30 Kasım 2020 Pazartesi

 Fussilet 26-27:

  •  Hakikatı inkar edenler : ' Şu Kuranı dinlemeyin ve onun hakkında saçma sapan şeyler söyleyin(وَالْغَوْا فِيهِ)  ki gücünü alt edebilesiniz!(لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ)' diyorlar. Fakat şu kesin ki, o hakikatı inkar edenleri yaptıklarının en kötüsüyle azabın en şiddetlisine çarptıracağız.
    (
     ل غ و -> Muheet says it could have been derived from the Greek word ‘logos’ which means sentence or word {M}.
    Raghib says “ لَغْوٌ ” (laghwu) is the speech which comes out thoughtlessly.
    Khaleel says that “ لَغْوٌ ” (laghwu) is a speech that comes out without thought {T}.
    The above examples make the meanings of “ لَغْوٌ ” (laghu) clear, that is, useless or improper things, or talk that is not befitting a gentleman, or meaningless talk, or only sounds with no real meaning, or talk which is thoughtlessly indulged in, or work which does not produce any result. In a society of the momineen, no such thing will be found.LOQ

    Bu,  Kur’an'ı  Muhammed'in  (sav)  kendi  -kişisel  ve  politik-  amaçları  için  “uydur­duğu bir kitap,  eski kutsal  metinlerden bir “yanlış anlaşılmış alıntılar”  serisi,  bir “halüsinasyon/vehim”  ürünü  vb.  olarak  tanımlamak  sûretiyle  onu  değersiz  kıl­mayı  amaçlayan  çabalara  bir  işarettir.  Bütün  bu  çabalar,  Kur’an  mesajına  karşı çıkanların  Kur’an'ın  gücünü  içgüdüsel  olarak  hissettiklerini  ve  aynı  zamanda Kur’an'm kendi çıkarcı,  materyalist hayat görüşlerini tehlikeye soktuğu ve bu ne­denle  ona  karşı  çıkılması  gerektiği  düşüncesinde  olduklarını  gösterir.  Bu,  28. ayetin  sonundaki,  onlarm Allah'ın mesajlarım “bilerek reddettikleri”  ifadesini  de açıklamaktadır.ESED


    )

29 Kasım 2020 Pazar

 Fussilet 24-25:

  •  Başlarına geleceğe sabırla katlansalar bile, onların mekanı yine ateş olacak ve kendilerini düzeltmeleri için bir fırsat daha verilmesini isteseler de, onlara izin verilmeyecektir. (Küfür,zulüm ve günahkarlığı seçmelerinin neticesi) yanlarına şeytani yoldaşlar katarız da, bu yoldaşlar, onlara yaptıkları ve yapacakları bütün kötülükleri cazip gösterirler. Ve böylece kendilerinden önce gelmiş/geçmiş olan diğer topluluklar için geçerli olan ceza vaadi onlar için de geçerli olur ve onlar kuşkusuz hüsrana uğrayanlardan olurlar.
    (
    Bu   şeytanî   "yoldaşlar",   insanın   ayartıcı   benliği ve  içgüdüleri  olabileceği gibi,  Şeytanın  görevini   üstlenen   insanlar   da   olabilir   (İbn   Aşur).  Birinci  tür,  "insanın  öteki  kişiliği  hali­ne  gelen  şeytanî  dürtüler"  olarak  da  yorum­lanmıştır  (Esed).  Bu  âyet,  benzer  bir  durumu daha  ayrıntılı  resmeden  Zuhruf  sûresinin  36.  âyeti  ışığında  anlaşılmalıdır.  Mİ
    )

28 Kasım 2020 Cumartesi

 Fussilet 22-23:

  • Kulak , göz ve derilerinizin bir gün aleyhinize şahitlik yapacağının farkına varıp, işlediğiniz günahları gizleme gereği bile duymadınız (ki gizleyemezdiniz de!).  Ayrıca yapıp/ettiklerinizin çoğunu Allah(cc)'ın bilmediğini sanıyordunuz.İşte Rabbiniz hakkında taşıdığınız bu kötü zan sizi helaka taşıdı da kendinizi hüsrana uğrayanlar arasında buldunuz.
    (
    Hadrat Hasan Basri (may Allah bless him) has explained this verse thus "Every. man's. attitude and conduct is determined by the thought and conjecture that he has about his God. The conduct of a righteous believer is right because his thought and conjecture about his Lord is right, and the conduct of a disbeliever and a hypocrite and a sinful person is wrong because his thought and conjecture about his Lord is wrong. " This same theme has the Holy Prophet expressed in a comprehensive and brief Hadith, thus: "Your Lord says: I am with the thought and conjecture that My servant holds about Me." (Bukhari, Muslim). ET
    )

 Fussilet 19-21:

  •  Ve günü geldiğinde, Allah(cc) düşmanları mezarlarından kaldırılıp ateşe sokulmak üzere bir araya toplanacaklar ve sıralar halinde (hesap yerine) sevk edilecekler. Hatta, ateşe vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri (سَمْعُهُمْ وَأَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ) onların yapıp/ettiklerine şahitlik edecektir.
    Derilerine :' Aleyhimize ne diye şahitlik ediyorsunuz?' diye soracaklar. Derileri de:' Bize her şeyi söyleten Allah(cc)'tır. Zaten sizi ilk sefer yaratan da Allah(cc)'tır ve hepiniz ona döndürüleceksiniz' diyecektir.
    (
    Burada  sayılmayan  koklama  ve  tatma  du­yuları,  günah  maksadıyla  en  az  kullanılan  du­yulardır.  Kulak ve  göz,  duyup  gördüğü hakkın şahididir.  Deri de  öyle,-  sinir uçları yanma teh­likesini  haber  veren  birer  elçidir.  Bu  üç  organ  da  sahibine  gerçeği  ilettiği  halde,   sahibi  bu  araçları  amaç  dışı,  hatta  amaca  aykırı  kullan­mıştır.   Duyuların   dilinin   çözüldüğü  o   gün,   dillerin duyuracağı hiç bir şey yoktur. Zira bu­na  ihtiyaç  kalmamıştır.  Mİ

    )

27 Kasım 2020 Cuma

 Fussilet 17-18:

  •  Semud kavmine gelince, onlarada yol gösterdik, fakat onlar doğru yolu görmektense körlüğü seçtiler ve sonuçta yapageldikleri kötülüklerin karşılığı olarak, onları yıldırım gibi inen alçaltıcı bir azab çarptı. Fakat, Biz, iman eden ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananları kurtardık(وَنَجَّيْنَا).
    (
    نَجَاءٌ “ ” (naja-un), “ نَجَاة ” (najatun), “ٌ نجََايۃَ ” (najayah): to be protected from something that is dangerous. Some say that it has been derived from “ٌ نجَْوَ ة ” (najwah) which means “high place” or “height”.
    اَلنَّجُوَ ةُ وَالْمَنْجٰی“ ” (an-najwatu walmunja): the high place which is safe from flood waters due to its height.
    Raghib says “ اَلنَّجُوَ ةُ وَالنَّجَا ة ” (an-najwatun wun nijaat) means a place which is distinguished from its environment due to its height {T, M}.
    نَجَا“ ” (naja), “ ينَجُْوْ ” (yanju), “ نجََاءً ” (naja’un): to walk past and fast.
    A Hadith says “ اِذَا سَافَرْتُمْ فِی الْجُدُوْبَۃِ فَاسْتَنْجُوْا ” (iza saafartum fil judubati fas tanju): when you pass through dry or drought high land then go through it quickly (included just to explain the meaning of the root).
    ناَقۃَ ناَجِيۃَ “ٌ ” (naaqatun naajiyah): a fast paced camel {T, M}.
    Raghib says that “ نَجَاءٌ ” (naja’a) actually means for something to be separate: come apart.ET

    )

26 Kasım 2020 Perşembe

 Fussilet 15-16:

  •  Mesela, Ad kavmi hakikata karşı çıkarak yeryüzünde büyüklük taslayıp :' Bizden daha büyük kim varmış! ' diyerek böbürlendiler. Bunlar, onları yaratan Allah(cc)'ın onlardan daha güçlü olduğunu nasıl görmüyorlar?. Ve tabiki mesajlarımızı reddetmeye devam ettiler. Neticede, bu dünya hayatında aşağılanmanın azabını tattırmak için, kara günler boyunca iliklere kadar işleyen kuvvetli rüzgarlar gönderdik. Ama, asıl ahiret azabı daha alçaltıcıdır ve onlar orada yardım da görmeyecekler.
    (
    Büyük  değillerdi  fakat  büyük görünmek is­tiyorlardı.  Bu,  kendini  ve  haddini  bilmemek­tir.   Haddini   bilmemek   kendine   zulümdür.   Kendine  zulmedenin  eline  güç  ve  iktidar  ge­çerse,  gücünün yettiği  herkese  zulmeder.  Mİ

    The lexicographers have disputed the meaning of the words rih-an sarsaran (
    رِيحًا صَرْصَرًا), which have been used for the stormy wind. Some say that they imply an intensely hot wind; others say that they imply an extremely cold wind; and some others say that they imply a wind which produces a great noise when it blows. In any cast, they All agree that the words are used for a severe storm.
    The details of this torment given at other places in the Qur'an show that this wind continued to rage for seven nights and eight days consecutively. It swept the people off the ground and they fell down dead and lay scattered here and there like hollow trunks of the palm-tree. (AI-Haaqqah: 7). It left rotting everything on which it blew. (Adh-Dhariyat 42). When the people of 'Ad saw it advancing, they rejoiced with the hope that the dense clouds would bring much rain, which would water their withering crops. But when it came it laid waste the entire land." (Al-Ahqaf: 24-25).  ET


    )

25 Kasım 2020 Çarşamba

 Fussilet 14:

  • Elçiler, onlara her türlü yöntemi deneyerek :' Allah(cc)'tan başkasına kulluk etmeyin' dediklerinde, onlar :' Rabbimiz böyle bir şeyi dileseydi, kesin melekleri indirirdi. Dolayısıyla, biz sizinle gönderildiğini iddaa ettiğiniz her şeyi red ve inkar ediyoruz' diye karşılık verdiler.
    (
    That is "If Allah had disapproved of our religion, and had willed to send a messenger to us to keep us away from it, He would have sent the angels. As you are not an angel but a man like us, we do not believe that you have been sent by God, and sent for the purpose that we give up our religion and adopt the way of life that you are presenting." The disbelievers' saying that they deny "what you have been sent with", was only sarcastic. It does not mean that they believed him to have been sent by God and then denied what he said. But this is a sarcastic expression of the type that Pharaoh had uttered before his courtiers about the Prophet Moses: "This messenger of yowl, who has been sent to you, seems to be utterly mad." (Ash-Shua'ra' 27).ET
    )

 Fussilet 13:

  •  Buna rağmen hala yüz çevirirlerse, onlara de ki:' Sizi, Ad ve Semud kavimlerini yıldırım gibi çarpan bir cezanın sizinde başınıza gelebileceğine karşı uyarıyorum'.

24 Kasım 2020 Salı

 Fussilet 12:

  • ' Ve onları iki evrede yedi gök (bir çok kozmik sistem) olarak yarattı. Her göğe kendi işlevini yükledi. Biz yere en yakın gökleri ışıklarla (yıldızlarla) süsledik. Ve onları emniyetli kıldık. İşte bütün bunlar Kudret Sahibi, Her şeyi Bilen Allah(cc)'ın takdiridir'.

 Fussilet 11:

  •  ' Sonra Allah(cc), sadece bir gaz bulutu halinde olan göklere şekil verdi. Göğe ve yeryüzüne ; ' ikinizde isteyerek yahut istemeden varlık alanına gelin' diye buyurdu ve onlar ' boyun eğerek geliriz' dediler'.
    (
    Bu  pasaj  ile  ilgili  açıklamasında  Zemahşerî  şunları  söyler:  “Allah'ın  göklere  ve yere  ‘gelmeleri’ni emretmesi ve  onların da  [bu  emre]  boyun eğmelerinin anlamışudur:  Allah,  onların varlık alemine çıkmalarını istedi,  onlar da,  Allah'ın iradesi­ne  uygun  şekilde  var  oldular...  ve  bu, temsîl (allegory)  olarak  adlandırılan  bir m ecâz türüdür...  O  halde  [bu  pasajın]  maksadı,  sadece,  Allah'ın,  [O'nun tarafın­dan]  var edilmiş  bütün  varlıklar  üzerindeki  sonsuz  kudretinin sonuçlarını  tasvir etmekten ibarettir...”  (Anlaşılıyor ki,  Zemahşerî'nin açıklaması çok sık tekrarlan­mış  olan  şu  Kur’ânî ifadeye  dayanmaktadır:  “Allah  bir  şeyin  olmasmı  istediğin­de  ona  sadece  ‘Ol!’  der —ve  o şey oluverir.”  Zemahşerî,  yukarıdaki  pasajın yo­rumunu  şöyle sürdürür:  ‘“İsteyerek veya istemeden’  [sözlerinin]  anlamı bana so­rulsaydı,  onun, Allah'ın  iradesinin kaçınılmaz bir şekilde tecellî edeceğini göste­ren  mecazî bir ifade (mesel) olduğunu  söylerdim.”)ESED
    )

23 Kasım 2020 Pazartesi

 Fussilet 9-10:

  •  De ki:' Siz, yeryüzünü iki evrede yaratan Allah(cc)'ı inkar edip, O'na rakip güçler(أَندَادًا) (ilahlar) mı icad ediyorsunuz? ki Allah(cc) Alemlerin Rabbidir. O yeryüzünü yarattıktan sonra, üzerine kule gibi yüksek sarsılmaz dağlar yerleştirdi , ona sayısız nimetler bağışladı ve oradaki geçim araçlarını onları arayanlar arasında eşit şekilde paylaştırdı ve bütün bunları dört evrede yarattı'.
    (
    Nidd,  "eş,  ortak,  denk"  mânasına  gelse  de,  bu  eş  ve  ortaklık  "dostluğa"  değil,  rekabet  ve  düşmanlığa  dayalı  bir  zıtlık  üzerine  kurulu­dur.  Nidd'i  'misi'den  ayıran  da  budur.  Kelime­nin  aslının  "dağıtmak"  [teşrid)  olduğu  hatır­landığında  bu  sapmanın  temelinde  "Allah'ın  gücünü  dağıtma  arzusu"nun  yattığı  anlaşılır  [Furûk  ve  Kitabu'l-'Ayn).  Kur'an'ın  iç  bağla­mından  yola  çıkılarak  da  aynı  sonuca  ulaşıla­bilir.Mİ


    نِدٌّ “ ” (niddun): like something, or similar to. But it is used for being “similar” in characteristics.
    نَدَّا البَعِيْرُ “ ” (naddal ba-eer): the camel balked and went wherever it wished.
    نَدٌّ “ ” (nadd): hatred, opposition and separation.
    نِدٌّ “ ” (nidd): opponent, i.e. a man who opposes you, someone who pulls you in a different direction than the one you want to follow, and the more you want to go one way the more he pulls you opposite to it.
    الَتنَّاَدُّ “ ” (at-tanaadd): to be different, to be opposite each other {T, M}.
    Here “ اَنْدَادٌ ” (andadun) means all such forces which pull one away from Allah, or the attractions which pull man away from Allah towards self, therefore any force towards which you refer due to any fear or favour and in doing this you lose affiliation with Allah, are “ نِدٌّ ” (nidd) against Allah. Any concept or
    system which attains the place which is reserved for Allah only is a  manifestation of “ ”انداداً من دون لٰلهّ (andadan min doonil laah).LOQ


    )

22 Kasım 2020 Pazar

 Fussilet 8:

  •  Ama, iman edip, salih amel işleyenleri ise, kesintisiz bir mükafat (أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ) beklemektedir.
    (
    The words ajrun ghaira mamnun(أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ) in the original have two other meanings also:
    (1) That it will be a reward which will never decrease and diminish; and
    (2) that this reward will not be given with reminders of good done, like the gift made by a miserly person, who keeps on reminding the beneficiary of his favor if at all he gives away anything.  ET

    )

 Fussilet 7:

  •  Onlar ki, muhtaca verip, arınma yoluna gitmezler ve ahireti de bütün bütün inkar ederler.
    (
    Allah'ın birliğine inanmak ve insanlara karşılıksız yardımlarda bulunmak,  İslam'ın iki temel buyruğudur.  Bu  itibarla,  bu  iki buyruğa  kasıtlı  şekilde karşı  çıkmak,  in­sanın Allah'a  karşı  sorumluluğunun  ve  sonuçta hayatın öteki dünyada  da  devam edeceğinin inkarı anlamına gelir. (Zekâtın bu bağlamda  “karşılıksız harcama” ola­rak  çevrilmesi  konusunda bkz.  sûre  2,  not 34.  Unutulmamalıdır ki, zekâtın Müs- lümanlar  üzerinde  zorunlu  bir  vergi  yükümlülüğü  şeklinde  anlaşılması  Medine döneminde  başlar,  halbuki bu  sûre Mekke  dönemine  aittir).ESED

    Zımnen:  Bedel  ödemeye  yanaşmazlar,  ama  bedel   ödemişlerin  arınmışlığına   da   konmak   isterler.   Âyetteki  zekât  hakkında  farklı  yo­rumlar  yapılmıştır.  Mali  yükümlülük  olarak  anlayanların yanında  İbn Abbas,  Mücahid gibi otoriteler,  "Lailahe  illallah  diyerek  kalbi  şirk­ten  arındırmak"  olarak  yorumlamışlardır  (Ta­berî  ve  İbn  Atıyye).  Bütün  yorumlara  mesnet  olan metni,  terimin kök anlamını esas alan bu çevirinin  yansıttığı  kanaatindeyiz.   Kur'an'ın   23  yıllık  iniş  sürecinde  bazı  terimler  anlam  yolculuğuna çıkmıştır. Zekât  da bunlardan bi­ridir  ve  müşrikler  için  geçtiği  bu  bağlamda  Medenî  âyetlerdeki  gibi  "nisabı  olan  mali  bir  vecibe"  değil  "helâl  kazanç ve paylaşma"  mâ­nasına  gelir. Mİ

    )

 Fussilet 6:

  •  De ki:' Ben de yalnızca sizin gibi bir beşerim(بَشَرٌ). Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin'. O'ndan başkasına ilahlık yakıştıranların vay haline!.

21 Kasım 2020 Cumartesi

 Fussilet 1-5:

  •  Ha-Mim. Bu Kuran , Rahman ve Rahim olan Allah(cc) tarafından indirilmiştir. Öyle ki, onun ayetleri, anlama ve kavrama yeteneğine sahip insanlara Arapça bir hitap olarak apaçık beyan edilmiştir.Bir müjdeci ve uyarıcı olarak. Fakat, insanların çoğu yüz çevirir ki, duymasınlar(فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ). Bir de dönüp derler ki:' Kalplerimiz bizi çağırdığın şeye karşı kapalıdır, kulaklarımız da sağırdır (yani söylediğin bir kulağımızdan girip diğerinden çıkıyor), bizimle senin aranda engel var. Öyleyse, sen ne yapıyorsan yap, biz de yapacağımızı yapacağız'.
    (
    Evet, insanların çoğu bilerek yüz çeviriyor ki, duymasınlar (yoksa duymadıklarından dolayı uzak durmuyorlar!), çünkü dertleri hakikat değil, yalan!. Duysalar da, zaten bir kulaklarından girip diğer kulaklarından çıkıyor söylenen! Nasıl söylersen söyle, farketmiyor, onlar yapacaklarını yapacaklar ki, Allah(cc)'ın Kuranda verdiği uyarı ve tehditler gerçekleşsin.
    )

20 Kasım 2020 Cuma

 Fussilet 1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Hâ. Mîm.

    2. (Kur'an) rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir.

    3. (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır.

    4. Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Artık dinlemezler.

    5. Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen (istediğini) yap, biz de yapmaktayız!

    6. De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!

    7. Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkâr edenler de onlardır.

    8. Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükâfat vardır.

    9. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.

    10. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.

    11. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler.

    12. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir.

    13. Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi Ad ve Semûd'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgaya karşı uyarıyorum!

    14. Peygamberler onlara: Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, dedikleri zaman, "Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz" demişlerdi.

    15. Ad kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı.

    16. Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez.

    17. Semûd'a gelince onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarptı.

    18. İnananları kurtardık. Onlar (Allah'tan) korkuyorlardı.

    19. Allah'ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler.

    20. Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.

    21. Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi o yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz, derler.

    22. Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.

    23. Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz.

    24. Şimdi eğer dayanabilirlerse, onların yeri ateştir. Ve eğer (tekrar dünyaya dönüp Allah'ı) hoşnut etmek isterlerse, memnun edilecek değillerdir.

    25. Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.

    26. İnkâr edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler.

    27. O inkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.

    28. İşte bu, Allah düşmanlarının cezası, ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır.

    29. Kâfirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım! diyecekler.

    30. Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.

    31. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız.Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır.

    32.Gafûr ve rahîm olan Allah'ın ikramı olarak.

    33. (İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha güzeldir?

    34. İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.

    35. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.

    36. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir.

    37. Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!

    38. Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler) hiç usanmadan, gece gündüz O'nu tesbih ederler.

    39. Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah'ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.

    40. Åyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı görmektedir.

    41. Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır.

    42. Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.

    43. (Resûlüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir.

    44. Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)

    45. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hükmedilirdi (işleri bitirilirdi). Onlar Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.

    46. Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.

    47. Kıyamet gününün bilgisi, O'na havale edilir. O'nun bilgisi dışında hiçbir meyve (çekirdeği) kabuğunu yarıp çıkamaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: Ortaklarım nerede! diye seslendiği gün: Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arzederiz, derler.

    48. Böylece önceden yalvarıp durdukları onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.

    49. İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir.

    50. Andolsun ki, kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırırsak: Bu, benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır, der. Biz, inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.

    51. İnsana bir nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirir ve yan çizer. Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur.

    52. De ki: Ne dersiniz, eğer o (Kur'an), Allah tarafından ise siz de onu inkâr etmişseniz o zaman (haktan) uzak bir aynlığa düşenden daha sapık kim vardır?

    53. İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur'an'ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?

    54. Dikkat edin; onlar, Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. Bilesiniz ki O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.

19 Kasım 2020 Perşembe

--------------------------
Sonuç
  Mümin  süresi

  •  Evet, insan bu! Kendi kibrine yenilerek hakikatı inkar etmede inatla direten ve kendisine hakikatı bütün kanıtlarıyla sunanlara karşı elinden gelen bütün entrikaları çeviren ve sonuçta Allah(cc)'ın sünnetullah'ı gereği cehennemi boylayacak olan kibir abideleri!. Hiç farkında değiller ki, kendilerinden önce gelip/geçen nice toplumlar da onlardan daha güçlü daha kalabalıktılar. Fakat sonları hep hüsran oldu. Kendilerine hakikatı haykıranlara karşı şeytanın bile düşünemeyeceği mertebede tuzaklar kurmaya çalışan ve onlara bu yolda yardım eden, inanan ve çıkarları doğrultusunda onlara destek olanlar, günü geldiğinde gerçeği görüp inansalar da artık bir faydası olmayacak. Onlara en küçük bir yardım edecek ne bir kişi ne de bir melek olacak. Onlar çaresizlikle uğradıkları kötü sonun içinden nasıl kurtulacaklarını düşünürken, bu duruma kendilerini yine kendilerinin düşürdüğü gerçeğini de görecekler ve etraftan yardım çığlıkları ile aman diliyecekler. Ne çare! Melekler bile adeta onlara:' Size doğruyu eğriyi anlatan elçiler gelmedi mi? Geldi! Ehh, şimdi, sizi o dünyada peşinden gittiğiniz dünyalık liderleriniz kurtarsın, kurtarabiliyor sa!' diyecekler. Onlar Allah(cc)'ın rahmetinden ebedi olarak mahkum edileceklerdir.
    Evet, iman edip salih amel işleyenle, günahta ısrar edip hakikatı çürütmeye çalışan zorbacı zalimler bir değildir. Gerçek inanana yakışan Allah(cc)'a sonsuz hamd edip, O'na yalvarıp yakarmak ve sadece O'ndan beklemektir. Diğer tiplerin sonu ise sonsuz kalacakları cehennemdir. Bu duruma düşmelerinin temel sebebi de, hiç bir hak/hukuk tanımadan küstahça böbürlenmeleri ve kendini beğenmişlik içinde yaptıkları zulümlerdir.
    Şu halde, gerçek inananların yapacağı; sabretmek ve Allah(cc)'a hamd ile O'na yönelmektir. Er geç Allah(cc)'ın vaadettiği son ve sonuç gerçekleşecek ve bu gerek bu dünyada gerekse Hesap günü ayan/beyan ortaya serilecektir.

18 Kasım 2020 Çarşamba

 Mümin 82-85:

  •  Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelip geçmiş hakikat inkarcılarının sonları nasıl olmuş bakmazlar mı? Onlar kendilerinden daha kalabalık ve daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı. Fakat bilgi ve birikimlerinin kendilerine hiç bir faydası olmadı. Çünkü elçiler onlara hakikatın bütün kanıtları ile geldiklerinde , halen sahip oldukları şeylere güvenerek küstahça böbürlendiler. Ve böylece küçümsedikleri şey tarafından kuşatıldılar. Ve sonra da, verdiğimiz cezayı apaçık görünce de :' Artık , Tek Allah(cc)'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri de terk ettik' dediler. Fakat, cezamızı gördükten sonra iman etmeleri hiç bir işe yaramayacaktır. Allah(cc)'ın kulları için uyguladığı yol yöntem her zaman budur. İşte hakikati inkar etmiş olanların ziyana uğrayacağı yer ve zaman işte budur.
    (
    Evet, sürenin  başında verilen mesaj belliydi:
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2020/10/blog-post_23.html
    )

 Mümin 79-81:

  •  Bir kısmını binek olarak kullanmanız, bir kısmından da yiyeceğinizi sağlamanız için evcil hayvanları yaratıp sizin kullanımınızı sağlayan da Allah(cc)'tır. Onlardan başka faydalar da sağlarsınız, ve önemli bir çok ihtiyacınızı karşılarsınız. Onların üzerinde de, gemilerde olduğu gibi, yüklerinizi taşırsınız.
    İşte Allah(cc), apaçık delillerini size sürekli olarak göstermektedir. Öyle iken, bunları nasıl olur da inkar edebilirsiniz?

17 Kasım 2020 Salı

 Mümin 78:

  •  Gerçek şu ki, daha önce de bir çok elçi göndermiştik, bunların kiminden bahsettik, kiminden de hiç bahsetmedik. Ve , hiç bir elçi Allah(cc)'ın izni olmadan  mucizevi bir mesaj ortaya koyamaz. Nitekim, Allah(cc)'ın iradesi açığa çıktığında , hüküm çoktan adaletle yerini bulmuş olacak, anlayamadıkları her şeyi yok etmeye çalışanların(الْمُبْطِلُونَ) tümü o zaman orada, hüsrana uğrayacaklardır.

 Mümin 77:

  •  Şu halde, siz sabredin!'.Zira Allah(cc)'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Şimdi, onlara yönelttiğimiz tehtidlerin bir kısmının gerçekleştiğini ister size gösterelim ister bu dünyada göstermeyelim, ergeç onlar huzurumuza getirileceklerdir (ve anlatılan acı netice ile karşılaşacaklardır).

 Mümin 76:

  •  Şimdi içinde temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin içeri!. Büyüklük taslayıp kibirlenenlerin yeri ne fenadır.

16 Kasım 2020 Pazartesi

 Mümin 73-75:

  •  Sonra kendilerine şöyle denilir:' Allah(cc)'tan başka O'na şirk koştuğunuz ilahlarınız nerede?'. Onlar :' Bizden uzaklaşıp kayboldular! Daha doğrusu , biz ilahlaştırdıklarımızın bir hiç olduğunu şimdi anladık! Meğerse, ilahlaştırdıklarımız bir hiçmiş!'. İşte Allah(cc) hakikatı inkar edenleri böyle şaşırtır (şaşmalarına izin verir). Bu durum , sizin yeryüzünde hiç bir hak/hukuk gözetmeden küstahça böbürlenmeniz ve kendini beğenmişliğinizin(تَمْرَحُونَ) bir sonucudur.
    (
    الَمْرَحَُ “ ” (al-marah): the sort of happiness in which due to intensity a man becomes out of bounds. It also means to preen. to pride or congratulate (oneself) on an achievement. to behave or speak with obvious pride or self-satisfaction.
    فرََسٌ مِمْرَحٌ “ ” (farsan mimrah): a horse which is drunk with its own power.
    قوَْسٌ مرَُوْح “ٌ ” (qausan marooh): strongly strung bow which shoots arrows very fast

    )

 Mümin 69-72:

  • Allah(cc)'ın ayetleri konusunda ileri geri konuşanlara bir bakar mısınız, nasıl da hakikatı görmezden geliyorlar!.Onlar, bu ilahi kelamı ve elçilerimize daha önce gönderdiğimiz mesajları da yalanlayan tipler; fakat yakında anlayacaklar doğruyu eğriyi!. Boyunlarında demir halkalar ve ayaklarında zincirlerle yüzüstü kaynar suya sürüklendiklerinde! Sonra da ateşte cayır cayır yakılacaklardır.

Mümin 68:

  •  Hayatı ve ölümü yaratan Allah(cc)'tır. Bir şeyin olmasına hükmettiğinde ona sadece 'Ol!' der, o da hemen oluşum sürecine girer.

15 Kasım 2020 Pazar

 Mümin 67:

  • Sizi topraktan, sonra bir sperm damlasından ve sonra da döllenmiş bir hücreden yaratan O'dur. Ve sonra O sizi, çocuk olarak dünyaya getirir. Sonra olgunluk çağına erişmenizi ve ardından yaşlanmanızı sağlar. Kiminize ölüm erken gelir, kiminize de bir vadeye kadar süre tanınır. Olur ki, düşünüp akleder ve gerekli dersi çıkarırsınız.
    (
    That is, "You are not being passed through these different stages of life so that you may live as the animals live and die as they die, but for the purpose that you may use yew common sense which Allah has granted you and thay understand the system in which you are living. The creation of a wonderful thing like life from the lifeless substances of the earth, then the coming into being of a marvelous creation like man from the microscopic germ of the sperm, then its developing inside the mother's womb, from the time of conception till delivery, in such a manner that its sex, its form and appearance, its bodily structure, its mental qualifies and characteristics, and its faculties and capabilities should be determined therein, un-influenced by any external factor or agency. Then the one who is to be eliminated by abortion does fall a prey to abortion, the one who is to die in infancy, does die in infancy, whether he be the child of a king, and the one who is to reach maturity or old age, does reach that age, even through highly dangerous conditions, in which death should be certain, and the one who is to die in a particular stage of life, does die in that stage even if he is given the best medical attention and treatment in the best hospitals by the best doctors. Are not all these things pointing to the truth that the ultimate control of life and death is in the hand of an all-Mighty Sovereign? And when the reality is this that an all-Powerful Being is controlling ow life and death, then how did a prophet or a saint or an angel or a star or planet become worthy of ow worship and service? When did a creature attain the rank that we should pray to it, and accept it as the maker and un-maker of our destiny? And how did a human power have the status that we should obey its commands and prohibitions and its self-made law about the lawful and the unlawful, without question? (For further explanation, see Al-Hay: 5-7 and the E.N.'s on it).  ET

    )

 Mümin 66:

  •  De ki:' Rabbimden bana hakikatın bütün kanıtları açık seçik verilmişken, Allah(cc)'ı bırakıp ta o taptığınız şeylere tapmam mümkün değil!. Kaldı ki, bana Alemlerin Rabbi olan Allah(cc)'a tümüyle teslim olmam emrolundu'.

14 Kasım 2020 Cumartesi

 Mümin 64-65:

  •  Yeryüzünü sizin için bir yerleşim yeri yapan ve göğü de bir kubbe yapan, size en uygun, tutarlı ve tam olması gereken(فَأَحۡسَنَ) şekilde yaratan , ve sizi güzel ve temiz nimetlerle rızıklandıran Allah(cc)'tır. Rabbiniz olan Allah(cc) işte böyledir. Bütün alemlerin Rabbi olan Allah(cc) ne yücedir.
    O ezeli-ebedi mutlak hayat sahibidir. O'ndan başka ilah yoktur. Dolayısıyla, elinizden geldiğince saf ve samimi olarak çaba gösterip(مُخۡلِصِينَ) Allah(cc)'a dua edin.
    Hamd tümüyle Alemlerin Rabbi olan Allah(cc)'a mahsustur.

    الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ


 Mümin 63:

  •  Vaktiyle, Allah(cc)'ın ayetlerini göz göre göre inkar edenler de tıpkı böyle savrulmuşlardı.
    (
    That is, "In every age the common people have been deluded by the misguides only because the people did not believe in the Revelations that Allah sent down through His Messengers to make them understand the Truth. Consequently; they were trapped by the selfish, dishonest people, who had set up shrines of false gods as a business. "ET
    )

13 Kasım 2020 Cuma

 Mümin 61-62:

  • Geceyi dinlenmeniz, gündüzü de (işlerinizi) göresiniz diye yaratan Allah(cc)'tır. Gerçekten Allah(cc) insanlara karşı sonsuz derecede lutufkardır. Fakat, insanların çoğunluğu yine de şükretmezler(لَا يَشْكُرُونَ).
    İşte herşeyin yaratıcısı olan Allah(cc) budur. O'ndan başka ilah yoktur. Böyle iken nasıl oluyor da savruluyorsunuz!
    (

    Yani, bütün geceyi uykuya, dinlenmeye veya eğlenceye  hasreder  ve  ne  Allah’ın  onca  nimeti,  ne  kâinattaki  ve  bizzat  kendi  varlıklarındaki âyetleri, işaretleri üzerinde düşünür, ne de akşam ve yatsı namazlarını kılar ve Teheccüd Namazıiçin   geceyi   böler,   uykularından   fedakârlıkta bulunurlar.   Gündüzü   sadece   kendi   geçimleri   için  çalışmakla  geçirir,  fakat  öğle  ve  ikindi  gibi  gündüz  namazlarını kılmazlar,  Allah  yolunda  ayaklarına  hiç  toz  dokunmaz  ve  muhtaçlara  yardımda bulunmayı düşünmezler.AÜ

    Bu  pasajı  oluşturan  âyetlerin  sıralaması  dikkat  çekici-dir:  Önce zaman  (61),  sonra mekân  (64),  sonra  insan  (67)  geliyor. Mİ

    )

12 Kasım 2020 Perşembe

 Mümin 60:

  •  Rabbiniz şöyle buyuruyor:' Bana dua edin ki, size karşılık vereyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme girecektir'.
    (
     Bediüzzaman hz., dua hakkında şöyle yazar:
    İman,Allah’a  ulaşmada  duayı  bir  vesile  olarak gerektirdiği gibi, insan fıtratı da onu şiddetle ister. Eğer, “Birçok defa dua ediyo-ruz, kabul olmuyor. Halbuki âyet, her duaya cevap  var  buyuruyor.”  derseniz,  şu  birkaç  noktayı dinleyin:Duayacevap  vermek  ayrıdır,  onu  kabul  etmek  ayrıdır.  Her  duaya  cevap  verilir,  fa-kat  onu  kabul  etmek,  hem  duada  istenenin  aynısını  vermek,  Cenab-ı  Hak’kın  hikmeti-ne bağlıdır. Meselâ, hasta bir çocuk doktora “Bana şu ilacı ver!” der. Doktor, söz konusu hastalık ve tedavisi nasıl davranmayı gerek-tiriyorsa  ona  göre,  ya  çocuğun  istediğinin aynısını  veya  ondan  daha  iyisini  verir  veya  hastalığına zarar olacağı için hiç vermez.İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak, her za-man her yerde hazır, nâzır olduğu için kulun duasına cevap verir. Yalnızlık ve kimsesizlik dehşetini  huzuruyla  ve  cevabıyla  ünsiyete  çevirir.  Fakat  insanın  hevesine  göre  davran-maz; hikmeti neyi gerektiriyorsa onu yapar. Dolayısıyla ya duada istenenin aynısını veya daha iyisini verir, ya da hiç vermez.Hem dua bir kulluktur. Kulluğun karşılı-ğı  ise  Âhiret’tedir.  Dünyevî  maksatlar,  dua  türü ibadetlerin vakitleridir. Yoksa dua ile ta-kip edilen maksatlar, bu kulluğun asıl gayesi değildir.Meselâ,  yağmur  namazı  ve  duası  bir  ibadettir.  Yağmursuzluk,  o  ibadetin  vaktidir.  Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için  değildir.  Eğer  sırf  o  niyetle  olsa,  o  dua,  o ibadet halis olmadığından kabule lâyık gö-rülmez.Nasıl  ki  güneşin  batması  akşam  namazı-nın vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulma-ları, “küsuf ve husuf namazları” denilen iki hususî  ibadetin  vakitleridir.  Yani,  gece  ve  gündüzün nûranî âyetleri perdelenmekle aza-met-i İlâhiye’yi ilân ettiğinden Cenâb-ı Hak, kullarını o hadiseler üzerine bir nevi ibadete davet  eder.  Yoksa  o  namaz,  açılması  ve  ne  kadar devam edeceği astroloji hesabıyla belli olan ay ve güneşin açılması için değildir.Aynen  bunun  gibi,  yağmursuzluk  dahi  yağmur namazının vaktidir. Ve belâların isti-lâsı ve zararlışeylerin tasallutu bazı duaların hususi vakitleridir ki, insan o vakitlerde aczi-ni anlar, dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına sığınır. Eğer dua çok edildiği halde belâlar def olunmazsa, denilmeyecek ki “Dua kabul  olmadı.”  Belki  denilecek  ki,  “Duanın vakti henüz bitmedi.” Eğer Cenab-ı Hak fazl ve keremiyle belâyı kaldırsa ne alâ; o vakit o duanın da vakti biter.Demek ki dua, bir kulluk sırrıdır. Kulluk ise,  sadece  Allah  için  olmalı. İnsan,  aczini  ortaya  koyup,  dua  ile  O’na  yönelmeli,  O’na  sığınmalı,  fakat  O’nun  rubûbiyetine  karış-mamalı.  Tedbiri  O’na  bırakmalı,  hikmetine  itimat etmeli, rahmetini itham etmemeli.Evet, gerçekte ve açıkça görüldüğü üzere, bütün varlıkların her birinin hususî bir tes-bihi, ibadeti, kendine has bir secdesi olduğu gibi,  bütün  kâinattan  dergâh-ıİlâhiyeye  gi-den, bir duadır:Varlıklar, ya kendilerine verilen kabiliyet ve kapasite diliyle dua ederler –bütün bitkiler ve hayvanların duaları gibi ki, her biri kabi-liyet ve kapasite diliyle Feyyaz-ı Mutlak’tan bir şekil  talep  ederler  ve  O’nun  isimlerinin  tecellilerine mazhariyetle gelişme isterler.Veya  varlıklar,  hayatî  ihtiyaçları  diliyle  dua ederler. Bütün canlıların güçleri haricin-deki zaruri ihtiyaçlarının temini için yaptık-ları dua, bu türden duadır. Onlar, bu ihtiyaç diliyle Mutlak Cömert olan Zat’tan hayatla-rının  devamı  için  bir  nevi  rızık  hükmünde  bazışeyler isterler.Veya dua, ıstırar (çaresizlik) lisanıyla ya-pılır. Çaresiz kalan her bir canlı, tam bir ilti-ca ile dua eder, Rabb-i Rahîmine yönelir.Bu  üç  tür  dua,  bir  mani  olmazsa  daima  makbuldür.Duanın  dördüncü  türü  ki,  dua  deyince  daha çok akla gelen biz insanların duasıdır. Bu  da  iki  kısımdır:  Biri  fiilî  ve  hâlî,  diğeri kalbî ve kâlî, yani dille yapılanıdır.Meselâ,  bir  işin  hâsıl  olması  için  gerekli  tedbirleri  alıp,  gerekli  sebepleri  yerine  ge-tirmek fiilî duadır. Sebepleri eksiksiz yerine getirmek,  isteneni  icat  etmek  için  değildir; belki  hâl  diliyle  onu  Cenâb-ı  Hak’tan  iste-mek, O’nun razı olacağı bir vaziyet almak de-mektir. Meselâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu tür fiilî dua, Mutlak Cömert olan Zât’ın Zâtî ismine yönelik oldu-ğundan, genellikle kabul görür.İkinci kısım ise, kalbden dille yapılan du-adır. İnsan, bu dua ile elinin yetişmediği, gü-cünün yetmediği bazışeyleri Allah’tan ister. Bu  duanın  en  önemli  yanı,  en  güzel  gayesi,  en tatlı meyvesi şudur: Dua eden insan anlar ki,  Birisi  var,  onun  kalbinden  geçenleri  bile  işitir, her şeye gücü yeter, onun her bir arzu-sunu yerine getirebilir; güçsüzlüğüne merha-met, yoksulluğuna medet eder.
    İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i  rahmetin  anahtarı  ve  tükenmez  bir  kuvvetin  kaynağı  olan  bir  vesileyi  elden  bı-rakma. Ona yapış, insanlığın en yüksek mer-tebesine  çık,  bir  sultan  gibi  bütün  kâinatın dualarını kendi duan içine al ve bütün kâina-tın, bütün varlıkların vekili bir kul gibi ve kâ-inatın en güzel kıvamda bir modeli ol. (Sözler, “23. söz, Birinci Mebhas, Beşinci Nokta”).AÜ

    )

11 Kasım 2020 Çarşamba

 Mümin 57-59:

  •  Göklerin ve yerin yaratılması, insanın yaratılmasından daha kapsamlı bir hadisedir. Fakat insanların çoğu bunun bile farkında değillerdir.
    Neticede, görenle görmeyen bir olmaz. İman edip, salih amel işleyenle (وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ), kötülük yapan(الْمُسِيءُ) da bir değildir. Ne kadar az düşünüyor ve ders çıkarıyorsunuz!.
    Kıyamet mutlaka gelecektir. Buna hiç şüphe yok, fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
    (
    Bu âyet(57.), pek çok manâlar ihtiva etmektedir.
     Meselâ:
    •   Pek çok insan, öldükten sonra dirilmeyi imkân-sız  görür.  Oysa,  onların  yaratılması,  diriltil-melerinden  asla  daha  kolay,  daha  basit  bir  işdeğildir. Bundan da öte, insanı Yaratan, yaratıl-maları insanın yaratılmasından yine daha basit bir iş olmayan gökleri ve yeri de yaratmıştır ve bir gün onları yıkıp, sonra yeniden kuracaktır. Şu halde, bunları sonsuz kolaylıkta yapan Hz. Allah  için  hiçbir  şey  zor  olamaz  ve  O,  bütün  insanları,  hepsi  öldükten  sonra  diriltecek  ve  yeni bir hayata mazhar edecektir.
    •   Allah’ın  âyetleri  karşısında  insanın  büyük-lenmeye  asla  hakkı  yoktur.  Bir  defa,  insan,  Allah karşısında sonsuzca zayıftır ve dolayı-sıyla  ona  düşen,  bu  zayıflığını,  aczini  idrak  ile  Allah’ın  sonsuz  kudretine  dayanmaktır. Gökler,  insandan  çok  daha  kuvvetli,  şuurlu ruhanî  varlıklarla  doludur;  yerde  ise,  insan-dan başka daha pek çok sayıda varlık vardır. Buna  ve  onca  genişliklerine,  büyüklüklerine  rağmen  gökler  ve  yer,  Allah’a  isteyerek  tes-lim olmuştur, O’na boyun eğmiştir ve hiçbir sapma göstermeden O’nun emirleri istikame-tinde varlıklarını sürdürmektedir.
    •   Allah (c.c.), insanı yeryüzünde halife kılmış-tır ve onu pek çok istidatlarla donatmıştır. Bu sebeple insan, büyük başarılara imza atabilir. Fakat, onun en büyük başarıları bile, Cenab-ıAllah’ın gökleri, yeri ve içindekileri yaratmasıkarşısında  sonsuzca  sönük  kalır.  Dolayısıyla insan, asla başarılarıyla övünmemeli ve bun-lara  dayanarak  Allah’ın  âyetleri  karşısında büyüklük taslamamalı, gönülden Allah’a tes-lim olup, hayatını O’nun koyduğu hükümlere göre düzenlemelidir.AÜ

    Yani, bir bütün olarak evrenin.  Kur’an,  insanın evrenin yalnızca küçük ve önem­siz  bir  parçası  olduğu  gerçeğini  vurgulamak  süreriyle,  bir  önceki  ayette  işaret edilen insan merkezli  dünya  görüşünün saçmalığına  işaret  etmektedir.ESED


    Çeviride  "kapsamlı"  karşılığını  verdiğimiz  ekber nicelik  ifade  eder.  Bu  nedenle  "Göklerde  ve yerde ne varsa hepsini katından bir lütuf ola­rak sizin enirinize âmâde kıldı"  (85/Câsiye:  13),  "Biz  insanoğlunu  en  güzel  kıvamda  yarattık"  (30/Tîn:  4) gibi âyetlerin bu âyetle çelişmesi söz konusu değildir. Nicelik olarak kâinata nisbetle bir nokta kadar bile cirmi olmayan insan,  değer  açısından   kâinatın   gözbebeği   mesabesindedir   (Krş: Elmalıh,  Câsiye:  13'ün tefsirinde). Mİ


    )

10 Kasım 2020 Salı

 Mümin 53-56:

  • Daha önce de, Musa(as)'a Biz hidayetimizi ihsan etmiş, israiloğullarını ilahi kelama varis kılmıştık; Bir hidayet rehberi ve gerçek akıl iz-an sahipleri için bir öğüt,hatırlatma ve talimat kaynağı olan Kitaba.
    O halde sabırlı olun!. Allah(cc)'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Siz günahlarınız için bağışlanma dileyin(وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ) ve sabah akşam, Rabbinizi hamd ile tesbih edin.
    Allah(cc)'ın mesajlarını hiç bir delili olmadan sorgulayanlara gelince: onların içinde hiç bir zaman tatmin edemeyecekleri bir küstahça kendini begenmişlik ve büyüklük vardır. Öyleyse, siz (onların entrikalarından ve tuzaklarından) Allah(cc)'a sığının! Çünkü herşeyi işiten her şeyi gören yanlız O'dur.
    (
    Zımnen,  “ve  işte  böyle,  vahyimizi Muhammed'e  de  indirdik.”  Bu  ifade,  51.  aye­tin  başındaki  “Biz,  elçilerimizi ve iman etmiş olanlan  ...  koruyacağız”  sözleriyle bağlantılı bulunmakta, böylece, Hz. Musa'yı desteklemiş olan müminin daha ön­ce geçen kıssasının maksadını açıklamaktadır.  “Akıl-iz‘ân sahibi olan [İsrailoğul-lanlna”  ve  bu  sayede  onların  Hz.  Musa'nın  mesajından  ders  çıkarabilmelerine yapılan atıf, kuşkusuz,  Kur’an'ın izleyicilerine, bu İlahî kelâmın da, “akıl-iz‘ân sa­hipleri” (ulu'l-elbâb),  “düşünen  bir  halk” (kavmun yetefekkerûrı) ve  “akıllarını kullanan  bir halk” (k a v m u n y a‘kilûn) için olduğunu  hatırlatmaktadır.ESED

    Zenb,  "bir  şeyin  kuyruğunu  kısalttı"  anla­mına   gelen   zenebe'den   türetilmiştir.   Sadece   kasıtlı günahı  ifade  eden ism'den farklı olarak kasıtlı-kasıtsız  hata,   noksanlık,   dikkatsizlik   ve  kusurları  da  kapsar.  Yine  zenb  ile  cunâh  arasında  da  fark  vardır.  Zenb insanın  hem  Al­lah'a hem  insanlara  karşı  işlediği  suç  ve  hata­ları  ifade  eder.  Cunâh  ise  insanın  sadece  in­sanlara karşı işlediklerini ifade  eder [Külliyyât ve   Müfredat).   İstiğfar1   m   buradaki   karşılığı   "kirlenmeden  korunma  talebi"dir  (Râğıb).  Bu  takdirde günahkarın istiğfarı  "af talebi",  takva  sahibinin  istiğfarı  "korunma  talebi"dir.  Bura­da  ve  Muhammed  19'da  geçen  "Günahın  için  af  dile"  ifadesi,  Hz.  Peygamber'in  üzerinden  mü'min  muhatapların  peygamber  tasavvuru­nu inşayı amaçlar.  Peygamberler risalet görev­lerinden  dolayı  Allah'ın  korumasıyla  masum­dur. Bu ve bunun gibi âyetler, bu masumiyetin nasıl  anlaşılması  gerektiğini  beyan  eder.  Pey­gamber  tasavvurunda  ifratı  temsil  eden  aşırı yüceltmeci  Hıristiyânî  ve  tefriti  temsil  eden  indirgemeci  ve  aşağılayıcı  .Yahudi  anlayışları  böylece  reddedilmiş  olur.  Kur'an'da  beş  yerde  Hz.  Peygamberin insanların arınmasına katkı­da  bulunması  emredilir  (94/Bakara:  129,  151;  114/Tevbe:  103;  100/Cuma:  2;  ayrıca  bkz.  Üç  Muhammed,  s. 362-365).  Hz.  Peygamber'in bu emri yerine getirdiğine ilişkin haberden,  bura­daki   "hata"yı   nasıl   anladığını   da   öğrenmiş   oluyoruz:  "Ara  ara içimde  anlık bir gaflet  his­settiğim  için,  günde  yüz  kez  Allah'tan  mağfi­ret dilerim"  (Buhârî ve  Müslim). Mİ


    )

9 Kasım 2020 Pazartesi

 Mümin 51-52:

  •  Şüphesiz, Biz hem elçilerimize hem de iman edenlere , hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik yapılacağı günde yardım ederiz.O  gün zalimlere ileri sürecekleri mazeretleri asla fayda etmez. Onların hakkı, Allah(cc)'ın rahmetinden ebedi mahkumiyettir ve onları bekleyen çok kötü bir yerleşme yeridir.
    (
    Lafzen,  “kötü  bir yurt.” La'net teriminin  esas  anlamı  “uzaklaştırma”  veya  “dışla- mak”tır;  Kur’an terminolojisinde ise  “iyi  olan her şeyden uzaklaştırılma”yı (Lisâ-n u ’l-A rab)  ve  özellikle  de,  “Allah'ın  rahmetinden  dışlanma”yı  göstermektedir (Zemahşerî).ESED
    )

8 Kasım 2020 Pazar

 Mümin 47-50:

  •  Onları ateşin içinde tartışırken bir görsen! Dünyada iken zayıf(الضُّعَفَاءُ) (dolayısıyla da körü körüne güçlülere tabi olanlar) , büyüklük ve hakimiyet iddaası ile diğerlerini ezenlere(اسْتَكْبَرُوا) :' Biliyorsunuz, dünyada iken biz size tabi olmuştuk (sizin peşinizden gidip, sizi dinledik), şimdi şu ateş azabından hiç olmassa bir kısmını olsun savabilir misiniz?' diyecekler.
    O büyüklük taslayanlar da:' Şimdi hepimiz aynı ateşin içindeyiz! Allah(cc) kulları arasındaki kesin hükmünü verdi ( ve herkes neyi hak ettiyse, onu çekiyor, yapacak bir şey yok!)' diye cevap verecekler.
    Bu sefer ateşin içindekiler topluca cehennem'in vazifeli meleklerine dönerler ve:' Rabbinize dua etseniz de, şu azabı bir nebze olsun hafifletse!' diye yalvarırlar.
    O melekler de :' Size gönderilen elçiler (ve onların takipçileri) size açık ve net delillerle gelmediler mi? (Siz hiç hakikati anlatan birine denk gelmediniz mi?)'
    Onlar:' Evet! geldiler (Ama biz onları dinlemeyip, hatta gözümüzden de ırak olsunlar diye çok entrika çevirdik)' diyecekler.
    Melekler de:' Öyleyse! kendi duanızı kendiniz edin!'
    Elbette, hakikatı ısrarla inkar edenlerin yalvarıp yakarmaları sonuçsuz kalmaya mahkumdur.
    (
    Evet, buradan kesinlikle anlıyoruz ki, --beni aldattılar-- --beni kandırdılar-- --kandırılmışım-- gibi mazeretler kabul edilmeyecek, herkes tabii olduğu ve peşinden gittiği kişinin sonuna ulaşacaktır. Ve toplu, yaptıklarının ve yapılanlara katkılarının sonucu birlikte sıcak yuvalarına kavuşacaklardır!. Dünyada peşinden ayrılmadıkları körü körüne takip ettikleri ve sözlerini can kulağı ile dinledikleri sevgili dünya önderleri ile sıcak sıcak ocak başı sohbetlerini yapsınlar artık! Yaptıkları ve katkıda bulundukları zulüm, çalıp çırptıkları,  ve kendilerine hakikatı anlatmaya çalışanlara karşı takındıkları tavır ve davranışlar, onları bu noktaya getirdi. Artık, Yüce Rabbimin hükmü de kesinleşti, sıcak sıcak , o dünyalık liderleri ile kestane pişirip otursunlar! Cehennem de zalimlere yer mi yok!.

    Klasik müfessirlere göre bu cevap,  “cehennemin bekçileri”nin mahkum olan gü­nahkarlar için  aracılık  yapmayı  reddetmelerini  ve  onlara,  sanki,  “yapabiliyorsa- mz  siz  yalvarın”  demelerini  ifade  etmektedir.  Ama bana öyle  geliyor ki,  burada günahkarlann önceki bâtıl tapınma  nesnelerine ve  düzmece değerlere  adanmış- lıklarına  dolaylı  olarak  îmada  bulunulmaktadır  -bu  durumda,  cevabın  anlamı, “Allah'a  ortak  koşmuş  olduğunuz  bu  hayalî  güçlere  şimdi  yalvarın  ve  size yar­dım edip edemeyeceklerini görün!”  şeklinde olur.  Bu  dünya  hayatında  “hakika­ti inkar edenleri’in yakarışlarında saklı bulunan avunmadan (dalâl) söz eden bir sonraki cümle de,  bu yorumu desteklemektedir- çünkü,  Hesap Günü,  bütün bu avuntular sona  erecektir.ESED



    )

7 Kasım 2020 Cumartesi

 Mümin 45-46:

  •  Derken, Allah(cc) onu kavminin  tuzaklarının kötü sonuçlarından korudu ve firavun hanedanının sonu ise azabın en kötüsüyle oldu.
    O da Ateş!, onlara sabah akşam sürekli o ateş sunulacak(يُعْرَضُونَ). Hesap günü gelip çattığında ise, Allah(cc) şöyle buyuracak:' Firavun ve ahalisine en şiddetli azabı verin'.
    (
    Ain-R-Zd ع رض
    عَرْضٌ “ ” (arz): to become apparent or come into full sight, or to present before someone (40:46).
     
    Âyetten kabir azabının gerçek olduğu ve onu inkâra  mahal  bulunmadığı  ortaya  çıkmaktadır. Bu  azabın  da  Ateş’le  münasebeti  vardır. Şu kadar  ki,  bu  azabı  hak  edenler  kabirde  Ateş’e karşı tutulur ve ona belli ölçülerde maruz bıra-kılırken,  Âhiret  azabı,  bizzat  Ateş’e  yanma  şeklinde tecelli edecektir.AÜ.

    Buharî ve Müslim tarafından nakledilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (a.s.) ister cennetlik, ister cehennemlik olsun, ölen kişiye kabirde, sabah akşam gideceği yer gösterilip “İşte dirildikten sonra gideceğin yer!” denileceğini bildirmiştir.SY

    Yani,  peygamberler ve  bu  pasajda  sözü  edilen  müminler  tarafından  gece  gün­düz uyarılmış  oldukları ateşe.ESED

    This verse is an express proof of the torment of barzakh, which has often been mentioned in the Traditions as the torment of the grave. Allah here has in clear words mentioned two stages of the torment; a lesser torment, which is being given now to Pharaoh and his people before the coming of Resurrection, and it is; this that they are presented before the fire of Hell morning and evening, which strikes terror in their hearts and they see the Hell which they will have to enter ultimately. After this when Resurrection comes, they will be given the real and greater punishment which is destined for them, i.e. they will be hurled into the same Hell, which they are being made to witness since the time they were drowned till today, and will continue to witness it till the Hour of Resurrection. And such a treatment is not especially meant for Pharaoh and his people: all the culprits continue to witness the evil end, from the hour of death till Resurrection, which is awaiting them. On the other hand, the righteous people are made to see continually the pleasant picture of the good end, which Allah has got ready for them. A Tradition has been related in Bukhari, Muslim, and Musnad Ahmad on the authority of Hadrat 'Abdullah bin `Umar, saying that the Holy Prophet said: Whoever from among you dies is shown his final resting place morning and evening continually, whether he be a dweller of Paradise or of Hell. It is said to him: This is the place which you will enter when Allah will raise you back to life on the Day of Resurrection and will call you into His presence. ".ET


    )

6 Kasım 2020 Cuma

 Mümin 41-44:

  •  Ve ekledi:' Ey Kavmim, nasıl oluyor anlamıyorum! ben sizi kurtuluşa çağırırken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz beni Allah(cc)'ı inkara ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz! , Ben ise O Kudret sahibi ve Çok bağışlayıcı olanı tanımaya çağırıyorum. Sizin beni çağırdığınız şey, açıkçası, ne bu dünyada ne de öteki dünyada çağrılmaya layık bir şey değil, şüphesiz ki, dönüşümüz Allah(cc)'adır ve haddi aşarak kendine yazık edenler(الْمُسْرِفِينَ) cehennemi boylayacaktır. Yakında bu sözlerimi hatırlayacaksınız. Ben ise işimi (ve sonumu) Allah(cc)'a bırakıyorum. Allah(cc), kullarını elbette en iyi bilendir (بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ)'.
    (
    A "transgressor"(الْمُسْرِفِينَ) is every such person who recognizes the godhead of others than Allah, or assumes godhead for himself, or rebels against God and adopts an attitude of independence in the world, and then commits excesses against himself, against other creatures of God and against everything else with- which he has to deal. Such a person, in fact, transgresses all limits of reason and justice. ET

    (
    بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ) This sentence clearly shows that while saying all this the Believer was certain that he would have to bear the brunt of the wrath of the entire kingdom of Pharaoh in consequence of his speaking the Truth, and that he would have to lose all Iris honors and privileges, even his life. But in spite of knowing all this he performed his duty only with his trust in Allah, according to the call of his conscience, on this critical occasion.ET



    )

5 Kasım 2020 Perşembe

Mümin 38-40:

  • Ve iman etmiş zat devamında şöyle dedi:' Ey kavmim, Bana uyun ki, size doğru yolu göstereyim. Ey kavmim, bu dünya hayatı gelip geçici bir eglenceden başka bir şey değildir.Ama ahiret, asıl yerleşilecek ve sürekli kalınacak yerdir. Kim bir kötülük işlerse, onun tam karşılığı kadar ceza görür. Fakat, erkek olsun kadın olsun, kim iman edip , salih amel işlerse(مَنْ عَمِلَ صَالِحًا), cennete girecektir ve orada onlara her türlü nimet sınırsız(بِغَيْرِ حِسَابٍ) verilecektir'.
    (
     Orada “بِغَيْرِ حِسَابٍ” yani “hesapsız” rızıklanmaları
    -“Şu kadar” diye bir sınır olmaması,
    -Ve amelleriyle mütenasip bulunmamasındandır. Allah, kendisinden lütuf ve rahmet olarak, onlara kat kat sevaplar verir, hesapsız rızıklandırır.
    Ayetin anlatımında salih amel işlemeye vurgu yapılmış, ancak bunun “mü’min kimseler için” böyle netice vereceğine dikkat çekilmiştir. Demek ki, iman olmadan işlenen salih amellerde böyle bir mükafat söz konusu değildir.ŞE

    )

4 Kasım 2020 Çarşamba

 Mümin 36-37:

  •  Firavun:' Haman!, Bana yüksek bir kule inşa(ابْنِ) et! Umarım ki böylece yükselebilir , göklere yol bulur da Musanın tanrısına ulaşırım! Gerçi ben onun yalancı olduğunu zannediyorum ya!, Neyse'.
    İşte böylece, firavunun kötü gidişi kendisine güzel göründü ve yoldan çıkarıldı. Sonuç itibarı ile firavunun hilesi ve düzeni de tamamen boşa çıktı.
    (
    Firavun bir gözetleme kulesi yaptırarak teknik bir teşebbüste bulunmak ve bu şekilde Hz. Mûsâ‟yı güya yalancı çıkarmak için bir şarlatanlık yapmak istiyordu. Bunda şu iki düşünceden biri vardı: Ya halka diyecekti ki, “İşte gökleri gözetledik, orada  Mûsâ‟nın  dediği  İlahı  göremedik,  olsaydı  görünmesi  gerekirdi”  veya diyecekti ki: “Bakınız! Biz bu kadar malî imkânlarımızla göklere çıkmanın yolunu bulamadık,  o  halde  Mûsâ  nereden  çıktı  da  bize onların  Rabbi  tarafından  görevli olduğunu söylüyor?”Müteakip  âyet,  Firavun‟un  bu  husustaki  aptallığına  ve  kötü  tutumuna  işaret eder: Zira Allah‟ın varlığını gökler, yer ve yerdeki bunca varlık gösterirken, gökte bir yıldız arar gibi O‟nu aramak akıl kârı değildir.SY

    )

3 Kasım 2020 Salı

 Mümin 34-35:

  •  Ve ekledi:' Nitekim, daha önce Yusuf(as) da hakikatin bütün delilleriyle size gelmişti. Ama onun getirdiklerine karşı sürekli bir şüphe içinde kaldınız!. En sonunda Yusuf(as) ölünce de:' Allah(cc) ondan sonra bir daha elçi göndermeyecek' dediniz'.
    İşte Allah(cc), (vahyedilene karşı) şüpheye kapılarak kendine yazık edenleri işte böyle saptırır. Bu gibiler kendilerine ulaşmış hiç bir belge, bilgi ve yetki  olmadan Allah(cc)'ın ayetleri hakkında ileri geri konuşur, mücadele ederler. Bu hem Allah(cc) katında, hem de iman edenler katında büyük bir adiliktir (مَقْتًا). İşte Allah(cc) her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.
    (
    Yani,  “Peygamberlere  karşı  hiçbir  zaman  samimi  olmadınız.  Atalarınız,  Yusuf’a  hayatında iken inanmadı. Ama vefat edince, kendinizle çelişme bahasına, O’nu kabul eder ve kendisine çok değer verir göründünüz. O kadar ki, sonraki nesiller,  ‘O’nun  üzerine  başka  peygamber  gelmez’ diyerek, bu inanç ve saygıyı diğer peygamberleri reddetmeye vesile yaptılar.”AÜ

    Bundan maksat şudur:“Sizin  selefleriniz  de  vaktiyle  Mûsâ‟nın  ecdadından  Yusuf‟u  reddetmişlerdi. Fakat sonra onun faziletini kabule mecbur kaldılar ve onun ülkeye büyük faydasını gördüler.  Ona  o  derece  makam  verdiniz  ki  “Artık  onun  üzerine  peygamber olamaz!”  diye  başka  peygamberleri  reddetmeye  bile  bahane  yaptınız.  Öyleyse dikkat edin, bu sefer göz göre göre yanlış bir iş yapmayın!”SY

    Böylece,  yalnız  Hz.  Yusufun  peygamberliğini  reddetmekle  kalmayıp  aynı  za­manda Allah tarafından  bir peygamber gönderilme ihtimalini  tamamen inkar et­tiniz (Zemahşerî).  Öyle  anlaşılmaktadır ki Hz. Yusuf,  Mısır'da,  sadece,  Arap  kö­kenli  olup,  İbranice'ye  çok  yakın  bir dil  konuşan  (karş.  sûre  12,  not  44)  ve  bu nedenle Hz. Yusufun tebliğinin ruhuna duygusal ve kültürel olarak yakınlık du­yan yönetici sınıf Hiksos'lar tarafından kabul edilmiş,  nüfusun geri kalan  kesimi ise  o'nun tebliğ ettiği  öğretiye  düşmanlık  beslemişlerdi.ESED

    Bu iki anlama gelir: Birincisi, Hz. Yusuf'tan sonra  peygamberlik  kurumunu  toptan  inkâr  etmek.  İkincisi,  "Yusuf'tan  sonra  Yusuf  gibi  bir  peygamber  asla  gelmeyecek"  demek.  Her  iki anlamda da bir ikiyüzlülük, bir samimiyet­sizlik görülmektedir.  Yaşarken peygamberliği­ne   kuşkuyla  bakılan  Hz.   Yusuf,   vefatından   sonra geriden gelen peygamberleri inkâra malzeme  yapılmaktadır.  Bu  küfür,  onu  över  gibi  yaparak icra  edilmektedir.  Bu  da,  5.  âyette  di­le  getirilen  "batıl  uğruna  hakikati  kendisiyle  alt  etmeye  çalışma"nın  bir  başka  yöntemidir. Mİ

    That is, "Your deviation, and then your stubbornness, is such that before Moses (peace be upon him) there came in your land the Prophet Joseph about whom you yourselves admit that he was a man of the highest morals, and you also admit that by giving the right interpretation of the king's dream he saved you from the dreadful effects of the seven-year-long famine, which had struck Egypt in his time; and your entire nation also acknowledges that Egypt has never witnessed a period of greater justice and prosperity than the period of his rule. But in spite of knowing and recognizing all his merits and high qualities you did not believe in him during his life time, and when he died, you said: "Never will the like of him came again!" That is, you recognized his excellences only for an excuse to deny every prophet who came after him. This means that you would not accept guidance in any case."ET

    That is, "Allah allows only those people to go astray who possess the following three qualities:

    (1) They transgress all limits in their evildoing. and then develop such a taste for it that they do not feel inclined to accept any invitation to reform their morals

    (2) their permanent attitude in respect of the Prophets is characterized by doubt and suspicion. The Prophets of God may bring any clear Signs before them, yet they doubt their Prophethood as well as view with suspicion those truths which they present with regard to Tauhid and the Hereafter; and

    (3) they try to resist the Revelations of the Book of Allah with crooked arguments instead of considering them rationally, and these objections are neither based on any sound reason nor on the authority of a revealed Book, but from the beginning to the end their only basis is obstinacy and stubbornness.

    When a group of the people develops these three evils, Allah hurls it into the deep pit of Hell-fire where from no power can then rescue them.  ET


    مَقْتًا -> severe enmity against a man who has become habitual of bad things


    )

2 Kasım 2020 Pazartesi

 Mümin 32-33:

  •  Ve devamın da:' Ey kavmim!, Ben, herkesin birbirinden imdat dilediği o günün aleyhinize sonuçlanmasından korkuyorum. O gün arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız. Fakat Allah(cc)'ın (adaletinden) sizi kurtaracak kişi bulamayacaksınız. Zira Allah(cc)'ın sapıtması için bıraktığı kişiye, yol gösteren kimse bulunmaz' dedi.

 Mümin 30-31:

  •  Bunun üzerine iman etmiş kişi şöyle dedi:' Ey kavmim!, Gerçekten endişe ediyorum ki, daha önce yaşayıp ta helak edilmiş toplulukların başına gelen sizin de başınıza gelmesin! Nuh kavmi, Ad kavmi, Semud kavmi ve onlardan sonra gelen daha başka toplulukların da başına gelenler gibi!. Ama (şunu iyi bilin ki) Allah(cc) kullarına asla zulmetmek istemez'.

1 Kasım 2020 Pazar

 Mümin 28-29:

  • Firavun hanedanından oluptan o ana kadar imanını saklamış biri çıkıp şöyle seslendi:' Ne o!, siz bir insan kalkıp 'Rabbim Allah(cc)'tır ' dedi diye onu öldürecek misiniz?. Halbuki o Rabbiniz tarafından açık deliller ve mucizeler de getirdi. Eğer yalan söylüyorsa, zaten yalanı kendi aleyhinedir. Ama şayet doğru söylemişse, en azından onun sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şu bir gerçek ki, Allah(cc) haddi aşan yalancıları iflah etmez. Ey benim sevgili halkım! Bugün hakimiyet sizindir ve ülkede üstünlük sizdedir. Ama yarın Allah(cc)'ın azabı gelip başınıza çatar sa, söyler misiniz hangi kuvvet gelip bizi kurtarabilir?'
    Bunun üzerine firavun da:' Ben size sadece kendi görüşümü bildiriyorum ve tutulması gereken yolu gösteriyorum' dedi.