28 Ağustos 2022 Pazar

 Bakara 258:

  • Sırf Allah(cc) kendisine hükümranlık verdi diye Rabbi hakkında İbrahim(as)'la tartışan kimseye bir baksana!. İbrahim(as) ona:' Benim Rabbim hayat veren ve öldürendir' dediğinde, o da :' Ben de hayat verir ve öldürürüm' demişti. İbrahim(as):' Allah(cc) güneşi doğudan getirir, haydi sen de batıdan getir' dediğinde küfre gömülüp kalmış bu kişi donup kalmıştı. Evet, Allah(cc) zulme gömülmüş bir toplumu asla hidayete erdirmez.
    (
    Kitab-ı  Mukaddes’te  yer  almayan  fakat  Talmud’da  yakın  ifadelerle  anlatılan  bu  hadise,  Hz. İbrahim (a.s.)’la Irak’ta Keldanî krallarından biri  arasında  geçmiştir.  Talmud’a  göre,  Hz.  İb-rahim’in  babalığının  Nemrut  denilen  bu  kralın sarayında önemli bir mevkii vardı. Hz. İbrahim (a.s.),  Tevhid’i  tebliğe  başlayıp  putları kırınca, babalığı onu Nemrut’a şikâyet etti ve aralarında sarayda bu konuşma geçti.Mü’minlerin dışındaki insanlar, ya materyalist olup, Allah’ı inkâr ederler veya O’na çeşitli şekil-lerde şirk  koşarlar.  Allah’ın  varlığını  genellikle  kabul  eden  müşriklerden  bazısı,  O’na  kozmik  plandaki  icraat  ve  sıfatlarında şirk  koşar,  yani,  O’nun  icraatını  “tabiat,  tabiat  kanunları”,  me-lekler, birtakım ruhlar ve (güneş, ay ve yıldızlar gibi)  gök  cisimleri  türünde  gerçek  veya  itibarî  varlığı  olan  nesneler  arasında  taksim  ederler.  Bazısı da, O’nun kozmik plandaki mutlak haki-miyetini kabul etmekle birlikte, insanların haya-tını  düzenlemede,  O’nun  koyduğu  Din  dışında dinler ve sistemler icat edip, başkalarını bu din-ler  veya  sistemlere  itaata  zorlarlar.  Yani,  beşerî sahadaki  hakimiyeti  kendilerinde  vehmeder  ve  bu  sahaya  Allah’ı  karıştırmak  istemezler.  Öyle  anlaşılıyor  ki  Nemrut,  beşerî  sahadaki  hakimi-yet veya hükümdarlığının devamı adına Allah’a şirk koşan biriydi. Kendi hükümdarlık sahasında dilediği  gibi  hükmetmek  istiyordu.  Bu  bakım-dan,  Hz.  İbrahim’in  cüz’î,  yani  beşerî  sahadaki  hayat  verme  ve  almadan  küllî  sahadaki,  bütün  kâinattaki  hayat  verme  ve  almaya  intikali  üze-rine sesi kısılıverdi. Yeryüzü kâinattan ve beşer bütün  varlıklardan  bir  parça  olması  hasebiyle  kozmik  planda  hakimiyet  kiminse,  yeryüzünde  ve beşerin dünyasında da hakimiyet ancak O’na ait olabilirdi. İnsan, varlıklar içinde en güçlü bir sebep, kendisini Allah hakkında tartışmaya giri-şebilecek güçte gören bir varlık olarak, eğer onun da sadece kâinattaki düzende değil, kendi haya-tında,  dünyaya  gelmesinde  ve  hayatının  deva-mında, anne-baba, doğum ve ölüm yeri, tarihi ve şeklinde,  fizikî  yapısında,  hattâ  “benim”  dediği vücudunun çalışmasında bile en küçük bir rolü ve müdahalesi söz konusu değilse, şu halde ona da  düşen,  Allah’a  teslim  olmaktır. Şu  kadar  ki  Allah, insanı bu teslimiyete zorlamaz ve gönder-diği  Din’in  bilhassa  hukuk  bölümünde,  ona  za-manın getirdiği yeni şartlara paralel olarak aslî ve değişmez  prensipler  çerçevesinde  içtihad  yetkisi  verir.  Putkıran,  büyük  peygamber  Hz.  İbrahim Halilullah  (a.s.),  Mısır  firavunlarının  Irak’taki  emsalleri karşısında bu en büyük gerçeği ortaya koymuş, bunu cihan çapında ilan ve tebliğ edip zihinlere,  gönüllere  nakşedense,  en  mümtaz  ev-lâdı Hz. Muhammed Mustafa aleyhissalâtü ves-selâm olmuştur. AÜ

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder