Enbiya 30-32:
- Peki, o hakkı inkara şartlanmış olanlar görmüyorlar mı ki, gök ve yer başlangıçta bir bütün idi, Biz onları ayırdık ve yaşayan herşeyi de su'dan yarattık. Hala inanmayacaklar mı?.
Ve (görmüyorlar mı ki), onları sarsmasın diye yeryüzünde sağlam (kazık gibi) dağlar varettik ve kolayca yollarını bulabilsinler diye aralarında vadiler açtık. Ve göğü de güvenli bir kubbe, bir çatı olarak yüksettik. Ama yine de onlar (yaradılışın) bu açık dedillerine yüz çeviriyorlar.
(
Kur’ân, sonsuzca derin manâ katmanlarına sa-hip olup, hemen her seviyeden her ilim erbabına bu katmanlardan birini sunar. Meselâ, “göklerle yerin bitişik halde iken açılması ve her canlının sudan yaratılması”, âyete lâfzı açısından bakan bir ilim adamına şu manâyı verir: Gök berrak, bu-lutsuz, yer kuru ve hayatsız, herhangi bir şey bi-tirmesi mümkün olmayan bir halde iken Cenab-ıAllah (c.c.), göğü yağmurla, yeri yeşilliklerle açıp, ikisi arasında bir tür evlilik ve telkihle bütün can-lıları o sudan yaratmıştır. Yani suyu, bütün can-lıların çift çift yaratılmasında bir sebep kılmıştır. Bu öyle bir Kadîr-i Zülcelâl’in işidir ki, yer O’nun küçük bir bostanı ve göğün yüzünün örtüsü olan bulutlar O’nun bu bostanında bir süngerdir. İşte o ilim adamı, bu manâyı anlar ve Allah’ın kudreti-nin sonsuzluğu önünde secde eder.Âyet, araştırmacı bir ilim adamına şu manâyısunar: Başlangıçta gök ve yer şekilsiz birer küme, menfaatsiz âdeta birer yaş hamur, herhangi bir şey bitirmeye elverişli olmayan birer madde iken, Allah onları açıp yaydı; her birine güzel bir şekil, faydalı birer suret verip, onları pek çok yaratı-ğına menşe’ etti. Bu ilim adamı da, Allah’ın bu evrensel hikmeti karşısında hayran olur.Yeni zamanın bilim adamı ise, bu âyetten şunu anlar: Güneş sistemini oluşturan gezegenler, baş-langıçta bir gaz bulutu, açılmamış bir hamur şeklinde iken Hz. Allah (c.c.), o hamuru açtı. Bu gaz kütlesi, çok süratli hareketle soğumaya yüz tuttu ve Allah, ona verdiği hareketin süratiyle o hamurdan gezegenler şeklinde parçalar kopardıve her birini yerine yerleştirdi. Yerin üzerine top-rak sererek, gök tarafından yağmur yağdırarak, güneşten ışık serperek dünyayışenlendirip biz-leri içine koydu. Bilim adamı bunu görür, başınıtabiat bataklığından çıkarır ve “Bir ve ortaksız olan Allah’a iman ettim.” der.Bu âyetin bilim adamlarına sunduğu bir diğer manâ da şudur: Kâinat baştan adına esir denilen, (bazılarınca da hidrojen –ki, bilindiği gibi suyun iki temel maddesinden biridir– olarak kabul edi-len) çok şeffaf ve akıcı bir madde halinde idi. Allah, bu maddeyi atomlara menşe’ yapıp, her şeyi de bu atomlardan yaratarak, yine bu esir ok-yanusuna yerleştirdi. (Sözler, “25. Söz”, 515–516) AÜ
Allah “yaşayan her canlıyı sudan yarattı” ifadesi, bugünün bilim dünyasının evrensel olarak kabul ettiği bir gerçeği son derece özlü bir biçimde dile getirmektedir. Bu Kur’ânî ifade üç boyutlu bir anlam ortaya koymaktadır: (1) Su -ve özellikle, deniz- tüm canlı türlerinin ilk örneğinin (prototype) ortaya çıktığı ortamdır; (2) Var olan ya da tasarlanabilen tüm sıvılar içinde yalnızca su, hayatın ortaya çıkıp tekamül etmesi için uygun ve gerekli özelliklere sahiptir; (3) Hayvansal ya da bitkisel, canlı her hücrenin fiziksel temelini oluşturan ve içinde hayat olgusunun belirebileceği yegane madde ortamı olan protoplazma büyük ölçüde sudan ibarettir ve bütünüyle suya dayanmaktadır. Evrenin başlangıçtaki fiziksel birliğine işaret eden önceki ifadeyle canlı âlemin elementer birliğini işaret eden bu ifadenin birlikte ele alınması, tüm yaratılış olgusunun dayandığı tek bir planın, tek ve tutarlı bir yaratma eyleminin ve buna bağlı olarak da tek bir yaratıcının varlığına götürmektedir. Allah'ın birliğine ve yarattığı âlemin bu anlamdaki insicamına ilişkin vurgu aşağıda 92. ayette yeniden dile getirilmektedir.ESED
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder