30 Mart 2019 Cumartesi

Çalışma 2-10-ek:
  • O zaman, fucur (ف ج ر ) ve takva (و ق ي) nedir?
  • Fucur (ف ج ر ), aslen yarmak, bölmek (cleave,break up,to crack open) anlamı var.  Bir bakıma karanlığı yarıp yeni doğan günün ilk anlarına fecir denmesi de ondan olsa gerek.  Ama Kuran'da kullanıldığı hali ile, anlamı; ahlaksız ve hayasızca davranış sergilemek (act immorally or sinfully), utanmaz ve edepsiz (be profligate) ce davranmak. Bir bakıma insana fıtraten verilmiş olan edepli ve ahlaklı davranış sergileme özelliğini kırıp ortaya ahlaksızlık ve hayasızlık saçmak bu kelimenin kökünden gelen davranış modeli.
    Lughat-ul-Quran'da çok güzel bir açıklaması var: f-j-r yırtıp açmak, dolayısıyla fujuraha, insan kişiliğinin yırtılması veya bütünlüğünün bozulması. (فَجَرَ  (fajar): to tear apart. Therefore for human personality to “ٌ فجُُوْر ” (fujuraha) or “tear apart” would mean disintegration. )
  • Takva (و ق ي), ise bir bakıma fucur'un tersi olarak kullanılabilir. Yani davranışlarda, kişilik olarak bir bütünlük ve sorumluluk sergilemek. İffetli ve erdemli davranış sergilemek ve bu yolda sorumlulukla davranmak takva kavramına giren davranış modelleri.

    Gece/gündüz, yer/gök, iyi/kötü gibi herşey zıttı ile bir anlam taşırken, insanda da fucur/takva bir bakıma birbirinin zıttı olarak bulunuyor. Kişilikteki bu iyi/kötü ayrımını insanın kendisinin, bir bakıma fıtri olarak yapması da imkansız gibi. Sorumluluk bilinci kazanıp, iyi/kötü ayrımı yapabilmek için, içinde yaşadığı toplumun değer yargıları da burada işe yaramayacak, çünkü değer yargıları toplumdan topluma değişecek. Dolayısıyla bir yol göstericiye ihtiyaç var, ki o da Kuran. Kuran, insana, bu yolda nasıl düşünmesi gerektiğini öğretiyor ki, iyi/kötü ayrımı Allah(cc)'ın istediği gibi yapılabilsin ve düşünce ve davranışlarda bir tutarlılık olsun.


1 yorum:

  1. Ali Ünal'ın fucur ve takva'nın insanda olması ile ilgili yorumu güzel:
    İnsan, son derece karmaşık bir varlıktır. O, donanımı ve kendisi için takdir edilen gayesiyle bir tohuma benzer. Tohum, kendinde kökü, gövdesi, dalları, yaprakları, çiçekleri ve meyve-leriyle bir ağacı saklar. İnsan da, İlâhî Kudret’in kendisine tevdi ettiği istidat, duyular, duygular, potansiyel melekeler, pek çok fazilete kaynaklık edecek hususiyetleriyle, görünüşte ve madde-ten küçük ama aslında ve mânen kâinattan da büyük bir tohumdur.Eğer bir tohum olarak insan, kendisine tevdi edilen onca donanımı bu dar dünyada Allah’a kulluğu reddederek, kendi nefsinin arzularıistikametinde, kendi enaniyetini tatmin uğrun-da kullanacak olursa, kendini nefis bataklığına dikerse, bu takdirde çürür ve Âhiret’te ebedî bir azap olarak biter.Buna karşılık, eğer bir tohum olarak insan kulluk toprağında iman güneşiyle ve İslâm suyuyla büyüyecek olursa, bu takdirde enaniyet ve onun doğurduğu küfür, şirk, nifak gibi ken-disini öldürecek her türlü hastalığa karşı koru-nur ve dünyada fazilet meyveleri verdiği gibi, Âhiret’te de ebedî Cennet olarak yeniden doğar.İşte insan, dünyaya ilim ve iman boyutlu kullukla kemale ermek ve Cennet’e ehil hale gelmek için gönderilmiştir. İlim ve iman boyutlu kulluk, yeryüzünü adalet temelinde imar etmeyi de gerektirir. Yani insan, birbiriyle bütünlük içinde, diğer insanlara ve başka bütün varlıklara karşı görevleri olan bir varlıktır ve onun hayatı, bu görevlerini yerine getirdiği ölçüde mutlu ve verimli, getiremediği ölçü de bir azap ve çürü-müşlüktür.

    YanıtlaSil