- Kardeşleri:' Bakalım, babasından ona izin almanın yolunu bulup bu işi ayarlamaya çalışacağız' dediler.
Yusuf(as), (kardeşlerinin yardım paylarını tartan ve yükleyen memurlara) dedi ki:' Onların bedel olarak getirdikleri mallarını da yüklerinin arasına saklayıp koyun. Ailelerine döndüklerinde belki bunu farkederler de, bir kez daha gelirler' dedi.
31 Mart 2020 Salı
Yusuf 61-62:
Yusuf 58-60:
- (Bir süre sonra, yaşadıkları yerdeki kıtlıktan bunalan) Yusuf(as)'ın kardeşleri Mısır'a gelip, O'nun huzuruna çıktılar. Yusuf(as) onları tanıdı ise de, kardeşleri O'nu tanımadılar.
Yusuf(as), yüklerini hazırlatıp hayvanlara yükletti ve kendilerine:' Bir dahaki sefere diğer kardeşinizi de getirin. Gördüğünüz gibi ben tam ölçek veriyorum ve verirken bol veriyor, konuklarımı mümkün olan en iyi şekilde ağırlıyorum' dedi ve ekledi:' Ama kardeşinizi de getirmesseniz, bende bir şey beklemeyin ve yanıma da yaklaşmayın'.
(Eski Ahidde Yusuf(as)'ın kardeşlerinin Mısıra gelişi ile ve bir sonraki sefer kardeşlerini getirmeleri meselesi ile ilgili, bir çok tutarsız bilgi de bulunur(Genesis 42,43). Fakat islam müfessirlerinin yorumları daha akla uygundur. En tutarlı yorumlardan biri:
Gelmeyen kardeşlerini istemesi şundan idi: Kıtlık sebebiyle zahire karneye bağlanmıştı, almak için şahsın bulunması gerekiyordu. Diğerleri, baba ve kardeşler için birer hisse isteyince, Hz. Yusuf, bu seferlik verip, yaşlı babayı mâzur sayarak, gelecek defa, o kontenjanı almak için, herkes gibi öbür kardeşin de gelmesinin şart olduğunu bildirmiş olmaktadır.SY)
30 Mart 2020 Pazartesi
Yusuf 56-57:
- Böylece Biz Yusuf(as)'a o ülkede sağlam bir zemin hazırladık ki, istediği yerde yerleşir ve oranın imkan ve iktidarını eline alırdı. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz ama ne yaptığını bilen, akıllıca ve oturaklı bir şekilde davrananların (الْمُحْسِنِينَ) (bu dünyadaki) karşılıklarını da asla zayi etmeyiz. Fakat iman edip Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davrananların(الْمُتَّقِينَ) ahiretteki mükafatı ise çok daha hayırlıdır.
(Bu surenin 36. ayetinde de, hapis arkadaşları, Yusuf(as)'a الْمُحْسِنِينَ diyor, oradaki açıklamaya bakınız.
Burada Yusuf(as)'ın iki tarafı ortaya çıkıyor. Biri hapis arkadaşlarının da yaptığı tesbit üzere, dünyaya bakan tarafı ile, ne yaptığını bilen oturaklı,yerinde davranışlar gösteren kişiliği, diğeri de Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranan kişiliği. Birincisinin karşılığını dünyada da zayi etmeden veriyor, ama ikincisinin mükafatı dünyada verilebilecek kadar basit değil, ki dünyanın Allah(cc) katında bir çöp kadar kıymetinin olmadığını düşündüğümüzde, Allah(cc) da çöpü mükafat olarak vermeyeceğine göre, müttakilerin mükafatını ancak ahirette verecektir.)
Yusuf 54-55:
- Hükümdar:' Onu bana getirin. Kendime dost edineyim' dedi ve (Yusuf(as)'la görüştükten) sonra da:' Bundan böyle yanımızda kendisine güven duyulan biri olarak yüksek bir yerin olacaktır' dedi.
Yusuf(as):' Beni ülkenin hazinelerinin başına getirin. Çünkü ben herbakımdan güvenilir, onları çok iyi koruyacak ve bu işi de çok iyi bilen biriyim' teklifinde bulundu.
29 Mart 2020 Pazar
Yusuf 52-53:
- (Kadınların itirafını duyunca) Yusuf(as):' Bunu istememdeki amaç, (eski efendim olan) azizden habersiz bir hainlik yapmadığımı ve Allah(cc)'ın hainleri hiç bir zaman hedeflerine ulaştırmayacağının bilinmesini istedim' dedi. Ve ekledi:' Tabi, kendi nefsimi de hiç bir zaman temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhameti ile korumasa, nefis, her zaman ısrarla kötülüğü emreder. Gerçekten Rabbim, günahları pek çok bağışlayan ve hususi rahmeti çok bol olandır'.
(Bu iki ayetteki söylenenin, azizin hanımına mı yoksa Yusuf(as)'a mı ait olduğu bir çok müfessir tarafından farklı yorumlanmıştır. Fakat öyle görünüyor ki, kadın Allah(cc)'la ilgili söylenenleri söyleyecek ve bilecek olgunlukta ve anlayışta olmadığını şimdiye kadar göstererek geldi, kocasından habersiz bir şey yapmadığını da söylemiş olsa, pek tutarlı olmaz, çünkü kapıyı kapatıp Yusuf(as)'ı baştan çıkarmak isteyen o!. Bunun yanısıra, yüksek olasılıkla bu sözler Yusuf(as)'a ait ki, O da hiç bir şekilde gizli kapaklı bir iş çevirmediğini herkesin bilmesini istiyor ve Allah(cc)'ın rahmeti ve merhameti olmasa insanın kayabileceğini, kendisinin kaymamasındaki temel sebebin ise Allah(cc)'ın rahmeti ve merhameti olduğunu söyleyerek (fırsatı değerlendirip) kısa bir ders te veriyor.)
Yusuf 50-51:
- (Rüyanın tabiri kendisine anlatılınca) Hükümdar:' Onu bana getirin' dedi. Hükümdarın elçisi kendisini almak üzere hapise gelince, Yusuf(as):' Efendine git ve (önce) o ellerini kesen kadınlar hakkındaki gerçeği ortaya çıkarmasını iste. Çünkü Rabbim onların tuzaklarını/oyunlarını bütün gerçekliği ile biliyor' dedi.
(Bunun üzerine hükümdar kadınları toplayıp) :' Yusuf(as)'ın gönlünü çalmak isterken ne sağlayacağınızı umuyordunuz?(مَا خَطْبُكُنَّ)' diye sordu. Azizin hanımı öne atılarak:' Artık gerçek ortaya çıktı. Onun gönlünü çelmek isteyen bendim. O ise hep sadık ve doğru bir insandı' dedi.
( مَا خَطْبُكُنَّ bu kalıp genelde -> derdin ne? sorunun ne? gibi kullanılır -> what's the trouble?, what's the matter with you? (Hans Wehr 4th edi.) )
28 Mart 2020 Cumartesi
Yusuf 47-49:
- Yusuf(as):' Yedi sene bildiğiniz şekilde ekininizi ekin. Fakat onu hasat ettiğinizde, az bir kısmını yiyip geri kalanını başağında bırakıp depolayın. Sonra bunun peşinden yedi kurak ve çetin yıl geçecek ve bu yedi yıl, tohumluk sakladığınız az miktarda tohum hariç, depoladığınız bütün tahılı bitirecektir. Sonra onun ardından bir yıl gelecek ki; halk bol yağmura kavuşacak, sıkıntılardan kurtulacak ve bol bol meyve sıkıp, hayvanlarını sağacaktır' dedi.
Yusuf 45-46:
- O iki kişiden kurtulanı, onca zaman geçtikten sonra, Yusuf(as)'ı hatırlayıp :' Bu rüyanın tabirini size öğrenirim, fakat bana biraz izin vermeniz lazım( hapishaneye gideyim)' dedi.
Hapishaneye varıp:' Yusuf(as), Ey özü sözü doğru adam!. Şu rüya hakkında bize bir çözüm bildir lütfen; Yedi semiz ineği yiyen yedi zayıf inek ve yedi yeşil başak ile yedi kuru başak ne anlama geliyor olabilir? Ümit ederim ki, isabetli yorumunu ilgili adamlara iletirsem, onlar da doğruyu öğrenir ve kıymetini anlarlar' dedi.
27 Mart 2020 Cuma
Yusuf 43-44:
- Derken, birgün ülkenin hükümdarı, gördüğü rüyayı anlatıp dedi ki:' Ben yedi semiz inek gördüm. Yedi zayıf inek bunları yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ve yedi kuru başak gördüm. Ey efendiler, eğer siz rüya tabirinden anlıyorsanız, bana bir yorumlayın bu rüyayı'.
Onlar:' Bu gördüğünüz karışık düşler. Biz böyle karışık düşlerin yorumunu bilemeyiz' dediler.
Yusuf 41-42:
- Ve sonrasında:' Ey hapis arkadaşlarım. İlk soran arkadaş, efendisine eskiden olduğu gibi yine şarap sunacak, diğer arkadaş ise asılacak ve kuşlar onun başına konup gagalıyacak. Yorumunu istediğiniz konuda hüküm artık kesinleşmiş durumda' dedi. Devamında, kurtulacak olan arkadaşına:' Efendinin yanında (suçsuzluğum konusunda) beni an' dedi. Fakat, şeytan o kişiye bunu unutturdu ve Yusuf(as) bir kaç yıl daha hapiste kaldı.
26 Mart 2020 Perşembe
Yusuf 37-40:
- Yusuf(as):' Daha bugünkü yiyeceğiniz öğününüz önünüze gelmeden size rüyalarınızın tabirini bildiririm. Zira bunlar Rabbimin bana öğrettikleridir. Ama önce şunu belirteyim ki; Ben Allah(cc)'a inanmayan, ahireti de inkar eden bir dine inanan halkın dinini bırakıp, atalarım İbrahim(as), İshak(as) ve Yakup(as)'ın dinine tabi oldum. Allah(cc)'a herhangi bir şeyi şerik saymak bizim için asla doğru olmaz. Bu tevhid inancı, Allah(cc)'ın hem bize hem de insanlara olan ihsanıdır. Ama ne yazık ki, insanların çoğu bu nimete şükretmezler' dedi.
Ve devamında:' Ey hapis arkadaşlarım, bir düşünün, birbirinden farklı birden fazla ilaha inanmak mı daha makbul, yoksa her şeye hakim tek bir Allah(cc)'a inanmak mı?' dedi.
Ve sonra :' Sizin Allah(cc)'tan başka ibadet ettiğiniz ilahlar, sizin ve atalarınızın uydurduğu bir takım boş isimlerden başka bir şey değildir. Allah(cc), onların ilah olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm yetkisi yanlız Allah(cc)'ındır ve O, başkasına değil, yanlız kendisine ibadet edilmesini emretmiştir. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bunu bilmezler' dedi.
Yusuf 36:
- Onunla beraber iki genç daha hapse konmuştu. Bir gün gençlerden biri:' Ben rüyamda şaraplık üzüm sıkarken gördüm' dedi. Diğeri de:' Ben de başımın üstünde ekmek taşıyordum ve kuşlar ondan yiyiyordu' dedi.
'Bu rüyaların yorumlarını yapıver bize. Zira sen ne yaptığını bilen akıllı ve oturaklı birisin(الْمُحْسِنِينَ)' dediler.
(اَلحُْسنُْ “ ” (al-husn): Muheet says that “ حُسنُْ ” (husn), or beauty means for all limbs to be in the right proportion, and generally the word “ حسين ” (haseen), or beautiful, is used for things which are pleasing to the eye due to their balanced proportions. As such “ حُسنٌْ ” (husn) means the right proportion and symmetry, and is the opposite of “ ءٌْ” (so’a) which means unbalanced or bad.
This is why this word has come against “ فسََادٌ ” (fasaad) in 28:77, which means disproportion. Thus, الَْاِحْسَانُ “ ” (al-ehsaan) means to make some proportion right. That is, if in society, there has been a decrease or insufficiency in somebody’s capability or strength, to make up for it is called “ ”احِْسَانٌ (ehsaan). See heading (Ain-D-L) in which “ عَدْلٌ ” (adl) and “ احِْسَانٌ ” (ehsaan) have been discussed in detail.
Raghib says that “ احِْسَا ن ” (ehsaan) is of two types. One is to make up for the deficiencies and correct the balance, and the second to make one’s own character balanced, or to create “ حُسنٌْ ” (husn) in it.
Raghib says that “ عَدْ لٌ ” (adl) is to give whatever you have and take only which is your right. On the other hand “ احِْسَانٌ ” (ehsaan) is to give more than you are required to give and take less than what is you right.
This means that in ehsaan, the purpose is not to focus on what is due, but on creating a balance.LUQ)
25 Mart 2020 Çarşamba
Yusuf 33:
- Yusuf(as):' Ey Rabbim, Benim için hapis, bu kadınların isteklerine boyun eğmekten daha hayırlıdır. Eğer sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmassan, ben o zaman onların ayartmalarına kapılır(أَصْبُ إِلَيْهِنَّ) ve cahilce davranırım' diyerek yalvardı.
( ص ب و temel olarak -> aniden kapılıp gitmek, -> to pour out, to shed, to be poured out, to descend, to trickle down, to embogue, to flow into, to undergo discharge into, to be affected by desire, to love heavily and suddenly.صَبَّ
Ibn Faris says its basic meanings are to attract or be attracted, to make one bow, or to bow self. Another basic meaning is of young attraction, i.e. not to be attracted or pulled towards a thing after due deliberation, but because of childlike emotion.LUQ)
24 Mart 2020 Salı
Yusuf 31:
- Onların bu dedikodularını duyan kadın, onlara haber salıp evine çağırttı. Ve onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırlattı ve her birine birer bıçak tutuşturdu ve o sırada (Yusuf(as)'a) : 'Şimdi çık karşılarına!' dedi. Onu gören kadınlar hayranlıkla dalıp kendi ellerini kestiler ve :' Aman Allahım, bu insan olamaz, olsa olsa pek kıymetli, yüce bir melek bu!' dediler.
Yusuf 30:
- Şehirdeki bir takım kadınlar:' Azizin karısı, uşağını baştan çıkarmaya çalışmış. Tutku kadının yüreğine işlemiş(قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا)!. Doğrusu ona hiç yakıştıramadık, sapıtmış olmalı!' dediler.
( حُبًّا arapçada, hubb genelde pozitif anlamda basirete basiret katan sevgi, aşk ise basireti bağlayan şehvete dayalı bir sevgidir. Hubb Kuranda hep pozitif anlamda kullanıldığı halde burda, şegaf (شَغَفَهَا) ile haddini aşan bir sevgi olduğu vurgulanıyor.Mİ
Bu ayetin başında (وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ), kadın müennes (dişi) olması hase-biyle, ayrıca Arapça’da çoğul müennes kabul edildiği için, cümlenin öznesini teşkil eden kadınlarla ilgili olarak kāle (dedi) fiilinin (iki kat) müennes, yani kālet şeklinde gelmesi gerekirken, müzekker (eril) gelmesi işaret etmektedir ki, kadınlar cemaati de olsa, aralarında ciddî ittifak bulunan bir cemaat güç kazanır; o kadınlar topluluğu, bir nevi erkekler topluluğu gibi olur (Lemalar, 241–242). Bu kullanım şekli, ayrıca o dönemde Mısır başşehrindeki kadın hakimiyetini de göstermektedir.AÜ. )
23 Mart 2020 Pazartesi
Yusuf 28-29:
- Kadının kocası, gömleğin arkadan yırtıldığını görünce:' Anlaşıldı! Bu siz kadınların tuzaklarından biri!. Gerçekten sizin oyunlarınız çok müthiştir (kötüdür)!'.
Ve sonra Yusuf(as)'a dönüp:' Yusuf, sen de bunu unut gitsin, kimseye söyleme!'.
Sonra kadına:' Kadın! sen de günahından dolayı af dile, çünkü sen hatası (büyük) olan birisin!' dedi.
Yusuf 25-27:
- Ve derken, ikisi de kapıya doğru koştular. Kadın Yusuf(as)'ın gömleğini arkadan yakalayıp yırttı. (Tam bu sırada) kadının kocasıyla kapıda karşılaştılar. Kadın hemen atılarak:' Senin ailene kötü maksatla yaklaşanın cezası, zindana atılmak veya gayet acı bir azaptan başka ne olabilir?' dedi.
Yusuf(as) ise:' Asıl o bana sahip olmak istedi' diyerek kendini savundu. Kadının ailesinden orada bulunan biri:' Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylüyordur, delikanlı ise yalancıdır. Yok gömleği arkadan yırtılmış ilse, kadın yalan söylüyordur, delikanlı doğrudur' dedi.
22 Mart 2020 Pazar
Yusuf 23-24:
- Ve bir gün, evinde kaldığı kadın, onun gönlünü çelmek istedi ve kapıları sımsıkı kapatıp :' Hadi! Gelsene!' dedi. Yusuf(as):' Böyle bir şeyden Allah(cc)'a sığınırım!.Hem (eşiniz olan)efendim bu evde bana iyi baktı, iyi davrandı. Hıyanet ederek zalim olanlar asla iflah olmazlar' diye karşılık verdi.
Evin hanımı yapacağını aklına koymuştu(هَمَّتْ بِهِ), Rabbinin burhanı (بُرْهَانَ رَبِّهِ) olmasaydı, Yusuf(as) da meyledebilirdi. İşte böylece, Biz ondan fenalığı ve fuhşiyatı uzaklaştırdık. Doğrusu O Bizim seçkin (الْمُخْلَصِينَ) kullarımızdandı.
(
اَلْہَمُّ (al-humm): to intend to do something, to resolve to do something.
ہمََّ باِلشَّیْءِ (humma bish shaiyi): intended to do something but did not actually do it.
The governors’s wife only had her passion before her and nothing else that would stop her from her evil intentions, but Yusuf had Allah’s thought that prevented him from going along with her desire. Whenever there is a tie between human desire and a permanent value, then a momin sacrifices human desire in favour of the permanent value. This is what belief in the permanent values means.LUQ
هانُ (al-burhan) according to Khalil, has come from the word “ برَہْرَہۃَ ” (barahrah) meaning of which is given above as laminated with clear reasoning. Or that it comes from “ برُْ هة ” (burhah) which means to
delink or cut, or in other words, the reasoning for dissociation or separation.
Raghib says that it has come from “ بَرِه ” (bareh) and “ يَبْرَه ” (yabrahu) which means “white”.
Nawab Siddiq Hassan Khan says that words in which “ باء ” (ba) and “ راء ” (ra) appear together give the connotation of “appearance”.
All agree upon that it means such reasoning which is true for all times and in every situation. Clear and distinct reasoning, very evident reasoning. LUQ.
خَلَصَ (khalas): to be rid of all adulteration and impurities and to become pure.
خَلَصَ مِنَ الْقَوْمِ (khalasa minal qaum): he separated from the nation and became a recluse.
اخَْلصََ الشَّیْءَ (akhlasah shaiyi): made something pure; selected it.
المَخُلْ ص (akhlasu): someone who has been separated from the others and selected for some purpose.
Raghib says “ الَخْاَل ص ” (al-khaalis) and “ الَصَّافیِ ” (as-safee) have the same meaning: but “ الَصَّافیِ ” (as-safee) can sometimes be used for something which is already pure.
خَالِصٌ “ ” (khaalis) is that which has been purified of impurities .
Ibn Faris says the basic meaning is to purify and separate the unwanted parts.LUQ
Yusuf(as) kadına meylettimi: Peygamberlerden ne zaman bir zelle (kusur) sâdır olsa, onlar bunu büyük görür ve bunun peşinden hemen tevbe ederek, pişmanlıklarını ve tevâzularını ortaya korlar. Binâenaleyh eğer Yusuf (a.s), bu hoş olmayan büyük günaha yeltenmiş olsaydı, onun hemen bundan sonra tevbe ve istiğfarda bulunmaması imkansız olurdu. Eğer o tevbe etmiş olsaydı, şüphesiz Cenâb-ı Hak, başka yerlerde olduğu gibi, onun tevbe ettiğini Kur'ân'da naklederdi. Bu hususta herhangi birşey bulunmadığına göre, biz, bu hâdisede Hz. Yûsuf 'dan hiçbir günah ve masiyetin sâdır olmadığını anlıyoruz. RAZI)
21 Mart 2020 Cumartesi
Yusuf 22:
- Derken, olgunluk çağına ulaştığında, (eğriyi doğruyu ayırmaya yetecek) keskin bir muhakeme gücü ve (derin) bir kavrayış yeteneği bahşettik. İşte Biz yerinde ve tutarlı davranışlar sergileyenlere böyle karşılığını veririz. (وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ).
( نَجْزِي c-z-y kökü -> (transitive) To return (usually something figurative) that has been given; to repay; to recompense
“ اَلجُْزْء “ُ (jaza’oon), “ جَازِيَۃ ” (jaaziah): the return for something.
جَزَاه کَذَاوبہٖ وعَليَْہِ “ ” (jaza-hu kazaubehi alaih): he replied to something in such a way that {T}.
مُجَازَاة “ٌ ” (mujazah): to give return to each other. Ordinarily, it is used to mean a return for bad things while “ مُکَافَاة ” (makafa’ah) is used for good things.
Ibn Faris says its basic meaning is to replace i.e. for one thing to be in another’s place.
This meaning points to a great truth. What is considered to be the result of deeds is actually the ‘natural’ result of that deed, that is, the result replaces the deed. If you put your hand into the fire, it is your act, your hand is burnt and it is very painful, this is the result of your act. The act ended soon but it was replaced by the result. This brings the Quranic concept of reward and punishment (jaza and saza) to the fore. According to this concept, neither reward comes from somewhere outside, or punishment. You abuse someone, he slaps you, and this punishment is from the outside because the abuse and slap have no connection. But if you eat poison and then die, this is a result of your act. In other words the result
replaces the act.LUQ)
20 Mart 2020 Cuma
Yusuf 21:
- Ve onu satın alana mısırlı adam , karısına :' Ona iyi bak, rahat ettir!, Bakarsın bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz'.
Böylece Yusuf(as)'a o ülkede iyi bir yer sağladık ki, bu sayede olayların iç yüzünü kavrama yeteneği kazandıralım. Allah(cc) neyi diler, neye hükmederse onu muhakkak yerine getirir. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler.
Yusuf 19-20:
- Ve nihayetinde bir kervan çıkageldi ve sucularını (su kuyusuna) gönderdiler. Onlardan biri kovasını kuyuya salıyordu ki, (Yusuf(as)'ı görünce) :'Müjde, müjde! Burda bir oğlan çocuğu var!' diye haykırdı. Böylece onu satmak amacı ile yanlarında gizleyip götürdüler. Oysa, Allah(cc), yaptıklarını biliyor ve izliyordu.
Ve sonunda Yusuf(as)'ı önemsiz bir paraya -- birkaç gümüş dirheme -- sattılar. Zaten ondan bir an önce kurtulmak istiyorlardı.
19 Mart 2020 Perşembe
Yusuf 18:
- Yusuf(as)'ın gömleğine başka bir kan bulaştırıp gelmişlerdi. Babaları :' Hayır!. Belki nefisleriniz sizi aldatıp bu işe sürükledi. Artık bana düşen apaçık sabretmektir. Sizin bu anlattıklarınız karşısında yardıma müracaat edilecek ancak Allah(cc)'tır' dedi.
(Babaları anlatılan hikayeye inanmamış, o kesin. Ama hemen, sabır ve Allah(cc)'a tevekkül etmesi, herhangi bir gayret gösterip arama vb. işe kalkışmamasını nasıl görmek lazım? )
Yusuf 16-17:
- Akşam karanlığı çökünce ağlayarak babalarına geldiler ve :' Sevgili babacığımız. Biz kendi aramızda yarışırken Yusuf(as)'ı da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Geri döndüğümüzde bir de ne görelim; Yusuf(as)'u kurt yemiş. Ama, biz ne kadar da doğru söylüyor olsak da, sen bize inanmayacaksın!'.
18 Mart 2020 Çarşamba
Yusuf 13-14:
- Babaları:' Onu götürmeniz beni endişelendiriyor. Korkarım ki, siz farkında olmadan, kurt gelir de onu yer' dedi.
Onlar da:' Biz bu kadar kalabalık iken, onu kurt yer se, yazıklar olsun bize!' diye cevap verdiler.
(Evet , bazen kaygılarımızı bile belki karşımızdakilere belirtmemek lazım, onu bir koz olarak kullanıp, o kaygılarımızı gerçeğe dönüştürmek isterler ki bu sayede bize zarar verebilsinler veya üzebilsinler..)
Yusuf 11-12:
- (Bu fikirde karar kılıp, babalarına döndüler ve ) Babalarına:' Ey Babacığım! Sen neden güvenip te Yusuf(as)'ı bize emanet etmiyorsun? Oysa biz herzaman onun iyiliğini istiyoruz' diye yalvardılar.
Sonra da :'Hadi onu bırak ta yarın bizimle gelsin, gezsin oynasın. Biz ona göz kulak oluruz' diye eklediler.
17 Mart 2020 Salı
Yusuf 8-10:
- Bir zamanlar, (Yusuf (as)'ın kardeşleri bir araya toplanıp şöyle) konuştular:' Yusuf(as) ve öz kardeşinin (Bünyamin) babamız yanındaki sevgileri bizden daha fazla!. Oysa biz daha kalabalık bir grubuz. Babamız kesin bir yanılgı içinde!'.
İçlerinden biri:' Onu öldürün ya da uzak bir yere bırakın. Artık babanızın sevgisi size yönelir ve değerli kimseler olursunuz!'.
Bir diğeri şöyle dedi:' Hayır onu öldürmeyin. İlle de bir şey yapacaksanız, onu bir kuyuya atın, belki gelip/geçen bir kervan onu alır da uzaklara götürür'.
(Kıskançlık her zaman şeytanın en önemli kozu! --Neden Ben değil de O-- İblisin ilk insana karşı tavrı da oydu. Bir çok insan da bu hased duygusuna kapılmaktan kendisini kurtaramıyor. Yüce Rabbim bizi korusun.)
16 Mart 2020 Pazartesi
Yusuf 6-7:
- Ve :' Rüyana gelince: Rabbin seni seçecek, sana olayların iç yüzünü görüp yorumlamayı ögretecek, ve tıpkı ataların İbrahim(as) ve İshak(as) yaptığı gibi, sana ve Yakup(as) soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesis Rabbin her şeyi hakkıyla bilen, her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler olandır' diyerek ekledi.
Gerçekten , Yusuf(as) ve kardeşlerinin kıssalarında, sorup ilgilenenlerin alacakları nice dersler vardır.
15 Mart 2020 Pazar
Yusuf 1-3:
- Elif,Lam,Ra. Bunlar gerçeği apaçık gösteren , kendisi de açık olan bir kitabın mesajlarıdır.
Biz bu Kitabı arapça olarak indiriyoruz ki, belki düşünüp akledersiniz.
Biz, bu Kuranı sana vahyetmekle, geçmiş ümmetlerin bir takım haberlerini, en güzel şekilde(أَحْسَنَ الْقَصَصِ) sana aktarmış bulunuyoruz. Şu bir gerçek ki, senin bundan daha önce hiç haberin yoktu.
(Daha önce de geçtiği gibi, أَحْسَنَ الْقَصَصِ burada ki h-s-n sadece güzelliği ifade etmez, tam yerinde, dengeli, olması gereken şekilde, konuyla ve durumla tam ilintili olmayı da ifade eder. Yani bu anlatılan kıssalar, tarihi bildi olsun diye değil, ders alınsın, üzerinde düşünülsün diye aktarılmıştır. )
14 Mart 2020 Cumartesi
Yusuf 1:
(Diyanet çevirisi:)
(Diyanet çevirisi:)
- 1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
2. Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
3. (Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.
4. Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a) demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederlerken gördüm.
5. (Babası:) Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.
6. İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.
7. Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için ibretler vardır.
8. (Kardeşleri) dediler ki: Yusufla kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.
9. (Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!
10. Onlardan biri: Yusufu öldürmeyin, eğer mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün), dedi.
11. Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki biz onun iyiliğini istemekteyiz.
12. Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu mutlaka koruruz."
13. (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.
14. Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler sayılırız.
15. Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.
16. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
17. Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın.
18. Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Yakub) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah'tır.
19. Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya) gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusufu görünce) "Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir.
20. (Kafile Mısır'a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona değer vermemişlerdi.
21. Mısır'da onu satın alan adam, karısına dedi ki: "Ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz." İşte böylece (Mısır da adaletle hükmetmesi) ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusufu o yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
22. (Yusuf) erginlik çağına erişince, ona (isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.
23. Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!" dedi. O da" (Hâşâ), Allah'a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi.
24. Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.
25. İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici bir işkenceden başka ne olabilir!
26. Yusuf: "Asıl kendisi benim nefsimden murat almak istedi" dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır."
27. "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. Bu ise doğru söyleyenlerdendir."
28. (Kocası, Yusuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): "Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür."
29. "Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten) vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun"
30. Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murat almak istiyormuş; Yusufun sevdası onun kalbine işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.
31. Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak yastıklar hazırladı. Herbirine bir bıçak verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusufa): "Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu görünce, onun büyüklüğünü anladılar. (Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer değil... Bu ancak üstün bir melektir!
32. Kadın dedi ki: İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!
33. (Yusuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum! dedi.
34. Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı. Çünkü O çok iyi işiten, pek iyi bilendir.
35. Sonunda (aziz ve arkadaşları) kesin delilleri görmelerine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uygun göründü.
36. Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada) şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize haber ver. Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz, dedi.
37. (Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım. Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.
38. Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
39. Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?
40. Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
41. Ey zindan arkadaşlarım ! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.
42. Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki beni çıkarır). Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha zindanda kaldı.
43. Kral dedi ki: Ben (rüyada) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayınız.
44. (Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenlerden değiliz.
45. (Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan, uzun bir zaman sonra (Yusufu) hatırlayarak dedi ki: Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana) gönderin.
46. (Yusufun yanına gelerek dedi ki:) Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dönerim de belki onlar da doğruyu öğrenirler.
47. Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok edip) bırakınız.
48. Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir.
49. Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ) sıkacaklar.
50. (Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki: "Onu bana getirin!" Elçi, Yusufa geldiği zaman, (Yusuf) dedi ki: "Efendine dön de ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir."
51. (Kral kadınlara) dedi ki: Yusufun nefsinden murat almak istediğiniz zaman durumunuz neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin karısı da dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir."
52. (Yusuf dedi ki): Bu, azizin yokluğunda ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.
53. (Bununla beraber) nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
54. Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca: Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin, dedi.
55. "Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim" dedi.
56. Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.
57. İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.
58. Yusufun kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler, (Yusuf) onları tanıdı, onlar onu tanımıyorlardı.
59. (Yusuf) onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Sizin bababir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafirperverlerin en iyisiyim.
60. Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek bir ölçek (erzak) yoktur, bana hiç yaklaşmayın!"
61. Dediler ki: Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız.
62. (Yusuf) emrindeki gençlere dedi ki: Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri gelirler.
63. Babalarına döndüklerinde dediler ki: Ey babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin'i) bizimle beraber gönder de (onun sayesinde) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız.
64. Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim! (Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum); Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların en merhametlisidir.
65. Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz. İşte sermâyemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine) ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız) az bir miktardır.
66. (Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem!" Ona (istediği şekilde) teminatlarını verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir.
67. Sonra şöyle dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız O'na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na dayansınlar.
68. Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
69. Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı ve "Bilesin ki ben senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme" dedi.
70. (Yusuf) onların yükünü hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü içine koydu! (Kafile hareket ettikten) sonra bir tellal: Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye seslendi.
71. (Yusuf'un kardeşleri) onlara dönerek: Ne arıyorsunuz? dediler.
72. Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden biri:) Ben buna kefilim, dedi.
73. Allah'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz, dediler.
74. (Yusuf'un adamları) dediler ki: Peki, siz yalancıysanız bunun cezası nedir?
75. "Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız" dediler.
76. Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini (aramaya) başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusufa böyle bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.
77. (Kardeşleri) dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (Kendi kendine) dedi ki: Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı çok iyi bilir.
78. Dediler ki: Ey aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Zira biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz.
79. Dedi ki: Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler oluruz!
80. Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.
81. Babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
82. (İstersen) içinde bulunduğumuz şehire (Mısır halkına) ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz."
83. (Babaları) dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen) artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
84. Onlardan yüz çevirdi, "Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi.
85. (Oğulları:) "Allah'a andolsun ki sen hâla Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!" dediler.
86. (Ya'kub:) Ben sadece gam ve kederimi Allah'a arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi.
87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
88. Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.
89. Yusuf dedi ki: Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?
90. Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O da: (Evet) ben Yusufum, bu da kardeşim. (Birbirimize kavuşmayı) Allah bize lütfetti. Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah güzel davrananların mükâfatını zayi etmez, dedi.
91. (Kardeşleri) dediler ki: Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize üstün kılmış. Gerçekten biz hataya düşmüşüz.
92. (Yusuf) dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir."
93. "Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin."
94. Kafile (Mısır'dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere): Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi.
95. (Onlar da:) Vallahi sen hâla eski şaşkınlığındasın, dediler.
96. Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi! dedi.
97. (Oğulları) dediler ki: Ey babamız! (Allah'tan) bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.
98. (Ya'kub:) Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek esirgeyendir, dedi.
99. (Hep beraber Mısır'a gidip) Yusufun yanına girdikleri zaman, ana-babasını kucakladı, "Güven içinde Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin!" dedi.
100. Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
101. "Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!"
102. İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).
103. Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.
104. Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini îfa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, âlemler için ancak bir öğüttür.
105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.
106. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.
107. Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler?
108. (Resûlüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim."
109. Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
110. Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
111. Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.
13 Mart 2020 Cuma
--------------------------
Sonuç
Hud süresi:
Sonuç
Hud süresi:
- Evet, kimin daha dengeli ve tutarlı bir hayat süreceğini imtahan için insanı yaratan Yüce Rabbim, insana dünya hayatına yönelik şan/şöhret/makam v.b. tutkular peşinde yapılanların dahi karşılığını hemen bu dünyada vereceğini, fakat ahirette böyle tiplerin tek nasibinin ateş olacağını bildiriyor.
Diğer taraftan sabırla, kullukta ve ibadette devam edip, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranarak salih amel işleyenler ise mutlu sona kavuşur.
Insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş bir çok topluluk, gönderilen peygamberler aracılığı ile uyarılmış, fakat insanların çoğunluğu, kısa vadeli dünyalık çıkarları uğruna, doğruyu görmemekte ısrar etmiş ve hem bu dünyada hem de ahirette azabı hak etmiştir.
Sonuçta inanan insana yakışan, her zaman ve koşulda dos doğru istikamette olmak, aşırı gidip sınırları aşmadan davranarak, zulme ve zalimlere, dünyevi zevk ve çıkarlar uğruna, en küçük bir meyil dahi göstermeden, her şeyi sadece Allah(cc)'tan beklemek ve sabretmektir. Allah(cc) yapılanların hiç birini zayi etmez.
Nihayetinde Allah(cc)'ın vaadi açık ve nettir:' Cehennemi tümüyle, cinlerden ve insanlardan dolduracağım'.
Dolayısıyla, herkes, duruşu neyi gerektiriyorsa ona göre davranacak ve sonunda sonucunu görecektir.
Surenin son ayeti ise mükemmel özettir:
Netice olarak, gökte ve yerde her ne varsa ve ne oluyorsa, hepsini hakkıyla bilen Allah(cc)'tır ve bütün işler döner dolaşır Allah(cc)'ın dilediği şekilde sonuçlanır. Dolayısıyla, sen Allah(cc)'a kulluk ve ibadet et, ve O'na dayanıp güven. Ve şunu da unutma ki, Senin Rabbin, yapıp ettiklerinizden habersiz değildir.
12 Mart 2020 Perşembe
Hud 123:
- Netice olarak, gökte ve yerde her ne varsa ve ne oluyorsa, hepsini hakkıyla bilen Allah(cc)'tır ve bütün işler döner dolaşır Allah(cc)'ın dilediği şekilde sonuçlanır. Dolayısıyla, sen Allah(cc)'a kulluk ve ibadet et, ve O'na dayanıp güven. Ve şunu da unutma ki, Senin Rabbin, yapıp ettiklerinizden habersiz değildir.
Hud 120-122:
- Elçilerin hayatlarından sana anlattığımız bütün bu kıssalar, senin gönlünü pekiştirecek ibretlik sahnelerdir. Bu anlatılanlarla gerçekler sana ulaştırıldı ve bütün bunlar da, müminler için bir ögüt ve düşünüp ders alacakları hatırlatmalardır.
Ve inanmayanlara da deki:' Duruşunuz neyi gerektiyorsa onu yapın!. Biz de yapmamız gereken neyse onu yapıyoruz. Bekleyin bakalım, netice ne olacak! Biz de bekleyip göreceğiz!'.
11 Mart 2020 Çarşamba
Hud 118-119:
- Eğer senin Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet olarak yaratırdı. (Fakat böyle dilemediğinden,) hala farklı görüş ve düşünceler peşinde koşmaktan geri durmazlar(وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ).
Tabi ki, Rabbinin rahmetiyle yol gösterdiği kimseler hariç, ki Rabbin (bütün insanları) bu rahmete nail olsunlar diye yarattı.
Ne var ki (bu rahmete ısrarla sırtını dönenler için,) Rabbinin :' Andolsun ki, Ben cehennemi tümüyle , cinlerden ve insanlardan dolduracağım' vaadi yerini bulmuş olacak.
(From the root ز ي ل (z-y-l).
(copulative, in the negative) to still do, to still be, to continue, (literally) not to cease [+accusative]. )
10 Mart 2020 Salı
Hud 116-117:
- Sizden önceki nesiller arasında, kendilerini kurtardığımız küçük bir azınlık dışında, toplumsal çürümeye karşı çıkan aklı başında insanlar çıksaydı olmaz mıydı? Zulme eğilimli çoğunluk ise, dünyevi zenkler ve çıkarlar peşinde koşturup günaha gömülüp gittiler.
Halbuki, Rabbin, halkı, hem kendisini hem de başkalarını ıslah için çalışan bir toplumu helak ederek zulmetmez.
(Evet, bir toplumda en azından, o toplumu ıslaha yönelmiş bir azınlık dahi olsa, belki onların yüzü suyu hürmetine, Yüce Rabbim, o toplumu tümden yoketmiyor. Ama, toplum, içindeki bu azınlığı da istemez, kendi çıkar ve zevkleri uğrunda, o azınlığı da harcar ise, artık geriye bir şey kalmıyor. Geriye kalan odunlar ise sadece ateşte yakmaya yarar!. )
9 Mart 2020 Pazartesi
Hud 114-115:
- Günün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namazını hakkını vererek kıl. Muhakkak ki, iyilikler kötülükleri siler. Bu düşünüp ibret almak isteyenlere bir nasihattır.
Ve sabret. Çünkü Allah(cc), sorumluluk bilinci ile güzel ve dengeli bir hayat sürenlerin(الْمُحْسِنِينَ) yaptıklarının karşılığını asla zayi etmez.
(اَلحُْسنُْ (al-husn): Muheet says that “ حُسنُْ ” (husn), or beauty means for all limbs to be in the right proportion, and generally the word “ حسين ” (haseen), or beautiful, is used for things which are pleasing to the eye due to their balanced proportions. As such “ حُسنٌْ ” (husn) means the right proportion and symmetry, and is the opposite of “ ءٌْ” (so’a) which means unbalanced or bad. This is why this word has come against “ فسََادٌ ” (fasaad) in 28:77, which means disproportion. Thus, الَْاِحْسَانُ “ ” (al-ehsaan) means to make some proportion right. That is, if in society, there has been a decrease or insufficiency in somebody’s capability or strength, to make up for it is called “ ”احِْسَانٌ(ehsaan). See heading (Ain-D-L) in which “ عَدْلٌ ” (adl) and “ احِْسَانٌ ” (ehsaan) have been discussed in detail.
Raghib says that “ احِْسَا ن ” (ehsaan) is of two types. One is to make up for the deficiencies and correct the balance, and the second to make one’s own character balanced, or to create “ حُسنٌْ ” (husn) in it. Raghib says that “ عَدْ لٌ ” (adl) is to give whatever you have and take only which is your right. On the other hand “ احِْسَانٌ ” (ehsaan) is to give more than you are required to give and take less than what is you right. This means that in ehsaan, the purpose is not to focus on what is due, but on creating a balance.
Surah Al-Qasas says that when Moses came of age and “ وَاسْتوََیٰ ” (wastawa), i.e. every type of balance was created in him, and then We bestowed him with knowledge and sagacity (i.e. decision power). LUQ)
8 Mart 2020 Pazar
Hud 112-113:
- Dolayısıyla, (Ey Muhatap!) size emredildiği gibi, yanınızda bulunanlarla birlikte, her zaman doğru istikamet üzere olun!. Aşırı gidip, sınırları aşmayın!. Zira, her ne yapıyorsanız, Allah(cc) hepsini hakkıyla görmektedir.
Ve zalimlere en küçük bir eğilim dahi göstermeyin!. Yoksa ateş size de dokunur!. Sizin Allah(cc)'tan başka koruyucunuz olmadığına göre, sonra yapayanlız yardımsız kalırsınız!.
(Evet inanan insan her durumda doğru istikamet üzere olmakla emrolunmuştur, orası burası sürekli oynayıp istikamet değiştiren tiplerin sonu bellidir. Kendilerine göre haklı gerekçelerle zalime en küçük dahi olsa meyli olan ve onu destekleyene ateş dokunacaktır. Çağdaş firavuncuklar ve onların destekçi yancıları!, bekleyin bu akibeti! )
Hud 110-111:
- Doğrusu Biz Musa(as) da (benzer ilkeleri içeren bir) kitap vermiştik, ama kimileri karşı çıktı. Eğer Rabbinin, insanlara mühlet verme vaadi olmasaydı, elbette haklarındaki nihai hüküm verilmiş, iş bitirilmiş olurdu. Çünkü onlar da (çağdaş müşrikler gibi) ciddi bir şüphe ve güvensizlik içindeydiler.
Şüphesiz, Rabbin, herkesin yapıp/ettiklerinin karşılığını tam olarak verecektir. Çünkü O, olup biten her şeyden haberdardır.
7 Mart 2020 Cumartesi
Hud 109:
- Bütün bunlardan sonra, bu tiplerin neye taptıkları konusunda şüpheniz olmasın!. Onların taptığı ve inandığı şey, onlardan önce gelmiş/geçmiş atalarının taptığı ve inandığı şeyler ile aynıdır. Ama, Allah(cc) yine de onların paylarına düşeni eksiksiz onlara nasip edecektir.
(Evet, neye taptığını tam bilmeyen veya kendi ürettiği bir değere tapanlar hiç kimseyi kandıramaz, inandıkları değerler aşikardır. Gelmiş/geçmiş bir çok benzeri tip de aynı değerler ve inanç peşinde sürüklendi gitti ve kazançları ateş ve azab oldu. Yani, nihayetinde gizli saklı bir formül yok, her şey ortada. Allah(cc)'a inanır, O'na karşı sorumluluk bilinci ile, O'nun Kitabında buyurduğu şekilde davranırsan, sonuç Mutlu Son'dur. Fakat aksi davranış tarzı, kişinin ziyanını arttırarak helaka ve sonra da sonsuz bir azaba sürükler.)
6 Mart 2020 Cuma
Hud 100-105:
- (Ey Muhatap,) işte sana anlattığımız helak olup gitmiş diyarların başına gelenler!. Onlardan kimilerinin kalıntıları hala dururken, kimileri de biçilmiş ekin tarlası gibi yok olup gitmiştir.
Allah(cc) onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin azab emri vaki olunca, Allah(cc)'tan başka o taptıkları ilahlarının hiç birisi ortada yoktu. Faydaları bir yana, onların kayıplarını arttırmaktan başka bir işe de yaramadılar.
Ve işte Rabbin, o zalim toplumları cezalandıracağı zaman böyle yapar! O'nun cezalandırması çok acı verici ve çok çetindir.
Bütün bu anlatılanlar, Ahiret azabından korkanların kulaklarına da küpe olsun (ders alsınlar). O gün bütün insanların bir araya toplandığı mahşet günü olacaktır ve herşey bütün detayları ile ortaya serilecektir.
Ve o günü Biz, belirli bir süreye kadar erteleriz.
O gün Allah(cc)'ın izni olmadan kimse konuşamaz ki, sonuçta onlardan kimileri bedbaht, kimileri de mutludur.
(Dünyada yaptıkları zulümlerle, küçük birer firavuncuk, diktatör olma hayali peşinde koşan ve onları bu çabalarında mahmuzlayan toplumlara küpe olsun! Rabbimin azap emri geldiğinde pişmanlıkları artık bir şey ifade etmeyecek, anlatılan her kıssanın sonunda buyrulduğu gibi, silinip yok olup gidecekler cehenneme!(بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ))
5 Mart 2020 Perşembe
Hud 96-99:
- Musa(as) da, ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle, Firavuna ve yetkili adamlarına elçi olarak gönderdik. Fakat onlar, (Musa(as) yerine) Firavuna uymayı yeğlediler, ki Firavun hiç te adil, doğru ve hakka dayalı değildi. O, Kıyamet günü de kavminin önünde onları ateşe götürecek. Varacakları yer ne kötü bir yerdir!.
Hem bu dünyada hem de Kıyamet gününde lanetle anılmaya müstahak oldular. Ne kötü bir kazanç!
Hud 94-95:
- Sonunda emrimizin vakti gelince, Şuayb(as) ve onunla beraber iman etmiş olanları Rabbinizin bir rahmeti olarak kurtardık. O zalimleri ise korkunç bir çığlık yakalayıverdi de, (kurtulma şansları olamadan) oldukları yerde yüzüstü kapaklanıp kaldılar, sanki orda hiç yaşamamışlar gibi! Evet, aynı Semud kavmi gibi, Medyen kavmi de silinip gitti!.
4 Mart 2020 Çarşamba
Hud 92-93:
- Şuayb(as):' Ey Kavmim!, Sizin yanınızda benim akrabalarım, Allah(cc)'tan daha mı hatırı sayılır, saygın, güçlü kuvvetli ki, Allah(cc)'ı dikkate almıyorsunuz! Ama şunu unutmayın ki, Rabbim yaptığınız (/yapacağınız) her şeyi biliyor ve kuşatmıştır'.
Ve ekledi:' Neyse!, Ey kavmim!, Siz ne planlıyorsanız (duruşunuz ne ise!) onu yapın, ben de vazifemi yaparım. Nasıl olsa, yakında aşağılayıcı bir azabın kimin başına patlayacağı ve kimin yalancı olduğu ortaya çıkar!. Şimdi bekleyin, görün bakalım, ben de bekliyorum!'.
3 Mart 2020 Salı
Hud 87-90:
- Şuayb(as):' Ey Kavmim, Bir düşünsenize? Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir kanıta dayanıyorsam, ve beni Kendi katından güzel bir rızıkla rızıklandırdı ise? Hem ben sizden yapmamanızı istediğim şeyle, sadece size muhalefet olsun diye yapmıyorum ki!. Tek amacım elimden geldiğince ıslah edici olmak. Hem benim başarılı olmam da yine Allah(cc)'ın elinde. Ben sadece O'na güvenip dayanıyor ve her zaman O'na yöneliyorum'.
Ve ekledi:' Ey Kavmim! Sakın bana karşı tutumunuz sizi günaha sürüklemesin, yoksa,sonra Nuh(as) kavminin, Hud(as) kavminin, Salih(as) kavminin başına gelenler sizin de başınıza gelmesin! Hem biliyorsunuz ki Lut(as)'ın kavmi de burdan pek uzakta değil!'.
Devamında:' Haydi, gelin günahlarınız için Rabbinizden bağışlanma dileyin ve sonra da bütün kalbinizle O'na yönelin. Hiç şüphesiz, Rabbimin rahmet ve merhameti pek boldur ve kullarına karşı sevgisi pek derindir'.
2 Mart 2020 Pazartesi
Sabah duasi:83. Ey hiç açılmaz gibi görünen kapıları bile ardına kadar
açmaya muktedir olan yüce Rabbimiz! Senden, arkasında hayır ve güzellik
olan bütün kapıları en yakın zamanda bizim için de açmanı diliyoruz.
Ey bütün sebepleri yaratan ve onlara hükmeden ulu Sultanımız! Nezdinden
göndereceğin inayet sürprizleriyle, bize de, ümitlerimizin ve
hayallerimizin ötesinde maksûdumuza, matlûbumuza, mahbû bu muza
ulaşacağımız imkanlar lutfet! Nezdinde makbul ve mukarreb kullar gibi,
bizleri de emredilen hususlarla meşgul olup tamamını bihakkın yerine
getiren.. nehyedilen hususlardan yüz çevirip hepsinden içtinab eden..
hedefinde hep Senin hoşnutluğun olan.. insanların ellerindeki şeylere
tama(h) etmeyen.. peygamberâne bir iffet, peygamberâne bir ismet ve
peygamberâne bir fetanet peşinde olup, her zaman Senin sâdık u masdûk
elçilerinin yürüdükleri şehrahlardan yürüme gayreti içinde bulunan..
gözü-gönlü sürekli Sana müteveccih ve hiç ara vermeden hep ölüm ötesi
hayat için hazırlık yapan salih kimselerden eyle!
1 Mart 2020 Pazar
Hud 84-86:
- Medyen kavmine de soydaşları Şuayb(as)'ı gönderdik. O da:' Ey Kavmim!, Yanlız Allah(cc)'a kulluk edin. Zaten sizin Allah(cc)'tan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın!. Şu an her ne kadar bolluk içinde olsanız da, yine de ben sizi çepeçevre kuşatacak bir azbın geleceği günden korkuyorum'.
' Ey Kavmim! Ölçü ve tartı işinde çok hassas olun! İnsanların hakkı olan şeylerden onları yoksun bırakmayın! ve kötülüğü yayarak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın!'.
'Eğer Allah(cc)'a inanıyorsanız, bilin ki, Allah(cc)'ın sizin için (kar ve kazanç olarak) bıraktığı daha hayırlıdır. (Bütün bunlara siz dikkat edeceksiniz) Ben sizin koruyucunuz ve gözetleyiciniz değilim'.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)