12 Kasım 2020 Perşembe

 Mümin 60:

  •  Rabbiniz şöyle buyuruyor:' Bana dua edin ki, size karşılık vereyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme girecektir'.
    (
     Bediüzzaman hz., dua hakkında şöyle yazar:
    İman,Allah’a  ulaşmada  duayı  bir  vesile  olarak gerektirdiği gibi, insan fıtratı da onu şiddetle ister. Eğer, “Birçok defa dua ediyo-ruz, kabul olmuyor. Halbuki âyet, her duaya cevap  var  buyuruyor.”  derseniz,  şu  birkaç  noktayı dinleyin:Duayacevap  vermek  ayrıdır,  onu  kabul  etmek  ayrıdır.  Her  duaya  cevap  verilir,  fa-kat  onu  kabul  etmek,  hem  duada  istenenin  aynısını  vermek,  Cenab-ı  Hak’kın  hikmeti-ne bağlıdır. Meselâ, hasta bir çocuk doktora “Bana şu ilacı ver!” der. Doktor, söz konusu hastalık ve tedavisi nasıl davranmayı gerek-tiriyorsa  ona  göre,  ya  çocuğun  istediğinin aynısını  veya  ondan  daha  iyisini  verir  veya  hastalığına zarar olacağı için hiç vermez.İşte Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak, her za-man her yerde hazır, nâzır olduğu için kulun duasına cevap verir. Yalnızlık ve kimsesizlik dehşetini  huzuruyla  ve  cevabıyla  ünsiyete  çevirir.  Fakat  insanın  hevesine  göre  davran-maz; hikmeti neyi gerektiriyorsa onu yapar. Dolayısıyla ya duada istenenin aynısını veya daha iyisini verir, ya da hiç vermez.Hem dua bir kulluktur. Kulluğun karşılı-ğı  ise  Âhiret’tedir.  Dünyevî  maksatlar,  dua  türü ibadetlerin vakitleridir. Yoksa dua ile ta-kip edilen maksatlar, bu kulluğun asıl gayesi değildir.Meselâ,  yağmur  namazı  ve  duası  bir  ibadettir.  Yağmursuzluk,  o  ibadetin  vaktidir.  Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için  değildir.  Eğer  sırf  o  niyetle  olsa,  o  dua,  o ibadet halis olmadığından kabule lâyık gö-rülmez.Nasıl  ki  güneşin  batması  akşam  namazı-nın vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulma-ları, “küsuf ve husuf namazları” denilen iki hususî  ibadetin  vakitleridir.  Yani,  gece  ve  gündüzün nûranî âyetleri perdelenmekle aza-met-i İlâhiye’yi ilân ettiğinden Cenâb-ı Hak, kullarını o hadiseler üzerine bir nevi ibadete davet  eder.  Yoksa  o  namaz,  açılması  ve  ne  kadar devam edeceği astroloji hesabıyla belli olan ay ve güneşin açılması için değildir.Aynen  bunun  gibi,  yağmursuzluk  dahi  yağmur namazının vaktidir. Ve belâların isti-lâsı ve zararlışeylerin tasallutu bazı duaların hususi vakitleridir ki, insan o vakitlerde aczi-ni anlar, dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına sığınır. Eğer dua çok edildiği halde belâlar def olunmazsa, denilmeyecek ki “Dua kabul  olmadı.”  Belki  denilecek  ki,  “Duanın vakti henüz bitmedi.” Eğer Cenab-ı Hak fazl ve keremiyle belâyı kaldırsa ne alâ; o vakit o duanın da vakti biter.Demek ki dua, bir kulluk sırrıdır. Kulluk ise,  sadece  Allah  için  olmalı. İnsan,  aczini  ortaya  koyup,  dua  ile  O’na  yönelmeli,  O’na  sığınmalı,  fakat  O’nun  rubûbiyetine  karış-mamalı.  Tedbiri  O’na  bırakmalı,  hikmetine  itimat etmeli, rahmetini itham etmemeli.Evet, gerçekte ve açıkça görüldüğü üzere, bütün varlıkların her birinin hususî bir tes-bihi, ibadeti, kendine has bir secdesi olduğu gibi,  bütün  kâinattan  dergâh-ıİlâhiyeye  gi-den, bir duadır:Varlıklar, ya kendilerine verilen kabiliyet ve kapasite diliyle dua ederler –bütün bitkiler ve hayvanların duaları gibi ki, her biri kabi-liyet ve kapasite diliyle Feyyaz-ı Mutlak’tan bir şekil  talep  ederler  ve  O’nun  isimlerinin  tecellilerine mazhariyetle gelişme isterler.Veya  varlıklar,  hayatî  ihtiyaçları  diliyle  dua ederler. Bütün canlıların güçleri haricin-deki zaruri ihtiyaçlarının temini için yaptık-ları dua, bu türden duadır. Onlar, bu ihtiyaç diliyle Mutlak Cömert olan Zat’tan hayatla-rının  devamı  için  bir  nevi  rızık  hükmünde  bazışeyler isterler.Veya dua, ıstırar (çaresizlik) lisanıyla ya-pılır. Çaresiz kalan her bir canlı, tam bir ilti-ca ile dua eder, Rabb-i Rahîmine yönelir.Bu  üç  tür  dua,  bir  mani  olmazsa  daima  makbuldür.Duanın  dördüncü  türü  ki,  dua  deyince  daha çok akla gelen biz insanların duasıdır. Bu  da  iki  kısımdır:  Biri  fiilî  ve  hâlî,  diğeri kalbî ve kâlî, yani dille yapılanıdır.Meselâ,  bir  işin  hâsıl  olması  için  gerekli  tedbirleri  alıp,  gerekli  sebepleri  yerine  ge-tirmek fiilî duadır. Sebepleri eksiksiz yerine getirmek,  isteneni  icat  etmek  için  değildir; belki  hâl  diliyle  onu  Cenâb-ı  Hak’tan  iste-mek, O’nun razı olacağı bir vaziyet almak de-mektir. Meselâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısını çalmaktır. Bu tür fiilî dua, Mutlak Cömert olan Zât’ın Zâtî ismine yönelik oldu-ğundan, genellikle kabul görür.İkinci kısım ise, kalbden dille yapılan du-adır. İnsan, bu dua ile elinin yetişmediği, gü-cünün yetmediği bazışeyleri Allah’tan ister. Bu  duanın  en  önemli  yanı,  en  güzel  gayesi,  en tatlı meyvesi şudur: Dua eden insan anlar ki,  Birisi  var,  onun  kalbinden  geçenleri  bile  işitir, her şeye gücü yeter, onun her bir arzu-sunu yerine getirebilir; güçsüzlüğüne merha-met, yoksulluğuna medet eder.
    İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i  rahmetin  anahtarı  ve  tükenmez  bir  kuvvetin  kaynağı  olan  bir  vesileyi  elden  bı-rakma. Ona yapış, insanlığın en yüksek mer-tebesine  çık,  bir  sultan  gibi  bütün  kâinatın dualarını kendi duan içine al ve bütün kâina-tın, bütün varlıkların vekili bir kul gibi ve kâ-inatın en güzel kıvamda bir modeli ol. (Sözler, “23. söz, Birinci Mebhas, Beşinci Nokta”).AÜ

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder