Nisa 12:
- Çocukları olmayan kadınlarınızın terekelerinin yarısı sizindir. Ama çocukları varsa, yapmış oldukları vasiyet ve ödemek zorunda oldukları borçları çıktıktan sonra kalanın dörtte biri sizindir. Eğer çocugunuz yoksa, dul kalan hanımlarınız, terekenizin dörtte birini alırlar. Eğer çocuğunuz varsa, yaptığınız vasiyet ve ödemek zorunda olduğunuz borçlar düşüldükten sonra kalanın sekizde biri onlarındır. Eğer kadın veya erkek, birinci dereceden mirasçıya sahip değilse, ama bir erkek veya kız kardeşi varsa, bunların her birine altıda bir düşer. Ama ikiden fazla kişi varsa, yapılan vasiyet ve ödenmek zorunda kalınan borçlar düşüldükten sonra kalanın üçte birini alırlar. Bu her iki durumda da mirasçılar zarara uğratılmamalıdırlar. Bu Allah(cc)'ın emridir ve Allah(cc) her şeyi bilir, halimdir.
(
Bu son iki âyette, İslâm miras hukukunun tesbit buyurduğu taksimatta temel birimler verilmektedir. Miras paylaşımında söz konusu olabilecek bütün ihtimaller, bu temel birimlerle birlikte, Sünnet’e dayalı olarak hesap edilir.
• İslâm miras hukukunda, hiç de az olmayan bazı istisnalar dışında, kadına erkeğin yarı-sı pay verilmesi çok haksız eleştirilere sebep olmuştur. Önce hemen şu hususu belirtelim ki, İslâm’a yöneltilen eleştirilen hiçbiri, cevabıgerektiren bir eleştiri değildir; bir başka ifade ile İslâm, cevap verme konumunda olmayıp, başka her türlü din, sistem ve düşünce, ken-dini İslâm’a göre ayarlama, ona göre değerlen-dirme mevkiindedir. Bu bakımdan, bu meal çalışmasında eleştirilere cevap vermekten çok, eleştirilen konulardaki hikmetlerden bilebil-diklerimizi, samimi zihin ve kalblere anlatma gayesi güdülmektedir.
• İkinci olarak, Kur’ân-ı Kerim, İslâm miras hukukunun hükümlerini, Allah’ın tesbit ve emrettiği mutlaka uyulması gereken hüküm-ler olarak takdim buyurmaktadır. Önceki âyet, bu hükümleri Allah’ın İlim ve Hikmet sıfatlarına bağlarken, bu âyet, İlim ve Hilim sıfatlarına bağlamaktadır. Şu halde bu hü-kümler, her şeyi hakkıyla bilen Allah’ın İl-mine ve asla manâsız ve abes işlerle alâkasıolmayan Hikmetine dayanmaktadır. Dolayı-sıyla bize düşen, bu hükümlerdeki hikmetleri araştırmaktır. Bu hükümleri yerine getirme-me, önceki âyette de açıkça ifade buyuruldu-ğu üzere, Allah’a ve Rasûlü’ne isyan, onları–haşa– beğenmeyip tenkit etmek ise İslâm dairesinden çıkmak demektir.
• İslâm, her şeyden önce, önceki notta belir-tildiği gibi, kadına mirasta hak vermekle bir inkılâp yapmıştır. İkinci olarak, İslâm evren-seldir; her zamana, her şarta ve her topluma hitap eder; gelip geçici, belli döneme ve belli medeniyet veya kültüre has değerleri nazara almaz. Bunun yerine, meselelere küllî (bü-tüncül) bakar ve cüz’î hükümleri bu küllî prensipler çerçevesinde değerlendirir. Bu ba-kımdan, miras taksimatının tesbitinde, mira-sın mahiyeti ve ondan pay alacaklarla ilgili olarak hayata katılım ve hayatta üstlendikleri rol, ailedeki mevkileri, aile bütçesine katkıla-rı, aile ve toplumun diğer fertleriyle müna-sebetleri gibi her türlü sosyolojik ve ayrıca psikolojik faktörlerin tamamını nazara alır. Mesele, bir kadın-erkek eşitliği ve münase-beti meselesi değil, miras ve miras taksim meselesidir. Her mesele, kendi konumunda değerlendirilir ve değerlendirilmelidir.
• İslâm, ailenin geçimini erkeğe yükler; kadın ise, mal sahibi olma, malını kullanma ve onu nemalandırma hakkına sahip olmasına rağ-men, aile içinde kendisini bile geçindirmekle yükümlü değildir. Şu halde, ailesini geçindir-mekle sorumlu olan erkeğin kadın karşısında ekonomik bir fazlalığı bulunmalıdır. İkin-ci olarak, erkek, evlenme esnasında kadına önemli miktarda mehir verir ve bunu kadı-nın rızası olmadan asla geri alamaz. Üçüncü olarak, kadın, kendi evinde olduğu gibi, baba evinde de ekonomiye erkek nisbetinde katkıda bulunmaz; İslâm, bunu ona yüklemez. Dola-yısıyla, mirasta erkek kardeşleri oranında pay alması açık bir haksızlık olacaktır. Evlenip yuva kurduğunda ise, kendi yarım hissesini eşinin fazladan hissesiyle zaten tamamlayacak, bunun da ötesinde, erkek, hissesini eşiyle ve çocuklarıyla paylaşmak zorunda kalırken, ka-dın kendi hissesini sadece kendisi için kullan-ma hakkını elinde bulunduracaktır. Dördüncü olarak, günümüzde medenî denilen toplumlar da dahil olmak üzere, kız çocuğu evlenirken, daha çok erkeğin evine gider. Bu bakımdan, onun baba evinin malından erkek kardeşleri nisbetinde miras alması, sevgiye, şefkate ve hürmete muhtaç kadını, babası ve erkek kar-deşleri gözünde kendi mallarını yabancıya ta-şıyan bir unsur olma derekesine düşürecek ve onu, baba ve kardeşşefkat ve merhametinden mahrum bırakacaktır. Nitekim, günümüzde bu çok rastlanılan bir durumdur. İnsana veri-len değer, ona bırakılan mal veya onun sahip olduğu madde ile ölçülmez. Dolayısıyla, ka-dına mirasta erkeğin yarısı pay vermek, asla kadını erkekten aşağı görmek demek değildir. Böyle düşünenler, bütün değer ölçüleri mad-deden ve maddî vasıtalardan ibaret olanlardır.
• İslâm, miras taksiminde, terikenin sadece ve-fat edene ait bir mal olmadığını, onda Cenab-ıAllah’ın fazlından verdiği miktar ve bereketin de payı bulunduğunu nazara alarak, mirastan uzak akrabayı, kimsesizleri ve yoksulları da faydalandırdığı gibi, terike sahibinin kendi adına yapacağı vasiyete de yer vermektedir. Kısaca İslâm, “malın belli ellerde dolaşan bir devlet olması”nın önünü almaktadır.AÜ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder