Muhammed 1-3:
- Hakikatı inkara şartlanmış olanlar ve insanları Allah(cc) yolundan alıkoymaya çalışanların, yaptıkları işleri Allah(cc) boşa çıkaracaktır. Fakat diğer taraftan, iman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından Muhammed(sav)' e indirilene inananların günahlarını görmezden gelerek silecek, tasavvur ve akıllarını vahiyle ıslah ve inşa edecektir. Bu böyledir, çünkü hakikatı inkara şartlanmış olanlar sahte ve yalanın arkasından gittikleri halde, iman edenler sadece Rablerinden gelen hakikate uyarlar. Allah(cc), onların gerçek durumu ile ilgili örnek olayları insanlara bu şekilde anlatmaktadır.
(
İman ve imanın gereği olan salih amel, sahibinin sağlam, samimi ve doygun bir kalbe sahip olmasına hizmet eder. Allah (c.c.), böyle bir insanı doğru düşünme, doğru karar ve doğru davranışa yöneltir; bunun neticesinde de o kişi, imanda ve samimiyette daha bir derinleşir. Böylece oluşan salih (doğurgan) daire, mü’-minleri dünyada takip ettikleri İslâmî gayenin gerçekleşmesine, Âhiret’te ise ebedî saadete götürür.AÜ
Bâtıl, vahye değil, insanın heva ve hevese tâbi fikirlerinden kaynaklanan her türlü inanç, düşünce ve davranış sistemlerinin genel adıdır. Çok büyük ölçüde Cenab–ı Allah’ın icraatı, kâinatın işleyişi, hayatı ve yine insan hayatı için koyduğu kanunlarla çelişir. Buna karşılık hak, İlâhî vahye dayanan, ondan kaynaklanan inanç, düşünce ve davranışlar bütünüdür, dolayısıyla Cenab–ı Allah’ın kâinat ve insan hayatı için koyduğu kanunlarla da uyumludur. İşte, zaman zaman temas edildiği üzere, Cenab–ı Allah’ın biri eşya ve hadiseler veya kâinat ve toplumların hayatı ya da tarihin akışı için koyduğu kanunlar bütünü, diğeri insanın hayatında hem dünyası hem Âhiret’i için uyması gereken kanunlar bütünü –iman, ibadet ve ahlâk düsturları dahil– olmak üzere iki tür kanunu vardır. Bunlardan birinciye itaat ve isyanın karşılığı büyük ölçüde dünyada, belli ölçülerde de Âhiret’te, ikinci-ye itaat ve isyanın karşılığı ise büyük ölçüde Âhiret’te, belli ölçülerde ise dünyada görülür.AÜ
Although after saying alladhina amanu (those who believed) there was no need to say wa amanu bi-ma nuzzila 'ala Muhammad-in (and accepted that which has been sent down to Muhammad), for belief by itself implies believing in the Holy Prophet Muhammad and in the teachings sent down to him, yet making a separate mention of it is particularly meant to assert this: After the appointment of Muhammad (upon whom be Allah's peace and blessings) to Prophethood, a person's belief in Allah and the Hereafter and the former Messengers and the Books cannot be beneficial until he also believes in him and the teachings brought by him. This explanation was necessary because after the emigration, the Muslims had also to deal with those people, who recognized and accepted all the requirements of the Faith but refused to acknowledge and accept the Prophethood of the Holy Prophet Muhammad (upon whom be Allah's peace and blessings). ET
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder