31 Ocak 2022 Pazartesi

 Rum 41-43:

  •  İnsanların kendi yaptıkları işlerden dolayı karada ve denizde bozulma meydana geldi. Neticede Allah(cc) yaptıklarının kötü sonuçlarının bir kısmını burada tattıracaktır ki, belki ders alır yaptıklarında geri dönerler. De ki:' Yeryüzünde bir dolaşın ve bakın , sizden önce gelmiş/geçmiş toplumların sonu ne olmuş? Onlardan çoğu, Allah(cc)'tan başka varlıklara ilahlık yakıştırmıştı'. Öyleyse, Allah(cc) tarafından takdir edilmiş ve geri çevrilemez o gün gelmeden önce , yönünü doğru ve asıl dine çevir.

30 Ocak 2022 Pazar

 Rum 40:

  •  Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren ve daha sonra da diriltecek olan Allah(cc)'tır. O'na ortak koştuğunuz ortaklardan bunları yapabilecek olan  var mı? Allah(cc) onların ortak koştukları şeylerden mutlak olarak münezzehtir, yücedir.

29 Ocak 2022 Cumartesi

 Rum 39:

  •  Ayrıca, başkalarının mallarında çoğalıp ta size geri dönsün mülahazası ile verdiğiniz (hediye,bağış,borç para ve benzeri) şeyler (zahiren artsa da) Allah(cc) katında hiç bir zaman artmayacaktır. Buna karşılık sadece Allah(cc) rızasını dileyerek karşılıksız verdiğiniz şeyler O'nun tarafından bereketlendirilir. İşte böyle yapanlar Allah(cc) katında ödüllerini kat kat arttıranlardır.

28 Ocak 2022 Cuma

 Rum 38:

  •  Öyleyse, yakınlarınıza, muhtaçlara ve yolda kalmışlara haklarını verin. Bu Allah(cc)'ın rızasını kazanmak isteyenler için en doğrusudur. Çünkü mutluluğa erecekler de onlardır.

 Rum 37:

  •  Onlar, Allah(cc)'ın rızkı dilediğine bol ihsan ettiğini, dilediğine de ölçülü ve idareli verdiğini görmüyorlar mı? Bunda, kuşkusuz inanan insanlar için dersler vardır.

27 Ocak 2022 Perşembe

 Rum 35-36:

  • Yoksa onlara şirk koşmalarını söyleyen bir buyruk mu indirdik? Biz insanlara bir rahmet tattırdığımızda onunla sevinirler. Ama elleriyle işlediklerinden dolayı başlarına bir kötülük gelse o zaman hemen umutsuzluğa kapılıverirler.

26 Ocak 2022 Çarşamba

 Rum 33-34:

  •  Ne zaman insanlara bir kötülük ilişse, hemen Rablerine yalvarıp yakarırlar. Ardından O'nun katından kendilerine bir rahmet tattırılsa, içlerinden bir kısmı Rablerine şirk koşmaya başlar. Sonuçta kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük ederler. Keyif sürün bakalım, yakında görürsünüz gerçeği!.

25 Ocak 2022 Salı

 Rum 31-32:

  • O halde Allah(cc)'a yönelin ve O'na karşı sorumluluk bilincinde olun  ve Kuran ve Kuran' daki söylemleri sıkı sıkıya takib edin (وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ) ve asla başkalarına ilahlık yakıştıranlardan olmayın. Yahut, inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun kendi sahip olduğu ilkelerle övündüğü kimselerden de olmayın.

24 Ocak 2022 Pazartesi

 Rum 30:

  •  Şimdi sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak, yüzünü kararlı bir şekilde hak olan dine çevir, ve Allah(cc)'ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran, ki bu sayede Allah(cc)'ın yaratığında bir bozulma veya çürümeye meydan verilmesin. İşte dosdoğru din budur, ama insanların çoğu bunu bilmezler.
    (
    Fıtrat terimi,  bu bağlamda,  insanın doğru  ile yanlış,  gerçek  ile sahte/düzmece arasında ayrım yapabilmesine ve böylece Allah'ın varlığını ve birliği­ni  kavrayabilmesine  imkan  veren,  doğuştan  edindiği  sezgisel  yeteneği  ifade  eder. Karş. Buhârî ve Müslim'in naklettikleri Hz. Peygamber'in meşhur Hadisi:  “Her çocuk bu  fıtrat üzere  yaratılır;  onu  daha  sonra  anne-babası  ‘Yahudi’,  ‘Hristiyan’  veya  ‘Mecusi’  yapar.”  Hz.  Peygamber döneminin  en  iyi  bilinen  bu  üç  dinî  sistemi,  böylece, tanım gereği,  insanın içgüdüsel olarak Allah'ı tanıması ve O'na teslim olmasında (.İs­lâm)  somutlaşan bu  “fıtrat”  ile  bir  çatışma  içinde  görülmüşlerdir  (“anne-baba”  teri­mi,  burada,  geniş  anlamda  “sosyal faktörler ve etkiler”i veya  “çevre”yi ifade eder). ESED

    Fıtrat:  "içinde  gizleneni  ortaya  çıkarmak  için  yarıp  açmak,  yaratmak,   meydana  getir­mek"  mânalarına  gelen  fatr kökünden  türetil­miş isimdir.  "Damağı yardığı" için devenin azı dişinin   çıkması   da   böyle   ifade   edilir.   Ebu   Ubeyde    ve    Ferra    fıtratallah'ı    sıbğatallah    (94/Bakara:  138)  ile açıklar.  Buna  göre Allah'ın insanı  üzerinde yarattığı fıtrat,  yaratılıştan  her  insanın  özüne  yerleştirilen  iyiye,  doğruya  ve  hakikate  olan  eğilimdir.  İnsan  bir  amaç  için  yaratılmıştır.   Bu   amaç   yeryüzünde   hayatın   tevhit ve adalet  ekseninde inşasıdır.  Kur'an  in­sana bu misyonundan dolayı "halife"  adını ve­rir.  Fıtrat,  insanın  yaratılış  amacını  gerçekleş­tirecek donanıma ve altyapıya  sahip olmasıdır. "O  her  şeye  yaratılıştan  en  güzel  olma,  kema­lini  bulma  (yeteneği)  vermiştir"  (57/Secde:  7)  âyeti  bunu  ifade  eder.  "Allah'ın  boyası"  işte  budur  (Bkz:  94/Bakara:  138).  Bu boyayı üzerine sürülen  bir  başka  boyayla  değiştirmek,  sadece  fıtratın  üzerinin  örtülmesine   değil,   aynı  za­manda   onun   üzerine   inşa   edilecek   inancın   amacından  sapmasına  da yol  açar.  MI


    )

23 Ocak 2022 Pazar

 Rum 29:

  •  Maalesef, zulmedenler bilinçsizce kendi arzu ve heveslerinin peşinde gidenlerdir. Allah(cc)'ın (kendi inaçlarından dolayı) sapık saydığı bu kimseleri kim doğru yola iletebilir?  Onlara yardım edecek birileri de yoktur.
    (
    That is, "When a person neither thinks on the right lines himself, nor is prepared to listen to a well-wisher, his intellect comes under the curse of Allah. After this everything that can help reasonable person to reach the Truth, only helps this stubborn and ignorant person to be involved more and more deeply in further deviation and error. This is what has been conveyed in the word "leading astray". When a truth-loving person invokes Allah for the grace of guidance, Allah creates for him maximum means of the guidance according to the sincerity of his invocation. And when a strayed person insists on his deviation, Allah creates for him the means which mislead him further and further away from the Truth."ET

    )

22 Ocak 2022 Cumartesi

 Rum 28:

  •  O , size kendinizden örnek veriyor: Otoriteniz altında olan kimseleri, size nasip ettiğimiz servet üzerinde söz sahibi görüp, onlarla otoritenizi eşit şekilde paylaşır, size denk olanlardan çekindiğiniz gibi onlardan da çekinir misiniz? İşte Biz, akleden bir topluma ayetlerimizi bu şekilde açıklarız.

21 Ocak 2022 Cuma

 Rum 26-27:

  •  Göklerde ve yerde olan her şey O'na aittir ve herşey O'nun iradesine tabidir. Yoktan var eden, ve sonra onu tekrar vücuda getiren O'dur. Bu O'nun için çok kolaydır. Zira göklerde ve yerde olan en güzel nitelikler O'na mahsustur ve yanlız O, kudret ve hikmet sahibidir.

20 Ocak 2022 Perşembe

 Rum 25:

  •  Göklerin ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması da yine O'nun mucizevi işaretlerindendir.
    En sonunda O size yerden kalkmanız için bir kez seslenecek ve bunun üzerine siz de (hesap vermek için) hemen ortaya çıkacaksınız.

 

 Rum 24:

  •  Korku ve umut kaynağı olarak size şimşeği göstermesi ve gökten su indirerek ölümden sonra toprağı diriltmesi yine O'nun mucizevi işaretlerindendir. Aklını kullanan kimseler için bunda çok dersler vardır.

19 Ocak 2022 Çarşamba

 Rum 23:

  •  Geceleyin veya gündüzün uyumanız ve  O'nun lütfundan (gece veya gündüz)  rızkınızı aramanız da,  O'nun mucizevi işaretlerindendir. Şüphesiz bunda dinleyip kulak veren kimseler için de dersler vardır.
    (
    "To seek bounty" is to seek the livelihood. Though man generally sleeps at night and works for his living in the day, this is not a law. Many people also sleep in the day and work for their livelihood at night. That is why the night and the day both have been mentioned and it has been said: "In both day and nights you sleep as well as work for your livelihood. "

    This also is a Sign which points to the design of the Wise Creator: Furthermore, it also points to the fact that He is not merely a Creator but also extremely Compassionate and Merciful to His creations, and is more anxious than the creation to meet its needs and requirements. Man cannot constantly labor but needs to have a rest of a few hours after every few hours of hard work so as to rebuild energy to take up work again. For this purpose, the Wise and Merciful Creator has not rested content with creating a feeling of fatigue and a desire for rest in man, but has placed in his nature a powerful urge for the "sleep", which without his will, even in spite of resistance from him, overpowers him automatically after every few hours of work and wakefulness, and compels him to have a few hours of rest, and leaves him as soon as the need has been fulfilled. Man has so far been unable to understand the nature and real causes of the sleep. This is something wholly innate, which has been placed in the nature and structure of man. Its being` precisely according to the requirements of man is enough to testify that it is not anything accidental, but has been provided by a Wise Being in accordance with a purpose and plan. It is based on a clear wisdom and reason and purposefulness. Moreover, the sleep itself testifies that the One Who has placed this compulsive urge in man is a greater well wisher of man than man himself, otherwise man would have deliberately resisted the sleep and endeavored to keep constantly awake and worked continuously hard and thus exhaust not only his work-power but also his vital powers.

    Then, by using the word "seeking Allah's bounty" for the seeking of livelihood, allusion has been made to another series of the Signs. How could have man sought and found his `livelihood if the innumerable and unlimited forces of the earth and heavens had not been put to work to provide means of the livelihood and supply countless resources for man to seek it in the earth? Not only this. Man could not have exploited these means and resources had he not been given appropriate limbs and suitable physical and mental capabilities for the purpose. Thus the ability in man to seek the livelihood and the presence of the resources of the livelihood outside of him, clearly indicate the existence of a Merciful and Beneficent God. An intellect which is not sick can never presume that all this has happened by chance, or is the manifestation of the godhead of many gods, or some merciless, blind force is responsible for these bounties and blessings.   ET

    )

 Rum 22:

  •  Yine göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da, O'nun mucizevi işaretlerindendir. Şüphesiz ki, bunda anlama ve kavrama yetenegine sahip olanlar için dersler vardır.

18 Ocak 2022 Salı

 Rum 21:

  •  Yine sizin için kendileri ile huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet oluşturması da, O'nun mucizevi işaretlerindendir. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen toplumlar için çıkaracak çok ders vardır.

17 Ocak 2022 Pazartesi

 Rum 19-20:

  •  O, ölüden diriyi , diriden de ölüyü çıkarandır. Toprağı öldükten sonra tekrar canlandıran da O'dur. İşte siz de böyle (ölümden sonra) tekrar diriltileceksiniz. Size topraktan yaratması, O'nun mucizelerinden biridir. Sonra da, siz çoğalan ve her tarafa yayılan bir insan nesli oldunuz.

16 Ocak 2022 Pazar

 Rum 17-18:

  •  O halde siz, akşam,sabah, ögleden önce veya öğleden sonra,göklerde ve yerde her türlü övgünün O'na ait olduğunu görerek, günün her saati bütün enerjinizi Allah(cc)'ın sizin olmanızı istediği şekilde olabilmek için harcayın (فَسُبْحَانَ اللَّهِ).
    (
    S-B-H س ب ح
    سَبْحٌ “ ” (sabh): to swim.
    سَبحََ باِلنہَّْرِ “ ” (sabaha bin nahari), “ فِی النَّہْرِ سَبْح اً ” (fi nahari sabhan), “ً سَباَحَۃ ” (sabaha): he swam in a canal.
    اَسْبَحَہٗ فِی الْمَاءِ “ ” (asbahu fil maa): made him swim in water.
    الَسَّابحَِاتُ “ ” (as-sabihaat): boats.
    الَسَّوَابحِ“ ” (as-sawabih): horses while running very fast move their limbs like a fast swimming action.
    الَسبَّاَّحُ “ ” (as-sabbbah): a good swimmer, on a same pattern also used for a fast horse or a fast camel {T}.
    سَبْحٌ “ ” (sabh): to venture far and wide in the quest for earning a living {T}.
    الَسبَّحُْ “ ” (as-sabh) also means to experience travel through various lands {Latif-ul-lugha}.
    Ibn Faris has said that it means a kind of pursuit , thus “ سَبْحٌ ” (sabh) means to strive very hard with utmost effort to achieve a goal, to strive with the maximum strength, to make sustained and continuous effort.
    Taj-ul-Uroos has described a dream of Ibn Shameel in which he saw a person who was explaining the meaning of “ سُبحَْانَ لله ” (subhan Allah). He was explaining through the example of a horse which is going at a maximum speed like a fast swimmer. This means “ سُبحَْانَ لله ” (subhan Allah) to direct all efforts towards Allah as explained in the Quran and to remain steadfast in following the values {T}.
    Raghib has also said that “ سَبْحٌا ” (sabha) means to go very fast in water or through air. Later it was allegorically used for the stars in the sky.
    الَسَّبيِْحٌ “ ” (as-sabih) means to make haste in Allah’s obedience, but with passage of time the meaning expanded and was also used for spoken or practical worship {R}. Till this day “ٌ سُبحَْۃ ” (subh) means beads of a rosary. Although this is not common among the Arabs, since rosaries were used by Christians in their worship, something they probably borrowed from Buddhists.
    ..
    In a human society, the struggle against the opposing forces which obstruct the programme of subsistence is also called “ ذکر ” (zikr) and “ تَسْبِيْحٌ ” (tasbeeh). When Musa (PBUH) was directed to the Pharaoh, he too used these terms to define and explain his mission (20:34).
    The system which Quran proposes for the believers places great importance on “ صلوٰة ” (salaah), which includes gathering for the prayer. These gatherings are physical manifestations of the group’s acceptance of guidance from Allah. This is a manifestation in the form of “ رکوع ” (ruku) and “ سجود ” (sajud) which are translated to bowing and genuflecting. While doing this bowing and genuflecting, a believer agrees to follow and live according to Allah’s laws and to spend his lifetime in implementing those laws in the society where he lives. The words in which this agreement is made are also termed as the “ ”تَسْ بِيْحٌ
    (tasbeeh) of Allah. Obviously if a person only says so but fails practically follow it , then these utterances are mere rituals. The movements in salaah are the manifestations of one’s motive to follow the guidance as explained in the Quran. If these gatherings are not followed through any actions and these become an end it then nothing positive will emerge in the real life. It is evident that by simply enumerating the attributes of Allah and by counting the beads of a rosary are not the actions the Quran has directed us to do. These rituals can never produce any results and result in waste of precious human time.
    تَسْبِيْحٌ “ ” (tasbeeh), according to the Quran means to fully observe the laws of Allah by directing all efforts employing all resources to achieve desired results.ELQ

    )

15 Ocak 2022 Cumartesi

 Rum 15-16:

  •  Nitekim iman edip salih amel işleyenler mutluluk ve esenlik yurdu cennette ağırlanacaklar, hakikatı reddedip mesajlarımızı yalanlayanlar da azabın içine atılarak yaptıkları ile yüzleşeceklerdir.
    (
    One thing here is noteworthy. "Good works" have been mentioned as a necessary adjunct of the "faith", which will earn one the blissful Garden, but no mention has been made of the "evil acts" while mentioning the evil end of "disbelief . This clearly indicates that disbelief by itself is enough to mar the destiny of a person, whether it is accompanied by the evil act or not. ET
    )

14 Ocak 2022 Cuma

 Rum 11-14:

  •  (İnsanı) yoktan var eden Allah(cc), sonra ona yeniden can verecektir ve sonra hepiniz O'na döndürüleceksiniz. O saat gelip çattığında, günaha batıp gidenler tüm umutlarını yitireceklerdir. Çünkü Allah(cc)'a ortak koştukları varlıkların hiçbirinden bir yardım göremeyecekler, çünkü o zaman kendileri o eski müşrik kuruntularından vazgeçeceklerdir. Ve o Kıyamet günü herkesin no olduğu ortaya çıkacaktır.

13 Ocak 2022 Perşembe

 Rum 9-10:

  • Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelmiş/geçmiş topluluklarının sonları nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı, dünyayı onlardan daha iyi imar etmişlerdi, onlara da peygamberleri hakikatı bütün kanıtları ile getirmişti. (ama neticede hakikatı reddedip yok edildiklerinde) Allah(cc) onlara zulmetmedi, ama onlar kendi kendilerine zulmettiler. Nihayetinde sonuç şudur: Allah(cc)'ın mesajlarını yalanlayarak ve onları alaya alıp eğlenerek kötülük işleyenlerin sonu hüsrandır.
    (
    This is an historical argument for the Hereafter. It means this: "The Hereafter has not been denied only by a couple of the people in the world, but a large number of them have been involved in this disbelief in human history. Even there have been entire nations which either denied it altogether or lived heedless of it, or invented such false beliefs about life-after-death as rendered the concept of the Hereafter meaningless. Then the continuous experience of history reveals that in whatever form the Hereafter has been denied, its inevitable result has been that the people became corrupted morally, they lived irresponsible lives they transgressed all limits of tyranny and wickedness, which became the cause of the destruction of one nation after the other. Does not this experience of thousands of years of history, which has been faced by human generations successively, prove that the Hereafter is a reality whose denial is fatal to man? Man has come to believe in gravitation only because he has always experienced and seen material things falling to the ground. He has recognized poison to be poison only because whoever took poison died. Similarly, when the denial of the Hereafter has always Ied to the corruption of morals for man, is not this experience enough to teach the lesson that the Hereafter is a reality, and to live one's life heedless of it is dangerous? ET
     

    )

12 Ocak 2022 Çarşamba

 Rum 6-8:

  •  Bu Allah(cc)'ın verdiği sözdür ve Allah(cc) verdiği sözden dönmez. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
    Onlar dünya hayatının görünen kısmını bilirler, onlar ahiretten gafildirler.
    Onlar kendi içlerinde hiç muhasebe yapmazlar mı? Allah(cc), gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan herşeyi bir amaç ve anlam dahilinde, ve (kendi belirlediği) bir vadeye kadar yaratmıştır. Fakat çoğu kimse hala Allah(cc)'a kavuşacaklarını inkar ediyorlar.

11 Ocak 2022 Salı

 Rum 2-5:

  • Rumlar (Bizanslılar) yenilgiye uğradılar, üstelik yakın bir yerde, ama bu yenilgiye rağmen üstünlük sağlayacaklar, hem de bir kaç yıl içerisinde. (Çünkü) Karar yetkisi eninde sonunda Allah(cc)'a aittir. İşte o gün müminler , Allah(cc)'ın yardımına sevineceklerdir. Çünkü Allah(cc) dilediğine yardım eder. O kudret ve merhamet sahibidir.
    (
    Yukarıda  sözü  edilen  zaferler  ve  yenilgiler,  Bizanslılar ile Pers İmparatorluğu  arasında yüzyıllar süren savaşın  son dönemleri ile ilgilidir. 7.  yüzyılın başlarında  Persler,  Suriye  ve  Anadolu'nun  bir bölümünü,  “yakın  top­rakları”,  yani  Bizans  İmparatorluğu'nun  merkezine  yakın  yerleri  işgal  etmişlerdi. 6l3'de  Şam'ı,  6l4'de Kudüs'ü  aldılar.  Mısır,  6l5-l6'da  teslim  oldu;  aynı  dönemde İstanbul'u  bile  kuşattılar.  Bu  sûrenin  nazil  olduğu  dönemde  -Miladî  615  veya 6l6'ya tekabül eden,  Hicret'ten yaklaşık yedi yıl önce- Bizans  İmparatorluğu'nun kesin  olarak  parçalanması  yakın  görünüyordu.  Hz.  Peygamber'in  etrafındaki  bir avuç  mümin,  İsevî  olan  ve  kendileri  gibi  Tek  Allah'a  inanan  Bizanslılar'ın  kesin hezimete uğramaları ihtimalinden dolayı ümitsizliğe kapılmışlardı.  Müşrik Kureyşliler  ise  Persler'e  sempati  besliyorlar  ve  onların  üstünlük  sağlamasının,  Tek  İlah fikrine  karşı  muhalefetlerini  güçlendireceğini  ümit  ediyorlardı.  Muhammed  (s), Bizans'ın  “birkaç  yıl  içinde”  galip  geleceğini  haber veren  yukarıdaki  ayeti  tebliğ edince,  Kureyşliler  bunu  istihza  ile  karşıladılar. B id ‘ terimi  (ki  genelde  “birkaç” olarak çevrilir) üç ile on arasındaki herhangi bir sayıyı ifade eder:  nitekim, 622'de -yani,  Kur’an'm  bu  haberinden  6  veya  7  yıl  sonra- durum  Bizanslılar  lehine  de­ğişti.  O  yıl  İmparator Heraklius,  Persler'i Toros dağlarının güneyinde Issus'da ye­nilgiye  uğrattı  ve  ardından  onları  Küçük  Asya'dan  attı.  624'e  kadar  savaşı  Pers topraklarında  sürdürdü  ve  böylece  düşmanı  savunma  yapmak  zorunda  bıraktı. 626 yılının Aralık ayı başlarında ise Pers ordusu Bizanslılar tarafından tam bir boz­guna  uğratıldı.ESED

     Eight years before the Holy Prophet's advent as a Prophet the Byzantine Emperor Maurice was overthrown by Phocus, who captured the throne and became king. Phocus first got the Emperor's five sons executed in front of him, and then got the Emperor also killed and hung their heads in a thoroughfare in Constantinople. A few days after this he had the empress and her three daughters also put to death. The event provided Khusrau Parvez, the Sassanid king of Iran; a good moral excuse to attack Byzantium. For Emperor Maurice had been his benefactor; with his help he had got the throne of Iran. Therefore, he declared that he would avenge his godfather's and his children's murder upon Phocus, the usurper. So, he started war against Byzantium in 603 A. D. and within a few years, putting the Phocus armies to rout in succession, he reached Edessa (modern, Urfa) in Asia Minor, on the one hand, and Aleppo and Antioch in Syria, on the other. When the Byzantine ministers saw that Phocus could not save the country, they sought the African governor's help, who sent his son, Heraclius, to Constantinople with a strong fleet. Phocus was immediately deposed and Heraclius made emperor. He treated Phocus as he had treated Maurice. This happened in 610 A. D., the year the Holy Prophet was appointed to Prophethood.

    The moral excuse for which Khusrau Parvez had started the war was no more valid after the deposition and death of Phocus. Had the object of his war really been to avenge the murder of his ally on Phocus for his cruelty, he would have come to terms with the new Emperor after the death of Phocus. But he continued the war, and gave it the color of a crusade between Zoroastrianism and Christianity. The sympathies of the Christian sects (i. e. Nestorians and Jacobians, etc.) which had been excommunicated by the Roman ecclesiastical authority and tyrannized for years also went with the Magian (Zoroastrian) invaders, and the Jews also joined hands with them; so much so that the number of the Jews who enlisted in Khusrau's army rose up to 26,000.

    Heraclius could not stop this storm. The very first news that he received from the East after ascending the throne was that of the Iranian occupation of Antioch. After this Damascus fell in 613 A. D. Then in 614 A.D. the Iranians occupying Jerusalem played havoc with the Christian world. Ninety thousand Christians were massacred and the Holy Sepulcher was desecrated. The Original Cross on which, according to the Christian belief, Jesus had died was seized and carried to Mada'in. The chief priest Zacharia was taken prisoner and all the important churches of the city were destroyed. How puffed up was Khusrau Parvez at this victory can be judged from the letter that he wrote to Heraclius from Jerusalem. He wrote: "From Khusrau, the greatest of all gods, the master of the whole world: To Heraclius, his most wretched and most stupid servant: You say that you have trust in your Lord. why didn't then your Lord save Jerusalem from me?"

    Within a year after this victory the Iranian armies over-ran Jordan, Palestine and the whole of the Sinai Peninsula, and reached the frontiers of Egypt. In those very days another conflict of a far greater historical consequence was going on in Makkah. The believers in One God, under the leadership of the Prophet Muhammad (may Allah's peace be upon him), were fighting for their existence against the followers of shirk under the command of the chiefs of the Quraish, and the conflict had reached such a stage that in 615 A. D., a substantial number of the Muslims had to leave their homes and take refuge with the Christian kingdom of Habash, which was an ally of the Byzantine Empire. In those days the Sassanid victories against Byzantium were the talk of the town, and the pagans of Makkah were delighted and were taunting the Muslims to the effect: "Look the fire worshipers of Iran are winning victories and the Christian believers in Revelation and Prophethood are being routed everywhere. Likewise, we, the idol worshipers of Arabia, will exterminate you and your religion." ET


    )

 Rum 1:

  •  Elif-Lam-Mim

10 Ocak 2022 Pazartesi

 Rum 1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Elif. Lâm. Mîm.

    2. Rumlar, yenildi.

    3. Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde onlar, Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.

    4. Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır. O gün müminler de Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.

    5. Allah, dilediğine yardım eder,galip kılar. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir.

    6. (Bu) Allah'ın vâdettiğidir. Allah vâdinden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler.

    7. Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler.

    8. Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç düşünmediler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr, etmektedirler.

    9. Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryüzünü kazıp altüst etmişler, onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri, onlara da nice açık deliller getirmişlerdi. Zaten Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler.

    10. Sonunda, Allah'ın âyetlerini yalan sayarak ve onları alaya alarak kötülük yapanların âkıbetleri pek fena oldu.

    11. Allah, ilkin mahlûkunu yaratır, (ölümden) sonra da bunu (yaratmayı), tekrarlar. Sonunda hep O'na döndürüleceksiniz.

    12. Kıyametin kopacağı gün, günahkârlar (ümitsizlik içinde) susacaklardır.

    13. (Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçı çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.

    14. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün (müminlerle inkârcılar) birbirlerinden ayrılacaklardır.

    15. İman edip iyi işler yapanlara gelince, onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar olacaklardır.

    16. İnkâr edenler, âyetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalan sayanlar ise, işte onlar azapla yüzyüze bırakılacaklardır.

    17. Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur.

    18. Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur.

    19. Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor. İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.

    20. Sizi topraktan yaratması, O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra siz, (her tarafa) yayılan insanlar oluverdiniz.

    21. Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.

    22. O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.

    23. Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) aramanız da O'nun (varlığının) delillerindendir. Gerçekten bunda, işiten bir kavim için ibretler vardır.

    24. Yine O'nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için (alınacak) dersler vardır.

    25. Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile durması da O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra sizi topraktan bir çağırdı mı hemen (kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.

    26. Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştir.

    27. İlkin mahlûkunu yaratıp (ölümden) sonra bunu (yaratmayı) tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.

    28. Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz âyetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.

    29. Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce kötü arzularına uydular. Allah'ın saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir? Onlar için herhangi bir yardımcı yoktur.

    30. (Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.

    31. Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.

    32. Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.

    33. İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra Allah, katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk) tattırınca, bakarsınız ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak koşuyorlar.

    34. Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım! Haydi sefa sürün; ama yakında bileceksiniz!

    35. Yoksa onlara bir kesin delil indirdik de, o delil, müşrik olmalarını mı söylüyor?

    36. İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse hemen ümitsizlige düşüverirler.

    37. Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol vermekte, dilediğininkini de daraltmaktadır. Şüphesiz imanlı bir kavim için bunda ibretler vardır.

    38. O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    39. İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.

    40. Allah, (o yüce varlıktır) ki sizi yaratmış, sonra rızıklandırmıştır; sonra O, hayatınızı sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar) diriltecektir. Peki sizin (Allah'a eş tuttuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan birini yapabilecek var mı? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir.

    41. İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.

    42. (Resûlüm!) De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, daha öncekilerin âkıbetleri nice oldu, görün. Onların çoğu müşrik idi.

    43. Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden önce yönünü o gerçek dine çevir! O gün (insanlar) bölük bölük ayrılacaklardır.

    44. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış olurlar.

    45. Zira Allah, iman edip iyi işler yapanlara kendi lütfundan karşılık verecektir. Şüphesiz O, kâfirleri sevmez.

    46. Size rahmetinden tattırsın, emriyle gemiler yüzsün, fazlından (nasibinizi) arayasınız ve şükredesiniz diye (hayat ve bereket) müjdecileri olarak rüzgârları göndermesi de Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir.

    47. Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. (Onları dinlemeyip) günaha dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir. Müminlere yardım etmek de bize düşer.

    48. Allah O'dur ki, rüzgârları gönderir, bunlar da bulutu kaldırır. Derken, Allah onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder; nihayet arasından yağmurun çıktığını görürsün. Allah dilediği kullarına yağmuru nasip edince, onlar seviniverirler.

    49. 0ysa onlar, daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmasından iyice ümitlerini kesmişlerdi.

    50. Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir.

    51. Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu (ekini) sararmış görseler, ardından muhakkak nankörlüğe başlarlar.

    52. (Resûlüm!) Elbette sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o daveti işittiremezsin.

    53. Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip) doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet göstererek âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.

    54. Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlügün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah'tır. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.

    55. Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlardı.

    56. Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: Andolsun ki siz, Allah'ın yazısında (hükmedildiği gibi) yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz.

    57. Artık o gün, zulmedenlerin (beyan edecekleri) mazeretleri fayda vermeyeceği gibi, onlardan Allah'ı hoşnut etmeye çalışmaları da istenmez.

    58. Andolsun ki biz, bu Kur'an'da insanlar için her çeşit misale yer vermişizdir. Şayet onlara bir mucize getirsen inkârcılar kesinlikle şöyle diyeceklerdir: Siz ancak bâtıl şeyler ortaya atmaktasınız.

    59. İşte bilmeyenlerin (hakkı tanımayanların) kalplerini Allah böylece mühürler.

    60. (Resûlüm!) Sen şimdi sabret. Bil ki Allah'ın vâdi gerçektir. (Buna) iyice inanmamış olanlar, sakın seni gevşekliğe sevketmesin!

9 Ocak 2022 Pazar

  --------------------------
Sonuç
  İnşikak   süresi

  •  Hakikatı inkar edenler ve bunda ısrarcı olanlar ne yaparlarsa yapsınlar, kendi sonlarına doğru adım adım ilerliyorlar. O kaçınılmaz sonla karşılaştıklarında ise yok olmak isteyecekler fakat azaptan kurtulamayacaklardır. Fakar iman edip salih amel işleyenlere ise kesintisiz ödüller vardır ve bu Allah(cc)'ın vaadidir. Artık gelinen noktada inanan inanır , inanmayana da yapılacak tek şey kalmıştır; onu şiddetli azapla müjdelemek!

8 Ocak 2022 Cumartesi

 İnşikak 25:

  •  Fakat, iman edip salih amel işleyenlere ise kesintisiz ödüller vardır.

    إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ
    لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

 İnşikak 20-24:

  •  Peki onlara ne oluyor da hala iman etmiyorlar? Dahası, kendilerine Kuran okunduğunda boyun eğip teslim olmuyorlar? Aksine, inkarda ısrarcı olanlar yalanlayıp duruyorlar. Ama, Allah(cc) onların içinde sakladıklarını çok iyi biliyor. Öyleyse, onlara karşılaşacakları şiddetli azabı müjdele!

    فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

7 Ocak 2022 Cuma

 Akşam Duası:

  •  Ey Yüceler yücesi Yüce Rabbim, Bizleri her türlü sınır tanımaz zalimden, münafıktan, kafirden ve onların zulmunden koru. Onlara fırsat verme!

6 Ocak 2022 Perşembe

 İnşikak 16-19:

  •  Hayır! hayır!, Akşamın günbatımı şahit olsun ki, gece ve içinde barındırdıkları ve dolunay haline gelen ay da şahit olsun ki, siz de böyle adım adım (değişerek) sonunuza ilerliyeceksiniz.
    (
    Böylece Allah,  kendi yarattığı evrendeki hiçbir şeyin  durağan  olmadığı  gerçeği­ni  “tanıklığa  çağırmakta”dır.  Çünkü her şey,  sürekli  olarak bir durumdan diğeri­ne,  her durumda görüntüsünü ve şartlarını değiştirerek,  hareket edip durmakta­dır:  Yunan  filozofu  Heraklitus  tarafından  yerinde  olarak panta  rhei  (“her  şey akar/değişir”)  ifadesiyle  tanımlanan bir olgu.
    )

5 Ocak 2022 Çarşamba

 İnşikak 13-15:

  • Halbuki, o vaktiyle kendi yakınları (أَهْلِهِ) (kendi gibi düşünenler) arasında pek keyifli bir hayat sürüyordu. Çünkü hiç bir zaman Allah(cc)'a döneceğini ummuyordu. Evet, öyle!. Fakat, Rabbi onun herşeyini görmekteydi. 
    (
    A-H-L ا ه ل
    Muheet says that this root means “tent” in the Hebrew language. As such it means “the people who live
    under the same tent”. Thereafter, as Raghib says, it began to be used for people of the same race, religion
    or profession, house and city.
    اَهْلُ الرَّجُلِ “ ” (ahlur rajul) is commonly used for a man’s close relatives and family, and is also used for
    ones wife and children. “ اَهْلُ الْبَيْتِ ” (ahlul bait): those who live in the same house.
    Muheet says that it means a lot of things. Then with reference to Abu Hanifa, he says that it basically
    means wife.
    اَهْلِيٌّ “ ” (ahli) is that four-legged pet animal which becomes familiar with the house.
    The Quran does give respect to relationship but the basic criteria for distinguishing people is eeman and
    kufr i.e. trust and denial. Those who are bound within the same system of life, are of the same group or
    party, and are the individuals of the same nation, but those who are outside this bondage are members of
    the other group and as such “others” or strangers.
    If relatives belong to the same group, then their relationship becomes stronger, but if they are not of the
    same group then they do not stay as one’s own. This was the truth which was revealed to Nooh when he
    was told that his son was:
    11:46 O Nooh, he is not one of your group, his acts
    are not virtuous
    يَا نُوحُ إِنَّهُ لَﻴْسَ مِنْ أَهْلِكَ إِنَّهُ عَمَلٌ غَﻴْرُ
    Before this, Nooh was told that his son was not included in the Momin group. As such whether it be
    Ibrahim’s father or Nooh’s son, Lot’s wife or the closest relative of Muhammad, for example his uncle,if they are not bound within the same way of life, then they cannot be considered ahl or family. Such
    people will not be hated but will be treated humanely and justly. The ahl will be members of the group
    which will be the torch bearer of God’s system, His Lordship and which will nurture the human race.

    )

4 Ocak 2022 Salı

 İnşikak 10-12:

  •  Amel defteri kendisine arkasından verilen kimse ise, ısrarla yok olmak için yalvaracak, fakat yakıcı cehennem ateşine atılacakdır.
    (
    Bu,  ilk bakışta,  kötülerin  sicilinin  “sol  eline verileceği”ni belirten 69-23  ile  çeli­şir gibi görünmektedir.  Ama şimdiki ifade ve tasvir,  günahkarın kendi sicilinden duyduğu  dehşeti ve  onu  hiç görmeme dileğini yansıtmaktadır (69:25-26):  başka bir  deyişle, onu görm ek  istememesi,  (sicilinin)  ona,  “arkasından”  verilmesi  ile sembolize  edilmektedir. ESED

    Lafzen:  "arkadan verilen".  Hâkka'da  "solun­dan".  Demek  ki  sağ-sol  tanımları  mecazidir  ve  aslında  soldan  ve  arkadan  vermek  zorluğa  ve  kaybetmişliğe  delalet  eder.  Zımnen:  haki­kate  sırt  dönen karnesini  sırtından alacak.  Al­lah'a  sırtını  dönenlerin  bozuk  sicili  sırtlarına  yapıştırılmış  bir yafta  gibi olacak.  Böylece  ha­kikate  ters  dönerek  ihanet  ettikleri  sırtları  da  kendilerinden  öç  alacak.  Mİ


    )

 İnşikak 7-9:

  •  Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçecek bir hesaba çekilecek ve cennet ehlinin yanına sevinçle dönecektir.

3 Ocak 2022 Pazartesi

 İnşikak 6:

  •  Ey insan!, (ne maksatla olursa olsun) bütün didinip durman sonunda Rabbinde neticelenir ve sen de sonunda O'na kavuşacaksın.

 İnşikak 1-5:

  • Gökyüzü, tabiatı gereği Rabbine boyun eğip, parçalara ayrıldığında, yeryüzü tabiatı gereği Rabbine boyun eğip, içindeki herşeyi dışarı atarak boşaldığında! (Seyredin siz; o zaman neler olacak!)

2 Ocak 2022 Pazar

  İnşikak  1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Gök yarıldığı,

    2. Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman,

    3. Yer dümdüz edildiği,

    4. İçinde bulunanları atıp boşaldığı ,

    5. Ve Rabb'ini dinleyip O'na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır).

    6. Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonunda O'na varacaksın.

    7. Kimin kitabı sağından verilirse,

    8. Kolay bir hesapla hesaba çekilecek;

    9. Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.

    10. Kimin de kitabı arkasından verilirse,

    11. Derhal yok olmayı isteyecek,

    12. Ve alevli ateşe girecektir.

    13. Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı.

    14. O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı.

    15. Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.

    16. Hayır! Şafağa, yemin ederim ki ,

    17. Geceye ve onda basan karanlığa,

    18. Dolunay olmuş aya ,

    19. Ki,siz elbette halden hale geçeceksiniz.

    20. Böyleyken onlar acaba neden iman etmezler?

    21. Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler.

    22. Aksine, kâfirler yalanlıyorlar.

    23. Halbuki Allah onların gizlediği şeyleri çok iyi bilir.

    24. (Resûlüm!) Onlara acı azabı müjdele!

    25. İman edip sâlih amel işleyenler başkadır; onlar için arkası kesilmeyen bir mükâfat vardır.

1 Ocak 2022 Cumartesi

 --------------------------
Sonuç
  İnfitar   süresi

  •  Günü gelip Kıyamet koptuğunda, o günü yalanlayarak sorumsuzca davranarak yoldan sapanların varacağı yer ateştir. Bundan kaçışları yoktur. İster yalanlasınlar, ister inkar etsinler günü Allah(cc) katında belli Kıyamet kopacak ve herkes ne yapıp/ettiğini veya yapmadığını görecek ve ona göre de sonucunu alacaktır. O gün, hüküm tümüyle Allah(cc)'ındır ve hiç kimsenin hiç kimseye de bir faydası yoktur.



    يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْئًا
    وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ