Nisa 156-157:
- (Kalplerinin mühürlenmesinin diğer sebepleri ise) inkarda diretmeleri, Meryem(as)'a korkunç bir iftira atmaları, ve 'Allah(cc) elçisi olduğunu söyleyen Meryem(as) oğlu Isa(as)'ı biz öldürdük' demeleridir. Aslında onu ne öldürdüler, ne de çarmıha gerdiler. Fakat (kafa karışıklığı ile) onlara öyle olmuş gibi geldi. Bu konuda farklı görüşlerle ihtilafa düşenler, gerçekten şaşkınlık içindedirler, onunla ilgili bir bilgileri yoktur ve sadece zanna kapılıyorlar. Nihayetinde, onu kesin öldürmediler.
(
Böylece Kur’an, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi hikayesini kesinlikle reddeder. Müslümanlar arasında yaygın bazı efsanelere göre, Allah, Hz. İsa'nın yerine son anda ona çok benzeyen bir kişi (bazı rivayetlere göre o kişi Yuda idi) koydu ve Hz. İsa'nın yerine bu kişi çarmıha gerildi. Ancak bu efsanelerden hiçbiri Kur’an1- dan ve sahih Hadisler'den en küçük bir destek bile bulmaz ve bu çerçevede klasik müfessirler tarafından üretilen hikayeleri tamamen reddetmek gerekir. Bunlar, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmediği şeklindeki Kur’ânî beyanı İnciller'de o'nun çarmıha gerilişine ilişkin canlı tasvirler ile “uyumlu hale getirme”yi amaçlayan şaşkın teşebbüslerden başka bir şeyi temsil etmezler. Bu şekildeki çarmıha gerilme hikayesi, “sadece onlara öyle olmuş gibi göründü” şeklinde çevirdiğim ve-lâkin şubbihe lehum Kur’an ibaresinde özlü bir şekilde açıklanmıştır ve şuna işaret eder: Zamanın akışı içinde, Hz. İsa'dan uzun zaman sonra, o'nun, insanlığın işlediği ileri sürülen “ilk günah” karşılığında kefaret olarak haç üzerinde öldüğünü söyleyen bir efsane (muhtemelen o zaman güçlü olan Mitraistik inançların etkisi altında) gelişmişti; ve bu efsane Hz. İsa'nın daha sonraki izleyicileri arasında öylesine köklü şekilde yerleşti ki düşmanlan olan Yahudiler bile ona inanmaya -olumsuz anlamda olsa da- başladılar (çünkü çarmıha germe, o zamanlar en tehlikeli suçlular için verilen ölüm cezasının berbat bir biçimi idi). Bana göre bu, ve-lâkin şubbibe lebum ibaresinin tek tatmin edici açıklamasıdır. Çünkü, şubbibe lî ibaresi, deyim olarak da huyyile lî (“[bir şey] bana güzel bir hayal oldu”, yani, “benim zihnimde" —başka bir deyişle, “bana öyle geldi”) ibaresiyle eşanlamlıdır (bkz. Kâtnûs, heyete maddesi ve Lane II, 833 ve IV, 1500). ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder