23 Ağustos 2020 Pazar

 Lokman 34:

  • -Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi Allah(cc) katındadır.
    -Yagmuru, Allah(cc) indirir.
    -Rahimlerde olanı Allah(cc) bilir.
    -Hiç kimse yarın ne yapıp lehine ve aleyhine ne kazanacağını kesin olarak bilemez.
    -Yine hiç kimse, nerede öleceğini de kesin olarak bilemez.
    Ancak Allah(cc) her şeyi hakkıyla bilir, ve her şeyden haberdardır.
    (
    Bu  âyet,  “beş  gayb”  denilen  ve  kesin  bilgisi  sadece Allah’a ait olan hususları nazara vermek-tedir.  Bunlar  içinde  yağmurun  ne  zaman  yağa-cağı konusunda bugün tahminler yapılmakta ise de,  bunlar,  çok  zaman  gerçeğe  ne  ölçüde  isabet  ederse  etsin  yine  tahmindir;  ayrıca,  yağmurun alâmetleri  belirdikten,  yani  onunla  ilgili  bilgiler  gaybî olmaktan çıktıktan sonra yapılan tahmin-lerdir.  Yine  bugün,  döllenmenin  üzerinden  bir  süre  geçince  anne  rahmindeki  yavrunun  erkek  mi  dişi  mi  olduğu  büyük  ölçüde  bilinebilmek-tedir.  Fakat  bu  bilme,  yine  gerekli  alâmetler  ortaya çıktıktan sonra elde edildiği gibi, âyetteki ifade, sadece cinsiyeti değil, ceninle ilgili –doğup doğmayacağı, ne zaman doğacağı, şeklinin, fizi-kî  yapısının,  karakterinin,  kabiliyetlerinin  nasıl olacağı, nerede nasıl ve ne kadar yaşayıp, nerede öleceği gibi– bütün bilgileri içine almaktadır.Bakara  Sûresi  not  3’te  ifade  edildiği  gibi,  Kur’ân’ın  mü’minleri  her  şeyden  önce  gaybe  imanları  sebebiyle  övüp  nazara  vermesi  anlamlı-dır. Bir defa varlık, görünen fizikî âleme has, bu âlemle sınırlı değildir. Fizikî âlem, görünmeyen ve bu âlemin ölçüleriyle gözlemlenemeyen, keyfiyeti idrak  edilemeyen  âlemlerin  bir  yansıması  veya  çok  sayıda  âlemden  sadece  biridir.  Dolayısıyla, bu  âlemdeki  her  vakanın,  her  vakıanın  üzeri-ne  oturduğu  gerçek,  Gayb  Âlemi  denilen  diğer âlemlerdedir. Kur’ân, bu âyette sadece beş gaybınazara vermekle, esasen insanın çok sınırlı bilgi-sine  karşılık  Cenab–ı  Allah’ın  her  şeyi  kuşatan sınırsız  bilgisine  dikkat  çekmektedir.  İnsan  var-lığı, pek çok bakımdan sınırlıdır. Onun, bırakın dünya  üzerinde  bir  hakimiyeti  olmayı,  bizzat  kendi bedeni üzerinde bile hakimiyeti yoktur. O, acıkıp–susamasına,  uyuyup  dinlenme  ihtiyacına mani  olamadığı  gibi,  temel  ihtiyaçlarının  tesbiti  ve  bunların  giderilme  yolu  ve  araçlarında  bile  söz  sahibi  kılınmamıştır.  Ayrıca  ona  ne  zaman,  nerede  ve  nasıl  bir  aile  içinde  doğacağı,  fiziği, rengi, özellikleri, kabiliyetleri, ne kadar yaşayaca-ğı, nerede nasıl öleceği gibi hayatını kuşatan aslî şartların  hiç  birinde  de  en  küçük  bir  söz  hakkıtanınmamıştır.  Bundan  başka  insan,  tam  olarak  ne  geçmişi  bilebilir  ne  hâli;  özellikle  geleceği  hiç  bilemez.  Ama  varlık,  birbirleriyle  içten  bağlan-tılı  bütün  parçalarıyla,  zamanı  ve  mekânıyla  bir  bütündür.  Kâinattaki,  hattâ  insanın  ve  toplum-ların  hayatındaki  her  hadise,  kendi  başına  bir  hadise  olsa  da,  geçmiş,  hâl  ve  gelecekteki  bütün  diğer  hadiselerle  münasebeti  vardır.  Dolayısıyla, hâldeki  hadiseler  hakkında  bile  kesin  bilgilere  sahip  olamayan,  geçmiş  hakkındaki  bilgileri  son  derece  sınırlı  ve  doğruluğu  ve  doğruluk  derecesi  her zaman tartışmalı, gelecek hakkında ise hiçbir şey bilmeyen insan, kendi hayatı ve başkalarının hayatı  üzerinde  nasıl  yetki  ve  hakimiyet  iddia  edebilir? Gerçek bu ise, ancak geçmiş, hâl ve gele-ceği, ayrıca bütün varlığı fert fert ve birbirleriyle olan münasebetleri içinde hakkıyla ve tam olarak bilen bir Zat, ancak insan dahil bütün varlık üze-rinde otoriteye sahip olabilir. O Zat da Allah’tır.AÜ.

    Bazı  âlimlerimiz  bu  âyetteki  beş  bilinmeyen  konuya mugayyebat-ı  hamsederler.  Bir  hadis-i  şerifte  de  bunu  teyid  etmek  üzere  “Beş  şey  vardır  ki  onları Allah‟tan başkası bilemez” buyurulduktan sonra bu âyet zikredilmiştir. Münavi‟nin dediği  gibi,  hadisin  mânası:  “Bu  beş  şeyi  Allah‟tan  başkası,  bütün  özellik  ve incelikleriyle. bilemez.”  Şu  halde  bu  hadis  Allah  Teâlnın  bazı  makbul  kullarına, hatta  bu  beşten  bazı  gaybî  şeyleri  bildirmesine  mani  değildir.  Çünkü  bu,  sınırlı gayblardandır. Mu‟tezilenin bunu inkâr etmesi de mânasızdır.
    Bir de şuna dikkat etmek gerekir. Gayb, mutlak gayb ve izafî gayb diye iki çeşittir. Âyet, mutlak gaybın, başkası tarafından bilinmesini reddediyor. İzafî gayb, bazı şartlara, bazı durumlara, bazı şahıslara göre gayb iken bazılarına göre gayb olmayan  hususlara  denir.  Mesela  İstanbul‟daki  insan,  Tokyo‟da  cereyan  eden hadiseyi bilemez. Ama vasıtalara sahip olan kimse, televizyon teknolojisi sayesinde görebilir. Bir sene sonra yağmurun ne zaman, ne kadar yağacağı mutlak gaybdır. Ama  Allah,  dünya  atmosferinde  yağmurun  sebeplerini  varettikten  sonra,  diğer insanlar için  yağmur zamanını  bilmek  gayb  olduğu  halde,  meteoroloji  uzmanları tahmin raporu verebilir.Diğer bir konu ana karnındaki ceninin cinsiyetini bilme işidir. Son dönemde ultrason gibi cihazlarla bunu tesbit mümkündür. Âyet-i kerime “Rahimlerde olanı yalnız Allah bilir” buyuruyor. “Mâ” Arapçada en umumi bir lafızdır. Kapsamı son derece  geniştir.  Doğacak  çocuğun  her  türlü  maddî  özelliklerine,  genetik özelliklerine şamil olduğu gibi bütün istidatları, kabiliyetleri, hayat mukadderatı, ta cennete veya cehenneme girinceye kadar bütün özellik ve ayrıntıları dahildir ki bu gaypların  yanında,  kız  mı  erkek  mi  olacağı  meselesi  zikre  bile  değmez.  Geçen asırlardaki müfessirler için, cinsiyeti bilmek mutlak gayb durumunda olduğundan, bazıları bilinmeyecek şeylere misal verme kabilinden bunu söz konusu etmişlerdir.SY.

    Bu  âyette  sayılanlar,  farklı  lafız  ve  cümle­lerle  hadis  olarak  da  rivayet  edilmiştir.  Buha-rî'nin  naklettiği  beş  hadis  de  İbn  Ömer'e  da­yanmaktadır.   Bu   rivayetlerden   ikisinde   Hz.   Peygamber  "Gaybın  anahtarı  beştir"   der  ve  Lokman süresindeki bu âyete  atıf yapar.  Diğer  üç rivayette  ise  âyete  atıf yapılmaz.  Bu üç  ha­diste  beş  şeyi  Allah'tan  başka  kimse  bilemez: 1) Yarın ne olacağı,  2)  Rahimlerde  olan, 3)  Ki­şinin  nerede  öleceği,  4)  Yağmurun  ne  zaman  yağacağı,  5)  Yarın ne kazanılacağı ve  /veya  kı­yamet  saati.  Oysa  ki,  bu  âyete  atıf  yapan  Bu-harî'deki  ilk iki rivayette tıpkı bu âyette  oldu­ğu gibi Allah'tan başkasının bilemeyeceği  şey­ler  sadece  gelecekle  sınırlıdır:   1)  Kıyametin  zamanı,  2)  Kişinin yarın ne  kazanacağı,  3)  Ki­şinin nerede öleceği. Âyette  "yağmur yağdıran O'dur"  buyurulmaktadır.  Bu  cümlede  yağmur  konusundaki  bilgiyi  Allah'a  hasreden  bir  mâ­na  yoktur.  Aynı  şey  bir  sonraki  "rahimlerde  yer  tutanı  O  bilir"  cümlesi  için  de  geçerlidir.  Diğer  üç  husustaki  bilgi Allah'a   tahsis  edilir­ken,  bu iki  husus  tahsis  olmadan  zikredilir.  Mİ.

    )


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder