15 Aralık 2020 Salı

 Şura 1-6:

  •  Ha-Mim. Ayn-Sin-Kaf. Kudret ve Hikmet sahibi Allah(cc), size ve sizden öncekilere (hakikati) işte böyle vahyetti: Yerde ve gökte her ne varsa O'nundur ve O , yüceler yücesi ve mutlak azamet sahibidir. Gökler neredeyse en ötelerden parçalanacak, Melekler ise Rablerinin sonsuz yüceliğini hamd ederek hareket edip, yeryüzündekiler için af ve mağfiret dilenirler. Çünkü şurası bir gerçek ki, Allah(cc)'tan başka Gafur (günahları çok bağışlayan) ve Rahim (rahmeti pek bol olan) yoktur.
    Allah(cc)'tan başkasından medet umana gelince, Allah(cc), onların yapıp/ettiklerini görüp gözetmekte ve kaydetmektedir ve siz onlar için bir şey yapmamassınız (vekilleri değilsiniz).

14 Aralık 2020 Pazartesi

Şura -1:
(Diyanet çevirisi)

  •  1. Hâ. Mîm.

    2. Ayn. Sîn. Kaf.

    3. Azîz ve hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.

    4. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, uludur.

    5. Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    6. Allah'tan başka dostlar edinenleri Allah daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil değilsin.

    7. Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir.

    8. Allah dileseydi onları bir tek millet yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine kavuşturur; zalimlerin ise hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur.

    9. Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O ölüleri diriltir, her şeye kadirdir.

    10. Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim.

    11. O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.

    12. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi bilendir.

    13. "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

    14. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.

    15. İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır. (Âyette Hz. Peygamber in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanma yanların teklifve ısrarları dinlenmeyecektir.)

    16. Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.

    17. Kitab'ı ve mizanı hak olarak indiren Allah'tır. Ne biliyorsun, belki de kıyamet saati yakındır!

    18. Ona inanmayanlar, onun çabuk kopmasını isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.

    19. Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.

    20. Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.

    21. Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir azap vardır.

    22. Yaptıkları şeyler başlarına gelirken zalimlerin, korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip iyi işler yapanlar da cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlara diledikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.

    23. İşte Allah'ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. Deki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.

    24. Yoksa onlar, (senin için) Allah'a karşı yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse senin kalbini de mühürler. Ve Allah bâtılı yok eder; sözleriyle hakkı ortaya koyar. Şüphesiz O, kalplerde olanları bilendir.

    25. O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.

    26. Allah, iman edip iyi işler yapanların tevbesini kabul eder, lütfundan onlara, fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlara da çetin bir azap vardır.

    27. Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir.

    28. O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra, yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık olandır.

    29. Gökleri, yeri ve bunların içine yayıp ürettiği canlıları yaratması da O'nun delillerindendir. O dilediği zaman bunları biraraya toplamaya da kadirdir.

    30. Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.

    31. Yeryüzünde (O'nu) âciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız da yoktur.

    32. Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler) de O'nun (varlığının) delillerindendir.

    33. Dilerse O, rüzgârı durdurur,da onun (denizin) üstünde kalakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

    34. Yahut yaptıkları yüzünden onları helâk eder. Birçoğunu da affeder (kurtarır).

    35. Böylece âyetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.

    36. Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir.

    37. Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.

    38. Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.

    39. Bir haksızlığa uğradıkları zaman, yardımlaşırlar.

    40. Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez.

    41. Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur.

    42. Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.

    43. Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.

    44. Allah kimi saptırırsa, bundan sonra artık onun hiçbir dostu yoktur. Azabı gördüklerinde zalimlerin: Dönecek bir yol var mı? dediklerini görürsün.

    45. Ateşe arz olunurlarken onların, zilletten başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin. İnananlar da: İşte asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana sokanlardır, diyecekler. Kesinlikle biliniz ki, zalimler, sürekli bir azap içindedirler.

    46. Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir yolu yoktur.

    47. Allah'tan, geri çevrilmesi imkânsız bir gün gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün, hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız, itiraz da edemezsiniz.

    48. Eğer yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür!

    49. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları bahşeder.

    50. Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.

    51. Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.

    52. İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.

    53. (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.


13 Aralık 2020 Pazar

--------------------------
Sonuç
  Fussilet  süresi
  •  Evet, bir gün Allah(cc)'ın huzuruna çıkacağını hesaba katmayan veya buna inanmayan ve dünyalık çıkarları peşinde başka ilahlaştırdıkları güçlerin peşine takılanlar, yaptıklarının en kötüsü ile en ağır azaba çarptırılacaklar. Onlar Allah(cc)'ın düşmanları ve varacakları yer:Ateş! ve bir kurtuluş çaresi de bulamayacaklar.
    Diğer taraftan --Rabbimiz Allah(cc)'tır-- deyip hakikati dillendiren ve dosdoğru istikamet üzere yürüyenler ise, ne bu dünya da ne de diğer tarafta bir endişeye kapılacaklardır.
    Herkes dilediğini yapmakta serbesttir. Hakikat inkarcıları hiç bir zaman hakikatın üstünü örtemezler, Allah(cc)'ın mesajını da hiç bir zaman saptıramazlar, herşey er/geç açığa çıkar. Herkesin yaptığı kendinedir. Salih amel işleyen de faydası kendine, kötülük peşinde koşan da yaptığı kendinedir.
    Bir gün Allah(cc)'ın huzuruna çıkıp yapıp/ettiklerinin hesabını vereceğinden şüphe duyanlar devam etsinler bakalım! Fakat şunu da unutmasınlar ki, Allah(cc) her şeyi görüyor ve herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.

12 Aralık 2020 Cumartesi

 Fussilet 52-54:

  •  De ki:'Şimdi söyleyin bakalım, bu vahiy, Allah(cc) katından geliyorsa ve siz O'nu inkar ediyorsanız, haktan bu kadar uzaklaşıp muhalefet edenden daha şaşkın ve sapık kim olabilir?'.
    Vakti geldikçe onlara, hem iç dünyalarında hem de yaşamlarında delillerimizi göstereceğiz, taki delillerimizin hak olduğu kafalarına dank edesiye kadar!. Her şeye şahit olan Rabbin yeterli değil mi?.
    Görünen o ki, onlar günü geldiğinde Rablerinin huzuruna çıkacaklarından şüpheleri var!. O zaman şunu da kesin bilsinler ki, Allah(cc) herşeyi çepeçevre kuşatmıştır.
    (
    Evet, hakkı inkar eden, kendi dünyalık çıkar ve menfaatleri peşinde koşanlara, Yüce Rabbim, hem görünür de hem de iç dünyalarında vereceğini verecek, ta ki kafaları dank edesiye kadar!, Mesela zalimleri alkışlayıp onların peşinde gidenleri, zalimlere ve haramilere ses çıkarmayanları ve bananecileri, iki gramlık bir virüsle topunu evlerine hapsedecek, çaldıklarıyla yaptıklarını kapattıracak, kullandırmayacak, çok değer verdikleri masa,nisa ve kasalarına yaklaşamayacaklar! Yüce Rabbim, yapar mı yapar! Bakalım ne yapar! Her ne yaparsa da mükemmel yapar.
    )

11 Aralık 2020 Cuma

 Fussilet 49-51:

  •  İnsan kendi lehine gördüğü şeyi istemekten usanmaz. Ama bir sıkıntıya maruz kalınca da ye'se kapılır ve bütün  ümitlerini kaybeder.
    Maruz kaldığı sıkıntıdan sonra Tarafımızdan bir rahmet tattırırsak, bu defa da hiç şüphesiz şöyle der:' Zaten bu benim hakkımdı. Hem kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Varsayalım ki koptu, Rabbimin huzuruna çıkarıldığımda, o zaman da hiç kuşkusuz, O'nun katında hak ettiğim en güzel mükafatı bulurum'. Fakat o hakikat inkarcılarına dünyada yaptıkları bir bir bildirilecek ve bundan dolayı hesaba çekilip sert bir şekilde azaba çarptırılacaklardır. İnsana ne zaman nimetlerimizden bahşetsek Rabbinden kibirle uzaklaşır. Kendine bir sıkıntı dokunduğunda ise, bu sefer de uzun uzun dua eder yalvarır.
    (
     Bu  hâl,  hayrın  ve  şerrin  yaratıcısı  olarak  Allah’a ve Kader’e inanmamanın tipik bir sonu-cudur.  Bu  inancı  taşımayan  bir  insan,  dünya  nimet  ve  zevklerinin  peşinde  koşar  ve  eline  geçen  her  şeyi,  her  başarısını  kendi  bilgi  ve  kabiliyetine  verir  ve  her  hadiseyi  sebep–sonuç  münasebeti  içinde  değerlendirir. İstediği şeyi elde  edemediği  veya  bir  kayba  uğradığında,  bir  de başvurduğu bütün sebepler işe yaramamışsa, bu defa bütünüyle ye’se kapılır. İnanan bir insan ise,  sebeplerin,  kendi  bilgi  ve  kabiliyetlerinin  sadece  birer  vasıta  olduğunun  ve  gerçek  yara-tıcı,  rızık  ve  nimet  verici  olan  Allah’ın  onlarıbir hikmete binaen yaratıp kullandığının şuuru içindedir. Ayrıca o, hayrın da şerrin de Allah’ın iradesi  ve  kudreti  dahilinde  olduğunu  çok  iyi  bilir.  Dolayısıyla,  ne  eline  bir  şey  geçtiği  veya  bir  maksadı  gerçekleştiğinde  sevinip  şımarır ve bunu kendisine verir, ne de istediğine kavu-şamadığı  ve  elinden  bir  şey  çıktığında  üzülür.  Sadece  bunların  sebeplerini  araştırır,  hatalarıvarsa  bunları  telâfiye  ve  tevbeye  yönelir  ve  daima rıza ve teslimiyet içinde bulunur.AÜ

     Yani  insan,  kural  olarak,  bu  dünya  sevgisi  ile  o  kadar körleşmiştir  ki  onun  bir gün  sona  ereceğini  hiç  aklına  getirmez.  Burada  işaret  edilen,  ölümden  sonraki hayatın gerçekten var  olup  olmadığı  ve  insanın  mahşerde  Allah tarafından  ger­çekten yargılanıp  yargılanmayacağı konusundaki  kuşkudur.ESED
     İnsan kendi üstünlüğüne  inandığından (“bu  zaten benim  hakkımdır”  sözlerinde ifade  edildiği  gibi),  ölümden  sonra gerçekten bir  hayat varsa kendisi  hakkındaki  abartılı  görüşünün Allah tarafından teyid  edileceğine emindir.ESED

    )

10 Aralık 2020 Perşembe

 Fussilet 47-48:

  •  Kıyametine ne zaman kopacağı bilgisi Allah(cc) katındadır. O'nun bilgisi ve izni dışında ne bir meyve tomurcuğundan çıkabilir, ne bir dişi hamile kalabilir, ne de doğurabilir.
    Ve o gün Allah(cc):' Nerede Bana şirk koştuğunuz ortaklarım?' diye seslendiğinde, müşrikler :' İçimizde buna şahadet edecek kimsenin olmadığını Sana arzederiz' derler.
    Önceden ilahlaştırıp kendilerine kulluk ettikleri(يَدْعُونَ) varlıklar, onları bırakıp terketmiştir. Artık kaçıp kurtulma şanslarının kalmadığını da anlamışlardır(ظَنُّوا).
    (
    That is, "Now we have realized that what we had in our minds was absolutely wrong. Now none among us is of the view that there is another one also who is Your associate in Godhead." The words "we have submitted" show that on the Day of Resurrection the disbelievers will be asked again and again, on every occasion, "In the world you went on refusing to believe what the Messengers of God said: now say who was in the right: they or you? And the disbelievers will every time confess that the truth indeed was that which the Messengers preached and they themselves were in the wrong because they forsook the knowledge and persisted in their own ignorance.  ET

    That is, "In their utter hopelessness they will look around to see if they could find any one of those whom they used to serve and worship in the world, who could come to their rescue and save them from God's torment, or at least have their punishment reduced, but they will find no helper on any side."  ET

    (
    يَدْعُونَ) -> د ع و 
    دَعَا“ ” (da’a) means to call someone.
    اَلدَّعَاءَ ة “ ” (ad-da’ah) means the forefinger which is used as a sign to call someone.
    الدَاَّعيِۃَ “ ” (ad-dayiah) means the cry of the horses in battle.
    ہُوَ مِنِّی دَعْوَةَ لرَّجُلِ “ ” (huwaminni dawatar rajul): He is at a distance where a man’s voice can reach him. He is at a calling distance {T}.
    Ibn Faris says it means to incline towards oneself through talk or voice.
    دَعَاهُ اِلَی الْاَمَيْرِ “ ” (dayahu ila al-ameer): he took him towards the leader.
    د اَع “ٍ ” (dayi) is not only one who calls but also someone who takes you to someone {T}.
    اِدِّعَاءٌ “ ” (iddia’oo), “ يَدَّعُوْنَ ” (yad-da’oon) means to wish or desire {T}, or to call out to someone (67:28).
    تدََاعَوْا عَليَْہِ “ ” (tadau alaih): means they gathered against him.
    تَدَاعٰی عَلَيْہ الْعَدُوُّ مِنْ کُلِّ جَانِبٍ “ ” (tada’a alaihal aduwu min kulli jaanib) means the enemy attacked him from all sides.
    تَدَاعَتِ الحِيْطَانُ “ ” (tadaa’atil haitaan) means the walls fell down one after another {T}.

    )

9 Aralık 2020 Çarşamba

 Fussilet 46:

  •  Kim salih bir amel işlerse kendi lehine, kim de bir kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Senin Rabbin kullarına asla zulmetmez.

 Fussilet 45:

  • Nitekim, Musa(as)'a da Kitap indirmiştik ve onun hakkında da ileri/geri ihtilaflar  olmuştu. Ve eğer Rabbin tarafından daha önce konulmuş bir yasa olmasaydı, haklarındaki hüküm hemen infaz edilirdi. Fakat, onlar hala derin bir şüphe içindedirler.
    (
     Lafzen,  “onun hakkında”, yani Kur’an'ın,  insanın beden ve ruh problemine yak­laşımı -ve,  özellikle,  insan  hayatının bu  iki  cephesinin temel  bütünlüğünü  vur­gulaması  (karş.  2:l43'ün  ilk  cümlesi  ile  ilgili  not  118)-  konusunda  şüphe  duy­maktaydılar.  İnkarcıların  hakikat  ile  ilgili  bu  şüpheleri,  daha  geniş  anlamda  di­nin  insan  toplumu  için  “yararlı”  mı yoksa  “zararlı”  mı  olduğu  sorusu  -onlar ta­rafından bütün dinî inançlara karşı şiddetli bir önyargı ile ortaya konmuş ve ce­vaplanmış  bir soru-  ile yakından ilişkilidir.ESED

    In this brief sentence the spiritual disease of the disbelievers of Makkah (and the people of today's world) has been clearly diagnosed. It says that they are involved in doubt about the Qur'an and the Holy Prophet Muhammad (upon whom be Allah's peace ), and this doubt has caused them great anguish and confusion. That is, although apparently they deny the Qur'an's being Allah's Word and the Holy Prophet's being His Messenger very vehemently, yet this denial is not based on any conviction, but their minds arc afflicted with great vacillation, and doubt. On the one hand, their selfish motives, their interests and their prejudices demand that they should belie the Qur'an and the Prophet Muhammad (upon whom be Allah's peace) and oppose them strongly; on the other, their hearts are convened from within, that the Qur'an is, in fact, a unique and un-paralleled Word the like of which has never been heard from any literary man or poet. Neither can the insane utter such things in their madness, nor can devils come to teach God-worship, piety and righteousness to the people. Likewise, when they say that Muhammad (upon whom be Allah's peace) is a liar, their heaps from within put them to shame, and ask: Can such a person ever be a liar? When they brand him a madman, their hearts cry out from within and ask: Do you really think that he is mad? When they accuse that Muhammad (upon whom be Allah's peace) is not interested in the truth but is working for selfish motives, their hearts from within curse them and ask: Do you call this virtuous man selfish, whom you have never seen striving for the sake of wealth and power and fame, whose life has been free from every tract of self-interest, who has always been working to bring about goodness and piety, but has never acted from any selfish motives.  ET

    )

8 Aralık 2020 Salı

 Fussilet 44:

  •  Eğer Biz bu Kuran'ı anlaşılması zor bir dilde indirseydik, bu sefer de:' Neden onun mesajları anlaşılır bir şekilde ifade edilmemiş, hayret! arap bir elçiye, arapça dışında bir dilde mesaj!' diyerek tuhaf karşılarlardı.
    De ki:' Bu ilahi kelam inananlar için bir rehber ve şifa kaynağıdır. Ona inanmayanlara gelince; onların kulaklarında bir ağırlık vardır, ve bundan dolayı da Kuran onlara kapalı ve anlaşılması zor gelir. Onlar, çok uzaktan seslenilen insan gibidirler'.
    (
    Bu,  kâfirlerin  inatlarının  tezahürlerinden  biridir.  Hz.  Peygambere:  “Senin anadilin olan Arapça ile bir şeyler söylemeni vahiy kabul etmemizi bekleme! Ama sen durup dururken “Farsça, Rumca gibi bir dille kusursuz bir beyanda bulunursan işte o zaman “Bu bir mûcizedir!” diye kabul edebiliriz” demek istiyorlar. Onlara verilen cevapta: “Biz onlar anlasınlar diye kendi dilleriyle indirdik.  Eğer yabancı dilden  olsaydı  bu  sefer  de:  “Ne  tuhaf!  Arap  olana  yabancı  dille  hitap  ediliyor!” Yani şöyle demek isteyeceklerdi: “Gelin de görün: Araplara gönderilen peygamber yabancı dil konuşuyor. Ne kendisinin, ne dehalkının bilmediği dille onlara hitap etmesi hiç akıl kârı mıdır?”SY

    Zımnen,  “anlayabileceğimiz  bir  dilde.”  Hz.  Peygamber  bir Arap  olduğundan ve Arap toplumunda yaşadığından,  o'nun mesajı,  hitab  ettiği  kitlenin anlayabilece­ği Arap  dilinde  ifade  edilmeliydi:  bkz.  bu bağlamda  13:37'nin ilk  cümlesi  ile  il­gili not 72 ve  I4:4'ün ilk bölümü — “Biz her elçiyi kendi halkının diliyle  [vahye- dilmiş  bir mesajla]  gönderdik ki  [hakikati] onlara  açıkça ulaştırabilsin.”  Kur’an'm mesajı Arapça'dan başka bir dilde gönderilmiş olsaydı, Hz.  Peygamber'in muha­lifleri,  “bizimle  senin  aranda  bir  engel  vardır”  (bu  sûrenin  5.  ayeti)  sözlerinde haklı  olurlardı.ESED

    )

 Fussilet 43:

  •  Sizin hakkınızda (Allah(cc)'ın elçileri ve onların yolundan gidenler) şimdi ne söyleniyorsa, sizden öncekilere de aynısı söylendi. Tabi, şunu iyi bilsinler ki, sizin Rabbiniz bağışlayıcıdır, ama (haddini aşanlara karşı) azabı da çok şiddetli ve acıdır.
    (
    Kuran'ı muhatap kabul edene karşı bir hitap olarak, sadece Peygamber efendimiz(sav)'e söylenmiş gibi görmeyip üzerimize de almak gerekiyor. Kuran, bütün O'nu muhatap kabul edenlere indiğine göre , Peygamber efendimiz(sav) nezdinde bütün muhataplara direk hitap ediyor.
    Dolayısıyla, geçmiş zamanlarda da gerçek inananlara herşey söylenmiş ve her türlü zulüm yapılmış ,ama Yüce Rabbim yapanlara acı azabını taddırmış diğerlerine de göstermiştir. Demek Sünnetullah bu, her çağda böyle olacak! Birileri zulüm edecek, çalıp çırpacak, birileri de buna alkış tutacak, gerçek inanalar da zulüm görecek ama bir noktadan sonra, acı azap zulmedenleri ve yardakçılarını yakalayacak ve onları hem bu dünyada hem de ahirette perişan edecektir.

    )

7 Aralık 2020 Pazartesi

 Fussilet 41-42:

  •  Şüphesiz o inkarcılar, kendilerine ulaştığı halde bu ilahi uyarıyı inkar edenlerdir. Çünkü, o pek yüce bir Kitaptır. Hiç bir anlam ve amacını saptırma çabası, ne gizliden ne de açıktan O'na ilişemez. Bu Kitap, bütün hüküm ve icraatında hikmet sahibi ve bütün hamd ve övgü Kendisine mahsus olan Allah(cc) tarafından indirilmiştir.

 Fussilet 40:

  •  Ayetlerimizi anlam ve amacından saptırmaya çalışanlar, asla Bizden gizlenemezler. Öyleyse bir düşünün: Ateşe atılmak mı, yoksa Hesap günü güven içinde Huzurumuza gelecek olan mı daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Allah(cc) yaptığınız herşeyi görmektedir.

6 Aralık 2020 Pazar

 Fussilet 39:

  • Allah(cc)'ın (kudret ve hikmetinin) delillerinden biri de şudur ki; siz yeri boynu bükük, kupkuru görürsünüz. Fakat, Biz üzerine su indirince yer harekete geçer ve herşey uyanıverir. İşte bu yere kim hayat veriyorsa, ölüleri de O diriltecektir. Çünkü Allah(cc) herşeye kadirdir.

 Fussilet 38:

  •  Fakat küstahça böbürlenip büyüklük taslarlarsa, iyi bilsinler ki, Rabbinin huzurundakiler gece gündüz,hiç bıkıp usanmadan  O'nun yüceliğini anıp O'nun adıyla hareket etmektedirler(يُسَبِّحُونَ لَهُ).

5 Aralık 2020 Cumartesi

 Fussilet 36-37:

  • Ayrıca, bütün bunları yaparken,işleri karıştırmak için  şeytandan sana bir vesvese gelirse, hemen Allah(cc)'a sığın. Herşeyi işiten ve bilen yanlız O'dur. 
    Gece ile gündüz, güneş ile ay O'nun işaretlerindendir. Güneşle aya değil, Allah(cc)'a secde edin, eğer tabi gerçekten O'na kulluk etmek istiyorsanız.
    (
    Bu, Râzî'ye göre, yukanda 33- ayetteki “[insanları] Allah'a çağırma” ifadesi ile bağ­lantılıdır. Allah bütün mevcudatın yegane sebebi ve  kaynağıdır: var olan her şey, O'nun yaratıcı gücünün olağanüstü bir işaretidir.  Bu nedenle, yaratılmış herhan­gi  bir şeye -bu  ister somut  bir fenomen,  ister soyut bir tabiat gücü,  ister bir du­rumlar dizisi  veya  bir fikir  demeti  olsun-  gerçek bir güç ve  etki yakıştırmak (ki: “secde etme”nin buradaki  anlamıdır),  mantıksız olduğu  kadar  küfürdür de.ESED
    )

4 Aralık 2020 Cuma

 Fussilet 35:

  •  Fakat bu meziyet (kötülüğü, yerinde ve tutarlı davranışla def etme), sabredenlere (dik duruş sergileyebilenlere) ve bu büyük hazzın tadına varanlara (ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ) verilen bir kapasitedir.
    (
     ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ -> aynı zamanlda bir çok çeviride şanslı olarak çevrilmiş, fakat, sanki piyango bileti oynuyormuşçasına şanslı demek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ama anlamsal olarak, kötülüğü , yerinde ve tutarlı davranışlarla def edebilmek için, dik durabiliyor olmak gerekiyor ki bunun da dünyadaki karşılığı, Allah(cc)'ın o kuluna bahşettiği bir dünyalık nimet olan haz olabilir.
    )

3 Aralık 2020 Perşembe

 Fussilet 34:

  •  Yerinde ve tutarlı davranış sergilemekle(الْحَسَنَةُ) kötülük yapmak bir değildir. Sen kötülüğü, yerinde ve tutarlı davranışla(أَحْسَنُ) def et(ادْفَعْ).Bak gör o zaman, seninle arasında düşmanlık olan nasıl sanki senin dostunmuş gibi davranıyor.
    (
    Bir çok çeviride --iyiliği kötülükle sav, bak sonra düşmanın nasıl dostun oluyor-- tarzı çeviriler yapılıyor. Bu ayetin onu kastettiğini kesinlikle zannetmiyorum. Kötülüğe karşı ne yapılması gerekiyorsa tam olarak o yapılmalı, karşı taraf bu işin şakası olmadığını anlamalı, ki bu noktada zaten o da mecburen direnmeyi bırakır. İsa(as)'a atfedilen (ve doğru olmadığı defaaten bir çok araştırmada kanıtlanmış) --bir yanağına vurana, diğer yanağını da çevir--(ki bu da tarsuslu paul'un uydurmasıdır) tarzı yaklaşımlardan etkilenen islam araştırmacılarının çeviri gayretleridir. Bence burada müslümanın çok önemli bir özelliği olan muhsin olmadan bahsediliyor. h-s-n fiili iyilik yapmak değil, yerinde ve tutarlı tam yapılması gereken ne ise onu yapmaktır, tabii bundan dolayı da yapılan iyi ve güzeldir zaten. Kötülüğü, hasene ile def edenin şakası olmaz ve düşmanlık besleyen de, içsel olarak düşmanlık beslemeye devam etse bile, görünürde dost ve taraftar kesilir. Dolayısıyla, bu ayetin son cümlesinde bir bakıma kinaye vardır, yoksa gerçek dost olacaklarını zannetmem. Tarih bunun --trilyon örneği-- ile doludur. Günümüz müslümanları bunu bizzat deneyimleyerek şu an öğreniyorlar.  
    )

 Fussilet 33:

  •  İnsanları Allah(cc)'a davet eden ve salih amel işleyerek :'Ben müslümanlardanım' diyenden daha tutarlı ve yerinde davranış sergileyen(أَحْسَنُ) başka kim olabilir?
    (
    Evet, muhsin kim oluyor burada daha iyi öğreniyoruz.
    )

2 Aralık 2020 Çarşamba

 Fussilet 30-32:

  •  'Rabbimiz Allah(cc)'tır' deyip, sonra da istikamet üzere doğru yolda yürüyenler yok mu , işte onların üzerine melekler inip:' Gelecekten dolayı endişe etmeyin, geçmişten de üzülmeyin(أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا). Haydi sevinin size vaad edilmiş cennetle!. Bu dünya hayatında sizin dostunuzuz, ahirette de öyle. Orada canınızın istediği her şeye sahip olacak,  istediğiniz her şeye kavuşacaksınız. Bağışlayıcı ve Rahmet kaynağı olan Allah(cc)'tan bir karşılama olarak' derler.
    (
     Nasıl  ki  kâfirlerin  dostu  şeytanlarsa  (25.  âyet),  mü'minlerin  dostu  da  meleklerdir.  Mu-zari  fiilin  bu  kalıbı  hem  tekrarı,  hem  sürekli­liği  ifade  eder.  İnsanın  cismani  potansiyelinin  ruhani boyutuna bağlı  olduğu hatırlanmalıdır. Mİ

    That is, they did not call Allah their Lord merely incidentally, nor were they involved in the error to regard Allah as their Lord and at the same time others 'as well as their lords, but they embraced the Faith sincerely and stood by it steadfastly: neither adopted a creed contrary to it later nor mixed it up with a false creed, but they fulfilled the demands of the doctrine of Tauhid in their practical lives as well.

    "Standing steadfast on Tauhid" has been explained by the Holy Prophet and the eminent Companions thus:

    Hadrat Anas has reported that the Holy Prophet said: "Many people called Allah their Lord, but most of them became disbelievers. Firm and steadfast is he who remained firm on this creed till his death." (Ibn Jarir, Nasa'i, Ibn Abi Hatim).

    Hadrat Abu Bakr Siddiq (may Allah be pleased with him) has explained it thus: "Then he did not associate another with Allah: did not attend to any other deity beside Him. " (Ibn Jarir).

    Hadrat `Umar (may Allah be pleased with him) once recited this verse on the pulpit and said: "By God, the steadfast are those who remained firm on obedience to Allah: did not run about from place to place like foxes." (Ibn Jarir).

    Hadrat 'Uthman (may Allah be pleased with him) says "Performed his deeds sincerely for the sake of Allah only." (Kashsaf)

    Hadrat `Ali (may Allah be pleased with him) says: "Performed the duties enjoined by Allah faithfully and obediently." (Kashshaf)  ET


    After consoling and encouraging the believers, now they are being exhorted towards their real duty. In the preceding verse they were told: "Being firm in the service to Allah and standing steadfast on this way after adopting it is by itself the basic good, which makes man a friend of the angels and worthy of Paradise." Now they are being told: "The next thing which wins man the highest place of honor is that he should do good deeds himself and should invite others to the service of Allah, and even in the environment of severe antagonism where to proclaim Islam is tantamount to inviting hardships for oneself, one should firmly say that one is a Muslim." To understand the full significance of these words, one should keep in view the conditions in which they were said. The conditions were that anyone who proclaimed to be a Muslim, would feel as if he had stepped into a jungle of beasts, where everyone was rushing at him to tear him into pieces. More than that: if anyone opened his mouth to preach Islam he would feel as if he had called on the beasts to come and devour him. Such were the conditions when it was said: "A person's believing in Allah as his Lord and adopting the Right Way and standing steadfast on it is indeed a great and fundamental good, but the greatest good is that man should boldly say that he is a Muslim and should invite others towards Allah's service, fearless of the consequences, and while performing this duty should remain so pure and pious in conduct and character that no one should have a cause to find fault with Islam and with those who uphold it.  ET.
    )

1 Aralık 2020 Salı

 Fussilet 28-29:

  •  İşte Allah(cc) düşmanlarının bulacağı karşılık:Ateş!. Onlar, mesajlarımızı bilerek reddetmelerinin karşılığı olarak içinde sonsuza kadar kalacakları bir yere mahkum olacaklardır.(Orada) hakikatı inkar edenler :' Rabbimiz, bize, şu bizi saptıran görünen ve görünmeyen şeytanları  göster de, onları ayaklarımız altına alalım, ki hepimizin en alçağı olsunlar' derler.
    (
    Dünyadayken peşinden gidiyordunuz ya, o zaman aklınız nerdeydi!Kendi çıkarlarınız için, dünyalık liderleriniz ne derse alkışlıyordunuz! Hak/hukuk demeden hakikatı haykıranları susturup, onlara zulmedenleri destekliyordunuz. Ateşi görünce mi aklınız başınıza geldi!.
    )