Kehf 60-61:
- Bir zamanlar Musa(as), genç ve faziletli yardımcısına :' Durup dinlenmeden, ta şu iki denizin birleştiği yere varacağım, isterse yıllarımı alsın!'. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular ve balık sıyrılıp denizde bir yol çoktan bulmuştu bile.
(
Çok defa “...diği zaman” anlamına gelen ama bizim burada “hani” sözcüğüyle aktarmayı daha uygun bulduğumuz iz takısı, Kur’an'da çoğu zaman, anlatımın ve düşüncenin akışını bozmadan dikkatleri yeni bir söyleme ya da temaya çekmek için kullanılmaktadır. Buradaki örnekte de bu sözcük, gerilerde 54. ayetle belirgin bir bağlantı kurarak (“... Biz bu Kur’an'da insanlar[ın yararlanması] için çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koyduk”) bilginin, özellikle manevî/ruhanî bilginin, hiçbir ölümlünün —bu ölümlü peygamber bile olsa, insan zihnini hayat boyunca meşgul eden soruların hepsine cevap bulabildiğini iddia et-meşine imkan vermeyecek kadar tükenmez, sonu gelmez olduğunu yansıtan bir temsile dikkat uyandıncı bir giriş sağlamak üzere kullanılmıştır. (Sözkonusu temsilin dile getirdiği gerçek, bu sûrenin son iki ayetinde sarahaten ortaya konulmaktadır). Sonraki ayetlerde (60-82. ayetler) anlatılan Hz. Musa'nın bilgi peşinde yaşadığı serüven, zaman içinde, bizim burada yer veremeyeceğimiz sayısız menkıbenin kaynağı olmuştur. Yine de, değişik rivayetleriyle Buhârî, Müslim ve Tirmizî tarafından kaydedilmiş olup Ubeyy b. Ka'b'dan nakledilen bir rivayeti zikretmeden geçemeyeceğiz. Bu rivayete göre Hz. Musa, bir keresinde, insanların en bilgesi olduğunu iddia ettiği için Allah tarafından azarlanmış ve kendine vahiy yoluyla, “iki denizin birleştiği yerde” yaşayan bir “Allah kulu”nun kendisinden daha bilge olduğu bildirilmişti. Hz. Musa bu adamı bulmak yönünde ısrarlı bir istek gösterince, Allah da o'na “bir sepete balık” koymasını ve balık kayboluncaya kadar yoluna devam etmesini emretti; balığın kaybolması amaca erişildiğinin işareti olacaktı. Şüphe yok ki bu rivayet, bizim Kur’ânî meselimize temsilî bir giriş niteliğindedir. Hem Kur’an'da, hem de sözkonusu Hadis'te geçen bu “balık” imajı, mümkündür ki, mutlak bilgiyi yahut ebedî hayatı simgeleyen eski dinî bir sembol olsa gerektir. İlk müfessirlerden pek çoğunun, Bâbül- - mendeb mevkiinde Kızıl Deniz ile Hint Okyanusu'nun ya da Cebel-i Târık'da Akdeniz ile Atlas Okyanusu'nun birleştiği yeri göstererek, coğrafi bir anlam yükleme eğiliminde oldukları “iki denizin birleştiği yer” ifadesine gelince, Beydâvî,60. ayetin tefsirinde buna bütünüyle temsîlî bir açıklama getirerek, “iki deniz”in iki tür bilgi kaynağım ya da bilgi akışını -yani, haricî olay ve olgulara ilişkin gözlem ve muhakemeler yoluyla elde edilen zahirî bilgi ( ‘ilmu'z-zâhir) ile mistik sezgi ve müşahedeler yoluyla elde edilen batınî bilgiyi ( ‘ilmu'l-bâtm)- simgelediğini söylemektedir. Bu görüşe göre, Hz. Musa'nın arayışının gerçek amacı bu iki tür bilginin buluştuğu sınıra varmaktan ibarettir.ESED
Lafzen, “[denizde] kendisine bir yol buldu.” Onların bu sembolik “balığı” (bkz. not 67'nin son üçte biri) unutmaları, muhtemelen, insanın sık sık bilgi ve hayatın nihaî kaynağının Allah olduğu gerçeğini unutmasını ifade eden bir îma olsa gerek.ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder