Mümin 60:
- Rabbiniz şöyle buyuruyor:' Bana dua edin ki, size karşılık vereyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme girecektir'.
(
Bediüzzaman hz., dua hakkında şöyle yazar:
İman,Allah’a ulaşmada duayı bir vesile olarak gerektirdiği gibi, insan fıtratı da onu şiddetle ister. Eğer, “Birçok defa dua ediyo-ruz, kabul olmuyor. Halbuki âyet, her duaya cevap var buyuruyor.” derseniz, şu birkaç noktayı dinleyin:Duayacevap vermek ayrıdır, onu kabul etmek ayrıdır. Her duaya cevap verilir, fa-kat onu kabul etmek, hem duada istenenin aynısını vermek, Cenab-ı Hak’kın hikmeti-ne bağlıdır. Meselâ, hasta bir çocuk doktora “Bana şu ilacı ver!” der. Doktor, söz konusu hastalık ve tedavisi nasıl davranmayı gerek-tiriyorsa ona göre, ya çocuğun istediğinin aynısını veya ondan daha iyisini verir veya hastalığına zarar olacağı için hiç vermez.İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak, her za-man her yerde hazır, nâzır olduğu için kulun duasına cevap verir. Yalnızlık ve kimsesizlik dehşetini huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir. Fakat insanın hevesine göre davran-maz; hikmeti neyi gerektiriyorsa onu yapar. Dolayısıyla ya duada istenenin aynısını veya daha iyisini verir, ya da hiç vermez.Hem dua bir kulluktur. Kulluğun karşılı-ğı ise Âhiret’tedir. Dünyevî maksatlar, dua türü ibadetlerin vakitleridir. Yoksa dua ile ta-kip edilen maksatlar, bu kulluğun asıl gayesi değildir.Meselâ, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyetle olsa, o dua, o ibadet halis olmadığından kabule lâyık gö-rülmez.Nasıl ki güneşin batması akşam namazı-nın vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulma-ları, “küsuf ve husuf namazları” denilen iki hususî ibadetin vakitleridir. Yani, gece ve gündüzün nûranî âyetleri perdelenmekle aza-met-i İlâhiye’yi ilân ettiğinden Cenâb-ı Hak, kullarını o hadiseler üzerine bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam edeceği astroloji hesabıyla belli olan ay ve güneşin açılması için değildir.Aynen bunun gibi, yağmursuzluk dahi yağmur namazının vaktidir. Ve belâların isti-lâsı ve zararlışeylerin tasallutu bazı duaların hususi vakitleridir ki, insan o vakitlerde aczi-ni anlar, dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına sığınır. Eğer dua çok edildiği halde belâlar def olunmazsa, denilmeyecek ki “Dua kabul olmadı.” Belki denilecek ki, “Duanın vakti henüz bitmedi.” Eğer Cenab-ı Hak fazl ve keremiyle belâyı kaldırsa ne alâ; o vakit o duanın da vakti biter.Demek ki dua, bir kulluk sırrıdır. Kulluk ise, sadece Allah için olmalı. İnsan, aczini ortaya koyup, dua ile O’na yönelmeli, O’na sığınmalı, fakat O’nun rubûbiyetine karış-mamalı. Tedbiri O’na bırakmalı, hikmetine itimat etmeli, rahmetini itham etmemeli.Evet, gerçekte ve açıkça görüldüğü üzere, bütün varlıkların her birinin hususî bir tes-bihi, ibadeti, kendine has bir secdesi olduğu gibi, bütün kâinattan dergâh-ıİlâhiyeye gi-den, bir duadır:Varlıklar, ya kendilerine verilen kabiliyet ve kapasite diliyle dua ederler –bütün bitkiler ve hayvanların duaları gibi ki, her biri kabi-liyet ve kapasite diliyle Feyyaz-ı Mutlak’tan bir şekil talep ederler ve O’nun isimlerinin tecellilerine mazhariyetle gelişme isterler.Veya varlıklar, hayatî ihtiyaçları diliyle dua ederler. Bütün canlıların güçleri haricin-deki zaruri ihtiyaçlarının temini için yaptık-ları dua, bu türden duadır. Onlar, bu ihtiyaç diliyle Mutlak Cömert olan Zat’tan hayatla-rının devamı için bir nevi rızık hükmünde bazışeyler isterler.Veya dua, ıstırar (çaresizlik) lisanıyla ya-pılır. Çaresiz kalan her bir canlı, tam bir ilti-ca ile dua eder, Rabb-i Rahîmine yönelir.Bu üç tür dua, bir mani olmazsa daima makbuldür.Duanın dördüncü türü ki, dua deyince daha çok akla gelen biz insanların duasıdır. Bu da iki kısımdır: Biri fiilî ve hâlî, diğeri kalbî ve kâlî, yani dille yapılanıdır.Meselâ, bir işin hâsıl olması için gerekli tedbirleri alıp, gerekli sebepleri yerine ge-tirmek fiilî duadır. Sebepleri eksiksiz yerine getirmek, isteneni icat etmek için değildir; belki hâl diliyle onu Cenâb-ı Hak’tan iste-mek, O’nun razı olacağı bir vaziyet almak de-mektir. Meselâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu tür fiilî dua, Mutlak Cömert olan Zât’ın Zâtî ismine yönelik oldu-ğundan, genellikle kabul görür.İkinci kısım ise, kalbden dille yapılan du-adır. İnsan, bu dua ile elinin yetişmediği, gü-cünün yetmediği bazışeyleri Allah’tan ister. Bu duanın en önemli yanı, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur: Dua eden insan anlar ki, Birisi var, onun kalbinden geçenleri bile işitir, her şeye gücü yeter, onun her bir arzu-sunu yerine getirebilir; güçsüzlüğüne merha-met, yoksulluğuna medet eder.
İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin kaynağı olan bir vesileyi elden bı-rakma. Ona yapış, insanlığın en yüksek mer-tebesine çık, bir sultan gibi bütün kâinatın dualarını kendi duan içine al ve bütün kâina-tın, bütün varlıkların vekili bir kul gibi ve kâ-inatın en güzel kıvamda bir modeli ol. (Sözler, “23. söz, Birinci Mebhas, Beşinci Nokta”).AÜ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder