- Devamında :'(Şimdi artık) gidin ve şu gömleğimi alın ve babamın önüne koyun tanıyacaktır. Sonra bütün ailelerinizi toplayıp buraya bana getirin' dedi.
(Bu ayettin klasik çevirisi ile ilgili bazı anlamsal hatalar var gibi geliyor; öncelikle, bünyamini de kaybeden Yakup(as), üzüntüden ve kederinden gözleri kör oldu, göremez oldu gibi çevrilen önceki ayetlere dayanarak şimdi de gömleğin yüzüne sürülerek tekrar görmeye başladığı şeklinde çeviriler var. Fakat, birincisi bir peygamber olarak, dünyalık bir kayıp için bu kadar üzülüp ağlayıp figan edip kendine zarar vermesi düşünülemez gibi geliyor. Zira kendisi de, öyle sanan ve söyleyen çocuklarına; --Ben üzüntü ve kederimi Allah(cc)'a arz ettim-- diyor. Allah(cc)'a arz edilen bir dilek ve ayrıca --Ben sizin bilmediğiniz şeyleri de biliyorum-- demesi, onun hiç te kör falan olmadığının kanıtı gibi duruyor. Yakup(as) üzülüyor ama, onların da bilmediği şeyi biliyor ki; o da Allah(cc) Yusuf(as)'ı seçti ve onu eninde sonunda hayırlara ulaştıracak. Bu ayette ise, (فَأَلْقُوهُ عَلَىٰ وَجْهِ) deniyor ki buradaki (فَأَلْقُوهُ) fiili aynı Musa(as)'ın asasını firavunun önünde yere atmasında kullanılan fiil. Yani birinin önüne koymak veya atmak diye çevirmek daha yerinde gibi duruyor. Ayetin devamındaki, (يَأْتِ بَصِيرًا) ise -> anlayacaktır, tanıyacaktır diye çevrilmesi daha doğru gibi. Zira بَصِيرًا anlama, algılama anlamı vardır(basiret). يَأْتِ fiili ise -> bir şeye ulaşma, onu alma, kabul etme anlamları vardır.
آتيَ“ (aatai) or “ يَاْتَي ” (yatai): “to come”.
Raghib says, “ اِتْيَانٌ ” (ityanun): to come comfortably.
Muheet has given the example of “ اَتَيِّ الْمّاءَ ” (atayolama’a) which means, “made the water’s path easy”.
ماَتْيِاًّ“ ” (matiyan): “one who comes definitely”, (as if he has arrived). 19:61
ماَتْيِاًّ“ ” (matiyan) is in fact past tense, and it means the object which one approached, or the thing which has already arrived. In this way, it would mean that everything meets the fate ordained by God.
اَتْيَ اِلَيْهِ الشَّيَ “ ” (atya ileihishai): something was sent towards him.
اتَْيَ ف لَُا ناَشْياً“ ” (atyafulana shyan): he gave him that thing.
Abu al-Qasim Mahmud ibn Umar al-Zamakhshari writes in his book Al-Kashaaf that “ اَتْيَ ” (atya) is often used for “ٌ اعِطْاَء ” (i’taun), but “ ايِْتاَءٌ ” (iytaun) actually means to present someone something. .
That is why the word “ اِيْتَاءٌ ” (iytaun) has been used to describe sadaqat (benevolence), in the Quran, according to Raghib. Reason for this can be that sadaqat may have been given with ease and the need to investigate, as to what had been given by whom, was simply not there.
The compiler of Taj-ul-Uroos give the examples of different sayings and maintains that “ٌ اعِطْاَء ” (i’taun) and “ ايِْتاَءٌ ” (iytaun) differ in meanings that because in “ٌ اعِطْاَء ” (i’taun) the giver holds a slightly upper position but in “ ايِْتاَءٌ ” (iytaun) the recipient’s position may be better than the giver, or at least the same.
بَصَرٌ “ ” (basar): to touch the heart, that is why it also means “knowledge”.
بَصِيْرٌ “ ” (baseer): one who sees, and also a scholar:
بَصِيْرَة “ ” (baseerah): power of comprehension, or intellect. It also means reasoning, faith and intent.
بَصِيْرَة “ ” (baseerah) also means witness and testifier {T}.
بَصِيْرَة “ ” (baseerah): a spot of blood or blood mark to identify the prey.
بَصَرَة “ ” (basarah): hard ground and also soft and white stone {T}. Raghib has added “shinning” to its meaning as well.
Quran has used “ اَعْمٰی ” (a’amaa) (blind) as against “ بَصِيْرٌ ” (baser) (one who can see) in 20:125. The difference between sight or vision and insight has also been made very clear.
Such people have been called “” (umyun) or blind in surah Yunus (Jonah). Those who don’t use their insight or “ بصيرت ” (baseerat) 10:43. In 47:16, these people have been mentioned by saying that they are (apparently) listening to you, but in fact are lost in some other thought {R, T}. Also see heading (S-MAin) Having “ بَصِيْرَة ” (baseerah) or insight means to utilize the directions given in to revelation with one’s intelligence. This has been made clear in 6:50 {T}. Momins are those who possess “ بَصِيْرَة ” (baseerat) i.e.
who employ their intellect in the light of the revelation.
The Quran uses “ بَصِيْرَة ” (baseerah) to mean witness in 75:14 and “ مُبْصِرَة ” (mubassirah): the one who is illuminating and presenting clear reasoning.
The word “ً بصَيِرْ ا ” (baseerah) has also been used in surah Yusuf 12:66. The Quran has called itself بصَاَءرُِ “ ” (basa-ir) in 6:105 where the meaning is of being distinct reasoning, open truth, illumination of knowledge.LUQ
)
10 Nisan 2020 Cuma
Yusuf 93:
9 Nisan 2020 Perşembe
Yusuf 89-90:
- (Yusuf(as)) :' Siz, cahilliğiniz döneminde, Yusuf(as) ve kardeşine yaptığınızı hatırlıyorsunuz değil mi?' diye karşılık verdi.
Onlar:' Yoksa, sen Yusuf(as)'musun?' dediler.
Yusuf(as):' Evet, ben Yusuf(as)'um, bu da kardeşim. Allah(cc) bize lütfetti; çünkü her kim Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranır ve (musibete) sabrederse , iyi bilsin ki Allah(cc) ne yaptığını bilen akıllı ve oturaklı kullarının(الْمُحْسِنِينَ)' yaptıkları iyilikleri asla karşılıksız bırakmaz' dedi.
8 Nisan 2020 Çarşamba
7 Nisan 2020 Salı
Yusuf 83-84:
- Dönüp babalarına bunları söylediler. Babaları:' Bütün bu olup bitenler nefsinizin sizi sürüklediği bir iş. Bana düşen, yine güzelce sabretmektir. Öyle umuyorum ki, Allah(cc) bütün kaybettiklerimi bana geri verecektir. Şüphesiz ki, Allah(cc) her şeyi bilen ve her hüküm ve icraatinde türlü türlü hikmetler olandır'.
Ve onlardan yüz çevirerek:' Vay Yusuf(as)'um! Nerdesin Yusuf(as)' diyerek ağlıyor ve inliyordu. Üzüntüsünden ağlaya ağlaya, gözlerine buğulandı. O tüm derdini içine gömmüştü.
6 Nisan 2020 Pazartesi
Yusuf 80-82:
- Nihayet Yusuf(as)'ın onu geri vermeyeceğini anladıklarında, bir köşeye çekilip kendi aralarında konuştular. En büyükleri:' Hatırlasanıza! babanız bu hususta sizden Allah(cc) huzurunda söz aldı ve siz daha önce Yusuf(as) konusunda da çok güven kırıcı davranmıştınız. Bunun için, ben , babam bana izin veresiye kadar veya Allah(cc) hakkımda bir hüküm verinceye kadar burada kalacağım. Allah(cc), her zaman en hayırlı hüküm verendir' dedi.
Devamında:' Şimdi siz gidin ve babanıza deyin ki:'Sevgili babamız! Oğlun hırsızlık yaptı.Fakat biz bildiğimizden, gördüğümüzden başkasına şahit değiliz. Üstelik biz, bilip gördüğümüz dışında olup bitenlerin sorumlusu da değiliz. İstersen (olay günü) bulunduğumuz şehrin sakinlerine sor, veya birlikte döndüğümüz kervancılara sor; zira biz gerçekten doğru söylüyoruz'' dedi.
Yusuf 78:
- Ve devamın da:' Ey saygın yönetici!, Bunun çok yaşlı bir babası var (ve üzüntüden dayanamaz). Ne olur, onun yerine bizden birini alıkoy. Siz, ne yaptığını bilen akıllı ve oturaklı birisiniz(الْمُحْسِنِينَ)' dediler.
(Biraz önce ,kim olduğunu bilmeden, hırsız dedikleri kimseye, şimdi de akıllı, oturaklı birisiniz diyorlar. Hased böyle bir şey, insanın aklını öyle bastırıyor ki, muhsin kişinin tam tersi oluyor; yani akılsız, ne yaptığı belli olmayan,tutarsız ve dengesiz! 36. ayette de, hapis arkadaşları Yusuf(as)'ı aynı şekilde tanımlamışlardı(الْمُحْسِنِينَ))
5 Nisan 2020 Pazar
Yusuf 77:
- Onlar:' Eğer o çaldıysa, bunda şaşılacak bir şey yok! Çünkü bir zamanlar onun kardeşi de hırsızlık yapardı' dediler. Bu durum karşısında, Yusuf(as), düşüncelerini hissettirmeden, kendi kendine :' Asıl sizin durumunuz çok kötü! Allah(cc) söylediğiniz şeyin(aslını) çok iyi biliyor' dedi.
(
Kardeşleri , Yusuf(as)'ı da bilmeden, yüzüne karşı ona da iftira atıyorlar, onu da hırsız olmakla itham ediyorlar.
Ayrıntıları bazı tefsirlerde anlatılan bir rivayete göre Hz. Yusuf'un halası öksüz yeğenini yanında alıkoymak için o küçükken böyle bir mizansen düzenlemiş. Kardeşlerin aslını bilmeden imâ ettikleri bu olay olsa gerektir.M.İ.
)
Yusuf 76:
- Bunun ardından, (Yusuf(as)'ın huzuruna getirildiler). Yusuf(as) arama işine öz kardeşi (Bünyaminden) önce diğer kardeşlerinden başladı ve sonunda kupayı öz kardeşinin yükünde buldu.
Yusuf(as) (dileğine ulaşması) için, Biz olayları işte böyle kurguladık. Allah(cc) böyle dilemeseydi, Kralın yasalarına göre, kardeşini alıkoyması imkansızdı. Biz dilediğimiz kimseyi (bilgice), yüksek derecelere çıkarırız, fakat her bilgi sahibinin de üstünde, herşeyi bilen (Allah(cc)) vardır.
(
Kıssanın anlamı artık açıkça ortada: kıssa, “[olacak olana dair] nihaî hüküm ancak Allah'a aittir” (yukarıda 67. ayet) temel öğretisinin yeni bir ifadesi durumundadır. Hz. Yusuf kardeşi Bünyamin'i yanında alıkoymak istemektedir; ama Mısır yasalarına göre küçük kardeşlerinin hukukî vasîsi durumunda olan öteki kardeşlerin izni olmadıkça bunu yapması mümkün değildir. Beri yandan kardeşlerin de babalarına verdikleri sözden ötürü Bünyamin'in kalmasına hiçbir şekilde razı olamayacakları ortadadır. Tek çare Hz. Yusuf'un onlara kim olduğunu açıklamasıdır; ama Hz. Yusuf buna henüz hazır olmadığı için Bünyamin'in onlarla eve dönmesine katlanmak zorunda kalır (bkz. yukarıda 72. not). Ona verdiği armağanın, Hz. Yusufun hiç beklemediği tarzda kazara ortaya çıkması her şeyi umulmadık biçimde değiştirir: çünkü şimdi artık Bünyamin hırsızlık yapmış gözükmekte ve ülke yasalarına göre Hz. Yusufun onu tutsak olarak alıkoyması, evinde tutması gerekmektedir. Kupa olayım îma eden “Hz. Yusufun dileğine erişmesi] için “Biz olayları işte böyle düzenledik (kidnâ) ” sözü göstermektedir ki, kaydettiği bu gelişmeler itibariyle olay Hz. Yusuf tarafından planlanmadığı gibi, sonuçları itibariyle de onun tahminlerinin üstünde seyretmiştir.ESED
Bu âyetlerde anlatılan hadise hakkında birtakım yorumlar yapılmışsa da, burada doğru olan tevcih, Allahü a’lem şu olsa gerektir:70’inci âyette Hz. Yusuf’un kardeşinin yükü-ne koyduğu kap için ‘sikaye’ kelimesi kullanıl-makta, 72’nci âyette kayıp meşrubat kabını ara-maya çıkanlar ona ‘suva’ demekte, 76’ncı âyette kardeşinin yükünden çıkan kap için kullanılan zamirle yine ‘sikaye’ye atıfta bulunulmaktadır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim, hadiselerdeki planı, “İşte Biz, Yusuf için böyle bir ‘plan’ kurduk.” demek-le Allah’a nisbet etmektedir. Bir başka nokta ola-rak, Hz. Yusuf’un su kabını kardeşinin yüküne koymasıyla, onu aramaya çıkanların kafileye seslenmesi arasına, iki hadisenin birbirinin deva-mı veya birbirine sebep-sonuç olduğu manâsına gelecek fe edatı yerine, ikisini birbirinden ayıran ve arada daha başka şeylerin de geçtiğine işaret eden, ‘sonra’ manâsına sümme kullanılmaktadır. Bütün bunlardan çıkarılabilecek sonuç şudur:Kral’ın bütün yetkilerini kullanan Hz. Yusuf (a.s.), sarayda Kral’a ait olduğu bilinen fakat kendisine hediye edilmiş olan veya kendisinin kullandığı çok kıymetli su kabını hediye olarak kardeşinin yüküne koymuştur. Saray görevlileri, ihtimal onu korumakla sorumlu olanlar, kabın yerinde olmadığını fark edip de onu yapılan ara-mada da bulamayınca, onu bulup getirene bir deve yükü buğday va’detmişler, bunun üzerine onu aramaya çıkanlar, buğday almak için dışa-rıdan gelen kervanlardan şüphelenmişlerdir. Hz. Yakub’un oğullarının yükleri aranınca kap Hz. Yusuf’un anne-baba bir kardeşinin yükünde çık-mış, bunun üzerine Hz. Yakub’un şeriatına göre Hz. Yusuf’un kardeşi sarayda alıkonmuştur. Bu-rada Hz. Yusuf’un kardeşi masum olmasına ve Hz Yusuf da bunu bilmesine rağmen, ümit edi-len netice ve Hz. Yusuf’un misyonu açısından, nasıl Hz. Yusuf uzun yıllar iftiralara katlanmak zorunda kalmışsa, kardeşi de bir süre bir suçla-maya katlanmak zorunda kalacaktır.Hadiseler belli bir neticeye göre cereyan etmiş-tir ve bütün hadiselere hükmeden Allah’tır. Dola-yısıyla âyette Cenab-ı Allah (c.c.), İşte Biz, Yusuf için böyle bir ‘plan’ kurduk buyurmaktadır. Bu, bizim açımızdan bir plandır ama, Hz. Allah (c.c.) açısından ise hadiseleri yönlendirmedir, hadiselere hükmetmedir, O’nun icraatıdır, kaderdir.Kader, mü’minler hakkında daima hayır yük-lüdür. Allah (c.c.), onlar için takdir buyurduğu hayır neticenin alınması yolunda, mü’minleri ha-talarından dolayı Kader’in taşlarına maruz bıraka-bilir. Bu taşlar, onların hatalarının affına sebeptir. İşte, Hz Yakub’un Hz. Yusuf ve kardeşi dışındaki oğulları, kardeşlerine karşı hatalarını kuraklıkla, Mısır yollarında, kardeşlerinin hırsızlık suçla-masına maruz kalması ve O’nu Mısır sarayında bırakmak mecburiyetinde kalmakla ödemişlerdir. Hemen arkadan gelecek olan âyet, onların Hz. Yu-suf ve ismi Ahd-i Atik’de Bünyamın olarak geçen kardeşi hakkında halâ iyi hisler beslemediklerini ve Hz. Yusuf’a halâ iftira atabilecek durumda ol-duklarını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, onla-rın Kader’den bir taşa maruz bırakılmaları gerek-mektedir. Onlar hakkında hayırlı olan da budur. Sonunda gerçeği bütün açıklığıyla görecek, ba-baları Hz. Yakub’un Hz. Yusuf’a niye daha fazla ihtimam gösterdiğini anlayacak, Allah’ın tercihine ve hakikate boyun eğecek, bu kendi haklarında da hayırlı olacak ve Allah’ın dini, Hz. Yusuf ve kardeşleri sebebiyle bir süre Mısır’da hakim hale gelecek, nesilleri Mısır’da önemli mevkiler elde edeceklerdir (Mâide Sûresi/5: 20). Bu kutlu hedef için asıl ve en büyük üzüntü, sıkıntı ve musibet-lere katlananlar ise, rasûl olmaları hasebiyle Hz. Yusuf ve Hz. Yakup’tur.A.Ü.)
4 Nisan 2020 Cumartesi
Yusuf 71-75:
- Onlara dönerek şöyle seslendiler:'Nedir kaybettiğiniz?'.
Görevlilerden biri:'Kralın su kupasını(صُوَاعَ) kaybettik. Onu getirene bir deve yükü yardım erzakı ödül olarak verilecek. Buna ben kefilim' dedi.
Onlar:' Allah(cc)'a yemin olsun ki, biz buraya bozgunculuk çıkarmak için gelmedik, siz de bunu biliyorsunuz. Hele hırsız hiç değiliz' dediler.
Görevliler:' Pekala, eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlık yapanın sizdeki cezası nedir?' dediler.
Onlar da:'Cezası şudur: O kap kimin yükünde bulunursa o şahıs, malı çalınanın kölesi olur. Hırsızlık yapanları biz böyle cezalandırırız' dediler.
(Evet burada bir kayıp kap var, veya kralın görevlileri öyle sanıyor ve arıyor, fakat, 70. ayette (السِّقَايَةَ) olarak geçen kap, burada (صُوَاعَ) olarak geçiyor. Devam eden ayetlerde, tekrar belirtilen; bunun Allah(cc)'ın bir planı olduğu gerçeği, belki de masumane bir hediye olayının sonuçları Yusuf(as)'ın da tam istediği gibi bitmesine yol açacak. Bakalım neler olacak?)
3 Nisan 2020 Cuma
Yusuf 70:
- Onlar hayvanlarını yükleyip gitmeye hazırlandıklarında, Yusuf(as), öz kardeşi Bünyamin'in yüküne bir su kabı (السِّقَايَةَ) koydurttu. Sonra kervan hareket edince de, görevlilerden biri:' Durun! Evet kesin siz yaptınız bu hırsızlığı!' dedi.
(Burada bu su kabını yüklere konulması ve sonra kardeşlerin hırsızlıkla itham edilip Bünyamin'in alıkonulması vb. olaylar dizisini Yusuf(as)'ın planlayıp uygulattığı görüşü üzerindeki yaygın kanının tersine, daha önceki ayette de Allah(cc)'ın buyurduğu gibi, bu bir Takdir-i İlahidir, yoksa bir peygamberin entrikalarla başkalarını suçlayıp bir sonuca varmaya çalışması nasıl düşünülebilinir? RAZI: Kur'ân'da, o münadilerin, bu nidayı Hz. Yusuf'un emriyle yapmış olduklarına dair bir beyan bulunmamaktadır. Zahirî duruma en uygun olanı, onların bunu kendiliklerinden yapmış olmalarıdır. Çünkü onlar su kabını arayıp, onu bulamayınca ve orada daha Önce de onlardan başka kimse de bulunmamış olunca, zann-ı galibleriyle onların almış olduklarını zannettiler.)
2 Nisan 2020 Perşembe
Yusuf 68:
- Ama onların şehre farklı kapılardan girerek babalarının emrini yerine getirmelerinin, Allah(cc)'ın takdirine karşı bir yararı olmadı. Bu sadece, Yakub(as)'ın (oğullarını korumak için) gönlünden geçirdiği bir temenniden ibaretti. Çünkü, O kendisine ögrettiklerimizden dolayı, (her zaman Allah(cc)'ın hükmünün geçerli olduğuna dair) yeterli bir bilgiye sahipti. Fakat, insanların çogu (bunu böyle) bilmezler.
(Evet, şehre birinci gelişlerinde her şey istedikleri gibi gitmiş, yanlarında olmayan kardeşleri ve babaları için bile yardım erzakı almışlardı. Yani, herşey çok kolay olmuştu (Hatta 65. ayette bunu kendileri söylüyor --bu sefer daha da kolay olmasını umuyorlar--). Fakat, bu gelişlerinde extra ihtimam göstermeleri, Allah(cc)'ın onlar için takdir buyurduğunu engelleyebilecek değildir. Yüce Rabbim, bu ayetle onu vurguluyor. Yüce Rabbim, yine onları bir dizi imtahana sokacaktır ve onlar da kaç numara olduklarını göstereceklerdir. Zira, kardeşleri Bünyamin, Yusuf(as) tarafından alıkonacak, görevlilerce hırsızlıkla suçlanarak, onlar da, hemen atlayıp : ' Evet, onun kardeşi de --Yusuf(as)'ı kasdederek-- hırsızlık yapmıştı' diyerek, hala Yusuf(as)'a karşı farketmeden, kıskançlıklarını ortaya serivereceklerdi. Bakalım neler olacak daha..)
Yusuf 67:
- (Tam yola çıkacakları zaman) Babaları:' Evlatlarım' dedi ' Şehre aynı kapıdan değil de farklı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah(cc)'tan gelecek takdiri engelleyemem. Zira hüküm yetkisi Allah(cc)'a aittir. Onun içindir ki, ben O'na dayanır, O'na güvenirim. Tevekkül edenler de , yanlız O'na dayanıp güvensin'.
1 Nisan 2020 Çarşamba
Yusuf 65:
- Bir süre sonra, yüklerini indirdiklerinde, bedel olarak verdikleri malların da yükleri içine geri konulduğunu gördüler ve :' Ey babamız, bak daha ne istiyoruz?, bedel olarak götürdüğümüz mallarımız bile geri verilmiş. Şimdi tekrar gidip, evimize yeni yardım erzakı alabilirz. Kardeşimizi de koruruz. Hem bir deve yükü daha fazla almış oluruz. Süper iş( ذَٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ)!' dediler.
(Cümlenin gelişinden; ذَٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ karşılığı, süper olacak, ne güzel olacak, bu sefer çok kolay olacak, gibi olması daha muhtemel. Bazı mufessirler, --bu sefer aldığımız erzak azdı-- gibi çeviriler yapmışlar bu pek inandırıcı gelmedi, zira babaları ve kardeşleri için, onları görmeden onlar adına da yardım erzakı verilmişti zaten. Madem adam başı bir deve yükü verliyor, ilk seferde zaten fazladan almışlardı, ama bir daha giderlerse, bu sefer kardeşlerini de kanıt olarak götüreceklerinden, aynı yükü bir daha tekrardan alıcaklar ki, istedikleri de bu zaten. يَسُرَ (yasura), “to be easy, to be able to do or procure easily, to be or grow rich, to live in affluence, to come or show oneself from the left side”))
Yusuf 63-64:
- Evlerine geri döndüklerinde, babalarına:' Ey babamız, kardeşimizi de bir dahaki sefere bizimle gönder yoksa, bize hiç bir şey verilmeyecek. Biz onu elbette koruyup kollarız' dediler.
Babaları:' Daha önce kardeşini nasıl emanet ettiysem, şimdi onu da size emanet ediyim, öyle mi? Oysaki, Allah(cc) en hayırlı koruyucudur. Zira O, merhametlilerin en merhametlisidir' dedi.
(Öyle anlaşılıyor ki, kardeşleri, ihtiyar babaları ve üvey kardeşleri için de , Yusuf(as)'dan yardım istemiş ve almışlardı. Fakat Yusuf(as)'ın şartı, kardeşlerini getirerek doğru söylediklerini ispatlamalarını istemiş olmalı ki, onsuz geri gelirlerse kendilerine de bir şey verilmeyeceğini, --çünkü yalancı durumuna düşüyorlar-- anlamışlardı. Bu fırsatla da, Yusuf(as), öz kardeşini --çaktırmadan-- getirtebilme fırsatı buldu.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)