30 Ağustos 2021 Pazartesi

 Enbiya 30-32:

  •  Peki, o hakkı inkara şartlanmış olanlar görmüyorlar mı ki, gök ve yer başlangıçta bir bütün idi, Biz onları ayırdık ve yaşayan herşeyi de su'dan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?.
    Ve (görmüyorlar mı ki), onları sarsmasın diye yeryüzünde sağlam (kazık gibi) dağlar varettik ve kolayca yollarını bulabilsinler diye aralarında vadiler açtık. Ve göğü de güvenli bir kubbe, bir çatı olarak yüksettik. Ama yine de onlar (yaradılışın) bu açık dedillerine yüz çeviriyorlar.
    (
    Kur’ân, sonsuzca derin manâ katmanlarına sa-hip olup, hemen her seviyeden her ilim erbabına bu  katmanlardan  birini  sunar.  Meselâ,  “göklerle  yerin  bitişik  halde  iken  açılması  ve  her  canlının sudan  yaratılması”,  âyete  lâfzı  açısından  bakan  bir ilim adamına şu manâyı verir: Gök berrak, bu-lutsuz, yer kuru ve hayatsız, herhangi bir şey bi-tirmesi mümkün olmayan bir halde iken Cenab-ıAllah (c.c.), göğü yağmurla, yeri yeşilliklerle açıp, ikisi arasında bir tür evlilik ve telkihle bütün can-lıları o sudan yaratmıştır. Yani suyu, bütün can-lıların çift çift yaratılmasında bir sebep kılmıştır. Bu öyle bir Kadîr-i Zülcelâl’in işidir ki, yer O’nun küçük bir bostanı ve göğün yüzünün örtüsü olan bulutlar O’nun bu bostanında bir süngerdir. İşte o ilim adamı, bu manâyı anlar ve Allah’ın kudreti-nin sonsuzluğu önünde secde eder.Âyet, araştırmacı bir ilim adamına şu manâyısunar: Başlangıçta gök ve yer şekilsiz birer küme, menfaatsiz  âdeta  birer  yaş  hamur,  herhangi  bir  şey bitirmeye elverişli olmayan birer madde iken, Allah onları açıp yaydı; her birine güzel bir şekil, faydalı  birer  suret  verip,  onları  pek  çok  yaratı-ğına menşe’ etti. Bu ilim adamı da, Allah’ın bu evrensel hikmeti karşısında hayran olur.Yeni zamanın bilim adamı ise, bu âyetten şunu anlar: Güneş sistemini oluşturan gezegenler, baş-langıçta  bir  gaz  bulutu,  açılmamış  bir  hamur  şeklinde iken Hz. Allah (c.c.), o hamuru açtı. Bu gaz kütlesi, çok süratli hareketle soğumaya yüz tuttu ve Allah, ona verdiği hareketin süratiyle o hamurdan  gezegenler  şeklinde  parçalar  kopardıve her birini yerine yerleştirdi. Yerin üzerine top-rak sererek, gök tarafından yağmur yağdırarak, güneşten ışık serperek dünyayışenlendirip biz-leri içine koydu. Bilim adamı bunu görür, başınıtabiat  bataklığından  çıkarır  ve  “Bir  ve  ortaksız olan Allah’a iman ettim.” der.Bu âyetin bilim adamlarına sunduğu bir diğer manâ da şudur: Kâinat baştan adına esir denilen, (bazılarınca da hidrojen –ki, bilindiği gibi suyun iki temel maddesinden biridir– olarak kabul edi-len)  çok  şeffaf  ve  akıcı  bir  madde  halinde  idi.  Allah,  bu  maddeyi  atomlara  menşe’  yapıp,  her  şeyi de bu atomlardan yaratarak, yine bu esir ok-yanusuna yerleştirdi. (Sözler, “25. Söz”, 515–516) AÜ


    Allah  “yaşayan her canlıyı  sudan yarattı”  ifadesi,  bugünün  bilim dünyasının  ev­rensel olarak kabul  ettiği bir gerçeği son  derece  özlü bir biçimde dile  getirmek­tedir. Bu Kur’ânî ifade üç boyutlu bir anlam ortaya koymaktadır:  (1) Su -ve özel­likle,  deniz- tüm  canlı  türlerinin  ilk örneğinin  (prototype)  ortaya  çıktığı  ortam­dır;  (2) Var  olan ya  da  tasarlanabilen tüm sıvılar  içinde  yalnızca su,  hayatın  or­taya çıkıp tekamül  etmesi için uygun ve gerekli özelliklere sahiptir;  (3)  Hayvan­sal  ya  da  bitkisel,  canlı  her  hücrenin fiziksel  temelini  oluşturan ve  içinde  hayat olgusunun belirebileceği yegane madde ortamı olan protoplazma büyük ölçüde sudan  ibarettir ve  bütünüyle  suya  dayanmaktadır.  Evrenin başlangıçtaki fiziksel birliğine  işaret eden  önceki ifadeyle  canlı  âlemin elementer birliğini  işaret  eden bu  ifadenin birlikte  ele  alınması,  tüm yaratılış  olgusunun  dayandığı  tek bir pla­nın,  tek ve  tutarlı bir yaratma  eyleminin ve buna  bağlı  olarak da  tek bir yaratı­cının varlığına  götürmektedir.  Allah'ın birliğine ve  yarattığı âlemin bu  anlamda­ki insicamına  ilişkin vurgu  aşağıda  92.  ayette yeniden  dile getirilmektedir.ESED


    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder