Nahl 43-44:
- Senden önce de gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım insanlardan başkası değildi. Bu konuda yeteri kadar bilgiye sahip değilseniz, önceki vahyedilmiş kitaplara mensup kimselere sorabilirsiniz. Biz onları da hakikatın açık belgeleri ve hikmek yüklü sayfalarla göndermiştik. Biz sana da bu Kuranı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara apaçık anlatasın ve açıklayasın(لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ), onlarda bu sayede düşünüp ders çıkarırlar.
(
Âyet, Kur’ân indirildikten, yani ondan her-hangi bir âyet, âyetler grubu, sûre geldikten sonra ondaki ve onlardaki, nihaî olarak bütün Kur’ân’daki gerçeklerin, va’d ve tehditlerin, hükümlerin insanlara açıklanması gerektiğini beyan buyurmakta ve bunu da öncelikle Kur’-ân’ın kendisine indirildiği zâta, yani Peygamber Efendimiz’e yüklemektedir. Şu halde, Kur’ân’ın insanlara tebliği sadece onu okumak değil, oku-mak, anlatmak ve açıklamaktır. Elbette Peygam-ber Efendimiz (s.a.s.), bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir. İşte Sünnet, Kur’ân’ın mücmelini (özet ve özlü ifadelerini) tafsil eder (açar), müp-hemini (kapalısını) tefsir eder, Kur’ân’da umumî ifadelerle gelen bazı hükümleri tahsis eder (o hü-kümlerin hangi şartlara bağlı, kim ve ne ile ilgili olduğunu beyan buyurur), mutlak, yani bir kayıt-la kayıtlanmadan gelmiş hükümlerini takyit eder (kayıtlandırır). Aynı zamanda Sünnet, Kur’ân’ıhayat hayat yapma yoludur.AÜ
Tebyin, hem "iletme, duyurma, bildirme", hem de "tarif etme" ve "uygulamalı olarak gösterme" anlamında "açıklama"dır. Kur'an'da beyyene fiili kimi yerde bu en geniş çağrışımlasın49 ve belki onlar da bu sayede düşünürler. 45 Yani şimdi, entrikaya dayalı düzenler kuran kimseler Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, ya da azabın hiç farkında olmadıkları bir noktadan gelip kendilerini bulmayacağından eminler, öyle mi? 46 Veya (gündelik telaşeyle) dolaşıp dururken, kendilerini asla savuşturmayacakları bir (belanın) yakalamayacağından? 47 Yahut da, bir süreç içerisinde içten içe çözülmeye mâhkum edip ortadan kaldırmayacağından...50 Şunu da unutmayın ki Rabbiniz, elbet çok şefkatli, pek merhametlidir. 48 İMDİ onlar, Allah'ın yarattığı çevrele-rıyla, kimi yerde ise sadece "duyurma-iletme" anlamıyla kullanılmıştır. Mesela 98/Âl-i İmran 187 ve 108/Mâide 15 gibi âyetlerde, hep kitap ehliyle ilgili olarak "gizleme" [hafâ) ve "saklamanın" (keteme) zıddına "eksiksiz iletme, duyurma" anlamına kullanılır. Fakat tüm dil otoritelerinin de ifade ettiği gibi, tebyin, sözü de içine alan fakat ondan daha kapsamlı bir anlam taşır [Esâs-, Lisân ve Müfredat). Bu sûrenin 39. âyetinde ve başka âyetlerde (Msl. 104/Nisâ: 26, 108/Mâide: 75 vd.) Allah'a izafe edilen beyyene fiili, 64. âyette (ayrıca İbrahim: 4) yine aynı anlam içeriğiyle Hz. Peygamber'e izafe edilir. İlgili âyetler birlikte okunduğunda, Hz. Peygamber'in beyan ve tebyin misyonunun sadece "iletmekle" sınırlı olmadığı, uygulamaya konu olan talimatlarm nasıl uygulanacağını bizzat göstermenin de bu misyona dahil olduğu görülecektir. Zaten vahyin onu "güzel örnek" olarak nitelemesi bunun teyididir (106/Ahzab: 21). Mİ
Bu pasajın işaret etmek istediği iki husus vardır: ilki, 36. ayette beyan edilen ifadeyle bağlantılı olarak, Allah'ın şu ya da bu dönemde her ümmete, her uygarlığa peygamber gönderdiği ve dolayısıyla belli başlı hiçbir insan topluluğunun, hiçbir ümmetin İlahî yol gösterme rahmetinden yoksun kalmadığı hususu; İkincisi ise, inkarcılann, Muhammed'in (s), “ölümlü bir insan” olduğu için Allah'ın elçisi olamayacağı yolunda sıkça dile getirdikleri itiraza cevap olarak Allah'ın bütün peygamberlerini ölümlü insanlardan seçmiş olduğu hususu. (Peygamberler de dahil, hiçbir kulun doğaüstü güçler ve niteliklerle donanmış olmadığı yolundaki Kur’ânî öğreti hk. bkz. 6:50 ve 7:188 ve bunlarla ilgili notlar; ayrıca 6:109 hk. 94. not.)ESED
Muheet’s compiler says “ٌانَيَب” (bayaan) is something with logic or reasoning which clarifies a matter. The Quran uses “ٌنْيَبَت” (tabyeen) against “ٌمْتَک” (katam) in 3:186 and 2:159. “ٌمْتَک” (katam): to hide something. As such, “ٌنْيِيْبَت” (tabyeen) would mean to highlight something, make it evident. At another place this word has been used against “ٌاءَفْخِا” (ikhfaa) which means to hide, as in 5:15. At the same place, the Quran has been called “ٌنْيَبُاب مَتَک” (kitabun mubeen) which means the life format which makes the hidden truths evident. It is also understood as the life’s manual which contains clear truths, which are not related to this physical world and are beyond Man’s comprehension. They are revealed to the Messenger by God through Revelation. To reveal the truth this way, is called “ٌنَاْيِبَت” (tibyaan). LUQ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder