiz! Hazinelerinden bizlere lutfettiğin bütün nimetler, kalblerimizi donattığın tüm zînetler ve ruh-larımıza sevdirdiğin topyekün güzellikler için Sana hamd ve şükranlarımızı arzediyoruz. Bahtına düştük, hâlimize merhamet eyle ve lütfen bu kadar ikram ü i’zaz ve ihsanda bulunduktan sonra bunları geri almak suretiyle bizi ikab etme.. hoşnutluğundan mahrum bırakmak suretiyle ceza-landırma! Sana doğru yürüdüğümüz rıza yolunda hususî inayetinle bizi teyi’d buyur ki, huzuruna yüzümüz ak ola-rak gelebilelim.
8 Temmuz 2020 Çarşamba
Dua saati:
- 115. Allah’ım! Senden, bizlere iç ve dış fetihler nasib bu-yurmanı, bu fetihlerin müyesser olabilmesi için şânına layık nusretlerle bizlere el uzatmanı diliyoruz. Allah’ım! “İlahî yardım ve zaferin geldiği zaman”ın anla-tıldığı Nasr sûresinin sırrını Senden diliyoruz, bu sır hürme-tine bizlere fetihler müyesser eyle!Allah’ım! “Biz sana aşikâr bir fetih ve zafer ihsan ettik. Bu da Allah’ın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlaması, sana yaptığı ihsan ve in’âmı tamamlaması, seni dosdoğru yola hidâyet etmesi. Ve sana şanlı bir zafer vermesi içindir.” buyurduğun Fetih sûresinin sırrını da bizlere bahşetmeni di-liyor ve dileniyoruz. Bu sûrenin ihtiva ettiği “Allah’ın Fethi”, nusret ve yardımı; büyük başarıyı yaşatması; fevz u necâta erdirmesi; Mü’minleri mağfiret buyurması ve inananlara sekîne indirmesi gibi in’âm ve ihsanların yüzüsuyu hürme-tine, bizleri bu sırra erdir, geçmişte yaşattığın nimetleri bir de bizlere yaşat!Allah’ım! Vaadinde “Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak vaad buyurur ki: Daha önce müminleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak” buyurduğun ayetin sırrını bağışla bizlere.. Ve biz zayıf ve kimsesiz kullarına, bu vaadini gerçekleştir.. Bizler böyle bir ihsana nail olmaya layık değilsek de, Sen, böyle bir ihsanı ve dahasını vermeye ehilsin.. Bu lütfunu ne olursun, bizden esirgeme.. Rabbimiz! Senden talep ettiğimiz yukarıdaki lütufları, ona olan ihtiyacımızdan dolayı, tez zamanda bizlere ihsan bu-yurmanı bekliyor ve diliyoruz
7 Temmuz 2020 Salı
Enam 164-165:
- De ki:' Allah(cc) her şeyin Rabbi iken, O'ndan başka bir Rab mı ararım?'.
Herkesin kazandığı yanlız kendisinedir. Hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez. Nihayetinde, hepiniz Rabbinize döneceksiniz ve O size ihtilaf içinde olduğunuz konuların hakikatlerinin içyüzünü bildirecektir.
Zira O sizi yeryüzünde halifaler yaptı ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için kiminizi kiminize derecelerle üstün kıldı.
Kuşkusuz Rabbiniz, karşılık vermede çok hızlıdır. Ama, unutmayın ki, O gerçekten çok bağışlayıcı ve rahmet kaynağıdır.
(
Baştan sona Tevhid esasları üzerinde dönen sûre, Allah’ın (vakti geldiğinde) hesabı hemen bitirip cezayı pek çabuk verdiği tehdidi, buna karşılık, bağışlama ve bilhassa tevbe ile Kendi-sine yönelen ve mü’min kullarına karşı hususî merhametinin ise pek bol olduğu müjdesi ile bit-mektedir. Müjdenin sona bırakılması ve Allah’ın cezalandırmasının pek çabuk olduğu normal bir şekilde belirtilirken bağışlama ve hususi merha-metinin pek bol oluşunun te’kitle ifade edilmesi, O’nun rahmetinin gazabının önünde bulunduğu ve rahmetle muameleyi Zâtı’na yakışan bir mua-mele tarzı kıldığı gerçeğinin neticesi olup, kulla-rı için ciddî bir teşviktir.AÜ.
)
6 Temmuz 2020 Pazartesi
Enam 160-163:
- Kim yapılması gerekeni dengeli ve tutarlı bir şekilde yapar ve Allah(cc)'ın huzuruna bununla gelirse, yaptığının on katıyla mükafatlandırılır. Kim de bir kötülükle gelirse, onun birebir karşılığını görür ve en küçük bir haksızlık yapılmaz.
De ki: 'Rabbim beni, doğru yola, İbrahim(as)'ın dimdik ayakta duran,batıldan uzak, tamamen hakka yönelmiş tevhid dinine iletti. O asla müşriklerden olmamıştı'.
Ayrıca, şunu da ekle:' Benim namazım da, ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de Allah(cc)'a aittir. O'nun eşi ortağı yoktur. Bana verilen emir odur. O'na ilk teslim olan da benim'.
(
Allah Teâlanın tevhidin atası olan ve her zaman gerçek inancın temsilcisi olan Hz. İbrâhim (a.s.)‟ın dinini zikretmesi düşündürücüdür. Kendisine Yahudi, Hıristiyan adlarını takanlar da, Arap müşrikleri de Hz. İbrâhim‟e tam bir saygı ve bağlılık gösteriyorlardı. Bu âyet Hz. Muhammed‟in, Hz. İbrâhim‟in dâvetini yenilemekten başka bir şey yapmadığını, dolayısıyla ona mensup olmayı şeref saydığını göstermekte ve diğer din mensuplarını da Hz. İbrâhim‟e sadık bir mensup olmaya dâvet etmektedir.SY.
)
5 Temmuz 2020 Pazar
Enam 158-159:
- Onlar neyi bekliyorlar? Meleklerin inmesini mi? Rabbinin azabının gelmesini mi? veya Rabbinin (haber verdiği helak) alametlerinin ortaya çıkmasını mı? Ama bu alametlerin ortaya çıktığı gün, eğer daha önce iman etmedilerse veya imanları bir iddaadan ibaret kalıp onda hiç bir hayra ulaşmadı ise ona fayda vermez. De ki:' Bekleyin bakalım, biz de bekliyoruz (göreceğiz kim doğru, kim eğri)'.
Dinlerini paramparça edip, fırkalara taraftar olanlara gelince; Senin onlar için yapabileceğin bir şey yok. Onların işi Allah(cc) kalmıştır ve sonunda Allah(cc) onların yaptıklarının hesabını soracaktır.
(
Lafzen, “imanıyla bir iyilik kazanmamış olan”: böylece, iyi işler yapmaya yol açmayan iman burada hiç iman sahibi olmamakla eş değerde tutulmaktadır (Zemahşerî).ESED.
Bir hadis meali: “Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş battığı yerden doğduğu zaman, bütün insanlar toptan iman edecekler. Fakatişte o gün, daha önce iman etmiş veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye imanı asla fayda vermez.”SY.
Lafzen: "imanıyla bir iyilik ortaya koymamış". Eyleme dönüşmemiş, sahibinin yüreğine yük olan iktidarsız bir iman kastediliyor.MI.
Bu âyeti gayr-i müslimler hakkında düşünen âlimler yanında, müslümanlar arasında çıkan bid‟at fırkalarını kapsayacağını düşünenler de vardır. Âyet, dinin hükümlerinin bir kısmına inanmayan ve böyle bir parçalanmadan ileri gelen fırkalara da şamildir. Fakat dinin kesin hükümlerini inkâr etmeyen muteber içtihad, fıkhî mezhep, tasavvufî meşreb veya uygulamada ortaya çıkan dini hizmet gruplarını bu âyeti ileri sürerek mahkûm etmek, bu âyeti yanlış anlamak olur. Onun için müfessir İbn Kesir: “Zahir olan odur ki âyet; Allah‟ın dininden ayrılan ve ona muhalif olanlar hakkındadır” diye uyarmaktadır.SY.
)
Enam 155-157:
- İşte bu Kuran da indirdiğimiz kutlu ve bereketli bir kitaptır. O halde ona tabi olun ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ki rahmete nail olasınız.
Ayrıca :' Kitap yanlızca bizden önceki iki topluma (hıristiyan ve yahudiler) indirildi.Biz ise onların öğretilerinden habersizdik' demeyesiniz.
Veya :' Eğer bize de indirilmiş olsaydı, biz onlardan daha doğru yolda olurduk' diye itirazda bulunmayasınız.
İşte size Rabbinizden, apaçık bir delil, hidayet rehberi ve rahmet geldi. Artık Allah(cc)'ın ayetlerini yalanlayan ve ondan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir?. Ayetlerimizden küçümseyerek yüz çevirenleri bundan dolayı, yakında, şiddetli bir azapla cezalandıracağız.
4 Temmuz 2020 Cumartesi
Enam 154:
- Nitekim bir zaman da, dengeli ve tutarlı bir hayat sürenlere(الَّذِي أَحْسَنَ) nimetimizi tamamlamak, gereken her şeyi iyice açıklamak ve, bir yol haritası ve rahmet olmak üzere Musa(as) da, ilahi mesajı bağışladık ki, (en sonunda) Rablerine kavuşacaklarını iyice bilsinler.
(
h-s-n için bakınız:
https://teheccutzamani.blogspot.com/2020/03/blog-post_9.html
)
3 Temmuz 2020 Cuma
Enam 151-153:
- De ki:' Gelin size, Rabbinizin neyi haram kıldığını anlatayım:
- Allah(cc)'tan başka şeylere ilahlık yakıştırmayın
- Anne-babanıza karşı iyi davranın
- Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.Çünkü sizin de onların da rızkını Allah(cc) verir
- Kötülüklerin,fuhşiyatın gizlisine de açığına da yaklaşmayın
- Allah(cc)'ın muhterem kıldığı cana kıymayın
Allah(cc) aklınızı kullanın diye bunları emrediyor. - Rüştüne erinceye kadar yetimin malına, en güzel şekil dışında bir suretle yaklaşmayın
- Ölçüyü, tartıyı tam ve eksiksiz yapın
Allah(cc), hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez - Hakkında konuştuğunuz kimse,akrabanız bile olsa, yine doğruyu söyleyin
- Allah(cc)'a verdiğiniz ahdi tutun
İşte düşünüp tutasınız diye Allah(cc) bunları emretti. - İşte benim dosdoğru yolum.Ona tabi olun. Yoksa başka yollara uymayın ki, sizi Allah(cc)'ın yolundan ayırmasın.
İşte kötülüklerden sakınasınız diye Allah(cc) bunları emretti'.
2 Temmuz 2020 Perşembe
Enam 150:
- De ki:' Haydi, Allah(cc)'ın bütün bunları haram kıldığına dair şahitleriniz varsa getirin de görelim!'. Eğer onlar yalan yere şahitlik edecek olurlarsa, sakın onların bu şahitliğini onaylamayın ve ahirete inanmayan ve Allah(cc)'ın mesajlarını yalanlayanların keyfi uydurmalarına uymayın!.Zira onlar, başka güçleri Allah(cc)'a denk tutuyorlar!.
(
Lafzen, “[başkalarını] Rablerine eşit sayanların”: yani, bazı çarpıtılmış tabii güçlere İlahî veya yarı-ilahî vasıflar yakıştıranların — mesela, “kendiliğinden” yaratıcı evrime, yahut “kendi-kendine yaratılmış” evrene, yahut bütün varoluşun temelinde bulunduğu varsayılan esrarengiz, gayr-i şahsî hayat hamlesine (élan vital) inanmak gibi.ESED.
İman esasları arasında telâzum, yani karşı-lıklı birbirlerini gerektirme vardır. Allah’a iman, peygamberliğe, risalete iman etmeyi gerektirir; çünkü Ulûhiyet ve Rubûbiyet, Kendini tanıtmak ve hükümlerini tebliğ için risaletsiz olmaz. Ri-salet Kitapsız, Kitap da, onu getirecek meleksiz düşünülemez. Allah’ın Rahîm, Rab, Âdil, Kerîm, Cevâd, Cemîl, Bâkî, Hafîz gibi isimleri de mut-laka Âhiret’i gerektirir. Çünkü her şeyi güzel ya-ratan ve bu güzelliklerle Kendini tanıtan, bunu güzelliklerinin yüzlerce perde gerisinden sergi-lendiği geçici dünya hayatında değil, daha çok Âhiret hayatında yapar. İnsan için yaratılmış bu mükemmel kâinat, geçici bir dünya hayatı için olamaz; çünkü aksi halde kâinatta pek çok şey israf ve boşuna olmuş olur; Allah ise, her türlü israf ve abesten berîdir. Dünya hayatında adalet tam manâsıyla gerçekleşmemekte, zulüm cezası-nı, iyilikler mükâfatını tam anlamıyla bulmamak-tadır. Halbuki Allah’ın Âdil oluşu mutlak manâda adaleti gerektirir ki, bu da ancak Âhiret’te gerçek-leşebilir. Tohumlardan çıkan bitkiler ve onların hayatlarının bir hülâsası olan tohumlar ve insan-da hafıza, her şeyin kaydedildiğini göstermekte-dir. İnsan, bu dünyaya başıboş bırakılmak için gönderilmemiştir. Ona verilen akıl, muhakeme, kalb, ruh gibi cihazlar, iç ve dış duyular, hep-sinden öte irade, onun yeryüzünde çok önemli bir vazifesi, bir sorumluluğu olduğunu gösterir. Dolayısıyla, onun bütün söz ve davranışları, bu söz ve davranışlarındaki niyeti ve samimiyet derecesiyle birlikte kaydedilmekte olup, o, bir başka diyarda yaptıklarının karşılığını tam gö-recektir. Yine, hayat, eğer ölümden sonra dirilme olmazsa bütünüyle acıya dönüşür ve katlanılmaz olur. Çünkü, değil güzel bir ândan sonra o ânın sonsuzca bitmesinin sürekli esef ve acı getirme-si, elemi tasavvur etmek, güzel zamanların bi-teceğini düşünmek bile elemdir. Âhiret olmasa, insan olan insan için ayrılıklara ve onların se-bep olduğu acılara katlanmak mümkün olmaz. Bu ise, Cenab-ı Allah’ın sonsuz merhametine zıttır. Âhiretsiz sonlu bir hayat, insan gibi şu-urlu, geçmişin elemlerini, geleceğin endişelerini taşıyan bir varlık için alay olurdu; Allah ise, bu tür işlerden mutlak manâda uzaktır. Kâinattaki mükemmel sistem, muhteşem âhenk, mutlak bir ilmi ve o ilmin mutlak takdirini göstermektedir. Her şeye, hayattaki vazife ve fonksiyonuna göre vücut ve cihazlar verilmektedir. Ayrıca, hemen her insan rüyasında gelecekle ilgili bazı gerçek-leri ve hadiseleri görür. Bunlar da, Kader’i ispata yeter. Kısaca, Allah’a iman, bütün diğer iman esaslarını ve bütün iman esasları da birbirini ge-rektirir.AÜ.
)
Enam 149:
- De ki:' En kesin ve açık deliller Allah(cc) katındadır. Eper Allah(cc) dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi (cebri olarak)'.
(
Allah, iman adına herkesin vicdanında iman esaslarını tasdik edecek derecede delilleri serde-der, iman için akla kapı açar, fakat iradeyi insa-nın elinden almaz ve kimseyi imana zorlamaz. Kimsenin küfre girmesini ise asla irade etmez; O’nun küfre, şirke, haramların helâl helâllerin haram kılınmasına asla rızası yoktur.AÜ.
Başka bir deyişle, bir taraftan Allah'ın geleceği bilmesi (ve bu nedenle gelecekte olacakların kaçınılmazlığı) ile diğer taraftan insanın serbest iradesi -görünüşte birbirleriyle çelişen iki önerme- arasındaki gerçek ilişki, insan kavrayışının ötesinde, onu aşan bir konudur; ama ikisi de Allah tarafından konulduğuna göre mutlaka doğrudur. Şöyle ki, bizâtihî “Allah” kavramı, O'nun sonsuz ilim sahibi olmasını öngörür; ahlak ve ahlakî sorumluluk kavramları ise insanın serbest iradesini varsayarlar. Eğer Allah dileseydi her insan dürüst ve erdemlice bir hayat sürdürmek zorunda kalırdı, ama bu, insanı serbest iradesinden yoksun bırakmış olur ve ahlakı asıl anlamından koparırdı.ESED.
)
Enam 148:
- Allah(cc)'a şirk koşanlar bir de diyecekler ki:' Eğer Allah(cc) dilemeseydi biz de atalarımız da bunu yapamazdık ve hiç bir şeyi haram saymazdık (Allah(cc) izin verdiyse demek ki yaptığımız doğru da ondan!)'. Benzer şekilde onlardan önce yaşayanlar da böyle davranarak gerçeği yalanlamışlardı, ta ki azabımızı tadıncaya kadar.
Onlara sor:' Elinizde bir delil veya bilgi mi var bize gösterebileceğiniz? Siz sadece kuru bir zannın peşinden gidiyorsunuz ve düpedüz yalan uyduruyorsunuz'.
(
Sanıldığı gibi müşrikler böyle demekle yaptıkları çirkin işten pişmanlık duymuyorlar. Aslında onlar putlarına Allah‟a yaklaştırmaları için ibadet ediyorlar ve bunu yerinde bir iş sayıyorlardı. Şu halde onların bu sözden maksatları: Yaptıkları işin meşrûluğuna bir delil öne sürmektir. Allah‟ın iradesinin, emriyle birlikte olduğunu ve iradenin rızayı da gerektirdiğini zannediyorlardı. Bir başka deyişle şöyle demek istiyorlardı: “Şirk koşmamız madem ki Allah‟ın iradesi ile, yaratması iledir, öyleyse O‟nun nezdinde meşrûdur.” Oysa irade edip yaratmak, rızayı gerektirmez.SY.
Yani, Allah'ın insanı doğru ile yanlış arasında seçim de bulunma yeteneği ile donattığı gerçeğini. Yukarıdaki ayet, terimin genel kabul gören anlamıyla “cebriyye” doktrininin kesin olarak reddedildiğini ortaya koyar.ESED.
Cahilin inancı arttıkça sapmasının da artacağının en tipik delili.Mİ.
)
1 Temmuz 2020 Çarşamba
Enam 146-147:
- Biz, yanlızca yahudilere tırnaklı hayvanları yasakladık ve onlara koyun ve ineğin iç yağlarını da yasakladık, sırt tarafındaki ve bağırsaklarındaki yağlar ile kemiğin içindekiler hariç. Böylece işlerinde aşırı gitmelerinden dolayı onları cezalandırdık. Zira unutmayın, Biz sözümüzde dururuz.
Ve eğer senin yalan söylediğini iddaa ederlerse, onlara de ki:' Rabbinizin rahmeti sonsuzdur. Ama günaha batmış kimselerin de cezalandırılması kaçınılmazdır'.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)