8 Aralık 2020 Salı

 Fussilet 44:

  •  Eğer Biz bu Kuran'ı anlaşılması zor bir dilde indirseydik, bu sefer de:' Neden onun mesajları anlaşılır bir şekilde ifade edilmemiş, hayret! arap bir elçiye, arapça dışında bir dilde mesaj!' diyerek tuhaf karşılarlardı.
    De ki:' Bu ilahi kelam inananlar için bir rehber ve şifa kaynağıdır. Ona inanmayanlara gelince; onların kulaklarında bir ağırlık vardır, ve bundan dolayı da Kuran onlara kapalı ve anlaşılması zor gelir. Onlar, çok uzaktan seslenilen insan gibidirler'.
    (
    Bu,  kâfirlerin  inatlarının  tezahürlerinden  biridir.  Hz.  Peygambere:  “Senin anadilin olan Arapça ile bir şeyler söylemeni vahiy kabul etmemizi bekleme! Ama sen durup dururken “Farsça, Rumca gibi bir dille kusursuz bir beyanda bulunursan işte o zaman “Bu bir mûcizedir!” diye kabul edebiliriz” demek istiyorlar. Onlara verilen cevapta: “Biz onlar anlasınlar diye kendi dilleriyle indirdik.  Eğer yabancı dilden  olsaydı  bu  sefer  de:  “Ne  tuhaf!  Arap  olana  yabancı  dille  hitap  ediliyor!” Yani şöyle demek isteyeceklerdi: “Gelin de görün: Araplara gönderilen peygamber yabancı dil konuşuyor. Ne kendisinin, ne dehalkının bilmediği dille onlara hitap etmesi hiç akıl kârı mıdır?”SY

    Zımnen,  “anlayabileceğimiz  bir  dilde.”  Hz.  Peygamber  bir Arap  olduğundan ve Arap toplumunda yaşadığından,  o'nun mesajı,  hitab  ettiği  kitlenin anlayabilece­ği Arap  dilinde  ifade  edilmeliydi:  bkz.  bu bağlamda  13:37'nin ilk  cümlesi  ile  il­gili not 72 ve  I4:4'ün ilk bölümü — “Biz her elçiyi kendi halkının diliyle  [vahye- dilmiş  bir mesajla]  gönderdik ki  [hakikati] onlara  açıkça ulaştırabilsin.”  Kur’an'm mesajı Arapça'dan başka bir dilde gönderilmiş olsaydı, Hz.  Peygamber'in muha­lifleri,  “bizimle  senin  aranda  bir  engel  vardır”  (bu  sûrenin  5.  ayeti)  sözlerinde haklı  olurlardı.ESED

    )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder