26 Mart 2023 Pazar

 Nisa 12:

  •  Çocukları olmayan kadınlarınızın terekelerinin yarısı sizindir. Ama çocukları varsa, yapmış oldukları vasiyet ve ödemek zorunda oldukları borçları çıktıktan sonra kalanın dörtte biri sizindir. Eğer çocugunuz yoksa, dul kalan hanımlarınız, terekenizin dörtte birini alırlar. Eğer çocuğunuz varsa, yaptığınız vasiyet ve ödemek zorunda olduğunuz borçlar düşüldükten sonra kalanın sekizde biri onlarındır. Eğer kadın veya erkek, birinci dereceden mirasçıya sahip değilse, ama bir erkek veya kız kardeşi varsa, bunların her birine altıda bir düşer. Ama ikiden fazla kişi varsa, yapılan vasiyet ve ödenmek zorunda kalınan borçlar düşüldükten sonra kalanın üçte birini alırlar. Bu her iki durumda da mirasçılar zarara uğratılmamalıdırlar. Bu Allah(cc)'ın emridir ve Allah(cc) her şeyi bilir, halimdir.
    (
     Bu  son  iki  âyette,  İslâm  miras  hukukunun  tesbit   buyurduğu   taksimatta   temel   birimler   verilmektedir.  Miras  paylaşımında  söz  konusu  olabilecek  bütün  ihtimaller,  bu  temel  birimlerle  birlikte, Sünnet’e dayalı olarak hesap edilir.
    • İslâm  miras  hukukunda,  hiç  de  az  olmayan  bazı  istisnalar  dışında,  kadına  erkeğin  yarı-sı pay verilmesi çok haksız eleştirilere sebep olmuştur.  Önce  hemen  şu  hususu  belirtelim  ki, İslâm’a yöneltilen eleştirilen hiçbiri, cevabıgerektiren bir eleştiri değildir; bir başka ifade ile İslâm,  cevap  verme  konumunda  olmayıp, başka her türlü din, sistem ve düşünce, ken-dini İslâm’a göre ayarlama, ona göre değerlen-dirme  mevkiindedir.  Bu  bakımdan,  bu  meal  çalışmasında eleştirilere cevap vermekten çok, eleştirilen  konulardaki  hikmetlerden  bilebil-diklerimizi, samimi zihin ve kalblere anlatma gayesi güdülmektedir.
    • İkinci  olarak,  Kur’ân-ı  Kerim,  İslâm  miras  hukukunun  hükümlerini,  Allah’ın  tesbit  ve  emrettiği mutlaka uyulması gereken hüküm-ler  olarak  takdim  buyurmaktadır.  Önceki  âyet, bu hükümleri Allah’ın İlim ve Hikmet sıfatlarına bağlarken, bu âyet, İlim ve Hilim sıfatlarına  bağlamaktadır. Şu  halde  bu  hü-kümler,  her  şeyi  hakkıyla  bilen  Allah’ın İl-mine  ve  asla  manâsız  ve  abes  işlerle  alâkasıolmayan  Hikmetine  dayanmaktadır.  Dolayı-sıyla bize düşen, bu hükümlerdeki hikmetleri araştırmaktır. Bu hükümleri yerine getirme-me, önceki âyette de açıkça ifade buyuruldu-ğu  üzere,  Allah’a  ve  Rasûlü’ne  isyan,  onları–haşa–  beğenmeyip  tenkit  etmek  ise  İslâm dairesinden çıkmak demektir.
    • İslâm,  her  şeyden  önce,  önceki  notta  belir-tildiği gibi, kadına mirasta hak vermekle bir inkılâp yapmıştır. İkinci olarak, İslâm evren-seldir; her zamana, her şarta ve her topluma hitap eder; gelip geçici, belli döneme ve belli medeniyet veya kültüre has değerleri nazara almaz.  Bunun  yerine,  meselelere  küllî  (bü-tüncül)  bakar  ve  cüz’î  hükümleri  bu  küllî  prensipler çerçevesinde değerlendirir. Bu ba-kımdan, miras taksimatının tesbitinde, mira-sın  mahiyeti  ve  ondan  pay  alacaklarla  ilgili  olarak hayata katılım ve hayatta üstlendikleri rol, ailedeki mevkileri, aile bütçesine katkıla-rı,  aile  ve  toplumun  diğer  fertleriyle  müna-sebetleri  gibi  her  türlü  sosyolojik  ve  ayrıca psikolojik  faktörlerin  tamamını  nazara  alır. Mesele,  bir  kadın-erkek  eşitliği  ve  münase-beti  meselesi  değil,  miras  ve  miras  taksim  meselesidir.  Her  mesele,  kendi  konumunda  değerlendirilir ve değerlendirilmelidir.
    • İslâm, ailenin geçimini erkeğe yükler; kadın ise, mal sahibi olma, malını kullanma ve onu nemalandırma  hakkına  sahip  olmasına  rağ-men, aile içinde kendisini bile geçindirmekle yükümlü değildir. Şu halde, ailesini geçindir-mekle sorumlu olan erkeğin kadın karşısında ekonomik  bir  fazlalığı  bulunmalıdır. İkin-ci olarak,  erkek,  evlenme  esnasında  kadına önemli  miktarda  mehir  verir  ve  bunu  kadı-nın  rızası  olmadan  asla  geri  alamaz.  Üçüncü  olarak, kadın, kendi evinde olduğu gibi, baba evinde de ekonomiye erkek nisbetinde katkıda bulunmaz; İslâm, bunu ona yüklemez. Dola-yısıyla, mirasta erkek kardeşleri oranında pay alması  açık  bir  haksızlık  olacaktır.  Evlenip  yuva  kurduğunda  ise,  kendi  yarım  hissesini  eşinin fazladan hissesiyle zaten tamamlayacak, bunun da ötesinde, erkek, hissesini eşiyle ve çocuklarıyla paylaşmak zorunda kalırken, ka-dın kendi hissesini sadece kendisi için kullan-ma hakkını elinde bulunduracaktır. Dördüncü olarak, günümüzde medenî denilen toplumlar da dahil olmak üzere, kız çocuğu evlenirken, daha  çok  erkeğin  evine  gider.  Bu  bakımdan, onun  baba  evinin  malından  erkek  kardeşleri nisbetinde  miras  alması,  sevgiye,  şefkate  ve  hürmete muhtaç kadını, babası ve erkek kar-deşleri gözünde kendi mallarını yabancıya ta-şıyan bir unsur olma derekesine düşürecek ve onu, baba ve kardeşşefkat ve merhametinden mahrum  bırakacaktır.  Nitekim,  günümüzde  bu çok rastlanılan bir durumdur. İnsana veri-len değer, ona bırakılan mal veya onun sahip olduğu  madde  ile  ölçülmez.  Dolayısıyla,  ka-dına mirasta erkeğin yarısı pay vermek, asla kadını erkekten aşağı görmek demek değildir. Böyle düşünenler, bütün değer ölçüleri mad-deden ve maddî vasıtalardan ibaret olanlardır.
    • İslâm, miras taksiminde, terikenin sadece ve-fat edene ait bir mal olmadığını, onda Cenab-ıAllah’ın fazlından verdiği miktar ve bereketin de payı bulunduğunu nazara alarak, mirastan uzak  akrabayı,  kimsesizleri  ve  yoksulları  da  faydalandırdığı  gibi,  terike  sahibinin  kendi  adına  yapacağı  vasiyete  de  yer  vermektedir.  Kısaca İslâm, “malın belli ellerde dolaşan bir devlet olması”nın önünü almaktadır.AÜ

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder