Müminun 71:
- Fakat gerçek, onların heva ve heveslerine uyacak olsaydı, gökler, yer ve ikisi arasındaki herşey yıkılıp giderdi. Oysa, Biz (bu ilahi mesajla) takip etmeleri gereken herşeyi indirdik, maalesef, kendilerine bahşedilen bu ilahi mesajdan yüz çeviriyorlar.
(
Tarih boyu peygamberlere ve onların Allah’-tan getirdiği gerçeğe karşı çıkan inkârcılar, hiçbir zaman herhangi bir gerçeğe dayanmamışlardır. Çünkü Allah Hak’tır ve O’nun buyurduğu her şey de haktır, gerçektir. Bunun en açık misali, içindeki her şey ile birlikte kâinattır.Kâinat, bütünüyle ve bütün parçalarıyla apa-çık bir düzen ve unsurları arasında fevkalâde bir uyum ve âhenk sergilemektedir. Her şey o kadar ölçülü ve o kadar olması gereken yerdedir ki, sade-ce bu âhenk, ölçü ve yerindeliğin diliyle Allah’tan başka ilâh yoktur diye ilan eder.Bir bileşiğin bütün zerreleri veya atomları ve bizzat iç içe bileşikler öylesine hassas ölçülerde oluşturulmuş ve bulundukları yerlere yerleştiril-mişlerdir ki, meselâ gözdeki bir atomun veya zer-renin, partikülün vücuttaki bütün hücrelerle ve vücudun tamamıyla münasebeti vardır. Bir atom yanlış bir yerde olsa, yanlış bir yere yerleşse, en azından anomali bir durum ortaya çıkmakta, tril-yonlarca hücreden biri devreden çıksa, bütün vü-cudu ölüme götürücü (kanser) tesir yapmaktadır. Bir atomu yapan kimse, güneş sistemini ve bütün sistemleri de yapan O, bir ferdin yüz hatlarını çi-zen kalem kime aitse, bütün ferdlerin yüzlerinin hatlarını çizen kalem de aynı Zât’a aittir.Kâinatta her şey, mükemmel ölçülerde ve orantıdadır. En basitinden hemen herkesin rüya-sında gelecekle ilgili bazışeyler görmesi de gös-terir ki, kâinatta her şeye hakim bir ilim, kudret, irade ve kader vardır. Ve bu, insan hayatı dahil, kâinatın hiçbir noktasında tesadüfe yer olmadı-ğını gösterir. Bütün tohumlar ve tohumlardan çı-kıp büyüyen ağaçlar, bitkiler, Kader’i ispat eder. Her bir ağaç ve bitkinin gelecekteki bütün hayatıtohumunda saklı olup, bu nazarî (teorik) kaderi, tohumun ağaç halindeki hayatı da pratik kaderi gösterir. Ayrıca, bu hayatın yeniden çok sayıda tohumda noktalanması ve o tohumların çok sa-yıda ağaca menşe’ olması da, insanların söz ve davranışları dahil dünyadaki bütün hadiselerin kaydedildiğini ve bir başka ve sonsuzca geniş bir âlemin tohumlarını oluşturduğunu, dolayısıyla öldükten sonra dirilmeyi en reddedilmez bir delil olarak ortaya koyar.Kısaca, atomlarından sistemlerine, fertlerden türlere kadar bütün kâinat ve varlıklar, sahip bulundukları düzen, âhenk, ölçü, karşılıklı mü-nasebet, yardımlaşma ve dayanışma özellikleriyle tek bir Yaratan, Yaşatan, Rızıklandıran ve İdare Eden’i gösterir. Eğer kâinatın herhangi bir yanı-na bir başka el karışabilecek olsa, ondaki her bir şeyin her şeyle ve her şeyin her bir şeyle münase-bet içinde olduğu kâinattaki sistem birden bozu-lur ve kâinat çöker. Ayrıca, herkes kabul eder ki, her şeyi bir Yaratıcı’nın yaratması, bir şeyi çok sayıda yaratıcının yaratmasından çok daha ko-laydır. Bir erin başına on komutan değil, on, yüz, bin askerin başına bir komutan verilir. Kaldı ki, mutlak ilim, irade ve kudret isteyen kâinatla ilgi-li olarak bunlara sahip olmayan herhangi bir şey, kimse, güç–kuvvet için yaratıcılık da, idarecilik de iddia edilemez. Bir işe on cahilin, on körün, on âcizin karışması, ancak cehaleti, körlüğü ve âciz-liği arttırır. Kâinatta zihnen ve ilmen en gelişmişve sahip kılındığı vasıtalarla en büyük gücü elin-de tutmaya muktedir insan olduğu halde, onca ilmî gelişmeye rağmen, insanın yapabildiği, sa-dece kâinatı ve kendisini anlamaya çalışmaktan ibarettir. Bunda da hangi derecelerde muvaffak olup olmadığı ortadadır. Ve bütün insanlar, bü-tün bilgilerini ve güçlerini bir araya getirseler, bir sineği, bir otu bile yaratamazlar. Tabiat denen şey, bir matbaadır, hattâ matbu veya yazılmışbir kitaptır, asla kâtip değildir. Çünkü ilimden, iradeden, şuurdan, kudretten yoksundur. Tabiat kanunları ve/veya sebepler denen şeyler, kâinatın işleyişine bakarak bizim çıkardığımız birtakım kurallardır, isimlerdir, kavramlardır. Bizatihî var olup olmadıkları bile tartışmalıdır.Netice olarak, bütün varlık, varlık alanına çıkması, hayatını devam ettirmesi, ölmesi ve yerlerini başkalarının alması, ama kâinattaki akıl almaz muhteşem düzenin, âhengin, ölçünün ilk günkü gibi mükemmel devam etmesiyle gös-terir ki, Yaratan, Yaşatan, İdare Eden, Ölümü Veren, ama kendi yaratılmamış, ezelî ve ebedî, üzerinden zaman geçmez, mekândan münezzeh, yarattıklarının cinsinden olmayan, mutlak ilim, irade ve kudret sahibi Allah vardır. Yaratan da Yöneten de O’dur. Varlıklar içinde en üst mer-tebede olan insanlar, bilgi ve akıllarını bir araya getirdikleri zaman bile kendilerini, ailelerini, top-lumlarını olsun sulh, adalet ve hakkaniyet içinde idare edememekte, dünyayı kendilerine zindan, hayatı zehir etmektedirler. Vücutları dahi irade-leri dışında çalışmakta, dünyaya gelip gelmeme, doğum yer ve tarihi, ölüm yer ve tarihi, hayatla-rı, fizikleri, renk, ırk, anne–baba vb. varlıkları-nın en önemli unsurlarını bile seçmede, aslî ihti-yaçlarını ve bu ihtiyaçları giderme vasıtalarının tesbitinde, bu ihtiyaçlardan âzâde kalamamada hiçbir tesirleri yoktur. Kısaca, kâinatta her bir şey, her bir hadise, sürekli olan Allah’ı göster-mekte, O’nu nazarlara vermektedir.AÜ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder