31 Mart 2021 Çarşamba

 Gaşiye 8-11:

  •  Bazıları da o gün nimetlere gark olmuştur. Dünyadaki gayretlerinin sonucu olarak gayet memnun, tarifsiz bir cennette ve  makamda. Orada hiç boş söz işitmezler.
    (
    Burada  Cennet  nimeti  olarak  önce  orada  boşsözün  olmayacağının  zikredilmesi  hayli  önemlidir.  Bu  demektir  ki,  Cennet  ehli,  kendilerini  ehl–i  dünyanın dünyada eğlendirdiği gibi eğlendirmeyecektir. Nasıl Cennet ehli her bakımdan pak olacağı gibi, Cennet’in bütün nimetleri de pak ve çok yüce olacaktır. Âyet, boş söz, manâsız eğlence gibi vakit harcamalara karşı  bir ikaz da ihtiva etmektedir.AÜ

    )

30 Mart 2021 Salı

 Gaşiye 1-7:

  •  Her tarafı kaplayacak o dehşetli günün haberi sana geldi mi? Yüzler, o gün korku ve zilletten(خَاشِعَةٌ) eğilmiştir. Çünkü onlar sadece dünya için çalışmış, dolayısıyla o gün eli boş kalmış ve bitkin düşmüşlerdir. Yanıp kavrulmak üzere kızgın bir ateşe gireceklerdir. Ancak kaynar bir kaynaktan onlara su verilecektir. Yanlızca zehirli ve dikenli bir kuru bitkidendir(ضَرِيعٍ) onların yiyecekleri!. Ne besleyicidir ne açlığı giderir!.
    (

     Huşu' (
    خَاشِعَةٌ) kalp  fiillerindendir.  Yalnız  insan  için  kullanılır.  Zira  huşu'  bilgi  ve  bilinçten  kay­naklanır.  Mesela  Allah'ın  büyüklüğü  hakkın­da  insanın  bilgisi  arttıkça  huşû'u   da  artar.  Mü'minlere  dünyada nisbet  edilir,  kâfirlere ve münafıklara  âhirette.  Burada  olduğu  gibi,  Al­lah'tan  dünyada  huşu'  duymadılarsa  âhirette  mecburen  duyacaklar  (Krş:  48/Nâzi'ât:  9).  Fa­kat dünyada duyulan huşu'  sahibi için izzet ve şeref,  âhirette  duyulan  huşu'  sahibi  için zillet ve  meskenet  olacaktır.  Mİ

    Dari’ (
    ضَرِيعٍ), develerin yaş iken yiyebildiği dikenli bir bitkinin kuru hâlidir.ŞE

    Keffâl'e göre,  (Râzî'nin  naklettiği üzere,)  bu  tür cehennem yiyecek  ve  içecekleri, tam bir ümitsizliğin ve  alçalmanm  simgesidir.  Kummuş  haliyle  acı ve  dikenli  bir bitkiyi  ifade  eden  (Cevheri) darî'' ismi,  “o,  küçüldü / aşağılandı”  veya  “gururu  kı­rıldı”  anlamlarına  gelen dara'a  veya d a r i‘a fiilinden  türetilmiştir:  açıkça  mecazî anlamda  kullanılan bu ifadeyi  “kum dikenlerin acılığı”  olarak çevirmemin sebebi budur.  Benzer mecazî bir anlam,  Kur’an'da çok sık zikredilen ham îm terimini ha­tırlatan,  5.  ayetteki  “kaynar bir pınar”  ifadesine  de  yüklenebilir (bkz.  6:70'in  son cümlesi ile  ilgili not 62).ESED


    )

29 Mart 2021 Pazartesi

Gaşiye -1:
(Diyanet çevirisi)
  •  1. (Resûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?

    2. O gün bir takım yüzler zelildir,

    3. Durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur,

    4. Kızgın ateşe girer.

    5. Onlara kaynar su pınarından içirilir.

    6. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,

    7. O ise ne besler ne de açlığı giderir.

    8. O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar,

    9. (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,

    10.Yüce bir cennettedirler.

    11.Orada boş bir söz işitmezler.

    12. Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,

    13. Yükseltilmiş tahtlar,

    14. Konulmuş kadehler,

    15. Sıra sıra dizilmiş yastıklar,

    16. Serilmiş halılar vardır.

    17. (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bakmazlar mı?

    18. Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş?

    19. Dağların nasıl dikildiğine, bakmazlar mı?

    20. Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

    21. O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin.

    22. Onların üzerinde bir zorba değilsin.

    23. Ancak yüz çevirir inkâr ederse,

    24. İşte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.

    25. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.

    26. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.

28 Mart 2021 Pazar

--------------------------
Sonuç
  Zariyat  süresi

  •  İnsanların çoğunluğu Hesap gününe iman konusunda tam olarak nasıl düşüneceklerini bilemiyor ve sürekli yanlış düşüncelerle oyalanıyorlar. O gün gelip, o alaya aldıkları ateş ile tanıştıklarında kendilerine yazık ettiklerini anlayacaklar. İnsanlık tarihi boyunca, Lut kavmi, Firavun ve kavmi, Ad, Semud ve Nuh kavmi, hep kendilerine yazık etmişler ve helak edilmişlerdir. Yeri, göğü ve herşeyi en mükemmel şekilde yaratan Allah(cc) elbette insanı da başı boş bırakmamış ve elçilerini göndermiştir. Onlar da insanları sadece uyarmak ile görevlidir. Sadece azgınca bir küstahlıkla sınır tanımazlar(قَوْمٌ طَاغُونَ) bu uyarıdan nasiplenmezler. Nihayetinde Allah(cc), bütün görünür ve görünmez idrakli varlıkları yanlız Allah(cc)'ı tanıyıp O'na kulluk etsinler diye yaratmıştır. Ama, bu küstahça tutumları ile  nihayetinde kendine yazık edenler, bir gün o bekleyip durdukları ve  alay ettikleri ateşle tanışacaklar ve o zaman durumun vahametini anlayacaklardır.

27 Mart 2021 Cumartesi

 Zariyat 59-60:

  •  Şüphesiz ki zalimlerin de, kendilerinden önce gelmiş geçmiş zalimlere düşen pay gibi, bir azap payı vardır. Acele etmelerine gerek yok!, nasıl olsa ona kavuşacaklar!. Ama tehdit edildikleri o gün gelince, çekeceklerinden dolayı vay o inanmakta diretenlere!

 Zariyat 55-58:

  •  Sen yine de uyarmaya devam et, hiç olmassa uyarılarının inananlara faydası olur. Görünür ve görünmez bütün varlıkları sadece (Beni tanıyıp) sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de Beni gözetip beslemelerini. Çünkü bizzat Allah(cc)'tır bütün rızıkları veren, her türlük kudretin sahibi ve baki olan.
    (
    Son iki âyet, Allah yolunda hizmet konusunda iki önemli noktaya dikkat çekmektedir. Allah’ın dinini anlatırken, tebliğ ederken tartışmanın hiç-bir yararı yoktur. Önemli olan, kendi üslûbuyla Din’i  anlatmak  ve  yaşamaktır.  Ayrıca,  tebliğyapılırken  mü’minler  de  nazara  alınmalı,  onlar  nasıl olsa inanmışlardır diyerek ihmal edilmeme-lidirler. Çünkü herkesin nasihata ve hatırlatmaya ihtiyacı vardır.AÜ

    Bu  âyet,  Allah’ın  varlıkları  yaratmasındaki maksadı  beyan  buyurmaktadır. İnsanların  ve  cinlerin dışındaki bütün varlıklar Allah’a mutlaka manâda ibadet ve itaat ederken, irade ile serfiraz kılınan  insanlar  ve  cinler  ise,  aynı  sorumluluğu taşımakla  birlikte,  bu  konuda  zorlanmamışlar-dır.  Çünkü  onlar,  imtihandadır.  Allah’a  ibadet  ve  itaat,  insanların  ve  cinlerin  hem  ferdî  hem  içtimaî,  hem  dünya  hem  Âhiret  hayatları  için  her bakımdan lüzumlu ve asla vazgeçilmez değer ve  öneme  sahiptir.  Bediüzzaman,  bu  konuda  şöyle yazar:Katiyen bil ki, yaratılışın en yüksek gayesi ve  fıtratın  en  yüce  neticesi,  Allah’a  iman-dır.  Ve  insaniyetin  en  yüce  mertebesi  ve  beşeriyetin en büyük makamı, Allah’a iman içindeki marifetullahtır (Allah’ı tanıma). Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o  marifetullah  içindeki  Allah  sevgisidir.  Ve  ruh–u  beşer  için  en  halis  sürur  ve  kalb-i  insan  için  en  sâfi  sevinç,  o  Allah  sevgisi  içindeki ruhanî–manevî lezzettir.Evet, bütün hakikî saadet ve halis sürur ve şirin  nimet  ve  sâfi  lezzet,  elbette  marifetul-lahta  ve  muhabbetullahtadır.  Onlar,  onsuz  olamaz.  Cenab-ı  Hak’kı  tanıyan  ve  seven,  nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, esrara ya bilkuvve (potansiyel olarak) veya bilfiil maz-hardır.  O’nu  hakikî  tanımayan,  sevmeyen,  nihayetsiz  dertlere,  zorluklara,  elemlere  ve  evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.Evet, şu  perişan  dünyada,  âvâre  nev-i  beşer  içinde,  neticesiz  bir  hayatta,  sahipsiz,  hâmisiz  bir  surette,  âciz,  miskin  bir  insan,  bütün  dünyanın  sultanı  da  olsa  kaç  para  eder? İşte  bu  âvâre  nev-i  beşer  içinde,  bu  perişan,  fâni  dünyada  insan  sahibini  tanı-mazsa,  mâlikini  bulmazsa,  ne  kadar  biçare  sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahi-bini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine sığınır,  kudretine  istinat  eder.  O  vahşet-gâh  dünya,  bir  tenezzühgâha  döner  ve  bir  ticaretgâh  olur.  (Mektûbât,  “20.  Mektup”,  Mukaddime).AÜ

    O  halde,  bütün  akıl  sahibi  varlıklann  yaratılmasındaki  temel  amaç,  onların  Al­lah'ın varlığını tanımaları (ma‘rifet) ve bundan dolayı, kendi var oluşlarını bilinç­li  olarak  O'nun  iradesi  ve  planı  ile  uyumlu  hale  getirme  isteği  duymalarıdır.  İş­te  bu  iki  aşamalı  tanıma  ve  isteme  (cognition  and willingness)  kavramlarıdır  ki Kur’an'ın “kulluk” (ibâdet) olarak tanımladığı şeye derin anlamını verir.  Bir son­raki  ayetin  de gösterdiği gibi,  bu manevî çağrı,  hiçbir  şeye muhtaç  olmayan ve sınırsız  güç  sahibi  olan  Yaratıcı'nın  herhangi  bir  farazî  “ihtiyac’îndan  doğmuş değildir;  tersine,  her şeyi  kuşatan  ilahî  iradeye  bilinçli  olarak kendini teslim  et­mek sûretiyle bu iradeyi kavramayı ve böylece bizâtihî Allah'a daha yakın olma­yı ümid  eden kulun  ruhî gelişmesinin bir aracı  olarak  öngörülmüştür.ESED

    )

26 Mart 2021 Cuma

 Zariyat 52-54:

  •  İşte böyle, kendilerinden önce yaşamış olanlar da, hangi elçi gelmişse, elçiye :' Bu bir sihirbaz, ya da deli' dediler. Yoksa onlar bu (düşünce tarzını) birbirlerine miras mı bıraktılar( أَتَوَاصَوْا بِهِ)!?. Hayır!, onlar azgınca bir küstahlığa kapılmış bir topluluktan başkası değiller. Artık onları kendi hallerine bırak. Böyle yaptığın takdirde kınanacak değilsin.
    (
    Muhtemelen  birbirlerinden  haberdar  değil­diler.   Fakat   aynı   tasavvurdan   yola   çıkarak   benzer  açılardan  bakmaları,  onların  "akıllarını  da  birbirine  benzetti"  (94/Bakara:   118)  ve  benzer  sonuçlara ulaştılar.  Tutum ve  tepkileri  öylesine  tıpatıp  örtüşüyor  ki,  dışarıdan  bakan  anlaştılar  sanır.  Bütün  zamanlara  mesaj:  Bu  kıssalarda  anlatılan  tipler  sizin  de  karşınıza  dikileceklerdir.MI


    )

25 Mart 2021 Perşembe

 Zariyat 50-51:

  • Şu halde (de ki):' (Madem bütün bunları yapan Allah(cc)'tır, o halde sahte ve kötü olan herşeyden) Allah(cc)'a sıgının!. Şüphe yok ki, Ben O'nun katından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. Allah(cc)'la beraber hiç bir şeye ilahlık yakıştırmayın. Elbette Ben O'nun katından size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım'.

 Zariyat 49:

  •  Herşeyi çift-zıt kutuplu yarattık ki, belki düşünüp ders alırsınız.
    (
     Zevceyn:  1) Zıtlara,  2)  çiftlere-eşlere, 3) çe­şitliliğe  delalet  eder.  Zımnen:  "Allah  dışında­ki  her şey".  Bkz.  "Hiçbir  şey  O'na benzemez". MI
    )

24 Mart 2021 Çarşamba

 Zariyat 47-48:

  •  Evreni de inşa eden ve istikrarlı bir şekilde genişleten de Biziz. Yeryüzünü de Biz döşedik ve pek te güzel bir şekilde düzenledik.
    (
    innâ le-mûsi‘ûn (“Biziz  ...  genişleten”) ifadesi,  modern  düşüncedeki  “evrenin  genişlemesi”  anlayışının  ön  habercisidir: bu düşünce,  evrenin sonlu bir büyüklüğe sahip olmasına rağmen alan olarak sü­rekli genişlediği  gerçeğini  ifade  eder.ESED

     Veya:  "Buna  güç  yetiren  de  Biziz".  Modern  kozmolojinin  "genişleyen evren"  modelini teyit eden  bir  âyet.  Tabiinden  İbn  Zeyd,  müfessirlerden  Râzî  ve  İbn  Kesir  âyeti  böyle  anlamışlardır  (Taberî).  Bu genişlemenin bir noktada büzüşme ve  dürülmeye  döneceği ile  ilgili bkz.  79/Enbiya:  104.  (Aynca ilk patlama için bkz.  79/Enbiya:  30  ve ilk yoğunlaşma için bkz.  81/Fussilet:  11.)  MI

    )

 Zariyat 46:

  •  Daha önce yaşamış Nuh(as) kavmi de!. Çünkü, onlar her bakımdan yoldan çıkmış bir topluluktu.
    (
     Lût  kavmi pişirilmiş  toprak ile,  Nûh  kavmi  ve Firavun su ile, 'Âd kavmi rüzgar-hava ile,  Se­mud  kavmi  ateş  ile  helak  edilmiştir.  Toprak,  su, hava ve ateş kadim hikmette maddî varlığın dört  ana unsuru  kabul  edilir.  Allah zulmü,  her  zaman görüp de mucize oluşunu fark etmediği­miz bu unsurlarla  ortadan kaldırdı.MI
    )

23 Mart 2021 Salı

 Zariyat 43-45:

  •  Semud kavmi de aynı!. Kendilerine ' bir süre daha hayatınızı yaşayın bakalım' dendi. Ama onlar Rablerinin emirlerinden bütün bütün çıktılar  ve sonuçta, bakıp dururken o müthiş yıldırım yakalayıverdi. Kurtulmak için ne doğrulabildiler ne de bir yerden yardım alabildiler.

 Zariyat 41-42:

  • Ad kavmi de öyle. Onlara herşeyi kasıp kavuran ve kökünden kurutan bir kasırga gönderdik. Önüne her ne çıkarsa çıksın, adeta bir kül gibi savuruyordu.

22 Mart 2021 Pazartesi

 Zariyat 38-40:

  •  Aynı mesaj Musa(as) kıssasında da var. Onu apaçık delillerle firavuna göndermiştik. Fakat o iktidarına güvenerek Musa(as)'a karşı çıkmış ve üstelik :' O ya bir büyücü ya da bir deli!' demişti.Neticede, onu da ordusunu da kıskıvrak yakalayıp denizin dibine gönderdik. Bütün bunlardan suçlu kendisi idi.

21 Mart 2021 Pazar

 Zariyat 35-37:

  •  Ve nihayet, müminlerden orada olanları çıkardık, aslında orada bir haneden başka müslüman da yoktu ve elem verici azaptan korkacaklar için orada (ibretlik) bir işaret, bir mesaj bıraktık.
    (
    Burada mümin ve müslüman tabirleri ayrı ayrı kullanılmış ve bir çok tefsirci de sözü geçen hanenin oradaki tek müslüman aile olan Lut(as)'ın hanesi olarak tanımlamışlardır. Fakat enteresan olan, Hucurat 15. de --iman ettik demeyin, islama girdik deyin-- de vurgulandığı gibi, kişinin Allah(cc)'a kalpten  inancı ile islam toplumuna/cemaatine girişi veya onları kabullenişi (değişik sebeplerle) aynı değildir. Lut(as) kavminde de müminler vardı, ama Lut(as)'ın tebliğ ettiği dini kabullenmiş tek aile olduğunu anlıyoruz, fakat o ailenin Lut(as)'ın ailesi olduğu pek gerçekçi görünmüyor, zira hane halkı olarak onlar o tek haneyi temsil ediyorlarsa, biliyoruz ki, Lut(as)'ın karısı Lut(as)'ı bırakmıştır şehirden çıkarken ve geride kalmıştır. Yani Lut(as)'ın karısı zaten kocasına inanmamış ki, hane olarak hepsi müslüman olsunlar. Büyük olasılıkla başka bir hane halkı Lut(as)'ın tebliğ ettiği dini kabul etmişti.
    )

20 Mart 2021 Cumartesi

 Zariyat 31-34:

  • İbrahim(as):' Peki, asıl geliş sebebiniz nedir(فَمَا خَطْبُكُمْ)? Ey (Allah(cc)'ın) elçileri!'. Onlar da:' Evet, Biz günaha batmış bir topluluğa gönderildik, başlarına,Rabbinin katında belirlenmiş, taşlaşmış balçık yağdıracağız' dediler.
    (
    Evet, yukarıdaki ayetlerde, ibrahim(as)'ın gelenlerin kim olduğunu bilmediği ve yemediklerinden dolayı korkuya kapıldığı yorumları pek tutarsız hale geliyor gibi. Allah(cc)'ın elçilerinin zamansız gelişi, onu endişelendirmişti, kendisine verilen ilim sahibi oğlan çocuğu müjdesi bile endişesini gidermemiş ve sonunda meleklere sormuştur asıl geliş sebeplerini. Çünkü onunda asıl korktuğu bu haberdi; Allah(cc)'ın o an içinde bulundukları Lut kavmini helak edecek olması!.

    As the angels come in human guise only on highly important occasions the Prophet Abraham used the word khatb( خَطْبُكُمْ) to find out the purpose of their visit; the word khatb(خَطْبُكُمْ) in Arabic is used for an errand of same extraordinary nature.ET
    )

19 Mart 2021 Cuma

 Zariyat 28-30:

  •  Derken onlardan yana içini bir  endişe kapladı. ' Endişeye gerek yok!' dediler ve büyük bir ilim ile donatılacak bir erkek çocuk müjdesini verdiler. Bunun üzerine karısı ileri atıldı ve yüzüne vurarak (şaşkınlıkla) :' (Benim gibi) kısır bir kocakarıdan mı!' dedi. Onlar :' Rabbin öyle buyurdu ve şüphesiz O'dur hikmet sahibi olan ve her şeyi bilen' dediler.

18 Mart 2021 Perşembe

 Zariyat 24-27:

  •  İbrahim(as)'ın o seçkin misafirleriyle ilgili kıssayı hiç duydun mu?  Hani bir gün evindeyken yanına gelmişler ve selam vermişlerdi, o da selamlarını almıştı. Ve kendi kendine :' Bunlar tanınmadık kimseler(قَوْمٌ مُّنكَرُونَ)' diye düşünmüştü. Beklemeden ailesinin yanına geçti ve semiz bir kızartılmış buzağı getirdi ve :'Yemez misiniz?' diyerek önlerine koydu.
    (
     قَوْمٌ مُّنكَرُونَ için bir çok tefsirde benzer çeviriler yapılmıştır. Ama, İbrahim(as)'ın kendisine gelenlerin melek olduğunu anlamamış olması biraz tuhaf gibi. n-k-r kökünün anlamlarına bakıldığında, sanki  türkçede :' Hayırdır inşallah! Beklenmedik misafir! Bu saatte neden geldiler acaba?' der gibi  bir deyim gibi görünüyor.
    “ٌرْکُن” (nukroon): a thing which is not of good tiding, that which the heart does not accept, that which is displeasing {Ibn Faris}.This word has appeared against “ٌحَرَف” (farahoon) which means “happiness” (13:36).
    It also means “the punishment for going against the truth” i.e. destruction.“ِرْيِکَن” (nakeer) also means “to change something which seems bad” {T}. 
    The concept that “ٌفْرُوْعَم” (maroof) means “all those things and deeds which are natural” and “ٌرَکْنُم” (munkar) are “all those things which are unnatural” is not a Quranic concept.


    )

17 Mart 2021 Çarşamba

 Zariyat 23:

  •  Göklerin ve yerin Rabbine and olsun ki, bu (yeniden diriliş) vaadi en az sizin konuşabilmeniz(تَنطِقُونَ) kadar gerçektir.
    (

    Evet, konuşabilme yeteneği insanın kendini ele verdigi en önemli yetenektir. Insan kendi düşünce  ve kişisel yargılarını ancak ifadelerle ve yaptığı eylemlerle ele verir. Yüce Rabbim konuşabilme yeteneği de vermiş ki, kişinin kendisi dahil herkese, gerçek düşünce ve yargılarını ifşa etsin, nihayetinde bu ifşadan sorumlu tutulacak. Nihayetinde iç dünyasını konuşması ve fiilleriyle ifşa etmeyeni, aslen Yüce Rabbim bilse de, diğer insanların şahitliği de olması itibariyle, nasıl bileceğiz?.

    Lafzen,  “konuştuğunuz  kadar”  yahut  “konuşabilmeniz  gibi”:  insanın  kavramsal olarak düşünme ve kendini ifade etme yeteneğine, yani mutlak ve apaçık bir şe­kilde  bilincinde  olduğu  şeylere  işaret.ESED

     Konuşma  yeteneği  ile  yeniden  diriliş  arasında  benzerlik  kurulması,  zımnen,  "ahiretin  gerçekliğini  adınız  gibi  biliniz"  mâ­nasına  gelir.  Bu benzetmenin  iki  unsuru  (ahi­ret  ve  konuşma  yetisi)  arasında  farklı  benzer­likler  de  kurulabilir:  Nasıl  ki,  konuşma  dü­şünme  sürecinin  kaçınılmaz  sonucuysa,  ahi­ret  de yaşama  sürecinin  doğal  sonucudur.  Na­sıl  ki,  kişisel  düşüncelerimiz  ve  yargılarımız  ifade  kalıplarına  dökülünce  gerçek  değerimizi  ele  veriyorsa,-  yaşama  süreçlerinin  son  aşama­sı  olan ahiret  de,  her birimizin gerçek  değerini  ortaya  koyacaktır.  Konuşma  nasıl  düşünme­nin ahiriyse, yeniden diriliş de yaşamanın ahi­ridir.  Nasıl  ki,  nesnelerin  zihindeki  tasavvur­larının aslı o nesnelerin fiziki varlıklarıysa, bu fiziki varlıkların aslı  da öte âlemdeki hakikat­lerdir.  Pasajın  başından  itibaren  alınırsa:  Yer  nasıl  göksüz  düşünülemezse,  dünya  da ahiret-siz  düşünülemez.  Yer  içkin  olanı  gök  aşkın  olanı,  yer  maddî  olanı  gök  manevî  olanı  tem­sil  eder.  İnen yağmur nasıl bu hayat için  kaçı-nılmazsa,  inen  vahiy  de  öbür  hayat  için  kaçı­nılmaz.Mİ



    )

16 Mart 2021 Salı

 Zariyat 20-22:

  •  Yeryüzünde , içlerinde hiç bir şüphe duymadan inanmak isteyenlerin(لِّلْمُوقِنِينَ) görebileceği (Allah(cc)'ın varlığının) bir çok delilleri vardır. Tıpkı kendi kişiliğiniz üzerinde olduğu gibi. (Bunları) görmüyor musunuz?. (Yeryüzündeki) rızkınız da, (öldükten sonra size) vaad edilen de göklerdendir.

15 Mart 2021 Pazartesi

 Zariyat 15-19:

  •  Fakat Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar(الْمُتَّقِينَ) kendilerini bahçeler ve pınar başlarında bulacaklar, Rablerinin bağışlayacağı herşeyden istedikleri gibi yararlanarak, çünkü onlar geçmişte tutarlı ve yerinde davranış sergileyen kimselerdi (مُحْسِنِينَ). Gecenin çok az bir kısmında uyurlardı ve seher vakitlerinde de Allah(cc) yürekten yalvarırlardı ve sahip oldukları herşeyden isteyebilen ve isteyemeyen muhtaçlara(لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ) pay ayırırlardı.
    (
    Muttakilerin açık ve net tanımı;
    • Yerinde ve tutarlı davranış(مُحْسِنِينَ) sergilerler.
    • Gece az uyurlar
    • Özellikle seher vakti Allah(cc)'a yalvarırlar.
    • Muhtaçlara, ister insan olsun ister olmasın, yardım ederler.

    In other words, on the one hand, they recognized the right of their Lord and duly discharged it; on the other, they did not think that whatever Allah had given them, whether little or much, was wholly their own and their children's right, but they had the sense that in their possessions there was the right and share of every such person who was indigent and needy. They did not render help to the people as a charity so as to earn their gratitude for the favor done, but they regarded it as the people's right and discharged it as their own duty. Then their this service to mankind was not only confined to those who came to them for seeking help as beggars but anyone about whom they came to know that he had been left destitute, they would become anxious to render him necessary help of their own accord. There was no orphan who might have been left helpless, no widow who might have had no bread-winner, no disabled person who might be unable to earn a living, no one who might have lost his job, or whose taming might not be sufficing his needs, nobody who might have been hit by a calamity and might be unable to compensate for the loss by himself, in short, there was no needy one whose condition they might have known and yet might have withheld their help when they could have rendered him necessary help and support.

    The following are the three qualities on the basis of which Allah regards them as the righteous doers of good, and says that these very qualities have made them worthy of Paradise; (1) That they believed in the Hereafter and refrained from every act and conduct which Allah and His Messenger had stated to be disastrous for the life-after-death; (2) that they exeted their utmost to do full justice to the service of Allah and still sought Allah's forgiveness instead of exulting at their acts of piety; and (3) that they served Allah's servants not as a favor to them but as their own duty and their right due from them. '

    Here, one should also know and understand another thing; The right of the needy ones that has been mentioned here in the wealth of the believers does not imply the zakat, which has been imposed as religious duty on them. But this is the right that a well-.to-do believer himself feels there is in his possessions of the needy even after he has paid off the zakat, and he discharges it willingly even if it has not been made obligatory by the Shari'ah. lbn 'Abbas, Mujahid, Zaid bin Aslam and other scholars have understood this very meaning of this verse. In tact, the real spirit of this Divine Command is that a pious and virtuous person is never involved in the misunderstanding that he has become relieved of his duty of discharging the right of Allah and His servants that there was in his possessions after he has paid the zakat, and now he is not bound to help every needy and destitute person whom he comes across. Contrary to this, every servant of Allah, who is really pious and righteous, remains ever ready to do whatever good he can willingly, does not let slip any opportunity when he could do some good to the people in the world. He is not of the way of thinking that he has done whatever good he had been enjoined w do and now no more good is required to be done by him. The one who has recognized the true value of goodness, does not perform it as a burden but tries to cam more and more of it, greedily as a bargain to his own advantage, in his own interest. ET


    )

14 Mart 2021 Pazar

 Zariyat 10-14:

  •  O kahrolası yalancılar, kendini bilmez ve cehalet içinde atıp tutuyorlar ve bir de alay ederek: 'Ne zamanmış bu hesap günü?' diye soruyorlar. O gün onlar ateşle tanıştırılacaklar ve kendilerine ' Hadi buyrun dayanın bakalım, o ısrarla istediğiniz ateş budur işte!' denilecek.
    (
    The disbelievers did not ask the question: When will Resurrection be? for the sake of seeking knowledge but for the purpose of taunt and ridicule. That is why they have been given such an answer. It is just like the taunting reaction of the wicked person who is admonished to desist from his immoral deeds, otherwise he would meet with the evil consequences of those deeds one day, and he asks in jest: When will that day be? Obviously, such a question is not asked to know the date of the occurrence of the evil end but to make fun of the admonition. Therefore, its right answer is that it will occur when the evildoers will meet with their doom. Besides, one should also understand well that if a denier of the Hereafter is discussing the question of the Hereafter sensibly, he can dispute the arguments in favor and against it, but he can never ask the question: On what date will the Hereafter occur? unless he has lost all reason. Whenever he puts such a question, it will only be as a taunt and ridicule. For it does not at all affect the real discussion whether the date of the occurrence of the Hereafter is stated or not. No one can deny the Hereafter only because the year and the month and the day of its occurrence have not been given, nor can one believe in it on hearing that it will occur on such and such a day of such and such a month and year. The date is no argument that may cause a denier to be convinced of its coming, for after that the question will arise: How can One believe whether on that particular day the Hereafter will actually occur?   ET
    )

13 Mart 2021 Cumartesi

 Zariyat 7-9:

  •  Şu gökteki bulutlar(الْحُبُكِ) şahittir ki, siz (ey insanlar) neye inanacağınız konusunda farklı söylemleriniz var. Bu konuda (gerçeğe) aykırı görüşler savunan kendini aldatır.
    (
    Eğer Allah'ın yol  göstermesi  olma­saydı,  insan sayısınca  din  olması  mukadderdi.  Özellikle  de  ahiret  inancı  konusunda,  reen-karnasyon,  ruh göçü,  inkâr,  yarı inkâr vs.  gibi. MI

    The word hubuk(
    الْحُبُكِ) in the original is also used for the paths and for the waves which are produced on the sand of the desert and the surface of stagnant water by the wind; it is also spoken for the curls in wavy hair. Here, the sky has been characterized by "hubuk" either because the sky is often overcast with clouds of different shapes, which go on changing because of the wind, and no shape lasts nor resembles any other, or because at night one sees the stars scattered in the sky in many different combinations and no combination resembles any other combination.  ET
    )

12 Mart 2021 Cuma

 Zariyat 1-6:

  •  (Rüzgar gibi) savurup dağıtanlara, (bulutlar gibi) ağır yükleri yükleyip taşıyanlara, (gemiler gibi) kolayca akıp gidenlere, ve Allah(cc)'ın emrini iş bölümüyle taksim edip dağıtanlar şahit olsun ki, size vaadedilen kesinlikle doğrudur ve Hesap günü mutlaka gelecektir.

11 Mart 2021 Perşembe

Zariyat -1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Tozdurup savuranlara,

    2. Yükünü yüklenenlere,

    3. Kolayca süzülenlere,

    4. İşleri ayıranlara andolsun ki,

    5. Size vâdedilen, kesinlikle doğrudur.

    6. Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.

    7. İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,

    8. Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.

    9. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).

    10. Kahrolsun o koyu yalancılar!

    11. Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.

    12. Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.

    13. O gün onlar ateşe sokulacaklardır.

    14. Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)

    15. Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.

    16. Rablerinin kendilerine verdiğini alarak . Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.

    17. Geceleri pek az uyurlardı.

    18. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.

    19. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.

    20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.

    21. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?

    22. Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.

    23. Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.

    24. İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)

    25. Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.

    26. Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,

    27. Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.

    28. Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.

    29. Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.

    30. Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.

    31. (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.

    32. "Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."

    33. "Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."

    34. (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).

    35. Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.

    36. Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.

    37. Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.

    38. Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

    39. Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.

    40. Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

    41. Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

    42. Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.

    43. Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.

    44. Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.

    45. Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

    46. Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

    47. Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.

    48. Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!

    49. Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.

    50. O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

    51. Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.

    52. İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.

    53. Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.

    54. Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.

    55. Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.

    56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

    57. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.

    58. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.

    59. Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!

    60. Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!

10 Mart 2021 Çarşamba

--------------------------
Sonuç
  Ahkaf  süresi

  •  Belirli bir süre için imtahan alanı olarak yaratılan dünyada, insana düşen görev Allah(cc)'a inanıp O'nun istediği gibi bir hayat sürerek bu imtahanı güzel bir sonla bitirmektir. Allah(cc)'tan başka kişinin ilahlaştırdıkları, dünyada ona fayda sağlayabilir, ama sonuçta o kimseyi götüreceği yer cehennem ateşidir. Israrla inanmada direnenler şunu bilmelidirler ki, kendilerinden önce de bir çok toplum gelmiş/geçmiş ama sonunda inkarlarının sonucu olarak helak olup gitmişlerdir. İşiten, gören ve akleden insanın yapması gereken Allah(cc)'a inanıp teslim olmaktır, yoksa ısrarla inkar edip alay etmek değil!. Bütün bu kapasiteler Allah(cc)'ı bilmek için verilmiştir, inkar için değil!. Dolayısıyla, gerçek inanan kula düşen görev, Allah(cc)'ın buyurduğu doğrultuda, salih amel ile muhsin olmaya devam etmek ve bu yolda sabırlı ve dirayetli davranmaktır. Nihayetinde, sapkın halktan başkası helak edilmeyecektir.


9 Mart 2021 Salı

 Ahkaf 35:

  •  Dolayısıyla (Ey inananlar), kalpleri azim ve kararlılıkla doldurulmuş bütün peygamberler gibi sıkıntılara karşı siz de sabırlı ve kararlı olun. Ve hakikatı inkar edip duran bu tiplerin hemen azaba çarptırılmasını istemeyin. Kendilerine vadedilen şeyin gerçekleştiğini gördükleri gün, yeryüzünde kaldıkları süre, onlara bir günün bir saatiymiş gibi gelecek.
    Durum budur! Öyleyse hiç sapkın halktan başkası helak edilir mi?.

8 Mart 2021 Pazartesi

 Ahkaf 34:

  •  Hakikatı ısrarla inkar edenler günü gelip ateş önüne getirildiklerinde, onlara:' Bu da mı gerçek değil?' denilecek. Onlar da:' Rabbimize andolsun ki, gerçektir' diyecekler, Allah(cc) da:' İnkar edip durmanızın neticesi olarak tadın bakalım ateşi' buyuracaktır.

7 Mart 2021 Pazar

 Ahkaf 30-33:

  •  Onlar :' Ey halkımız! Biz Musa(as)'dan sonra indirilmiş, kendinden önceki kitapları tasdik eden, gerçeğe ve yolun doğrusuna ileten bir Kitap dinledik. Allah(cc)'a davet eden elçiye icabet etmeyen bilsin ki, Allah(cc)'ın yeryüzünde dilediğini yapmasına asla mani olabilecek(فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْأَرْضِ) değildir ve bir defa Allah(cc) onu reddederse , artık hiç bir dost ve koruyucusu da olmaz'. Öyleleri besbelli bir sapıklık içindedirler. O inkarcılar hala görüp düşünmezlermi ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakta hiç bir yorgunluk duymayan(وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ) Allah(cc), ölüleri de diriltmeye pekala kadirdir. Evet, öyledir ve O herşeye hakkıyla güç yetirendir.
    (
    Bir çok müfessir tarafından cinlerin Peygamber efendimiz(sav)'i dinlediği ve sonra gidip kendi haklarına bu ayetleri söylediği şeklinde çevrilen bu ayetlerde şöyle bir detay kaçırılmamalıdır; öncelikle bir çok ayette insanlara yine kendileri gibi bir elçinin gönderildiği belirtilmektedir, yeryüzünde melekler olsaydı melek elçi gönderilirdi.Sonra, burada konuşanın karşısındaki halk, Musa(as)'ı biliyor , ona inen kitabı biliyor ve inanmayanın Allah(cc)'ı yeryüzünde aciz bırakamayacağını söylüyor ki, madem cinler di, onlar mekan konusunda çok daha hızlı ve esnek değiller miydi? Neden yeryüzüyle sınırlandırılmış? Ayrıca pasajın devamında Allah(cc)ın yaratmada yorgunluk duymadığı ve herşeye kadir olduğu da net bir şekilde vurgulanıyor, ki Allah(cc)'ın (haşa) yorulduğunu iddaa edenler,cinler değil, yahudilerdir. Yahudilere göre; altı günde alemleri yaratan Allah(cc), dördüncü gün yorulmuş bir gün dinlenmişti!!. Bütün bunlar düşünüldüğünde, sanki Peygamber efendimizi dinleyen ve toplumlarına geri gidip duyduklarını anlatan çevredeki yahudiler gibi geliyor bana. Bunlara cin denmesinden de kasıt, sizin tanımadığınız bilmediğiniz bazı kimseler de olabilir. Doğrusunu Yüce Rabbim bilir. 
    )

6 Mart 2021 Cumartesi

 Ahkaf 29:

  •  Bir zamanlar cinlerden bir grubu Kuran dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Nihayet o vahye kavuşur kavuşmaz :' Sessizce dinleyin' demişler, okuma biter bitmez de kendi toplumlarına birer uyarıcı olarak geri dönmüşlerdi.
    (
    Olay  kaynaklarda  çok  farklı  ve  yer  yer  çe­lişkili  rivayetlerle  yer  almıştır.  Kimi  kaynak­lara göre,  Rasulullah'ın Taif dönüşü Nahle va­disinde,  gecenin  bir vaktinde  namazda  Kur'an  okurken gerçekleşmiştir  (İbn  Kesir).  Bazı riva­yetlerde   Rasulullah'ın  bu   "görünmez"   veya   "uzak"  varlıkların  oradaki  varlığından  vahiy  gelinceye  kadar  haberdar  olmadığı,  onları  gör­mediği  kaydedilir  (Buhârî  ve  Tirmizî).  Aynı  kaynaklarda  bunların  Yahudi  dinine  mensup  Yemen  taraflarında  bir  şehir  olan  Nasîbeyn  cinleri  olduğu  ifade  edilir.  Bu âyetler,  insan ve cinlere  kendilerinden  elçi  gönderildiğini  ifade  eden  En'âm  130  ve  ilk  inkarcı  muhatapların  cin  tasavvurunu  aktaran  Sebe'  41  ışığında  an­laşılmalıdır  (Sebe':  41'in  59  nolu notuna  bkz).  Cin  sûresinde  daha  ayrıntılı  yer  alan  bu  sıra  dışı  olay,  bir  teselli  armağanı  olarak  görülme­lidir.  Mesajı  açıktır:  Eğer  sana  inen  vahyi  ya­kınların  dinlemezse,   Rabbin  onu  dinleyecek  birilerini   ta   uzaklardan   da   olsa  bulup   sana   yönlendirir. Mİ

    )

5 Mart 2021 Cuma

 Ahkaf 27-28:

  •  Doğrusu, etrafınızdaki bir çok topluluğu işte bu şekilde yok ettik. Ama ondan önce, belki yanlış yoldan dönerler diye uyarıcı mesajlarımızı çok yönlü olarak onlara ilettik. Peki, kendilerine Allah(cc) nezdinde yakınlık sağlasın diye Allah(cc)'tan başka edindikleri ilahları onları kurtarabildi mi?  Hayır! tersine onları yüzüstü bıraktılar. Çünkü bu sahte ilahlık onların kendi kendilerine uydurduğu,hayal ürünü bir şeydi.
    (
    That is, "They had put faith in those things in the beginning with the idea that they were favorite servants of God and through them they would attain nearness to Him, but then gradually they made them their gods. They started invoking them for help; they formed the belief that they had the powers to change their destinies and could answer their prayers and remove their hardships." To deliver them from this error Allah sent His Revelations through His Messengers over and over again in different ways to bring them to the right path, but they persisted on the worship of their gods, and continued to insist that they would still invoke them instead of Allah. Now consider this: When the torment of Allah visited these polytheists because of their deviation, where had their redressers of grievances and removers of hardships disappeared? Why didn't they come to their rescue at the time of affliction?  ET
    Muhatap olarak günümüz toplumunu ele alalım. Etrafınızdakı bir çok topluluk helak olup gitti. Örneğin, Persler, Makedonlar, Romalılar, Osmanlılar .. ve onların kalıntılarını çevremizde hep görüp durmuyor muyuz? Hepsine Yüce Rabbim mesajını iletti mi? Evet hem de en açık şekliyle ama, bütün bu toplumlar Allah(cc) dışında sahte ilahlar edindiler, bunları da Allah(cc)'a yakınlık sağlayacaklarını sanarak yaptılar, ama bu sahte ilahları bir işe yaradı mı? Pek yaramışa benzemiyor değil mi? Dolayısıya bir tek Allah(cc)'a inanıp O'na teslim olmak, O'na inanıp güvenmek ve bir tek O'ndan beklemek ve O'na sığınmak gerekir, gerisi yalandır. 

    )

4 Mart 2021 Perşembe

 Ahkaf 26:

  •  Gerçekten onlara size vermediğimiz bir çok imkanlar vermiştik. Onları da işitme, görme ve akletme yetileri ile donatmıştık, fakat ne işitme ne görme ne de akletme yetileri başlarından belayı savmaya yeterli olmadı, çünkü onlar Allah(cc)'ın mesajını bile bile inkarda ısrarcı olmuşlardı ve o alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatıp yok etti.
    (
    An important truth has been stated in this brief sentence. It is only the Revelations of Allah which give the right knowledge and understanding of the truth and reality to man. If man has this understanding and knowledge he sees the right thing with his eyes, hears the right thing with his ears, thinks the right thing with his mind and intellect and takes the right decisions. But when he refuses to believe in the Revelations of Allah, he fails to see the truth in spite of the eyes, becomes deaf to every word of admonition in spite of the ears, and misuses the blessings of the mind and intellect that God has granted him, and goes on drawing wrong conclusions one after the other; so much so that he starts using all his capabilities for his own destruction. ET
    )

3 Mart 2021 Çarşamba

 Ahkaf 24-25:

  •  Derken yogun bir bulut kümesinin vadilerine doğru yaklaştığını gördüklerinde:' Bu bize yağmur getirecek bir buluttur' dediler. Aksine o gelmesini acele istediğiniz acıklı azabı haber veren bir rüzgardır. Her şeyi Rabbinin izniyle yakıp yıkacak bir rüzgar!. Onlar o kadar hızlı yok olup gittiler ki, geride bomboş evlerinden başka bir şey kalmadı. Biz, günaha saplanıp kalmış bir topluluğu işte böyle cezalandırırız.

2 Mart 2021 Salı

 Ahkaf 21-23:

  • Ve Ad kavminin soydaşı (Hud(as))'ı hatırla. Hani o, şu kum tepeleri arasında yaşamış kavmi -ki ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmişti-  şöyle uyarmıştı:' Allah(cc)'tan başkasına kulluk etmeyin! Aksi halde ben dehşet verici bir günün azabına uğramanızdan korkarım'.
    Onlar da:' Sen bizi ilahlarımızdan vazgeçirmeye mi geldin? Haydi iddaanda tutarlı ise, geleceğini bildirerek bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir de görelim!' dediler.
     O da şöyle cevap verdi:'O azabın vakti konusunda bilgi Allah(cc) katındadır.Ben sadece bana vahyedilen mesajı size iletiyorum. Ama görünen o ki, siz cahilce davranmaya devam edeceksiniz!'
    (
    Literally, Ahqaf (pl. of hiqf) are long dunes of sand less in height than mountains, but technically it is a name given to the southern-western part of the Arabian desert (Ar-Rub'ul-khali) which is wholly un-inhabited. Please see the map on page 672.
    Ibn Ishaq says that the territory of 'Ad extended from 'Oman to Yaman, and the Qur'an tells us that they actually belonged to Al-Ahqaf from where they spread to the adjoining lands and subdued weak nations. 125 miles to the north of the present-day city of Makkah there is a place in Hadramaut, where the people have built a tomb to the Prophet Hud, and the place is well known as the Grave of Hud. A religious festival is held there on the 15th of Sha'ban and thousands of people from different parts of Arabia gather there annually. Although it is not historically established, the grave's being built there and the southern Arabs' visiting it in large numbers is at least a proof that local tradition regards this very territory as the land of `Ad. Besides, there are several nuns in Hadramaut which the natives still call by the name of Dar-'Ad (Abode of 'Ad).
    From the present condition of Al-Ahqaf no one can even imagine that this land might have been the home of a mighty people boasting of magnificent civilization. Probably it was a green and fertile land thousands of years ago, and then the change of climate might have turned it into a sandy desert. Today it is a vast, wind-swept desert, and no one can dare go into its interior. In 1843 A.D. a Bavarian soldier was able to reach its southern edge. He says that if one looks down from the northern plateau of Hadramaut one can see this desert about a thousand feet in the depression. Here and there in it there are white areas where if a thing falls it goes on sinking into the sand and decays. The Arab Beduins fear this land and arc never willing to step into it at any cost. Once when the Bedouins were not ready to take him there, he went by himself. He says that the sand there is very fine powder, and when he threw a plummet into it from a distance, it sank into it within five minutes and the end of the line to which it was attached, also decayed. ET


    )

1 Mart 2021 Pazartesi

 Ahkaf 18-20:

  •  İşte böyleleri, tıpkı kendilerinden önce gelmiş/geçmiş nice insan ve cin toplulukları gibi, haklarında azap hükmü kesinleşmiş olanlardır. Şüphesiz kaybeden de onlar olmuştur. Tabi ki, hepsinin yaptıklarına göre dereceleri vardır ve yaptıklarının karşılığını tam olarak görecekler ve en küçük bir haksızlık dahi yapılmayacaktır. Hakikatı inkarda ısrarcı olanlara, ateşin karşısına getirildikleri gün:'Bütün güzellikleri dünya hayatında yiyip/bitirdiniz. Onlarla safa sürdünüz. O halde, haksız yere yeryüzünde küstahça büyüklük taslayıp yoldan çıktığınız için onur kırıcı bir cezaya çarptırılacaksınız ' denir.