Şura 38:
- Yine onlar, Rablerinin çağrısına kulak verir ve namazı hakkını vererek ifa ederler, işlerini istişare ederek yürütürler ve kendilerine nasip ettiğimiz imkanlardan hayırlı işlerde sarf ederler.
(
Meşveret (danışma), verilecek kararların isa-betli olarak verilebilmesinin ilk şartıdır. İyiden iyiye düşünülmeden, başkalarının fikir ve ten-kitlerine arzedilmeden bir mes’ele hakkında verilen kararlar, çok defa hüsran ve hezimetle neticelenir. Düşüncelerinde kapalı, başkalarının fikrine hürmet etmeyen “kendi kendine” biri, üstün bir fıtrat, hatta dâhî bile olsa, her düşün-cesini meşverete arzeden bir diğer insana göre daha çok yanıldığı görülür.En akıllı insan, meşverete en çok saygılı ve başkalarının fikirlerinden en çok istifade eden insandır. Yapacağı işlerde kendi düşünceleriyle iktifa eden ve hattâ onları başkalarına da kabul ettirmeye zorlayan ham ruhlar, etraflarından hep nefret ve istiskal görürler. (Ölçü ve Yoldaki Işıklar, 154)
İslâm’da meşveret veya istişare o kadar önem-lidir ki, Allah, bu âyetinde Sahabe’yi överken, onların işlerini aralarında istişareye dayalı yürüt-tüklerini belirtmektedir. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, vahiyle destekleniyordu; kendi hevasından konuşmazdı ve söylediği sözler vahye dayanıyordu. Buna rağmen O, bilhassa kamuyu ilgilendiren meseleleri meşverete havale ediyor, idarî işleri istişare ile yürütüyordu. Uhud savaşına çıkmadan önce de ashabıyla istişare bulunmuş, savaşta geçici de olsa bir mağlûbiyetin mukadder olduğunu rüyasında görmüş olmasına ve Medine içinde müdafaa savaşı verilmesini daha makûl bulmasına rağmen, Ashabın çoğunluğu şehirde dışında meydan savaşı verilmesi görüşünü desteklediği için, düşmanı Uhud Dağı etekle-rinde karşılamıştı. Bu savaşın ikinci döneminde yaşanan geçici mağlûbiyette, açık sahada bir meydan savaşı verilmesinin tesiri de vardı. Buna rağmen, savaşın hemen ardından gelen âyetlerde Efendimiz’e idarî konularda istişare emrinin veril-miş olması, vazgeçilmez bir usûl olarak istişare-nin önemini ortaya koymaktadır.İstişare, hakkında kesin hüküm olmayan meselelerde hakimler tarafından da kendisine başvurulan bir metottur. Bu sebeple, kıyas ve içtihada yakın bir hususiyeti de vardır.AÜ
)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder