31 Ekim 2020 Cumartesi

 Mümin 27:

  • Musa(as) da:' Ben, Hesap gününe inanmayan her kibirli zorbadan, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah(cc)'a sığınırım' dedi.

 Mümin 26:

  •  Firavun :' Bırakın beni! şu Musa(as)'yı öldüreyim, o da Rabbine yalvarsın (bakalım kurtulabilecek mi?) Onun, yaşam tarzınızı değiştireceğinden ve ülkede fesad çıkaracağından endişe ediyorum' dedi.
    (
    That is, "I fear a revolution from him, and even if he is unable to bring it about, there is at least the danger that he will cause mischief to appear in the country by his activities. Therefore, even if he doesn't commit a crime punishable with death, he should be put to death only for the sake of the maintenance of public order. As for this whether there is a real danger to the public order from him, the king's satisfaction in this regard is enough. If his majesty is convinced that he is dangerous, it should be declared that he is really dangerous and punishable with death."

    Here, the meaning of "changing the religion" also should be understood well. on account of which Pharaoh wanted to put the Prophet Moses to death. Din here implies the system of government, and what Pharaoh meant to say was this: "I fear that he will change your king." (Ruh al-Ma'ani, vol. XXIV, p. 56). In other words, the din of the land was the religious, political, cultural and economic system that was prevalent in Egypt on the basis of Pharaoh's and his family's sovereignty, and Pharaoh was afraid that Moses' message would change that very din. But like the cunning and deceitful rulers of every age he also did not say that he feared being deposed from his position of authority and, therefore, he wanted to kill Moses, but he presented the case like this: "O people, the danger is for you, not for me; for if Moses' movement succeeded your din would change. I am not worried for myself: I am worried for your sake as to what would become of you when you have been deprived of the protection of my authority. Therefore, the wicked man who poses such a danger should be put to death, for he is an enemy of the state. " ET

    )

30 Ekim 2020 Cuma

 Mümin 23-25:

  •  Biz, Musa(as)'ı mesajlarımızla ve (Biz'den aldığı) apaçık bir yetkiyle göndermiştik. Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar :' Bu bir büyücüdür, bir yalancıdır' dediler. Musa(as), onlara katımızdan (aldığı) hakikatle gelince (جَاءَهُمْ بِالْحَقِّ):' Onların inançlarını benimseyenlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün' dediler. Fakat, inkarcıların hileleri hep boşa çıktı.
    (
    "A clear authority of appointment": With such clear Signs as left no doubt that he had been sent by Allah, and he had Allah. Lord of the worlds' power at his back. Front a careful study of the details of the Prophet Moses' story, as given in the Qur'an, it becomes obvious as to what were those Signs which are being described here as 'a clear authority of his appointment" as a Prophet by .Allah. In the first place, even this was strange that a person who, a few years earlier, had fled the country after killing a man of Pharaoh's nation and whose warrants of arrest had been issued, should make a sudden appearance directly in the fill-packed coup of Pharaoh, with a staff in hand, and should boldly and fearlessly address the king and his nobles and demand that they should acknowledge him as the representative of Allah, Lord of the worlds, and should act according to what he says, and none dares to lay iris hands on him. whereas the nation to which Moses belonged, had been so suppressed under slavery that if he had been apprehended immediately on the charge of murder, no one would have voiced even a protest, not to speak of rising in rebellion. This shows that Pharaoh and his courtiers had been awe-inspired just at the appearance of the Prophet Moses, even before they witnessed the miracles of the staff and the shining hand, and they had realized in the very beginning that he had some greater power behind him, Then each of the wonderful miracles that he performed, one after the other, was enough to bring about the conviction that it was not a manifestation of magic but of Divine Power. After all, what power of magic could cause a staff to change into a serpent? or cause a whole country to suffer from famine? or cause different sorts of disasters to strike vast areas of the land on a sudden notice by Moses and be removed on a notice by him? That is why. according to the Qur'an, Pharaoh and all the responsible people of his kingdom had been convinced in their hearts, whether they might be refusing to profess with the tongue, that Moses had indeed been appointed a Prophet by Allah. ET
    )

29 Ekim 2020 Perşembe

 Mümin 21-22:

  •  Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp görmüyorlar mı ki, kendilerinden önce inkarda direnenlerin sonu ne olmuş!. O eskiler, onlardan daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı. Ama Allah(cc) günahlarından dolayı onları yakalayıverdi(فَأَخَذَهُمُ) ve kendilerini Allah(cc)'a karşı koruyacak bir kimse de bulamadılar.(Evet son bu!) çünkü onlar, elçileri kendilerine hakikatın bütün açık seçik delilleri ile gelmiş olmalarına rağmen inanmadılar ve inkar ettiler, neticede de Allah(cc) onları yakalıyıverdi. Allah(cc) güçlüdür ve intikamı çok çetindir.
    (
    Ey Yüce Rabbim, bütün bugünün zalimlerine ve bütün açık seçik delillere rağmen hakikate inanmayıp o zalimlerin peşinden çıkarları gereği sürüklenen sürülere intikamının ne kadar şiddetli olduğunu şimdi göster, diğerlerine çok güzel ders olur, hiç bekletme, mühlet te verme! Ey Yüceler Yücesi!
    )

28 Ekim 2020 Çarşamba

 Mümin 18-20:

  •  Bu sebeple, onları, yüreklerin boğulurcasına gırtlağa dayanacağı o Gün'e karşı uyar. O zalimlerin o gün ne bir dostu olacak, ne de sözü dinlenir bir şefaatçileri!. Çünkü Allah(cc), haince bakışların ardındaki ve içlerinde(الصُّدُورُ) gizledikleri gerçek amaçlarını bilir. Allah(cc) hakikate ve adalete göre hükmeder. Allah(cc)'ı bırakıp ta yalvarıp yakardıkları ve beklentileri olan diğer varlıkların(وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ) ise hiç bir hükmü yoktur. Çünkü Allah(cc)'tır mutlak herşeyi işiten ve her şeyi gören.
    (
    Yani,  gerçek veya  hayalî  azîzler/velîler yahut  melekler (ellezîne zamiri,  sadece akıl  sahibi,  düşünen  kimseler için  kullanılır).ESED
    )

27 Ekim 2020 Salı

 Mümin 16-17:

  •  O gün onlardan hiç kimse Allah(cc)'tan hiç bir şeyi saklayamadan (gerçek yüzleri ) ile ortaya çıkarlar(بَارِزُونَ). Bugün mutlak hakim kimdir? Elbette mutlak hakim Tek Allah(cc)'tır. O gün herkes kazandığının karşılığını görür. Hiç bir haksızlık yapılmaz. Şüphesiz Allah(cc) hesabı çabuk görendir.
    (
    Zira o gün maskeler düşer,  içler dışa döner, insanın  peşine  düştüğü  hayvani  güdüler  sahi­bine suret olur.  İçgüdülerinin güdümüne giren insan,  içinde  taşıdığı  "nefs-i  hayvânî"nin  su­retine  bürünür. Mİ
    )

26 Ekim 2020 Pazartesi

 Mümin 14-15:

  •  Hakikatı inkarda ısrar edenleri kızdırsa da, halis bir imanla(مُخْلِصِينَ) Allah(cc)'a dua edin. Bütün varlık mertebelerinin üstünde ve hepsi üzerinde mutlak hakim Allah(cc)'tır. O, Kendi iradesiyle kullarından dilediğine vahiy indirir ki, bütün insanları Hesap günü için uyarsın.
    (
    https://teheccutzamani.blogspot.com/2020/07/blog-post_19.html
    )

 Mümin 13:

  •  Size her türlü delillerini gösteren ve size gökten rızık indiren Allah(cc)'tır. Ama Allah(cc)'a tam olarak yönelmişlerden(مَنْ يُنِيبُ) başkası bunlardan ders çıkarmaz.
    (
    ب“ ” (an-naub): for something to return time and again.
    نُوْبٌ “ ” (naub): honey bees, because they return to their hives time and again.
    “ ◌ٌ نَاءِبَۃٌ ” (naa’ibah): an event or accident. The plural is “ نوَاَء ب ” (nawa’ib), because an event returns many
    times during a lifetime.
    نُوْبَۃ “ ” (nubah), “ نَوْبَۃ ” (naubah): turn, rather a turn to drink water.
    الَمْنَاَ ب“ ” (al-manaab): path to go towards the water, because people pass by it by turns.
    الَنيِّاَبۃَ “ُ ” (an-niyabah): to replace, turn over.
    انَاَبَ زَيْدٌ عَنْہ وَکِيْلا “ً ” (anaaba zaidun unhu wakila): Zaid replaced himself with a lawyer (represented
    himself with a lawyer) {T, M, R}.
    Wherever a bee goes it returns to the hive or the centre and wherever it may be the hive remains the centre of its thoughts. It does not disappear even for a moment. It is the qiblah of all its attention. In the journey of life this condition is for a momin too. Wherever in the world it may be and in whichever department, the centre of his attention remains the Quranic values and their establishment. For every decision in his life he refers to these values and refers to these values as a reference for every vent of his life:
    A momin gains knowledge on a global basis and becomes expert in science and technology, but his centre is always the Quranic values. Then he uses his skills for the benefit of mankind according to the dictates of the Quran. This is what “ اِنَابَت اِلیَ الله ” (inabatillaah) means, i.e. “to refer to the revelation at every juncture of life and to take guidance from there.
    The Lataif-ul-Lugha says “ توبہ ” (taubah) means for expressing shame or regret when committed a mistake, and to be protected against such mistakes in future, i.e. in “ توبہ ” (taubah) a man reverts to the right path after traversing the wrong path, but in “ توبہ ” (anabat) he deliberates over which step to take and then takes the right step. Hence it is not only preventive (against future mistakes) but also curative (against past mistakes).LOQ


    )

25 Ekim 2020 Pazar

 Mümin 10-12:

  •  Hakikatı inkarda ısrar edenlere o gün şöyle seslenilir:' Allah(cc)'ın size olan buğz ve nefreti, sizin kendi kendinize duyduğunuz buğz ve nefretten daha şiddetlidir. Zira siz , imana çağrıldığınızda red ve inkar ederdiniz'.
    Bunun üzerine:' Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi yaptıklarımızın kötü sonucunu görüyor ve  itiraf ediyoruz, bundan kurtulmanın bir yolu yok mu?' diyecekler.
    Onlara: 'Durum bu! Çünkü yanlız Allah(cc)'a iman ve kulluk etmeye çağrıldığınızda inkar ettiniz, ama Allah(cc)'a şirk koşulduğunda hemen inanıverdiniz!. Şimdi hüküm, Mutlak Yüce ve Mutlak büyük olan Allah(cc)'ındır' denilecektir.
    (
    That is, "When the disbelievers will see on the Day of Resurrection that they had committed a grave folly by founding their entire life-work on polytheism and atheism, denial of the Hereafter and opposition to the Messenger, and due to the folly they were now doomed to that evil end, they will bite at their fingers and will curse themselves fretfully. At that time the angels will proclaim to them: "Today you are being angry with yourselves, but in the world when the Prophets of Allah and the other good people invited you to the right path to save you from this evil end, you turned down their invitation, Allah's wrath against you then was even greater. "  ET

    )

24 Ekim 2020 Cumartesi

 Mümin 7-9:

  •  Bu dünyanın sorumluluğunu hisseden ve onu taşıyanlar ile onlara yakın olanlar, hamd ile Rablerinin sonsuz yüceliğini dile getirirler. O'na inanıp güvenirler ve iman eden (diğer) kimseler için bağışlanma dilerler. Ve şöyle derler:' Rabbimiz sen her şeyi rahmetinle ve ilminle kuşatmışsın. Tevbe edip Senin yoluna tabii olanları bağışla ve onları dehşetli cehennem ateşinin azabından koru. Rabbimiz, onları ve atalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih amel işleyenleri vaad ettiğin adn cennetine koy. Şüphesiz, kudret ve hikmet sahibi olan yanlız Sensin. Ve onları her türlü kötülüklerden koru. Hesap günü , Sen kimi kötülüklerin acı sonuçlarından korursan, onu rahmetinle onurlandırmış olursun. Büyük kurtuluş ta budur!'.
    (
     Tefsirlere  göre  bu  kimseler  "melekler"dir.  Fakat  bunlar  "iman  eden"  varlıklardır.  İman  ise   iradeye   dayalı   bir   tercihtir.   Dolayısıyla   âyette   vasfedilenler   kulluk   sorumluluğunu   sırtlanan   mü'minlerdir.   İlâhî   iradeyi   yeryü­zünde  gerçekleştirmek,  Allah'ın  arşını  omuz­da taşımaktır. Mİ

    Lafzen,  “onun  çevresinde  olanlar”:  karş.  Zemahşerî'nin  27:8'de  geçen havlehâ ifa­desini  “ona yakın  olanlar”  şeklinde açıklaması.  Yukarıdaki  ayet ile  ilgili  yorumun­da Beydâvî,  Allah'ın kudret tahtının (arş),  bkz.  7:54,  not 43)  “taşınması”nın meca­zî olarak anlaşılması gerektiğini  söyler:  “onu  taşımaları ve etrafım çevirmeleri”  [ya­hut  “ona yakın olmaları”],  ona  karşı hassas/dikkatli olmalarını ve  ona  uygun  davranmalarını  ifade  eden  bir mecazdır (m ecâz  ‘an  hıfzihim  ve tedbîrihim  lebû},  ya­hut  Tahtın  Sahibi'ne  yakın  olmaları,  O'nun  nazarında  bir  kıymet  taşımaları  ve O'nun  iradesini  gerçekleştirme  vasıtası  olmalarından kinâyddir.”  Yukarıdaki  ayeti çeviri tarzım, Beydâvî'nin bu yorumuna dayanmaktadır. Allah'ın Kudret Tahtı'na ya­kın  oldukları  söylenen  varlıklara  gelince,  klasik  müfessirlerin  çoğu,  Hesap  Gü- nü'nde  “[Allah’ın]  kudret  tahtının  çevresinde  toplanan  melekler”  (39:75)  sembolik imajına  dayanarak  bu  örnekte  de  özellikle  meleklerin  kasdedildiğini  düşünürler. Ancak,  bu ayetin melekleri de kasdettiği inkar edilemese  de,  sadece onları kasdettiği söylenemez.  Soyut yüklemiyle hamele fiili, “o [bazı şeylerini sorumluluğunu ta­şıdı”  [yahut “üstüne  aldı”]  anlamına gelir: ve dolayısıyla bu  ifadenin, sadece melek­leri  değil,  fakat  aynı  zamanda  Allah'ın  kudreti  kavramının  muazzam  sonuçlarının bilincinde olan ve  bu  bilinci kendilerinin ve hemcinslerinin  hayatlarına yansıtmak­la sorumlu bulunan  bütün  insanları kapsadığı  açıktır.ESED

    Yukarıdaki yorumlara bir de şu eklenebilir; Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranarak, bu dünyanın  yükünü (gönüllü) üstlenen hizmet erleri.

    )

23 Ekim 2020 Cuma

 Mümin 4-6:

  •  Allah(cc)'ın ayetleri konusunda sadece hakikatı inkarda ısrar edenler ileri geri konuşurlar. Fakat onların etrafta keyiflerince dolaşmaları seni yanıltmasın!. Onlardan önce Nuh kavmi, ardından çeşitli topluluklar da yalanlamışlardı. Her toplum kendilerine gönderilen elçileri yakalayıp onlardan kurtulmanın planlarını yapmışlardı. Hakikatı etkisiz hale getirmek için yanlış ve yanıltıcı delillerle karşı koydular. Fakat, sonuçta Ben onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış görün!.
    Neticede, hakikatı inkarda ısrar edenlerin varacağı yerin cehennem ateşi olduğuna dair Rabbinin sözü kesinleşti.
    (
    Evet, ne denilebilir ki, hiç değişmemiş! Ey Yüce Rabbim, ne olursun yakala artık en şiddetli şekilde. Göster cezalandırman ne kadar şiddetli bütün insanlara.
    )

22 Ekim 2020 Perşembe

 Mümin 1-3:

  •  Ha-Mim. Bu kitabın vahyolunup bölüm bölüm indirilmesi,aziz ve alim(üstün kudret sahibi, her şeyi hakkıyla bilen) Allah(cc) tarafındandır. O, aynı zamanda günahları bağışlar(غَافِرِ الذَّنْبِ), tövbeleri kabul buyurur, ama cezalandırması da çetin olup, lütuf ve ihsanı pek geniştir. O'ndan başka ilah yoktur.  Dönüş yanlız O'na olacaktır.
    (
    We generally believe that “ مَغْفِرَة ” (maghfirat) means for Allah to forgive the sins of a person. The concept of blessed forgiveness is against the concept of the Quran. With reference to the law of requital every deed has a consequence. Wrong deeds produce wrong results and good deeds produce positive results. The act of blessing forgiveness for a wrong deed which is going have a wrong result is a meaningless thing. This concept is the product of the monarchy/dictatorships where the king/rules used to forgive the crime or faults of his subjects according to his will.
    The Quranic reward for good deeds is the environment of jannat. This can only be achieved through good deeds and not through some benevolence. The Quran says that good deeds create a force within a person that protects him from evil forces. This is the Quranic meaning of “ مَغْفِرَة ” (maghfirat) of Allah. We see that a weakened man is quickly attacked by some disease than others. This means that this man’s protective or defensive forces have become weak hence he cannot fight the germs successfully. The only cure is that this man develops enough strength to fight the germs and defeat them. The creation of such protective forces within oneself is called “ اِسْتغَْفاَرٌ ” (istighfaar). Obviously this strength cannot be obtained simply by repeating words like “َ اَستْغَفْرُِ لله ” (astaghfirullah) over and over again over some bead string. This can be obtained only through deeds that can develop the growth of a person.
    Allah is Merciful i.e. by following His laws this sort of energy can be created and it is incumbent upon the momins that they continue to do this “ اِسْتَغْفَارٌ ” (istighfaar), i.e. do good deeds that create this protective force within themselves.ET

    الَذنَّ ب“ ” (adh-dhanab): tail.
    ذَنَبَہٗ “ ” (dhanbahu): he tailed him (followed his tail).
    مُسْتَذْنِبٌ “ ” (mustadhnib): a man who follows right behind a camel.
    الَذنِّاَ ب“ ” (adh-dhinaab): the back part of anything.
    ذَنَبَۃُ الْوَادِیْ “ ” (dhanbatul wadi): the last part of the valley.
    الذُّنَابَۃ “ ” (adh-dhunabah): one who follows behind.
    Raghib says that “ الذَّنْبُ ” (adh-dhunb) basically means the back part of anything or the tail. Hence, it means every deed which has a bad ending. The result of any deed is Therefore, called “ ذَنْبٌ ” (dhanb) because it follows the act {M}. This word is also used to mean sin and crime.ET


     
    غَافِرِ الذَّنْبِ -> daha çok, insanın yaptığı kötü işlerin kötü sonuçlarından koruma anlamı içeriyor gibi.
    )

21 Ekim 2020 Çarşamba

 Mümin 1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Hâ. Mîm.

    2. Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir.

    3. O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı çetin,lütuf sahibi Allah'tandır ki. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, dönüş ancak O'nadır.

    4. İnkâr edenler müstesna, hiç kimse Allah'ın âyetleri hakkında tartışmaz. Onların şehirlerde (rahatlıkla) gezip dolaşması seni aldatmasın.

    5. Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki topluluklar da (peygamberlerini) engellemeye, her ümmet kendi peygamberini yakalamaya azmetmişti. Bâtılı hakkın yerine koymak için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine ben onları kıskıvrak yakaladım. İşte, cezalandırmamın nasıl olduğunu gör!

    6. İnkâr edenlerin cehennem ehli olduklarına dair Rabbinin sözü böylece gerçekleşti.

    7. Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler).

    8. Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin!

    9. Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur.

    10. İnkâr edenlere şöyle seslenilir: Allah'ın gazabı, sizin kendinize olan kötülüğünüzden elbette daha büyüktür. Zira siz imana davet ediliyorsunuz, fakat inkâr ediyorsunuz.

    11. Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler.

    12. (Onlara denir ki:) İşte bunun sebebi şudur: Tek Allah'a ibadete çağrıldığı zaman inkâr edersiniz. O'na ortak koşulunca (bunu) tasdik edersiniz. Artık hüküm, yücelerin yücesi Allah'ındır.

    13. Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O'dur. Allah'a yönelenden başkası ibret almaz.

    14. Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah'a, Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua edin!

    15. Dereceleri yükselten, Arş'ın sahibi Allah, kavuşma günüyle korkutmak için kullarından dilediğine iradesiyle ilgili vahyi indirir.

    16. O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr olan tek Allah'ındır.

    17. Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çarçabuk görendir.

    18. Yaklaşan gün hususunda onları uyar! Çünkü o onda dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenir şefaatçısı vardır.

    19. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.

    20. Allah, adaletle hükmeder. O'nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.

    21. Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğunu görsünler! Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri yönünden bunlardan daha da üstündüler. Böyleyken Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah'ın gazabından koruyan da olmadı.

    22. Bunun sebebi, peygamberleri kendilerine apaçık mucizeler getirdikleri halde, inkâr etmeleri idi. Allah da kendilerini tutup yakalayıverdi. Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı da pek çetindir.

    23. Andolsun ki biz Musa'yı mucizelerimiz ve apaçık hüccetle, gönderdik.

    24. Firavun'a,Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu, çok yalancı bir sihirbazdır! "dediler.

    25. İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın! dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.

    26. Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa'yı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.

    27. Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığındım, dedi.

    28. Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mümin adam şöyle dedi: Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. Eğer o yalancı ise yalanı kendisinedir. Eğer doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiğinin (azâbın), bir kısmı olsun gelip size çatar. Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez.

    29. Ey kavmim! Bugün, yeryüzüne hakim kimseler olarak hükümranlık sizindir. Ama Allah'ın azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım eder? Firavun: Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum dedi.

    30. İman etmiş olan dedi ki : "Ey kavmim! Doğrusu ben ben üzerinize önceki toplulukların günü gibi, bir günün gelmesinden korkuyorum."

    31. "Nuh kavminin, Âd, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumu gibi, Allah, kullarına bir zulüm dileyecek değildir."

    32. "Ey kavmim! Gerçekten sizin için o bağrışıp çağrışma gününden, korkuyorum.

    33. "O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız.Fakat sizi Allah'tan (O'nun azabından) kurtaracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek de yoktur."

    34. Andolsun ki, (Musa'dan) önce Yusuf da size açık deliller getirmişti ve onun size getirdiği şeyler hakkında şüphe edip durmuştunuz. Nihayet o vefat edince "Allah ondan sonra peygamber göndermez" dediniz. İşte Allah o aşırı giden şüphecileri böyle saptırır.

    35. Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenler gerek Allah yanında, gerekse iman edenler yanında büyük bir nefretle karşılanır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.

    36. Firavun:" Ey Hâmân, bana yüksek bir kule yap; belki yollara erişirim."

    37."Göklerin yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısı'nı görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum, dedi. Böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı tamamen boşa çıktı.

    38. O iman eden kimse: Ey kavmim! dedi, siz bana uyun, sizi doğru yola götüreceğim.

    39. Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur.

    40. Kim bir kötülük işlerse, onun kadar ceza görür. Kim de kadın veya erkek, mümin olarak faydalı bir iş yaparsa işte onlar, cennete girecekler, orada onlara hesapsız rızık verilecektir.

    41. Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.

    42. Siz beni, Allah'ı inkâr etmeye ve hiç tanımadığım nesneleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, azîz ve çok bağışlayan Allah'a davet ediyorum.

    43. Gerçek şu ki, sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da ahirette de davete değer bir tarafı yoktur. Dönüşümüz Allah'adır, aşırı gidenler de ateş ehlinin kendileridir.

    44. Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir.

    45. Nihayet Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden bu zatı korudu, Firavun'un kavmini ise kötü azap kuşatıverdi.

    46. Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)!

    47. (Kâfirler) ateşin içinde birbirleriyle çekişirlerken zayıf olanlar, o büyüklük taslayanlara: Biz size uymuştuk. Şimdi ateşin birazını bizden savabilir misiniz? derler.

    48. O büyüklük taslayanlar ise: Doğrusu hepimiz bunun içindeyiz. Şüphe yok ki Allah kulları arasında vereceği hükmü verdi, derler.

    49. Ateşte bulunanlar cehennem bekçilerine: Rabbinize dua edin, bizden, bir gün olsun azabı hafifletsin! diyecekler

    50. (Bekçiler:) Size peygamberleriniz açık açık deliller getirmediler mi? derler. Onlar da: Getirdiler, cevabını verirler. (Bekçiler ise): O halde kendiniz yalvarın, derler. Halbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.

    51. Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.

    52. O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lânet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır!

    53. Andolsun ki biz Musa'ya hidayeti verdik ve İsrailoğullarına, o Kitab'ı miras bıraktık.

    54. O, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberidir.

    55. (Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh et.

    56. Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında münakaşa edenler var ya, hiç şüphe yok ki, onların kalplerinde, asla yetişemeyecekleri bir büyüklük hevesinden başka bir şey yoktur. Sen Allah'a sığın. Kuşkusuz O, işiten ve görendir.

    57. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    58. Körle gören, inanıp iyi amellerde bulunanla kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az düşünüyorsunuz!

    59. Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.

    60. Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.

    61. İçinde dinlenesiniz diye geceyi, görmeniz için de gündüzü yaratan Allah'tır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütufkârdır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

    62. İşte O, her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah'dır. O'ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl olup da döndürülüyorsunuz!

    63. Allah'ın âyetlerini inatla inkâr edenler işte (haktan) böyle döndürülür.

    64. Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Allah, sizin Rabbinizdir. Alemlerin Rabbi Allah, yücelerden yücedir.

    65. O daima diridir; O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O halde dinde ihlâslı ve samimi kişiler olarak O'na dua edin. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

    66. (Resûlüm)! De ki: Bana Rabbimden apaçık deliller gelince, sizin Allah'ı bırakıp o taptıklarınıza kulluk etmem bana yasaklandı ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi.

    67. Sizi topraktan, sonra meniden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan) yaratan sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız -ki içinizden daha önce vefat edenler de vardır- ve belli bir vakte ulaşmanız için sizi yaşatan O'dur. Umulur ki düşünürsünüz.

    68. O, hem dirilten hem de öldürendir. O, herhangi bir işin olmasını dilediği zaman yalnız "Ol!" der, o da oluverir.

    69. Allah'ın âyetleri hakkında tartışanlara bakmadın mı? Nasıl döndürülüyorlar (onu tasdike yanaşmıyorlar)!

    70. Onlar, Kitab'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar yakında (gerçeği) anlayacaklar!

    71. O zaman boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde, sürüklenecekler,

    72. Kaynar suda,sonra da ateşte yakılacaklardır.

    73. Sonra onlara: Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir? denilecek.

    74. O Allah'tan başka (taptıklarınız). Onlar da:"Bizden uzaklaştılar, zaten biz önceleri hiçbir şeye tapmıyorduk", diyecekler.İşte Allah kâfirleri böyle şaşırtır.

    75. Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve aşırı derecede sevinip böbürlenmenizden ötürüdür.

    76. İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin dönüp gidecekleri yer ne çirkindir!

    77. Onun için (Resûlüm), sen sabret! Şüphesiz Allah'ın vâdi gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni daha önce vefat ettiririz. Nasıl olsa onlar bize döneceklerdir.

    78. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmaksızın herhangi bir âyeti kendiliğinden getiremez. Allah'ın emri gelince de hak uygulanır ve o zaman bâtılı seçenler hüsrana uğrayacaklardır.

    79. Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır.

    80. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya, onlara binerek ulaşırsınız. Onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız.

    81. Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi, Allah'ın âyetlerinden hangisini inkâr edersiniz?

    82. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuştur, görsünler! Öncekiler bunlardan daha çoktu, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından da daha sağlam idiler. Fakat kazandıkları şeyler onlara asla fayda vermemiştir.

    83. Peygamberleri onlara apaçık bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (beşeri) bilgiye güvendiler (onu alaya aldılar). Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi.

    84. Artık o çetin azabımızı gördükleri zaman: Allah'a inandık ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik, derler.

    85. Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın kulları hakkında süregelen âdeti budur. İşte o zaman kâfirler hüsrana uğrayacaklardır.

20 Ekim 2020 Salı

--------------------------
Sonuç
  Zümer  süresi

  •  Ancak akıl-i'zan sahiplerinin idrak edebileceği nice nimetleri kullarının önüne seren Yüce Allah(cc), Kendisine karşı sorumluluk bilinci ile yerinde ve tutarlı işler yapanları güzel bir sonun beklediğini bildiriyor. İnsana düşen, imanını saf ve temiz (مُخْلِصًا) tutmaya çalışarak yanlız Allah(cc)'a kulluk etmek ve Hesap günü yapıp/edilenlerin hesabını vereceğini hiç unutmamaktır. Onlar, söylenen her sözü dikkatle dinleyip, onda daima doğru,yerinde ve tutarlı olanı arar, ve onu bulduklarında en güzel şekilde ona tabi olurlar( الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ). İşte onlar Allah(cc)'a karşı sorumluluklarının tam bilincinde(الْمُتَّقُونَ) olanlardır. Arzuladıkları herşey, Rableri katında onları beklemektedir. İşte yerinde ve tutarlı davranışlar sergileyenlerin(الْمُحْسِنِينَ) göreceği karşılık budur. Allah(cc) onların bir zamanlar işledikleri en kötü işleri(أَسْوَأَ الَّذِي عَمِلُوا) bile silecek ve yerinde ve tutarlı davranışlarla işledikleri işlerle de(بِأَحْسَنِ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ) yaptıklarının karşılığını verecektir.
    Nihayetinde herkes kendisine yakışanı yapacaktır ve sonuçta kim doğru kim eğri ortaya çıkacakdır. Nice geçmiş topluluklar hakikati inkar etmede direnmişler ve Allah(cc)'ın mesajını hafife alarak alay etmişler, fakat uğraşıp kazandıkları hiç bir şey onlara fayda vermemiş ve işleyip durdukları kötülükler dönüp dolaşıp onları bulmuştur. Geçmişte olduğu gibi, bugün de zulmedenleri kazandıklarının kötü sonuçları beklemektedir ve onlar asla Allah(cc)'ı atlatabilecek değillerdir. Evet, nihayetinde, eğer insan Allah(cc)'a yönelmez ve O'na teslim olmassa, her ne kadar Allah(cc)'ın rahmeti ve merhameti sonsuz ise de, kendisini kurtaramaz. Asıl olan, insanın Allah(cc)'a karşı sorumluluk bilinci ile davranması ve yerinde ve tutarlı davranışlar sergileyerek kendisini düzelttiğini kanıtlamasıdır. Ki , bu vesileyle,  Yüce Rabbim, onun kötü işlerini görmezden gelsin ve yaptığı işlerin en güzeli ile de onu ödüllendirsin. Kuru bir tevbenin pek bir faydası yoktur, asıl olan, ıslah ve düzeltmedir. Varılacak menziller bellidir. Büyüklük taslayıp kibirlerine yenilen ve hased hastalığı ile Allah(cc)'ın mesajını ileten ve onların yolundan giderek Allah(cc)'ı anlatanlara karşı türlü türlü entrikalar üretenlerin ve onlara zulmedenlerin varacağı yer cehennemdir. Diğer taraftan sorumluluk bilinci ile davrananların varacağı yer de cennettir. Her ikisi de Allah(cc)'ın vaadidir.

    الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ









19 Ekim 2020 Pazartesi

 Zümer 75:

  •  Ve o gün meleklerin Allah(cc)'ın hükümranlık makamının çevresinde toplandığını ve Rablerine hamd ettiklerini göreceksiniz. Ki o gün herkes hakkında adaletle hüküm verilmiş ve son söz :'Alemlerin Rabbi Allah(cc)'a hamd olsun' dur.

    الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ


 Zümer 73-74:

  •  Diğer taraftan, Rablerine karşı sorumluluk bilinci ile davrananlar ise bölükler halinde cennete sevk olunurlar. Oraya vardıklarında kapıları tümüyle açılmış cenneti (وَفُتِحَتْ) görecekler ve muhafızlar onlara:' Selam olsun sizlere!. Ne mutlu size! şimdi ebedi kalmak üzere girin cennete!' diyecekler. Onlar da:' Bize verdiği sözü yerine getiren ve bu cenneti bize yaptıklarımızın karşılığı bağışlayan, böylece cennette dilediğimiz şekilde yerleşmemizi sağlayan Allah(cc)'a hamdolsun!' diyecekler.
    (
    Lafzen,  “ve  kapıları  açılacak”  [veya  “açılmış  olacaktır”],  yani  burada  zaman  açı­sından  önceliği  gösteren ve edatının  işaret  ettiği  gibi,  onların  varışından  önce (Zemahşerî).  Bu bağlamda karş.  38:50 — “kapılan ardına kadar açık sonsuz mut­luluk  ve  esenlik bahçeleri.”ESED
    )

18 Ekim 2020 Pazar

 Zümer 71-72:

  •  Hakikatı inkara şartlanmış olanlar, bölük bölük cehenneme sürüleceklerdir. Oraya vardıklarında kapılar açılacak ve muhafızlar onlara :' Aranızdan, size Rabbinizin ayetlerini getiren (ve hatırlatan) ve sizi bu (Hesap günü) için uyaran elçiler gelmedi mi?' diye soracaklar. Onlar :' Elbette geldiler!' diye cevap verecekler. Ama hakikatı inkar edenler için azap hükmü çoktan verilmiş olacaktır. Ve onlara:' Artık yerleşip kalacağınız cehennemin kapılarından girin içeri!' denilecektir. Büyüklük taslayanlar için ne dehşetli bir mekandır orası!.
    (
    Evet, büyüklük taslayıp kibirlerine yenilen ve hased hastalığı ile Allah(cc)'ın mesajını ileten ve onların yolundan giderek Allah(cc)'ı anlatanlara karşı türlü türlü entrikalar üretenlere ve onlara zulmedenlere varacakları bu yerde sonsuz mutluluklar dilemek lazım! Peşinden gittikleri önderleri ile sıcak sıcak sohbet ederler artık! Hakedenlere yaşasın cehennem!
    )

17 Ekim 2020 Cumartesi

 Zümer 68-70:

  •  (Hesap günü) Sur'a üflenecek ve yerde gökte kim varsa,Allah(cc)'ın diledikleri müstesna, çarpılıp cansız yere düşecek. Sonra ona bir daha üflenecek ve bir de bakarsın ki, bütün ölüler kabirlerinden çıkmış etrafa bakınıyorlar. Mahşer yeri, Rabbinin nuru ile ışıl ışıl aydınlanır. Amel defterleri ortaya konur ve peygamberler ve şahitler(الشُّهَدَاءِ) getirilir. Haklarında adaletle hükmedilir ve onlara asla haksızlık yapılmaz. Zira herkese yaptıklarının karşılığı tam olarak verilecektir. Çünkü Allah(cc) onların yaptıklarını tümüyle bilmektedir.
    (
    "The witnesses" : those who will bear witness to the effect that the Message of Allah had been conveyed to the people as well as those who will bear witness to the acts and deeds of the people. It is not necessary that these witnesses will be only human beings. The angels, the jinns, the beasts, men's own limbs, their dwelling places and the trees and stones, will all be included among the witnesses. ET
    )

16 Ekim 2020 Cuma

 Zümer 67:

  • Onlar, Allah(cc)'ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler. Halbuki, bütün dünya Kıyamet günü O'nun tasarrufunda, gökler de dürülmüş olarak O'nun elindedir. Ve onların ortak koştukları herşeyin kat kat üstündedir.
    (
    This is a figurative way of describing the complete control and authority of Allah over the earth and heavens. Just as a man encloses a small ball in the hollow of his hand with perfect ease, or a person rolls up an handkerchief in his hand without any difficulty, so will All men (who fail to conceive the greatness and glory of Allah) sec with their own eyes, on the Day of Resurrection, that the earth and the heavens arc like an ordinary ball and a small scroll in the hand of Allah. Traditions have been related in Musnad Ahmad, Bukhari, Muslim, Nasa'i, Ibn Majah, Ibn Jarir and others, on the authority of Hadrat 'Abdullah bin 'Umar and Hadrat Abu Hurairah, that once during a sermon the Holy Prophet recited this verse and then said: "Allah will hold the heavens and the earths (i.e. the planets) in His grasp and will roll them about in such a way as a child rolls a ball, and will say: 'I am God, the One: I am the King: I am the All-Mighty, Owner of glory: Where arc the kings of the world? Where are the tyrants? Where are the arrogant?" -Saying these words he started so shaking that we feared that he might topple over along with the pulpit." ET
    )

15 Ekim 2020 Perşembe

 Zümer 62-66:

  •  Herşeyi yaratan Allah(cc)'tır ve  O herşeyin üzerindeki tek otoritedir. Göklerin ve yerin anahtarları O'na aittir. Ve Allah(cc)'ın ayetlerini ısrarla inkar edenler asıl kaybedenlerdir. De ki:' Ey cahiller!, durum böyleyken nasıl olur da benden Allah(cc)'tan başkasına kulluk etmemi istiyorsunuz?'.
    Halbuki, (ey insanoğlu) sana da senden önce yaşamış olanlara da vahyedilen şuydu:' Allah(cc)'tan başkasına ilahi vasıflar yakıştırırsanız, bütün yapıp/ettikleriniz, çabalarınız boşa gidecektir ve öteki dünyada hüsrana uğrayanlardan olursunuz'.
    Hayır!, yanlız Allah(cc)'a kulluk etmeli ve O'na şükredenlerden(الشَّاكِرِينَ) olmalısınız.
    (
    Cenab-ı  Allah’ın  iki  kanunu  veya  kanunlar  mecmuası  vardır.  Bunlardan  biri,  O’nun  Kud-ret  ve  İrade  sıfatlarından  gelen,  bütün  eşya  ve  hadiselerin  yaratılışı,  idaresi  ve  tasarrufuyla  il-gili olup, müsbet (pozitif) ilimlerin konusu olan kanunlardır. Diğeri ise, Din’dir. Bu kanunlardan her ikisi de itaat ister. Din’e itaat veya itaatsızlı-ğın karşılığı kısmen dünyada, büyük ölçüde ise Âhiret’te  görülür;  buna  karşılık, Şeriat-ı  Tek-viniye  veya  Fıtriye  denilen  diğer  kanunlara  itaat  veya itaatsızlığın karşılığı ise büyük ölçüde dün-yada, dinî sorumlulukla alâkalı olduğu nisbette de Âhiret’te  görülür.  Meselâ,  sabrın  neticesi  başarı, tembelliğin cezası ise mahrumiyettir. Çalışma ser-veti, sebat ise zaferi getirir. Dolayısıyla, gerçek bir mü’min ve müslüman olmak, bu kanunlardan her ikisine  de  itaatten  geçer.  Müslümanlar,  bilhassa  Din’i  yaşamadaki  ihmallerine  de  ek  olarak  eşya ve  hadiselerle  ilgili  kanunların  gereklerini  yeri-ne getirmedikleri zaman dünyada, bu kanunlara uyan kâfirler karşısında kaybetmişlerdir ve kay-betmeye mahkûmdurlar. Buna karşılık, Allah’ın Kitabındaki  vahiylerini,  âyetlerini  reddeden  kâ-firler  ise,  Âhiret’te  mutlaka  kaybedecekleri  için  ebedî hüsranda olanlardır.AÜ

    Biz  neye  sahipsek,  Cenab-ı  Allah’ın  lütf  u  ihsanıdır.  Bu  sebeple,  gerçek  insaniyet  Allah’a  medyun  olmayı  ve  şükretmeyi  gerektirir.  Bir  kişinin insanlığı, gördüğü iyiliklere teşekkür etmeyi  bilme,  eksiklik,  hata,  kusur  ve  günahlarını ise itirafla bunlardan dolayı af dileyebilme ve kendini  düzeltmeye  çalışmada  yatar.  Kur’ân’ın dilinde  küfür  ve  nankörlük,  yani  şükürsüzlük, aynı kökten gelen iki kelimedir. Yani nankörlük küfre  götürürken,  teşekkür  edebilme  ise  imana  açılan bir kapıdır.AÜ

    That is, "No act which is performed along with shirk will be adjudged as a righteous act, and no one who, being a mushrik, performs many acts as good acts in his personal judgment, will deserve any reward for them, and his whole life work will be deemed to have gone waste."ET

    الَشکُّرُْ “ ” (ash-shukr): to fill up and to express {M}.
    Ibn Faris says it has different meanings, one of which is to be filled and abundant.
    شَکِرَتِ النَّاقَۃ “ ” (shakaratin naaqah): the camel’s teats became full of milk.
    الَمْشِکْاَرُ “ ” (al-mishkaar): an animal which may have little fodder but still its teats are full of milk.
    ضَرَّة شَکْرَیٰ “ ” (zarratun shakra): teat full of milk.
    الَشَّکِرَة “ُ ” (as-shikrah): a female camel whose teats are full of milk {T}.
    شَکِرَتِ الشَّجَرَة “ُ ” (shaakiraatish shajarah): branches sprouted on the tree trunk.
    اِشْتَکَرَتِ السَّمَاءُ “ ” (ishtakaratis sama-u): it rained very hard.
    اِشْتَکَرَ الْحَرُّوَالْبَرْدُ “ ” (ishtakaral harru wal bard): the winter and summer were fulsome.
    شَکَرَ فلَُانٌ “ ” (shakara fulan): that man was greatly benevolent and gave a lot to people.
    Taj-ul-Uroos says that “ شُکْرٌ ” (shukr) means obedience and the performance of must to do duties, as also
    the expression of thankfulness, God’s full response to this “ شُکْرٌ ” (shukr), or to give much in return for
    little.
    For example if a person helps someone else a little, even at his own cost, then this little sacrifice on his
    part will be considered greater than giving something to someone that is more than one’s necessities. This
    is what it means by giving ample return for little benevolence.
    If we keep the basic meaning of “ شُکْ ر ” (shukr) in mind, then we can easily comprehend the meaning of
    سعی مشکور“ ” (sa-ee mushkoor) or that effort which fetches good results. That is, more than the effort
    warranted, so complete like the teats of a goat which are full of milk.
    شَاکِرٌ “ ” (shaakir) is one who makes one’s effort fetch full results, and also the one whose efforts fetch such
    complete results. The word “ شُکْ ر ” (shukr) has been used for the efforts going waste, against “ خُسْرٌ ” (khusr)
    in 39:65-66. A man’s efforts which produce good results is also called “ شَکُوْرٌ ” (shakoor) in 14:5.
    شَکُوْرٌ “ ” (shakoor) has more exaggeration than “ شَاکِرٌ ” (shaakir).
    Since “ شُکْرٌ ” (shukr) means to highlight or make evident. That is why “ کُفْرٌ ” (kufr) or denial has been used
    against it in 14:7. It is meant for covering up or bury.
    Among the first of God given gifts are the capabilities which a human being possesses. The development
    of capabilities and them to be evident is also “ شُکْ ر ” (shukr), and this thing is produced by doing good
    deeds. Therefore, good deeds become the cause of “ شُکْرٌ ” (shukr) of God’s benevolence.
    For efforts to be thankful or “ مشکور ” (mash-koor) means for them to produce full results, that is, they
    produce the fullest results and become fully fruitful.
    To be thankful means to uncover the blessings or gifts that God has given:
    A) That he makes his latent capabilities fully evident or develops them.
    B) Keep the means of development spread in the universe open for the benefit of mankind and not
    hide them for himself.
    This is only possible when Allah’s laws are fully followed. This will be ‘thankfulness’ of man.
    شُکْرٌ “ ” (shukr) from Allah’s side means that He makes man’s efforts produce full results, and it is a
    particularity of Allah’s law that if followed, they produce the fullest possible results.LOQ


    )