6 Eylül 2022 Salı

 Bakara 272-274:

  •  (Ey peygamber ve muhatap, ) insanları hidayete erdirmek senin işin değil, zira ancak Allah(cc) dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Ve yanlız Allah(cc)'ın rızasını kazanmak şartıyla başkalarına her ne iyilik yaparsanız bu kendi yararınızadır. Çünkü yapacağınız her iyilik size olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık yapılmayacaktır. Ve Allah(cc) yoluna tamamen kendilerini adamış oldukları için yeryüzünde (rızık arama niyeti ile) gezip dolaşamayan muhtaçlara yardım edin. Onların durumunun farkında olmayan, onları zengin zanneder, çünkü istemekten çekinirler. Ancak sen onları bazı özelliklerinden tanıyabilirsin; insanlardan arsız bir şekilde istemekten sakınırlar. Ve onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah(cc) hepsini bilir. Servetlerini Allah(cc) rızası için gece/gündüz, gizli/açık  harcayanlar , mükafatlarını Rableri katında göreceklerdir. Onlara ne korku vardır, ne de üzüleceklerdir.
    (
     Lafzen,  “onların hidayeti senin üstüne  vazife  değil” —yani,  “sen yalnızca Allah'ın mesajını  onlara  aktarmaktan  sorumlusun,  onların  buna  gösterecekleri  tepkiden değil”:  Burada  kasdedilen  insanlar,  önceki  ayetlerde  sözü  edilen  muhtaçlardır. Öyle  görünmektedir ki,  Medine'ye  hicretinden  sonraki  ilk günlerde  Hz.  Peygam­ber, kendi toplumu arasında yaygın olan büyük bir yoksulluk ile karşı karşıya ge­lince,  arkadaşlarına  “karşılıksız yardımın yalnız  Müslümanlara  yapılması”  tavsiye­sinde bulundu.  Bu tavsiye yukarıdaki ayetin nüzulü  ile hemen düzeltildi (bu  me­alde  birçok  Hadis,  Taberî,  Râzî  ve  İbni  Kesîr  tarafından  nakledilmiştir,  aynı  za­manda M enârlll,  82 vd.).  Diğer bazı  Hadisler'e göre (başka kaynaklar gibi  Neseî ve  Ebû  Dâvûd  tarafından  da  kaydedilmiş  ve  bütün  klasik  müfessirler  tarafından nakledilmiştir)  Hz.  Peygamber,  bunun  üzerine  müminlere,  karşılıksız  yardımları, kişinin  inancına  bakmaksızın  ihtiyaç duyan herkese  vermelerini  açıkça  emretti. Sonuç  olarak  müfessirler  arasında,  yukarıdaki  Kur’an  ayetinin -tekil  olarak  ifa­de edilmiş olmasına ve Hz. Peygamber'e hitab ediyor görünmesine rağmen- bü­tün  Müslümanlar  için  geçerli  olan  bir  talimat  olduğu  konusunda  tam  bir  ittifak vardır.  Özellikle  Râzî  ondan  şu  ilave  sonucu  çıkarmaktadır:  Karşılıksız  yardım -yahut onu askıya alma tehdidi- hiçbir zaman inançsızları İslam'a çekmenin bir aracı olarak  kullanılmamalıdır.  Çünkü,  imanın geçerli olması  için derunî bir tat-minin ve serbest bir seçimin ürünü  olması gerekir.  Bu, yukarıdaki 256.  ayetle de uyumludur:  “Dinde  zorlama yoktur.”ESED

     Yani,  kendilerini  tamamen  iman  yolunda  çalışmaya  -imam  yaymak,  tebliğ  et­mek  veya  bedenen  ve  fikren  savunmak  şeklinde-  verenlere  veya  zamanlarını Allah'ın mesajında yüceltilmiş olan ilim tedrisine,  insanoğlunun iyiliği için uğraş­maya ve benzeri ulvî hedeflere adayanlara, yahut da bu  hedefler uğrunda çaba­larken  şahsî  veya  maddî  sıkıntılara  dûçâr  olan ve  bu  sebeple  kendilerini  koru­yamayacak  durumda  bulunanlara.ESED

     Yoksula  yar­dım,  o kadar hasbi ve o denli karşılık beklenti­si  olmadan  yapılmalıdır  ki,  değil  kişisel  men­faat  ve  minnet  altına  alma,  onun  sapık  buldu­ğunuz  inanç  ve  düşünce  dünyasına  müdahale  için  bir  araç  olarak   dâhi   kullanılmamalıdır.   Çünkü  hidayet  Allah'tandır.  Hidayet  kişinin  kendisine  iyilik  yapanın  hatırı  için  onun  iste­diği yola girmek değil; hakkın hatırına,  kişinin  özgür  iradesiyle  Allah'a  teslim  olmasıdır. MI

     Hayır  için  yapılan  herhangi  bir  harcama­nın  getirisini  belirleyen  şey,  harcamanın  ken­disine yapıldığı kimseden  daha çok harcamayı yapan kimsenin niyet,  tavır ve davranışlarıdır. Çünkü,  bu  hayır  ve  iyilikten  en  kazançlı  çı­kan taraf,  alan değil veren taraftır.  Başkalarına  iyilik  yapan  biri,  aslında  bilerek  ya  da  bilme­yerek  en  çok  kendine,  kendi  öz  benliğine  iyi­lik  yapmaktadır.  MI

    In this verse a misunderstanding of the Muslims has been removed. At first they hesitated to give monetary help to their non-Muslim relatives and other non-Muslims. They thought that monetary help to Muslims alone was in the Way of Allah. Here they have been told that they have not been made responsible for thrusting Guidance upon the unbelievers: their responsibility ends when they have conveyed the Truth to them. It lies with Allah to bestow (or not to bestow) the light of perception. The Muslims, therefore, should not hesitate to fulfil the needs of the non-Muslims just because they have not accepted the Guidance. If they fulfil the need of anyone to please Allah, He will give them their reward. ET

    This refers to the people who devote themselves wholly to the service of Islam and are, therefore, unable to earn their livelihood. There was a regular band of such volunteers of Islam known as Ashab as-suffah. They numbered about 400 and were always at the beck and call of the Holy Prophet, who had imparted to them the knowledge of Islam and trained them for its service. They imparted their acquired knowledge to others and went on different missions and expeditions under the instruction of the Holy Prophet. Obviously, such people specially deserve help because they are whole-time workers of Islam and have no spare time to earn their livelihood. ET

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder