12 Temmuz 2021 Pazartesi

 Nahl 110-111:

  •  Ve şunu da bilin ki, senin Rabbin, işkence , zulum ve baskıya maruz kaldıktan sonra hicret eden, çalışıp didinen ve sabredenlerle beraberdir. İşte bütün bunlardan sonra, çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette senin Rabbindir. Nihayetinde o gün gelecek ve herkes kendini kurtarmak için uğraşacak, her şahsa dünyada iken yapıp/ettiklerinin karşılığı eksiksiz verilerek kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
    (
    Ellezîne hâcerû (lafzen  “ana  yurtlarını  terk  etmiş  olanlar”)  ifadesi,  esas  olarak, Hz.  Peygamberin teklifi üzerine,  özgürlük içinde ve İslam'ın gereklerine uygun biçimde yaşayabilmek için Medine'ye -ki o zaman Yesrib olarak anılıyordu- hic­ret  etmiş  olan  Mekke  Müslümanlarım  gösterir.  Mekke'nin  Müslümanlar  tarafın­dan H.  8. yılda fethedilmesinden sonra Mekke'den Medine'ye bu göç (hicret) bir dinî vecîbe  olmaktan çıktı.  Ancak İslam'ın ilk günlerinden beri hicret terimi,  ma­nevî  bir  muhteva  taşımaktadır  —yani,  “kötülük  ve  zulüm  diyarından  uzaklaş­mak” ve Allah'a yönelmek.  Ve bu  manevî muhteva,  hem  İslam'ın ilk yıllannda- ki  tarihî muhâcirûrin  (“göç  edenler”),  hem  de  her  türlü  kötülüğü  terk  ederek “Allah'a  hicret  eden”  sonraki  zamanların bütün  müminlerini kapsadığından,  bu karşılığı  çok sık kullanıyorum. ESED

    Lafzen,  “Allah'ın arzı,  orada  hicret  edeceğiniz  kadar  geniş  değil  miydi?” Hecen)(“göç  etti”)  fiilinden türetilen hicret (“göç”)  terimi  Kur’an'da  iki  anlamda  kulla­nılmıştır:  Biri  tarihsel  olup  Hz.  Peygamberin  ve  Ashâbı'nın  Mekke'den  Medi­ne'ye  göç  etmelerini  ifade  ederken,  diğeri  ahlakî  bir muhteva  taşır -yani,  insanın  Şeytan'dan Allah'a  “hicret”i- ve kişinin  ana yurdunu  mutlaka  maddî  anlam­da  terk  etmesini  gerektirmez.  İşte  yukarıdaki  pasajın  işaret  ettiği, hicret terimi­nin bu daha geniş dinî ve ahlakî anlamıdır. Tıpkı bir önceki pasajın (95-96. ayet­ler) “Allah yolunda üstün çaba gösterilmesi”ni (cihâd) terimin en geniş anlamıy­la,  yani,  hem  maddî  hem  manevî  çabaları  ve  gerektiğinde  kişinin  servetini  ve hatta  canını  feda  etmesini  kapsayan  anlamıyla  kullanması  gibi.  Mekke'den  Me­dine'ye  maddî  anlamda  göç,  Mekke'nin  H.  8.  yılda  fethinden  sonra  müminler için  zorunlu  olmaktan  çıktığı  halde  kötülük  yurdundan  iyilik  yurduna  ruhsal göç,  İslam'ın  temel  şartlarından biri  olmaya  devam etmektedir.  Başka bir deyiş­le,  “Şeytan'dan  Allah'a  hicret  etmeyen”  kişi  mümin  olamaz.  Bir  sonraki  cümle­de,  bu  konuda  kayıtsız  kalanların suçlanmasının sebebi budur. ESED



    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder