7 Mayıs 2021 Cuma

 Kehf 60-61:

  • Bir zamanlar Musa(as), genç ve faziletli yardımcısına :' Durup dinlenmeden, ta şu iki denizin birleştiği yere varacağım, isterse yıllarımı alsın!'. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular ve balık sıyrılıp denizde bir yol çoktan bulmuştu bile.
    (
    Çok  defa  “...diği  zaman”  anlamına  gelen  ama  bizim  burada  “hani”  sözcüğüyle aktarmayı  daha  uygun  bulduğumuz iz takısı,  Kur’an'da  çoğu  zaman,  anlatımın ve düşüncenin akışını bozmadan dikkatleri yeni bir söyleme ya da temaya çek­mek  için  kullanılmaktadır.  Buradaki  örnekte  de bu  sözcük,  gerilerde  54.  ayetle belirgin bir bağlantı  kurarak  (“...  Biz bu  Kur’an'da  insanlar[ın yararlanması]  için çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koyduk”) bilginin,  özellikle manevî/ru­hanî bilginin,  hiçbir ölümlünün —bu  ölümlü  peygamber bile  olsa,  insan  zihni­ni  hayat  boyunca  meşgul  eden  soruların  hepsine  cevap  bulabildiğini  iddia  et-meşine imkan vermeyecek kadar tükenmez,  sonu gelmez olduğunu yansıtan bir temsile  dikkat  uyandıncı  bir  giriş  sağlamak  üzere  kullanılmıştır.  (Sözkonusu temsilin  dile  getirdiği  gerçek,  bu  sûrenin  son  iki  ayetinde  sarahaten  ortaya  ko­nulmaktadır).  Sonraki  ayetlerde  (60-82.  ayetler)  anlatılan  Hz.  Musa'nın bilgi  pe­şinde  yaşadığı  serüven,  zaman  içinde,  bizim burada  yer veremeyeceğimiz  sayı­sız menkıbenin kaynağı olmuştur. Yine de,  değişik rivayetleriyle Buhârî, Müslim ve Tirmizî tarafından kaydedilmiş olup  Ubeyy b.  Ka'b'dan nakledilen bir rivaye­ti zikretmeden geçemeyeceğiz.  Bu rivayete göre Hz. Musa,  bir keresinde,  insan­ların  en  bilgesi  olduğunu  iddia  ettiği  için Allah tarafından  azarlanmış ve  kendi­ne vahiy yoluyla,  “iki denizin birleştiği yerde” yaşayan bir “Allah kulu”nun ken­disinden  daha  bilge  olduğu  bildirilmişti.  Hz.  Musa  bu  adamı  bulmak  yönünde ısrarlı  bir istek  gösterince,  Allah  da  o'na  “bir  sepete  balık”  koymasını  ve  balık kayboluncaya  kadar yoluna  devam  etmesini emretti;  balığın  kaybolması  amaca erişildiğinin  işareti  olacaktı.  Şüphe yok  ki  bu  rivayet,  bizim  Kur’ânî  meselimize temsilî bir  giriş  niteliğindedir.  Hem  Kur’an'da,  hem  de  sözkonusu  Hadis'te  ge­çen bu  “balık”  imajı,  mümkündür ki,  mutlak bilgiyi yahut ebedî hayatı simgele­yen  eski  dinî bir sembol  olsa  gerektir.  İlk  müfessirlerden  pek  çoğunun,  Bâbül-  - mendeb  mevkiinde  Kızıl  Deniz  ile  Hint  Okyanusu'nun  ya  da  Cebel-i  Târık'da Akdeniz ile Atlas Okyanusu'nun birleştiği yeri göstererek,  coğrafi bir anlam yük­leme  eğiliminde oldukları  “iki  denizin birleştiği yer”  ifadesine  gelince,  Beydâvî,60.  ayetin tefsirinde buna bütünüyle temsîlî bir açıklama  getirerek,  “iki deniz”in iki tür bilgi kaynağım ya da bilgi akışını -yani, haricî olay ve olgulara ilişkin göz­lem  ve  muhakemeler yoluyla  elde  edilen  zahirî  bilgi ( ‘ilmu'z-zâhir)  ile  mistik sezgi ve  müşahedeler yoluyla elde edilen batınî bilgiyi ( ‘ilmu'l-bâtm)- simgele­diğini  söylemektedir.  Bu  görüşe  göre,  Hz.  Musa'nın arayışının  gerçek  amacı  bu iki tür bilginin  buluştuğu  sınıra varmaktan ibarettir.ESED

    Lafzen,  “[denizde]  kendisine  bir yol  buldu.”  Onların  bu  sembolik  “balığı”  (bkz. not 67'nin  son üçte biri)  unutmaları,  muhtemelen,  insanın sık  sık bilgi ve  haya­tın nihaî kaynağının Allah  olduğu  gerçeğini unutmasını  ifade  eden  bir îma  olsa gerek.ESED

    )




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder