Nisa 97-99:
- Melekler kendilerine zulmeden bu tiplerin canlarını alırken soracaklar:' Neyiniz var dı sizin?' , onlar :'Biz yeryüzünde çok güçsüzdük' diyecekler. Melekler:' Allah(cc)'ın arzı sizin kötülük diyarını terketmenize yetecek kadar büyük değil miydi?' diyecekler. Böylelerinin varış yeri cehennemdir, ve orası ne kötü bir yerdir. Ama- erkek olsun,kadın olsun,çocuk olsun- hiç bir gücü olmayan ve kendilerine doğru yol gösterilmeyen çaresiz kimseler bunun dışındadır. Umulur ki, Allah(cc) onların günahlarını siler, çünkü Allah(cc) günahları silendir, çok bağışlayıcıdır.
(
Lafzen, “Allah'ın arzı, orada hicret edeceğiniz kadar geniş değil miydi?” Hecen)(“göç etti”) fiilinden türetilen hicret (“göç”) terimi Kur’an'da iki anlamda kullanılmıştır: Biri tarihsel olup Hz. Peygamberin ve Ashâbı'nın Mekke'den Medine'ye göç etmelerini ifade ederken, diğeri ahlakî bir muhteva taşır -yani, insanın Şeytan'dan Allah'a “hicret”i- ve kişinin ana yurdunu mutlaka maddî anlamda terk etmesini gerektirmez. İşte yukarıdaki pasajın işaret ettiği, hicret teriminin bu daha geniş dinî ve ahlakî anlamıdır. Tıpkı bir önceki pasajın (95-96. ayetler) “Allah yolunda üstün çaba gösterilmesi”ni (cihâd) terimin en geniş anlamıyla, yani, hem maddî hem manevî çabaları ve gerektiğinde kişinin servetini ve hatta canım feda etmesini kapsayan anlamıyla kullanması gibi. Mekke'den Medine'ye maddî anlamda göç, Mekke'nin H. 8. yılda fethinden sonra müminler için zorunlu olmaktan çıktığı halde kötülük yurdundan iyilik yurduna ruhsal göç, İslam'ın temel şartlarından biri olmaya devam etmektedir. Başka bir deyişle, “Şeytan'dan Allah'a hicret etmeyen” kişi mümin olamaz. Bir sonraki cümlede, bu konuda kayıtsız kalanların suçlanmasının sebebi budur. ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder