12 Haziran 2021 Cumartesi

 Nahl 43-44:

  •  Senden önce de gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım insanlardan başkası değildi. Bu konuda yeteri kadar bilgiye sahip değilseniz, önceki vahyedilmiş kitaplara mensup kimselere sorabilirsiniz. Biz onları da hakikatın açık belgeleri ve hikmek yüklü sayfalarla göndermiştik. Biz sana da bu Kuranı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara apaçık anlatasın ve açıklayasın(لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ), onlarda bu sayede düşünüp ders çıkarırlar.
    (
    Âyet,  Kur’ân  indirildikten,  yani  ondan  her-hangi  bir  âyet,  âyetler  grubu,  sûre  geldikten  sonra  ondaki  ve  onlardaki,  nihaî  olarak  bütün  Kur’ân’daki   gerçeklerin,   va’d   ve   tehditlerin,   hükümlerin   insanlara   açıklanması   gerektiğini beyan  buyurmakta  ve  bunu  da  öncelikle  Kur’-ân’ın kendisine indirildiği zâta, yani Peygamber Efendimiz’e yüklemektedir. Şu halde, Kur’ân’ın insanlara tebliği sadece onu okumak değil, oku-mak, anlatmak ve açıklamaktır. Elbette Peygam-ber Efendimiz (s.a.s.), bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir. İşte  Sünnet,  Kur’ân’ın  mücmelini  (özet ve özlü ifadelerini) tafsil eder (açar), müp-hemini (kapalısını) tefsir eder, Kur’ân’da umumî ifadelerle gelen bazı hükümleri tahsis eder (o hü-kümlerin hangi şartlara bağlı, kim ve ne ile ilgili olduğunu beyan buyurur), mutlak, yani bir kayıt-la kayıtlanmadan gelmiş hükümlerini takyit eder (kayıtlandırır).  Aynı  zamanda  Sünnet,  Kur’ân’ıhayat hayat yapma yoludur.AÜ

    Tebyin,  hem  "iletme,  duyurma,  bildirme",  hem de "tarif etme" ve "uygulamalı olarak gös­terme"   anlamında   "açıklama"dır.   Kur'an'da   beyyene fiili kimi yerde bu en geniş çağrışımla­sın49  ve  belki  onlar  da  bu  sayede  düşü­nürler. 45  Yani  şimdi,  entrikaya  dayalı  düzenler  kuran  kimseler Allah'ın  kendilerini  yerin  dibine  geçirmeyeceğinden,  ya   da  azabın  hiç  farkında  olmadıkları  bir  noktadan  ge­lip   kendilerini   bulmayacağından   emin­ler,  öyle  mi?  46  Veya  (gündelik  telaşeyle)  dolaşıp  dururken,  kendilerini  asla  savuş­turmayacakları  bir   (belanın)  yakalama­yacağından?  47  Yahut  da,  bir  süreç  içeri­sinde  içten  içe  çözülmeye  mâhkum  edip  ortadan  kaldırmayacağından...50     Şunu   da   unutmayın   ki   Rabbiniz,   elbet   çok  şefkatli,  pek  merhametlidir.  48  İMDİ  onlar,  Allah'ın  yarattığı  çevrele-rıyla,  kimi  yerde  ise  sadece  "duyurma-iletme"  anlamıyla kullanılmıştır.  Mesela 98/Âl-i İmran 187  ve  108/Mâide  15  gibi  âyetlerde,  hep  kitap  ehliyle ilgili  olarak "gizleme" [hafâ) ve  "sakla­manın"  (keteme)  zıddına  "eksiksiz  iletme,  du­yurma"  anlamına kullanılır.  Fakat tüm  dil oto­ritelerinin  de  ifade  ettiği  gibi,  tebyin,  sözü  de  içine alan fakat ondan daha kapsamlı bir anlam taşır [Esâs-, Lisân ve Müfredat). Bu sûrenin 39. âyetinde ve başka âyetlerde  (Msl.  104/Nisâ:  26,  108/Mâide:  75  vd.) Allah'a  izafe  edilen  beyyene  fiili, 64. âyette (ayrıca İbrahim:  4) yine aynı an­lam içeriğiyle Hz. Peygamber'e izafe edilir. İlgi­li  âyetler  birlikte  okunduğunda,  Hz.  Peygam­ber'in   beyan   ve   tebyin   misyonunun   sadece   "iletmekle"  sınırlı olmadığı,  uygulamaya konu olan  talimatlarm  nasıl  uygulanacağını  bizzat  göstermenin  de bu misyona  dahil  olduğu görü­lecektir.  Zaten  vahyin  onu  "güzel  örnek"  ola­rak nitelemesi bunun teyididir (106/Ahzab: 21). Mİ

    Bu pasajın işaret etmek istediği iki husus vardır:  ilki,  36.  ayette beyan edilen ifa­deyle bağlantılı  olarak,  Allah'ın şu  ya  da bu  dönemde  her ümmete,  her uygarlı­ğa  peygamber  gönderdiği  ve  dolayısıyla  belli  başlı  hiçbir  insan  topluluğunun, hiçbir ümmetin  İlahî yol gösterme  rahmetinden yoksun  kalmadığı  hususu;  İkin­cisi  ise,  inkarcılann,  Muhammed'in  (s),  “ölümlü  bir  insan”  olduğu  için  Allah'ın elçisi  olamayacağı  yolunda  sıkça  dile  getirdikleri  itiraza  cevap  olarak  Allah'ın bütün peygamberlerini ölümlü  insanlardan seçmiş  olduğu hususu.  (Peygamber­ler de dahil,  hiçbir kulun  doğaüstü güçler ve niteliklerle donanmış olmadığı yo­lundaki Kur’ânî öğreti hk. bkz.  6:50 ve 7:188 ve bunlarla ilgili notlar; ayrıca 6:109 hk.  94.  not.)ESED

    Muheet’s compiler says “ٌانَيَب” (bayaan) is something with logic or reasoning which clarifies a matter. The Quran uses “ٌنْيَبَت” (tabyeen) against “ٌمْتَک” (katam) in 3:186 and 2:159. “ٌمْتَک” (katam): to hide something. As such, “ٌنْيِيْبَت” (tabyeen) would mean to highlight something, make it evident. At another place this word has been used against “ٌاءَفْخِا” (ikhfaa) which means to hide, as in 5:15. At the same place, the Quran has been called “ٌنْيَبُاب مَتَک”   (kitabun mubeen) which means the life format which makes the hidden truths evident. It is also understood as the life’s manual which contains clear truths, which are not related to this physical world and are beyond Man’s comprehension. They are revealed to the Messenger by God through Revelation. To reveal the truth this way, is called “ٌنَاْيِبَت” (tibyaan). LUQ


    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder