Zariyat 55-58:
- Sen yine de uyarmaya devam et, hiç olmassa uyarılarının inananlara faydası olur. Görünür ve görünmez bütün varlıkları sadece (Beni tanıyıp) sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de Beni gözetip beslemelerini. Çünkü bizzat Allah(cc)'tır bütün rızıkları veren, her türlük kudretin sahibi ve baki olan.
(
Son iki âyet, Allah yolunda hizmet konusunda iki önemli noktaya dikkat çekmektedir. Allah’ın dinini anlatırken, tebliğ ederken tartışmanın hiç-bir yararı yoktur. Önemli olan, kendi üslûbuyla Din’i anlatmak ve yaşamaktır. Ayrıca, tebliğyapılırken mü’minler de nazara alınmalı, onlar nasıl olsa inanmışlardır diyerek ihmal edilmeme-lidirler. Çünkü herkesin nasihata ve hatırlatmaya ihtiyacı vardır.AÜ
Bu âyet, Allah’ın varlıkları yaratmasındaki maksadı beyan buyurmaktadır. İnsanların ve cinlerin dışındaki bütün varlıklar Allah’a mutlaka manâda ibadet ve itaat ederken, irade ile serfiraz kılınan insanlar ve cinler ise, aynı sorumluluğu taşımakla birlikte, bu konuda zorlanmamışlar-dır. Çünkü onlar, imtihandadır. Allah’a ibadet ve itaat, insanların ve cinlerin hem ferdî hem içtimaî, hem dünya hem Âhiret hayatları için her bakımdan lüzumlu ve asla vazgeçilmez değer ve öneme sahiptir. Bediüzzaman, bu konuda şöyle yazar:Katiyen bil ki, yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, Allah’a iman-dır. Ve insaniyetin en yüce mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, Allah’a iman içindeki marifetullahtır (Allah’ı tanıma). Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki Allah sevgisidir. Ve ruh–u beşer için en halis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o Allah sevgisi içindeki ruhanî–manevî lezzettir.Evet, bütün hakikî saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetul-lahta ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hak’kı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, esrara ya bilkuvve (potansiyel olarak) veya bilfiil maz-hardır. O’nu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz dertlere, zorluklara, elemlere ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, neticesiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada insan sahibini tanı-mazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahi-bini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine sığınır, kudretine istinat eder. O vahşet-gâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur. (Mektûbât, “20. Mektup”, Mukaddime).AÜ
O halde, bütün akıl sahibi varlıklann yaratılmasındaki temel amaç, onların Allah'ın varlığını tanımaları (ma‘rifet) ve bundan dolayı, kendi var oluşlarını bilinçli olarak O'nun iradesi ve planı ile uyumlu hale getirme isteği duymalarıdır. İşte bu iki aşamalı tanıma ve isteme (cognition and willingness) kavramlarıdır ki Kur’an'ın “kulluk” (ibâdet) olarak tanımladığı şeye derin anlamını verir. Bir sonraki ayetin de gösterdiği gibi, bu manevî çağrı, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve sınırsız güç sahibi olan Yaratıcı'nın herhangi bir farazî “ihtiyac’îndan doğmuş değildir; tersine, her şeyi kuşatan ilahî iradeye bilinçli olarak kendini teslim etmek sûretiyle bu iradeyi kavramayı ve böylece bizâtihî Allah'a daha yakın olmayı ümid eden kulun ruhî gelişmesinin bir aracı olarak öngörülmüştür.ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder