- (Sayısı) sekiz (olan dört ) çift hayvanın da insana yasak olduğunu idda etttiler. İki cins koyun ve keçiden her biri.
Sor (onlara): 'O'nun haram kıldığı onların erkekleri mi , yoksa dişileri mi? Bir de şu yasak, dişilerin rahimlerinde olanı da kapsıyor mu? Varsa bir bilginiz söyleyin, tabi iddanızda kesin iseniz!'.
Onlar her iki cins deveyi ve büyükbaş hayvanı da haram saydılar. Yine sor (onlara):' O'nun haram kıldığı onların erkekleri mi , yoksa dişileri mi? Bir de şu yasak, dişilerin rahimlerinde olanı da kapsıyor mu? Yoksa Allah(cc) bütün bunları yasaklarken siz de şahit olarak ordamıydınız!'.
Hiç bir gerçeğe dayanmaksızın, kendi uydurduğu yalanı Allah(cc)'a isnad edenden daha zalim kim olabilir?. Unutmayın ki ,Allah(cc) böyle zalim bir toplumu doğru yola erdirmez.
De ki:' Bana vahyedilenlerde, leş veya akan kan veya domuz eti - ki gerçekten o iğrençtir - veya üzerinde Allah(cc) adınından başka bir adın anıldığı günahkarca bir kurban dışında yenmesi yasak olan hiç bir şey görmüyorum'. Ama, kişi zaruret içinde ise ve aç gözlüce saldırmadan ve zaruri ihtiyacı da aşmadan yemiş ise, (bilin ki) Rabbin çok bağışlayıcıdır ve çok merhametlidir.
(
Bu âyet, yenilmesi yasak etleri ifade eden Ba-kara Sûresi/2: 173, Mâide Sûresi/5: 3 ve Nahl Sû-resi/16: 115’inci âyetlerle bir arada ele alındığında, aralarında bir fark olmayıp, birinin diğerini bazıaçılardan tefsir ettiği ortaya çıkacaktır. Meselâ, Mâide Sûresi/5: 3’te ölme şekilleri anılarak haram oldukları ifade edilen bütün hayvan etleri “leş” sınıfına dahildir.Yenilmesi haram olan hayvan etlerinin bu âyetlerde ifade buyurulanlarla sınırlı olduğu gö-rüşünde olan az sayıda fakih var ise de, fakihlerin çoğunluğu, daha başka ilgili âyetlere ve hadis-i şeriflere dayanarak söz konusu yasağı bu âyet-lerdeki dört sınıfla (leş, akmış kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların eti) sınırlı saymazlar. Çünkü, meselâ âyette domuz etinin haramlığı konusunda murdar nitelemesi geçmektedir ki, Mâide Sûresi 90’ıncı âyette içki ve kumar gibi haramlar için de aynı tabir kulla-nılır. Demek ki, bir şeyin rics sınıfına girmesi, onun haramlığı için bir sebeptir. Dolayısıyla, fakihler arasında yiyecek-içeceklerle ilgili hadis-i şerifleri değerlendirmeden kaynaklanan birtakım görüş ayrılıkları da bulunmakla birlikte, hepsin-de ortak nokta, daha başka yenmesi haram hay-vanların bulunduğu merkezindedir. Bu konuda en emin yol, (mutlak müçtehidlerin dışında) herkesin kendi mezhebine göre davranmasıdır. AÜ.
)
30 Haziran 2020 Salı
Enam 143-145:
Enam 141:
- Asmalı ve asmasız bağ ve bahçeleri, mahsulleri, çeşit çeşit hurma ve ekinleri , birbirine şekil ve renk bakımından benzer, tad bakımından benzemez tarzda yaratıp yetiştiren hep Allah(cc)'tır.
Her biri mahsul verince ürününden yiyin, hasat zamanı (fakir ve muhtaçların) hakkını verin ve israf etmeyin, çünkü Allah(cc) müsrifleri sevmez.
29 Haziran 2020 Pazartesi
Enam 139:
- Bir de şöyle dediler:' Şu hayvanların karınlarında olan yavrular, canlı doğarsa sadece erkeklerimize helal, kadınlarımıza haramdır. Eğer ölü doğarsa, hepsi ona ortak olur'.
Allah(cc) onların bu kabil hükümlerinin cezasını verecektir. Şüphesiz, Allah(cc) her yaptığında pek çok hikmetler olan ve herşeyi hakkıyla bilendir.
(
Bu cezalandırma, Âhiret’te olacağı gibi, âyet-te yakın geleceği ifade eden kipin kullanılması-nın da işaret ettiği üzere, her zaman için dünya-da da olur. Bu şekilde Allah’a iftira ile meşgul bulunanlar, bulundukları yerde hakimiyetlerini kaybederler; makam, mevki, mal ve hayatların-dan olurlar; birtakım ‘tabiî’ gibi görünen âfetlere maruz kalırlar; kurdukları sistemin yerini başka sistem ve kanunlarının yerini başka kanunlar alır. Aynı cezalandırma, İslâm’a, onun ahkâmına gereken saygı ve bağlılığı göstermeyen Müslü-manların başına da gelir ve gelmiştir de. Bediüz-zaman hazretlerine göre, İslâm dünyasının pek çok yerinde İslâm ahkâmının yerini başka hü-kümlerin alması, bu ahkâma gereken saygının ve bağlılığın gösterilmemesine Cenab-ı Allah’ın bir cezasıdır. İslâm ahkâmına gereken saygı ve bağlılığı göstermeyenler, ondan mahrum bırakı-larak cezalandırılmışlardır ve ona tekrar kavuş-ma ona liyakati gerektirmektedir. AÜ.
)
28 Haziran 2020 Pazar
Enam 138:
- Ve yine dediler ki:' Şu hayvan ve tarla mahsulleri kutsaldır, bizim izin verdiklerimiz dışında ondan hiç kimse yiyemez' ve bazı tür hayvanların sırtına yük vurulmasının yasak olduğunu ilan ettiler. Öyle hayvanlar var ki, onların üstüne Allah(cc)'ın ismini anmazlar ve bu adetlerin kaynağını Allah(cc)'a isnad ederler. Fakat, Allah(cc), bütün bu mesnetsiz hayallerinden dolayı onları cezalandıracaktır.
27 Haziran 2020 Cumartesi
Enam 137:
- Allah(cc)'a ortak tanıdıkları o sözde ilahlarına olan bağlılıkları, gittikleri bu yolda, pek çoğuna çocuklarını öldürmeyi iyi bir iş göstermekte ve neticede kendilerini helake sürüklediği gibi, dinlerini de karmaşık hale getirmektedir. Eğer Allah(cc) dileseydi, bunu yapamazlardı. Dolayısıyla, onları bu uydurdukları şeylerle başbaşa bırakın ( ve siz işinize bakın).
(
Bu, İslam öncesi Araplar arasında yaygın olan, istemedikleri bazı çocuklarım, özellikle de kız çocuklanm diri diri gömme adetine ve ayrıca, zaman zaman erkek çocuklanm putlarmdan biri için kurban etmelerine bir atıftır (Zemahşerî). Bu tarihî atfın ötesinde, yukarıdaki Kur’an ayeti, Allah'tan başka bir şeye veya kimseye ilahlık yakıştırılmasımn, mahiyet itibariyle, şeklî ve çoğu zaman saçma olduğu ve ilkel ayinlerle “hoşnut edilmesi” beklenen her türlü muhayyel güce sürekli artan bir bağımlılığa yol açtığı psikolojik gerçeğine işaret eder: Bu da, ruhsal özgürlüğün kaybını ve ahlakî çöküntüyü getirir. ESED
)
Enam 136:
- Allah(cc)'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan kendilerince Allah(cc)'a bir hisse ayırdılar da, kendi batıl iddaalarınca :' Şu Allah(cc)'ın!' dediler, ' Şu da uluhiyette ortakları olan putlarımızın'.
Ortakları için ayırdıkları, Allah(cc)'ın hissesine konulmaz, ama Allah(cc) için ayırdıklarını ortaklarının hissesine koyarlardı. Bunlar ne kötü hüküm veriyorlar!.
(
Müşrikler hem Allah için, hem de putları için hububat ekiyorlardı. Allah için ektikleri yetişip, put namına ektikleri gelişmezse, Allah adına ekilenin bir kısmını puta ait hisseye devreder ve derlerdi ki: “Allah ganîdir, putlar ise muhtaçtır.” Aksi olur, yani putlara ait ekin gelişir, Allah‟a ayırdıkları ekin gelişmezse, oradan bu tarafa bir şey ilave etmez, “Nasılsa Allah ganîdir” derlerdi.Keza davarları da bölüştürürlerdi. Allah‟a ayırdıkları hisseden misafirlere yedirir, putların payını ise putlara ait işlerde harcarlardı.SY.
)
26 Haziran 2020 Cuma
Enam 134-135:
- Şüphesiz, size vaadedilen o (hesaplaşma) mutlaka gerçekleşecektir ve siz ondan kaçamıyacaksınız.
De ki:' Ey (inanmayan) kavmim!, siz kendinize ne yakıştırıyorsanız onu yapın, ben de kendi görevimi yapacağım. Çok yakında kimin mutlu sona ulaşacağını göreceğiz. Şunu da bilin ki, zalimler asla mutluluğa erişemeyecekler'.
25 Haziran 2020 Perşembe
Enam 133:
- Senin Rabbin, hiç bir şeye muhtaç değildir, aksine herşey O'na muhtaçtır ve aynı zamanda O, sonsuz rahmet kaynağıdır. Ve eğer, O isterse, tıpkı sizi başka toplumların soyundan varedip onların yerine getirdiği gibi, sizi de ortadan kaldırıp(يُذْهِبْكُمْ), peşinizden başka bir topluluğu sizin yerinize getirebilir.
(
Kashaaf says that “ اَذْہَبَہٗ ” (adhaabahu) means eliminated it, pushed it away or took it away (46:20).
ذَہبََ بہِ“ ” (dhahaba behi): took him away along with him. That is, went with him {M}.
Fatır 15/16/17( إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ) ve Ibrahim 19/20 de(إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ) benzer ifadeler vardır.
Sanırım burada bu z-h-b fiilinin kullanılmasındaki amaç, ortadan kaldırmak olarak çevrilen fiilin, fiziki bir ortadan kaldırmaktan daha çok, izlenmesi gereken yoldan saptırarak, başka başka yollara girilmesine ve böylece Allah(cc)'ın izlenmesini istediği yoldan uzaklaşılmasına, Allah(cc)' ın da başka toplumları , O'nun gerçek yolunun takibi konusunda kanalize etmesine delalet ediyor gibi. En doğrusunu Yüce Rabbim bilir.
Türkçede de kullandığımız, mezheb te bu kökten gelir; takip edilen yol, düşünce stili anlamına gelir ki, Allah(cc)'ın Kuranda olunmasını istediği ve uyulmasını istediği yol belli ve temel olarak tektir.
مَذْہَبٌ “ ” (madh-hab) actually means “a school of thought”.
In the beginning the word for Islam was only “ دِيْنٌ ” (deen), when different sects were created due to
thoughts of different scholars, religion or madh-hab replaced deen.
ذَہَبَ فِی الدِّيْنَ مَذْہَب اً“ ” (dhahaba fiddeen madh-haba): he followed a certain concept about Deen.
فُلَانٌ يَذْہَبُ اِلٰی قَوْلِ اَبِیْ حَنِيْفَۃ “ ” (falanun yazhabu ila qaului abi hanifah): man follows the sect of Imam Hanifa {L}.
This way the Deen (the way of life which Allah had given us) was lost and various religions which were attributed to different personalities began to flourish. Until and unless these religions are not erased, Deen will be pushed kept hidden in the background. By “erasing” the religions, it means that they should only be given the importance that they are a way of thinking, not a way to live by as Deen is. Alternatively, these were the details which they had determined according to their time. They were not permanent.
Permanence is only for Deen which is contained in the Quran. As such, whatever has come to us in the form of religion from our forefathers must be judged on the criterion of the Quran. Whatever the Quran says to be right must be taken to be right, and whatever it says is false must be rejected.
As far as philosophical details are concerned, they cannot be permanent because they will be determined according to the time we are passing through, under the overall guidance of Quranic laws.
Since in the West, Christianity only holds the status of a religion, Therefore, they also call Islam a religion (whereas it is a Deen). The concept of Deen has been eradicated, and Islam too was understood to be a religion among other religions of the world, although Islam is a Deen (way of life) not religion.
About the basic meaning of the word religion, there is a difference among scholars but they agree on the meaning “respect for the gods”. Thereafter the worship of any meta-physical being was called religion and this is the meaning which currently holds sway. (See the Century Dictionary). Obviously, Islam is not a religion in this sense, because it is a complete code of life. Therefore, Islam must not be called “religion”.
Religion or madh-hab is the product of the times when the human mind or knowledge was in its infancy. Man could not understand that the events in this universe take place according to the laws framed by God.
Since he did not understand their cause, he genuflected before them and tried to woo them with presents and sacrifices. He used to find ways with which he could reach them, and looked for someone to intervene between him and them. Man’s own superstition created the gods and goddesses and Thus, he began to worship them. Those who were cleverer made themselves out to be near the gods or their friends and exploited simple folk. They began to be worshipped themselves. Thus, were the institutions of religious leadership and spiritual rulers. The ruling clique too came close to them and Thus, became the ‘avatar’ (incarnations of God). The simple folks were taught that they (the religious and temporal rulers) had been granted powers by the gods. All these concepts together made up religion that prevails even
today among humans.
To dispel this falsehood of religion, Deen continued to be presented by God through the Messengers. It made man realize his true place in the universe. It also said everything in the universe is working according to the laws made by God and man had been given the knowledge to harness these forces and
utilize them for the benefit of the entire human race. It (Deen) has supported its claims with reasoning and invited man to accept them with his knowledge and insight. God’s Deen is completely secure in the Quran and is a living challenge to religion. Since man’s knowledge and insight is increasing, the
supremacy of religion is being eroded. Thus, the path for the establishment of the Deen is being prepared.
The world is gradually becoming frustrated with the concepts of capitalism, hegemonies and religious leadership. These are signs o that God’s Deen will one day bloom with all its delights. Now man is reaching a mature era and can neither be frightened of his own superstitions nor be content with false
happiness. Now it can only be content with the solid facts of life which cannot be found anywhere else but in the Quran.LUQ
)
24 Haziran 2020 Çarşamba
Enam 130-132:
- (Ve Allah(cc) şöyle devam edecek):' Ey görünmez (şeytani) varlıklara ve benzer zihinsel düşünceye sahip insanlara yakınlık gösterenler! İçinizden mesajlarımı size ileten ve bu Hesap gününün bir gün geleceğini size hatırlatan peygamberler gelmedi mi?' . Onlar :' Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz' diyecekler. Zira bu dünya hayatı onları ayartmıştır. Ve böylece , hakikatı inkar ettiklerine dair kendi aleyhlerine şahitlik edeceklerdir.
Gerçek şu ki, Rabbin, bir toplumu, (onlara peygamber gönderilmeden ve uyarılmadan) habersiz bir şekilde iken, yaptıkları zulümden dolayı onları helak etmez, (muhakkak önce bir elçi ile bilgilendirilip uyarılırlar).
Herkes (bilinçli olarak) yapıp/ettiklerine göre sınıflandırılacaktır ve Rabbin, onların yapıp/ettiklerinden habersiz değildir.
(
İnsanların akıbetlerini onların özgür tercihleri belirlemektedir. Bu, Allah'ın koyduğu bir yasadır. Bu tercihi ortaya koyabilmeleri için de iyi-kötü, doğru-yan-lış, hak-bâtıl hakkındaki esas kriterleri öğrenecekleri bir yol haritasına ihtiyaçları vardır. O yol haritası ilâhî mesajlardır. Âyetteki helak "toplum, ülke, uygarlık" vurgusuna sahip el-kurâ için geçerli olan dünyevî helaktir.Mİ.
)
23 Haziran 2020 Salı
Enam 128:
- Ve gün gelecek, Allah(cc) onların tümünü huzurunda toplayacak ve :' Ey görünmez (şeytani) varlıklarla aynı safta duranlar!(يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ) Siz (dünyada kötü amaçlarınız için) birbirinizden çok yararlandınız(اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ)' diyecektir. İnsanlardan onlara yakınlık duyup uyanlar ise:' Ey Rabbimiz, evet, biz birbirimizden yararlandık, ama artık bize takdir ettiğin sürenin sonuna geldik( ve artık yolumuzun yanlışlığını biliyoruz)' diyecekler. Allah(cc) da:' Meskeniniz ateştir, Allah(cc)'ın diledikleri hariç, hepiniz içinde ebedi kalmak üzere oradasınız' buyuracaktır. Gerçekten Rabbin, her hükmünde bir çok hikmetler olan ve her şeyi hakkıyla bilendir.
(
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ ile ilgili :
Müfessirlerin büyük kısmına göre, burada işaret edilen görünmez varlıklar Cinn),bu sûrenin 112. ayetinde sözü edilen, onlar arasındaki “şeytanî güçler”dir (şeyâ-tîn). Genel olarak kabul edilen görüş, burada hitab edilenlerin bu tür varlıklar veya güçler olduğudur; ama bu bağlamda kullanılan ma‘şer teriminin öncelikli anlamı, bana göre, farklı bir sonuca yol açar. Bu terimin, çoğunlukla bazı ortak temel niteliklere sahip olan bir gurubu, topluluğu veya akıllı/duygulu varlık türlerini göstermek için kullanıldığı doğrudur: “onunla uyum içinde (veya “aynı dummda”) bulundu” yahut “onunla çok yakın yaşadı” anlamındaki ‘aşerahû fiiline dayalı geleneksel -ve şüphesiz doğru- bir kullanım. Ama burada kasdedile- nin gerçekte ne olduğu hakkında bize ipucu veren, işte tam da ma ‘şer teriminin bu fiil köküdür. Bir kimsenin m a'şeri, birincil anlamıyla, onunla aynı şartlarda yaşayan veya ona çok yakın bulunan insanları (çevresini) gösterdiğinden (karş. Lisânu’l-Arab. “Bir kimsenin maşeri onun ailesidir”), yukarıdaki Kur’ânî ibarede de benzer bir anlama sahip olduğunu kabul edebiliriz. Böylece, bana göre, y â m a ‘şera Î-cinn hitabı, “Ey görünmez [şeytanî] varlıklar topluluğu” demek değil, ama daha çok, “Ey görünmez [şeytanî] varlıklara yakın olan [yahut, “onlarla “bir arada yaşamış bulunan”] sizler” demektir: başka bir deyişle, bu ayet, “zihinleri çelmeyi amaçlayan yaldızılı/parlak yan-hakikatler” (ayet 112) ile baştan çıkarılmış bulunan yanlış/eğri yoldaki insanlara hitab etmektedir. Bu yorum, aşağıda 130. ayette geçen, “size sizin kendi aran ızd an peygamberler gelmedi mi?” sözleri ile desteklenmektedir: zira Kur’an her zaman insan türüne mensup olan peygamberlerden söz eder, yoksa cinler arasından çıkan peygamberlerden değil.ESED.
اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ ile ilgili:
اِسْتَکْ ثَرَ مِنَ الشَّیْءِ “ ” (istaksara inash shaiyi): to be inclined towards taking more out of something {T}.LUQ
Evet, dünyada, şeytani varlıklara uyanların temel paydası, birbirinden faydalanmak. Allah(cc)'ın istediği gibi bir yaşam sürerek cennet ehli olmak yerine, geçici dünya çıkarları için, şerde birlik olup birbirinden yararlananlar, bunu anladıklarından iş bitmiş olacak, süre dolmuş ve sonsuz cehennemi hakketmiş olacaklar, Allah(cc)'ın yol gösterip sapmamış bulunanlar hariç.
)
22 Haziran 2020 Pazartesi
Enam 125-127:
- Neticede, Allah(cc) kimi doğru yola ulaştırmak isterse, onun kalbini islama açar. Kimi de saptırmak dilerse, onun göğsünü , göğe çıkıyormuşçasına sıkar ve daraltır. İşte Allah(cc), (onca delile rağmen) iman etmeyenleri böyle içinden çıkılmaz hallere sokar.
İşte bu, Rabbinin dosdoğru ve değişmez yoludur.Doğrusu, Biz mesajlarımızı ders almaya niyetli olanlar için, açık ve net olarak anlatıyoruz.
O kullar için, Rableri katında, barış ve esenlik yurdu (cennet) vardır ve yapıp ettikleri (o güzel işlerden) dolayı Allah(cc) onların vekilidir.
21 Haziran 2020 Pazar
Enam 123-124:
- Ve böylece hile ve entrika peşinde koşanları, o toplumun ekabir takımı yaparız. Ama çevirdikleri entrikalar kendi aleyhlerine olur da, bunun bile farkına varmazlar.Ne zaman bir ayet onlara tebliğ edilse :' Allah(cc)'ın resullerine verilenin bir benzeri bize de verilmedik çe inanmayız' derler. Allah(cc), risalet vazifesini kime vereceğini çok iyi bilir. Bütün bu kurgulayıp durdukları entrikalardan dolayı, Allah(cc) katında bir aşağılanma ve çok yakında şiddetli bir azab onları bekliyor.
(
Evet, genelde hilebaz ve entrika peşinde koşanlar , toplumda özenilir, çoğunluğun bir bakıma gıpta ettiği kişiler olurlar. Nihayetinde her türlü yalan, dolan, hile ve hırsızlıkta ustalaşanlar, bir de bundan tabiri caizse, -yırtabiliyorlarsa-, tabiki, bir çokları da bu tiplere özeneceklerdir. Çünkü o hilebazlar, o toplumun bir bakıma aynasıdır, çoğu kendi olmak istediği kişiliği , bu tür tiplerde görürler.
Her zaman İslâm’ın, İslâmî tebliğin karşısın-da cin şeytanlarından ve onlarla işbirliği halin-de, onların sürekli telkinatına açık ve şeytan-laşmış insanlardan müteşekkil bir şer şebekesi bulunacaktır. Çünkü yeryüzünde mücadele, esasen inanmış insanla şeytan arasındadır ve birtakım insanlar, Allah’a düşmanlıkta artık birer şeytan halini alırlar.
İnsan ve cin şeytanlarından oluşan bu şebe-ke, sürekli kendi aralarında, gizli mahfillerde toplantılar, görüşmeler yaparak, (ayrıca bkn: Bakara Sûresi/2: 14) Müslümanlarla mücadele etmede yeni yeni yöntemler belirler, yeni yeni tedbirler düşünürler ve bunları Müslümanlara karşı kullandıkları dostlarına, adamlarına tel-kin ederler. Müslümanlara düşen, bunları çok iyi tanımak, onların hilelerine, tuzaklarına dikkat etmek ve kesinlikle onlara uymamak-tır. Çünkü onlar, daima Müslümanları Allah’-tan uzaklaştırmaya çalışırlar ve onlara ancak, Allah’ın karşısına nefis, menfaat, makam, riya, dünya, birtakım şahıslar, sistemler, din-ler ve ideoloji putlarıyla çıkanlar tâbi olurlar. Bu da, şirkin ta kendisidir.A.Ü.
)
20 Haziran 2020 Cumartesi
Enam 122:
- (Ruhen) ölü iken hayata kavuşturduğumuz ve insanlar arasında yolunu bulması için kendisine ışık tuttuğumuz kişi, hiç içinden çıkamayacağı derin karanlıkların içine içine gömülüp kalmış biri gibi olur mu? (Ama) böyle hakikatı inkar edenlere yaptıkları güzel görünür.
(
Bütün müfessirler, “ölü”nün mecazî olduğunda ve bu ifadenin, iman ile ruhen hayat bulan ve bundan dolayı hayat tarzlarını sağlıklı bir şekilde düzenleyebilen insanlara işaret ettiğinde hemfikirdirler.ESED
)
19 Haziran 2020 Cuma
Enam 119:
- Kaldı ki, Allah(cc) , mecbur kaldığınız haller dışında, yasakladığı şeyleri ayrıntılı olarak açıkladığı halde, O'nun adının üzerine anıldığı şeyleri neden yemiyorsunuz? Fakat (bu konuda ) bilgileri olmadığı halde, sırf kendi uydurdukları hurafelerle, bir çokları insanları saptırıyorlar. Muhakkak ki, senin Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.
18 Haziran 2020 Perşembe
Enam 118:
- O halde, (yeme-içmenizde de başkalarının uydurduğu şeylere uymayın ve) üzerine Allah(cc)'ın adının anıldığı şeylerden yiyin, eğer O'nun ayetlerine gerçekten inanıyorsanız.
(
Yani, insan hayatının gerçek mahiyeti ve onun nihaî kaderi, vahiy meselesi, Allah ile insan arasındaki ilişki, iyi ile kötünün anlamı vb. konularda. Böyle zan ve tahminler, insanın manevî hakikatlerden sapmasına yol açmak dışında, ayrıca, Kur’an'ın 118 ve 119. ayetlerde örneklerle atıfta bulunduğu keyfî davranış kurallarına ve uydurulmuş yasaklara sebebiyet verirler.
Bu ve bundan sonraki ayetin maksadı, ilk bakışta görüldüğü gibi, o ana kadar ilan edilmiş beslenme kurallarını tekrar etmek değil, daha çok, böyle kurallara uymanın kendi başına bir amaç ve bir törensel malzeme yapılmamasını hatırlatmaktır: Bu, yukarıdaki iki ayetin neden Allah'ın aşkın birliği ve insanın akidevî yollan ile ilgili bir söylemin ortasına yerleştirildiğini açıklar. 119. ayette sözü edilen “temelsiz görüşler”, ruhî değerlerden çok sun'î törenlere ve tabulara önem veren görüşlerdir.ESED
Kur’ân-ı Kerim’de yer yer Allah’ın hüküm-lerine uymanın önemle vurgulandığı âyetlerin ardından yenilmesi helâl ve haram yiyecekle-re atıfta bulunulmakta ve bu konuda gösteril-mesi gereken hassasiyete dikkat çekilmektedir. İnsanların, nefislerine en çok mağlûp olduğu ve dikkatsiz davranabilecekleri sahalardan biri yeme-içmedir. Bunun yanısıra, tarih boyu pek çok millet, yeme-içme konusunda din adına ken-dilerince bazı kurallar getirmiş, haram-helâl düs-turları koymuşlardır. Eğer bu konuda hüküm in-sanlara bırakılsa, her topluluk veya o toplulukta yetkiyi ellerinde bulunduranlar, kendi keyiflerine ve menfaatlerine göre bazı yiyecekleri helâl veya yasal addederken, bazılarını haram addedebilir veya yasaklayabilirler. Ayrıca, yeme-içmenin insanın şahsî, içtimaî ve manevî hayatında da ol-dukça önemli yeri vardır. Bu yüzden Kur’ân-ı Ke-rim, helâl-haram mevzuunda yeme-içmeye dikkat edilmesine hususî önem vermekte ve bu konuda önemli ikazlarda bulunmaktadır.A.Ü.
)
17 Haziran 2020 Çarşamba
Enam 114-117:
- De ki:' Hakikatı ortaya seren bu ilahi kelamı size indiren Allah(cc) iken, (neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda) hüküm verici olarak Allah(cc)'tan başkasını mı arayalım?'. Kendilerine daha önce de kiyap verilenler çok iyi bilirler ki, bu kitap gerçekten Rabbin tarafından indirilmiştir. Dolayısıyla (ey muhataplar) sakın kuşku duyanlardan olmayın!.
Dolayısıyla, Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle yerine getirilmiştir. O'nun vaadlerinin gerçekleşmesini engelleyebilecek hiç bir güç yoktur. Her şeyi duyan ve bilen tek O'dur.
Eğer yeryüzünde yaşayan çoğunluğun peşine takılsan, onlar seni Allah(cc)'ın yolundan saptırırlar. Oysa onlar, zanla uydurdukları batıl inançların peşinde koşarlar ve yaptıkları tek şey kendi kendilerini kandırmaktır(يَخْرُصُونَ).
Neticede, Rabbin, kimin doğru yolda olduğunu, kimin de sapıp gittiğini en iyi bilendir.
(
الَحْرَ ص“ ” (al-hurs) means to drill a hole into something, to tear something up or scrape something, like the washer beats the clothes on the stones and Thus, even tear up some clothes.
ثوَْبٌ حَرِيْصٌ “ ” (saubun hareesun) means clothes torn up this way.
اَلْحَارِصَہٗ “ ” (al-haarisa) is the cloud which drills sort of holes into the ground with its rain, or scrapes the top surface of the earth.
الحَْرَصْۃَ “ ” (al-harsah) means for animals’ teats to split so that the milk falls into the pots {T, M}.
In the light of these basic meanings, “ حِرْصٌ ” (hirs) means a wish (whether it is good or bad) which pierces the heart. It does not remain hidden in the heart and is often expressed. That is, a very earnest desire {T}.
Azhari says that to the Arabs “ حرَيِصْ علَيکَْ ” (hareesun alaik) is the same as “ حَرِيْصٌ عَلٰی نفَْعِکَ ” (hareesun ala naf’eka) {T}. That is, the wish to benefit you is very intense in his heart.
)
16 Haziran 2020 Salı
Enam 113:
- Dolayısıyla, bu ahirete inanmayanların bütün düşünce, kavrayış ve idrakleri bu boş işlere kayar ve kaymakla da kalmaz, bütün bütün onlara ısınır ve kabullenir ve neticede, yapmakta oldukları o kötü işlere devam ederler(فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ).
(
“َاُفْرِقْل” (al-qirf): the bark of a tree, or the peel of a pomegranate, etc.
“َاِضْرَْ الاَنِ مُفْرِقْل” (al -qiruminal-ard): the crust of the soil which is uprooted along with the vegetables.
“َا ُ ۃَفْرِقْل” (al-qirfah): to obtain and earn.Ibn Faris has said it means to wear something, or for something to be indiscriminately mixed with another.
“ِافْرَتْق” (iqtaraf): to earn.
“ِاَالَمْ الَفَرَتْق” (iqtarafal-maal): He collected wealth.
“ٌجُلَرٌۃَفَرُق” (rajulunqurafah): an earning man {T}.
“َفَرَتْقِا” (iqtaraf): to labour and earn whether the work is good or bad, but usually it has the connotation of doing bad work{R}.
)
Enam 112:
- Ve böyle, her peygamberin(ve onun yolundan gidenlerin) karşısına, insanlardan ve görünmez varlıklardan oluşan bir düşman topluluk var etmişizdir. Onlar yaldızlı yalanlarla birbirlerini telkin eder (gaza getirirler). Eğer Rabbin, dilemiş olsaydı, böyle yapamazlardı. Dolayısıyla onlardan da, uyduruk söylemlerinden de uzak durun!.
(
Lafzen, “akıl çelici süslü konuşmaları” yahut “cilalı yalanlan” (Lane III, 1223) — yani, aldatıcı çekicilikleriyle insanı baştan çıkaran ve onu bütün gerçek ruhsal değerleri gözardı etmeye yönelten yarı hakikatleri (bkz. aynca 25:30-31). Cinnkelimesini “görünmez varlıklar” olarak çevirmem konusunda bkz. yukarıdaki not 86 ve Ek III. Diğer taraftan şeyâtîn terimi (lafzen, “şeytanlar”) Kur’an'da çoğunlukla hem insanda hem de ruhsal dünyada mevcut olan şeytanî güçler anlamında kullanılır (karş. 2:14 ve ilgili not). Taberî tarafından nakledilen birçok sahih Hadis'e göre Hz. Peygamber'e, “İnsanlar arasmda şeytanlar var mı?” diye sorulduğunda, “Evet, üstelik onlar görünmez varlıklar (cinn) arasındaki şeytanlardan daha kötüdürler” şeklinde cevap verdi. Böylece, yukandaki ayeün anlamı şöyle olmaktadır: her peygamber, her ne sebeple olursa olsun, hakikatin sesine kulak vermeyi reddeden ve başka insanları saptırmaya çalışan şeytanî kimselerin manevî -ve çoğu zaman da maddî- düşmanlığına karşı koymak zorunda kalmıştır.ESED.
)
Enam 111:
- Hatta onlara gökten melekleri indirsek, ölüler dile gelip karşılarında konuşsalar, istedikleri her şeyi toplayıp karşılarına koysak ta, Allah(cc) dilemedikçe onlar inanacak değillerdir. Çünkü onların çoğu bunu ciddiye bile almıyorlar(وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ).
(
İnsanların çoğu, Allah(cc)'a karşı bir sorumluluk bilinci ile davranmaya yanaşmadıklarından, bu sorumluluk bilincini ciddiye almıyor ve ondan cahilce uzaklaşıyorlar. Bu sorumluluk bilinci ve yaklaşımı insanda geliştirmek için ki, Yüce Rabbim genelde mekke döneminde inen ayetlerde hemen hemen tek konu olarak, Allah(cc) inancı ve Ahiret inancı üzerinde durmuştur. Neden yaşadığının ve bu dünyada ne yaptığının bilincinde olmayan kör cahildir ve bunu anlamak için de bir çaba sarfetmeyene Yüce Rabbim nasıl daha yol göstersin ki! İradi olarak serbest olan insan bunun sonucuna da elbette katlanacaktır. Dolayısıyla, cahillik etmeyip, inancı ciddiye almak akıllı olduğunu söyleyen insanın yapması gerekendir.
)
15 Haziran 2020 Pazartesi
Enam 109-110:
- Şimdi kendilerine bir mucize gösterilmesi halinde mutlaka inanacaklarına dair var güçleri ile Allah(cc)'a yemin ediyorlar. De ki:' Mucizeler yanlız Allah(cc)'ın elindedir'. O istedikleri mucize gelseydi bile, yine de inanmayacaklarının farkındasınız değil mi?
Nasıl bugüne kadar inanmadılarsa, (bugün de imana mani tutum ve davranışları sebebiyle) kavrayış ve idraklerini(أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ) ters çevirir başka yönlere çeker ve onları taşkınlıkları içinde gayesiz ve başıboş sürüklenip durmaya terk ederiz.
(
الْخُبْزُ يَفْأَدُهٗ “ ” (faadal-khubza bifaaduhu): heated bread in a fire.
فَأَدَ اللَّحْمَ بِالنَّارِ “ ” (faadal-lahma binnaar): to roast meat in a fire.
اَلْخُبْزُ الْمَفْءُ وْدُ “ ” (al-khubzal-maghnood): Bread that has been made in fire.
اَلْفَءِيْدُ “ ” (al-faidu): fire {T}.
Ibn Faris says it basically means fever, intensity and temperature.
The Quran has used “ قَلْبٌ ” (qalb) and “ فؤََادٌ ” (fuwaad) to mean the heart.
اَفْ ئِدَة “ ” (af-idah): the plural form of “ فؤََادٌ ” (fuwaad) (6:111).
Raghib says that a heart is called “ فَؤَادٌ ” (fuwaad) when it has a sense of beating.
Taj says that the actual meaning of “ فؤََادٌ ” (fuwaad) is to move and be moved.
The heart is called “ فؤََا د ” (fu-aad) because it beats a lot. When emotions are in question then “ ”فؤََادٌ
(fuwaad) will be used, and “ قَلْبٌ ” (qalb) would be used when the mind is in reference.
ف اَدَ زَيْدًا“ ” (fada Zaid): Zaid’s heart.
فَأَدَ الْخَوْفُ فُلَان اً“ ” (faadal-haufu fulana): a man turned coward because of fear {T}. These things are related to emotions not thoughts.
But as mentioned above, this division of “ قَلْبٌ ” (qalb) and “ فؤََادٌ ” (fuwaad) is not a rule. Both are used to mean the heart. In the Quran it must be seen with reference to context at which point intellect and thought are meant and at which point emotions are referred.
Here sight and hearing are sense perceptions and “ فؤََادٌ ” (fuwaad) means both mind and emotions. The mind because it concludes whatever the senses have informed it about, and emotions because if the information provided by the senses is affected by emotions then man can never draw a right conclusion.
This is why the Quran has laid stress on the use of both to develop conviction in the revelation. This means to evaluate and analyse the facts using the intellect and reasoning and to use emotions i.e. “ ”فؤََادٌ (fuwaad) to get it accomplished – this is all in reference to the Quranic Values (6:111-114).
)
14 Haziran 2020 Pazar
Enam 106-108:
- Sen, Rabbinden sana ne vahyolunuyorsa ona uy, çünkü O'ndan başka ilah yoktur. O şirk koşanlardan da uzak dur.
Eğer Allah(cc) öyle dileseydi, onlar şirk koşamazlardı. Biz seni onların koruyucusu ve kollayıcısı yapmadık ve onların işlerinin vekili ve yaptıklarınıdan da sorumlu değilsin.
Onların Allah(cc)'tan başka ilahlaştırdıkları nesneler hakkında kötü konuşmayın, yoksa onlar da, akılsızlık edip, hadlerini aşarak Allah(cc) hakkında kötü konuşurlar. Dolayısıyla, Biz her topluma yapıp/ettikleri/inandıkları şeyleri güzel gösterdik. Ama, neticede, zamanı gelince dönecekleri merci, Allah(cc)'tır ve Allah(cc), yapıp ettiklerini onlara bir bir haber verecek ve hesaba çekecektir.
(
Başka insanların kutsal saydığı herhangi bir şeye -bu, Allah'ın birliği prensibini ihlal ediyor olsa bile- sövmenin yasaklanması çoğul olarak ifade edilmiştir ve bu nedenle bütün müminlere hitab etmektedir. Böylece Müslümanların, başkalarının yanlış inançlarına karşı çıkmaları istendiği halde, bu inançların temel unsurlarını tezyif etmelerine ve böylece hata yapan insanların duygularını incitmelerine izin verilmemiştir.
Her topluma yapıp ettiğinin güzel gösterilmesi ile ilgili de; Bu, kendisine çocukluğundan itibaren benimsetilen ve yetişkinliğinde sosyal çevresiyle paylaştığı inançları tek mümkün ve doğru inançlar olarak görmenin insanın tabiatından doğduğuna işarettir —sonuçta, bu inançlara yönelik bir eleştiri, çoğu zaman düşmanca bir psikolojik tepki doğurur.ESED
)
Enam 105:
- Gerçeğin delillerini işte böyle farklı yönlerden açıklıyoruz ki, neticede onlar da sana :'Dersini iyi almışsın' diyecekler. Ayrıca, öğrenmeye gönüllü bir topluluğa da, gerçeği apaçık ortaya koyalım.
(Yani nihayetinde Kuran, öğrenmeye gönüllü muhatabını öyle bir seviyeye getirir ki, inanmayanlar bile, kazanılan bu seviyenin farkına varır. )
13 Haziran 2020 Cumartesi
Enam 102-104:
- İşte Rabbiniz olan Allah(cc) budur. O'ndan başka ilah yoktur. Ve her şeyi yaratan O'dur, dolayısıyla sadece ona kulluk edin çünkü her şeyin kendisine havale edilip, dizginlerini elinde tutan yanlız Allah(cc)'tır.
Hiç bir beşeri görüş ve kavrayış onu idrak edemez, ama O her türlü görüş ve kavrayışı kuşatır. Yanlız O'dur her şeye nufüz eden ve her şeyi hakkıyla bilen.
İşte size Rabbinizden bir kavrayış fırsatı. Kim değerlendirirse, kendi lehine, kim de ona kör davranırsa, kendi aleyhinedir. Allah, seçiminizde sizi engelleyecek değildir!.
(
Tefsirler, hafîz sıfatını rakîb anlamına alarak, bu âyeti ya da en azından âyetin son cümlesini Hz. Peygambere atfetmişlerdir. Âyetin ait olduğu pasajda söyleyen Allah'tır ve bunu değiştirecek başkaca bir gerekçe de bulunmamaktadır. Âyetin bu son cümlesi ise Allah'ın insana verdiği iradeyi yok saymayacağına, onun seçimine saygı göstereceğine, önce akıl verip sonra da yokmuş gibi davranmayacağına delalet eder ve bunu en güzel veren anlam da şudur: "Ben sizi engelleyecek değilim". Çünkü hafiz "zarar veren şeyleri engellemeyi" de içerir.Mİ.
)
12 Haziran 2020 Cuma
Enam 100-101:
- Durum bu iken, tuttular bir de cinleri(görünmez varlık türlerini) Allah(cc)'a ortak yaptılar. Halbuki onları da yaratan Allah(cc)'tır. Ayrıca, bir de, bilir bilmez, Allah(cc)'a oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Allah(cc), bütün bu uydurdukları nitelemelerden nihayet derece de uzaktır ve mutlak manada aşkındır.
Gökleri ve yeri , örneksiz ve eşsiz şekilde yaratan Allah(cc)'tır. Allah(cc)'ın nasıl çocuğu olabilir ki, bir defa O'nun eşi de yoktur ve her şeyi, zaten, Allah(cc) yaratmıştır ve O her şeyi hakkıyla bilendir.
Enam 99:
- Gökten su indiren Allah(cc)'tır. Sonra Biz onunlar her çeşit bitkiyi yeşertiriz. O bitkiden bir filiz, ondan da büyüyüp birbiri üstüne binmiş taneler,başaklar çıkartırız. Hurma tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yetiştiririz.
Bunlardan kimi birbirine benzer , kimi benzemez. Her birinin meyvesine bir ilk meyve verdiğinde bir de tam olgunlaştıklarında bir bakın. Elbette bütün bunlarda iman edecekler için alınacak çok ders vardır.
11 Haziran 2020 Perşembe
Enam 98:
- Hepinizi bir canlıdan yaratan Allah(cc)'tır. Sonra sizin için yapıp/ettiklerinizi sonucunu göreceğiniz merhaleler ve vadeler(فَمُسْتَقَرٌّ ve مُسْتَوْدَعٌ) tayin eden O'dur.
(
فَمُسْتَقَرٌّ için tefsirlerde çok farklı anlamlara gelecek çok farklı çeviriler vardır.
Ama farklı ayetlerdeki anlamlar ve kullanımda dikkate alındığında yukarıdaki açıklama daha yerinde geliyor.
Müfessirler, mustekarr ve müstevde ‘ terimlerinin bu bağlamdaki anlamları konusunda büyük ölçüde farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Ancak, mustekarYm “bir gidişin/yolun sonu” -yani, bir şeyin amacına veya nihayete erdiği nokta- ve müstevde in “havale/gönderme yeri” veya “ambar” şeklindeki birincil anlamlarını dikkate aldığımızda yukarıda benim verdiğim karşılığa ulaşmış oluruz. Bu karşılığı, ayrıca, 11:6 ve bu sûrenin 67. ayeti de güçlü bir şekilde teyid etmektedir: ilk ayette Allah, her canlının rızkını sağlayan ve “onun [yeryüzündeki] ömrünü ve [ölümden sonraki] istirahat yerini” (mustekarrahâ ve müstevde'ahâ) bilen biri olarak anılmış; İkincisinde ise mustekarr, “[Allah'ın ihbarlarının] ifası için konulan süre” anlamında kullanılmıştır.ESED.
رَاَرُ “ ” (al-qiraar): for something to stop, stay put in one place or the place where a thing stops.
اَلْقَرَارَة “ ” (al-qaraarah): low land where water stops or collects. “ قرََارٌ ” (qaraar): is also said to mean this.
قَرَّبِا لْمَکَانِ “ ” (qarra bilmakaan): to reside somewhere, to stop and stay there.
اِسْتقِْرَارٌ “ ” (istiqraar): to stop, to be unmoved.
اَق رَّ “ ” (aqarra): to make something stop at a place, to make it stay. It also means to accept and agree.
مُسْتَقَرُّ الْحَمْلِ “ ” (mustaqarrul hamal): the last part of the womb where pregnancy takes place.
6:67 every news has a point at which it is either confirmed or denied لِکُلِّ نبََاأ مُسْتَقَرٌّ
It means that every deed has a result, and every event goes to a certain point where it stops and its results are made evident. This is its “ مستقر ” (mustaqar).
36:38 The sun is (beside revolving) also taking its system towards its
mustaqir speedily اَلشَّ مْسُ تَجْرِیْ مُسَتَقَرٍّ لِ لهَ اَ
“َعَدَو” (wada’a), “ُعَدَي” (yada’u): something stopped, became static.“َعَدَو” (wada’a), “ع َّدَو” (wawadda): left, gave up. Ibn Faris says that this root basically means “to give up” and “to empty”.“ِقانْيِرَفْع الَدَوَت” (tawada’alfareeqaan): both opponents ceased fire. “ٌعْيِدَو” (wadeeh): ceasefire agreement. Later this word came to mean any type of agreement.“عُ ْيِدَوْلَا” (al-wadee’ah): something which is kept in trust. “ ُ ۃَعْيِدَوْلَا” (taudi’ussaub): to keep cloth in a safe place so that it is free of dust etc.“ِبْو َّعُ الثْيِدْوَت” (tawadda-hu): kept it in a safe place {T}.
“عُ ْيِدَوْلَا” (al-wadeeh): a quiet and stolid man. “ُعْدَالو” (al-wad’u): a tomb where the dead lies in peace.“ُعَدْوَتْسُمْلَا” (al-mastauda): the place where something is kept safely. The Quran has mentioned the dynamic and static condition of every living thing i.e. every living thing evolves in steps: see (11:6), (6:99)
The rule about the organic evolution is that everything stays in a certain place and state for sometime, and then from there it evolves to the next stage, and thus evolves to its completion. These places at which it in a way stops, are its stations, but even in this station a thing is not entirely static. Changes keep taking place in it, but that change is so imperceptible that we do not feel it. We feel the change when it has actually taken place and visibly manifests itself. We call it the next stage of that thing. LOQ.
)
Enam 96-97:
- Tan yerini ağartan (ve geceden gündüzü çıkaran), geceyi dinlenme vakti ve güneş ve ayı da, zaman tayini ölçüsü kılan Allah(cc)'tır. İşte bütün bunlar , herşeyi bilen sonsuz kudret sahibi Allah(cc)'ın takdiridir. Ve ayrıca, karanın ve denizin zifiri karanlığında yolunuzu bulmanız için yıldızları yaratan da Allah(cc)'tır. Doğrusu Biz bu ayetlerimizi öğrenmeye niyeti olanlar için açık ve anlaşılır bir şekilde açıklıyoruz.
10 Haziran 2020 Çarşamba
Enam 95:
- Kuşkusuz Allah(cc)'tır tohumu ve çekirdeği yaran, bu süreçte ölüden diriyi var eden ve diriden ölüyü çıkaran. İşte budur Allah(cc). Siz hala, nasıl oluyorda savruluyorsunuz!.
(
Âyette ölüden diriyi çıkarmak fiille [يُخْرِجُ] ifade edilmiş, çünkü hayata gelmenin yasası bir sürece bağlı olarak sürekli yenilenme ve değişimdir. Diriden ölüyü çıkarmak ise isim [مُخْرِجُ] olarak gelmiştir, çünkü ölmek hayata gelmek gibi zorunlu bir sürece bağlı kılınmamıştır. "Bir süreçte" ifadesi, fiil formunun bu özel-liliğinin çeviriye yansımasıdır.Mİ.
Hayat ve ölüm, birbirini tamamlayan bir devr-i daim içindedir. Ölüm, her canlının tadacağı kaçınılmaz bir netice olması itibariyle hayattan daha açık ve daha görülür bir gerçektir. Bu yüzden, âyet-i kerimede Allah hakkında, Diriden ölüyü çıkaran(مُخْرِجُ) ifadesi kullanılırken, hayat her defasında yeni bir tecelli olduğu için, Ölüden diriyi çıkarır(يُخْرِجُ) ifadesi tercih edilmiştir. Demek ki canlılar, dünya hayatına gelmeden ölü veya öl-müş vaziyetteydiler ki, Allah’ı nasıl inkâr edebi-lirsiniz ki, siz hepiniz ölüler idiniz; derken O size hayat verdi (Bakara Sûresi/2: 28) ve bir yönüyle, “Rabbimiz, bize iki defa ölüm verdin ve bizi iki defa dirilttin.” (Mü’min Sûresi/40: 11) âyetleri de aynı gerçeğe parmak basmaktadır. Dünya haya-tıyla varlıklar birinci diriliğe ermişler, yani ölü iken diriltilmişlerdir. Bu bakımdan, her hayat bir ölümün neticesidir ve her ölüm, bir üst hayat mertebesinin basamağıdır. Su, karbondioksit, hidrojen ve topraktaki inorganik tuzlar, güneşışığı, yeşil bitkiler ve muayyen bakteriler vası-tasıyla bitki ve hayvanlardaki hayat maddesini teşkil eden organik maddelere dönüşürler. Bir başka ifade ile, inorganik maddeler bitki, hayvan ve insan vücudunda, yenilebilir bitkiler hayvan ve insan vücudunda, yine yenilebilir hayvanlar insan vücudunda ölerek üst hayat mertebelerine yükselirler. İnsan ise, ölüp (bir tohum halinde) toprağa düştükten sonra ikinci ve üst mertebe bir hayata uyanacaktır.Ölüden dirinin, diriden ölünün çıkarılması, gece–gündüz, kış-bahar gibi, güneş sistemine dahil bulunan yerin ve ayrıca insanlarla toplum-ların hayatında da görülür. Fertlerin kalb halleri, küfürden imana, imandan (Allah korusun) küfre dönmeleri, tohum mesabesindeki çok küçük top-lumların gelişip büyük devletler ve medeniyetler kurduktan sonra yeniden tarih olup gitmeleri de aynı manâya dahildir. Bütün bunları yapan Al-lah’tır (c.c.) ve bu işlerde insan iradesine terettüp eden kısımlar da, yine Allah’ın çizdiği sınırlar ve koyduğu (psikolojik, sosyolojik, tarihî vb.) kanunlar çerçevesinde olmaktadır. Ama insanla-rın çoğu, bu açık gerçekler karşısında bile başka başka (dalâlet) vadilerinde sürüklenip gitmekte-dir.AÜ.
)
9 Haziran 2020 Salı
Enam 93-94:
- Allah(cc) adına yalan uydurandan, yahut kendisine hiç bir şey vahyedilmediği halde, ' Bana da vahyolundu' diyenden, bir de, ' Allah(cc)'ın indirdiği ayetler gibi ben de indiririm' diyenden daha zalim kim olabilir?
Ölümün şiddeti içinde kıvranırken, ölüm meleklerinin de yakalarına yapışıp:' Haydi, derhal ruhlarınızı teslim edin! Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız. Çünkü Allah(cc) hakkında gerçek dışı şeyler söylüyordunuz ve kibirlenerek O'nun ayetlerinden yüz çeviriyordunuz' diye haykırdıkları sırada onların hallerini bir görsen!.
Ve Allah(cc) ta şöyle buyuracaktır:' İşte şimdi Bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi! Teker teker huzurumuza çıkacaksınız. Size verdiğimiz herşeyi de çok geride bıraktınız. Hani , siz dünyada iken Allah(cc)'a şirk koştuğunuz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz! Gördünüz ya, aranızdaki bağlar bir bir koptu ve o ortak koşup güvendikleriniz sizden hepten uzaklaştı'.
8 Haziran 2020 Pazartesi
Enam 91:
- Onlar :' Allah(cc) kimseye bir şey indirmedi' derken, Allah(cc)'ı hakkıyla takdir etmediklerini gösterdiler.
Onlara de ki:' İnsanlar için bir rehber ve ışık olsun diye Musa(as)'a o kitabı kim indirdi? Ki, siz onu bölüm bölüm kitapçıklara(قَرَاطِيسَ) çevirdiniz ve az bir kısmını gösteri amaçlı gösterseniz de, çoğunu gizliyorsunuz. Aynı zamanda siz ve atalarınız bilmediği bir çok şeyi ondan öğrenmişti'.
De ki:' Allah(cc) (indirdi)'. Ve bırak onları boş işlerle oyalanıp dursunlar.
(
k-r-t-s -> eski aramiceden gelen , yunancada da chartes , ingilizceye de geçen haliyle. Türkçede de kırtasiye diye kullandığımız kelime de aynı kökten. Antakyada
From Aramaic קַרְטֵיסָא / ܩܪܛܝܣܐ (qarṭīsā), from Ancient Greek χάρτης (khártēs).
قِرْطَاس or قُرْطَاس • (qirṭās or qurṭās) m (plural قَرَاطِيس (qarāṭīs))- paper, page
- book, scroll, parchment
- papyrus
- goal, target (from wiktionary)
7 Haziran 2020 Pazar
Enam 88-90:
- Bu Allah(cc)'ın takdir buyurduğu gerçek doğru yoldur ki, Allah(cc) ona kullarından kimi dilerse onu iletir. Eğer onlar da Allah(cc)'a şirk koşmuş olsalardı, bu takdirde işledikleri onca güzel amel, elde ettikleri onca kazanc heder olup giderdi.
İşte onlar kendilerine, kitap, hikmet, hükümranlık ve nübüvvet nasip ettiğimiz şahsiyetlerdi. Ve şimdi, şu inkarcılar sana da verdiğimiz şeyleri kabul etmiyorlarsa, şüphe edilmesin ki, onları kendilerine emanet ettiğimiz bir topluluk her zaman olacaktır ve o topluluk asla bunları inkar etmeyecektir.
Bu seçkin zatlar, Allah(cc)'ın her bakımdan doğru yola erdirdiği kimselerdir ve sen de onların yolundan yürü ve de ki:' Ben (görevim karşılıgında) sizden hiç bir şey beklemiyorum. Unutmayın ki, O bütün insanlığa bir öğütten ibarettir'.
(
Peygamberlik ve seçilmişlik, şüphesiz Cenab-ıAllah’ın bir lütfu olmakla birlikte, burada da insan iradesini devre dışı görmek doğru olmaz. Bu ba-kımdan, Allah, bu zatların hayatlarında nasıl bir tercih ortaya koyacaklarını, iradelerini ne yönde kullanıp nasıl bir hayat süreceklerini bildiğinden takdirini ona göre yapmış ve onların yolunu aç-mıştır. Aynen diğer insanlar gibi, peygamberler de imtihandan geçer; hattâ onların imtihanı, de-recelerine göre çok daha ağırdır. Yoksa onlara, Allah tarafından başkalarından farklı ve ayrıca-lıklı muamele yapılmış değildir. Nitekim âyetin devamı da bu gerçeği ortaya koymaktadır.AÜ.
Hz. Peygamberin evrensel risaleti insanlık için en büyük nimettir. Mekkeli hemşehrileri onun kıymetini bilmeyince Allah ona sahip çıkacak başka bir toplum var edeceğini bildiriyor. İbn Abbas bunu “Ensar” diye tefsir etmişti. İbn Hacer Fethu’l-Barî adlı Buharî şerhinde şöyle der: “Birinci derecede Ensar maksat olmakla birlikte, İslâm tarihi boyunca bu vâdin gerçekleştiğini gösteren müteaddit toplulukların gelmiş olması, Kur‟ân‟ın mûcizelerindendir. “Kıyamet gününe kadar hak için galibiyetle mücahedeyi sürdüren bir cemaat, ümmetimden eksik olmayacaktır” hadisi de bu gerçeği müjdelemiştir. Bildirilen cemaat bire münhasır değildir, müteaddit olabilir.SY.
Evet, bütün muhataplara ortak çağrı, izlenecek yolun peygamberler yolu olduğudur ve tarih boyunca bu yolu izleyecek bir topluluk her zaman olacaktır, Yüce Rabbim, bizleri de o topluluk içine alsın ve o yolda yürüyerek ömrünü tamamlayanlardan eylesin. Amin.
)
6 Haziran 2020 Cumartesi
Enam 85-87:
- Zekeriya(as), Yahya(as), İsa(as) ve İlyas(as)'a da. Onların hepsi salih kullardan idi. İsmail(as), Elyesa(as), Yunus(as) Lut(as) da onlar gibiydi. Biz onlardan her birini diğer insanlara üstün kıldık. Onların atalarından, çocuklarından, kardeşlerinde bazılarını da, aynı şekilde üstün kıldık. Onları seçtik ve doğru yola ilettik.
Enam 84:
- Biz daha sonra, İbrahim(as)'a İshak(as) ve (torunu) Yakup(as)'ı ihsan ettik. Ve her birini, daha önce Nuh(as)'ı ilettiğimiz gibi doğru yola ilettik. Onun neslinden, Davut(as)'a, Suleyman(as)'a, Eyyub(as)'a, Yusuf(as)'a, Musa(as)'a ve Harun(as)'a (peygamberlik bağışladık). İşte iyilik yapıp ihsanda bulunanların dünyada da görecekleri karşılık budur(وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ).
(
جَزَ اَءٌ “ ” (jaza’oon), “ جَازِيَۃ ” (jaaziah): the return for something.
جَزَاه کَذَاوبہٖ وعَليَْہِ “ ” (jaza-hu kazaubehi alaih): he replied to something in such a way that {T}.
مُجَازَاة “ٌ ” (mujazah): to give return to each other. Ordinarily, it is used to mean a return for bad things
while “ مُکَافَاة ” (makafa’ah) is used for good things.
Ibn Faris says its basic meaning is to replace i.e. for one thing to be in another’s place.
This meaning points to a great truth. What is considered to be the result of deeds is actually the ‘natural’ result of that deed, that is, the result replaces the deed. If you put your hand into the fire, it is your act, your hand is burnt and it is very painful, this is the result of your act. The act ended soon but it was replaced by the result. This brings the Quranic concept of reward and punishment (jaza and saza) to the fore. According to this concept, neither reward comes from somewhere outside, or punishment. You abuse someone, he slaps you, and this punishment is from the outside because the abuse and slap have no connection. But if you eat poison and then die, this is a result of your act. In other words the result replaces the act.
Ibn Faris says it means to compensate on behalf of another.
جِزْيَۃ “ ” (jizyah) is used in 9:29 for the tax that is taken from non-Muslims for their protection. That is, that which is thought to be enough to provide their lives, possessions, honor etc. with protection, and due to which they are to be exempted from taking part in wars. This small tax is taken in return for all the
benefits that non-Muslims enjoy in an Islamic state and maintenance of which is the responsibility of the Muslims.LOQ
j-z-y genel olarak hep mukafat, ödül olarak çevrilmiş fakat, pek öyle değil gibi görünüyor. Özellikle de dünyanın veya dünyalık bir şeyin Allah(cc) katında bir değerinin olmadığı ve Yüce Rabbimin değer vermediği bir şeyi de ödül olarak vermeyeceği düşünülebileceğinden, ödül olarak çevirmek pek uygun değil gibi. Aslen türkçede de ceza olarak aynı kökten gelen kelimeyi kullanıyoruz. Ya da eskiden gayri-müslimlerden alına cizye de aynı kökten. Bir şeyin karşılığı olarak daha önce belirlenmiş başka bir şey. Mukafat zaten arapça bizim de ödül olarak bildiğimiz karşılığa geliyor. Fakat j-z-y, netice olarak yapılanın belirlenmiş karşılığı olarak tanımlamak daha yerinde gibi. Doğrusunu Yüce Rabbim en iyi şekilde bilir.
)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)