11 Ekim 2021 Pazartesi

 Müminun 71:

  •  Fakat gerçek, onların heva ve heveslerine uyacak olsaydı, gökler, yer ve ikisi arasındaki herşey yıkılıp giderdi. Oysa, Biz (bu ilahi mesajla) takip etmeleri gereken herşeyi indirdik, maalesef, kendilerine bahşedilen bu ilahi mesajdan yüz çeviriyorlar.
    (
     Tarih boyu peygamberlere ve onların Allah’-tan getirdiği gerçeğe karşı çıkan inkârcılar, hiçbir zaman  herhangi  bir  gerçeğe  dayanmamışlardır. Çünkü  Allah  Hak’tır  ve  O’nun  buyurduğu  her  şey  de  haktır,  gerçektir.  Bunun  en  açık  misali,  içindeki her şey ile birlikte kâinattır.Kâinat, bütünüyle ve bütün parçalarıyla apa-çık bir düzen ve unsurları arasında fevkalâde bir uyum ve âhenk sergilemektedir. Her şey o kadar ölçülü ve o kadar olması gereken yerdedir ki, sade-ce bu âhenk, ölçü ve yerindeliğin diliyle Allah’tan başka ilâh yoktur diye ilan eder.Bir  bileşiğin  bütün  zerreleri  veya  atomları  ve  bizzat  iç  içe  bileşikler  öylesine  hassas  ölçülerde  oluşturulmuş ve bulundukları yerlere yerleştiril-mişlerdir ki, meselâ gözdeki bir atomun veya zer-renin,  partikülün  vücuttaki  bütün  hücrelerle  ve  vücudun tamamıyla münasebeti vardır. Bir atom yanlış bir yerde olsa, yanlış bir yere yerleşse, en azından anomali bir durum ortaya çıkmakta, tril-yonlarca hücreden biri devreden çıksa, bütün vü-cudu ölüme götürücü (kanser) tesir yapmaktadır. Bir atomu yapan kimse, güneş sistemini ve bütün sistemleri de yapan O, bir ferdin yüz hatlarını çi-zen kalem kime aitse, bütün ferdlerin yüzlerinin hatlarını çizen kalem de aynı Zât’a aittir.Kâinatta  her  şey,  mükemmel  ölçülerde  ve  orantıdadır. En basitinden hemen herkesin rüya-sında gelecekle ilgili bazışeyler görmesi de gös-terir ki, kâinatta her şeye hakim bir ilim, kudret, irade ve kader vardır. Ve bu, insan hayatı dahil, kâinatın hiçbir noktasında tesadüfe yer olmadı-ğını gösterir. Bütün tohumlar ve tohumlardan çı-kıp büyüyen ağaçlar, bitkiler, Kader’i ispat eder. Her bir ağaç ve bitkinin gelecekteki bütün hayatıtohumunda saklı olup, bu nazarî (teorik) kaderi, tohumun ağaç halindeki hayatı da pratik kaderi gösterir. Ayrıca, bu hayatın yeniden çok sayıda tohumda noktalanması ve o tohumların çok sa-yıda  ağaca  menşe’  olması  da,  insanların  söz  ve  davranışları  dahil  dünyadaki  bütün  hadiselerin  kaydedildiğini ve bir başka ve sonsuzca geniş bir âlemin  tohumlarını  oluşturduğunu,  dolayısıyla öldükten sonra dirilmeyi en reddedilmez bir delil olarak ortaya koyar.Kısaca,  atomlarından  sistemlerine,  fertlerden  türlere  kadar  bütün  kâinat  ve  varlıklar,  sahip  bulundukları düzen, âhenk, ölçü, karşılıklı mü-nasebet, yardımlaşma ve dayanışma özellikleriyle tek bir Yaratan, Yaşatan, Rızıklandıran ve İdare Eden’i gösterir. Eğer kâinatın herhangi bir yanı-na bir başka el karışabilecek olsa, ondaki her bir şeyin her şeyle ve her şeyin her bir şeyle münase-bet içinde olduğu kâinattaki sistem birden bozu-lur ve kâinat çöker. Ayrıca, herkes kabul eder ki, her şeyi bir Yaratıcı’nın yaratması, bir şeyi çok sayıda  yaratıcının  yaratmasından  çok  daha  ko-laydır. Bir erin başına on komutan değil, on, yüz, bin askerin başına bir komutan verilir. Kaldı ki, mutlak ilim, irade ve kudret isteyen kâinatla ilgi-li olarak bunlara sahip olmayan herhangi bir şey, kimse, güç–kuvvet için yaratıcılık da, idarecilik de iddia edilemez. Bir işe on cahilin, on körün, on âcizin karışması, ancak cehaleti, körlüğü ve âciz-liği arttırır. Kâinatta zihnen ve ilmen en gelişmişve sahip kılındığı vasıtalarla en büyük gücü elin-de  tutmaya  muktedir  insan  olduğu  halde,  onca  ilmî  gelişmeye  rağmen,  insanın  yapabildiği,  sa-dece  kâinatı  ve  kendisini  anlamaya  çalışmaktan ibarettir.  Bunda  da  hangi  derecelerde  muvaffak  olup olmadığı ortadadır. Ve bütün insanlar, bü-tün bilgilerini ve güçlerini bir araya getirseler, bir sineği,  bir  otu  bile  yaratamazlar.  Tabiat  denen  şey,  bir  matbaadır,  hattâ  matbu  veya  yazılmışbir  kitaptır,  asla  kâtip  değildir.  Çünkü  ilimden,  iradeden, şuurdan, kudretten yoksundur. Tabiat kanunları ve/veya sebepler denen şeyler, kâinatın işleyişine  bakarak  bizim  çıkardığımız  birtakım kurallardır, isimlerdir, kavramlardır. Bizatihî var olup olmadıkları bile tartışmalıdır.Netice  olarak,  bütün  varlık,  varlık  alanına çıkması,  hayatını  devam  ettirmesi,  ölmesi  ve  yerlerini başkalarının alması, ama kâinattaki akıl almaz muhteşem düzenin, âhengin, ölçünün ilk günkü  gibi  mükemmel  devam  etmesiyle  gös-terir  ki,  Yaratan,  Yaşatan, İdare  Eden,  Ölümü  Veren,  ama  kendi  yaratılmamış,  ezelî  ve  ebedî,  üzerinden zaman geçmez, mekândan münezzeh, yarattıklarının  cinsinden  olmayan,  mutlak  ilim,  irade  ve  kudret  sahibi  Allah  vardır.  Yaratan  da  Yöneten  de  O’dur.  Varlıklar  içinde  en  üst  mer-tebede olan insanlar, bilgi ve akıllarını bir araya getirdikleri zaman bile kendilerini, ailelerini, top-lumlarını olsun sulh, adalet ve hakkaniyet içinde idare  edememekte,  dünyayı  kendilerine  zindan,  hayatı zehir etmektedirler. Vücutları dahi irade-leri dışında çalışmakta, dünyaya gelip gelmeme, doğum yer ve tarihi, ölüm yer ve tarihi, hayatla-rı, fizikleri, renk, ırk, anne–baba vb. varlıkları-nın en önemli unsurlarını bile seçmede, aslî ihti-yaçlarını ve bu ihtiyaçları giderme vasıtalarının tesbitinde,  bu  ihtiyaçlardan  âzâde  kalamamada  hiçbir  tesirleri  yoktur.  Kısaca,  kâinatta  her  bir  şey,  her  bir  hadise,  sürekli  olan  Allah’ı  göster-mekte, O’nu nazarlara vermektedir.AÜ

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder