27 Mart 2021 Cumartesi

 Zariyat 55-58:

  •  Sen yine de uyarmaya devam et, hiç olmassa uyarılarının inananlara faydası olur. Görünür ve görünmez bütün varlıkları sadece (Beni tanıyıp) sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de Beni gözetip beslemelerini. Çünkü bizzat Allah(cc)'tır bütün rızıkları veren, her türlük kudretin sahibi ve baki olan.
    (
    Son iki âyet, Allah yolunda hizmet konusunda iki önemli noktaya dikkat çekmektedir. Allah’ın dinini anlatırken, tebliğ ederken tartışmanın hiç-bir yararı yoktur. Önemli olan, kendi üslûbuyla Din’i  anlatmak  ve  yaşamaktır.  Ayrıca,  tebliğyapılırken  mü’minler  de  nazara  alınmalı,  onlar  nasıl olsa inanmışlardır diyerek ihmal edilmeme-lidirler. Çünkü herkesin nasihata ve hatırlatmaya ihtiyacı vardır.AÜ

    Bu  âyet,  Allah’ın  varlıkları  yaratmasındaki maksadı  beyan  buyurmaktadır. İnsanların  ve  cinlerin dışındaki bütün varlıklar Allah’a mutlaka manâda ibadet ve itaat ederken, irade ile serfiraz kılınan  insanlar  ve  cinler  ise,  aynı  sorumluluğu taşımakla  birlikte,  bu  konuda  zorlanmamışlar-dır.  Çünkü  onlar,  imtihandadır.  Allah’a  ibadet  ve  itaat,  insanların  ve  cinlerin  hem  ferdî  hem  içtimaî,  hem  dünya  hem  Âhiret  hayatları  için  her bakımdan lüzumlu ve asla vazgeçilmez değer ve  öneme  sahiptir.  Bediüzzaman,  bu  konuda  şöyle yazar:Katiyen bil ki, yaratılışın en yüksek gayesi ve  fıtratın  en  yüce  neticesi,  Allah’a  iman-dır.  Ve  insaniyetin  en  yüce  mertebesi  ve  beşeriyetin en büyük makamı, Allah’a iman içindeki marifetullahtır (Allah’ı tanıma). Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o  marifetullah  içindeki  Allah  sevgisidir.  Ve  ruh–u  beşer  için  en  halis  sürur  ve  kalb-i  insan  için  en  sâfi  sevinç,  o  Allah  sevgisi  içindeki ruhanî–manevî lezzettir.Evet, bütün hakikî saadet ve halis sürur ve şirin  nimet  ve  sâfi  lezzet,  elbette  marifetul-lahta  ve  muhabbetullahtadır.  Onlar,  onsuz  olamaz.  Cenab-ı  Hak’kı  tanıyan  ve  seven,  nihayetsiz saadete, nimete, nurlara, esrara ya bilkuvve (potansiyel olarak) veya bilfiil maz-hardır.  O’nu  hakikî  tanımayan,  sevmeyen,  nihayetsiz  dertlere,  zorluklara,  elemlere  ve  evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.Evet, şu  perişan  dünyada,  âvâre  nev-i  beşer  içinde,  neticesiz  bir  hayatta,  sahipsiz,  hâmisiz  bir  surette,  âciz,  miskin  bir  insan,  bütün  dünyanın  sultanı  da  olsa  kaç  para  eder? İşte  bu  âvâre  nev-i  beşer  içinde,  bu  perişan,  fâni  dünyada  insan  sahibini  tanı-mazsa,  mâlikini  bulmazsa,  ne  kadar  biçare  sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahi-bini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine sığınır,  kudretine  istinat  eder.  O  vahşet-gâh  dünya,  bir  tenezzühgâha  döner  ve  bir  ticaretgâh  olur.  (Mektûbât,  “20.  Mektup”,  Mukaddime).AÜ

    O  halde,  bütün  akıl  sahibi  varlıklann  yaratılmasındaki  temel  amaç,  onların  Al­lah'ın varlığını tanımaları (ma‘rifet) ve bundan dolayı, kendi var oluşlarını bilinç­li  olarak  O'nun  iradesi  ve  planı  ile  uyumlu  hale  getirme  isteği  duymalarıdır.  İş­te  bu  iki  aşamalı  tanıma  ve  isteme  (cognition  and willingness)  kavramlarıdır  ki Kur’an'ın “kulluk” (ibâdet) olarak tanımladığı şeye derin anlamını verir.  Bir son­raki  ayetin  de gösterdiği gibi,  bu manevî çağrı,  hiçbir  şeye muhtaç  olmayan ve sınırsız  güç  sahibi  olan  Yaratıcı'nın  herhangi  bir  farazî  “ihtiyac’îndan  doğmuş değildir;  tersine,  her şeyi  kuşatan  ilahî  iradeye  bilinçli  olarak kendini teslim  et­mek sûretiyle bu iradeyi kavramayı ve böylece bizâtihî Allah'a daha yakın olma­yı ümid  eden kulun  ruhî gelişmesinin bir aracı  olarak  öngörülmüştür.ESED

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder