Nahl 110-111:
- Ve şunu da bilin ki, senin Rabbin, işkence , zulum ve baskıya maruz kaldıktan sonra hicret eden, çalışıp didinen ve sabredenlerle beraberdir. İşte bütün bunlardan sonra, çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette senin Rabbindir. Nihayetinde o gün gelecek ve herkes kendini kurtarmak için uğraşacak, her şahsa dünyada iken yapıp/ettiklerinin karşılığı eksiksiz verilerek kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
(
Ellezîne hâcerû (lafzen “ana yurtlarını terk etmiş olanlar”) ifadesi, esas olarak, Hz. Peygamberin teklifi üzerine, özgürlük içinde ve İslam'ın gereklerine uygun biçimde yaşayabilmek için Medine'ye -ki o zaman Yesrib olarak anılıyordu- hicret etmiş olan Mekke Müslümanlarım gösterir. Mekke'nin Müslümanlar tarafından H. 8. yılda fethedilmesinden sonra Mekke'den Medine'ye bu göç (hicret) bir dinî vecîbe olmaktan çıktı. Ancak İslam'ın ilk günlerinden beri hicret terimi, manevî bir muhteva taşımaktadır —yani, “kötülük ve zulüm diyarından uzaklaşmak” ve Allah'a yönelmek. Ve bu manevî muhteva, hem İslam'ın ilk yıllannda- ki tarihî muhâcirûrin (“göç edenler”), hem de her türlü kötülüğü terk ederek “Allah'a hicret eden” sonraki zamanların bütün müminlerini kapsadığından, bu karşılığı çok sık kullanıyorum. ESED
Lafzen, “Allah'ın arzı, orada hicret edeceğiniz kadar geniş değil miydi?” Hecen)(“göç etti”) fiilinden türetilen hicret (“göç”) terimi Kur’an'da iki anlamda kullanılmıştır: Biri tarihsel olup Hz. Peygamberin ve Ashâbı'nın Mekke'den Medine'ye göç etmelerini ifade ederken, diğeri ahlakî bir muhteva taşır -yani, insanın Şeytan'dan Allah'a “hicret”i- ve kişinin ana yurdunu mutlaka maddî anlamda terk etmesini gerektirmez. İşte yukarıdaki pasajın işaret ettiği, hicret teriminin bu daha geniş dinî ve ahlakî anlamıdır. Tıpkı bir önceki pasajın (95-96. ayetler) “Allah yolunda üstün çaba gösterilmesi”ni (cihâd) terimin en geniş anlamıyla, yani, hem maddî hem manevî çabaları ve gerektiğinde kişinin servetini ve hatta canını feda etmesini kapsayan anlamıyla kullanması gibi. Mekke'den Medine'ye maddî anlamda göç, Mekke'nin H. 8. yılda fethinden sonra müminler için zorunlu olmaktan çıktığı halde kötülük yurdundan iyilik yurduna ruhsal göç, İslam'ın temel şartlarından biri olmaya devam etmektedir. Başka bir deyişle, “Şeytan'dan Allah'a hicret etmeyen” kişi mümin olamaz. Bir sonraki cümlede, bu konuda kayıtsız kalanların suçlanmasının sebebi budur. ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder