Ahzab 1-3:
- Ey Peygamber, Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde ol, hakikatı inkar edenlerin ve münafıkların söylemlerine uyma, unutma ki, Allah(cc) her şeyi bilendir ve hikmet sahibidir. Sen, Rabbinden vahyedilene uy!. Zira, Allah(cc) bütün yapıp/ettiklerinizden haberdardır. Ve nihayetinde, Allah(cc)'a tevekkül et, zira, vekil olarak Allah(cc) yeter!.
(
Uhud Savaşı’ndan sonra Müslümanlar, pek çok güçlüğe göğüs germek zorunda kaldılar. Mekke yakınında oturan ve Kureyş’le aynısoydan olduklarını iddia eden Adel ve Kare kabilelerinden bir heyet Rasûlüllah’a gelerek İslâm’ı kabul ettiklerini belirttiler ve kendilerine Kur’ân öğretecek muallimler istediler. Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm, altı sahabîsini seçip onlarla birlikte gönderdi. Kafile, Hudayl kabilesinin topraklarından geçerken dinlenme molası verdi. Birden bu kabileye mensup bazıları dinlenmekte olan sahabîlerin üzerine saldırıp, dördünü şehit ve Hz. Hubeyb ibn Adiyy ile Zeyd ibn Desine’yi Kureyş’e öldürmeleri için teslim ettiler. Bu iki sahabî de Kureyş elinde şehit oldu. Aynı yıl, bu defa Âmir Oğulları tara-fından kendilerine Kur’ân öğretmek için istenen bir rivayete göre yetmiş Kur’ân okuyucusu ve öğretmeni sahabî de Maûne Kuyusu yanında hunharca şehit edildi.Ertesi sene, Esed Oğulları kabilesinin Medine’ye saldırı hazırlıkları yaptıklarını haberi alan Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm, Ebû Seleme komutasında 150 kişilik bir seriye birliği-ni bu kabile üzerine göndermek zorunda kaldı.Yahudi Nadir Oğulları kabilesi, Allah Rasûlü Medine’yi teşriflerinde orada bulunan üç yahudi kabilesinden biriydi ve Allah Rasûlü, bunlarla da anlaşma yapmıştı. Fakat, diğerleri gibi bu kabile üyeleri de anlaşmalarına sadık kalma-yıp, Müslümanlar aleyhine gizlice Kureyşlilerle ve Medine’de münafıklarla tuzaklar kurmaya çalışıyorlardı. Hattâ bir defasında Rasûlüllah’ın hayatına da kastetmişler, Allah Rasûlü ölüm-den kıl payı kurtulmuştu. Sadakatsizlikleri ve Müslümanlar aleyhindeki faaliyetleri had saf-haya varınca Allah Rasûlü aleyhissalâtü ves-selâm, kendilerinden Medine’nin üç mil güne-yinde bulunan yurtlarını terk etmelerini istedi. Münafıkların başı Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl, Nadir Oğulları yahudilerine yardım vadin-de bulununca, onlar da Rasûlüllah’ın çağrısınıreddedip kalelerine kapandılar. İslâm ordusu, onları kalelerinde kuşattı. Münafıklardan yar-dım da gelmeyince durumun kritikliğini gören Nadir Oğulları yahudileri Medine’den ayrılmayıkabul ettiler. On gün içinde aileleri ve taşıyabil-dikleri mallarıyla birlikte Medine’yi terk edip, bir kısmı Hayber’e, bir kısmı Suriye taraflarına gitti. AÜ
Aslında yapılması serbest olan bir davranıştan sırf toplumsal baskıdan çekinerek vazgeçmek ve o kolektif yanlışı sorgulamamak, bu ilâhi uyarının gerekçesini oluşturmaktadır. Benzer bir durum üzerine nazil olan Tahrim sûresinin girişi ile bu sûrenin girişi arasındaki yakınlık dikkat çekicidir. Mİ
Yani: toplumsal baskıya karşı "koruyucu otorite"(vekil) olarak Allah yeter. Toplumun nesnesi olmak istemeyen, mutlaka daha üstün bir otoriteye dayanmalıdır. O Allah'tır, insan ancak o zaman toplum içerisinde özneliğini muhafaza edebilir. Mİ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder