Tevbe 33:
- Nihayetinde, Allah(cc)'tır, dinini bütün batıl inançlara karşı üstün kılmak üzere hidayeti ve hak dini yaymak üzere Elçi'sini gönderen!. Müşrikler bundan hoşlanmasalar da!.
Tevbe 32:
- Onlar, Allah(cc)'ın nurunu laf kalabalığı ile söndürmek istiyorlar. Allah(cc) ise nurunu tamamlamak dışında bir seçeneğe asla izin vermeyecektir, hakkı inkar edenler bundan hoşlanmasa da!.
Tevbe 31:
- Hahamlarını, rahipleri ve Meryem(as) oğlu Mesih'i , Allah(cc)'hın yanısıra rab edindiler. Halbuki onlara bir tek ilaha kulluk etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ilah yoktur, O , bunların ortak koştukları herşeyden uzaktır.
Tevbe 30:
- Yahudiler :'Üzeyr(as), Allah(cc)'ın oğludur' dediler, Hristiyanlar sa :' Isa(as) Allah(cc)'ın oğludur' diyorlar. Bunlar geçmiş dönemlerin inkarcılarının uydurduğu asılsız iddaalara özenerek ağızlarında geveledikleri söylentilerdir. Allah(cc) kahretsin onları!, nasıl da savruluyorlar!.
Tevbe 29:
- Kendilerine daha önceden kitap verilen zümreden Allah(cc)'a da, Ahiret Günü'ne de inanmayan, Allah(cc) ve O'nun Elçi'sinin yasakladığını yasak saymayan, ve böylece hak dini tek din olarak benimsemeyen kimselerle Cizye vergisini kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
(
Lafzen, “kendilerine [önceden] vahiy/kitap verilmiş olup da inanmayanlarla ...” yahut: “kendilerine [önceden] kitap verilen kimseler içinden inanmayanlarla ...” Bizim çeviri ve yorumlarımızda genellikle gözönünde tuttuğumuz üzere, Kur’an'daki bütün ifadelerin, bütün ilke ve öğretilerin karşılıklı olarak birbirini tamamladığı ve dolayısıyla bunların her birinin bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak okunmadıkça doğm olarak anlaşılamayacağı temel ilkesi uyarınca, bu ayetin de, savaşın ancak savunma amacıyla caiz olduğu (bkz. 2:190-194 ve ilgili not) yolundaki açık seçik Kur’ânî ilkenin ışığı altında okunması, değerlendirilmesi gerekir. Başka bir deyişle, yukarıdaki savaş buyruğu ancak, Müslümanlar cemaatine ya da devletine karşı girişilen bir saldırı yahut onun güvenliğini açıkça ve tereddüte yer bırakmayacak biçimde tehlikeye sokan bir tehdidin mevcudiyeti halinde geçerlidir. Büyük Müslüman düşünür Muhammed Abduh da bu görüşe katılarak bu ayeti tefsir ederken şöyle demektedir: “İslam'da savaş ancak hakkı ve ona bağlı olan insanları savunmak gerektiği hallerde farz kılınmıştır... Hz. Peygamberim bütün seferleri hep savunma niteliğindedir; İslam'ın ilk dönemlerinde Sahâbîlerce girişilen savaşlar için de aynı şey geçerlidir” (Menâr X, 332).ESED
Bizce, yukarıdaki buyruk ya da mesajın anahtar cümlesi budur. “Elçi” terimi, şüphe yok ki, burada temsîl edici anlamıyla kullanılmış olup, Yahudi ve Hristiyanların inanç ve öğreti olarak bağlılık iddiasında bulunduktan bütün peygamberlere -Yahudiler için özellikle Hz. Musa'ya, Hristiyanlar için de Hz. İsa'ya- ilişkindir (Menâr X, 333 ve 337). Burada kendilerinden söz edilen kimseler önceki cümlede Allah'a ve Ahiret Günü'ne (yani ölümden sonraki hayata ve kişinin,bu dünyada yapıp-ettiklerinden bireysel olarak sorumlu tutulacağına) inanmayı inatla reddetmek gibi ciddî ve temel bir günahla suçlandıktan sonra, devamla, kendi şeriatlarına karşı işledikleri, öncekine nisbetle hafif kalan birtakım amelî günahlarla suçlanmaları ilk bakışta anlaşılmaz gibi geliyor. Öyleyse, burada onlar için yapılan “Allah ve O'nun Elçisi'nin yasakladığını yasak saymıyorlar” şeklindeki suçlamanın, Allah'a inanmamak kadar ağır bir şeyi îma ediyor olması gerekmektedir. Onlara karşı savaş buyruğunun yer aldığı bir söylem, bu anlam örgüsü içinde buradaki “şey”, olsa olsa ancak, ortada hiçbir kışkırtıcı sebep olmadığı halde “saldırganlık eğilimi göstermek” olabilir: zaten, Allah'ın mesajını insanlara ulaştırmakla görevli elçilerin hemen hepsinin tebligatları aracılığıyla Allah'ın yasakladığı en ağır, en ciddî suçlardan biri de budur. Şu halde, yukarıdaki ayet, müminler için, Kur’an'a bağlı cemaate karşı saldırganca davranarak benimsemiş göründükleri kendi inançlarını dahî çiğnemekten çekinmeyen kitap ehline karşı, ama kitap ehlinin yalnızca böyle olanlarına karşı yapılmış bir savaş çağrısı olarak anlaşılmalıdır (karş. MenârX, 338) ESED
)
Tevbe 28:
- Ey iman edenler, bilin ki, müşrikler kirlenmiş (نَجَسٌ) kimselerdir. Bu yüzden, bu yıldan sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksul düşmekten kaygı duyuyorsanız, bilin ki, Allah(cc) sizi bolluk ve cömertliği ile zengin kılacaktır. Çünkü Allah(cc) her şeyi bilen ve her hükmünde hikmet sahibi olandır.
(
Neces (“kirli, pis, murdar”) terimi Kur’an'da bir tek kere ve burada geçmekte ve münhasıran manevî bir yüklem taşımaktadır (bkz. MenârX, 322 vd.). Bugün doğu ve merkezî Arabistan'da yaşayan ve modem şehir ve kasabalardaki Arapların tersine Arapça deyimleri son derece aslına uygun bir düzeyde dillerinde yaşatan bedeviler ahlaken düşük, sadakatsiz ve güvenilmez kimseleri neces sıfatıyla nitelendirirler. Mescid-i Harâm, hiç kuşkusuz aslen Kâbe'dir, ama bir sonraki cümleden de anlaşılacağı gibi, dolaylı olarak bütün bir Mekke havalisini işaret etmektedir.ESED
)
Tevbe 27:
- Ama bütün bunlardan sonra bile, Allah(cc) kendine yönelip tevbe edenin tevbesine karşılık verir. Zira, Allah(cc) çok esirgeyen, gerçek bağışlayıcıdır.
Tevbe 26:
- Daha sonra Allah(cc), Resul'une ve müminlere katından bir sukunet indirmiş, görmediğiniz güçlerle sizi takviye etmiş, ve hakkı inkarda direnenleri azaba uğratmıştı. Hakkı inkar edenlerin cezası da böyledir zaten!.
Tevbe 25:
- Şu kesindir ki, Allah(cc) size bir çok savaşta yardım etmişti, Huneyn günü de..! O gün sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu size fayda vermemişti. Olanca genişliğine rağmen dünya size dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak düşmana arka çevirip gerisin geriye kaçmıştınız!.
Tevbe 24:
- De ki:' Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallarınız, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaretiniz, hoşlandığınız konutlar, size Allah(cc)'tan ve Elçi'sinden ve Allah(cc) yolunda üstün çaba göstermekten daha sevimli geliyorsa, o zaman Allah(cc) buyruğu gerçekleşinceye kadar bekleyin!. Ve bilin ki, Allah(cc) fasık topluma hidayet etmez'.
Tevbe 23:
- Ey iman edenler, hakkın inkarı eğer gönüllerinde imandan daha çok yer tutuyorsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost ve yakın bilmeyin!. Çünkü içinizden kim onlarla dostluk kurarsa, bilin ki , onlar zalimlerin ta kendileridir.
Tevbe 20-22:
- İman edip de hicret edenler ve Allah(cc) yolunda mallarıyla ve canlarıyla üstün çaba gösterenler, rütbe bakımından Allah(cc) katında daha üstündür. Kurtuluşa erenler de işte onlardır. Rableri onlara, tarafından bir rahmet ve hoşnutluk ile, kendileri için, içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz ki, Allah(cc) katında büyük mükafat vardır.
Tevbe 19:
- Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haramı onarıp gözetmeyi, Allah(cc)'a ve Ahiret Günü'ne inanıp, Allah(cc) yolunda üstün çaba göstermekle bir mi tutuyorsunuz? Allah(cc) katında bunlar eşit değildir!. Allah(cc), zulmeden bir topluluğa asla hidayet nasip etmez!.
(
..haricî tezahürleriyle sadece birtakım biçim ve kalıplara indirgenebilen yapıp-etmelere kıyasla Allah'a inanmanın ve O'nun yolunda cihad edip çaba sarfetmenin daha üstün ve önemli olduğu, kısacası Allah'a karşı gerçek ve yürekten bağlılık ve teslimiyetin, törensel eylemlerden önce geldiği hususudur. ESED
)
Tevbe 18:
- Allah(cc)'ın mescidlerini ziyaret veya onarıp gözetmek, ancak Allah(cc)'a ve Ahiret gününe inanan, salatı ikame edip zekatı da yerine getiren ve Allah(cc)'tan başka kimseden korkup çekinmeyen kimselere nasip olur. Ve dolayısıyla, ancak böyleleri doğru yolda yürüyenler arasında olmayı umabilir.
(
Bir önceki ayet gibi, burada da vurgulanan, Allah(cc)'ın dinine hizmet, yardım ve onu ayakta tutmak, sadece gerçek mümin olup, Kuran'a sıkı sıkı bağlı ve takip eden, kendini geliştiren ve Allah(cc)'tan başkasından korkmayanlara nasiptir.
)
Tevbe 17:
- Hakkı inkarlarına bizzat kendileri, tutum ve davranışları ile şahitlik edip dururken, Allah(cc)'ın mescidlerini ziyaret veya onarıp gözetmek müşriklerin yapacağı iş değil!. Onların bütün yaptıkları boşa gidecek kimselerdir. Cehennem ateşinde de kalıcıdırlar!.
(
Burada çeviriyi sadece Allah(cc)'ın mescidlerini ziyaret noktasına çekmek pek doğru değil gibi, esas vurgulanan konu, Allah(cc)'ın dinine hizmet, yardım ve onu ayakta tutmak!. Ancak böyle o mescidler imar olur! Yoksa içinde gerçek müminlerin olmadığı ve ibadet etmediği, ama mükemmel imar edilmiş bir binanın pek anlamı yok gibi!
)
Tevbe 16:
- Yoksa siz, Allah(cc)'ın aranızdan, Allah(cc), O'nun peygamberi ve müminler dışında başka hiç bir kimseden bir yardım gözetmeksizin, O'nun yolunda her türlü çabayı gösterenleri ortaya çıkarmadan sizleri öylece bırakıvereceğini mi zannediyorsunuz? Oysa, Allah(cc) yaptığınız her şeyden haberdardır.
Tevbe 14-15:
- Onlarla savaşın ki, Allah(cc) sizin elinizle onları cezalandırsın, hor ve hakir kılsın, onlara karşı size yardım edip müminlerin gönüllerine ferahlık versin ve kalplerindeki öfkeyi dindirsin. (Sizinle mücadele eden müşrikler için de) Allah(cc) dilediğine (ve hak edene) merhametle yönelir ve bağışlar. Zira, Allah(cc) her şeyi bilendir, ve her hükmünde hikmet sahibidir.
Tevbe 13:
- Ahidlerini ve yeminlerini bozup, Peygamberi vatanından sürmeye teşebbüs eden bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Halbuki savaşı ilk başlatan da onlar olmuştu. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz , asıl çekinmeniz gereken Allah(cc)'tır.
Tevbe 12:
- Fakat anlaşma yaptıktan sonra sözlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, işte o zaman küfrün öncü timsalleri ile mücadele edin. Çünkü sözü/sebatı olmayan bu kişiler, hainliklerine belki bu sebeple son verirler.
Tevbe 11:
- Fakat onlar tevbe eder, salatı ikame eder zekatı da yerine getirirse ( وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ ), artık onlar sizin din kardeşleriniz sayılır. İşte bilmek öğrenmek isteyen bir toplum için ayetlerimizi böyle açık ve ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
(
Salatı ikame etmek ve zekatı yerine getirmek ile ilgili bakınız..
)