18 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 192-193:

  •  Eğer yaptıklarına bir son verirlerse, şüphesiz ki Allah(cc) çok bağışlayıcı ve sonsuz merhamet kaynağıdır. Onlarla inanca yönelik baskı ve zulum kalmayıncaya ve din yanlız Allah(cc)'a ait oluncaya kadar savaşın. Eğer yaptıklarına bir son verirlerse, zulmedenlerin haricindekilere düşmanlıkta sona erecektir.

17 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 190-191:

  •  Size karşı savaş açanlarla siz de Allah(cc) yolunda savaşın, fakat sakın saldırganlık yapmayın. Allah(cc) saldırganlık yapanları sevmez. Onları (savaş esnasında) karşılaştığınız her yerde öldürün ve sizi sürdükleri yerden siz de onları sürün. Zaten , zulum ve baskı (fitne) , ölümden beterdir. Mescid-i haram civarında onlar size savaş açmadıkça, siz onlara savaş açmayın. Eğer onlar size savaş açarsa, onları öldürün. İşte kafirler böyle cezalandırılır.
    (
     Bu ve  bundan sonraki ayetler,  Müslümanlar  için  savaşın meşruiyetinin yalnızca (kelimenin en geniş anlamıyla) kendini savunma amacına bağlı olduğunu tered­dütsüz  bir şekilde ortaya  koymaktadır.  Müfessirlerin büyük  çoğunluğu, lâ ta'te-dû ibaresinin,  bu bağlamda  “saldırganlık yapmayın”  anlamına geldiği, mu 'tedînile  de  “saldırganlıkta  bulunanlar”ın  kasdedildiği  konusunda  hemfikirdirler.  “Al­lah yolunda” -yani Allah tarafından konulmuş  ahlakî ilkeler uğrunda- savaşma­nın savunma amaçlı olma özelliği, ayrıca,  “size savaş açanlar”a yapılan atıfta ba­riz  bir şekilde  ortaya  konulmuş  ve  22:39'da - “kendilerine  haksız yere  saldırılan kimselere [savaşma] izni verilmiştir”-  daha da açık bir şekilde ifade edilmiştir.  El­deki bütün nakillere  göre  bu  son ayet, cihâd yahut  kutsal  savaş  meselesine  en ilk (ve bu nedenle de en köklü) Kur’ânî atıftır (bkz. Taberî ve İbni Kesîr'in 22:39 ile  ilgili yorumlan).  Savunmayı  savaşın tek  haklı  gerekçesi olarak belirleyen  bu ilk ve temel prensibin Kur’an'da, yukarıdaki ayetten sonraki bir döneme ait olan 60:8'de ve 4:91'in son cümlesinde  de  tekrarlandığı  görülmektedir.ESED

    Âyet,  savaşın  en  önemli  gerekçelerinden  birini fitne  olarak  anmaktadır.  Evet,  savaş  is-tenmeyen  bir  şeydir  fakat  onu  gerekli  kılan faktörler  vardır  ki,  bunların  başında  fitne  gelir  veya  bu  faktörlerin  hepsi  fitne  kavramı  içinde  mütalâa edilebilir. Kelime manâsıyla, içinde altın madeni  bulunan  toprak  kütlelerini  kazana  atıp kaynatmak ve neticede altını elde etmek demek olan fitne, terim anlamıyla, Allah’a şirk koşmak ve  bunu  bir  hayat  tarzı  haline  getirmek,  küfrü  yaymak,  irtidat,  Allah’ın  haram  kıldığı  amelle-ri  büyük  bir  aldırmazlık  içinde  işlemek,  umu-mî  asayiş  ve  güvenliği  ortadan  kaldırmak,  hak  Din’e  karşı  aktif  düşmanlık  içinde  bulunmak  gibi, her biri hak ve adaletin gereği olarak insan öldürmeden  çok  daha  kötü  ve  toplumu  sarsıcıfiilleri ifade eden bir kavramdır. Bütün bu fiiller, duruma ve şartlara göre küçük veya büyük çaplısavaşların haklı sebebi olabilecek özellikte ise de, bu  ve  bundan  sonraki  âyette  fitne  ile  âdeta  bu  manâların tamamı, yani Allah’a şirk koşma veya küfrün yol açtığı anarşi, terör, zulüm ve güven-sizlikle örülü içtimaî hayat ve İslâm’a karşı aktif düşmanlık kastedilmektedir.AÜ

     Bir önceki emir açısından bakıldığında,  (“Allah yolunda” yapılan bir kurtuluş  savaşı  olarak)  “onlan  karşılaştığınız  her yerde  öldürün”  buyruğu,  yalnızca,  “savaş açanlar”ın  saldırganlar  ve  zalimler  şeklinde  anlaşılması  halinde  o a n d a   devametmekte olan düşmanlıklar  bağlamında  geçerlidir  (Râzî); Fitnenin  bu  bağlamda “baskı”  olarak  çevrilmesinin  gerekçesi,  bu  terimin  insanı  sapıklığa  götüren  ve manevî  değerlere  inancını  kaybetmesine  yol  açan  her  türlü  müdahale  için  kul­lanılmasıdır (karş. Lisânu'l-Arab).ESED

    Fitne  burada  inanca  yönelik  her  tür  baskı  ve zulmü  ifade  eder  (Bkz:  114/Tevbe:  49).  Zira  baskı ve işkence altında kalan ölümü temenni eder;  ölümün  temenni  edildiği  şey  ise  ölüm­den beterdir  (Krş:  Zemahşerî). MI

    Âyetin  bu  cümlesi  ilk  cümlesi  olan  "On­ları  karşı  karşıya  geldiğiniz  her  yerde  öldü­rün!"  talimatını tefsir etmektedir.  Karşı  karşı­ya  gelindiği  her  yerde  öldürülecek  olanlar  sal­dırgan  taraftır.  Çünkü  onlar  saldırmakla  teca-vüzkâr olduklarını isbatladılar ve başka insan­ların  canlarına  kastederek  kendi  canlarını  he­der  ettiler. MI

    )

16 Temmuz 2022 Cumartesi

 Bakara 189:

  •  Sana ayın evreleri hakkında soru soruyorlar, onlara de ki:' O insanlar için ölçü birimidir ve hac için de!'. Bu arada evlere arka kapıdan girmeniz de (meselelere yanlış yaklaşmanız da) bir erdem değildir. Gerçek erdem sahibi sorumluluk bilinci ile hareket eden kişidir. O halde evlere kapılarından girin (meselelere doğru yaklaşın) ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olun ki, ebedi kurtuluşa erebilesiniz.
    (
     Yani,  gerçek  erdemlilik,  imanî  meselelere  “arka  kapıdan”  yaklaşmak,  yani  yal­nızca  çeşitli dinî vecîbelerin ifası için konulmuş  şekil ve  sürelere  uymaktan iba­ret  değildir  (karş.  2:177).  Bu  şekil  ve  süre  sınırlamaları,  kendi  başlarına  ne  ka­dar  önemli  de  olsalar,  her  eyleme  onun  ruhsal  “giriş  kapısı”ndan,  yani  Allah'a karşı  sorumluluk  bilinci  duyarak  yaklaşılmadıkça,  gerçek  hedeflerine  ulaşmış olamazlar. B âb (“kapı”)  kelimesi,  mecazî olarak “bir şeye  nüfuz  etmenin,  yahut ona  ulaşmanın  yollan”nı  gösterdiğinden  (bkz.  Lane  I,  272),  “bir  eve  (ön)  kapı­sından girme” mecazı,  klasik Arapça'da  çoğunlukla bir probleme  doğru yaklaşı­mı  anlatmak için  kullanılır (Râzî).ESED

    )

15 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 188:

  •  Birbirinizin mallarını haksız yere yiyip tüketmeyin ve başkasına ait meşru mallardan hiçbirisini bilerek haksızlıkla tüketmek için hukuki hilelere başvurmayın.
    (
    This verse has two aspects: One should not try to seize the property of another by bribing the judges, and one should not go to the court of law to seize the property of another through specious arguments. It is just possible that the judge might decide, on the basis of available evidence, in favour of the transgressor, but it does not mean that the property has thereby really become lawful for him. The Holy Prophet warned such people. saying, `'After all I am a human being. It is just possible that in a case brought before me, one better versed in the art of talking than his opponent might persuade me to decide the case in his favour. But let it be understood that anything gained in this way from a brother will, in fact, mean the acquiring of a piece of Hell for himself in spite of my decree in his favour." ET

    )

14 Temmuz 2022 Perşembe

 Bakara 187:

  •  Gündüz tutulan oruçtan sonra gece kadınlarınıza yaklaşmanız helaldir. Onlar sizin için bir elbise gibidir, siz de onlar için elbise gibisiniz. Allah(cc) bu konuda kendinizi sıkıntıya sokacağınızı biliyor ve bu yüzden O size mağfireti ile yönelmiş ve bu zorluğu üzerinizden kaldırmıştır. Şimdi öyleyse onlara yaklaşabilir ve Allah(cc)'ın sizin için uygun gördüğünden yararlanabilirsiniz ve gecenin karanlığından tanyerinin aydınlığı fark edilinceye kadar yiyip içebilirsiniz. Sonra gece çökünceye kadar oruç tutarsınız. Ama mescitlerde itikafta iken kadınlara yaklaşmayın. Bunlar Allah(cc)'ın koyduğu sınırlardır. O halde bu sınırları ihlal etmeyin. İşte böylece Allah(cc) mesajlarını insanlara açıklıyor ki, sorumluluk bilinci ile davranabilesiniz.
    (
    That is, just as nothing can intervene between the clothes and the body and each fits into the other naturally, so is the relation between the husband and the wife: each is a means of comfort, protection and happiness for the other.ET


    )

13 Temmuz 2022 Çarşamba

 Bakara 186:

  •  Eğer kullarım sana Beni soracak olurlarsa, iyi bilsinler ki Ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin çağrısına hemen karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana tam inansınlar ki, doğru yolu bulabilsinler.
    (
     Dua  kalbin  Allah'la  konuşmasıdır.  Allah  Rasulü  duanın  önemini  şöyle  izah  eder:  "Al­lah  katında  duadan  daha  üstün  bir  insan  dav­ranışı  yoktur"  (Tirmizî,  De'avât  1).  Bu  kadar  büyük  ve  ölümsüz  bir  hakikati  bu  denli  sade  ve  yalın  bir  dille  anlatmak  ancak  kelam-ı  ilâ­hîye  mahsus  bir özellik  olsa  gerek.  ESED


     Dua, bir bakıma ibadetin özü, hattâ bütünü gibidir. Bütün kâinattan Allah’a yükselen duadır. Duanın çeşitleri vardır.
    •   Bütün  bitkilerin,  hayvanların  ve  insan  vü-cudunun  yaratılış  ve  vazifeleri  istikametinde  yaptıkları fıtrî duadır ki, kabul görür.
    •   Yine, bitkilerin ve hayvanların ihtiyaç diliyle yaptıkları duadır ki, bilhassa bitkilerin rızık-larının  tam  vaktinde  ve  ayaklarına  gelmesi;  tilki, kurt, aslan gibi zekâ ve güçlerine güve-nen hayvanların daha zor, buna mukabil daha az zekî ve daha güçsüz hayvanların daha iyi beslenmeleri  bu  duanın  da  kabul  edildiğini gösterir.  Bir  canlı,  kendisini  ne  kadar  güçlü,  zeki ve kendi kendine yeter görürse, ihtiyaç-larını gidermede o kadar zorluk çeker. Bebek-lerin  ihtiyaçlarını  gidermek  için  yapmalarıgereken tek şey, sadece ağlamaktır.
    • İnsanların yaptıkları duadır ki, o da ikiye ayrılır:
    •  Fiilî  dua,  Allah’ın hayat için koyduğu ka-nunlara  itaat  etmektir.  Meselâ  çiftçinin  tarlayı  sürmesi,  rahmetin  kapısını  çalma  manâsında  bir  duadır.  Hastanın, şifayıAllah’tan beklemek ve geldiğinde O’ndan bilmek şartıyla  sebeplere  riayet  esasına bağlı olarak doktora başvurması ve gerek-li  ilacı  kullanması,  Allah’ın Şâfî  isminin  kapısını çalma manâsında yine duadır. Bu tür dualar da, çoğunlukla kabul görür.
    • İnsanların  herhangi  bir  dileklerine  ulaş-mak için Allah’a el açarak yaptıkları sözlü duaya da mutlaka cevap verilir. Fakat ce-vap  verme,  her  zaman  istenilenin  aynen  verilmesi demek değildir. Allah, Hikmeti-ne bağlı olarak bazen istenilenin aynısınıverir; bazen, kul o an için anlayamasa da daha  hayırlısını  verir;  bazen  de  duanın karşılığını dünyada vermez, Âhiret’te ve-rir. Çünkü her halükârda dua bir ibadettir ve ibadetlerin karşılığı Âhiret’te beklenir.AÜ


    )

12 Temmuz 2022 Salı

 Bakara 185:

  •  (O sayılı günler), insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğru ile eğriyi birbirinden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran'ın kendisinde indirilmeye başlandığı Ramazan ayıdır. Öyleyse içinizden kim bu aya yetişirse, oruç tutsun. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler kadar diğer günlerde tutsun. Allah(cc) size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bütün bunlar sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah(cc)'ı yüceltmeniz ve O'na şükretmeniz içindir.

11 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 183-184:

  •  Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, Allah(cc)'a karşı sorumululuk bilinciyle davranasınız. Sayılı günlerde oruç size farz kılındı. Sizden her kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler kadar diğer günlerde tutsun. Ve bu gibi hallerde gücü yetenlerin bir muhtacın karnını doyurarak fidye vermesi, bir yükümlülüktür. Her kim yapmaya yükümlü olduğundan daha fazlasını yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur. Zira oruç tutmak kendisine iyiliktir. Keşke bunu iyi kavrasaydınız!.
    (
      Bazı müfessirler, bunun, gönüllü olarak birden fazla muhtacı doyurmaya yahut bir muhtacı yukandaki emirde  istenenden daha fazla gün boyunca doyurmaya  işaret ettiği görüşündedirler.  Cümlenin geri kalan kısmı bu şekildeki orucun faziletlerin­den  söz  ettiği  için,  “yapmaya  yükümlü  olduğundan  daha  fazla  iyilik yapma”nın, bu bağlamda,  Ramazan ayındaki farz orucun dışındaki nafile oruca (Hz.  Peygam­ber'in de  zaman zaman tuttuğu  oruca)  işaret etmiş  olması  kuvvetle  muhtemeldir.ESED
    )

10 Temmuz 2022 Pazar

 Bakara 182:

  •  Fakat kim vasiyet edenin yanlı veya kasıtlı davrandığından endişe eder ve mirasçıların arasını uzlaştırırsa, bu durumda kendisine bir vebal yoktur. Şüphesiz ki, Allah(cc), bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

9 Temmuz 2022 Cumartesi

 Dua saati:106. Ey her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahî izâfî güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Basar ve basiretimin önündeki günah ve isyan perdelerini kaldır; doğruları görmeme ve eşyanın hakikatını bilmeme mani olan bütün engelleri def’et.. şu dünya hayatında, gönlümü güzellik duygularıyla mamur kıl.. bana her zaman güzel kalmanın yollarını göster.. ve beni yeniden diriltileceğim mahşer gününde rezil rüsvâ eyleme! Allahım! Sen beni önce taştan–topraktan yarattın, sonra da iman ve mârifet bahşederek kalbde ve ruhta yeniden dirilttin. Ben, bir zamanlar yoktum; var olma ihtiyaç ve neş’esinden de habersizdim. Sen beni cebr-i lütfîler tezgâhından geçirerek, talep üstü, vücud, hayat, şuur, idrak, irade ve gönül gibi latîfelerle şereflendirip, rahmet yurdunun koridoru şu mihnet diyarına gönderdin. Verdiğin şeyleri istememiştim, isteyemezdim, isteyecek bir mahiyette de değildim. Ancak şimdilerde, bu lütuflarını anlamaya çalışıyor; anladıkça nimetlerinin artarak devam etmesine ihtiyaç duyuyor ve ıztırar çığlıklarıyla inliyorum: Ey iyilik ve ikram tahtının Sultanı Rabb-i Kerîm! Mebdede benden bir istek ve talep olmadan lütf u ihsanınla bağışladığın sayısız nimetlerini, Rahmâniyetinin ve Rahîmiyetinin tecellileriyle bundan sonra da devam ettir... Ey kesintisiz ikramlarıyla doyduğum, hep af ve mağfiretine nâil olduğum Rabbim! Ümidim odur ki, gayrı Seni hep ihsanlarınla yâd edeyim ve bana her zaman rahmetinle muamele ettiğini göreyim. Allahım, hakkındaki hüsn-ü zannımda beni yanıltma, reca duygumu boş bir kuruntu olarak bırakıp kulunu hüsrana uğratma; rahmetinin güzelliğine ve merhametinin enginliğine yaraşır şekilde icâbet eyle dualarıma.

8 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 180-181:

  •  Herhangi birinize ölüm yaklaştığında, eğer arkasında yeterli bir hayr bırakıyorsa, anne/baba ve diğer yakınlarına uygun şekilde vasiyette bulunmak size farz kılındı. Bu, Allah(cc)'a karşı sorumluluk duyanlar için bir yükümlülüktür. Ve kim, böyle bir hükmü duyduktan sonra değiştirirse, böyle davranmanın günahı, yanlızca onu değiştirenedir. Doğrusu Allah(cc) herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
    (
     Bu  cümlede  geçen hayr kelimesi,  sadece  “servet”i  değil,  “yeterli  bir zenginliği” gösterir:  ve  bu,  arkasında  yeterli  bir  zenginlik  bırakan  kimsenin,  ailesinin  özel­likle  bunu  hak  eden  fertlerine  4:ll-12'de  zikredilen  şeriat  tarafından  belirlen­miş/değişmez  paylara  ilaveten -ve  onların dağıtımından  önce- vasiyette  bulun­ması gerektiği buyruğunu  açıklamaktadır. Hay?ın bu yorumu,  özellikle bu  aye­te istinad eden Hz. Ayşe ve Ali b. Ebî Tâlib'in sözleriyle desteklenmektedir (karş. Zemahşerî ve Beydâvî).ESED

     Hayır hem  serveti  hem  değeri  ifade  eder.  Kur'an'ın  dünya  malına  özünde  iyi  olan  bir  şey olarak baktığını gösterir.  İnsanın fıtratı gi­bi bir  de  "malın fıtratı"ndan  söz  etmek  caizse  eğer,  malın  fıtratı  da  iyi,  güzel  ve  hayr  üzeri­nedir.  Burada  mal  yerine  hayır  gelmesi,  hem  helâl  servetin  hayır  oluşuna,  hem  de  her hay­rın  servet  oluşuna  delalet  eder.  Kim  ne  birik-tirirse  onu  vasiyet  eder.  Hz.  Peygamber'in  ve­da hutbesi  onun vasiyetiydi. MI

    Buradan anlıyoruz ki, ölen kişinin geride bıraktığı hayr'dır, hasene değil. Hayr olarak bıraktıgından yararlananlar kaşılığında Yüce Rabbim, 1/10 karşılığını verir diye düşünebiliriz, fakat daha önceden de bildiğimiz gibi hasene'nin karşılığını Yüce Rabbim biliyor, tümüyle farklı bir boyut. Dolayısıyla, kişinin ölmeden önce malını hasene işlerde harcamasında büyük fayda var, yoksa bıraktığı sadece hayr olarak kalıyor. Yüce Rabbim en doğrusunu bilir.




    )

7 Temmuz 2022 Perşembe

 Bakara 178-179:

  •  Ey iman edenler, cinayete kurban gidenler hakkında adil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın. Bunun üzerine herkim kardeşi tarafından bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatı da ona uygun şekilde ödenmeli. İşte bu Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmetttir. Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun için şiddetli bir azab vardır. Ey akıl sahipleri, kısasta (adil karşılıkta) sizin için hayat vardır. Sizden artık sorumlu davranmanız beklenir.
    (
     Kur’an,  gerçek erdemliliğin sadece görünür/dış biçimlere ve törenlere sarılmak­tan  geçmediğini vurguladıktan  sonra  burada  insanın  davranış  problemi  ile  ilgili yeni  bir sayfa  açmaktadır.  Nasıl  ki  erdemlilik,  doğru ve yararlı  eylemler olmak­sızın  bir  anlam  ifade  etmezse,  bireysel  dürüstlük  de,  topluluk  içinde  bireylerin sosyal  hakları ve  sorumlulukları  ile  ilgili,  başka  bir deyişle,  bireyin  toplum  için­deki  davranışlarını  ve  toplumun  bireye  ve  eylemlerine  karşı  tavrını  yönlendir­mesi gereken pratik y asalar ile ilgili bir anlaşma olmadıkça  sosyal anlamda ger­çek  bir  etkinlik  kazanamaz.  Yasal  düzenlemelerin  İslam  öğretisinde  bu  kadar önemli bir rol  oynamasının ve  Kur’an'm  ahlakî ve  ruhî  öğütlerini  sürekli  olarak sosyal  hayatın  pratik  alanlarına  ilişkin  buyruklarla  örmesinin  gerçek  sebebi  bu- dur.  Şimdi herhangi bir toplumun karşı karşıya kaldığı en önemli problemlerden biri,  üyelerinin hayatını  ve bireysel güvenliğini  korumaktır;  o halde  öldürme ve bunun  cezası  ile  ilgili yasaların  burada ağırlıklı  olarak ele  alınması,  anlaşılabilir bir  sebebe  dayanmaktadır.  (Akıldan  çıkarılmamalıdır  ki  “Bakara  Sûresi”  Medi­ne'de, yani Müslüman toplumun bağımsız bir sosyal birim olarak henüz yeni ku­rulduğu  bir  dönemde  nazil  olan  ilk  sûredir).  Yukarıdaki  ayetin  başında  geçen kısâs (adil  karşılık)  terimine  gelince,  işaret  etmeliyiz  ki  bu  terim -bütün  klasik müfessirlere göre- musâvat ile hemen hemen eş anlamlıdır: yani,  “bir şeyi (baş­ka  bir şeye)  eşitlemek”;  bu  örnekte  cezayı suça  eşiüemek (veya  uygun hale  ge­tirmek) — ki en doğrusu  “adil karşılık”  (İngilizcede  “just retribution”) olarak çev­rilebilir,  yoksa  (sıkça ve yanlış bir şekilde çevrildiği  gibi)  “misilleme”  (İngilizce­de  “retaliation”) olarak değil.  Kur’an'ın burada genel olarak “öldürme olaylarî’nı (fi'l-katlâ,  lafzen,  “öldürülme  halinde”)  ele  aldığını  görerek ve  bu  ifadenin  bü-tün muhtemel cinayet olaylarını -taammüden öldürme,  aşın tahrik altında öldür­me,  ihmal sonucu öldürme,  kazaen öldürme vb -  kapsadığı gözönüne alındığın­da, bir hayata karşılık başka bir hayatı almak (“misilleme” teriminde ifadesini bu­lan olgu), her olayda adaletin gereklerine uygun düşmeyebilirdi.  (Bu,  mesela bir kasda  dayanmayan  öldürme  olaylarında  yasal  tazminat  konusunun  ele  alındığı 4:92'de  açıklığa kavuşturulmuştur.)Bu  pasajın girişindeki  “kısas” terimi ile bağlantılı olarak okunduğunda,  “hür için hür,  köle  için  köle,  kadın  için  kadın”  şartının  sınırlı,  lafzî  anlamıyla  alınamaya­cağı -ve bu  niyeti  taşımadığı- açıktır:  çünkü bu,  birçok öldürme  olaylarını,  me­sela bir hürün  bir köle  tarafından veya  bir kadının bir erkek tarafından öldürül­mesini veya tersini dışarda bırakırdı.  Böylece,  yukarıdaki şart,  Kur’an'da  çok sık rastlanılan eksiltili  ifade tarzının (îcâz) bir örneği olarak alınmalıdır ve onun sa­dece  bir anlamı  olabilir ki  o da:  “eğer hür bir  adam cinayet işlerse,  o  hür adam cezasını görmelidir:  eğer bir köle cinayet işlerse  ...” vd. şeklinde olmalıdır— baş­ka  bir  deyişle,  statüsü  ne  olursa  olsun,  suçlu  erkek  veya  kadın  (ve  sadece  on­lar)  suça  uygun  düşen bir şekilde  cezalandırılacaktır.ESED

    Bu  âyet  cezayı  emreden  değil,  cezalandır­mada zulmü ve taşkınlığı yasaklayan bir âyet­tir.  Zira  zayıfın güçlüden  öldürdüğü  bir  kişiye  karşılık,  güçlünün  zayıfa  karşı  soykırıma  yel­tenmesi,  yalnızca  eski  dünyada  değil  modern  dünyada  da  sık  görülen  bir vahşettir.  İslâm'ın  üzerinde yükseldiği  üç ayaktan  biri  olan  "ada­letin  (diğer  ikisi  tevhid  ve  özgürlük)  sağlan­ması için cezalandırmada  denkliğin sağlanması  esastı.  Çünkü  ölümle  neticelenen  cinayet­ler bazen de hata ile işleniyordu.  Bu âyette  de-taylandırılmayan  bu  problem  Nisa  92'de  ay­dınlığa  kavuşturulmuştu.  Yine  yaralama,  bir  organa zarar verme vb.  gibi cinayet cezaları  da  "âdil bir karşılık" bulmalıydı. Bu âyet,  öldürü­len  köleye  karşılık  hür  katilin  öldürülemeye-ceği  gibi  alâkasız  bir  konuda  delil  olarak  kul­lanılamaz. MI

     Kısas,  Kitab-ı  Mukaddes’in  de  hükmüdür:  “Bir  adamı  vuran,  vurduğu  ölürse,  mutlaka  öl-dürülecektir... Ve babasına yahut anasına vuran mutlaka öldürülecektir. Ve adam çalan, onu sat-mış olsun yahut kendi elinde bulunsun, mutla-ka öldürülecektir...” (Çıkış, 21: 12, 15–16.) Fakat Kitab-ı  Mukaddes’te  af  hükmü  yoktur.  İslâm ise,  kısası  emretmekle  birlikte,  eğer  öldürüle-nin velîsi, yani vârislerinden biri bile katili diyet karşılığı veya karşılıksız affederse, bu durumda kısas düşer.Modern hukuk ise, cezalandırma yetkisini şa-hıstan alıp devlete vermektedir. Oysa bu, devle-tin  kendini  şahısların  yerine  koyması  demektir  ki, fertlere zulümdür. Suç kime karşı işlenmişse, cezalandırma  veya  affetme  yetkisi  ona  tanın-malıdır.  Suçun  kamu  hukukunu  ilgilendiren  kısmı,  onun  ayrı  bir  boyutudur.  İkinci  olarak,  modern  hukukta  bazı  ülkelerde  suçun  işlenişi-ne ve daha başka faktörlere göre ölüm cezası da verilmekle  birlikte  hapis,  genellikle  uygulanan  bir  ceza  şeklidir.  Oysa  İslâm,  tam  manâsıyla adalet temellerine oturur. Kanun karşısında hiç-bir can diğerinden kıymetli değildir. Âyette hür karşılığı  hür,  köle  karşılığı  köle,  kadın  karşılı-ğı  kadın  denmesi,  bir  hür  köleyi,  bir  erkek  bir  kadını  öldürdüğünde  onların  öldürülmeyeceği manâsına gelmez. Mâide Sûresi’nde cana can (5: 45) denmekle bu konudaki genel hüküm ortaya konmuştu.  Burada  ise,  Cahiliyye  dönemindeki  bir  uygulamaya  son  verilmektedir.  O  dönemde,  meselâ hür ve toplumda şerefli kabul edilen bir kişi öldürüldüğünde karşılığında bir-kaç kişi öl-dürülürdü. Âyet, bunu yasaklamaktadır.Suç müşahhas bir vakıa olduğu halde, modern hukukun  genellikle  uyguladığı  hapis  cezası  mü-cerret bir cezadır. Oysa, cezanın da müşahhas ol-ması gerekir. İkinci olarak, suç ve ceza ayrı ayrıdeğil,  bir  arada  düşünülmelidir.  Suçlar  bizzat  bir  fiil  ve  fiil  türünden  olduğu  için  İslâm’da  cezalar  da  fiil  türündendir;  yağ  kirini  yine  yağın  tortu-sundan  yapılan  sabunun  gidermesi  gibi.  Üçüncü  olarak, suç ile ceza arasında mahiyet birliği olma-lıdır. Yani her suça kendi cinsinden ceza verilmesi gerekir.  Meselâ  hırsızlık  suçu  ile  adam  öldürme  suçu mahiyetçe birbirinden farklıdır. Modern hu-kuk  ikisine  de  aynı  mahiyette,  yani  hapis  cezasıverir; ayrılık sadece kemiyettedir. Oysa kemiyet, hiçbir  zaman  keyfiyet  ve  mahiyetin  yerini  tut-maz. İslâm ise, cezayı suçun mahiyetine göre tak-dir eder. Dördüncü olarak, İslâm’da ceza hukuku adalet ve merhamet esasları üzerine oturur; ayrı-ca, takip eden âyette kısasta hayat vardır buyu-rulduğu üzere, hem suçluyu, hem mazlumu, hem toplumu,  hem  de  temel  ahlâkî-manevî  prensibi  bir arada ele alır ve terbiye, ıslah edicilik, adalet, caydırıcılık, mazlum veya mağduru tatmin esas-larıyla diriltici mahiyettedir. Oysa hapis cezasında bir  cezada  olması  gereken  bu  unsurların  hiçbiri  yoktur.  Hapis  cezası, ıslah  etmediği  gibi  caydı-rıcı  da  değildir;  çok  defa  bazıları  için  özendirici  bile olabilir. Ayrıca ruhu ve kişiliği öldürür; şahsıiçtimaî  hayattan  düşürmekle  topluma  katkıdan alıkoyar.  Mağdur  veya  mazlumu  tatmin  etmez.  Dolayısıyla, İslâm’ın her hükmü gibi, ceza huku-ku da tam bir adalet, denge, rahmet ve dirilticilik üzerine oturmaktadır.İslâm, hürmetlerin, değerlerin karşılıklı olma-sını  gerektiren  (Bakara  Sûresi/2:  194)  adaletin  gereği olarak cezalarda da karşılık esasını kabul etmiş olmakla birlikte, fertlere kendilerine yapı-lan bir kötülüğü affetmelerini, hattâ iyilikle sav-malalarını öğütlemiştir.AÜ



    )

6 Temmuz 2022 Çarşamba

 Bakara 177:

  •  Gerçek erdemlilik, yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir. Fakat gerçek erdem sahibi, Allah(cc)'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap ve peygamberlere inanan, servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da- akrabasına, yetimlere , ihtiyaç sahiplerine, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve insanları her türlü kölelikten kurtarmaya harcayan, salatı ikame edip, zekatı da yerine getiren kişidir. Ve bu kişiler söz verdiklerinde sözlerini tutarlar ve felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabrederler. İşte onlardır sadakatlarını gösterenler ve Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilincinde olanlar(وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ).
    (
     Böylece  Kur’an,  yalnızca  görünür/dış  biçimlere  uyum  sağlamanın  erdemliliğin gereklerini  yerine  getirmek  için  yeterli  olmadığı  ilkesini  vurgulamaktadır.  Kişi­nin namazda  yüzünü  şu veya bu yöne çevirmesine değinilmesi,  biraz önce kıb­le konusunu  ele  alan  ayetlerin devamıdır.ESED

     Birçok  müfessire  göre  “vahiy” (kitâb) terimi,  bu  anlam  örgüsü  içinde  genel bir muhteva  taşımakta:  ve genel olarak İlahî vahiy gerçeğine işaret etmektedir.  Me­leklere  imanın  burada  zikredilmesinin sebebi ise,  Allah'ın iradesini  peygamber­lere ve dolayısıyla bütün insanlığa izhar etmesinin, ğayb âlemine, yani, insan id­rakinin  ötesindeki  bir  gerçeklik  alanına  ait  olan  bu  ruhsal varlıklar veya  güçler aracılığıyla  gerçekleştirilmesindendir.ESED

    İbn u ’s-sebîl(lafzen,  “yolun oğlu”) ifadesi, evinden uzakta olan herhangi bir kim­seyi ve özellikle,  bu durumdan dolayı geçim için yeterli imkana  sahip bulunma­yan  kişiyi  gösterir  (karş.  Lane  IV,  1302).  Daha  geniş  anlamda  ise,  herhangi  bir sebepten  dolayı  geçici  veya  sürekli olarak  evine  dönemeyen  kimseleri,  mesela politik  sürgün veya  mültecileri  ifade  eder.ESED

     Âyetteki   rakabe'nin   lafzî   karşılığı   "bo­yun"  olmakla  birlikte  mecazî  olarak  "kişisel  özgürlüğün  kısmen  ya  da  tamamen  ortadan  kaldırılması"  durumunu  ifade  eder.  Bu  mad­de,  savaş  esirlerini  ya  da  köleleri  karşılık  bek­lemeksizin  özgürlüğe  kavuşturmak  için  mad­dî  yardım  yapmayı  öncelikli  insanî  erdemler  arasında  sayıyor.MI



    )

5 Temmuz 2022 Salı

 Bakara 176:

  •  İşte, hakikatı ortaya koymak için ilahi kelamı indiren Allah(cc) olduğuna göre, ona karşı kendi görüşlerini dayatanlar derin bir açmazdadırlar.

4 Temmuz 2022 Pazartesi

 Bakara 174-175:

  •  Allah(cc)'ın indirdiği vahiyden bir kısmını gizleyenler ve onu az bir bedele satanlar var ya, işte onlar karınlarını ateşle dolduruyorlar. Kıyamet günü Allah(cc) onlarla konuşmayacak, onları temize çıkarmayacak ve can yakıcı azab ta onların olacaktır. İşte onlar hidayet karşılığı sapıklığı, mağfiret karşılığı azabı satın aldılar. Ateşten pek korkuyor görünmüyorlar!.

3 Temmuz 2022 Pazar

 Günün sözü : Sorunun kendilerinde olduğunu anlayamayan insanlar, çözümü genelde başkalarının huzurunu bozmakta bulur.

 Sabah duasi : 115. Allah’ım! Senden, bizlere iç ve dış fetihler nasib buyurmanı, bu fetihlerin müyesser olabilmesi için şânına layık nusretlerle bizlere el uzatmanı diliyoruz. Allah’ım! “İlahî yardım ve zaferin geldiği zaman”ın anlatıldığı Nasr sûresinin sırrını Senden diliyoruz, bu sır hürmetine bizlere fetihler müyesser eyle! Allah’ım! “Biz sana aşikâr bir fetih ve zafer ihsan ettik. Bu da Allah’ın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlaması, sana yaptığı ihsan ve in’âmı tamamlaması, seni dosdoğru yola hidâyet etmesi. Ve sana şanlı bir zafer vermesi içindir.” buyurduğun Fetih sûresinin sırrını da bizlere bahşetmeni diliyor ve dileniyoruz. Bu sûrenin ihtiva ettiği “Allah’ın Fethi”, nusret ve yardımı; büyük başarıyı yaşatması; fevz u necâta erdirmesi; Mü’minleri mağfiret buyurması ve inananlara sekîne indirmesi gibi in’âm ve ihsanların yüzüsuyu hürmetine, bizleri bu sırra erdir, geçmişte yaşattığın nimetleri bir de bizlere yaşat! Allah’ım! Vaadinde “Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak vaad buyurur ki: Daha önce müminleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak” buyurduğun ayetin sırrını bağışla bizlere.. Ve biz zayıf ve kimsesiz kullarına, bu vaadini gerçekleştir.. Bizler böyle bir ihsana nail olmaya layık değilsek de, Sen, böyle bir ihsanı ve dahasını vermeye ehilsin.. Bu lütfunu ne olursun, bizden esirgeme.. Rabbimiz! Senden talep ettiğimiz yukarıdaki lütufları, ona olan ihtiyacımızdan dolayı, tez zamanda bizlere ihsan buyurmanı bekliyor ve diliyoruz

2 Temmuz 2022 Cumartesi

 Günün sözü : Eşekler, samana sahip olmayı, altına sahip olmaktan çok severler (Herakleitos)

 Sabah duasi : 3. Ey kendisine el açılıp istekte bulunulanların en cömerdi ve ey isteyenleri boş çevirmeyenlerin, istekleri yerine getirenlerin en hayırlısı! Hata ile yahut kasden, farkında olarak ya da olmayarak, bilerek veya bilmeyerek, her ne hâl üzere yaparsak yapalım Senin mutlaka bildiğin yakışıksız işlerimizi ve hatalarımızı bağışla. Senin sevgini istiyor, Sana yakınlığı arzuluyoruz ey her şeye yakın olan Rabbimiz; Senin komşuluğun (yakınlığın) ne yücedir; Senin senân ve övgün ne güzeldir ve Senden başka da ilah yoktur. Ey Rabbimiz! Dayanacak bir mazeretimiz yok ki, onunla Senden özür dileyelim; güç ve kuvvetimiz yok ki, günah ve hatalarımızın kahrediciliğine tahammül gösterelim.. fakat, her şeye rağmen, ey Rabbimiz ve ey Mevlamız, günahlarımızı itiraf ediyor, onların hacâletinden ve ağırlığından bizleri kurtarmanı, bağışlamanı diliyoruz.. günahlarımızı affet, bundan sonraki hayatımızda da ayıp ve kusurlarımızı Settar isminin tecellisine mazhar kıl, onlarla bizi mahcup etme.. dualarımızı kabul buyur.. bize düşmanca tavır takınanları hâlimize güldürme, bizi onlara alay konusu eyleme. Ey celal ve ikram sahibi, Cehennemin, varıp ulaşacağımız son durak olmasından Sana sığınırız; Cenneti bizim için ebedî bir sığınak ve istirahat mekanı kılmanı rahmetinden di leniriz.

1 Temmuz 2022 Cuma

 Bakara 172-173:

  •  Ey iman edenler, size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve eğer sadece Allah(cc)'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin. Allah(cc) size ancak leşi, kanı, domuz etini, ve Allah(cc)'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın, yemesinde mahsur yoktur. Şüphe yok ki, Allah(cc) çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.
    (
    "Ey  insanlar!"  diye  başlayan  168.  âyette  meşru ve temiz  olan  şeylerden yemeleri  karşı­lığında  insanlardan  Şeytan'a  uymamaları  iste­niyordu.  "Ey  iman  edenler!"  diye başlayan bu âyette  ise  inananlardan  Allah'a  şükretmeleri  isteniyor.  Çünkü  şükür inkâr  edenlerden  değil  iman  edenlerden  beklenir. MI

    )