31 Aralık 2024 Salı

 Tevbe 125-127:

  •  Diğer taraftan, kalplerinde hastalık olanların ise, her yeni haber inaçsızlıklarını katmerleştirir ve böylece hakkı tanımama tutumu içinde ölüp giderler. Her sene bir veya iki kere türlü belalara uğratıldıklarının farkında değiller mi? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar!. Öyleki, ne zaman bir sure inse: ' Kalplerinizde olanı gören mi var ki?' der gibi birbirlerine bakışırlar! sonra da döner giderler!. Oysaki onların kalplerini artık Allah(cc) döndürmüştür! Çünkü onlar anlayışsız bir toplumdur.

30 Aralık 2024 Pazartesi

 Tevbe 124:

  •  Ne zaman bir sure inse, hakkı inkar edenler arasından bazıları, (alaycı bir şekilde):' Bu hanginizin imanını arttırdı ki?' derler. Ama iman etmişlere gelince, bu onların imanlarını pekiştirir ve onlar Allah(cc)'ın kendilerine ulaştırdığı müjdenin sevincini duyarlar.

29 Aralık 2024 Pazar

 Tevbe 123:

  •  Ey iman edenler, hakkı inkar edenlerden yakınınızda olanlarla mücadele edin! Öyle ki, sizde bir ciddiyet ve üstün gayret görsünler (ve ürksünler!). Bilin ki, Allah(cc), Kendisine karşı sorumluluk hissi ile davrananlarla beraberdir.

28 Aralık 2024 Cumartesi

 Tevbe 122:

  •  Bununla birlikte, savaş zamanı müminlerin topyekün sefere çıkmaları doğru olmaz. Onların arasından her gruptan bir kısmının seferden geri kalmaları ve Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi edinmek için çaba göstermeleri gerekir ki, böylece seferden dönen kardeşlerini aydınlatabilsinler. Böylece, onlar da kötülüğe karşı kendilerini koruyabileceklerdir.

27 Aralık 2024 Cuma

 Tevbe 121:

  •  Ve yine onlar, az ya da çok, Allah(cc) için ne zaman bir harcamada bulunsalar, yeryüzünde Allah(cc) için ne zaman bir yol katetseler, bu onların lehine kaydedilmektedir. Allah(cc) yaptıkları her şey için,onları en güzel şekilde ödüllendirecektir.

26 Aralık 2024 Perşembe

 Tevbe 120:

  •  Peygamber şehrinin halkına da, onların çevresinde yaşayan bedevilere de Allah(cc)'ın elçisine katılmaktan kaçınmak ve kendi canlarını onunkinden fazla gözetmek yakışmaz. Çünkü onlar Allah(cc) yolunda ne zaman susuzluk, yorgunluk ya da açlık çekseler, ne zaman hakkı inkar edenleri şaşırtan bir adım atsalar, veya ne zaman başlarına gelmesi mukadder olan şeye düşman eliyle uğratılsalar, (sonuç ne olursa olsun) bu onların lehine mutlaka erdemli bir davranış olarak kaydedilmektedir. Çünkü Allah(cc), muhsin kullarının emeklerini asla boşa çıkarmaz.
    إِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

25 Aralık 2024 Çarşamba

 Tevbe 119:

  •  Ey iman edenler, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve her zaman dürüst kimselerle beraber olun!.
    (
    Dürüstlerle  beraber  olma  emri  ,  hem  çevrenin  önemine,  hem  de  iyilik  ha­reketinin    örgütlü    hale    getirilmesine    işaret    eder.MI

    )

24 Aralık 2024 Salı

 Tevbe 118:

  •  Ve yine acıyıp esirgeyerek, o bozguncu telkinlere kapılan üç grup insana da teveccuh etti; o kadar ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, içleri iyice daraldı da, Allah(cc)'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Bunun üzerine Allah(cc) ta yine merhametle onlara yöneldi ki, pişmanlık duyup tevbe etsinler. Çünkü acıyıp esirgeyen ve tevbeleri kabul eden yanlız Allah(cc)'tır.

23 Aralık 2024 Pazartesi

 Tevbe 117:

  •  Andolsun ki, Allah(cc), onlardan bir kısmının kalbi nerdeyse kayma noktasına geldikten sonra bile, Peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan muhacir ve ensarı affedip, onların  tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü, Allah(cc) onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

22 Aralık 2024 Pazar

  Sabah duasi:83. Ey hiç açılmaz gibi görünen kapıları bile ardına kadar açmaya muktedir olan yüce Rabbimiz! Senden, arkasında hayır ve güzellik olan bütün kapıları en yakın zamanda bizim için de açmanı diliyoruz. Ey bütün sebepleri yaratan ve onlara hükmeden ulu Sultanımız! Nezdinden göndereceğin inayet sürprizleriyle, bize de, ümitlerimizin ve hayallerimizin ötesinde maksûdumuza, matlûbumuza, mahbû bu muza ulaşacağımız imkanlar lutfet! Nezdinde makbul ve mukarreb kullar gibi, bizleri de emredilen hususlarla meşgul olup tamamını bihakkın yerine getiren.. nehyedilen hususlardan yüz çevirip hepsinden içtinab eden.. hedefinde hep Senin hoşnutluğun olan.. insanların ellerindeki şeylere tama(h) etmeyen.. peygamberâne bir iffet, peygamberâne bir ismet ve peygamberâne bir fetanet peşinde olup, her zaman Senin sâdık u masdûk elçilerinin yürüdükleri şehrahlardan yürüme gayreti içinde bulunan.. gözü-gönlü sürekli Sana müteveccih ve hiç ara vermeden hep ölüm ötesi hayat için hazırlık yapan salih kimselerden eyle!

21 Aralık 2024 Cumartesi

 Tevbe 115-116:

  •  Ve Allah(cc) bir topluluğu onlara doğru yolu gösterdikten sonra bile, sakınıp gözetecekleri şeyler konusunda kendilerini aydınlatmadan asla onları sapıklıkla suçlamaz. Nihayetinde, Allah(cc) her şeyi bütünüyle ve aslıyla bilendir. Şüphesiz ki, göklerin ve yerin sahibi Allah(cc)'tır ve O diriltir ve öldürür. Sonuçta sizi Allah(cc)'tan başka koruyabilecek veya size yardım edebilecek kimse de yoktur.

20 Aralık 2024 Cuma

 Tevbe 114:

  •  (Benzer bir durumda) Ibrahim(as)'ın babasının bağışlanması için dua etmesine gelince, bu sadece onun babasına verdiği sözden ileri geliyordu. Ama ona, babasının Allah(cc) düşmanı olduğu açıklandıktan sonra babasından uzaklaştı. Zaten Ibrahim(as) çok ince ruhlu ve yumuşak huylu biriydi.

19 Aralık 2024 Perşembe

 Tevbe 113:

  • Cehennemlik oldukları kendilerine açıkta belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek , ne Peygambere ne de müminlere yakışmaz.

18 Aralık 2024 Çarşamba

 Tevbe 112:

  •  O tevbe edenler, ibadet edenler, şükredenler, Allah(cc) rızası için durmaksızın arayış içinde olanlar, ruku edenler, secdeye kapananlar, iyiliği yayıp kötülükten men ettirmeye çalışanlar ve Allah(cc)'ın koyduğu hudutları koruyup kollayanlar var ya, o müminleri müjdele!

17 Aralık 2024 Salı

 Tevbe 111:

  •  Allah(cc) yolunda mücadele eden, ölen ve öldüren müminlerden, Allah(cc) canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın almıştır. Bu Allah(cc)'ın, Tevrat'ta, Incil'de ve Kuran'da vaad ettiği bir sözüdür. Allah(cc)'dan daha çok vaadinde duracak kim var! O halde yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin, işte bu büyük bir başarıdır!.

16 Aralık 2024 Pazartesi

 Tevbe 110:

  •   Yaptıkları bina, kendileri geberip te kalpleri parçalanıncaya kadar, içlerinde bir ukde olarak kalacaktır. Allah(cc) her şeyi bilen, her hükmünde hikmet sahibidir.

15 Aralık 2024 Pazar

 Tevbe 109:

  •  Şimdi, yapısını Allah(cc)'a karşı sağlam bir sorumluluk bilinci ve O'nun rızası üzerine inşaa eden mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını kaygan bir yar kenarına kuran ve sonra da onunla beraber cehenneme yuvarlanıp giden mi daha iyidir? Allah(cc) zulmu içselleştiren bir topluluğu asla doğru yola iletmez.

14 Aralık 2024 Cumartesi

 Tevbe 108:

  • Böyle bir yere asla adımını atma!. İçine adım atacağın en uygun mescid, daha ilk günden beri Allah(cc)'tan yana sağlam bir bilinç ve duyarlılık temeli üstüne kurulan mesciddir. Orada arınmak isteğiyle dolup taşan adamlar vardır,  ki, Allah(cc) ta kendini arındıranları sever.

13 Aralık 2024 Cuma

 Tevbe 107:

  •  Ve bir takım zararlı eylemlerde bulunmak, dinden çıkmayı örgütlemek, müminler arasına ayrılık sokmak, ve başından beri Allah(cc)'a ve O'nun Elçi'sine karşı savaş tavrı içinde olanlara bir karargah yeri sağlamak için mabed yapanlar var. Bunlar muhakkak ki, şöyle yemin edecekler:' Amacımız, daha güzel bir şey yapmak', fakat Allah(cc) onların yalancı olduklarına tanıktır.

12 Aralık 2024 Perşembe

 Tevbe 106:

  •  Diğer bazı kişilerin akibetleri de Allah(cc)'ın takdirine kalmıştır, Allah(cc) onları ister cezalandırır, ister se tevbelerini kabul eder. Zira, Allah(cc) her şeyi bilir, her hükmünde bir çok hikmetler vardır.

11 Aralık 2024 Çarşamba

 Tevbe 105:

  •  De ki:' Yapacağınızı yapın!, Allah(cc) yapıp ettiklerinizi görüyor, O'nun elçisi de, müminlerde!. Nasıl olsa, sonunda gizli/açık herşeyi bilen Allah(cc)'ın huzuruna çıkarılacaksınız. O da size yapıp ettiğiniz herşeyi bir bir haber verecek'.

10 Aralık 2024 Salı

 Tevbe 104:

  • Bilmiyorlarmı ki, yanlız Allah(cc) kullarının tevbelerini ve sadakalarını kabul eder. Tevbeleri kabul buyuran ve perk merhametli olan da yanlız Allah(cc)'tır.

9 Aralık 2024 Pazartesi

 Tevbe 103:

  •  Onların mallarından Allah(cc) için sundukları şeyleri kabul et, ki belki bunu yapmakla onların salah bulmalarına, arınmalarına vesile olmuş olursun. Ve onlar için dua et, zira senin duan onlar için bir huzur vesilesi olacaktır. Zira Allah(cc) her şeyi işitir ve bilir.

8 Aralık 2024 Pazar

 Tevbe 102:

  •  Diğer bir kısmı ise günahlarının farkına vardılar. Onlar iyi davranışları ile kötü davranışları birbirine karıştırdılar. Allah(cc)'ın onların tevbesini kabul etmesi umulabilir, zira Allah(cc) çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayandır.

7 Aralık 2024 Cumartesi

 Tevbe 101:

  •  Gerek çevrenizdeki, gerek se şehirde yaşayan araplar arasında öyle münafıklar var ki, münafıklıkta maharet kazanmışlar!. Sen onları bilmiyorsun, ama Biz biliyoruz. Onlara (bu dünyada) iki kez azap edeceğiz, (öteki dünyada ise) korkunç bir azaba itilecekler!.
    (
    Finding specific historical examples from later Islamic history that directly correspond to the "twice punishment" mentioned in the Quran can be challenging, as the concept is more theological and interpretive rather than explicitly documented in historical records. However, we can look at some events and figures in later Islamic history where individuals faced significant consequences for their actions, which could be interpreted as a form of double punishment.

        The Abbasid Revolution (750 CE):
        The Abbasid Revolution marked the overthrow of the Umayyad Caliphate by the Abbasids. Some Umayyad officials and supporters who were seen as hypocrites or traitors faced immediate consequences such as loss of power and social standing (first punishment). Later, many were executed or exiled, which could be seen as the second punishment. For example, the last Umayyad caliph, Marwan II, was pursued and eventually killed, marking a severe and final repercussion for his actions.

        The Fatimid-Abbasid Conflict:
        During the Fatimid-Abbasid conflict, some officials and military leaders switched allegiances or acted hypocritically to serve their own interests. Those who were exposed faced immediate consequences such as loss of trust and political influence (first punishment). Later, they often faced more severe repercussions, including imprisonment, exile, or even execution (second punishment). For instance, the Fatimid vizier Badr al-Jamali faced significant backlash and eventual downfall due to his perceived disloyalty and hypocrisy.

        The Mongol Invasions (13th Century):
        During the Mongol invasions, some Muslim leaders and officials collaborated with the invaders or acted hypocritically to save their own interests. Those who were exposed faced immediate consequences such as loss of support from the Muslim community and social isolation (first punishment). Later, many faced more severe repercussions, including loss of territory, exile, or execution by the Mongols or rival Muslim factions (second punishment). For example, some local rulers who initially collaborated with the Mongols were later betrayed and faced severe consequences.

        The Ottoman-Safavid Conflicts (16th-17th Centuries):
        During the Ottoman-Safavid conflicts, some officials and military leaders acted hypocritically, switching allegiances or secretly aiding the enemy. Those who were exposed faced immediate consequences such as loss of trust and political influence (first punishment). Later, they often faced more severe repercussions, including imprisonment, exile, or execution (second punishment). For instance, some Safavid officials who were found to be secretly aiding the Ottomans faced public humiliation and eventual execution.

    These examples from later Islamic history illustrate how individuals who acted hypocritically or disloyally faced significant consequences for their actions. While these examples do not explicitly reference the "twice punishment" mentioned in the Quran, they serve as historical context and potential illustrations of how such punishments might have manifested in different periods and regions of the Islamic world.


    You raise a significant point about the dynamics of power and the behavior of rulers in various Islamic dynasties. The frequent changes in leadership, often accompanied by violence and internal strife, can indeed be seen as a manifestation of hypocrisy and the pursuit of worldly benefits rather than genuine service to religion and the people. Here are some factors that contribute to this pattern:

        Power Struggles:
        Many Islamic dynasties, including the Umayyads, Abbasids, and Ottomans, were characterized by intense power struggles. Rival claimants to the throne often resorted to violence to secure their position, leading to frequent changes in leadership and internal conflicts. This was driven by a desire for power and control rather than a commitment to religious principles.

        Succession Issues:
        The lack of a clear and widely accepted system of succession contributed to instability. In the Umayyad and Abbasid periods, the caliphate was often passed down within the ruling family, but there was no established rule for determining the next caliph. This led to frequent disputes and conflicts among family members and other powerful figures.

        Worldly Ambitions:
        Many rulers were motivated by worldly ambitions such as wealth, power, and prestige. This often led to hypocritical behavior, where religious rhetoric was used to justify actions that were primarily driven by personal or political interests. The frequent changes in leadership and the use of violence to secure power can be seen as a result of these worldly ambitions.

        Lack of Accountability:
        In many cases, there was a lack of accountability and checks on the power of the ruler. This allowed for the abuse of power and the pursuit of personal interests at the expense of the people and the principles of the religion. The absence of effective institutions to hold rulers accountable contributed to the prevalence of hypocrisy and corruption.

        External Threats:
        External threats and conflicts also played a role in the internal dynamics of these dynasties. Rulers often had to deal with external enemies and rival powers, which could exacerbate internal tensions and lead to further instability. The need to maintain a strong military and defend the realm could also contribute to the centralization of power and the use of violence to suppress internal dissent.

        Cultural and Social Factors:
        Cultural and social factors also influenced the behavior of rulers. In some cases, the prevailing cultural norms and social structures reinforced the pursuit of power and wealth, leading to hypocritical behavior and the use of religion as a tool for legitimization rather than a genuine commitment to its principles.

    Examples from Islamic History:

        Umayyad Caliphate:
        The Umayyad period was marked by frequent changes in leadership and internal conflicts. Caliphs such as Yazid I and Marwan II faced significant opposition and were often involved in power struggles with other members of the ruling family. The use of violence to secure power was common, and many Umayyad caliphs were killed or deposed by rivals.

        Abbasid Caliphate:
        The Abbasid period also saw frequent changes in leadership and internal conflicts. The Abbasid caliphs often faced challenges from rival claimants and powerful military leaders. The use of violence to secure power was common, and many Abbasid caliphs were deposed or killed by their own family members or military commanders.

        Ottoman Empire:
        The Ottoman Empire was characterized by a highly centralized and autocratic system of government. The practice of fratricide, where brothers were killed to prevent them from claiming the throne, was a stark example of the pursuit of power at any cost. This practice was justified in the name of maintaining stability and preventing internal conflicts, but it also reflected the hypocritical use of religion to legitimize worldly ambitions.

    In summary, the frequent changes in leadership and the use of violence to secure power in various Islamic dynasties can be seen as a result of power struggles, worldly ambitions, lack of accountability, external threats, and cultural and social factors. While many rulers claimed to be serving the religion, their actions often reflected a pursuit of personal or political interests rather than a genuine commitment to religious principles. This pattern of hypocrisy and the use of religion as a tool for legitimization has been a recurring theme in Islamic history.



    Your observations highlight a critical point about the discrepancy between the professed beliefs of some historical Islamic rulers and their actions. The behavior of many rulers throughout Islamic history does raise questions about the sincerity of their faith and their belief in the Hereafter and the Day of Judgment. Here are some points to consider:

        Sincerity of Belief:
        It is challenging to definitively assess the inner beliefs of historical figures, as actions do not always reflect genuine convictions. Some rulers may have sincerely believed in Allah and the Hereafter but struggled with the temptations of power and worldly desires. Others may have used religious rhetoric as a tool for political legitimacy without a deep personal commitment to the faith.

        Human Weakness:
        Even those who genuinely believe in the Hereafter and the Day of Judgment can fall prey to human weaknesses such as greed, ambition, and fear. The allure of power and wealth can be overwhelming, leading individuals to act contrary to their professed beliefs. This does not necessarily mean they did not believe in God and the Hereafter, but rather that they succumbed to their baser instincts.

        Political Expediency:
        Many rulers used religious rhetoric and symbols to gain and maintain political power. This does not mean they did not believe in the religion, but it does suggest that their actions were often driven by political expediency rather than religious conviction. The use of religion as a tool for legitimization has been a common theme in many historical contexts, not just in Islamic history.

        Accountability and Judgment:
        The belief in the Hereafter and the Day of Judgment should indeed serve as a deterrent against wrongdoing. However, the reality of human nature is that people often rationalize their actions and find ways to justify their behavior, even when it contradicts their professed beliefs. The lack of immediate accountability in this world can also lead individuals to act with impunity, believing they can seek forgiveness later.

        Historical Context:
        It is important to consider the historical context in which these rulers operated. The political, social, and economic pressures of their time may have influenced their actions. For example, the constant threat of external enemies and internal rivals may have led rulers to prioritize survival and power consolidation over adherence to religious principles.

        Examples of Pious Rulers:
        While there are many examples of rulers whose actions seemed hypocritical, there are also examples of rulers who strove to govern in accordance with their religious beliefs. For instance:
            Umar ibn Abdul Aziz: Often referred to as the fifth rightly guided caliph, Umar ibn Abdul Aziz (who ruled from 717 to 720 CE) is known for his piety, justice, and efforts to reform the administration according to Islamic principles.
            Salahuddin Ayyubi (Saladin): Known for his military campaigns against the Crusaders, Saladin is also remembered for his personal piety, generosity, and efforts to establish a just and fair administration.

    In conclusion, while the actions of many Islamic rulers throughout history may raise doubts about the sincerity of their belief in Allah and the Hereafter, it is important to recognize the complexity of human nature and the historical context in which they operated. The discrepancy between their professed beliefs and their actions serves as a reminder of the challenges of governing in accordance with religious principles and the ever-present temptations of power and worldly desires. Ultimately, the true judgment of their actions and beliefs rests with Allah.


    You raise a valid point about the importance of actions reflecting one's beliefs, and the potential hypocrisy in claiming belief while acting contrary to it. The idea that one can simply say "I believe, but I couldn't resist temptation" does indeed raise questions about the sincerity of that belief and the commitment to the principles of the faith. Here are some further considerations:

        Consistency Between Belief and Action:
        The Quran and Islamic teachings emphasize the importance of aligning one's actions with one's beliefs. Faith is not merely a matter of professing belief but also of acting in accordance with that belief. As the Quran states, "O you who have believed, why do you say what you do not do?" (61:2).

        Accountability:
        Islamic teachings stress personal accountability and the importance of striving to do good. The concept of taqwa (God-consciousness) encourages believers to be mindful of their actions and to resist temptations. The idea that one can simply seek forgiveness after indulging in wrongdoing undermines the seriousness of personal accountability.

        The Role of Intentions:
        In Islamic ethics, intentions play a crucial role. While actions are important, the intention behind them is also significant. Those who genuinely strive to do good, even if they sometimes fall short, are viewed differently from those who deliberately engage in wrongdoing with the expectation of easy forgiveness.

        The Concept of Tawba (Repentance):
        Islam encourages sincere repentance (tawba) for wrongdoing. However, true repentance involves not just saying "sorry" but also a genuine commitment to change and avoid repeating the mistake. The Quran emphasizes the importance of sincere repentance followed by righteous deeds (e.g., 25:70-71).

        The Example of Good Doers:
        Those who strive to stay good, even in the face of temptations, are not "idiots" but rather exemplars of steadfastness and integrity. Their actions serve as a model for others and demonstrate the strength of their faith. The Quran praises those who are steadfast in their commitment to good deeds (e.g., 3:139-140).

        The Danger of Hypocrisy:
        Hypocrisy is strongly condemned in Islamic teachings. The Quran warns against those who claim to believe but whose actions do not reflect their professed faith. Hypocrites are described as those who deceive themselves and others, and their ultimate fate is severe (e.g., 4:145).

        The Importance of Struggle (Jihad al-Nafs):
        The concept of jihad al-nafs (the struggle against one's lower self) is central to Islamic spirituality. This involves resisting temptations and striving to align one's actions with one's beliefs. It is a continuous effort that requires self-discipline, patience, and a strong commitment to moral principles.

    In summary, the idea that one can simply say "I believe, but I couldn't resist temptation" is problematic and can be seen as a form of hypocrisy. True belief should be reflected in one's actions, and sincere repentance involves a genuine commitment to change. Those who strive to do good, even in the face of temptations, are exemplars of steadfastness and integrity, and their actions serve as a model for others. The ultimate judgment of one's actions and beliefs rests with Allah, but the consistent effort to align one's actions with one's beliefs is a fundamental aspect of Islamic faith and practice.


    It is indeed disheartening to recognize that many rulers throughout Islamic history fell short of the ideals they professed to uphold, and that their actions often set poor examples for others. The consequences of such behavior can be profound, leading to cynicism and a loss of faith in the principles of justice and morality that Islam promotes. Here are some reflections on this issue:

        Historical Context:
        It's important to understand that the actions of rulers are influenced by the complexities of their historical context. Power struggles, political expediency, and human weaknesses have often led to behaviors that contradict religious principles. However, this does not justify or excuse their actions.

        The Impact on Society:
        When rulers act hypocritically, it can have a corrosive effect on society. People may become disillusioned and question the validity of religious and moral principles. The example set by leaders is crucial, as it can either inspire or demoralize the populace.

        The Role of Accountability:
        One of the key issues is the lack of accountability. When rulers escape consequences for their actions in this world, it can create a sense of impunity. However, Islamic teachings emphasize that ultimate accountability lies with Allah. The Day of Judgment is a central tenet of the faith, where every individual will be held accountable for their deeds.

        The Importance of Righteous Examples:
        While there are many examples of rulers who fell short, there are also inspiring examples of leaders who strove to govern justly and in accordance with Islamic principles. These figures serve as reminders that it is possible to align actions with beliefs, even in positions of power.

        Personal Responsibility:
        Each individual has a personal responsibility to uphold moral and ethical standards, regardless of the actions of others. The Quran emphasizes the importance of personal accountability and the struggle against one's lower self (jihad al-nafs). Even in the face of poor examples, individuals can choose to act with integrity and righteousness.

        Education and Awareness:
        Education and awareness play a crucial role in countering the negative impact of hypocritical rulers. By understanding the true principles of Islam and the importance of ethical behavior, individuals can resist the temptation to follow poor examples and instead strive to set a positive example for others.

        Community and Social Support:
        A strong and supportive community can help reinforce positive values and behaviors. When individuals see others acting with integrity and righteousness, it can inspire them to do the same. Building a community that upholds moral principles can counteract the negative influence of hypocritical leaders.

        Hope and Faith:
        Maintaining hope and faith in the principles of Islam is essential. Despite the actions of some rulers, the core teachings of the faith remain a source of guidance and inspiration. Believers can find strength and resilience in their faith, even in the face of adversity and poor examples.

    In conclusion, while it is sad and disheartening to see the hypocrisy of many Islamic rulers throughout history, it is important to remember that their actions do not define the faith. The true principles of Islam emphasize justice, morality, and personal accountability. Each individual has the responsibility and the opportunity to uphold these principles, regardless of the actions of others. By focusing on personal integrity, education, and community support, believers can strive to set a positive example and inspire others to do the same. Ultimately, the judgment of all actions rests with Allah, and the Day of Judgment serves as a reminder of the ultimate accountability for one's deeds.

    MISTRAL LARGE

    )

6 Aralık 2024 Cuma

 Tevbe 100:

  •  Muhacir ve ensarın önderlik yapan ilklerinden ve iyilik ve doğruluk yolunda onların izini takip edenlerden Allah(cc) razı olmuştur, onlar da Allah(cc)'tan razı olmuştur. Ve Allah(cc), onlar için, içinden ırmaklar çağlayan, ve ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.

5 Aralık 2024 Perşembe

 Tevbe 99:

  •  Araplar arasında kimileri de var ki Allah(cc)'a ve Ahiret gününe inanırlar. İnfak ettiklerini, Allah(cc) katında yakınlığa ve Peygamberin duasını almaya vesile sayarlar. Gerçekten o, onlar için bir yaklaşma vesiledir. Allah(cc) onları rahmetine alacaktır, zira Allah(cc) çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

4 Aralık 2024 Çarşamba

 Tevbe 98:

  • Araplardan yaptıkları infakı zarar sayanlar da var, ve hezimete uğramanızı da bekliyorlar. Halbuki onlar hezimete uğrayacak, haberleri yok!. Zira, Allah(cc) her şeyi işiten, her şeyi en iyi bilendir.

3 Aralık 2024 Salı

 Tevbe 97:

  •  (Bedevi) araplar inkar ve ikiyüzlülük açısından daha katıdırlar. Ve Allah(cc)'ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah(cc) (bu gerçeği de) çok iyi bile, (ama) hikmetle hükmedendir.
    (
    ٱلْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًۭا وَنِفَاقًۭا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا۟ حُدُودَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌۭ ٩٧
    )

2 Aralık 2024 Pazartesi

 Dua saati:98. Allahım! Yüce nezdinden göndereceğin burhanlarla bizi de destekle.. hakkı-hakîkati, selim ve sâlim aklı ve apa-çık beyanı her zaman yol arkadaşlarımız eyle.. ulu katındaki ulvî sırların perdesini bizim için de aralayıver.. ne olur, göz-lerimizin nuru muhlis ve muhlas kullarına gösterdiğin güzel-likleri bize de göster.. rahmet hazinelerini bizim için de aç, aç ve bizi bırakma başkalarına muhtaç!Ey bütün mülkün sahibi olan ve keremine hudut olma-yan rahmeti engin Rabbimiz! Yüce Zâtına yakınlıkla serfi-raz kıldığın kulların için nezdinde tuttuğun lütuflarla biz âciz ve muhtaç kullarını da sevindir ve bizi mahrum ve ümit-sizliğe yenilmiş bîçarelerden eyleme! Ya Rab, mevhibe sa-ğanaklarınla bizi de sırılsıklam hâle getir.. ulûhiyetinin ve rubûbiyetinin sırlarını bize de aç ve yüce katından göndere-ceğin inayet, sıyanet ve kilâetle bizi de te’yîd buyur...

1 Aralık 2024 Pazar

 Dua saati:98. Allahım! Yüce nezdinden göndereceğin burhanlarla bizi de destekle.. hakkı-hakîkati, selim ve sâlim aklı ve apa-çık beyanı her zaman yol arkadaşlarımız eyle.. ulu katındaki ulvî sırların perdesini bizim için de aralayıver.. ne olur, göz-lerimizin nuru muhlis ve muhlas kullarına gösterdiğin güzel-likleri bize de göster.. rahmet hazinelerini bizim için de aç, aç ve bizi bırakma başkalarına muhtaç!Ey bütün mülkün sahibi olan ve keremine hudut olma-yan rahmeti engin Rabbimiz! Yüce Zâtına yakınlıkla serfi-raz kıldığın kulların için nezdinde tuttuğun lütuflarla biz âciz ve muhtaç kullarını da sevindir ve bizi mahrum ve ümit-sizliğe yenilmiş bîçarelerden eyleme! Ya Rab, mevhibe sa-ğanaklarınla bizi de sırılsıklam hâle getir.. ulûhiyetinin ve rubûbiyetinin sırlarını bize de aç ve yüce katından göndere-ceğin inayet, sıyanet ve kilâetle bizi de te’yîd buyur...

30 Kasım 2024 Cumartesi

 Dua saati:105. Ey her varlığa ihsan deryasından nimetler yağdıran ve ikramı her ikram sahibinden sonsuz derece üstün olan.. ey herkesi ve her şeyi merhametle kuşatan ve kerem ü lutfundan günahkarları dahî mahrum bırakmayan Rabbim! Benim istediklerimi de ver, cömertlik ve merhametinle beni de sevindir; ikram ve rahmet yağmurların neticesinde benim emelimi de gerçekleştir. Şu âciz bendeni eli boş, ümidi kırık, zavallı ve perişan bırakma. Sadece korktuğum tehlikelerden değil, hiç sezemediğim, tahmin bile edemediğim ve dolayısıyla da endişe duymadığım musibetlerden de beni emin eyle. Evet, itiraf ediyorum Rabbim; Sen bana hep güzellikleri emir buyurdun ama ben pek çok defa isyan ettim.. Sen bana kötülükleri yasakladın ve onlardan kaçınmam hususunda beni uyardın, heyhat ki ben masiyetten uzak durma mevzuunda da istikamet üzere olamadım. İşte şimdi, perçemim ellerindedir, huzurunda boynum kıldan incedir, bütün sırlarım nezd-i ilahinde bir bir bilinmektedir; ne ki, ümidim sadece Sendedir. Şayet beni azapla cezalandırırsan, Sana kim itiraz edebilir, zira bu kul Senindir; fakat eğer bendeni bağışlarsan, bu Sana daha çok yakışır, çünkü mağfiret etmek Senin şe’nindir. Hâlim Sana ayan, söylediklerim bildiklerinin bir kısmını beyan. Beklentim ise mad dî-manevî dertlerime derman. Duama icabet buyur ey Rahîm ü Rahmân! İcabet buyur ve beni beşerî kirlerden, cismanî lekelerden, ötede utandıracak hâllerden temizle.. iç ve dış duyu organlarımı, bütün melekelerimi ve latifelerimi Zatının nurlarıyla münevver eyle.

29 Kasım 2024 Cuma

 Sabah duasi : 46. Allahım! Senden, yerde ve gökteki bütün kullarının kalblerinde bizim için bir sevgi zemini hazırlamanı diliyoruz. Nezdinde armağanların en güzeli olan kurbet payesine mazhar olmuş enbiya ve mürselîne teveccühte bulunduğun gibi bizi de teveccüh ve hüsn ü kabul mevhibelerinle donat.. bizimle cinnî ve insî şeytanların; şu geçici dünya hayatında, onların saptırma, dalâlet yollarına çekme, tesvîl (ayartma) ve tezyîn (süslü gösterme) arzularının arasını meşrık ve mağrip arasındaki mesafe kadar uzak tut! Rabbimiz! Kapında durup acz u fakrla beraber reca duygusuyla dilendiğimiz şeyleri bize lutfedeceğine inanıyoruz. Sen, Raûf ve Rahîmsin; ne olur, umduklarımızı boşa çıkarma!

28 Kasım 2024 Perşembe

 Tevbe 96:

  •  Onlar razı olasınız diye yeminler edecekler, fakat siz onlardan razı olsanız bile Allah(cc) fasık bir toplumdan asla razı olmayacaktır.

 Tevbe 95:

  •  Dönüpte üzerlerine vardığınızda, sizi baştan savmak için türlü türlü yeminler edeceklerdir! Madem öyle siz de bırakın yakalarını!. Nihayetinde onlar iğrençleşmişlerdir!. Sonunda varacakları yer de cehennemdir!.

 Tevbe 94:

  • Geri dönüp te karşılaştığınızda, size türlü türlü bahaneler sıralayacaklar. De ki:' Boşuna bahane üretmeyin! size inanmayacağız!. Allah(cc) sizin gerçek durumunuzu bize haber vermiştir. Allah(cc) ta , Resul'u de yaptıklarınızın (hesabını) görecektir. Nihayetinde her şeyi bilen Allah(cc)'ın huzuruna çıkartılacaksınız! O size yapıp/ettiklerinizi bir bir söyleyecektir'.

27 Kasım 2024 Çarşamba

 Tevbe 92-93:

  •  Bir de sana, kendilerine binek sağlaman için geldiklerinde:' Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum' dediğin zaman, bu yolda harcayacak bir şey bulamadıkları için üzüntüden iki gözü iki çeşme ağlayanlara da bir sorumluluk yoktur. Sorumluluk, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Onlar geri kalanlarla birlikte kalmayı yeğlediler. Allah(cc) ta onların kalplerini mühürledi, artık onlar ne yaptıklarını da bilmiyorlar!

26 Kasım 2024 Salı

 Tevbe 91:

  •  Zayıflar, hastalar ve (yeterli donanım için) imkanı olmayanlar, Allah(cc)'a ve O'nun Elçi'sine karşı samimi oldukları sürece, sorumlu tutulmayacaklardır. Muhsin'ler (مَا عَلَى الْمُحْسِنِينَ مِن سَبِيلٍ) için de sorumlu tutulmalarını gerektirecek bir durum yoktur. Nihayetinde, Allah(cc) çok esirgeyen ve bağışlayandır.
    (
    Burada da anlaşılacağı üzere, muhsin, sadece iyilik yapan değildir, savaşa gitmeyen de muhsin olabilir. Nihayetinde, muhsin, doğru şeyi , doğru zamanda, doğru miktarda , doğru yerde yapan kimsedir. Savaşa gitmeme bile eğer doğru ise bir muhsin'in yapacağı şeydir ve Allah(cc) tarafından hiç bir sorumluluk ta yüklenmez, nihayetinde muhsin sıfatı Allah(cc)'ın müminlerin kazanmasını istediği temel sıfatlardan biridir.
    )

 Tevbe 90:

  •  Ayrıca savaştan bağışık tutulmaları yönünde arzedebilecek bir takım özürleri olanlar hiç değil se Elçi'ye gelip özür beyan ettiler. Allah(cc)'ı ve O'nun Elçi'sini yalanlamaya kalkanlar ise evde kalmayı yeğlediler. Hakkı inkara yeltenen böylelerine çok çetin bir azap gelip çatacak!.

25 Kasım 2024 Pazartesi

 Tevbe 88-89:

  •  Fakat Peygamber ve beraberindeki müminler canlarıyla ve mallarıyla mücadele ettiler. İşte en güzel hayırlara erişecek olanlar da onlardır. Felaha da onlar erişecektir. Allah(cc) onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebedi kalacaklardır. Kurtuluşa erenler de onlardır.

24 Kasım 2024 Pazar

 Tevbe 86-87:

  •  Hem ne zaman :' Allah(cc)'a iman edip güvenin ve Elçisiyle birlikte siz de mücadele edin!' diye bir sure inse, içlerinden durumu gayet müsait olanlar bile senden izin isteyerek derler ki:' Bizi bırak! Oturanlarla birlikte kalalım!'  Geri kalanlarla birlikte kalmayı kabullendiler ve sonunda kalpleri mühürlendi, artık gerçeği kavrayamazlar!.

23 Kasım 2024 Cumartesi

 Tevbe 84-85:

  •  Ve onlardan ölen herhangi birinin namazını kılma!. Kabrinin başında da asla bulunma!. Çünkü onlar Allah(cc) ve Elçi'sine nankörlük ettiler ve fasıklar olarak öldüler.
    Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin!. Çünkü,Allah(cc),  bunlarla onlara dünyada azap etmek istiyor ve canlarını da inkarcılar olarak almak istiyor.

22 Kasım 2024 Cuma

 Tevbe 83:

  •  Bundan sonra, Allah(cc) sana seferden dönmeyi nasip eder de, onlardan biriyle karşılaşırsan, dahası onlar senle savaşa çıkma izni isterlerse, de ki:' Bundan böyle kesinlikle benle sefere çıkmayacaksınız! Ve benimle birlikte asla düşmanla mücadele etmeyeceksiniz! Madem siz bir kere oturup kalmayı seçtiniz, bundan sonra da geride kalanlarla oturmaya devam edin!'

 Tevbe 82:

  •  Kazandıkları günayların sonucu olarak, artık bundan böyle az gülsünler, zira çok ağlayacaklar!.

21 Kasım 2024 Perşembe

 Tevbe 81:

  •  Geride kalan bu münafık kimseler, Allah(cc) Resul'unun (sefer için) ayrılmasından sonra, kendilerinin savaştan uzak kalmalarına sevindiler. Çünkü Allah(cc) yolunda canlarıyla ve mallarıyla mücadele etmek düşüncesi hoşlarına gitmiyordu ve (birbirlerine) :' Bu sıcakta savaşa mı çıkılır!' diyorlardı. De ki:' Cehennem ateşi çok daha sıcaktır'. Tabii, bu gerçeği kavrayabilirlerse!.

20 Kasım 2024 Çarşamba

 Sabah duasi : 44. Allahım! Evvel Sen, Âhir Sen, Zâhir Sen, Bâtın Sen, her şeyin ilmi nezdinde olan yegâne Alîm de Sensin. Bahtına düştük, ne olur, Doğu ile Batı’yı birbirinden uzak tuttuğun gibi, inadı, lüzumsuz yere ısrarı ve arzularına uymak suretiyle İblis ve avenesine benzemeyi de bizden fersah fersah uzak kıl. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz günahları, Senin mukaddes sevgine mazhar olmuş kullarının günahları (gibi) kabul et.. Senin inayetinle bizden sâdır olmuş şayet bir kısım hasenât varsa, onları da kendi hata ve kusurlarıyla Senin sevginden mahrum kalmışların hasenatı gi bi değerlendirme.. âkıbetimizi ihlâsa mazhar olmuş kullarının akıbeti gibi eyle.. ümid ettiğimiz hususlarda da bizi haybet ve hüsrana uğratma, ey her isteyene veren ve Kendisini ihsanda bulunmaktan hiçbir şeyin engelleyemeyeceği lütuf ve kerem Sahibi...

19 Kasım 2024 Salı

 Tevbe 79-80:

  •  Onlar, hem Allah(cc) yolunda vermekle yükümlü olduğundan daha fazlasını veren müminlerle hem de mevcut güçlerinin elverdiği mütevazi şeyler dışında verecek bir şeyi pek olmayan müminlerle alay ediyorlar. Allah(cc) onların bu alay ve küçümsemelerini başlarına geri geçirecektir. Nihayetinde çok çetin bir azap onları beklemektedir. Onların bağışlanması için Allah(cc)'tan ister af dile, ister dileme; onlar için 70 kez Allah(cc)'tan af dilesen bile Allah(cc) onları affetmeyecektir. Bunun nedeni onların Allah(cc)'ı ve Resul'unu inkara yeltenmeleridir. Zira, Allah(cc) yolundan sapmış kişiyi doğru yola yönlendirmez. 

18 Kasım 2024 Pazartesi

 Tevbe 77-78:

  •  Allah(cc)'a karşı verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi alışkanlık haline getirdiklerinden dolayı, Allah(cc) ta, Zatıyla karşılaşacakları güne kadar kalplerinde taşıyacakları bir nifakı başlarına sardı. Bilmiyorlar mı ki Allah(cc) onların sırlarından ve gizli görüşmelerinden haberdardır. Zira iyi bilsinler ki, Allah(cc) her türlü gizliliği tüm ayrıntılarıyla bilendir.
    (
     Lafzen,  “Allah  da  onlara,  O'nunla  karşılaşacakları güne kadar kalplerinde  (taşıya­cakları)  bir  nifak  ile  karşılık verir” (a'kabehum).  (Burada,  “O'nunla  karşılaşacak­ları gün”den kasıt Kıyamet Günü'dür.) Bu açıklamasıyla Kur’an,  belli bir tip insan­da,  “nifak”  ya  da  “ikiyüzlülük”  olarak tanımlanan  zihnî  tutumun dünyevî zengin­liklere  karşı duyulan aşın tutkudan  kaynaklandığını vurgulamaktadır;  bunun tersipek mümkün değildir;  yani nifakın bir sonuç değil de  sebeb olduğunu  söylemek mantıken  pek  doğru  olmayacaktır  (keza  bkz.  29:11  ve  ilgili  7.  not).  Bu  konuda karş.  Ebû Hureyre'nin Hz.  Peygamber'den rivayet ettiği:  “Münafığın alameti üçtür: konuştuğu  zaman yalan  söyler;  söz verdiği  zaman  sözünden döner ve  kendisine güvenildiği (bir şey, bir iş, bir sır emanet edildiği) zaman ihanet eder” Hadisi. (Bu- hârî,  Müslim,  Tirmizî ve  Neseî;  Buhârî,  Müslim,  Ebû  Dâvûd,  Neseî,  İbni Mâce  ve İbni Hanbel Abdullah b.  ‘Amr'dan benzer içerikli hadis metinleri nakletmişlerdir).
    )

17 Kasım 2024 Pazar

 Tevbe 75-76:

  •  Ve onlar arasında :' Eğer Allah(cc) cömertliğinden bize bir şeyler bahşederse, kuşkusuz biz de hayır için harcar, ve dürüst ve erdemli kimselerden oluruz' diye Allah(cc)'a yemin edenler var. Fakat böyleleri, Allah(cc) onlara bir şey verir vermez, hemen ona cimrilikle sarılıp, (bütün o ettikleri yeminlerden) inatla geri dönerler!.

16 Kasım 2024 Cumartesi

 Tevbe 74:

  •  Münafıklar, kötü bir şey söylemedikleri konusunda Allah(cc)'a yemin edip duruyorlar!. Oysa hakkı inkara varan sözler söylüyorlar, Allah(cc)'a teslim olduktan sonra tekrar inkara sapıyorlar, ve başaramayacakları bir işe kalkışıyorlar. Münafıkların, Peygambere ve müminlere kin duymasındaki asıl sebep, Allah(cc)'ın lutuf ve ihsanıyla müminlerin ihtiyaçlarını gidermesidir. Eğer, tevbe ederlerse, bu onlar için hayırlı olur, şayet yüz çevirirlerse de, Allah(cc) onlar için hem dünyada hem de ahirette elem verici bir azap hazırlamıştır. Artık onların yeryüzünde ne bir veli/koruyucuları ne de bir yardımcıları vardır.

15 Kasım 2024 Cuma

 Tevbe 73:

  •  Ey Peygamber, hakkı ısrarla inkar edenlerle ve münafıklarla mücadele et, onlara karşı kararlı ve ödünsüz davran!. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir varılacak yerdir!.

14 Kasım 2024 Perşembe

 Tevbe 72:

  •  Allah(cc), mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedi kalacakları, içlerinde ırmakların çağladığı cennetler vaadetmiştir, ve o esenlik dolu cennetlerde güzel ve hoş evler!. Ve hepsinden daha da önemlisi; Allah(cc)'ın hoşnutluğu!. İşte büyük başarı budur!.

13 Kasım 2024 Çarşamba

 Tevbe 71:

  •  Diğer taraftan, mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidir (أَوْلِيَاء). Onlar iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar. Salatı ikame eder, zekatı yerine getirirler. Allah(cc) ve Resul'una itaat ederler. İşte Allah(cc) onlara merhamet edecektir. Zira, Allah(cc) Aziz'dir, her hükmünde bir hikmet vardır.
    (
    Yahut:  “birbirlerinin  koruyucusu  [veya  “hâmîsi  ve  koruyucusujdurlar.”  Bununla birlikte,  burada  müminler,  67.  ayette  “aynı  türden/aynı  yapıda”  olduklarından söz  edilen  münafıklara  tezat  olarak  konduklarına  göre, velî (çoğulu evliya) te­riminin,  “birbirine  dost,  yakın”  sözcükleriyle  ifade  edilebilecek birincil  anlamıy­la  aktarılması daha yerinde  olacaktır.ESED
    )

12 Kasım 2024 Salı

 Tevbe 70:

  •  Yoksa kendilerinden önce gelip geçen, Nuh(as) kavminin, Ad ve Sumud'un, İbrahim(as) kavminin, Medyen ahalisinin ve bütün o alt/üst edilmiş şehirlerin (felaket) haberleri kendilerine ulaşmadı mı? Öncekilere de Elçi'ler hakikatı en açık delilleriyle ulaştırmıştı (fakat inkar ettiler). Sonuçta, Allah(cc) onlara zulmetmiş değildir, onlar kendilerine zulmettiler.

11 Kasım 2024 Pazartesi

 Tevbe 69:

  •  Siz de sizden önce yaşamış (münafık) kimseler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha güçlü, servetçe daha zengin ve sayıca daha kalabalıklardı. Onlar bu dünyada kendi payına olanı aldılar, siz de kendi payınıza olanı aldınız, tıkpı sizden öncekilerin aldığı gibi!. Ve işte tıpkı siz de onlar gibi, çürük ve asılsız davalara dalıp gittiniz. Bu tür kimselerin yapıp ettikleri bu dünya hayatında da öteki dünya hayatında da boşa gitmiştir.  İşte gerçek kaybedenler bunlardır!.

10 Kasım 2024 Pazar

 Tevbe 68:

  •  Allah(cc), gerek münafık erkeklere, gerek münafık kadınlara, gerekse hakkı ısrarla inkar edenlere, ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vaadetmiştir. Onların payına düşecek olan budur. Çünkü Allah(cc) onları lanetlemiştir ve onlara devamlı bir azap vardır.

9 Kasım 2024 Cumartesi

 Tevbe 67:

  •  Münafık erkekler ve münafık kadınlar hepsi birbirine benzerler. Kötülüğü emreder, iyilikten de alıkoyarlar ve cimridirler. Onlar Allah(cc)'ı unuttu, Allah(cc) ta onları unuttu!. Gerçekten yoldan sapmış olanlar bunlardır!.
    (
    Burada     ba'duhum     min     ba'd    olarak    gelen    ibare,  söz  konusu  mü'minler  (71.  âyet)  ya  da  kâfirler  (95/Enfal:   73)   olduğunda   ba'duhum   ev-liyau    ba'd   kalıbıyla   gelir.   Çünkü   münafıklar   örgütlü  ve  kendilerine  özgü  bir  inanç  sistemi  ve   kimliği   olmayan   kimselerken,   mü'minler  ya  da  kâfirler  örgütlü  ve  kendilerine  özgü  bir  kimlik  ve  inanç  sistemi  bulunan  cemaatlerdir.  MI

    )

8 Kasım 2024 Cuma

 Tevbe 65-66:

  •  Şayet dönüp kendilerine soracak olsan:' Biz sadece lafa dalmışız, aramızda eğleniyorduk' derler. De ki:' Allah(cc)'la, O'nun ayetleriyle ve Resul'uyle mi eğleniyorsunuz?'. Boşuna özür beyan etmeyin!. Doğrusu siz inandığınızı söyledikten sonra küfre saptınız. İçinizden bir kısmını affetsek bile, diğer kısmını suç ve günahta ısrarlarından dolayı azaba çarptıracağız!.

7 Kasım 2024 Perşembe

 Tevbe 64:

  •  Münafıklar kendilerine karşı, kalplerinde gizledikleri gerçek niyetlerini açığa vuracak bir surenin inmesinden endişeleniyorlar. De ki:' Siz alay edin bakalım! Allah(cc) endişe duyduğunu asıl şeyi er/geç açığa çıkaracak!'.
    (
    Bu  ifade  belli  bir  münafık  tipini  îma  ediyor:  yani,  Allah'ın  birliği  ve/veya  Mu- hammed'in  (s)  peygamber  olduğu  konusunda  tam  bir  iman ve  itminan  taşıma­dığı  için  bu  konuları  bir  kenara  bırakıp  dünyevî  çıkar  kaygısıyla  inananlardan biriymiş  gibi  görünmeyi  seçen  şüpheci  ve  kararsız  tipi (MenârX,  610).  (Bütün münafıkların,  açıkçası bu tipe uyması düşünülemeyeceğine göre,  ayetin başında bizim  “[bazıları]”  sözcüğüyle  yaptığımız  ilave  böylece  doğrulanmış  görünüyor.) Burada  işaret  edilen  karışık ya  da  kararsız  zihnî  tutum,  bu  tutumu  taşıyan  kişi­nin  yalnızca  toplumsal  çevreye  karşı  gösterdiği  ikiyüzlülüğü  değil,  ister istemez kendine karşı oynamak zorunda  kaldığı ikiyüzlü rolü  de îma  etmektedir:  bu du­rum,  böyle  kişilerin,  “kalplerinde  olup  biteni  bütün  gerçeğiyle”  görmek  ya  da kabul  etmek konusunda  duydukları  “isteksizlik”  ya  da  ayette  kullanılan  deyim­le,  “tasa” şeklinde kendini gösterir (karş.  56-57.  ayetler ve yukarıda ilgili 80. not). Tabii,  bu  marazı  duyguların  yanına  bir de  bu  zihinsel  karışıklık ya  da  kararsız­lığın,  aslında sadece manevî yükümlülüklerden kaçma arzusunu gizleyen bir ör­tü  olduğunu belli belirsiz farkediyor olmanın verdiği ruhsal  sıkıntıyı da  eklemek gerekir (karş.  2:9 — “Allah'ı ve  imana  erişenleri  aldattıklarını sanıyorlar oysa on­lar  ancak kendi kendilerini aldatıyorlar”).ESED

    )

6 Kasım 2024 Çarşamba

 Tevbe 63:

  •   Bimiyorlarmı ki, kim Allah(cc)'a ve O'nun resuluna karşı koymaya kalkışırsa ona, içinde süresiz kalmak üzere cehennem ateşi vardır.

5 Kasım 2024 Salı

 Tevbe 61-62:

  •   (Yine o münafıklardan) kimileri :' O her şeye kulak veriyor (inanıyor)' diyerek peygamberi inciltiyorlar. De ki.' O hakkınızda hep iyi şeylere kulak veren biridir. Allah(cc)'a iman eder, müminlere inanıp güvenir. O içinizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah(cc) resulunu incitenler için acıklı bir azap vardır'.  (Münafıklar) sizin hoşnutluğunuzu kazanmak ve kendilerini kabullendirmek için Allah(cc)'a yemin ederler. Oysa, onlar mümin olsalardı, Allah(cc)'ın (أَن يُرْضُوهُ) ve dolayısıyla Resul'unun de  hoşnutluğunu kazanmayı daha gerekli görürlerdi.
    (
    Lafzen,  “Oysa,  onların  hoşnutluğunu  aramalarına  en  layık  olan Allah  ve  O'nun Elçisi'dir.”  Çoğu  müfessirin  (ve  en özlü bir biçimde  de M enâr X,  607 vd.'da  Re- şid Rıza'nın)  belirttiği  gibi yukarıdaki  ifade Allah  ile  O'nun  Rasûlü  arasında  asla bir eşdeğerlik ya da yanyanalık dile getirmez. En-yurzûhu ( ‘O'nun hoşnutluğu­nu  aramaları”)  cümleciğinde, (hum â) değil  de (hû) yani,  üçüncü tekil şahıs za­miri kullanılması da bunu göstermektedir.  Bununla,  Kur’an'a has,  başka dile ko­lay çevrilemez kısa  ve  özlü  bir ifade tarzı içinde,  insanın  bütün  çabalarında  gü- dülmeye  değer  en  yüce  amacın  Allah'ın  hoşnutluğunu  elde  etmek  olduğu  ve inanmış kimsenin Hz.  Peygamber'in rehberliğine bağlanmasının da ancak o'nun Allah'ın mesajını ulaştıran kişi olmasından ileri geldiği anlatılmak istenmiştir.  Bu konuda  karş.  “Rasûle  uyan,  böyle  yapmakla  Allah'a  uymuş  olur”  (4:80)  yahut, “[Ey Peygamber]  de ki:  “Eğer Allah'ı  seviyorsanız bana uyun,  [böyle yaparsanız] Allah da  sizi  sevecektir”  (3:31).ESED
    )

4 Kasım 2024 Pazartesi

 Tevbe 60:

  •  Sadakalar, sadece yoksullara ve düşkünlere, bu işi yapan görevlilere ve kalpleri kazanılacak kimselere, özgürlükleri elinden alınan ve borç yükü altında olanlar için, Allah(cc) yolunda gösterilen her türlü faaliyet için ve yolda kalmışlar için verilir. Bu Allah(cc)'ın koyduğu bir kuraldır. Ve Allah(cc) her şeyi bilir, ve her hükmünde bir hikmet vardır.

3 Kasım 2024 Pazar

 Tevbe 58-59:

  •  Onlar arasında sana sadakaların dağıtımı konusunda dil uzatanlar da var. Eğer onlara da bir pay verirsen seslerini keserler, yok eğer onlara bir şey vermessen öfkelerini kusarlar. Keşke onlar Allah(cc)'ın ve Resul'unun onlara verdiği ile yetinselerdi! ve :' Allah(cc) bize yeter, gün gelir Allah(cc) bize lutfundan bir pay verirse, O'nun resulu de bize verir. Elbette biz ta gönülden O'na yönelmişiz' deselerdi.

2 Kasım 2024 Cumartesi

 Tevbe 57:

  •  Sığınacak bir yer, bir mağara veya bir koğuk bulabilselerdi, önüne ardına bakmadan panik içinde dönüp oraya başlarını sokarlardı.
    (
    Böylece  Kur’an,  nifak  ve  ikiyüzlülüğün temelinde  en  derin,  en  köklü  saik olarak korkunun yer  aldığını  gösteriyor:  ahlaken  bağlanma,  taahhüt  altına  girmiş  olma korku ya da endişesinin; mevcut toplumsal çevreden açıkça kopmanın yol  açaca­ğı yoksunluklardan yana duyulan korkunun vb.  Toplumsal  statü ve saygınlık için duydukları  alt  edilmesi  zor,  bayağı,  ahlak  dışı tutkuları  içinde  “münafıklar Allah'ı aldatmaya  çalışırlar,  Oysa  onları  [kendi kendilerini]  aldatma tuzağı  içinde  bırakan O'dur”  (4:142);  ve yine  “onlar Allah'a karşı umursamaz davranırlar, bu yüzden Allah  da onları gözden çıkanr”  (9:67).  Bu bakımdan belirtmek yerinde  olacaktır ki, daha  uygun  bir  karşılık  bulunamadığı  için  “ikiyüzlü”  (hypocrite)  sözcüğüyle  çe­virdiğimiz Arapça münafık terimi  hem çevresindekileri bilerek aldatmaya çalışan deyim  yerindeyse  bilinçli  mürailer  için,  hem  de  zihin  karışıklığı,  ruh  boğuntusu ya  da  irade  eksikliği  yüzünden kendi kendilerini aldatma  zaafı  içindeki  kararsız insanlar için  kullanılır. ESED
    )

1 Kasım 2024 Cuma

 Tevbe 55-56:

  •  Onların malları ve evlatlarının (çokluğu) sizi şaşırtmasın!. Allah(cc) bunlarla onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarını da inkarcılar olarak almayı murad ediyor. Onlar sizden olduklarına dair yemin edip dururlar, halbuki onlar sizden değildirler. Onlar sadece korkuya teslim olmuş bir güruhturlar!.

31 Ekim 2024 Perşembe

 Tevbe 53-54:

  •  De ki:' İster gönüllü ister gönülsüz infak edin, sizden asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz yoldan çıkmış bir kavimsiniz'.Onların infaklarının kabulune engel; Allah(cc)'a ve O'nun peygamberine ısrarla nankörlük etmeleridir, onlar namaza da istemeyerek gelirler, verdiklerini de istemeyerek verirler.

30 Ekim 2024 Çarşamba

 Tevbe 52:

  •  De ki:' Bizim başımıza iki iyi şeyden başka bir kötülüğün mü gelmesini bekliyorsunuz?. Fakat, bilin ki, sizin kadar biz de bekliyoruz ki, Allah(cc) ya Kendi katından ya da bizim elimizle sizi azaba uğratsın. O halde, umutla bekleyin, bilin ki biz de sizin gibi bekliyoruz!'.

 Tevbe 51:

  •  De ki:' Başımıza Allah(cc)'ın bizim için yazdığından başka bir şey gelmez. Bizim sahibimiz Allah(cc)'tır. O halde, müminler yanlızca Allah(cc)'a güvensinler'.

29 Ekim 2024 Salı

 Tevbe 49-50:

  • Onlardan bazıları: ' Bana izin ver , beni günaha sokma' diyorlar,  onlar zaten bu tavırlarıyla günaha girdiler. Nihayetinde kafirleri cehennem kuşatacaktır. Eğer size bir iyilik dokunca onların canı sıkılır, ama başınıza bir musibet gelse :' İyiki biz önceden tedbirimizi almışız!' derler ve arkalarını dönüp sevinç içinde giderler.

28 Ekim 2024 Pazartesi

 Tevbe 47-48:

  •  Eğer onlar da sizinle sefere çıksalardı, size bozgunculuktan başka katkıları olmazdı, fitne çıkarmak için aranızda koşuşturur dururlardı. İçinizde onları dinleyecekler de var!. Allah(cc) zalimleri gayet iyi biliyor. Andolsun onlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana nice entrikalar çevirmişlerdi. Nihayetinde hak geldi ve onlar istemedikleri halde Allah(cc)'ın emri yerini buldu.

27 Ekim 2024 Pazar

 Tevbe 45-46:

  • Yanlızca Allah(cc)'a ve Ahiret Günü'ne (yürekten) inanmayanlar senden izin isterler, zira onların kalpleri kuşkuya teslim olmuştur, bu yüzden derin tereddütler içinde bocalayıp dururlar. Hem elbette sefere çıkmak isteselerdi, bir hazırlığa girişirlerdi. Fakat Allah(cc) onların kalkış biçimini beğenmedi ve bu yüzden onları alıkoydu, bu yüzden onlara :' Peki siz de evlerinizde oturun(اقْعُدُواْ) bakalım oturanlarla beraber (zaten niyetiniz de yok)!' denildi.
    (
    Buradan anlaşılıyor ki, izin isteyenler 'biz katılmak istemiyoruz' diyenler değil, onlar zaten net tavır koymuş oluyor, asıl sorun: ' Bizim de katılmamız gerekiyor mu? Biz de mi gelicez?' diyerek ikiyüzlülük yapanlar, hani 'çok istiyoruz ama bizim de katılmamız gerekli mi?' modunda soru sorarak karşıdakini zorlayarak :' Tamam o zaman gelmeyin' dedirtmek!. İkiyüzlülükleri zaten hiç bir hazırlık yapmamış olmalarında belli, hazırlık yapmamış birine 'gel' desen başka mazeretlerle işi zorlaştıracak zaten! Ya da, gönülsüzce gelse sıkıntı çıkaracak!


    In Arabic, the difference between اقْعُدُواْ (iq'udū) and اجلسوا (ijlisū) can also be related to the initial position of the person being addressed.

    When someone is standing, the correct command to sit down would indeed be اجلسوا (ijlisū).

    On the other hand, when someone is lying down or reclining, the correct command to sit up would be اقْعُدُواْ (iq'udū). This is because اقْعُدُواْ (iq'udū) can imply a movement from a reclining or lying down position to a sitting position.

    So, to summarize:

  • اجلسوا (ijlisū) is used to instruct someone to sit down from a standing position.
  • اقْعُدُواْ (iq'udū) is used to instruct someone to sit up from a lying down or reclining position.LLAMA405B


  • )

26 Ekim 2024 Cumartesi

 Tevbe 43-44:

  •  Allah(cc) seni affetsin!. Daha kimin doğru söylediği senin için ortaya çıkmadan ve kimlerin de yalancı olduğunu bilmeden, niçin onlara izin verdin?.  Allah(cc)'a ve Ahiret Günü'ne inananlar,  Allah(cc) yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmek hususunda senden izin istemezler!. Zaten, Allah(cc), Kendi'sine karşı sorumluluk bilinci ile davrananları çok iyi bilir.

25 Ekim 2024 Cuma

 Tevbe 41-42:

  •  Sizin için kolay da olsa zor da olsa savaşa katılın. Mallarınızla ve canlarınızla Allah(cc) yolunda gayret gösterin. Eğer bilirseniz, bu sizin iyiliğiniz içindir. Ortada umulmadık bir kazanç ya da kolay bir sefer olsaydı, (Ey Peygamber) kuşkusuz seninle gelirlerdi. Fakat çıkılacak yol onlara çok uzun geldi. Üstelik :' Eğer gücümüz olsaydı biz de sizinle birlikte çıkardık'  diye Allah(cc) adına yemin ederek kişiliklerini tehlikeye sokuyorlar. Oysaki, Allah(cc) onların yalancı olduklarını çok iyi biliyor.

24 Ekim 2024 Perşembe

 Tevbe 40:

  •  Eğer siz Peygambere yardım etmezseniz, bilin ki o'na yine Allah(cc) yardım edecektir. Tıpkı hakkı inkar edenlerin o'nu yurdundan çıkardıkları zaman yardım ettiği gibi , ki o gün sadece iki kişiydiler ve bu iki kişi saklandıkları mağaradayken Elçi arkadaşına :' Üzülme, Allah(cc) bizimle beraberdir' dedi ve derken Allah(cc) onlara katından bir sukunet/güven duygusu bahşetti, o'nu sizin görmediğiniz güçlerle destekledi ve böylece hakkı inkar edenlerin davasını tümüyle yere düşürdü, Allah(cc)'ın davası ise her zaman ki gibi üstün ve yüce kaldı. Çünkü, Allah(cc) kudretçe en üstün, hüküm ve hikmetçe en uludur.

23 Ekim 2024 Çarşamba

 Tevbe 38-39:

  •  Ey iman edenler!, Size ne oldu ki, 'Allah(cc) yolunda savaşın' dendiğinde yerinize çakılıp kaldınız. Ahiret hayatını bırakıp bu dünya hayatıyla mı tatmin oldunuz?. Ama unutmayın ki, bu dünya hayatının sefası, Ahiret hayatına kıyasla pek değersizdir. Eğer savaşa cıkmassanız, size acı bir azap çektirir ve sizin yerinize başka bir toplum getirir de O'na hiç bir zarar açmış olmassınız. Zira Allah(cc) her şeye kadirdir.

22 Ekim 2024 Salı

 Tevbe 37:

  •  Aylara yapılan ilave olsa olsa küfre yapılmış bir ilavedir. İnkarda direnenlerin çarpıtma yöntemidir. Allah(cc)'ın haram kıldığı ay sayısına denk getirmek amacı ile bu uygulamayı bir yıl serbest bir yıl yasak sayıyorlar ve bu şekilde Allah(cc)'ın  yasakladığını meşru görüyorlar. Kötü fiilleri onlara iyi göründü. Nihayetinde Allah(cc) inkarda direnen bir kavmi doğru yola iletmez.

21 Ekim 2024 Pazartesi

 Tevbe 36:

  •   Bilin ki, Allah(cc) nazarında ayların sayısı, Allah(cc)'ın gökleri ve yeri yarattığında koyduğu yasalar uyarınca onikidir. Ve, bunlardan dördü haram aylardır. İşte her zaman geçerli Allah(cc)'ın sapasağlam yasası budur. O halde bu aylar konusunda kendinize yazık etmeyin!. Ve onlar sizinle nasıl topyekün savaşıyorlarsa, siz de müşriklerle topyekün mücadele edin. Ve şunu da bilin ki, Allah(cc) kendisine karşı sorumluluk bilinci ile davrananların yanındadır.
    (
    Ay  sistemine  göre  belirlenen  ayların  mevsimler  içinde  dolaşmasının  yol  açtığı belli birtakım ticarî mahzurlardan kaçınmak çabası içinde müşrik Araplar, ay tak­vimini  az  çok  kararlı  (dolanımsız)  ve  böylece  güneş  yılına  kabaca  uygun  hale getirmek  amacıyla,  her sekiz yıllık dönem içinde  sırayla  üçüncü,  altıncı ve  seki­zinci  yıllarda  aylara bir onüçüncü  ay  ilave  ederlerdi.  Müslümanların  bu  ilaveyi, hiçbir  haklı  mazereti  olmayan  böylesine  keyfî bir  düzenlemeyi  kabul  etmeleri, hac farizasının ve Ramazan orucunun hep  aynı mevsimlere bağlanması ve  dola­yısıyla  bu  ibadetlerin uygulanmada  ya  hep  zor ya  da  hep  kolay  günlere,  kolay mevsimlere  rast  getirilmesi  demek  olurdu  ki  her  iki  durumda  da  inananlar,  bu ibadetlerin  özünde  yatan  ruhsal  amacı  zedelemiş,  gölgede  bırakmış  olurlardı. Ayette  “bu  aylar konusunda kendinize yazık etmeyin”  ifadesiyle anlatılmak iste­nen de budur bizce. Yani, Allah'tan herhangi bir hüccet,  bu yolda bir buyruk ol­madıkça,  müşriklerin  ihdas  ettiği  bir  âdeti  benimseyerek  kendinize yazık  etme­yin  (yani,  ibadetlerin  yıldan yıla  değişen  mevsimlerde,  uzun  kısa,  sıcak  soğuk, zor ya  da kolay,  yılın değişik günlerinde  size  kazandıracağı anndırıcı,  duyarlan- dırıcı  feyizden  kendinizi yoksun  kılmayın —T.ç.n. ).ESED
    )

20 Ekim 2024 Pazar

 Tevbe 34-35:

  •  Ey iman edenler (bilin ki) hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu insanların mallarını haksız yere yer dururlar ve insanları Allah(cc) yolundan çevirirler. Fakat bütün o altın ve gümüşü toplayıp Allah(cc) yolunda harcamayanlar var ya, işte onları çok çetin bir azapla müjdele! Bu toplayıp biriktirdikleri cehennem ateşinde kızdırılıp alınları, yanları ve sırtlarının dağlanacağı gün onlara şöyle denilecek:' İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servetiniz! Şimdi tadın bakalım bu biritirip durduğunuz servetinizin tadını!'

19 Ekim 2024 Cumartesi

 Tevbe 33:

  • Nihayetinde, Allah(cc)'tır, dinini bütün batıl inançlara karşı üstün kılmak üzere hidayeti ve hak dini yaymak üzere Elçi'sini gönderen!. Müşrikler bundan hoşlanmasalar da!.

18 Ekim 2024 Cuma

 Tevbe 32:

  •  Onlar, Allah(cc)'ın nurunu laf kalabalığı ile söndürmek istiyorlar. Allah(cc) ise nurunu tamamlamak dışında bir seçeneğe asla izin vermeyecektir, hakkı inkar edenler bundan hoşlanmasa da!.

17 Ekim 2024 Perşembe

 Tevbe 31:

  •  Hahamlarını, rahipleri ve Meryem(as) oğlu Mesih'i , Allah(cc)'hın yanısıra rab edindiler. Halbuki onlara bir tek ilaha kulluk etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ilah yoktur, O , bunların ortak koştukları herşeyden uzaktır.

16 Ekim 2024 Çarşamba

 Tevbe 30:

  •  Yahudiler :'Üzeyr(as), Allah(cc)'ın oğludur' dediler,  Hristiyanlar sa :' Isa(as) Allah(cc)'ın oğludur' diyorlar. Bunlar geçmiş dönemlerin inkarcılarının uydurduğu asılsız iddaalara özenerek ağızlarında geveledikleri söylentilerdir. Allah(cc) kahretsin onları!, nasıl da savruluyorlar!.

15 Ekim 2024 Salı

 Tevbe 29:

  • Kendilerine daha önceden kitap verilen zümreden Allah(cc)'a da, Ahiret Günü'ne de inanmayan, Allah(cc) ve O'nun Elçi'sinin yasakladığını yasak saymayan, ve böylece hak dini tek din olarak benimsemeyen kimselerle Cizye vergisini kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
    (
    Lafzen,  “kendilerine  [önceden]  vahiy/kitap  verilmiş  olup  da  inanmayanlarla  ...” yahut:  “kendilerine  [önceden]  kitap verilen  kimseler  içinden  inanmayanlarla  ...” Bizim  çeviri  ve  yorumlarımızda  genellikle  gözönünde  tuttuğumuz  üzere, Kur’an'daki bütün ifadelerin,  bütün ilke ve öğretilerin karşılıklı olarak birbirini ta­mamladığı  ve  dolayısıyla bunların her birinin  bir bütünün ayrılmaz parçaları ola­rak okunmadıkça doğm olarak anlaşılamayacağı  temel  ilkesi uyarınca,  bu ayetin de, savaşın ancak savunma amacıyla caiz olduğu (bkz.  2:190-194 ve ilgili not) yo­lundaki açık seçik Kur’ânî ilkenin ışığı altında okunması,  değerlendirilmesi  gere­kir.  Başka  bir  deyişle,  yukarıdaki  savaş buyruğu  ancak,  Müslümanlar  cemaatine ya da  devletine karşı girişilen bir  saldırı yahut onun güvenliğini açıkça ve tereddüte  yer  bırakmayacak  biçimde tehlikeye  sokan  bir tehdidin  mevcudiyeti  halin­de  geçerlidir.  Büyük  Müslüman  düşünür Muhammed Abduh  da  bu  görüşe  katı­larak  bu  ayeti  tefsir  ederken  şöyle  demektedir:  “İslam'da  savaş  ancak  hakkı  ve ona  bağlı  olan  insanları  savunmak  gerektiği  hallerde  farz  kılınmıştır...  Hz.  Pey­gamberim  bütün  seferleri  hep  savunma niteliğindedir;  İslam'ın ilk dönemlerinde Sahâbîlerce  girişilen savaşlar  için  de  aynı şey geçerlidir” (Menâr X,  332).ESED

       Bizce,  yukarıdaki  buyruk  ya  da  mesajın  anahtar  cümlesi  budur.  “Elçi”  terimi, şüphe yok  ki,  burada  temsîl  edici  anlamıyla  kullanılmış  olup,  Yahudi ve  Hristiyanların  inanç  ve  öğreti  olarak  bağlılık iddiasında  bulunduktan bütün  peygam­berlere -Yahudiler için özellikle Hz. Musa'ya, Hristiyanlar için de Hz.  İsa'ya- iliş­kindir (Menâr X,  333  ve  337).  Burada  kendilerinden  söz edilen kimseler  önce­ki cümlede Allah'a ve Ahiret  Günü'ne  (yani ölümden  sonraki  hayata ve kişinin,bu  dünyada yapıp-ettiklerinden bireysel  olarak sorumlu  tutulacağına)  inanmayı inatla  reddetmek  gibi  ciddî  ve  temel  bir  günahla  suçlandıktan  sonra,  devamla, kendi  şeriatlarına  karşı  işledikleri,  öncekine  nisbetle  hafif kalan  birtakım  amelî günahlarla suçlanmaları ilk bakışta anlaşılmaz  gibi  geliyor.  Öyleyse,  burada  on­lar için yapılan  “Allah ve  O'nun  Elçisi'nin  yasakladığını  yasak  saymıyorlar”  şek­lindeki suçlamanın, Allah'a inanmamak kadar ağır bir şeyi îma ediyor olması ge­rekmektedir.  Onlara karşı savaş buyruğunun yer aldığı bir söylem,  bu anlam ör­güsü  içinde  buradaki  “şey”,  olsa  olsa  ancak,  ortada  hiçbir kışkırtıcı sebep olma­dığı  halde  “saldırganlık  eğilimi  göstermek”  olabilir:  zaten,  Allah'ın  mesajını  in­sanlara  ulaştırmakla  görevli elçilerin  hemen  hepsinin  tebligatları  aracılığıyla  Al­lah'ın  yasakladığı  en ağır,  en ciddî suçlardan  biri de  budur.  Şu  halde,  yukarıda­ki  ayet,  müminler  için,  Kur’an'a  bağlı  cemaate  karşı  saldırganca  davranarak  be­nimsemiş  göründükleri  kendi  inançlarını  dahî  çiğnemekten  çekinmeyen  kitap ehline karşı,  ama kitap ehlinin yalnızca böyle  olanlarına karşı yapılmış bir savaş çağrısı  olarak  anlaşılmalıdır (karş. MenârX,  338) ESED




    )

14 Ekim 2024 Pazartesi

 Tevbe 28:

  •  Ey iman edenler, bilin ki, müşrikler kirlenmiş (نَجَسٌ) kimselerdir. Bu yüzden, bu yıldan sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksul düşmekten kaygı duyuyorsanız, bilin ki, Allah(cc) sizi bolluk ve cömertliği ile zengin kılacaktır. Çünkü Allah(cc) her şeyi bilen ve her hükmünde hikmet sahibi olandır.
    (
    Neces  (“kirli,  pis,  murdar”)  terimi  Kur’an'da  bir  tek  kere  ve  burada  geçmekte  ve münhasıran manevî bir yüklem taşımaktadır (bkz. MenârX,  322 vd.).  Bugün doğu ve merkezî Arabistan'da yaşayan ve modem şehir ve  kasabalardaki Arapların tersine Arapça  deyimleri son derece  aslına uygun bir düzeyde dillerinde yaşatan bede­viler ahlaken düşük,  sadakatsiz ve  güvenilmez kimseleri neces sıfatıyla nitelendirir­ler. Mescid-i Harâm, hiç kuşkusuz aslen Kâbe'dir, ama bir sonraki cümleden de an­laşılacağı  gibi,  dolaylı olarak bütün bir Mekke havalisini  işaret etmektedir.ESED

    )

13 Ekim 2024 Pazar

 Tevbe 27:

  • Ama bütün bunlardan sonra bile, Allah(cc) kendine yönelip tevbe edenin tevbesine karşılık verir. Zira, Allah(cc) çok esirgeyen, gerçek bağışlayıcıdır.

12 Ekim 2024 Cumartesi

 Tevbe 26:

  •  Daha sonra Allah(cc), Resul'une ve müminlere katından bir sukunet indirmiş, görmediğiniz güçlerle sizi takviye etmiş, ve hakkı inkarda direnenleri azaba uğratmıştı. Hakkı inkar edenlerin cezası da böyledir zaten!.

11 Ekim 2024 Cuma

 Tevbe 25:

  • Şu kesindir ki, Allah(cc) size bir çok savaşta yardım etmişti, Huneyn günü de..! O gün sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu size fayda vermemişti. Olanca genişliğine rağmen dünya size dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak düşmana arka çevirip gerisin geriye kaçmıştınız!.

10 Ekim 2024 Perşembe

 Tevbe 24:

  •  De ki:' Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallarınız, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaretiniz, hoşlandığınız konutlar, size Allah(cc)'tan ve Elçi'sinden ve Allah(cc) yolunda üstün çaba göstermekten daha sevimli geliyorsa, o zaman Allah(cc) buyruğu gerçekleşinceye kadar bekleyin!. Ve bilin ki, Allah(cc) fasık topluma hidayet etmez'.

 Tevbe 23:

  • Ey iman edenler, hakkın inkarı eğer gönüllerinde imandan daha çok yer tutuyorsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost ve yakın bilmeyin!. Çünkü içinizden kim onlarla dostluk kurarsa, bilin ki , onlar zalimlerin ta kendileridir.

9 Ekim 2024 Çarşamba

 Tevbe 20-22:

  •   İman edip de hicret edenler ve Allah(cc) yolunda mallarıyla ve canlarıyla üstün çaba gösterenler, rütbe bakımından Allah(cc) katında daha üstündür. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz ki, Allah(cc) katında büyük mükafat vardır.

8 Ekim 2024 Salı

 Tevbe 19:

  • Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haramı onarıp gözetmeyi, Allah(cc)'a ve Ahiret Günü'ne inanıp, Allah(cc) yolunda üstün çaba göstermekle bir mi tutuyorsunuz? Allah(cc) katında bunlar eşit değildir!. Allah(cc), zulmeden bir topluluğa asla hidayet nasip etmez!.
    (
    ..haricî tezahürleriyle sadece  birtakım biçim ve kalıplara indirgenebilen yapıp-etmelere  kıyasla Allah'a  inanmanın ve  O'nun yolunda  cihad edip  ça­ba sarfetmenin daha üstün ve  önemli olduğu,  kısacası Allah'a karşı gerçek ve yü­rekten bağlılık ve teslimiyetin, törensel  eylemlerden önce  geldiği  hususudur. ESED

    )

7 Ekim 2024 Pazartesi

 Tevbe 18:

  •  Allah(cc)'ın mescidlerini ziyaret veya onarıp gözetmek, ancak Allah(cc)'a ve Ahiret gününe inanan, salatı ikame edip zekatı da yerine getiren ve Allah(cc)'tan başka kimseden korkup çekinmeyen kimselere nasip olur. Ve dolayısıyla, ancak böyleleri doğru yolda yürüyenler arasında olmayı umabilir.
    (
    Bir önceki ayet gibi, burada da vurgulanan, Allah(cc)'ın dinine hizmet, yardım ve onu ayakta tutmak, sadece gerçek mümin olup, Kuran'a sıkı sıkı bağlı ve takip eden, kendini geliştiren ve Allah(cc)'tan başkasından korkmayanlara nasiptir.
    )

6 Ekim 2024 Pazar

 Tevbe 17:

  •  Hakkı inkarlarına bizzat kendileri, tutum ve davranışları ile şahitlik edip dururken, Allah(cc)'ın mescidlerini ziyaret veya onarıp gözetmek müşriklerin yapacağı iş değil!. Onların bütün yaptıkları boşa gidecek kimselerdir. Cehennem ateşinde de kalıcıdırlar!.
    (
    Burada çeviriyi sadece Allah(cc)'ın mescidlerini ziyaret noktasına çekmek pek doğru değil gibi, esas vurgulanan konu, Allah(cc)'ın dinine hizmet, yardım ve onu ayakta tutmak!. Ancak böyle o mescidler imar olur! Yoksa içinde gerçek müminlerin olmadığı ve ibadet etmediği,  ama mükemmel imar edilmiş bir binanın pek anlamı yok gibi!
    )

5 Ekim 2024 Cumartesi

 Tevbe 16:

  • Yoksa siz, Allah(cc)'ın aranızdan, Allah(cc), O'nun peygamberi ve müminler dışında başka hiç bir kimseden bir yardım gözetmeksizin, O'nun yolunda her türlü çabayı gösterenleri ortaya çıkarmadan sizleri öylece bırakıvereceğini mi zannediyorsunuz? Oysa, Allah(cc) yaptığınız her şeyden haberdardır. 

4 Ekim 2024 Cuma

 Tevbe 14-15:

  • Onlarla savaşın ki, Allah(cc) sizin elinizle onları cezalandırsın, hor ve hakir kılsın, onlara karşı size yardım edip müminlerin gönüllerine ferahlık versin ve kalplerindeki öfkeyi dindirsin. (Sizinle mücadele eden müşrikler için de) Allah(cc) dilediğine (ve hak edene) merhametle yönelir ve bağışlar. Zira, Allah(cc) her şeyi bilendir, ve her hükmünde hikmet sahibidir.

3 Ekim 2024 Perşembe

 Tevbe 13:

  •  Ahidlerini ve yeminlerini bozup, Peygamberi vatanından sürmeye teşebbüs eden bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Halbuki savaşı ilk başlatan da onlar olmuştu. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz , asıl çekinmeniz gereken Allah(cc)'tır.

2 Ekim 2024 Çarşamba

 Tevbe 12:

  •  Fakat anlaşma yaptıktan sonra sözlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, işte o zaman küfrün öncü timsalleri ile mücadele edin. Çünkü sözü/sebatı olmayan bu kişiler, hainliklerine belki bu sebeple son verirler.

1 Ekim 2024 Salı

 Tevbe 11:

  •  Fakat onlar tevbe eder, salatı ikame eder zekatı da yerine getirirse ( وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ ), artık onlar sizin din kardeşleriniz sayılır. İşte bilmek öğrenmek isteyen bir toplum için ayetlerimizi böyle açık ve ayrıntılı olarak  açıklıyoruz.
    (
    Salatı ikame etmek ve zekatı yerine getirmek ile ilgili bakınız..
    )

30 Eylül 2024 Pazartesi

 Tevbe 10:

  •  Müminlere karşı ne ahit, ne yemin ne de bir hukuk gözetirler. İşte böyleleri, haddi aşanların ta kendileridir.

 Tevbe 9:

  • Allah(cc)'ın ayetlerini az bir menfaate değiştirdiler ve O'nun yoluna engel oldular. Gerçekten yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!.

29 Eylül 2024 Pazar

 Sabah duasi : 55. Ey merhameti sonsuz Rabbimiz! Bizim ve cihanın dört bir bucağındaki bütün kullarının sinelerini imana ve İslâm’a açmanı; hakikat ile aramıza giren bütün perdeleri de kaldırmanı diliyoruz. Rabbimiz! Şayet, Senin bu masum kullarına düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların hakkı, hakikati tanıyıp hidayete ermelerini murad buyuruyorsan, onları en kısa zamanda sırat-ı müstakîme ulaştır; kalblerini iman ve İslâm istikametinde yumuşat ve hem bizi hem de onları razı ve hoşnut olduğun amelleri işlemeye muvaffak eyle! Ey kudreti sonsuz ulu Rabbimiz! Yüce dinini bugün de bir kere daha yücelt.. müslümanları nusretinle te’yîd buyur.. bizim ve inanan kardeşlerimizin mağlubiyeti için gayret gösterenleri, bu menfur isteklerinde fiyaskoya uğrat.. boyunlarındaki tasmayı, ayaklarındaki prangayı kulluklarının en büyük alâmeti sayan bu âciz ve fakir kullarını, kardeşlerimizi ve arkadaşlarımızı da azîz kıl ve tutup kaldır!

28 Eylül 2024 Cumartesi

 Tevbe 8:

  •  Nasıl olabilir ki, Eğer onlar size karşı galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir ahit ne bir andlaşma gözetirlerdi. Onlar sözleriyle sizi hoş tutmaya çalışırlar, halbuki kalplerinde başka bir şey var. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış fasıklardır.

27 Eylül 2024 Cuma

 Tevbe 7:

  •  Sizin Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptığınız kimseler dışında, müşriklerin Allah(cc) ve O'nun Elçi'siyle bir andlaşma sağlamaları nasıl mümkün olabilir ki?. Onlar size karşı dürüst kaldıkları sürece, size de onlara karşı dürüst olun!. Unutmayın ki, Allah(cc) sorumluluk bilinci ile davrananları sever.

26 Eylül 2024 Perşembe

 Tevbe 6:

  •  Ve müşriklerden biri senden sığınma isterse, ona sığınak ol, ve onu koruma altına al, bakarsın Allah(cc)'ın sözünü işitip anlar. Sonunda onu kendini güvende hissedebileceği bir yere bırak. Böyle davran, çünkü onlar hakikati bilmeyen bir topluluktur.

25 Eylül 2024 Çarşamba

 Tevbe 5:

  •  Haram aylar bitince, (antlaşmaya ihanet eden ve sizinle savaşan) müşrikleri yakaladığınız yerde katledin, onları yakalayın, hapse atın, ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tövbe eder, salati ikame eder zekatı da yerine getirirse (وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ), serbest bırakın gitsinler. Unutmayın ki, Allah(cc) bağışlayan, merhamet edendir.
    (
    Bir çok çeviride, müminlerin kendileriyle savaşta olduğu ve antlaşmaya ihanet eden müşriklerin tevbe edip, namaz kılıp zekat verirlerse serbest bırakılmaları şeklinde çeviriler yapılmıştır, salatı ikame ve zekatı yerine getirme hep bu çerçevede çevrilmiştir. Müşrik, inanmadığı şeye neden ibadet etsin, konumuz müşrik! müşrik yaptığından pişman olup neden namaz başlasın! Burada belirtilen, eğer müşrik yaptığından pişman olup, Kuranın temel kaidelerine inanıp, riayet edip onları takip ederse (وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ) ve kendisini geliştirme yönünde hamlelerde (وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ) bulunursa, onun gerçekten eski halinden döndüğü anlaşılır.


    The terms "establish prayer" (Salat) and "give zakah" (Zakat) in the context of verse 5 of Surah At-Tawbah (9:5) have specific implications when applied to polytheists. Here's a more nuanced explanation:
    1. **Establish Prayer (Salat)**: In the context of this verse, "establishing prayer" does not necessarily mean that the polytheists are expected to immediately become Muslims and perform the Islamic ritual prayers. Instead, it can be interpreted as a metaphorical or broader sense of submitting to God and adopting a lifestyle that acknowledges and worships the one true God. This could involve a sincere intention to turn away from polytheism and towards monotheism.
    2. **Give Zakat**: Similarly, "giving zakah" does not strictly refer to the Islamic obligatory charity as practiced by Muslims. In a broader sense, it can mean engaging in charitable acts and supporting the needy, which are universal virtues recognized in many religious and ethical systems. This could be seen as a sign of their sincere repentance and commitment to righteousness. MISTRAL LARGE2

    )

24 Eylül 2024 Salı

 Tevbe 4:

  •  Ne var ki, müşriklerden kendileriyle antlaşma yaptığınız ve daha sonra bu antlaşmayı her hangi bir şekilde ihlal etmeyen ve sizin hasımlarınızdan hiçbiriyle herhangi bir şekilde dayanışmaya girmeyenler bunun dışındadır. Artık onlarla olan antlaşmanıza süresi dolasıya kadar riayet edin. Unutmayın ki, Allah(cc) Kendi'sine karşı sorumluluk hissi ile davrananları sever.

23 Eylül 2024 Pazartesi

 Tevbe 3:

  •  Ve yine Allah(cc)'tan ve O'nun Elçi'sinden Büyük Hac günü bütün insanlara yapılmış bir duyurudur ki; Allah(cc)'ın veya O'nun Elçi'sinin müşriklerle hiç bir bağlantısı yoktur. Durum böyleyken eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha iyidir, yok eğer bu fırsatı da kaçırıp geri durursanız, unutmayın ki, Allah(cc)'tan kaçamassınız. Nitekim, inkarda ısrarcı olanları acı bir azapla müjdele!.

22 Eylül 2024 Pazar

 Tevbe 1-2:

  •   Allah(cc) ve Elçisinden kendisiyle antlaşma yaptığınız  müşriklere bir ihtardır; yeryüzünde dört ay daha rahatça dolaşın, ama şunu iyi bilin ki, Allah(cc)'ı aciz bırakamassınız. Ve yine bilin ki, Allah(cc) hakikatı inkarda ısrarcı olanları  er geç utanç içinde bırakacaktır.

21 Eylül 2024 Cumartesi

  Tevbe suresi
(diyanet çevirisi)

  •  

        Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır: 1
    Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir. 2
    Hacc-ı ekber gününde , Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! 3
    Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. 4
    Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. 5
    Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. 6
    Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. 7
    Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir. 8
    Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür! 9
    Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir. 10
    Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. 11
    Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler. 12
    Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü’minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha lâyıktır. 13 (14-15)
    Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 14 (14-15)
    Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 15
    Yoksa; Allah içinizden, Allah’tan, Resûlünden ve mü’minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. 16
    Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. 17
    Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. 18
    Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlim topluluğu doğru yola erdirmez. 19
    İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. 20
    Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir. 21
    Onlar orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir mükâfat vardır. 22
    Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir. 23
    De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” 24
    Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız. 25
    Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır. 26
    Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 27
    Ey iman edenler! Allah´a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 28
    Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. 29
    Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! 30
    (Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır. 31
    Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz. 32
    O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir. 33
    Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele. 34
    O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve, “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!” denilecek. 35
    Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. 36
    Haram ayları ertelemek , ancak inkârda daha da ileri gitmektir ki bununla inkâr edenler saptırılır. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kılmak için haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah, inkârcı toplumu doğru yola iletmez. 37
    Ey iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir. 38
    Eğer Allah, yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elem dolu bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. 39
    Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. 40
    Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. 41
    Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. 42
    Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin? 43
    Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir. 44
    Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler. 45
    Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, “Oturun, oturan âcizlerle beraber” denildi. 46
    Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. 47
    Andolsun, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri hâlde, Allah’ın dini galip geldi. 48
    Onlardan “Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme” diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır. 49
    Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musîbet gelirse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevinerek dönüp giderler. 50
    De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a güvensinler.” 51
    De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.” 52
    Yine de ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz.” 53
    Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Resûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur. 54
    Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah, bununla ancak onlara dünya hayatında azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor. 55
    Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur. 56
    Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı. 57
    İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar. 58
    Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup, “Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resûlü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet eder (O’nun ihsanını ister)iz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu. 59
    Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 60
    Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.” 61
    Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mü’min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resûlü’nü razı etmeleri daha önceliklidir. 62
    Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. 63
    Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.” 64
    Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” 65
    Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. 66
    Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. 67
    Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini va’detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır. 68
    (Ey münafıklar!), siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi, siz de (dünya zevkine) daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. 69
    Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin; İbrahim’in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı. 70
    Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. 71
    Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır. 72
    Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası! 73
    Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. 74
    İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır. 75
    Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. 76
    Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu. 77
    Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi? 78
    Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. 79
    Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez. 80
    Allah’ın Resûlüne karşı gelerek (sefere çıkmayıp) geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmek hoşlarına gitmedi ve “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Keşke anlasalardı. 81
    Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar. 82
    Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun.” 83
    Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler. 84
    Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah, bunlarla ancak, dünyada kendilerine azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını istiyor. 85
    “Allah’a iman edin ve Resûlü ile birlikte cihat edin” diye bir sûre indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve “Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım” dediler. 86
    Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar. 87
    Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. 88
    Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. 89
    Bedevîlerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resûlüne yalan söyleyenler ise (mazeret bile belirtmeden) oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir. 90
    Allah’a ve Resûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 91
    Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye sana geldikleri zaman, senin, “Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum” dediğin; bu uğurda harcayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de bir sorumluluk yoktur. 92
    Sorumluluk ancak, zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar, geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar bilmezler. 93
    Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah da Resûlü de görecek. Sonra hepiniz, gaybı da görülen âlemi de bilene döndürüleceksiniz de yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verecek.” 94
    Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir. 95
    Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz. 96
    Bedevîler inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 97
    Bedevîlerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belâlar gelmesini beklerler. Kötü belâlar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. 98
    Bedevîlerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 99
    İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. 100
    Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. 101
    Diğer bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 102
    Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. 103
    Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi? 104
    De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” 105
    (Sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder ya da tövbelerini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 106
    Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar. 107
    Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. 108
    Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. 109
    Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 110
    Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır. 111
    Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar , rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. 112
    Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere. 113
    İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. 114
    Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 115
    Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. 116
    Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir. 117
    Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir. 118
    Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. 119
    Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Resûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükâfatını elbette zayi etmez. 120
    Allah yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah’ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükâfatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın. 121
    (Ne var ki) mü’minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar. 122
    Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. 123
    Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler. 124
    Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir. 125
    Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar. 126
    Bir sûre indirildi mi, “Sizi bir kimse görüyor mu?” diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir. 127
    Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. 128
    Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” 129