Tevbe 61-62:
- (Yine o münafıklardan) kimileri :' O her şeye kulak veriyor (inanıyor)' diyerek peygamberi inciltiyorlar. De ki.' O hakkınızda hep iyi şeylere kulak veren biridir. Allah(cc)'a iman eder, müminlere inanıp güvenir. O içinizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah(cc) resulunu incitenler için acıklı bir azap vardır'. (Münafıklar) sizin hoşnutluğunuzu kazanmak ve kendilerini kabullendirmek için Allah(cc)'a yemin ederler. Oysa, onlar mümin olsalardı, Allah(cc)'ın (أَن يُرْضُوهُ) ve dolayısıyla Resul'unun de hoşnutluğunu kazanmayı daha gerekli görürlerdi.
(
Lafzen, “Oysa, onların hoşnutluğunu aramalarına en layık olan Allah ve O'nun Elçisi'dir.” Çoğu müfessirin (ve en özlü bir biçimde de M enâr X, 607 vd.'da Re- şid Rıza'nın) belirttiği gibi yukarıdaki ifade Allah ile O'nun Rasûlü arasında asla bir eşdeğerlik ya da yanyanalık dile getirmez. En-yurzûhu ( ‘O'nun hoşnutluğunu aramaları”) cümleciğinde, (hum â) değil de (hû) yani, üçüncü tekil şahıs zamiri kullanılması da bunu göstermektedir. Bununla, Kur’an'a has, başka dile kolay çevrilemez kısa ve özlü bir ifade tarzı içinde, insanın bütün çabalarında gü- dülmeye değer en yüce amacın Allah'ın hoşnutluğunu elde etmek olduğu ve inanmış kimsenin Hz. Peygamber'in rehberliğine bağlanmasının da ancak o'nun Allah'ın mesajını ulaştıran kişi olmasından ileri geldiği anlatılmak istenmiştir. Bu konuda karş. “Rasûle uyan, böyle yapmakla Allah'a uymuş olur” (4:80) yahut, “[Ey Peygamber] de ki: “Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun, [böyle yaparsanız] Allah da sizi sevecektir” (3:31).ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder