7 Aralık 2023 Perşembe

 Nur 31:

  •  Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını haram olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar. (örfen) görünmesinde sakınca olmayan yerleri hariç, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar, ve bunun için başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan, yahut yasal olarak sahip oldukları kimselerden, yahut kendilerine bağlı cinsel isteklerden yoksun erkeklerden, ya da kadınların mahrem yerlerinden henüz habersiz olan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. Ve yürürken, gizli görkem ve güzelliklerini belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar. Ve ey müminler, topluca günahkarca davranışlardan dönüp Allah(cc)'a yönelik ki, kurtuluşa ve esenliğe eresiniz. 
    (
    Bizim  “[örfen]”  sözcüğüyle yaptığımız  ilave illâ m â zahera minhâ ifadesiyle  ilgi­li olarak ilk İslam alimlerinin ve  özellikle (Râzî'nin kaydettiğine  göre) el-Keffâl'in yaptığı  “kişinin hakim örfe (el-'âdetu’l-câriyye.  geçerli âdet) uyarak açık tutabile­ceği,  yani  örtmemesinde  beis  olmayan  yerler”  şeklindeki  açıklamayı  yansıtmak­tadır.  İslam  Hukuku'nun  geleneksel  temsilcileri  “görünmesinde  [örfen]  sakınca olmayan”  ifadesinin  tanımını  her ne  kadar kadının yüzü,  elleri ve  ayaklarıyla  sı­nırlı tutma eğilimini göstermişler -hatta sınırlamayı bazan daha da ileri götürmüş­ler-  ise  de, illâ  m â zahera  minhâ'nm  anlamı  bizce  çok  daha  geniştir;  nitekim, kullanılan  ifadedeki  kasdî  belirsizlik  (yahut  çok anlamlılık)  da  bu  hususta,  insa­nın  ahlakî ve  toplumsal  gelişiminin  gereği  olarak  ortaya  çıkan  zamana  bağımlı değişikliklerin gözönünde bulundurulduğunu göstermektedir. Yukarıda,  aynı ke­limelerle  hem  erkeklere  ve  hem  de  kadınlara  ulaştırılmak  istenen  mesajın  özü, onların  “haramdan gözlerini  çevirmeleri ve iffetlerini korumaları” noktasında dü­ğümlenmektedir;  kişinin,  yaşadığı  çağda,  Kur’an'ın  toplumsal  ahlak  konusunda getirdiği  ilkeleri  gözönünde  tutarak,  dış  görünüşünde,  giyim  kuşamında  göster­mek  zorunda  olduğu  dikkatin  sınırlarını da bu  ölçü belirlemektedir.ESED

    Himâr (çoğulu humur),  hem İslam'dan önce,  hem de İslam'dan sonra Arap ka­dınlarının  kullandıkları  geleneksel  başörtüsüdür.  Klasik  müfessirlere  göre,  bu başörtüsü  kadınlar  tarafından  İslam  öncesi  dönemde  az  çok  süs  giysisi  olarak kullanılır ve  uçları  örtünen kadının  sırtına  serbestçe  bırakılırdı;  o günün yaygın modasına  göre,  kadınların  giydiği  gömleğin  ya  da  bluzun  önünde  genişçe  bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi.  Bunun içindir ki, göğsün himâr ile örtülmesinin emredilmesi bu iş için mutlaka himâr kullanılmasının gerektiği­ni ifade etmez; fakat,  sadece kadınların göğüs kısmının, örfen açık bırakılmasın­da  sakınca bulunmayan yerlerden olmadığını ve  dolayısıyla  örtülmesi,  gösteril­memesi  gerektiğini  ifade  eder.ESED

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder