Bakara 272-274:
- (Ey peygamber ve muhatap, ) insanları hidayete erdirmek senin işin değil, zira ancak Allah(cc) dilediğini/dileyeni hidayete erdirir. Ve yanlız Allah(cc)'ın rızasını kazanmak şartıyla başkalarına her ne iyilik yaparsanız bu kendi yararınızadır. Çünkü yapacağınız her iyilik size olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık yapılmayacaktır. Ve Allah(cc) yoluna tamamen kendilerini adamış oldukları için yeryüzünde (rızık arama niyeti ile) gezip dolaşamayan muhtaçlara yardım edin. Onların durumunun farkında olmayan, onları zengin zanneder, çünkü istemekten çekinirler. Ancak sen onları bazı özelliklerinden tanıyabilirsin; insanlardan arsız bir şekilde istemekten sakınırlar. Ve onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah(cc) hepsini bilir. Servetlerini Allah(cc) rızası için gece/gündüz, gizli/açık harcayanlar , mükafatlarını Rableri katında göreceklerdir. Onlara ne korku vardır, ne de üzüleceklerdir.
(
Lafzen, “onların hidayeti senin üstüne vazife değil” —yani, “sen yalnızca Allah'ın mesajını onlara aktarmaktan sorumlusun, onların buna gösterecekleri tepkiden değil”: Burada kasdedilen insanlar, önceki ayetlerde sözü edilen muhtaçlardır. Öyle görünmektedir ki, Medine'ye hicretinden sonraki ilk günlerde Hz. Peygamber, kendi toplumu arasında yaygın olan büyük bir yoksulluk ile karşı karşıya gelince, arkadaşlarına “karşılıksız yardımın yalnız Müslümanlara yapılması” tavsiyesinde bulundu. Bu tavsiye yukarıdaki ayetin nüzulü ile hemen düzeltildi (bu mealde birçok Hadis, Taberî, Râzî ve İbni Kesîr tarafından nakledilmiştir, aynı zamanda M enârlll, 82 vd.). Diğer bazı Hadisler'e göre (başka kaynaklar gibi Neseî ve Ebû Dâvûd tarafından da kaydedilmiş ve bütün klasik müfessirler tarafından nakledilmiştir) Hz. Peygamber, bunun üzerine müminlere, karşılıksız yardımları, kişinin inancına bakmaksızın ihtiyaç duyan herkese vermelerini açıkça emretti. Sonuç olarak müfessirler arasında, yukarıdaki Kur’an ayetinin -tekil olarak ifade edilmiş olmasına ve Hz. Peygamber'e hitab ediyor görünmesine rağmen- bütün Müslümanlar için geçerli olan bir talimat olduğu konusunda tam bir ittifak vardır. Özellikle Râzî ondan şu ilave sonucu çıkarmaktadır: Karşılıksız yardım -yahut onu askıya alma tehdidi- hiçbir zaman inançsızları İslam'a çekmenin bir aracı olarak kullanılmamalıdır. Çünkü, imanın geçerli olması için derunî bir tat-minin ve serbest bir seçimin ürünü olması gerekir. Bu, yukarıdaki 256. ayetle de uyumludur: “Dinde zorlama yoktur.”ESED
Yani, kendilerini tamamen iman yolunda çalışmaya -imam yaymak, tebliğ etmek veya bedenen ve fikren savunmak şeklinde- verenlere veya zamanlarını Allah'ın mesajında yüceltilmiş olan ilim tedrisine, insanoğlunun iyiliği için uğraşmaya ve benzeri ulvî hedeflere adayanlara, yahut da bu hedefler uğrunda çabalarken şahsî veya maddî sıkıntılara dûçâr olan ve bu sebeple kendilerini koruyamayacak durumda bulunanlara.ESED
Yoksula yardım, o kadar hasbi ve o denli karşılık beklentisi olmadan yapılmalıdır ki, değil kişisel menfaat ve minnet altına alma, onun sapık bulduğunuz inanç ve düşünce dünyasına müdahale için bir araç olarak dâhi kullanılmamalıdır. Çünkü hidayet Allah'tandır. Hidayet kişinin kendisine iyilik yapanın hatırı için onun istediği yola girmek değil; hakkın hatırına, kişinin özgür iradesiyle Allah'a teslim olmasıdır. MI
Hayır için yapılan herhangi bir harcamanın getirisini belirleyen şey, harcamanın kendisine yapıldığı kimseden daha çok harcamayı yapan kimsenin niyet, tavır ve davranışlarıdır. Çünkü, bu hayır ve iyilikten en kazançlı çıkan taraf, alan değil veren taraftır. Başkalarına iyilik yapan biri, aslında bilerek ya da bilmeyerek en çok kendine, kendi öz benliğine iyilik yapmaktadır. MI
In this verse a misunderstanding of the Muslims has been removed. At first they hesitated to give monetary help to their non-Muslim relatives and other non-Muslims. They thought that monetary help to Muslims alone was in the Way of Allah. Here they have been told that they have not been made responsible for thrusting Guidance upon the unbelievers: their responsibility ends when they have conveyed the Truth to them. It lies with Allah to bestow (or not to bestow) the light of perception. The Muslims, therefore, should not hesitate to fulfil the needs of the non-Muslims just because they have not accepted the Guidance. If they fulfil the need of anyone to please Allah, He will give them their reward. ET
This refers to the people who devote themselves wholly to the service of Islam and are, therefore, unable to earn their livelihood. There was a regular band of such volunteers of Islam known as Ashab as-suffah. They numbered about 400 and were always at the beck and call of the Holy Prophet, who had imparted to them the knowledge of Islam and trained them for its service. They imparted their acquired knowledge to others and went on different missions and expeditions under the instruction of the Holy Prophet. Obviously, such people specially deserve help because they are whole-time workers of Islam and have no spare time to earn their livelihood. ET
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder